YIL 7  SAYI 85    25 Mart 2006

Hazırlayan  Mahmut Selim GÜRSEL yazışma adresi  corumlu2000@gmail.com

DİKKAT ; BU BİLGİLER TELİF ESERİ OLUP YAZARI VE YAYINEVİMDEN  İZİN ALINMADAN KULLANMAYINIZ!

YAZARLARIMIZIN HAYAT HİKAYELERİNE GİTMEK İÇİN TIKLAYARAK GİDİNİZ!

Aşağıdaki dizinler ile tıklayarak üye olmadan sayfalara girebilir ve inceleyebilirsiniz!1

 

BİLGİ PAYLAŞILDIKÇA KIYMETİ ARTAR!

 
Mahmut Selim GÜRSEL KEŞKE
Mahmut Selim GÜRSEL YAZARIMIZ CÜCENOĞLU’NUN  BAŞARI HABERİLERİ!
Ali EMİROĞLU KADINLARIMIZIN GÜNÜ
Ö.Ertuğrul SOYOCAK ÇORUM’UN YARINI
İsmet ÇENESİZ BAYILIYORUM;
Selma GÜRSEL TIRTIL BİSKÜVİ
Sakin KARAKAŞ YAŞLILAR HAFTASI
Mehmet Akif Ersoy ÇANAKKALE ŞEHİTLERİNE
Yakup YURT AMAAAN PETROL, CANIIIM PETROL…
Cuma TÜRKMEN BÜĞET KÖYÜ
 

 

 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 01

Bu sayının içindekiler bölümüne dönmek için tıklayınız

Bir önceki Sayfaya Gitmek İçin Tıklayınız!

Bir sonraki Sayfaya Gitmek için Tıklayınız!

Mahmut Selim GÜRSEL
Mahmut Selim GÜRSEL Hayat Hikayesi
KEŞKE
            Keşke; 25-30 yaşında olsaydım. Yaş altmış İş bitmiş yaştayım. Teknolojik özürlü değilsem de bu işleri çok geç öğreniyorum.
            Yaklaşık 7 yıldır Internet’ten bir şeyler öğrenmeye çalıştım,bir şeyler yaptım sayılırsa da tam istediğim gibi değil.
            Birkaç e-postam,birkaç sitemiz var. Birisi çok önemli,(Şu an taşınıyorum,tamamı yüklendi,sıkıldıkça e-postalarımı okuyorum)
            Benim kim olduğumu merak edenler ise SARIÇİĞDEM ŞAİRLER  BÖLÜMÜNDEN Mahmut Selim Gürsel'i tıklayarak görebilirler. Aynı hayat hikayesi Çorumlu 2000 Yazarları bölümünde de varsa da şu anda yüklenmedi. Yine yeni düzenlediğim sayfadan da bulabilirler;

http://yazarlar.dergisi.info

Eskiye bakmak,eskisi iyi ise çok güzeldir. Şimdi buna zannedersem Nostalji diyorlar,halbuki buna gerek yok ki;hatıralar denilmiş zamanında.
Birde resimlerimi,(daha o da yüklenmedi)sitemde eş-dost-akraba bölümünde  yayınlamaktayım. Kendi çektiğim belki sanat değeri olmayan ilimizle ilgili bitmeyen Çorum'u resimlerle gezdirmek istediğim bir çalışmam var,yaklaşık Çorum'um ana sokak ve
caddelerini 50 metre ara ile tıkayarak geçecekleri bir sanal yol bölümünü hazırlıyorum.
Biraz,yazıyor,biraz okuyor,biraz da öğrenmeye çalışıyorum. Başarılı oldukçada kendimce seviniyorum. Birkaç Internet grubuna üyeyim,kendisini sanal alemde saklayanlara çok kızıyorum. Saklanacaksan burada ne işin var ? Diyerek  medeni cesaretlerinin olmadıklarına içerliyorum. Söyleyeceğini gizlenerek söylediğini zanneden bu gafiller bilmiyorlar ki,bütün bilgilerini bu teknoloji biliyor,hafızasında saklıyor,zannediyorlar ki ben gizlendim,ben falan  Internet kahvesinden aradım bilmezler umudundalar.
İşte bu kadar kendimi belki anlatmadım,fakat bir fikir verdim kanaatindeyim. 
 
Not: özel yazmak isterseniz ataçsız e-posta yollayınız
corumlu2000@gmail.com
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 

 

 
 

 

 02

Bu sayının içindekiler bölümüne dönmek için tıklayınız

Bir önceki Sayfaya Gitmek İçin Tıklayınız!

Bir sonraki Sayfaya Gitmek için Tıklayınız!

