Aşağıdaki dizinler ile tıklayarak üye olmadan sayfalara girebilir ve inceleyebilirsiniz!

Hazırlayan  Mahmut Selim GÜRSEL yazışma adresi  corumlu2000@gmail.com

 

Mahmut Selim GÜRSEL

ÇORUM İLİNİN TARİH ÇAĞLARI

Sevim ULUÇ

 

 

 

 

 

SAYFA 31

 

BÖLÜM  III ÇORUM İLİNİN TARİH ÇAĞLARI

3.1. Orta Tunç Devri

Orta Tunç devri Anadolu’da Assur ticaret kolonilerinin ve eski Hitit devletinin ortaya çıktığı dönemdir ve Eski Tunç çağından yazının ortaya çıkmasıyla ayrılır.

4. bin sonlarında Mezopotamya’nın Uruk kentinde resimle,sembolik tanımlama ile başlayan yazı İÖ. 3 cü binde gelişmiş çivi yazısı halinde gerek edebiyat gerek ticaret gerekse diplomatik yazışmalarda kullanılmaya başlamıştır (1). Yirminci yüzyılın başında bütün Avrupa devletleri arasında diplomatik dil olan lingua Franca gibi o dönemde de diplomatik yazışmalarda kullanılan dil Akatça’dır.

Anadolu’da da İÖ. 3 cü binin sonlarında sembolik yazının kullanılmaya başladığını işaret eden ip uçları varsa da (Karahöyük’te bulunan bir damga mühür) (2), elimizdeki ilk otantik yazılı belgeler Assur’lu tüccarların Kapadokya’da pazarlar kurduğu İÖ. 2 ci birinin başlarına aittir. Çivi yazısı ile ve eski Assurca (Akatça) yazılmış olan ve Kültepe (Kaniş/ Neşa) Boğazköy (Hattuş) ve Alişar’da ele geçen 13.000 civarındaki yazılı belge, dolaylı da olsa İç Anadolu’nun o zamanki siyasi ve sosyal tarihi hakkında pek çok bilgi vermektedir.

 

3.1.1. Assur Ticaret Kolonileri Devri:

Assur’luların önderliğinde Mezopotamyalıların ticaret için Anadolu’yu keşfetmelen herhalde 3 cü binin sonlarına; Kent  Beyliklerinin zenginleştiği döneme rastlar. Ancak ticaretin devamlılığını sağlamak için Assurlular bazı Anadolu kentlerinin yanına bir tür pazar kentleri —KARUM— lar kurmuşlardır. Assur’dan 200 — 250 merkepten oluşan kervanla gelen malların yollarda korunması hatta bazen saraylarda depolanmasına yardımcı olan yerli beyler gelen mallardan gümrük almaktaydılar. Bu mallar genellikle kumaş, esans ile Anadolu’da kıt olan kalaydan oluşmakta idi. Karşılığında ise yörenin zengin deri, simli kurşun,gümüş ve altın kaynakları tüketiliyordu (3). Bu tüccarlara ait çivi yazılı belgelerde ismi geçen 10 büyük pazar kenti doğrudan Assur kentine bağlı idiler. Çorum ilinde bilinen en önemli Karum ise Hattuş’da (Boğazköy) bulunuyordu.

3.1.2. Eski Hitit Devletinin Ortaya çıkışı

Bu dönemin en önemli özelliği kent beyliklerinin yerini tek ve büyük bir merkezi devletin alması, Assur’lu tüccarların sahneden çekilmesidir. 2 ci binin başlarında Kent beylerinin birbirlerine düştükleri bazen birleşerek bazen tek tek birbirleri ile savaştıkları anlaşılmaktadır.

Karışıklıklardan yararlanmasını bilen, siyasal bir güç olarak ortaya çıkan kavim

Hitit’ler olmuştur. Bu kavim, Anadolu’nun otantik halkından Hint — Avrupa dili ko-

SAYFA 32

 

nuşmaları bakımından ayrılırlar. 19 cu yüzyılda Boğazköy’ün keşfi ile varlığı kesinleşen kavme Hitit denmesinin nedeni şöyledir: İÖ. 3 cü binden beri Hattı ülkesi olarak bilinen toprakları, daha sonra da gerek kendileri gerekse Assur ve Mısır’lılar aynı adla anmaktadırlar. Assur’lular sık sık Hatti ülkesinden söz edip Mısırlılarm Heta ile sürüp giden savaşlarını anlatırlar. Heta Mısır Hiograliflerindeki Ht’nin sami dillerinde okunşudur. İbranice kutsal kitapta (Old testament — tevrat) da Hittim’lerden söz edilir. 19 cü yüzyılın arkeoloji ve tarih bilimcileri bütün bu kaynaklardaki Hatti Ht ve Hittim kelimelerinin aynı adlar olduklarını kabul etmiş Avrupa dillerine çevrilişinde Hitit’i kullanmışlardır (4).

