YIL 10     SAYI 111    25 Mayıs 2008

Hazırlayan  Mahmut Selim GÜRSEL yazışma adresi  corumlu2000@gmail.com

DİKKAT ; BU BİLGİLER TELİF ESERİ OLUP YAZARI VE YAYINEVİMDEN  İZİN ALINMADAN KULLANMAYINIZ!

YAZARLARIMIZIN HAYAT HİKAYELERİNE GİTMEK İÇİN TIKLAYARAK GİDİNİZ!

Aşağıdaki dizinler ile tıklayarak üye olmadan sayfalara girebilir ve inceleyebilirsiniz!1

 

BİLGİ PAYLAŞILDIKÇA KIYMETİ ARTAR!

 

Mahmut Selim GÜRSEL ATATÜRK'Ü ANMA, GENÇLİK VE SPOR BAYRAMI 19 MAYIS
Mahmut Selim GÜRSEL 27 MAYIS
İsmet ÇENESİZ ANNELER GÜNÜ
Mehmet Ali SULUTAŞ MERSİN ULUSLARARASI MÜZİK FESTİVALİ
ŞEBİNKALE ŞİİR ŞENLİKLERİ
Sakin KARAKAŞ AH ŞU TRAKTÖRLER
Ali EMİROĞLU AMERİKA’NIN İKİ DEVRİ
Atilla ALPAY KIRKA YAKIN TİRYAKİ DAHA SİGARAYI BIRAKTI
Mustafa Nevruz SINACI ULUS (MİLLET) BİLMEK İSTİYOR
Selma GÜRSEL PATATES PÜRESİ
Şükrü GÜLTEPE GÖNLÜMÜZ YARALI BABAM
Güner KAYMAK ORTADOĞU ELDEN GİDİYOR CANLAR
 
   
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 01

Bu sayının içindekiler bölümüne dönmek için tıklayınız

Bir önceki Sayfaya Gitmek İçin Tıklayınız!

Bir sonraki Sayfaya Gitmek için Tıklayınız!

Mahmut Selim GÜRSEL
Mahmut Selim GÜRSEL Hayat Hikayesi
 ATATÜRK'Ü ANMA, GENÇLİK VE SPOR BAYRAMI 19 MAYIS
Tarihimizin önemli ve kutlanması muhakkak elzem olan önemli günler vardır. Bunların içinde 19 Mayıs 1919 Anadolu'da yeni Türk Devleti'nin kuruluşunun temellerinin ve Türkiye Cumhuriyeti’nin başladığı gündür.
Önderimiz; Atatürk Nutkunu bu tarihi olayı anlatarak başlaması ve  kendisine doğum gününü soranlara 19 Mayıs'ı olarak söylemesi bizleri düşündürmelidir.
19 Mayıs'ın Millî Bayram olarak ilanı Atatürk’ün bu güne önem vermesi ve Millî Mücadele döneminde sonradan da 19 Mayıs yasa ile Millî Bayram kabul edildi.
Atatürk; Millî Mücadeleden yana az sayıda, fakat etkin bir grup ile birlikte Millî Mücadele Anadolu'dan başlatmaya karar verdi. Bir görevle tevdisi ile Anadolu'ya geçme emri ile İstanbul'dan Samsun'a çıktı.
19 Mayıs 1919 Türk millî kurtuluş hareketinin başlangıcı oldu. Yeni kurulan Türk Devletinin çağdaş değerlerle milletler ailesi içerisinde yerini almasını da sağladı. Mustafa Kemal Paşa'nın Samsun'a çıktığı gün bir devrin başlangıcının nişanesi olarak “Atatürk'ü Anma, Gençlik ve Spor Bayramı 19 Mayıs “ kutlanmakta ve kutlanmaya devam edecektir.

 

 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 

 

 02

Bu sayının içindekiler bölümüne dönmek için tıklayınız

Bir önceki Sayfaya Gitmek İçin Tıklayınız!

Bir sonraki Sayfaya Gitmek için Tıklayınız!

Mahmut Selim GÜRSEL
Mahmut Selim GÜRSEL Hayat Hikayesi
27 MAYIS 1960
            Bu tarih benim hayatımda birçok dönemin tarihi olarak yer buldu.
            İlk 27 Mayıs 1960 günü sabahleyin Ankara Yenimahalle 9. durakta bulunan evimizden okula gitmek için giyinip çıktım ve sokakta bir asker yolumu keserek:
            -Çocuk dışarı çıkma yasağı var. Okullar kapatıldı evine dön dedi. Nede olsa subay çocuğu olduğum için askere:
            -Asker ağabey! Neden çıkma yasağı var? Diye sorunca asker:
            -İhtilal oldu haydi eve git! Dedi. Eve girdim. Annem benden sonrada babam için kahvaltı hazırlıyordu. Anneme:
            -Babam kalktı mı? Diye sordum. Annem: Birazdan kaldıracaktım git kaldırıver! Dedi. Babamla annemin odasının kapısına gittim, kapıyı tıklattım. Saat 07 yi 3 geçiyordu. Babam:
            -Gir dedi. Girdim. Babam üzerini giymekle meşguldü. Döndü kapıdan tarafa baktı. Beni görünce şaşırdı. Bana dönerek:
            -Oğlum okula niçin gitmedin? Bende heyecanla:
            -Baba sokakta askerler var askerin biri okullar kapatıldı. İhtilal oldu dedi. Ben böyle diyince babamın yüzü bembeyaz oldu. Koşar adımla salonda bulunan radyoyu açtı. O sırada bir tok ses ihtilal’ı  haber veriyordu. Bebem ceketini ve şapkasını alarak kapıya yöneldi. Aracının gelmesine daha 15 dakika olmasına rağmen ve kahvaltı yapmadan çıkması beni de şaşırttı. Biraz sonra babamda eve girdi. Babam da subay olmasına rağmen eve girmesi ihtarı ile karşılaşmış ve aracınız görev kağıdı ile gelir binbaşım evde bekleyiniz denmişti.
            On dakika sonra kapı çalındı. Babamın aracının şoförü kapıda idi. Selam vererek:
            Komutanım araç hazır gidebiliriz dedi ve çıktılar.
            Aradan yıllar yıllar geçti. Biraz bakanlık ile, biraz kitapların gitmemesi için mücadelemiz ve memuriyette görevimizin son bulması üzerine Çorum’da bulunmayan bir iş yapmayı düşündüm il olarak Çorum’da Gürsel Yayınevini açtım. 27 Mayıs1988
            Yakın tarihlerde de bir mahkememizin başlangıç tarihi 27 Mayıs 2008 Bu mahkemeye Yargıtay itirazım 27 Mayıs 2010 en sonda bu tarihte yeni pasaportumu aldığım tarihde aynı tarihi taşımakta.
            Artık; bu bir tesadüf mü ilahi bir takdir mi onu da siz değerlendirirsiniz.
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 

 03

Bu sayının içindekiler bölümüne dönmek için tıklayınız

Bir önceki Sayfaya Gitmek İçin Tıklayınız!

Bir sonraki Sayfaya Gitmek için Tıklayınız!