Mahmut Selim GÜRSEL
Mahmut Selim GÜRSEL Hayat Hikayesi
YAZARIMIZ CÜCENOĞLU’NUN  BAŞARI HABERİLERİ!
            ÇIĞ bütün dünyada düşmeye devam ediyor!  Cücenoğlu’nun “Çığ” adlı oyunu  şimdi de İsveç’te “Boyacı” Adlı Oyunu Ukrayna’da
            Hemşerimiz Tuncer Cücenoğlu’nun Çığ  adlı oyunu bu kez de İsveç diline çevrildi.
Durusoy Yazan’ın İsveç diline kazandırdığı Çığ oyunu önümüzdeki günlerde İsveç’te kitap olarak yayımlanacak. Hemen hemen bütün Dünya dillerine çevrilen ve çevrilmeye devam edilen “Çığ” böylece  Belçika’dan sonra İsveç’e de düşecek.
            Polonya, Rusya, Bulgaristan, Gürcistan’dan sonra “Çığ”ın AB üyesi ülkelerde de değerlendirilmeye başlanması Türkiye’yi tanıtımı bağlamında  ayrı bir sevinç yaratıyor.
            Konuyu sorduğumuzda; Cücenoğlu :
            “İngilizce’den İspanyolca’ya, Farsça’dan Gürcüce’ye,Rusça’dan Bulgarca’ya, Fransızca’dan İsveç’çeye  hemen bir çok  dünya diline çevrilen ve repertuarlara giren,sahnelenen Çığ, inanıyorum ki Türkiye’mizin tanıtımında önemli bir işlevi yerine getiriyor….
Hem ülkem, hem de kendi adıma seviniyorum.” Dedikten sonra:
            “Oyunlarımın Dünyanın bir çok ülkesinde hızla değerlendirilmeye başlanması bir Türk yazarı olarak beni mutlu ediyor… Hem ülkem adına hem de kendi adıma seviniyorum” Dedi.
            Öte yandan Çığ’ın yapılmakta olan Almanca çevirisi de Mart ayında Alman tiyatrolarına sunulacağını da öğrenmiş olduk.
            Hemşerimizin “Öğretmen” Azerbaycan’da;Azerbaycan “Yug Devlet Tiyatrosu” rejisörü ve “Bakü Slavyan Üniversitesi Öğretim Üyesi Rasim Aşin”in verdiği bilgiye göre; Tuncer Cücenoğlu’nun  oyunlarından “Öğretmen”,Azerbaycan’da Bakü Slavyan Üniversitesi Türkoloji Bölümü öğrencilerinin doğru Türkçe öğrenmeleri için,  pratik dersi yardımcı kitabı olarak seçildi.  Cücenoğlu’nun tüm oyunlarının Azeri diline çeviri işleri de hızla devam etmekti.
            Ayrıca;Tuncer Cücenoğlu’nun “Boyacı” adlı oyunu “Ukrayna’da Kiev Üniversitesi  Türkoloji Bölümü” öğrencileri tarafından sahnelenmek üzere hazırlanıyor.  Kiev Üniversitesi Türkoloji Bölümü öğretim üyelerinden Doç.Dr. Tudora Arnaut’un verdiği bilgiye göre Türkçe bölümü öğrencilerinin Türkçe’lerinin gelişmesi için seçilen Boyacı, kısa bir zaman içinde hazırlanacak ve sahnelenecek.
            Öte yandan 2000 yılından bu yana “Rusça” olarak Rusya’da “Rostov Maksim Gorki Akademik Dram Tiyatrosu”nda ve “Tatarca” olarak da “Kazan Kamal Devlet Tiyatrosu”nda sahnelenmekte olan “Boyacı” ise  altıncı yılda da başarıyla sürüyor.

 

 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 

 03

Bu sayının içindekiler bölümüne dönmek için tıklayınız

Bir önceki Sayfaya Gitmek İçin Tıklayınız!

Bir sonraki Sayfaya Gitmek için Tıklayınız!