Hitit’li yazıcılar tarafından ele alınan çivi yazılı tabletlerde Hitit krallarının ataları olarak Pithana ve Anitta’dan söz edilmektedir. Bu iki kral Assur ticaret kolonilerinin geç safhalarında yaşamışlardır. Belgelerden anlaşıldığına göre Pithana Kuşşara Kentinin kralıdır. Boğazköy (Hattuşaş) devlet arşivi belgeleri arasında bulunan bir tablette Kuşşara kralı

Pithana’nın gece baskınları yaparak komşu kentleri teker teker aldığından söz edilmektedir. Aslında bu belge Pithana’nın oğlu Anitta’ya aittir ve daha sonraki Hitit kralları tarafından da kaleme aldırılmıştır. Belgeden anlaşıldığı gibi Anitta’da babasının yolunda devam etmiş pek çok büyük kenti almıştır. Kral Piyuşti tarafından yönetilmekte olan Hattuş’a iki kere saldıran Anitta birincisinde kenti vergiye bağlamış ikincisinde ise, tamamen yakıp yıkmıştır. Üzerine üzerlik otu diktiğini söyleyerek kenti harabeye çevirdiğini belirten kral, aynı zamanda kenti lanetlemiştir de.”Benden sonra kim kral olur Hattuş kentini imar ederse onu fırtına tanrısı kahretsin” demesine rağmen, Hattuş tekrar canlanacak ve daha sonra Hattuşa adı ile Hitit devletine başkent olacaktır. Boğazköy Büyükkale kazılan IV d tabakasında görülen büyük yangının nedeni Anitta’nın bu seferi ile açıklanmaktadır (5).

Kültepe (Kaniş/Neşa)’da üzerinde ‘Anitta’nın Sarayı’ yazılı bir mızrak ucunun bulunması (6), ayrıca Alişar’da ‘Pithana’nın oğlu Anitta Büyük Kral’ yazılı bir tabletin ortaya çıkması Anitta’nın yavaş yavaş bütün kentleri zapt ederek Hitit devletinin temellerini attığını belirtmektedir.

Pithana ve Anitta’nın bu kentleri hangi yıllarda zapt ettiğine dair elimizde doğrudan kaynak yoktur. Ancak Alişar’da Anitta adının geçtiği tabletle birlikte bulunan başka bir tablet Anitta’mn yaşadığı zamanı açıklamaktadır. Bu bir Assur tabletidir ve üzerinde tarihi belirleyen bilgiler mevcuttur. Şöyle ki, Assurlu tüccarların tabletlerini yazan yazıcılar hemen her belgeye Assur yöntemine göre tarih atıyorlardı. Bu tarih, devrin Assur kralı veya bir yıl için seçilen ve ‘Limu’ denilen valinin adım yazmaktan ibaretti (7). Anitta’nın tableti ile beraber bulunan tablette adı geçen limu Adad-Bani’dir. Adad Bani adının Mari ve Chagabazar belgelerinde de geçtiği saptanmıştır. Bu belgeler ise Assur kralı I.. Şamşi Adad zamanına aittir. Böylece Anitta’nın Assur kıralı birinci Şamsi-Adad ile veya onun Babili rakibi Hammurabi ile çağdaş olduğu ortaya çıkmaktadır. Hammurabi ise Mezopotamya kronolojisinde İÖ. 1750 lere konmaktadır (8).

 

3.2. Geç Tunç Devri Hitit Devleti

Geç Tunç devri aynı zamanda Eski Hitit devleti dönemi olarak ta adlandırılmak tadır.

18. yüzyılın ortalarından itibaren, Kuşşara’lı Pithana’nın oğlu Anitta’nın İç Anadolu’daki kentleri tek tek alarak kendi idaresi altında birleştirdiği anlaşılmaktadır. Böylece merkezi bir devletin kurulmasının ilk adımını atmış olan Anitta yönetimi de Kuşşara’dan Neşa/Kaniş’ kentine nakletmiştir. Hitit kralları bu iki Kuşşaralıdan söz ederken

 

SAYFA 33

Kuşara ataları Hattilileri kullanmaya özen gösterirler Anitta’nın Hitit sülalesinin gerçek kurucusu ve Hititli olup olmadığı önemli değildir. Ancak Anadolu’da uzun ömürlü bir merkezi devletin Hititli temelleri atılmıştır.