İsmet ÇENESİZ
İsmet ÇENESİZ Hayat Hikayesi
ANNELER GÜNÜ; (ANALAR) 
(Ana ile evlat sevgisi bir zincirin iki ucu gibidir.)           
Belki çoğu insan bilmiyordur her yıl Mayıs ayının ikinci Pazar günü bütün dünyada, “Anneler Günü” olarak kutlanmaktadır. Herkesin yavrusu herkese balaban, herkesin anası herkese canan gelir. Birisi bizi doğuran,  birisi de çocuklarımızın anası olan anamız, analarımız!
Ana anadır. Kuşun anası da olsa, kuzunun, kurdun, aslanın anası da olsa ana anadır. 
           Bir korku anında, bir tehlike anında ananın yavrusunu korumada ki gücü, koruyuculuğu bir başkadır. O andaki fedakarlığı ise her fedakarlıktan üstündür.    
             Ana neslin devamı, sevdanın yeli, gülün kokusu ve burcu burcu terdir. Emektir, süttür ana. Yemez yedirir, giymez giydirir. Yavrusuyla o bambaşka övünür.
Ana yavrusuna sevdalı, yavru anaya kara sevdalı. Kara  toprak aldı anamı/ Diktim mezarına güller, sümbülleri/ Kokunu getirsin diye rüzgar ile yeller/ Sularım toprağını soğusun bağrın/ Göğsünde açsın güller sümbüller/ Gelmek isterim koynuna, kıyamaz/ Erken der savarsın/ Hasretini rüyalarımda gideririm ancak/ Rüyalarımda yine seversin, okşarsın gocunmayarak.  
           Dünyada her şey kıskanılırmış. Tek kıskanılmayan şey evladın başarısıymış. Evlat sevdamızın kaynağı, en büyük aşk. Evladın ana sevgisi daha da bir başka.  Bu sevdaya karışmaz hile hurda. Çünkü o ciğerin taa kavrulan yerinden gelme.
Sobalı evlerde o soğuk kış günlerinin gecelerinde belki on kere kalkan, bizi emziren, doyuran, üstümüzü örteceğim, üşütmeyeceğim ve hasta etmeyeceğim diye kendini hasta eden anamızdır.
Anamız kakalı bezlerimizi yıkarken bile ellerini ona bulaştıran. İğrenmeden, yüzünde gülücüklerle yavrusunun hayalini karşısına alıp gülerek zevkle yıkayan yine anamız. Anamız bizi doyurmadan, uyutmadan kendi karnını doyurmayan ve uyumayan anamız. Rabbimin kendisine bahşettiği sütü göğsünden  yavrusunun ağzına aktarırken onun zevkini, heyecanını anamız bilir anamız.
Cennet anaların ayağı altında olduğu gibi dünyanın sefası, mutluluğu da anaların duasındadır. Siz hiç beddua almış birisinin mutlu payidar ve mevki sahibi olduğunu gördünüz mü? Anasını babasını sevmeyen, ona hürmette  kusur eden neden bilmez ki o ektiği kötü tohumun daha da katlanarak evlatlarınca kendisine geri döneceğini? Anasını ağlatıp da güleni, anasının duasını almayıp ta güzelce ölenini duydunuz mu?  Anasının, babasının mezarını gömülürken orda olduğu halde gitmeye gitmeye mezarı kaybeden çok insan vardır AMMAA evladının mezarını kaybeden ana baba olmasa gerek.      
            Ana yar, analık ince ayar. Bu ayarı bilmeyen bu terazinin nizamından geçmeyen ne anlar anasının analığından? Ne anlar insan sevgisinden, merhametten, yavru kokusundan?  Yavrunun anasının sütünü emince anasının göğsü üstünde bir yatışı vardır ya; o anda ananın da, evladına bir bakışı vardır ya, işte o zevkli an cennet halinden bir parça olsa gerek.  
Ana oğlunu vatana hizmet için askere gönderir. Hem sevinir hem de o günleri gösterdiği için rabbine şükreder ve ağlar. Gözünden yaş yağmur taneleri gibi dökülür. Yavrusu askerden gelir yine ağlar. Şükreder, sevinir “ yavrum” der. “Yavrum” der de bir koklar ki, taa ciğerlerini onun kokusuyla dolduruncaya kadar. Evladının iyi gününde sevinçten ağlar. Kötü gününde de çay olur, sel olur akar gözünün yaşı.
 “Ağlarsa anam ağlar geresi yalan ağlar’” ın arkasında ana ile yavrunun ayrılmaz bir parça oluşu yatar. Ana sevdası sevdaların en güzeli. Ana sevdası gök kubbe kadar yüce. Kadının elinin değdiği yer başka ananın elinin değdiği yer ise bambaşka olur. 
Anlatma! Anlatamazsın sen. Erkeksin bunu tadamazsın. Sen anana hizmet ve hürmette bu sevgiyi belki birazcık sezebilirsin.     
            Ana başta taç imiş, her derde ilaç imiş/ Uçtu gitti elimden, hasreti ateş imiş.... 
            Ananızın sevdasıyla sizleri baş başa bırakıyor, bütün anaları kutluyor, mutluluk dileklerimle birlikte sevgi ve saygıyla ellerinden öpüyorum.  
Gurbette yar özlenir de yârânımız, anamız özlenmez mi?    (2004)
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 

 
 04

Bu sayının içindekiler bölümüne dönmek için tıklayınız

Bir önceki Sayfaya Gitmek İçin Tıklayınız!

Bir sonraki Sayfaya Gitmek için Tıklayınız!

Mehmet Ali SULUTAŞ
MERSİN ULUSLARARASI MÜZİK FESTİVALİ
Değerli sanatseverler, sevgili müzik tutkunları;
Mersinliler bir güzel etkinlik başlattı yedi yıl önce. Uluslararası kimlik taşıyan bu etkinlik daha altıncı yılında (geçen yıl), merkezi Brüksel’de bulunan Avrupa Festivaller Birliği’ne (EFA) 9 Haziran 2007 tarihinden geçerli üye kabul edilmiştir. Bu yıl EFA üyesi olarak gerçekleştirilecek festivalimiz boyunca Mersinli sanatseverler ve Mersin’i ziyaret edenler “müziğin keyifli dünyasında bir yolculuğa çıkacak” ve Mersin ilinin eşsiz doğal ve kültürel zenginliklerini izleme olanağı da elde edeceklerdir. Bu bağlamda ilgililerin açıklamalarını, etkinlikleri izleme, yer ayırtıp bilet temin etme konularında bilgileri aşağıda bulacaksınız.
Bu yıl 57incisi düzenlenen Ottawa Lale Festivali’nin ancak on yıllar geçtikten sonra Festivaller Birliği’ne kabul edildiğini göz önüne alırsak, Mersin Müzik Festivali’nin altı yılda Birlik üyeliğine kabul edilmesi övünülecek bir gelişme ve olgunluktur. Bu nedenle de nelere sahip olduğumuzun bilincinde olarak bu Festival etkinliklerimizi de onurlandırmaya, destek vermeye, alkışlamaya, dostlarınıza ve dünyaya duyurmaya davet ediyoruz sizleri…
Ülke, bölge ve kent kültürünün yansımasını uluslararası bir buluşmada paylaşma ve dünya kamuoyuna aktarma çabalarına katılımınız ve katkınız önemlidir. Çünkü sizler önemlisiniz…
Saygı ve sevgilerimizle,
Mehmet Ali Sulutaş, MBA (Ottawa)
Mersin Sivil Toplum Birliği Platformu
Kurucu Başkanı ve Birinci Eşgüdümcüsü 
Kanada Büyükelçiliği Onursal Temsilcisi
 