Ali EMİROĞLU
Ali EMİROĞLU Hayat Hikayesi
KADINLARIMIZIN GÜNÜ
Kadın günü;yalnız bizim kadınlarımız için değildir. Dünya bunu kabul etmiştir. Aynı Dünya,bir erkekler günü kabul etmiş değildir. Bunları işitince;dünya kadınlığının sorunlar karşısında kalmış olduğu akla geliyor. Bu düşünce doğrudur da. Bütün dünya milletleri arasında,kadınların bazı haklarının,erkekler tarafında göz önünde tutulmadığı veya haksızlık vasıtaları arasında erkeklerin bulunduğu zehabı uyanıyor.
Biz, her ne kadar, kadın erkek ayırımı yapmanın ayıp olduğunu kabul etmiş isek de, sözümüz ve niyetlerimiz her an ve her yerde geçerli oluyor iddiasında bulunamıyoruz. Bütün dünyadan gelen kadın şikayetleri,haksızlıkların devam ettiğini gösteriyor. Günlerde yapılan konuşmaların ve alınan kararların da bir etkisinin olduğu görülmüyor. Belki;bir gün de olsa kadın sorunlarını dile getirmeler,sorunların unutulmamasını temin ediyor. Biraz ilerlemenin vasıtası da oluyor denebilir. Kadın günleri kabul etmenin zararlarını görmedik ve yapılmasının karşısında da olduğumuz iddia edilmemelidir. Kadınlarımızın yanında ciddi olarak bir kısmımızın bulunduğunu da teyit etmek isteriz.
Kadınlar derken,”Türk Kadını”nın toplumda ayrı bir yeri olduğunu da belirtmek istiyoruz. Bizim Türk kadın”larımız (Bu cümleleri, Türk olduğunu söylemekten utanmayanlar için yazıyoruz) erkeklere hep eşit olarak kalmışlar ve yaşamışlardır. Din değiştirmemiz olmadan önce,hakanlarımızın eşleri de hakan yetkilerine sahip bulunuyorlardı. Antlaşmalara onlar da, geçerli olması için, imza koyuyorlardı.
Müslüman olduktan sonra da,Türk Kadın”ları eski alışkanlıklarını terk etmiş değillerdir. Şimdi bile,Türk Köylerinde, kadının adı “Ev Sahibi”dir. Öyle anılır ve ev erkeği, bir sorun karşısında,ev sahibine danışayım demekten çekinmez. Kadın istemediği anda da, ev sahibinin rızası olmadığını da söylemekten ve işten sarfı nazar etmekten geri kalmaz. Yazının tam ortasında,Mustafa Kemal’in bir hatırası da benim hatırımda canlandı. Kurtuluş savaşında,bizim ordu Sakarya nehri arkasına çekilme kararı verdiği anda, Ankara’da öğretmenler kongresi toplanmış imiş. 8–10 kadın öğretmen de çağırılmış. Mustafa Kemal, Cepheye hareket etmeden önce,kongrede bulunmuş,bir konuşma da yapmış. Kadınların ayrı oturtulmuş olmasına kızan Paşa,yetkiliye önce,kadınların çağırılışı için teşekkür etmiştir. Ancak, arkasından: “Bu kadınlarımızı niçin ayrı oturtunuz ve araya da mesafe koydunuz;kendinize itimadınız mı yok,yoksa kadınlarımızın iffetinden şüpheniz mi var ?” Sorusu yöneltmiş.
Daha cumhuriyet meydanda yok,Vatanın kurtarılacağı da şüpheli. Mustafa Kemal Paşamız,tek büyük cümle ile,İslâmiyet’in tesettür sorununu, geleceğin Türk Kadını fikirlerini ve erkeklerimizin de ne zihniyete kendilerini hazırlamaları gerektiğini itiraz edilemez şekilde anlatmış oluyor.
O günün Mustafa Kemal’i, Cumhuriyeti kurunca, Türk Kadını hakkındaki düşüncelerini ortaya koymuş ve gereken yenilikleri de yapmıştır. Kadın haklarını ilk defa sorun yapan ve realize eden devlet adamımız.
Kadınlarımız;Mustafa Kemal Paşa’yı yanıltmış değillerdir. Her iş ve düşünce kolunda, kendilerinin aldıkları işleri, tıpkı erkekler gibi, bazen onlardan da iyi olarak başarıya götürmüşlerdir.
25 senedir, 1980 el koymasından sonra, yavaş yavaş, kadınlarımıza bakış açısı değişikliğe uğramıştır. Bazı çevrelerde, Mustafa Kemal’in ve bizim de iştirak ettiğimiz görüşlerden vazgeçilmektedir. Kadınlar, eskiden olduğu gibi, yine erkeklerin arkasında ve onların emrinde kalmaları gerektiği fikri gelişim göstermektedir. Kadınlar da, bazı kesimlerde belirgin olarak, gönüllü olarak, bu nahoş görüşe sahip çıkar görünmektedir. O zaman, Mustafa Kemal Paşa’nın sözü aklımıza geliyor. Biz erkekler mi kendimize inancımızı kaybedip, kendimize, nefsimize hakim olmaktan çıktı; yahut, kadınlarımız mı iffet duygularından yoksun kaldılar ki, kendilerine vasiye ihtiyaç duyar duruma sokuyorlar? Yoksa ikisi birden mi oldu?
Ben, bir değişiklik olduğuna inanıyor değilim. Kadınlarımızın iffetini koruyacak vasilere ihtiyaçları olmadığı gibi, biz erkeklerin de kadınlarımıza saygı duymayacak kadar vahşileştiğimiz düşünülemez. Devir değişince, kadınlarımızın bir kısmı da, politikanın istismar vasıtası olmuştur. Başarı da kazanılmıştır deme cesaretini de gösteriyorum.
Bütün dünyada, kadın erkek insanların kıyafetleri çağdaş kıyafettir. Kadın erkek herkesin başı açıktır. İnsanlar, birbiri karşısında yere değil, birbirine bakarlar. Kadınlarımızı yere bakıtacak bir eksiklik yoktur. Hele bunun bir inanç sorunu olduğunu iddia, aslında tamamı ile siyasi çıkar için uydurulmuş safsatadır.
Bunları söyledikten sonra, kadınlarımıza etraflarına bakmalarını tavsiye ederim. Türk kadınlığı, açıkça, seçikçe,başörtüsü ile inanç bahanesi altında iki kısma bölünmüş durumdadır. Kanun emirlerine itaati saygı gereği saymayan siyasi kesimlerimiz,inanç üzerinde iddialarını yürütmektedirler. Onlara göre, tesettür bir inanç sorunudur ve tesettüre girmeyenlerde inanç yoktur.
Sevgili kadın arkadaşlarımız, analarımız, bacılarımız, çocuklarımız; iddia bir inanç sorunu değildir, bir siyasi çıkar sorunudur. İki kesimin bir arada yaşaması düşüncesi ise, ilerde hiç saygı gösterilmeyecek bir yalan iddiadır. Cumhuriyetten beri bu iddia, bazen gizli ve bazen yarı açık,şimdi ise açıktan açığa sürdürülüyor. Çok yakında,daha kötü ayrıcalıklarla karşılaşmamak için,sizlerin düşünmesi gerekiyor. Düşününce,gerekenlere de teşebbüs etmeniz icap ediyor. Hür bir ülkenin kadınları olarak ve hür kadılar olarak kalmak istiyorsanız. Sorumluluklarınızın da bilincinde olacaksınızdır.

 

 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 04

Bu sayının içindekiler bölümüne dönmek için tıklayınız

Bir önceki Sayfaya Gitmek İçin Tıklayınız!

Bir sonraki Sayfaya Gitmek için Tıklayınız!