3.2.1 Eski Hitit Devleti

Eski Hitit Devleti tarihi hakkında bilgiler Boğazköy’de bulunan daha geç dönemlere ait Devlet Arşivi belgelerinden öğrenilmektedir. İmparatorluk devrine kadar geçen dört yüzyıl süresince 19 kral Hitit Devletine egemen olmuştur. Ancak bu krallardan pek azı hakkında gerekli bilgi edinilebilmekte çoğunluğu ise isim olmaktan öteye gidememektedir. Hitit arşivinde bulunan en eski belge I. Hattuşili’nin vasiyetidir. Akatca ve Hititçe olmak üzere iki dille yazılan vasiyetname ile Hattuşili’den bir nesil önceki kralın adını öğrenebiliyoruz, büyükbaba veya baba Puşarumma’dır ve iki oğlundan Labarna’yı veliaht seçmiştir. Hitit tarihinde iki Labarna olduğu sanılmaktayken Labarna ile Hattuşili I ve hatta Tuthalia I’nin aynı kişi olduğu düşünülmektedir (9). Labarna I, yönetimi Neşa’dan Hattuş kentine nakletmiştir. (Anitta tarafından yakılıp yıkılan Hattuş kenti bütün lanetleye rağmen kendini toparlamış olmalıdır). Bu nedenle Hattuşili saltanat adını alan Labarna, Hitit Devletinin esas kurucusu olarak anılmaktadır.

I ci Hattuşli’nin yaptığı işleri Boğazköyde bulunan kral yıllıklarından öğreniyoruz. Bu kral, Arzava ve Halep seferleri ile Hitit devletinin Akdeniz ticaretine etkin olarak katılmasını sağlamıştır. Yıllıklara gör’e Hattuşili I nin tahta çıkışının beşinci yılında yaptığı bir Halep seferi (İÖ.1620) Alalakh kazılan ile doğrulanmaktadır. Hattuşili I Hitit devletini kuzeyde Karadeniz’e güneyde Halep,doğuda Fırat’a batıda Ege ye kadar genişletilmiştir. Ölümünden sonra yerine geçen veliaht Murşili, zamanın en büyük kültür merkezi olan Babil’i de alarak Hitit egemenliğini Mezopotamya’ya kadar uzatmıştır. Ancak I. Murşli Babil’den Hattuşaş’a döndüğünde kız kardeşinin kocası Hantili tarafından öldürülmüştür. Hantili’nin başa geçmesi ile de Puşarruma (Hitit) sülalesi sona ermiş yeni bir gasp krallar devri başlamıştır.

3.2.2. Orta Hitit veya Gasb krallar evresi (hanedandan olmayan krallığı zorla ele geçiren krallar)

Hitit sülalesinden olmayan bu zorba krallar dönemi Hitit devletinin en kanlı devri idi. Saltanat kavgaları, birbirlerini takip eden kraliyet cinayetleri devleti zayıf düşürmüş, sınırlar Kızılırmağın (Marasanta) kavsi içersine kadar geri çekilmiştir.

I. Murşli’yi öldürüp tahta geçen Hantili’de kendi damadı tarafından öldürülür. Damat Zidanda’nın da tahta kaç yıl kaldığı bilinmemekle beraber onun da öz oğlu Ammunas tarafından öldürüldüğü, Telepinuş fermanında anlatılmaktadır (10). Ammunaş zamanında ülkede büyük kıtlık olmuştur. Bütün bu taht kavgaları hakkında bilgi veren Telepinuş’ta Ammunas’ın damadıdır ve kayınpederini öldürerek tahta geçmiştir. Telepinuş’un ölümünü takip eden 1550 ile 1450 yıllarında ihtilalci kral Hantili’nin soyundan gelmiş kral adlarına Boğazköyün kurban listelerinde rastlanmaktadır. Bunlardan bazılarının mühürleri de bulunmuştur. Kurban listelerinde Hitit devletinin kurucusu Tuthalia adı tekrar ortaya çıkmaktadır. Bu durum eski Hitit sülalesinin yeniden başa geçtiğini göstermektedir.

 

SAYFA 34

3.2.3. Yeni Hitit Kralları Devri

Yeni Hitit sülalesi kralları zorba krallar zamanında devletin zayıf düşmesinden yararlanarak Kızılırmağın (Marasanta) içlerine kadar sokulan düşman kavimlerle uğraşmak zorunda kalmıştır. Doğu Karadeniz’in orta bölgesinde oturan Kaşkalılar Hattuşa’nın Kuzeyindeki Hitit kentlerine yaptıkları istilaları yeni Hitit krallan zamanında da sürdürmüşlerdir. Örneğin Hattuşa’nın Tuthaliye II (veya III) zamanında Kaşkalılar tarafından