 
Sevgili Sanatsever Dostlarımız! Bu yıl 7. sini gerçekleştireceğimiz Mersin Uluslararası Müzik Festivali, 22 Mayıs - 02 Haziran tarihleri arasında yapılacaktır. Programla ilgili bilgileri ekli dosyada sunulan festivalin biletleri: Festival ofisi (Tel: 2388184 - 85), Kültür Merkezi Gişesi, Forum AVM Festival Bilet Satış Standında satışa sunulmuştur.
Mersin Kent Birliğinin hayat bulduğu bu etkinliğin gelecekte de yaşatılması ve sürdürülebilir kılınması, etkinliği bugün sahiplendiğimiz oranda mümkündür. Bu da ilgi ve desteğinizle sağlanacaktır.
Sevgi ve saygılarımla 
Faik BURAKGAZİ
Sanat Etkinlikleri Derneği Bşk
FESTİVAL BAŞLIYOR
Mersin Uluslararası Müzik Festivali 22 Mayıs – 02 Haziran 2008 tarihleri arasında bir kez daha Mersin’in ulusal ve uluslararası alanda duyulmasını sağlayacak etkinliklere imza atacak. Türkiye'nin kültür ve sanat aracılığıyla tüm dünyaya tanıtılması ve Mersin’in tarihi ve kültürel birikiminin, günışığına çıkarılarak şehrimizin uluslararası alanda marka bir kent olabilmesi amacıyla gerçekleştirilen festivalimiz bu yıl da Mersin’de yaşayanları müziğin evrensel dünyası ile buluşturacak. 7. Mersin Uluslararası Müzik Festivali kapsamında İspanya’dan Azerbaycan’a uzanan yelpazede konuk sanatçılar Mersin’e gelecek ve farklı müzik türlerini izleyenlerle paylaşacaklar. Festival her yıl olduğu gibi Kanlıdivane, Tarsus St. Paulus Müzesi ve Kızkalesi gibi antik mekânların yanı sıra düzenlenecek yerel etkinliklerle de Mersin’in pek çok farklı mekânına sanatı taşıyacak.
 
FESTİVAL PROGRAMI - 2008
22/05 AÇILIŞ GALA KONSERİ - JANINE JANSEN
23/05 BİLKENT SENFONİ ORKESTRASI
24/05 VOKALİZ GRUBU
25/05 LOS VIVANCOS DANS GÖSTERİSİ
26/05 VİYOLA/AKORDEON
27/05 UFUK-BAHAR DÖRDÜNCÜ
28/05 BAKÜ OPERASI SOLİSTLERİ / KANUN KONÇERTOSU
29/05 BAKÜ OPERASI SOLİSTLERİ / ECLIPSE
30/05 TRIO AEGEAN / PERCUSSION
31/05 STRING INSPIRATIONS QUINTET
01/06 ENBE ORKESTRASI / STRING INSPIRATIONS QUINTET
02/06 LEIPZIG STRING QUARTET KAPANIŞ KONSERİ
EFA üyeliğinin ardından ilk festival
Mersin Uluslararası Müzik Festivali geçtiğimiz yıl ana hedeflerinden birine ulaşmış ve Merkezi Brüksel’de bulunan Avrupa Festivaller Birliği’ne (EFA) 09 Haziran 2007 tarihi itibariyle üyeliğe kabul edilmiştir. Bu yıl EFA üyesi olarak gerçekleştirilecek festivalimiz boyunca Mersinli sanatseverler müziğin keyifli dünyasında bir yolculuğa çıkacak. İzleyenler klasik müzikten dansa, Akapella korodan caza kadar pek çok farklı müzik ve gösteri türünü festival süresince bir arada izleme olanağı bulacak. edecektir.

 

 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 05

Bu sayının içindekiler bölümüne dönmek için tıklayınız

Bir önceki Sayfaya Gitmek İçin Tıklayınız!

Bir sonraki Sayfaya Gitmek için Tıklayınız!