Ömer Ertuğrul SOYACAK
Ömer Ertuğrul SOYOCAK Hayat Hikayesi
ÇORUM’UN YARINI
Çorum Belediyesi ile Gazi Üniversitesi Çorum İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi işbirliği ile düzenlenen ‘Yerel Yönetimler ve Sivil Toplum Kuruluşları Etkileşimleri ve Çorum açılımı’ konulu panelde, T.S.O Başkan vekili ‘ Çorum Ticaret ve Sanayisinin Gelişiminde Çorum Belediyesinden Beklentiler ve Öneriler’ konusunu işledi konuşmasında özellikle imar düzenlemelerinin kentin sosyo-ekonomik gelişmelerini en iyi tarif eden düzenlemeler olduğundan bahisle Çorum nazım imar planının olmamasının kentin gelişmesine sekte vurduğunu Küçük sanayi ile Aşağı sanayi çatışması gibi olumsuzluklara neden olduğunu anlattı.
Önce nazım imar planının ne olduğundan bahis edelim.Nazım imar planı bölgelerin,gelecekteki nüfus yoğunlukları,yapı yoğunlukları,yerleşme alanlarının büyüklüklerini,ilkelerini,ulaşım sistemlerini göstermek ve uygulama imar planına esas
olmak üzere düzenlenen plandır.
T.S.O Başkan vekili;bu konuşmasında Nazım imar planı vasıtası ile şehrimizin en önemli sorununu gündeme getirmiştir.Bu sorun şehrimizin vizyonunun (gelecekte varılmak istenen yer) ne olduğu konusudur.tüm Çorumlu ve Çorum’da yaşayanlar olarak konuşmamız tartışmamız gereken yarınki Çorum’dur  yarınki Çorum nasıl bir Çorum olmalıdır.
2023 Yılında Cumhuriyetimizin yüzüncü yılını kutlarken nasıl bir Çorum’a ulaşmak istediğimizi bu günden planlamak zorundayız.bu sadece imarda değil , Tarımda Hayvancılıkta,Sanayide,Turizmde,Madencilikte,ulaştırmada,hatta Çorum sporda şehrimizin hedeflerini koyan bir hedef plan olmalıdır.
Bu planın belki de birinci adımı 2015 olabilir Kamu kuruluşları,Belediye,Üniversite ve sivil toplum kuruluşları müştereken böyle bir çalışmayı başlatabilirler.Öncelikle şehrimizin sahip olduğu ekonomik ve sosyal alt  yapının tespiti ile başlanabilir kurum ve kuruluşlar mevcut bilgilerini günceleştirip Internet ortamında kamuoyunun bilgisine sunabilir sonra 2015 ve 2023de varılmak istenen hedefler planlanabilir, projeler üretebilir % 40larda olan tarım nüfusumuz gelecekte nasıl olmalıdır çiftçimizi yönlendirmemiz gereken hedef nedir ?  ulaşmayı düşündüğümüz sulama alanları ne olmalıdır bu ne gibi bir bitki desenine ulaşmamızı sağlar bunun   ekonomimize katkısı ne olur.ilimizin konut açığı nedir?  Nüfus artışımıza göre konut ihtiyacımız ne olur.ihracat rakamlarını nasıl artırırız gibi bazı örneklemeler vererek anlatmak istediğimiz çalışma ile şehrimizin ufkunu açacak bir plan oluşturulabilir.
Proje geliştirmek yatırım yapmak isteyen yerli ve yabancı yatırımcıya done elde edebilecekleri bir başvuru planı, kaç turizmci veya bilim adamı biliyor 3500 yıl önce yapılan  Hititlere ait barajın bu gün bile  işlevini yerine getirdiğini ve Çorum’da olduğunu.Kimileri hatırlayacaktır;Çorum Ticaret ve Sanayi Odasının ilki 1988 senesinde olmak üzere 1989 ,1992 , 1993 de  Çorum’un sorunları  ile ilgili dört adet toplantı yaptığını ve ilgilileri ile tartışıp  bunları kitap halinde yayınladığı uygulama göstermiştir ki , bu çalışmalar belirli bir süre kaynak kitap olmuştur. On sekiz yıl önce başlatılan bu çalışmaların yeni çalışmalarla güncellenmesinde şehrimiz açısından büyük yararlar vardır.
Yatırımcının önünü açan yatırım ortamı sağlayan kamunun sorunlarının ne olduğunu bilmek o sorunların aşılması halinde şehrimize katkılarının ne olacağını anlamak ve bu konuda güç birliği yapmak şehrimiz için kazanç olacaktır.
Şehrimizin mevcut kaynaklarının tespiti  sürdürülebilir bir kalkınma için  ön görülen hedefler akılcı bir plana dayandırılarak nasıl bir Çorum ve bu Çorum’a ulaşımının yol haritası oluşturulabilir.
Hemşerilerimizce de  benimsenebilecek böyle bir çalışma  şehrimizin hedefi ,hedefi yakalama çabası tüm Çorum’un heyecanı ,gururu ve mutluluğu olacaktır.

 

 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 05

Bu sayının içindekiler bölümüne dönmek için tıklayınız

Bir önceki Sayfaya Gitmek İçin Tıklayınız!

Bir sonraki Sayfaya Gitmek için Tıklayınız!