yakılmış ve yağmalanmıştır (11). Diğer komşu devletlerin de dört bir yandan hücumlarına devam edip bir sınır kentlerini aldıkları görülür. Daha sonra kaleme alınmış bir Boğazköy metninde (KBD VI. 28) bu işgallerin anlatımına uzun uzun yer verilmiştir. Bir başka metinde Tuthalia zamanında Fırat’ın ötesindeki İşsuva ülkesinin ayaklanarak Mitannilerle birleştikleri bildirilir. Bir başka belgede ise Büyük Kral Tuthalia’nın Kizzuwatna tapınağından atalarının ölülerini alarak Şamuha’ya getirdiği, törenle buradaki tapınağa koyduğu anlatılır (B. 280-4). Bu üç belgeden Tuthalia II zamanında durumun pek iç açıcı olmadığı anlaşılmaktadır. Tuthalia II’den sonra tahta geçen Arnuvanda’da sürekli Kaşkalılarla savaşmıştır. Kaşka metinleri diye adlandırılan belgelerde de bu kralın kaşkalılara karşı Kuzey eyaletlerinin organizasyonu yeni duruma göre ayarladığı anlaşılmaktadır (12). Arnuvanda’nın ölümünden sonra, oğlu Şuppliliuma tahta birinci derecede varis olan prens veliaht Tuthalia’yı saray ileri gelenleri ile birlikte öldürüp başa geçmiştir (İÖ. 1380-1335). Bu enerjık kral devletin eski gücünün kazanılmasını sağlayacaktır. Kendinden sonra gelen krallar da yeni fetihlerle, istilalarla Hitit topraklarını büyütecekler ve böylece On Asya ve Anadolu’da Büyük Hitit İmparatorluğu başlayacaktır.

 

3.2.4. Hitit İmparatorluk Çağı:

Bu dönem uluslararası siyasal ilişkilerin yoğun olduğu bir dönemdir. Eski Ön Asya’ya ait çivi yazılı arşivler arasında siyasal ilişkiler bakımından en önemli yeri Hitit başkenti Hattuşa ile Mısır’ın başkenti Amarna’da bulunmuş belgeler almaktadır. Mısır in XVII. sülale firavunlarından III ve IV. cu Amenofıs ile Hitit, Suriye, Filistin, Kıbrıs kralları arasındaki yazışmaları içeren Mısır belgelerinden başka, Orta Fırat bölgesinde Mari ile Kuzey Suriye de bulunan Ras Şamra arşivlerinde ele geçmiş olan mektuplar da bu dönemin aydınlanmasında büyük rol oynarlar (13).

Bu dönemin en büyük krallarından olan Şuppluliuma’yı (İÖ.1375) en çok uğraştıran kavim Çorum-Amasya illeninin kuzeyinde ve Kastamonu’nun Kuzey Doğusunda oturan Kaşka’lılar olmuştu. Şuppluliuma, gerek Suriye seferleri sırasında gerekse bu seferlerden sonra, Kaşka’lılarla uğraşmak zorunda kalmıştır. Bu arada Tuthalia III zamanın da Kaşka’hlarca yakılıp yıkılan başkent Hattuşaş’ı da imar etmeyi ihmal etmemiştir (14). Hatti ülkesinin kuzey doğusundaki Azzi ve Hayasa kralları ile yaptığı anlaşmalarla Kaşka’lılara karşı devleti güven altına aldığı anlaşılmaktadır. Hayasa kralına kız kardeşini vererek barışı akrabalık bağları ile sağlamlaştırmıştır. Batı Anadolu’ya yaptığı seferlerini oğlu II. Mursilis’in yıllıklarından öğreniyoruz. Şuppluliuma saltanatı süresince pek çok defa Suriye’ye sefer yapmak zorunda kalmıştır. Hititlerin vasalı olan Fırat dolaylarında oturan İşşuva’lılar ayaklanmış Mitanni Kralı ile birleşerek Hititlere savaş açmışlardır

 

SAYFA 35

İşsuvalıların ve Mitanni’lerin üzerine giden Şuppluliuma İşşuvalıları ikinci kez uyruğu altına almakla kalmamış Mitannilerin yönetim merkezini de alarak bu devletin çökmesini de sağlamıştır. Ancak Mittanilerin çökmesi ile Assur daha güçlenmeye ve kendisini Mısır’la bir tutmaya başlayınca Şuppluliuma yenik Mitanni kralının oğluna kızını vererek kendine bağlı tampon bir devlet olarak yeniden canlanmasını sağlamıştır. Böylece kuzeyde Hayasa kralına kız kardeşini vererek sağladığı güveni güney doğdu da elde itmiştir. Daha sonra Fırat ile Halep arasındaki pek çok Kuzey Suriye ve Filistin kenti ni Hitit impa sınırına katmıştır. Bu ara Şuppluliuma tarafından zapt edilen Suriye kentleri Mısır’dan yardım isteminde bulunmaktaydılar. Amarna arşivi bu krallar dan söz edip yardım isteyen mektuplarla doludur. Ancak Mısır kralı IV. Amennofis, o dönemlerde Hititlerle dost olduğundan bu yardım çağrılarına cevap vermemiştir.