ŞEBİNKALE ŞİİR ŞENLİKLERİ
Aylardan beri heyecanla beklenen şiire ve şaire ödül töreni yine şiir şenliklerinin şöhretler şehri Şebinkarahisar'ın çok meşhur Şebinkale kültür sanat etkinlikleri alanında yapılacak. Şebinkale'de gerçekleştirilen ve Türkiye’nin en ilginç şiir etkinliği olma özelliği taşıyan Şebinkale şiir etkinliklerinin cazibesi;  aşık ozan şair ve şiir yorumcularının piri  dünyaca ünlü şair Abdi Beğ'in Şebinkarahisar topraklarında doğup büyüyüp bir süre de hayatının sonunu Karahisar-ı şarki sancağı ağır ceza reisi olarak yaşamış olmasından ve bir bahar akşamı şiir dinletisi etkinliklerini Şebinkarahisar'dan İstanbul fatih Kiz Taşı'na,  Sümbül Efendi' ye   oradan da Balkanlar'a ve tüm Türkiye'ye yayan halk bilimcisinin geleneğini canlı canlı yaşatmaktan şiir yazmak için oturduğu mekanlarda soluklanmak istenmesindendir.
19 mayıs 2008 Şebinkale şiir şenlikleri ve hikmet okuyan tanıtım turizm kültür sanat etkinlikleri programı:
O8:00-09:00.....Abdi Beğ, Bayburtlu Zihni, Abdullah Okuyar, Mehmet Emin Yurdakul, Hasan Tahsin Okutan, Mehmet Hayri Akyüz, Murat Akyüz, Coşkun Ertepınar, M.Bülent Ecevit, Coşkun Öner, Rafet Hancıoğlu, Mahmut Yeles, Ali Özdemir, Aziz Şeker, Selehattin Erdal, Aşık Veysel, Mehmet Emin Ertem,Hüseyin Toygar, Alişarlı Ozan Nurhayat Sakarya, Fotoğrafçı Hasan Karaca ve diğer sanat dostları için anma töreni yapılması ve  aşıkların ozanları şairlerin ve şiir yorumcularının piri dünyaca ünlü şair halkbilimcisi ve halk önderi Abdi Beğ'in mezarına Şebingülü konması.
09:00-10:00 .....bayram kutlamaları bir şiir yorumcusu öğrenciye ''Giresun okuyor'' kampanyasına ''Okuyar'' diyerek yüzde yüz katkı için Türkiye sevdası armağan edilmesi,
10:00-11:00..... Resmi ve özel ziyaretlerin yapılması, Şebinkarahisar lisesi bahçesine yeşil çevre uzmanı şema gönüllüleri başkanı  Hikmet Okuyar tarafından Şebincevizi fidanı dikilmesi, 
11:000-12:00..... Şebinkale'de medya mensuplarına ve ödül kazananlara sabah kahvaltısı ikram edilmesi ( yufka, Şebingül suyu ve tereyağı ile kavrulmuş Şebincevizli un helvası, Şebindut suyu tirbolu çayı)
12:00-13:00...şair şiir yorumcusu kay tv şiir programları yönetmeni ve sunucusu Öngüngün Yıldırım'ın sunumları ve Şebinkarahisarlı şiir yorumcusu Lelemanların yorumlarıyla Hikmet Okuyar imzalı Şebinkarahisar türküsü, Alucra türküsü, Çamoluk türküsü, aksu şenlikleri isimli eserlerin okunması,
13:00-14:00 ''ilimiz ve ilçeleri'' konulu ''XI. Hikmet Okuyar ödüllü şiir yarışması''nın ödül töreni ve 2007 Hikmet Okuyar kültür sanat ödülü verilecek yarışmacılar ile şiir dostlarının takdimi.. Mehmet yüksel engin bay konseri..
14:00-15:00.....Şebinkale'de medya, kültür sanat siteleri ve  özel arşivler için  toplu ikili üçlü hatıra fotoğrafı çektirilmesi özel şiir sohbeti,
15:00-18:00.....Şebinkale şiir dinletisi etkinlikleri(kaval eşliğinde) foklar gösterileri, Şebinkale'den güneşin batışının izlenmesi,
18:00-20:00.....şehirde gezinti ve özel ziyaretler,akşam yemeği,
20:00-24:oo Şebinkarahisar Atatürk evi ve müzesi bahçesinde 13. Şebinkarahisar şiir akşamları etkinlikleri; Şebinkarahisalı şiir yorumcusu elemanların ustalara  ve medya mensuplarına Tanıtlılması, Şebinkarahisar, Giresun ve Türkiye şiirlerinin okunması, Türk Halk Müziğinin yeni sesi Engin Bay'ın şiir dostlarına takdimi.
Şebinkarahisar Giresun Karadeniz Türkiye ve sevda şiirlerinden örnekler..
20 mayıs 2008 günü
24:00-04:00 şiir sohbetleri ve taş mahallesi camiine ziyaret, ezan sesinin dinlenmesi;
04:00-08:00....Kavaklar, Kıkgöz, Biroğul, İkikoğul, Avutmuş, Kütküt bağlarında bülbül sesi dinlenmesi. Şebingül bahçelerinde gezinti..Abdi Beğ konağında inceleme, Köprübaş'ında sabah sabah çay sohbeti..ırmak sesi dinletisi, Abdi Beğ ile ilgili hatıraların dinlenmesi;
O8:00-12:00.....tamzara'da sabah kahvaltısı..teşekkür ve Şebinkale'ye veda ziyaretleri;
13:00-14:00 Eğribel Tepesi'de Mayıs yedisi  kutlamaları  Eğribel çobanlarına  Giresun okuyor kampanyasına ''Okuyar'' diyerek yüzde yüz katkı için Giresunlu şairlerin ve Türkiye şairlerinin şiir kitapları ile kaval ve şapka armağan edilmesi,
17:00 -17.30 Giresun Atapark'da saygı duruşu, Hikmet Okuyar birincilik ödülü alan ve bestekar Erol Güngör tarafından bestelenen Nevşehirli  Dr .Nedim Uçar tarafından yazılan ''Giresun'da Günbatımı'' şiirinin; şiir yorumcusu Canan Pir-öngün yıldırım birlikteliğinde  yorumlanması, Giresun Valisi sayın  Mustafa Taşkesen'e şiire çok özel ilgisi münasebetiyle  teşekkür ziyareti ve Türkiye sevdası armağan edilmesi..18:00-24:00 Karadeniz sahil gezisi, yeni bir ''Hikmet Okuyar ödüllü şiir yarışması''   ve Hikmet Okuyar tanıtım turizm kültür sanat etkinliklileri dileği ile veda..
Not: sürpriz ödüllerin dışında ödül alacaklar  ile Kayseri pastırması, Malatya kayısısı, Şebincevizli dut pestili,  Çorum leblebisi, Giresun simidi, Afyon kaymağı, Kahramanmaraş dondurması, Çamoluk balı  gibi sürpriz ödüller ''Şebinkarahisar kalesi şiirlerle şenlenecek başlığı'' altında indirilebilir.reisimler de Şebinkale Görselerinden .iyi yayınlar dileğiyle saygılar..
 
 

 

 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 06

Bu sayının içindekiler bölümüne dönmek için tıklayınız

Bir önceki Sayfaya Gitmek İçin Tıklayınız!

Bir sonraki Sayfaya Gitmek için Tıklayınız!

Sakin KARAKAŞ
Sakin KARAKAŞ Hayat Hikayesi
AH ŞU TRAKTÖRLER
Yaklaşık son 1 aydan bu yana işimize gidip gelebilmek için kısa süreli de olsa gece yolculuğu yapmak zorunda kalıyoruz. Mesai saatlerinin akşam 17.00 sona ermesi nedeni ile hava iyice karardıktan sonra yola çıkmak zorundayız. Laçin ilçesi ile Osmancık arası otomobil ile normal şartlarda 22-23 dakikalık yol olarak biliniyor. Günlerin iyice kısalmış olması dolayısıyla kısa süreli de olsa her gün tekrarlandığından bu yolculuk riskli hale geliyor.
            Yol arkadaşım Mehmet bey oldukça dikkatli bir sürücü trafik kurarlarına harfiyyen  uymaya özen gösteriyor. Bizlerde bu yolculuk vesilesi ile yolda gördüklerimizi ve gelişmeleri konu ediyor ve o akşamın gündemine almaya çalışıyoruz.
            Son günlerde de konumuz traktörler. Malum Çorum Osmancık yolu oldukça dar. Bu durum da aslında ayrı bir sohbet konusu. Bu konuda sözlerimizi daha önce defalarca harmanladık. Çorum Osmancık yolu aslında sadece bizim değil bütün yöre halkının gündeminden düşmüyor. Çünkü artık bu yol bu trafiği taşıyamıyor. Bütün bu bilgilere rağmen yolu gündemine almamakta ısrar eden yetkililer bence bu millete hiç te hak etmediği çileyi reva görüyorlar. Bu açıdan benden söylemesi Çorum Osmancık yolu ivedilikle projelendirilmeli ve yenilenmelidir. Eğer 5 yıla kadar yol yenilenmezse Özellikle Kırkdilim mevkiinde yaşanan facialar artacak ve işte o zaman yol sadece yöre halkının değil Türkiye’nin gündemine yerleşecek.
            Neyse biz gelelim traktör meselesine. Bütün Türkiye’de ve her zaman olduğu gibi traktörlerin hemen tamamına yakını birer trafik canavarı. Neden mi? Genellikle traktör kullananlar gerekli trafik kültüründen yoksun. Bu nedenle hemen her  yüz traktörün doksanının aydınlatma sistemi doğru dürüst çalışmıyor. Romörklarında bulunması gereken stop lambaları ya kırık ya patlak ya da yok.  Üstelik park lambaları olmadığı gibi aydınlatıcı reflektörde takılmamış. Hiçbir önlem almadan, lastiklerinde hiçbir temizlik yapılmadan araziden doğruca yoğun trafik ortamına çıkan bu araçlar bu haliyle adeta ölüme davetiye çıkarıyor.
            Yukarıda bahsettiğimiz üzere zaten oldukça dar olan Çorum Osmancık yolunda karşıdan araç ışığının yansıması ile birlikte traktörleri görmek ve önlem almak mümkün değil.
Bu durumda hani derler ya işimiz Allah’a kalmış diye yorum yapmaktan kendimizi alamıyoruz
             Özelikle çeltik hasadının sona ermesi ve pancar hasadının başlaması nedeni ile standartlara uygun olmayan traktörler adeta yolları işgal etmiş durumda. Tabiî ki bu olumsuz durum sadece Çorum Osmancık yoluna özgü değil. Ülkemin hemen her yerinde tablo bu şekilde.
            İşte bütün bu bilgiler ışığında hayret ettiğim bir şey daha var. O da nedir biliyor musunuz? Biz sadece sözleri harmanlayarak çok önemli gördüğümüz bir sorunu gündeme almaya çalışıyoruz. Yani sorun zaten belli belli de. Hayret traktörlere etkili bir önlem alan yok.