İsmet ÇENESİZ
İsmet ÇENESİZ Hayat Hikayesi
BAYILIYORUM;
            Bayılıyorum; iyimser insanlara. Bayılıyorum ahde vefalılara. Bayılıyorum Allah’ını bilerek günü gün edenlere. Bayılıyorum “ben” demeyen ve dilini  kullanmasını bilenlere.   Bayılıyorum, “bunda benimde suçum var” diyebilenlere ve suçun tek taraflı olmayacağını bilenlere. Bayılıyorum özür dilemesini bilenlere.   
            Sevenlere, sayanlara, erken yatıp erken kalkanlara. Uyuyup, huzur bulanlara, mutluluğu kafasına yazanlara, mutluluğu beynine kazıyanlara bayılıyorum. Huzurlu insanlara, karşısındaki insanlara huzur ve güven  veren insanlara bayılıyorum.
            Sıhhatli, kendini genç, dinç hisseden insanlara bayılıyorum. Yaşı ne olursa olsun çalışanlara. İşini, eşini, aşını sevenlere. Dinlenmesini bilenlere, hobisi olanlara. Okuyanlara, her türlü kitabı okuyup ders alanlara bayılıyorum. 
“Sıkıldım” lafını ağzından düşürmeyenlere üzülüyor, “hayat ne güzel” diyenlere bayılıyorum. Her türlü hayat şartlarının kendine uymayacağını bilip bulunduğu şartlarda mutlu olan, yüzünden gülücükler eksik olmayan insanlara bayılıyorum.
            Yalnız kalmayanlara, yalnızlığın ilacının kitap olduğunu bilenlere. Namazda huzur bulup onu adam gibi kılanlara bayılıyorum. Yeşile hayran olanlara, yeşili çoğaltanlara. Ağaç diyenlere, onu dikenlere bayılıyorum.
Sözü, özü doğru olanlara, sözünün arkasında duranlara bayılıyorum. “Nasıl yaşarsanız öyle öleceksiniz” sözünü tutanlara. Ekmeği ağzına yiyenlere. Tabağını temiz tutanlara, helal kazanıp, helal yolda harcayanlara. Parayı hazmedenlere, tevazu içinde olanlara bayılıyorum. İnsanlar ölünce ağıt yakmak yerine sağken kıymetini bilenlere bayılıyorum.
Anasının yüzünü ve doğduğu şehri unutamayanlara bayılıyorum. İnsan kokusunu sevenlere, onu koklayanca mest olanlara.  İyiliğini başa kakmayanlara, Allah razı olsun diyenlere bayılıyorum.
İslam’ın 5 şartını yerine getirenlere, aşırıya kaçmayıp orta yolu bulanlara bayılıyorum.  Postu post, dostu dost bilenlere. Dünya ile Ahireti eşit götürenlere. Sabrı sabır bilenlere, hakikaten şükredenlere bayılıyorum.
Oruç tuttuğuyla bayram eden, kendine kötü söyleyenlere gülebilen insanlara bayılıyorum.
            Parayı amaç değil araç olarak bilenlere, parayı hazmedenlere. Mülkün Allah’ın olduğunu ve bu malın başında bir müddet nöbetçi olduğunu bilenlere bayılıyorum. Harama el sürmeyen, çamura yatmayanlara. Yalanı ağzına sokmayanlara, ölümün ikinci bir yaşam olduğuna inananlara ve ona göre yaşayanlara bayılıyorum. 
            Fakir fukaraya sahip çıkanlara, hayır bayrağını kaleye dikmeye çaba gösterenlere. Malıyla işsizlere iş açmaya uğraşanlara, kalbi memleket aşkıyla çarpan, ciğeri Allah aşkıyla yananlara bayılıyorum. 
            Sözün özü adam gibi adam olanlara bayılıyorum.
Adam gibi adam olabilmemiz dileğiyle  sevgi ve saygılarımı sunuyorum. 

 

 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 

 

 
 06

Bu sayının içindekiler bölümüne dönmek için tıklayınız

Bir önceki Sayfaya Gitmek İçin Tıklayınız!

Bir sonraki Sayfaya Gitmek için Tıklayınız!

Selma GÜRSEL
Selma GÜRSEL Hayat Hikayesi
TIRTIL BİSKÜVİ
MALZEMESİ: 2 yumurta,1 paket 250 gram margarin,1 su bardağı sıvıyağ,1 su bardağı pudra şekeri,1 paket 4 gram vanilya,1 paket 4 gram kabartma tozu,alabildiği kadar un
 Önce;hamuru hazırlayacağımız kabın içerisine un , yumurtalar 250 gram yağ ,  1 su bardağı sıvıyağı konularak pudra şekeri dökülür.
Üzerine vanilya ve kabartma tozu dökülür. Alabildiği kadar un yavaş yavaş el ile yoğrularak kulak memesi yumuşaklığında hamur elde edilir.
            Elde edilen bu hamur pasta hunisi içine konularak bastırılarak 7-8 santim uzunluğunda tepsilere döşenir. Kızdırılan fırına sürülen tırtıl bisküvi fırından alınarak soğumaya bırakılır. Kapaklı bir kapta saklanırsa uzun süre bayatlamadan duran bu bisküviye tırtıllı huniden çıktığı için tırtıl bisküvi denilmektedir.

 

 

 

 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 07

Bu sayının içindekiler bölümüne dönmek için tıklayınız

Bir önceki Sayfaya Gitmek İçin Tıklayınız!

Bir sonraki Sayfaya Gitmek için Tıklayınız!

Sakin KARAKAŞ
Sakin KARAKAŞ Hayat Hikayesi

YAŞLILAR HAFTASI

             Her yıl 18-24 Mart arası “Yaşlılar Haftası” olarak kutlanıyor. Ancak bu önemli haftanın etkin olarak kutlandığı da söylenemez.  Popüler olan pek çok konu ile ilgilenen sivil toplum örgütleri  genelde “Yaşlılar Haftası” ile ilgilenmiyor. Nedendir bilinmez ilgili ilgisiz pek çok sivil toplum örgütü “Yaşlılar Haftası” ile ilgili basına demeç verme, seminer, kutlama proğramı, huzurevlerine ziyaret, panel vb. herhangi bir etkinlikte bulunma ihtiyacını hissetmiyor. Belki de 18-24 Mart arası kutlanması gereken hafta unutuluveriyor. Sonradan hatırlansa da iş işten geçmiş oluyor. Yani insanlarımız bu haftaya hazırlıksız yakalanıyor.