Hititler Suriye’deki küçük devletlere karşı siyasetlerini, Hitit mandası bir devlet olan Kargamıştan idare etmektedir. Ras Şamra (Ugarit) te bulunan bazı metinlerde bu devletin başında Suppluiuma’nın oğlunun kurduğu bir hanedanın bulunduğu bilinmektedir.Hitit devletinin Mısır’la olan dostluk ilişkileri IV. Amenofıs’in ölümüne kadar sürmüştür.

Büyük Hitit kralı 1. Şuppluliuma Anadolu’da durumu sağlamlaştırdıktan ve bağım sız Mitanni devletini yıktıktan sonra iktidarının doruğuna yükselmişti. Kral IV. Amenofis’in ölümünden sonra, Mısır tahtını da elde etme fırsatı çıkmasına rağmen bu fırsatı kaçırmış üstelik Mısır’la arasının açılmasına neden olmuştur. Bu olay oğlu Mursili II tarafından yazılmış babası zamanındaki olayları anlatan bir belge de açıkça bellidir. Boğazköy’de ele geçen tablette II nci Mursili şöyle demektedir:

“Babam Şupplululiuma Kargamış’ta olduğu sırada Lupakki’yi ve Tarhunta Zalma’yı Anka ülkesine gönderdi. Onlar Anka üIkesine hücum ettiler. Yakaladıkları sivil halkı, sığır ve koyunları babamın önüne getirdiler. Mısır’lılar babamın Anka ülkesine hücum ettiğini işitince korktular, üstelik kralları Nifururiya (Tutanakamon) da ölmuş olduğundan Mısır kraliçesi olan dul karısı babama bir haberci gönderdi ve şöyle yazdı: “Kocam öldü, oğlum yoktur, senin ise bir çok oğlun olduğunu söylüyorlar. Eğer sen bana bir oğlunu yollarsan o kocam olabilir. Hiç bir zaman bir kölemi (emrimde olanları) alıp kocam yapmak istemem. Bundan çok korkarım.’Babam bu haberi alınca ileri gelenleri görüşmeye çağırdı.”

Bu önerinin doğruluğundan kuşkulanan Şuppluliumanın Mısır’a elçi göndererek  haberin aslım arattığı aynı metinden anlaşılmaktadır. Şuppluliuma kuşattığı Kargamış’ı zapt edip kışı geçirmek üzere Hattuşaşa döndükten kısa bir zaman sonra, yollanan Hititlinin Kraliçenin 2 nci mektubunu getiren Mısır elçisi Hani ile birlikte geri döndüğü anlaşılmaktadır.  Bu mektupta Kraliçe, Şuppluliuma’ya kendisine inanmadığı için sitem etmekte, istemini tekrarlamakta eğer bir oğlunu gönderirse onu kendine koca ve Mısır’a kral yapacağını yazmaktadır.

Daha sonra metinde Şuppluliuma’nın Mısır elçisi Hani ile görüşmesi nakledilmektedir. Kral, oğlunun Mısırlılar tarafından rehin olarak tutulacağı ve kral yapılması hakkındaki kuşkularını belirtmektedir. Hani ise Mısır kraliçesinin isteklerinin samimi olduğuna Şuppluliuma’yı inandırmaya çalışmaktadır.

Şuppluliuma, önerinin doğruluğuna inandıktan sonra bir oğlunu Mısır’a gönderir ancak bu arada kraliçenin düşmanları boş durmamış iktidarı ele geçirmişlerdir. Başa geçen saray memura Firavun Ay, Hitit prensini daha Mısır’a varmadan yolda öldürtmüştür. Ayrıca Mısır’lıların Hitit arazisine de hücum ettikleri anlaşılmaktır.

 

 

 

SAYFA 36

Böylece tarihin seyrini değiştirecek kadar önemli olan bu olay, Şuppluliuma’nın tedbirli davranması yüzünden gerçekleşmemiştir. Oğlunun öldürülmesi üzerine Şuppluliuma Mısır’a karşı bir öç seferi açmıştır. Bu seferin zaferle sonuçlandığı II. Murşli’nin veba salgınına karşı kaleme aldığı bir duadan öğrenilmektedir.

Şuppluliuma yetenekli bir kumandan ve iyi bir idareci olması yanında iyi bir diplomattır da. Kazandığı zaferlerle yetinmemiş yenik krallara kızlarını, kız kardeşlerini vererek bu krallıkları tam anlamıyla kendisine bağlamasını bildirmiştir. Ayrıca bir çok kentte oğullarını ve yakın akrabalarını küçük kral olarak tayin etmiştir.