 

 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 07

Bu sayının içindekiler bölümüne dönmek için tıklayınız

Bir önceki Sayfaya Gitmek İçin Tıklayınız!

Bir sonraki Sayfaya Gitmek için Tıklayınız!

Ali EMİROĞLU
Ali EMİROĞLU Hayat Hikayesi
AMERİKA’NIN İKİ DEVRİ
Ben, ABD’nin iki devrini de tanıyorum. Aslında, Amerika’nın kendisi de pek eski değil. Keşfiyle birlikte, topu yarım bin yılın içinde. Bunun bir kısmı da kavga ile geçmiş. Kıtanın asıl sahipleri, sonradan gelenlerin taarruzuna uğramış ve hayat mücadelesi yapılmıştır. Biraz sonra da, gelenler birbirleriyle mücadeleye tutulmuşlardır. Ancak, ABD kurulunca, insanlar hem zengin olmuşlar ve hem de millet, yani ulus olma gayreti içine girmişlerdir. Amerika’daki bu yeni devletler, pek te dışarı ile, hatta geldikleri asıl milletleriyle bile ilgilenmemişlerdir. Birinci Dünya Savaşı’ndan sonra da, Avrupalı devletlerin hodbinlikleri karşısında, biraz da kırgın olarak tekrar kıtalarına dönmüşlerdir. Kıtalarında kalmak, Amerika’nın ana politikası olarak kalmıştır.
İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra, niçinse, Amerikan milletlerinden bizim Birleşik Devletler diye andığımız Amerika, ikinci defa tehlikeden kurtardığı Avrupa’yı terk etmek istememiştir. Hatta savaş esnasında, Avrupa’nın geleceği konuşulurken, Fransa’nın durumu ne olacağı sorulduğunda, onu üç-beş sene kendilerini idare edeceklerini açıklayarak, niyetlerin de ortaya koymuşlardı. Fransa’nın Amerikan aleyhtarlığı bundandır.
Rusların deneyimsiz ve düşüncesiz hareketleri de, Amerika’nın Avrupa’da kalmasına yardım etmiştir. Rus tehlikesi, Amerikalılar tarafından istedikleri gibi kullanılmıştır. NATO’nun teşekkül etmiş olmasının sebebi de budur.
Şimdi iyi anlıyoruz ki, Amerika’nın Avrupa’da kalmak istemesi, Avrupa’yı korumak iyi niyeti değildir. NATO’yu organize etmek suretiyle, Avrupa’yı ordusuz bırakmıştır. Avrupa, artık Amerika için, bir tehlike olmaktan çıkmıştır. Bu defa, Amerika Cumhurbaşkanları, biraz da Osmanlılaşarak, Dünya hâkimiyetine oynar duruma gelmişlerdir. Burada, Demokratları Cumhuriyetçiler derecesinde ateşli görmesek bile, onların niyetleri aynıdır. Bill Clinton’ın kitabındaki üslup dikkatle izlenirse, derecesi az olmakla birlikte, Bush edasını taşımaktadır. Amerikalı, Amerikalı olduğunu göstermiştir.
Latin Amerika ile Kanada’yı hesap içi saymayalım. Kuzey Amerika, cidden zengin bir ülkedir. Yeraltı ve yer üstü servetleri, hiç bir ülkeninkilerle kıyaslanmaz. İnsanları varlıklıdırlar. Amerika’da olan hayat standardı, başka ülkelerde görülmüyor.
Amerika’nın akıllı insanları, memleketlerinde kalarak, hiç olmazsa büyük bir ülkeyi mutlu etmek isteyemez mi idiler? Kanada, onlardan daha az varlıklı sayılmaz. Kendi hallerine bırakılmış olsalar, Latin Amerika da kurtulmuş olabilir. Amerika Birleşik Devletleri, bunların elinden tutmakla bir şey de kaybetmiş olmaz. Dünyanın beş kıtasından biri, en son keşfedileni, mutluluğa erişmiş olur. En azından biz böyle düşünüyoruz.
Teknik gelişimi ve Amerika’nın, ikinci büyük savaş sonu, bütün Avrupa’nın yıkılmış kurumlarına ortaklıkla onların zenginliklerine ortak olmuş olmaları, iştahlarını kabarttı. Amerika, Dünya devleti olmak değil, Dünya hâkimiyetini kurmak yolunu seçti. Bunun vasıtasının da silah olduğu kanaatlerini sergilemiştir.
Vietnam’daki başarısızlık ve Amerikan kayıplarının 60 bini geçmiş olması, Amerika’yı uyardı sanmıştık. Yanıldığımızı anlıyoruz. Amerika’nın Dünya hakkında büyük deneyimi yok. Dünyayı hâkimiyeti altına alacağını sanıyor. Her insan için bu hayal tatlıdır. Hayal tatlıdır da, getirisi ve götürüsü bir hesap işidir. Bir insan ölümü göze alınca, başka insanları da öldürüyor. Canlı bomba Ortadoğu icadıdır. Irak savaşını kayıp vermeden bitirdim sanan Amerika, savaşı bitti ilan ettikten sonra, verdiği kayıp üç bini geçmiştir. Bu rakam orada kalacak ta değildir. Amerika, mevcut devletleri parçalayarak, kendini dinleyecek yeni peyk devletler kurmaktadır. Bunların sadakatine da inanmaktadır. Bunun hakkında deneyim eksikliği vardır. İngilizlerin Hindistan’dan çıkacağı akıllarına gelmiyordu. Onun için, bazı parklara, köpeklerin ve Hintlilerin giremeyeceğini levhalara da yazmışlardı. Dünya, etme bulma dünyasıdır, deyip durmuyor muyuz? Dünya, Amerikalılar için başka olacak değildir.
Dünya, bana göre, ikiye ayrılmıştır. Zenginler ve fakirler. Nüfus ta artmaktadır. Bu zengin ülkeler ve de Amerikanlar, Dünya nüfusunun çokluğunu bahane edip te nazariyeler kurmaya kalkarlarsa, insanlık şaşırmamalıdır. Bu yeni Dünyanın insanları, geri kalmışları geri zekâlı olarak görüyorlar ve kaybedilmelerinin insanlık için eksiklik olmayacağını da kabul ediyorlar İnsanlık uyanmalı ve bu zihniyeti taşıyanlardan da uzak durmalıdır. Bu büyük tehlike, ancak ve ancak, dünyayı geliştirmekle olur. Ümmetçilikle bu olmaz; Ulusalcılıkla bu olur.
Ramazan Bayramınız Kutlu olsun.
 