            Dolayısı ile ülkemizde “Yaşlılar Haftası” kutlamaları henüz istenilen düzeyde değil. Bu haftanın daha etkin  ve daha verimli kutlanması gerektiğini düşünüyorum. Hafta boyunca ilgili ilgisiz bütün sivil toplum örgütlerince kutlama proğramları düzenlenmeli, ziyaretler gerçekleştirilmeli, okullarda kutlamalara ağırlık verilmeli, konu ile ilgili şiir, kompozisyon ve resim yarışmaları düzenlenmelidir.  Yine hafta içerisinde konu ile ilgili bilimsel çalışmalar gerçekleştirilmeli, panel, seminer  ve sempozyumlarla  bu önemli hafta zenginleştirilmelidir. Ayrıca hemen her genç ve orta yaşlı yakınlarından  yanı kendi anne baba, büyükanne, hala,dayı vb. ebeveynlerinden başlamak üzere ziyaretlerde ve kutlamalarda bulunmalı, hediyelerle yaşlıların gönlü alınmalıdır kanaatini taşımaktayım.

            Buraya kadar olması gerekeni açıklamaya ve etkisiz geçirilen “Yaşlılar Haftası”nın etkili hale getirilmesi ile ilgili öneriler getirmeye çalıştık. Peki neden Anneler günü, Babalar günü,Öğretmenler günü, Dünya tıp bayramı,Sevgililer günü, Dünya kadınlar günü gibi pek çok özel gün etkili olarak kutlanır da “Yaşlılar Haftası sönük geçer onu irdelemeye çalışalım.

            Yaşlı insan dünyadaki bütün etkili faaliyetlerini sonlandırmış ve köşesine çekilmiş kişidir. Yani zamanında memur, esnaf,iş adamı, işçi, köylü, anne, baba vb. olarak görevini yerine getirmiştir. Zamanında çeşitli kurum ve kuruluşlarda etkili olmuş çeşitli dernek oda vb. sivil örgütlerde roller üstlenmiştir. Bir başka deyişle hiçbir kurum ve kuruluşta, kamu ya da özel hiçbir örgütte görevli ve aktif olan yaşlı bir insan yoktur. Yaşlı insanları temsil eden görevliler ya yoktur ya da bir elin parmaklarının sayısı kadardır. Yaşlı insan  yaşı gereği bütün bu faaliyetlerini sonlandırmış ve sonunda da unutulmuştur. Takati azalmıştır. Dimağı dünya işleri ile uğraşıyı kaldıramaz hale gelmiştir. Artık dinlenmesi gerekir. Ancak bu dinlenmesi sırasında da yetiştirdiği öğrencileri, evlatları, torunları, yakınları ve yapmış olduğu hizmetleri gereği hatırlanması gerekir. Bu hatırlanma arzusu yaşlılarımızın en doğal hakkıdır.  

            Bütün bu bilgilerden sonra şimdi başımızı iki elimizin arasına alıp şöyle bir düşünelim.Yaşınız kırkı aşmış  ya da aşmak üzere. Yavaş yavaş gözlük kullanmaya başlamışsınız, gözleriniz  küçük yazıları pek seçemiyor. Bu durum beş sene sonra daha da ağırlaşacak. Emekliliğiniz yaklaşıyor. Karnınız ya da bacaklarınız ağrımaya başlayacak bundan on yıl öncesinde annenizde olduğu gibi şeker ya da amcanızın rahatsızlığı olan tansiyon sorunlarınız olacak. Gittikçe kendinizi güçsüz hissedeceksiniz ve bir gün emekli olacaksınız. Bu anlatılan süreç gittikçe ivme kazanacak ve bu günleri çok arayacaksınız.

Fazla zaman kalmadı  şunun şurasında on beş yirmi yıl gibi kısa bir zaman kaldı. İşte o zaman hal hatır sorulmaya, aranmaya ve hatırlanmaya çok ihtiyacınız olacak Bir de ne olacak biliyor mu sunuz? Yaşlılar Haftası’nın önemini ve kıymetini daha iyi anlayacaksınız. Belki gençliğinizi hatırlayacak, bir şeyler üretmeye çalışacaksınız ama buna takatiniz elvermeyecek.

            Yaşlılar Haftası henüz sona ermedi. Onları hatırlamak için henüz vaktiniz var.
Haydi o zaman önce bir çicek alın ve can parça

 

 

 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
  08

Bu sayının içindekiler bölümüne dönmek için tıklayınız

Bir önceki Sayfaya Gitmek İçin Tıklayınız!

Bir sonraki Sayfaya Gitmek için Tıklayınız!

 
Mehmet Akif Ersoy       

ÇANAKKALE ŞEHİTLERİNE

Şu Boğaz harbi nedir? Var mı ki dünyâda eşi?
En kesif orduların yükleniyor dördü beşi.
-Tepeden yol bularak geçmek için Marmara'ya-
Kaç donanmayla sarılmış ufacık bir karaya.
Ne hayâsızca tehaşşüd ki ufuklar kapalı!
Nerde-gösterdiği vahşetle 'bu: bir Avrupalı'
Dedirir-Yırtıcı, his yoksulu, sırtlan kümesi,
Varsa gelmiş, açılıp mahbesi, yâhud kafesi!
Eski Dünyâ, yeni Dünyâ, bütün akvâm-ı beşer,
Kaynıyor kum gibi, mahşer mi, hakikat mahşer.
Yedi iklimi cihânın duruyor karşında,
Ostralya'yla beraber bakıyorsun: Kanada!
Çehreler başka, lisanlar, deriler rengârenk:
Sâde bir hâdise var ortada: Vahşetler denk.
Kimi Hindû, kimi yamyam, kimi bilmem ne belâ…
Hani, tâuna da züldür bu rezil istilâ!
Ah o yirminci asır yok mu, o mahlûk-i asil,
Ne kadar gözdesi mevcûd ise hakkıyle, sefil,
Kustu Mehmedciğin aylarca durup karşısına;
Döktü karnındaki esrârı hayâsızcasına.
Maske yırtılmasa hâlâ bize âfetti o yüz…
Medeniyyet denilen kahbe, hakikat, yüzsüz.
Sonra mel'undaki tahribe müvekkel esbâb,
Öyle müdhiş ki: Eder her biri bir mülkü harâb.