İmparatorluğun güney hudutlarını Halep’e ve Şam’a kadar genişleten Şuppluliuma’nın Kaşka’lara karşı yaptığı bir seferde öldüğü anlaşılmaktadır (KUB XIX 9)

İ.Ö. 1335 yılında Şuppluliuma ölünce oğullarından en büyüğü II. Amuvanda başa geçmişse de, kısa bir süre sonra vebadan ölmesiyle tahta II. Mursiliş’in geçtiğini görüyoruz. Küçük yaşına rağmen II inci Murşili’nin başarılı bir kral olduğu anlaşılmaktadır. Murşili II ilk önce Hititlerin her zaman başına bela ve babasının ölümüne neden olan Kaşkahlara saldırıp onları sindirmiş, daha sonra da batıya yönelerek Arzavalıları ağır yenilgiye uğratmıştır. Ayrıca bu seferde Arzavalılara yardım eden batı Anadolu kentlerine Kargamış Kralı olan ağabeyi ve Mira beyi olan eniştesinin yardımları ile gereken cezayı vermiştir.

Daha sonra Suriye’de çıkan isyanları bastırdığını öğreniyoruz. Kargamış kralı olan ağabeyinin ölmesi üzerine Assurlular Kargamış’a saldırmışlardır, bu arada Mira kentinin beyi olan eniştesi de isyan edince, üzerlerine giderek Kargamış’ı geri aldığı gibi eniştesine de dersini vererek Hattuşşa’ya dönmüştür.

II. Murşilis Hitit İmparatorluğunu 30 yıla yakın büyük hünerle idare ettikten bütün düşmanlarını sindirdikten sonra İ.Ö.1306 yılında vebadan ölmüştür.Yerine geçer oğlu Muvattali’de babası gibi yetenekli ve savaşçı bir kraldır. Muvattali’nin hüküm sürdüğü yıllarda Mısır’da 19 uncu sülale firavunları başta bulunuyorlardı. Bu krallar IV üncü Amenofis’in siyasal sorunlara gösterdiği ilgisizlik yüzünden Suriye’de kaybettikleri toprakları geri almak istiyorlardı. Hitit’ler de Kuzey Suriye’yi elden bırakmak niyetinde değillerdi. II. Ramses’in başa geçmesinden sonra iki büyük devlet arasında gerginlik son haddine varmıştı. Muvattali’nin bu yıllarda harp hazırlıklarında bulunduğu görülmektedir. Örneğin Kuzey Suriye’de ki Amumu kralını azlederek yerine Hitit kralına sadık bir kralın getirilmesi, başkentin Hattuşa’dan geçici olarak Dattaşa kentine taşınması gibi olaylar Mısır seferi hazırlıkları olmalıdır (16). Sonunda II. Ramses’in hükümdarlığının 5. yılında Suriye’de bugünkü Homs kenti civarında ve Asi nehrinin üze rinde Kadeş kenti yakınında iki tarafın orduları arasında büyük bir savaş başlamıştır. Muvattali savaş için Anadolu’nun hemen hemen her ülkesinin katıldığı büyük bir piyade ordusu ve 4500 harp arabası ile Mısırlılara saldırmıştır. Ramses’in ordusu ise 20.000 kişi civarındadır. Savaşın ayrıntısı Mısır’daki Luksor Abu — Simbel ve Abydos’taki Ramses tapmaklarının duvarlarına işlenmiştir. Bu savaşın anlatıldığı Hitit kaynakları ise bugüne kadar bulunamamıştır. Kadeş savaşını Mısırlılar kendilerinin kazandığım söylüyorlarsa da, harbin nedeni Amurra devleti Hitit’lere geri verildiğine göre, savaşın Mısırlılardan çok Hititler için bir zaferle sonuçlandığı anlaşılmaktadır. Kadeş harbi Ramses’in 5. krallığının senesinde (İÖ. 1286-85) yapılmış olmasına rağmen iki devlet arasında ki büyük yarış ancak Ramses’in krallığa çıkışının 21. senesinde yapılmıştır 1269. Bu arada zaman zaman çarpışmaların olduğu kabul edilebilir. Barış yapıldığında Hitit devletinin başında III Hattuşili bulunuyordu. Muvattali’nin ölümü hakkında bilgi yoktur, ancak Muvattali zamanında da Başkent Hattuşanın Kaşkalılarca yağmaya uğradığı ve yakıldığı bilinmektedir.