 

 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
  08

Bu sayının içindekiler bölümüne dönmek için tıklayınız

Bir önceki Sayfaya Gitmek İçin Tıklayınız!

Bir sonraki Sayfaya Gitmek için Tıklayınız!

Atilla ALPAY
Atilla ALPAY Hayat Hikayesi
KIRKA YAKIN TİRYAKİ DAHA SİGARAYI BIRAKTI
Geçtiğimiz günlerde başlayan sigara yasaklarını bir başlangıç kabul eden birçok tiryakinin artık sigaralarını bıraktıkları ve sağlıklı bir yaşama başladıkları öğrendik.
Türkiye Yeşilay Derneği Çorum Temsilciliği olarak ana caddemizde açtığımız “sigaranın zararlarını” anlatan sergiyi gezdikten sonra nefis muhasebesi yaparak kendi istekleri ile sigarayı bırakan kırka yakın Çorumlu hemşerimizin de yeni ve sağlıklı bir yaşamı seçtikleri gözlendi.
Yeşilay Sergisindeki panolar ve resimlerle sigaranın dehşet verici yönlerini gören ve öğrenen tiryakiler dağıttığımız cd lerle de bu bilgilerini pekiştirerek birer ikişer sigarayı bıraktılar.
Uzun yıllar sigara içtiklerini ama kimsenin kendilerini bu denli bilgilendirmediğini, artık sigara denilen büyük madde bağımlılığının arka planlarını ve gerçek yüzünü de gördüklerini kaydeden tiryakiler aldıkları bu karardan geri dönmeyeceklerini de açıkladılar.
On gün süren Yeşilay Sergisinin son  günlerinde  artık sigara  içmeyeceklerini beyan eden tiryakilere Türkiye Yeşilay Derneği  Çorum Temsilcisi olarak  şükran belgeleri ve armağanlar verdik.
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 09

Bu sayının içindekiler bölümüne dönmek için tıklayınız

Bir önceki Sayfaya Gitmek İçin Tıklayınız!

Bir sonraki Sayfaya Gitmek için Tıklayınız!