Öteden sâikalar parçalıyor âfâkı;
Beriden zelzeleler kaldırıyor a'mâkı;
Bomba şimşekleri beyninden inip her siperin;
Sönüyor göğsünün üstünde o arslan neferin.
Yerin altında cehennem gibi binlerce lağam,
Atılan her lağamın yaktığı: Yüzlerce adam.
Ölüm indirmede gökler, ölü püskürmede yer;
O ne müdhiş tipidir: Savrulur enkaaz-ı beşer…
Kafa, göz, gövde, bacak, kol, çene, parmak, el, ayak,
Boşanır sırtlara vâdilere, sağnak sağnak.
Saçıyor zırha bürünmüş de o nâmerd eller,
Yıldırım yaylımı tûfanlar, alevden seller.
Veriyor yangını, durmuş da açık sinelere,
Sürü halinde gezerken sayısız teyyâre.
Top tüfekten daha sık, gülle yağan mermiler…
Kahraman orduyu seyret ki bu tehdide güler!
Ne çelik tabyalar ister, ne siner hasmından;
Alınır kal'â mı göğsündeki kat kat iman?
Hangi kuvvet onu, hâşâ, edecek kahrına râm?
Çünkü te'sis-i İlahi o metin istihkâm.

Sarılır, indirilir mevki-i müstahkemler,
Beşerin azmini tevkif edemez sun'-i beşer;
Bu göğüslerse Hudâ'nın ebedi serhaddi;
'O benim sun'-i bedi'im, onu çiğnetme' dedi.
Asım'ın nesli…diyordum ya…nesilmiş gerçek:
İşte çiğnetmedi nâmusunu, çiğnetmiyecek.
Şühedâ gövdesi, bir baksana, dağlar, taşlar…
O, rükû olmasa, dünyâda eğilmez başlar,
Vurulmuş tertemiz alnından, uzanmış yatıyor,
Bir hilâl uğruna, yâ Rab, ne güneşler batıyor!
Ey, bu topraklar için toprağa düşmüş asker!
Gökten ecdâd inerek öpse o pâk alnı değer.
Ne büyüksün ki kanın kurtarıyor tevhidi…
Bedr'in arslanları ancak, bu kadar şanlı idi.
Sana dar gelmiyecek makberi kimler kazsın?
'Gömelim gel seni tarihe' desem, sığmazsın.
Herc ü merc ettiğin edvâra da yetmez o kitâb…
Seni ancak ebediyyetler eder istiâb.
'Bu, taşındır' diyerek Kâ'be'yi diksem başına;
Ruhumun vahyini duysam da geçirsem taşına;
Sonra gök kubbeyi alsam da, ridâ namıyle,
Kanayan lâhdine çeksem bütün ecrâmıyle;
Mor bulutlarla açık türbene çatsam da tavan,
Yedi kandilli Süreyyâ'yı uzatsam oradan;
Sen bu âvizenin altında, bürünmüş kanına,
Uzanırken, gece mehtâbı getirsem yanına,
Türbedârın gibi tâ fecre kadar bekletsem;
Gündüzün fecr ile âvizeni lebriz etsem;
Tüllenen mağribi, akşamları sarsam yarana…
Yine bir şey yapabildim diyemem hâtırana.
Sen ki, son ehl-i salibin kırarak savletini,
Şarkın en sevgili sultânı Salâhaddin'i,
Kılıç Arslan gibi iclâline ettin hayran…
Sen ki, İslam'ı kuşatmış, boğuyorken hüsran,
O demir çenberi göğsünde kırıp parçaladın;
Sen ki, rûhunla beraber gezer ecrâmı adın;
Sen ki, a'sâra gömülsen taşacaksın…Heyhât,
Sana gelmez bu ufuklar, seni almaz bu cihât…
Ey şehid oğlu şehid, isteme benden makber,
Sana âgûşunu açmış duruyor Peygamber.

 

 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 09

Bu sayının içindekiler bölümüne dönmek için tıklayınız

Bir önceki Sayfaya Gitmek İçin Tıklayınız!

Bir sonraki Sayfaya Gitmek için Tıklayınız!