 

SAYFA 37

Kadeş savaşı ile barış arasında geçen 15 — 16 sene zarfında Hitit imparatorluğunun iç bünyesinde de bazı olayların geçtiğini III. Hattuşi’nin savunmasını içeren belgelerden öğrenilmektedir. Bu belgelere göre Muvattali’nın ölümünden sonra oğlu Urhi — Teşup tahta geçmiştir. 7 yıl tahtta kalan kral, babası Muvattali tarafından amcası Hattuşili’ye verilmiş olan bir çok kenti(Nerik, Hakpis) geri alınca amca ile yeğen arasında savaş başlamıştır. Bu kavgadan Hattuşilis’in galip çıktığı anlaşılmaktadır. bu şekilde başa geçen Hattuşili III, iç ve dış siyasette başarılı bir devlet adamıdır.

Hattuşili III’nin en büyük başarısı 16 yıl devam eden Mısır savaşlarına son verip, bir barış anlaşması imzalamış olmasıdır. Bu anlaşmanın içeriğini bildiren iki önemli belge bugüne değin kalmıştır. Bunlardan biri Boğazköy kazılarında ortaya çıkarılmış olup ve İstanbul Arkeoloji Müzesinde sergilenmektedir.Akatça çivi yazısı ile yazılmış olan tablet, anlaşmanın Hititlerde kalan nüshasıdır. Diğer belge ise Mısır’daki Karnak tapınağının duvarlarına işlenmiş olan Kadeş savaşım anlatan kabartmalarla birlikte duvarlara işlenmiştir. Bu yazıt anlaşmanın Mısır dilinde hiegrolif harflerle yazılmış çevrisidir. Bu çevriden anlaşıldığına göre Mısır’a yollanan nüsha’da Akat’ça olup gümüş bir tablet üzerine yazılmıştır ve Kral Hattuşili III ve Kraliçe Pudahepa’nın mühürlerini içermektedir.

III. Hattuşili’den sonra Hitit imparatorluğunu oğlu Tuthalia IV annesi Puda- Hepa ile birlikte idare etmiştir. Bu kral zamanında Assur krallarının gittikçe güçlendikleri görülür. Assur kaynaklarında 25 000 Hititli esirden söz edildiğine göre imparatorluğun Güney- Doğusunun yavaş yavaş kaybedildiği anlaşılmaktadır. Ayrıca içte yer yer baş kaldırmaların olduğu görülür. IV Tuthalia öldüğünde yerine oğlu IV Arnuvanda, o da öldüğünde kardeşi II.Şuppluliuma kral oldular. Ancak bu kralların icraatları hakkında hemen hemen hiç bir kaynak yoktur. Bu kaynak yokluğu devletin o sıralar karşılık için de olmasına bağlıdır.

 

3.2.5. Hitit İmparatorluğunun Yıkılışı

Hitit İmparatorluğu yaklaşık t.ö. 1200 tarihlerinde bir seri akınlarla yıkılmıştır. Başkent Hattuşaş’ın Alacahöyük’ün Alişar’m yağma edildikten sonra günlerce süren yangınlara sahne olduğu yapılan arkeolojik kazılarla bilinmektedir. Hatti yurdunu her zaman taciz eden başkent Hattuşaş’ı iki kez yakıp yağmalayan Kaşka’lılann mı yoksa batıdan gelen başka istilacıların mı bu güçlü imparatorluğu ortadan kaldırdığı tartışma konusu dur.

Anadolu tarihi hakkında en önemli bilgi kaynağı olan Boğazköy (Hattuşaş) devle arşivinin çivi yazılı belgeleri ise II nci Şuppluliuma’dan itibaren tamamen kesilmiş durumdadır. Ancak bu yıkılışın yaklaşık tarihini bazı Mısır kaynaklarından çıkartabiliyoruz. II.. Ramses’in oğlu Mernetah’ın (İÖ.1229-1220) egemenliğinin ilk yıllarına ait bir belge de Hatti’lilerin barış içinde olduklarından söz edilmektedir. Demek ki o tarihlerde Hititler hala ayaktadır. Fakat III. Ramses (İÖ.1205-1174) ait başka bir belgede ise denizden gelen istilacı güçlerin saldırısına Hatti ülkesindeki hiçbir devletin duramadığı Kadeş, Kargamış Arzava hatta Alasia (Kıbrıs’ın) yakılıp yıkıldığı bildirilmektedir. Gene aynı belgede bu deniz kavimlerinin Amurru ülkesi (Kuzey Suriye’de) civarında Karargah kurduklarından, halka zarar verdiklerinden söz edilmektedir. Bu belgenin tarihi, Hitit belgelerinin kesilmesi tarihine de uygunluk gösterir.