Mustafa Nevruz SINACI
Mustafa Nevruz SINACI Hayat Hikayesi
ULUS (MİLLET) BİLMEK İSTİYOR
Almanya ve Fransa’nın aleyhimizde gelişen aleni tavrı, Hollanda, Yunanistan ve diğer bazı ortakların düşmanca kalkışmalarına rağmen hükümet AB sürecini hızlandırmakta ısrarlı.
ABD’de öteden beri Yahudi, Ermeni ve Rum-Yunan lobi ve diyasporaları tarafından ısrarla sürdürülen zincire şimdi Kanada da katıldı. Üstelik, hem “sözde soykırımın” kabul edilmesi ve hem de “Alevilerin İslâm dışı bir topluluk ve azınlık” olması dayatılıyor. Bunun yanı sıra; Yaklaşık bir asırdır devam eden bir Kürt (aslında Ermeni) devleti furyası var.
Ülkemiz aleyhine sistematik periyotlarla sıkça düzenlenen, ısrarla, inatla ve düşmanca sürdürülen bu ve benzeri sözde sivil inisiyatif, kampanya ve komplolar karşısında hükümetin çok daha duyarlı davranması, hassasiyet göstermesi ve (Kerkük’te olduğu gibi değil) “doğal kırmızı çizgilerin” her ne pahasına olursa olsun korunması beklenirdi. En azından, hukuk-u düvelin mütekabiliyet hükümlerinin işletilmesi bir haktır? Olmadı, mukabele-i bilmisil... Türkiye Cumhuriyeti olmak budur. Şu halde izlenen yol hatadır, tarihi yanılgıdır, gaflet ve dalâlet içinde olmakla birdir. Kaldı ki, 1963 Ankara antlaşmasından günümüze; AB’nin asla bir medeniyet projesi olmadığı; Emperyalist partnerlerin bir araya gelerek birliği küresel sömürünün iğrenç bir aracı olarak kullandığı; İnsan hakları, adalet, hak, hukuk, demokrasi ve barış söylemlerinin yalan ve sanal olduğu; Türkiye’nin asla tam üye sıfatıyla bu kulübe alınmayacağı ve sadece “kayıtsız-şartsız” müstemleke (sömürülen ülke-manda) misal bir statü çerçevesinde düşünüldüğü; Bunu kolaylaştırmak için ABD’nin BOP ve BİP projeleri muvacehesinde bölünmek ve parçalanmak istendiği, iyice anlaşılmış ve ortaya çıkmıştır.
Allah korusun! dahili ve harici işbirlikçi (hain ve delâillerin kişisel çıkarları uğruna gaflet dalâlet ve hıyanet uykusu içinde olanların) bedhahların çabaları sonuçlansa bile; Batı uygarlığı ile (medeniyetinin değil; zira Avrupa kesinlikle bir medeniyet değildir) ortaklığın yegâne avantajı olan serbest dolaşım, serbest yerleşim, karşılıklı işbirliği, tam mütekabiliyet, entegrasyon ve ekonomik yardım gibi hayati unsurların gerçekleşmeyeceği bizzat kendileri tarafından da açıkça söylenmekte ve ilân edilmektedir.
Bunun yanı sıra: Türk Ordusunun (TSK) rehabilitasyonu (milli-manevi Kemalist ve Türkçü unsurlardan arındırılarak Avrupa’nın bekçisi durum ve konumuna indirgenmesi), ekonominin ise, kökü dışarıda mason-misyoner (ilâh-silâh ve ilâç tüccarlarına), kabalist-ateist-pagan paraya tapan, spekülâtif-sansasyonel, vurguncu-soyguncu-pahacı kesime teslimi; Türk milletinin, Jean Jack Rousseau’nun dediği gibi “kulluğa ve köleliğe alıştırılarak esaretin sevdirilmesi” madde ve manâ imtizacından soyutlanarak materyalist süjeler haline getirilmesi (buna bireyselleşme ve modernite demekteler); Hasılı, Atatürk ilkeleri, Türk İnkılâbı, Milli Mücadele Ruhu ve Milli kimliğin yok edilerek, “dünyanın en büyük ve tek medeniyeti” insanlık davası, eşitlik, adalet, hak, hukuk ve fazilet timsali olan şanlı tarihimizin beyinlerden kazınması ve milli hafızanın tümüyle silinmesi amaçlanmaktadır.
Bunu görmeyen kör, anlamayan cahil; Her şeye rağmen “AB” diye dayatan ve inatla diretenler ise, her halde provokatif unsurlar ve ajanlar olsa gerektir.
En vahimi ise; TCK 301. maddenin değiştirilerek Türk insanı ve milletine hakaretin serbest bırakılması. Bunu AB niye ister ? Elbette, ülkelerinde ve gümrük kapılarında yaptığı aşağılama, horlama, insanlık dışı muamele, hakaret ve tezyif yetmezmiş gibi, bir de yüzümüze karşı küfretmek için; Bir takım dönme, devşirme ve sabetayları bu istikamette kullanmak için. Başka ne olabilir ? Olsa olsa bir de, Türk tarihi, kimliği ve inancı ile alay etmek içindir.
Tıpkı zinanın suç olmaktan çıkartılması; İdamın kaldırılması; Hırsızlığa-yolsuzluğa, ekonomik suça ekonomik ceza; Suçluların-maznunların, failin korunup, haksız fiil, tecavüz ve tasalluta muhatap masum, mazlum ve mağdurların kendi kaderlerine terk edilmesi (CMUK) düzenlemesi; Tekelleşme ve tröstleşmesin önünün açılması; Haksız rekabet, fahiş fiyat, stok ekonomisi ve spekülâtörlük patlaması; Denetimin daraltılması; Kayıt ve kapsam dışılığın teşvik edilmesi; Vergide çifte ve çoklu standarda gidilmesi; Özelleştirmelerde peşkeş gibi. Aslında dahası var. Fakat, olay sadece bundan ibaret değil. Bakınız emarelere:
Türk milleti ve gençliğini bölmeye matuf sinsi cereyanlar hızla geliştiriliyor.
1980 öncesi baronlarınca tezgâhlandığı gibi Sağcılık-Solculuk, Alevilik-Sünnilik, Etnik-Dinsel ve dil ayrımcılığı, AB karşıtlığı-yandaşlığı, ABD karşıtlığı-yoldaşlığı, kapitalist-emperyalist, nasyonal-enternasyonal, dindar-dinsiz ve nihayet yumuşak Müslümanlık (!), sonra da gündeme taşınan Ortodoks İslâm tahrik ve teşvik ediliyor... Tam bir kepazelik.
Yani, Milli Devleti ortadan kaldırmak üzere Jeopolitik–stratejik–istihbari-psikolojik, asimetrik savaş, örtülü işgal ve kültür emperyalizmi yıkıcı faaliyetlerle desteklenerek; AB ve ABD tarafından tahkim ve ikame edilmek suretiyle sürüp gidiyor. Ermeni kaynaklı anarşi, terör ve tedhiş örgütünün ABD taşeronu olduğu en net biçimde ortaya çıkmadı mı ? Millete sorarlar: Farkında mısınız? Değilseniz, gaflet ve dalâlet içindesiniz demektir.
YASA ÇOK BİLİNÇ YOK: Hükümet, bütün bunlara rağmen yasa ve anayasa peşinde koşmakta. Oysa, ülkemizin dört bir yanında anarşi-terör ve tedhiş kol geziyor. İstanbul, Ulus ve Diyarbakır sabotajlarında görüldüğü ve TSK tarafından katillerin inlerinde bulunduğu gibi; Memlekete bir orduyu donatacak kadar tonlarca (her türden, çoğu asker ve Poliste bile bulunmayan kalitede) ateşli silâh, TNT kalıbı, C4 patlayıcı, mühimmat, mayın ve bombalar sokulmuş durumda. AB’den ! yayın yapan Rojtv yöneticileri lüks villa malikleri olarak Anadolu’da yakalanıyor. Emniyet felç, genel güvenlik dumura uğramış vaziyette. Vatandaşların araçları yakılıyor, canları ve malları tehdit altında. Kalabalık yerlerde şüpheli paketlerden geçilmiyor. Ve, tabii ki ulus/millet/vatandaş soruyor: Devlet yok mu ?.. Eğer varsa, bunca tehdit, tehlike ve tecavüz neden ? İçişleri Bakanlığı sınırlara, Maliye Bakanlığı gümrüklere, sahil koruma denize, polis ve jandarma görev alanına hakim-sahip değil mi nedir ? Köy ve Mahalle Muhtarından başlayıp MİT’e kadar giden bilgi toplama-derleme-değerlendirme ve devleti uyarma kurumları ne iş yapar? İşini yapamayanlar niçin defedilmez?
Yasal boşluk desen yok. Lâkin Hükümet yasalarla meşgul. Çünkü AB öyle istiyor.
Oysa, sadece “bilimin yokluğunda” yasa, “bilincin yokluğunda” ise anayasa gereklidir.
Bilinçsiz toplumlarda Anayasalar da, çok kapsamlı, ciddi ve önemli bir sorundur.
Üstüne üstlük Türkiye, bir taraftan da bu sorunu yaşamaktadır.
Oysa bilim evrenseldir. Namuslu-dürüst, ilkeli-onurlu ve sorumlu “milli” bir hükümet, AB’de sahip olunan “uygarlık değerlerini” (endüstri, teknoloji, bilim, fen) milletimize teşmil etmek için illâ AB’ye katılmak ve ABD’ye stratejik ortak olmak zorunda mıdır?
Elbette hayır.
Sözün özü yine Gazi Mustafa Kemâl ATATÜRK tarafından söylenmiş. Bakın:
“Bir devletin istinat ettiği/dayandığı esaslar ‘istiklâl ve kayıtsız şartsız milli hakimiyet’ den ibarettir. İstiklali tam (bağımsız) denildiği zaman, bittabi ‘siyasi-mali-iktisadi-adli-askeri-harsi (kültürel) ve ilâahir, her hususta istiklâli tam ve serbesti tam demektir. Bu saydıklarımın herhangi birinde istiklâlden mahrumiyet, millet ve memleketin manâyı hakikisiyle bütün istiklâlinden mahrumiyet demektir. Siyasi-askeri muzafferiyetler (zaferler) ne kadar büyük olurlarsa olsunlar, iktisadi muzafferiyetler (zaferler) ile tezvic (tamamlama-bütünleme-tahkim) edilmezlerse, (taçlandırılmazlarsa) kazanılan zaferler asla payidar olamaz.
SONUÇ: Yasa çok. Yenisine ihtiyaç yok. Amma bilinç yok. Sürekli bilinç kaybı var.
ULUS BİLMEK İSTER: Devlet varsa, (ki, var) öyleyse bunca sorun neden ? Bütün organ, kişi, kurum ve kuruluşları ile “milli devlet” ve hükümetlerin asli görevi: Yeni sorunlar yaratmak yerine, mevcut sorunları çözümlemek-halletmek, İnsan’a insanca bir yaşam ortamı sağlamak değil midir ? Hani ne demiş atalarımız: İnsanı “insanca” yaşat ki, devlet yaşasın.
UNUTMAYINIZ ! Devlet ve Millet adına yönetim sorumluluğunu üstlenen hükümet ve emrindeki bürokrasi; Adaletle hükmetmek, refahı tabana yaymak, sorunları ‘hakkaniyet ve hukuk” çerçevesinde çözmek, eşitlik ilkesine mutlaka riayet etmek, mal ve can güvenliğini en ileri düzeyde sağlamak; Devletin istiklâl, hakimiyet-özgürlük, birlik ve bütünlüğünü ilke, onur ve erdemle korumak ve ülkede mütecanis (uyumlu-barış ve huzur içinde) bir yaşamı mümkün kılmak zorundadır. Eğer, ülkede bunlar yoksa; Hükümet “niçin” vardır?
Bilmek gerek!
YAŞAM ÇOK DEĞERLİDİR VE YÜREĞİN İKİ VURUŞU ARASINDAKİ SÜREDİR.
http://mustafanevruzsinaci.blogspot.com.tr

 

 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 10

Bu sayının içindekiler bölümüne dönmek için tıklayınız

Bir önceki Sayfaya Gitmek İçin Tıklayınız!