 
Yakup YURT 
AMAAAN PETROL, CANIIIM PETROL…
Petrol fiyatları her geçen gün tırmanıyor.
Akaryakıt el yakıyor.
Depo doldurmak bir hayal oldu.
Petrolün damlası altın değerinde.
Petrol havzalarında savaş var.
Gözyaşları sel oldu, kan gölleri oluştu ırak illerde.
Petrol adamların ülkesinden fışkırıyor, ama kendilerine yok.
Aç kalan fırıncı misali…
Avrupalılar telaşta, moraller bozuk!
Alternatif enerji kaynakları bulamazsak yandık, bittik, kül olduk…
Biyoenerjiye mi yönelsek acaba?
Çevre kirliliği, yüksek vergiler, park sorunu, vs…
Şu bu derken otomobiller de küçüle küçüle tavuk kümesine döndüler valla.
Gidişat hayra alamet değil, sonumuzun ne olacağını kimse bilmiyor.
Özellikle de kentiçi ulaşımda bireysel otomobil kullanmak çok mu elzem?
Toplu ulaşım araçları kullanılsa daha ucuz, daha pratik ve daha stressiz olmaz mı?
Dayanışmacı çareler üretilemez mi?
Nedir bu arabam da arabam tutkusu?
N'olacak bu durumun sonu?
Sorular, sorular…
Binmişiz alamete, gidiyoruz kıyamete!
Haydi inelim, kendimize gelelim!
Yok ben inemem, cezalarımı da paşa paşa öderim…
Ama yine de şaşa şaşa kendi arabama binerim mi diyorsunuz?
Canınız sağ olsun!..
Her canlının eceli, her tercihin bedeli; ödersiniz biter!
Tabii paranız varsa veya yetiyorsa!
Hadi benden size bir kıyak; abilik kolay değil benim güzel kardeşlerim.
Sevildiğinizi bilin, abinizi üzmeyin!
Evinize veya olduğunuz yere en yakın olan ve en ucuz fiyata yakıt alabilmek için bir tüyo!
50 litre Euro 98 benzinde yaklaşık 5 Avro kazanacaksınız.
Nasıl mı? Bağlarda üzüm, işte size çözüm!
www.carbu.be sitesine girin, bulunduğunuz yerin posta kodunu yazın ve tıklayın!
Size en yakındaki akaryakıt istasyonlarının listesi gelecek ekrana…
Deponuzu doldurun, kapağınızı kapatmayı da unutmayın haa…
Yine de sürç-ü lisan ettiysek affola, gönlünüz neşe dola!
Arkanızdan su döküyorum, tamam mı!
İyi yolculuklar.
Brüksel, 24 Ocak 2006

 

 

 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 10

Bu sayının içindekiler bölümüne dönmek için tıklayınız

Bir önceki Sayfaya Gitmek İçin Tıklayınız!

 

Cuma TÜRKMEN
Cuma TÜRKMEN Hayat Hikayesi
BÜĞET KÖYÜ
Nasıl anlatayım köyüm ben seni
Anlatın gariptir,dinleyen garip
Tomurcuk gül gibi çekersin beni
Kır çiçeği gibi koklayan garip
 
Bin evlerden çıkıp yokuşa sardık
Asfaltı bırakıp ham yola kaldık
Kaç hükümet geldi,kaç mebus gördük
Bu sefil halini sormayan garip
 
Selam sana yedi abdallar tekkesi
Mana aleminde köyün bekçisi
Mezarda yatanın var mı bekçisi
Üç İhlas Fatiha bekleyen garip
 
Destur kalkan Baba köye girelim
Kimler gelmiş,kimler geçmiş soralım
Gökçe Sultan dergahına varalım
Cem evinde semah dönmeyen garip
 
Dülkadir oğluna mekan olmuşsun
Böğürtlen tikenden adın almışsın
Onlar gitmiş,sen geride kalmışsın
Yükseklerden seni horlayan garip
 
Devret tepesinin güzü yaylası
Soğuk olur Kuzoğlu’nun çeşmesi
Selam sana Ben Dağının tekkesi
Senin mekanına geleyim garip
 
Ayarık,ilice bağının bekçisi
Yaşlı amcam emektar tarihçesi
İstanbul Gebze genci kepçesi
Yılda bir gün köye gelmeye garip
 
Çirçir tepesinden esiyor poyraz
Çalışkandır köyüm sevilmez haylaz
Çomar üzümünden olur mu pekmez
Kavşut bağlarını görmeyen garip
 
Evliya nutuklu keykürün suyu
Askeri kışlada Türkmen’in beyi
Barajı besliyor köyümün çayı
Helaya kanalı yapmayan garip
 
Üç dere yatağı dalgalı alan
Yüzeli hanedir köyde oturan
Köyün nergisisin hey Deli Hasan
İçince Hasan’a gülmeyen garip
 
Kar altında sarı çiğdem çıkardı
Koyun otlar,kuzuları melerdi
Bağlar oluğundan sığır gelirdi
Simentel sütünü içmeyen garip
 
Al yeşili giymiş gelinler kızlar
İki bayram gelir barışır küsler
İlişkiler sıcak,samimi sözler
İçimden gümanı silmeyen garip
 
Bir ahlar alırsın hey esmer Cemal
Bir gün de ne olur kuşlukta gel
Gelecek nesili taşırsın Mürsel
Cuma kıymetini bilmeyen garip
 
Yeter TÜRKMENOĞLU hem hoca,hacı
Doğruyu söylersem sözlerim acı
Basında,medyada köyümüz önce
Radyo Merhabayı duymayan garip

 

YAZARLARIMIZIN HAYAT HİKAYELERİNE GİTMEK İÇİN TIKLAYARAK GİDİNİZ!

Bu sayının içindekiler bölümüne dönmek için tıklayınız

DİKKAT ; BU BİLGİLER TELİF ESERİ OLUP YAZARI VE YAYINEVİMDEN  İZİN ALINMADAN KULLANMAYINIZ!
YAPTIKLARIM YAPACAKLARIMIN GARANTİSİ ALTINDADIR!

Hazırlayan  Mahmut Selim GÜRSEL yazışma adresi  corumlu2000@gmail.com

 Hukuka, Yasalara, Telif  ve Kişilik Haklarına saygılı olmayı amaç edinmiştir.
Gizlilik şartları ve Telif Hakkı © 1998 Mahmut Selim GÜRSEL adına tüm hakları saklıdır. M.S.G. ÇORUM

BİLGİ PAYLAŞILDIKÇA KIYMETİ ARTAR!

86 SAYI 25 Nisan 2006 SAYIYA Gitmek İçin Tıklayınız!