Yaklaşık aynı zamanlara rastlayan kıta Yunanistan, Adalar, Batı Anadolu ve Kıbrıs’taki krallıkların yıkılmasından dolayı Mısır kaynaklarındaki deniz kavmi sözü Ege göçleri ile bir tutulmaktadır. Böylece Hitit imparatorluğunun yok olmasına neden olan

 

SAYFA 38

güçleri Balkanlardan inen kavimlere bağlamak eğilimi tarih bilimcilerinde görülmektedir. Bu yıkıntıların hemen hepsi arkeolojik delillerle saptanmış durumdadır. Ancak bütün bu olayları aynı güçlere bağlamanın sağlıklı olmayacağı da açıktır. Mısır kaynaklarında sözü geçen deniz kavimi, Hititlerin kuzey komşuları olan Karadeniz’li Kaşkalılar da olabilir. Mısırlılar İ.Ö. birinci binde Anadolu’ya yayıldıkları sırada Kaşku’lularla savaştıkların dan söz etmektedir. Ayrıca son yıllarda yapılan kazılar Hitit’lerin yıkılmasına neden olan güçlerin başında Kaşka’lıların bulunduğunu göstermektedir. Hitit’lerin başkenti Hatuşa’ya yaklaşık 100 kim. uzaklıktaki Hitit kenti Tapigga’da (Maşat höyük) Prof Tahsin Özgüç, Kaşkalıların saldırılan ile ilgili pe!: çok yazılı belge ortaya çıkartmıştır (17). Kaşka’hlara karşı büyük kraldan yardım isteyen yazışmalar, Hitit devletinin yıkılmasında Kaşkalıların payının büyük olduğunu göstermesi bakımından önemlidir. İç Anadolu ve Boğazköy çevresini içeren esas Hitit topraklarının dışında, tüm Anadolu ve Kuzey Suriye’yi egemenliği altında 6 yüzyıl tutan Hitit’ler, Vassal devletlerin ayaklanmaları ve batıyı zorlayan Ege göçleri ile iyiden iyiye yıpranınca, e düşmanları olan daha önce iki kez Hattuşa’yı yakıp yağmalayan Kaşkalılara bu kere yenik düşmüşlerdir. Egeli göçmenler ise Hitit’lerin yenilgisi ile Anadolu’daki otorite boşluğundan yarar lanarak batı sahillerine yerleşmiş olmalıdır. Balkanlardan Anadolu’ya geçen Frig’ler ise o dönemde bir imparatorluğu yıkacak güçte değildirler ancak kendileri tutunmaya çalış maktadır. Onlarda Egeliler gibi Hitit imparatorluğunun yıkılmasından sonra Anadolu’yu yurt edinmeleri akla yakın gelmektedir, arkeolojik verilerin de bu fikri desteklediği görülür.

 
KAYNAKÇA
 
1. Bilgiç, E., 1948 5. 494; Güterbock, ZA. NF. 10, 1938. 45—49
2. Aip, S., 1948 s. 39
3. Darga, M., 1978 s. 9
4. Aip, 5., 1947 5. , 1947 s.476; Kınai, F., 1962 s. 142
5. Olmstead. A.t., 1970s. 479
6. Rostovtzeff, M., 1916—18 s.11; Strabo Xi, 8.4, XV 3.5
7. Aip.,S., 1947 s.476
8. Otten, H., 1958 5. 107
9. Alp, S., 1948 5. 245—270 ; Darga M., 1978 s. 12
10. Meliink, J.M., 1965S. 318 ; Luckenbill, D.D., 1968 S.221
Assur kaynaklarında Muşki terimi için bkz. bölüm
11. Olmstead, A.T., 1970 S. 59. dnt. 7.
12. Alp, S., 1977 s. 642
13. Magle, D., 1950 5. 180
14. Günaltay, Ş., 1951 , s. 204
15. Rostovtzeff, M., 19 5.176—178 ; Rostovtzeff, M., 1916—16 5. 11
16. Günaltay, 5., 19512 s.466; Plinius N.H. Vii, 24, 88, XXV 2.
17. Lequenne, F., (çev. Aibek, S.) 1979 S 57; Jone, A., 1971 5. 115
16. özgüç T., 1978 5. 34; Özgüç, T., 1963 s.2.

 

 
 

Sayfa Başına Gitmek İçin Tıklayınız!

BİLGİ PAYLAŞILDIKÇA KIYMETİ ARTAR!

Hazırlayan  Mahmut Selim GÜRSEL yazışma adresi  corumlu2000@gmail.com

DİKKAT ! BU FOTOĞRAFLAR TELİF ESERİ OLUP BENDEN  İZİN ALINMADAN KULLANILMAMALIDIR.

 

Gizlilik şartları ve Telif Hakkı © 1998 Mahmut Selim GÜRSEL adına tüm hakları saklıdır. M.S.G. ÇORUM
 Hukuka, Yasalara, Telif  ve Kişilik Haklarına saygılı olmayı amaç edinmiştir.