Bir sonraki Sayfaya Gitmek için Tıklayınız!

Selma GÜRSEL
Selma GÜRSEL Hayat Hikayesi
PATATES PÜRESİ
6 adet orta boy patates
1 Baş kuru soğan
3 yemek kaşığı sıvı yağ
        Önce patatesler yıkanarak suda haşlanır.
Haşlanan patatesler biraz soğumaya bırakılır.
Patateslerin kabukları soyulur. Patatesler rende ile rendelenir.
         Bir tencereye soğan doğranarak sıvı yağ konulur ve ocakta soğanlar hafifçe kızartılır. Tencereye ayrı kapta bulunan rendelenmiş patatesler aktarılarak üzerine istenildiği kadar tuz ve kırmızı pul biber konularak sağlam bir kaşıkla bastırılarak devamlı karıştırılır.
         Patatesler iyice ezilince ocaktan indirilerek tabaklara konur ve servis yapılır. İstenirse tabakların kenarına kıvırcık marul konulur.

 

 

 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 11

Bu sayının içindekiler bölümüne dönmek için tıklayınız

Bir önceki Sayfaya Gitmek İçin Tıklayınız!

Bir sonraki Sayfaya Gitmek için Tıklayınız!

Şükrü GÜLTEPE
Şükrü GÜLTEPE Hayat Hikayesi
GÖNLÜMÜZ YARALI BABAM!
Büyük bir çınardın devrilip gittin,
O dallara kuşlar konmuyor babam!
Mücadele verip sonunda bittin
Kara topraklara gömüldün babam!

Esprili sözlerle öğüt verirdin,
İnsanlık yolunda önden giderdin,
Bizi hatırladın bazı gelirdin
Sözlerinle seni anardım babam!

Otu beş senedir saygı duyduğum
Senin sözlerinden ilham aldığım
Doğru yolda bana öğüt verdiğin
Hayalimde seni anarım babam!

Haksızlık yoksulluk hiçte sevmezsin
Doğru sözden hiçbir zaman caymazdın
İyilikseverdin haram yemezdin
Sözlerini anar ararım babam!

Gelmez yola götürdüler yolunu
Zalim felek kırdı senin belini
Sevenlerin götürdüler salını
Unutamam seni anarım babam!

Bu yalan dünyada kimseye kalmaz
Gidenler elbet geriye gelmez
Para hırsı olan kimseyi görmez
Unutamam seni anarım babam!

Ozan ŞÜKRÜ der ki ecel götürdü
Ömür çilesini çekti bitirdi
Seksen yıllık ömrü aldı götürdü
Unutamam seni ağlarım babam!

 

 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 12

Bu sayının içindekiler bölümüne dönmek için tıklayınız

Bir önceki Sayfaya Gitmek İçin Tıklayınız!
Güner KAYMAK
Güner KAYMAK Hayat Hikayesi
ORTADOĞU ELDEN GİDİYOR CANLAR
Katil Amerika işaret verdi
Uşağı İsrail Lübnan'a girdi
Dönen oyunları kör bile gördü
Ortadoğu elden gidiyor canlar
Nükleer var dedi de Irak'a girdi
Arap milletini ayırdı böldü
Dostuz deyip Türk'ün yüzüne güldü
Ortadoğu elden gidiyor canlar
Amaç İsrail'i güçlü kılmaktı
Engel olanları yakıp yıkmaktı
Filistin'i toprağından atmaktı
Ortadoğu elden gidiyor canlar
Suriye ve Iran sırada şimdi
Terörü koruyup besleyen kimdi
Yirmi yılda ülkem kaç şehit verdi
Ortadoğu elden gidiyor canlar
Bizde de öküz var kördür görmüyor
Amerika katil sanki bilmiyor
Yahudi’nin oyununa geliyor
Ortadoğu elden gidiyor canlar
Yıllardır Filistin gözyaşı döker
Çocuklar masumdur boynunu büker
Manevi değerler çok sürmez çöker
Ortadoğu elden gidiyor canlar
Türkiye’m görüyor bundan zararı
Katillerin olmaz bize yararı
Avrupa birliği Bizans pazarı
Ortadoğu elden gidiyor canlar
İnsan hakları nerede kaldı
Avrupa mazlumun ahını aldı
Bu sırtlanın yalnız bir dişi kaldı
Ortadoğu elden gidiyor canlar
İş işten geçecek böyle giderse
Bir kardeş ölürken biri izlerse
Tüm İslâm alemi birlik olmazsa
Ortadoğu elden gidiyor canlar
Bu gün ona olan yarin bizedir
Kardeş olan kardeşini gözedir
Dinimizce yaşam hakkı yücedir
Ortadoğu elden gidiyor canlar
Kör olası zalim rahat durmuyor
Filistin yurdunda huzur bulmuyor
Hitler’in artığı nankör oluyor
Ortadoğu elden gidiyor canlar
Ozan GÜNER der ki yüreğim yanar
Çocuk katledilir analar ağlar
Katliamdan sonra sefalet başlar
Ortadoğu elden gidiyor canlar
Amsterdam / 24.07.2006
 

 

 

YAZARLARIMIZIN HAYAT HİKAYELERİNE GİTMEK İÇİN TIKLAYARAK GİDİNİZ!

Bu sayının içindekiler bölümüne dönmek için tıklayınız

DİKKAT ; BU BİLGİLER TELİF ESERİ OLUP YAZARI VE YAYINEVİMDEN  İZİN ALINMADAN KULLANMAYINIZ!
YAPTIKLARIM YAPACAKLARIMIN GARANTİSİ ALTINDADIR!

Hazırlayan  Mahmut Selim GÜRSEL yazışma adresi  corumlu2000@gmail.com

 Hukuka, Yasalara, Telif  ve Kişilik Haklarına saygılı olmayı amaç edinmiştir.
Gizlilik şartları ve Telif Hakkı © 1998 Mahmut Selim GÜRSEL adına tüm hakları saklıdır. M.S.G. ÇORUM

BİLGİ PAYLAŞILDIKÇA KIYMETİ ARTAR!

112 SAYI 25 Haziran 2008 SAYIYA Gitmek İçin Tıklayınız!