SANAL OLMAYAN ;
 "FİKRİ HÜR, VİCDANI HÜR"
YAZARLAR TOPLULUĞUNA   HOŞ GELDİNİZ !
DİKKAT ! BU BİLGİ TELİF ESERİ OLUP YAZARI VE YAYINEVİMİZDEN  İZİN ALINMADAN KULLANILMAMALIDIR

Hazırlayan  Mahmut Selim GÜRSEL yazışma adresi  corumlu2000@gmail.com

 

SANAL FİKİR DERGİSİ DİZİNİNE DÖNMEK İÇİN TIKLAYINIZ

1

GÜRSEL YAYINEVİ SİTE BAŞINA GİTMEK İÇİN TIKLAYINIZ

1

BİLGİ PAYLAŞILDIKÇA KIYMETİ ARTAR!

SAYI  10  01/07/2009

Aynalı Bismillahirrahmanirrahim

İÇİNDEKİLER
Ahmet CANBABA KARAKOLA GİTSEM Mİ Kİ ACABA
Ahmet CANBABA YÜRÜTTÜLER
Ahmet CANBABA GEREK
Ahmet CANBABA KUL İDİ  
Ahmet CANBABA BAHAR
Ahmet CANBABA İŞİNİ BİLEN MEMUR
Ahmet CANBABA BEKLİYORUZ
Ahmet CANBABA EĞLENCE MEKANI

Atilla ALPAY MİRAÇ KANDİLİ VE SİGARA YASAKLARI KUTLAMASI
Atilla ALPAY ÇOCUKLARIMIZA DİKKAT EDELİM

Dilek BİGA KÜLLENMEDİ HAL OLDUM
Dilek BİGA ÇEKİP GİDERSEM
Dilek BİGA BİR KERE AŞAĞIYA BAKMAZ BU DÜNYA
Dilek BİGA BU YABANCI KİM?
Dilek BİGA BU DAMI KADER
Dilek BİGA GAFLETTEN UYAN KOŞ MEVLANA’YA
Dilek BİGA BAHANE

İsa KAYACAN NAZLI’DAN: BİR HAYAT MASALI
İsa KAYACAN YENİ BURDUR ŞİİRLERİ (4)
İsa KAYACAN ERCİYES YÜKSEKLİĞİNDEN
İsa KAYACAN USTALARA KULAK VERMEK
İsa KAYACAN AZERBAYCAN’IN “ŞEFEG” DERGİSİ
İsa KAYACAN BURDUR’DAN NEZİHA ANANIN ŞİİR DÜNYASI
İsa KAYACAN BURDUR’DAKİ GAZETECİLER YİNE ÜZGÜN

Mahmut Selim GÜRSEL DOST OLMAK; BİR OLMAK VE BERABER OLMAK
Mahmut Selim GÜRSEL BİR SERGİNİN ARKASINDAN
Mahmut Selim GÜRSEL GEMİ
Mahmut Selim GÜRSEL RESSAMLARIN SERGİSİ
Mahmut Selim GÜRSEL ÇOK BİLEN
Mahmut Selim GÜRSEL GEÇEN AY VE DİĞER İSTATİSTİK BİLGİLERİ
Mahmut Selim GÜRSEL TATİLİNİZ GELİNCE ZEHİR OLMASIN
Mahmut Selim GÜRSEL GÜN OLA HARMAN OLA ON AY GERİDE KALA
Mahmut Selim GÜRSEL YAZDIĞINA BAKMAK YETİYOR MU?
Mahmut Selim GÜRSEL TAM HIYAR VAKTİ
Mahmut Selim GÜRSEL BİR YAŞAR BİN ÖLÜRÜM

Mustafa Nevruz SINACI YENİ BİR SİYASİ HAREKET Mİ !
Mustafa Nevruz SINACI SİVİL DARBE VE ŞİFRELER
Mustafa Nevruz SINACI SON VUKUAT ve SKANDAL!
Mustafa Nevruz SINACI KUŞATMA VE ÇULLANMA
Mustafa Nevruz SINACI BİR MÜŞAVERE VE "İNSAN" HAKKINDA MÜZAKERE

Müslüm TUNABOYLU BİR PAZAR GEZİNTİSİ   

Necati ÇAVDAR GÖKBAYRAK; SENİ ÖZLER

Ömer SEZER NİYE?
Ömer SEZER BEN VE YÜREĞİM

Rıza HARDAL BAKTIM ORTALIK KARMA KARIŞIK

Selma GÜRSEL İRMİK HELVASI

Serkan ÖKÇE MERCİMEK KÖFTELERİ
Serkan ÖKÇE HAYATA BORÇLU

Tülay BİLGİN ÇORUM BARAJI
Tülay BİLGİN SALİM BEY KONAĞI

Üzeyir Lokman ÇAYCI GÖLGELER UTANMAZLAR
Üzeyir Lokman ÇAYCI ZAMBAKLARIN AÇTIĞI YERDE
Üzeyir Lokman ÇAYCI KAPAR KAPILARINI DOSTLARINA
Üzeyir Lokman ÇAYCI DESENLER

Yaşar KILIÇ GİDELİM
Yaşar KILIÇ GÖRDÜM
Yaşar KILIÇ NASİHAT

 
Çalışma TELİF ESERİDİR izin almadan kullanmayınız!
Hazırlayan Mahmut Selim GÜRSEL
corumlu2000@gmail.com
Sitemiz ve yazarlarımız;hukuka, yasalara, telif haklarına ve kişilik haklarına saygılı olmayı amaç edinmiştir.

 01

KİTAP BAŞINA DÖNMEK İÇİN TIKLAYINIZ!

KİTAP ismi  Sayfaya dönmek için tıklayınız

BİR SONRA Kİ Sayfaya dönmek için tıklayınız

Ahmet CANBABA

Ahmet CANBABA HAYAT HİKAYESİ

KARAKOLA GİTSEM Mİ Kİ ACABA
El ettiler durdum. Erkek arka kapıyı nazik bir şekilde açtı, kız arkadaşını bindirdi ve kendiside benim yanıma oturdu:
-Mesa Koru Sitesi” dedi. Bende içimden çok sevinmiştim. Böyle uzun yol her zaman çıkmazdı. Ne de olsa Kızılay'la, Koru sitesi arası bu trafikte insanın en az kırk beş, elli dakikasını alırdı. Taksimetreye bastım, gazladım. Bir iki dakika geçmedi, yanımdaki:
-Eee! Anlat bakalım Şoför abi, şöyle iyi bi yanından ” Bende, başımdan geçen  bir olayı anlatmaya başladım.  Pür dikkat kesildi,  can kulağıyla dinliyordu.
Gene bir gün iş dönüşünde durağa gelirken yoldan biri; acele işi var gibi el etti. Yumuşak bir frenle Yanında durdum. İki arkadaştılar. Biri uzun boylu atletik yapılı, diğeri az kısa ve kilolu idi. Uzun boylusu ön koltuğa,  benim yanıma oturdu. Kısa olanı bana:
-Oran’a Dedi. Hani şoför olmasan da Ankara’yı bilmesen:’Ben de senin orana‘ dersin al başına belayı. Önde oturan arkadaki arkadaşı ile münakaşa etmeğe başladı. Demek ki taksiye binmeden önce de tartışmaları vardı.  Taksiye bindikten sonra da tartışmaları devam ediyordu. Önde oturan uzun boylu olanı arkadakine:
-Koyarım abi! Dedi. Arkadaki de:
-Koyamazsın! Dedi. Ben böyle tartışma mı olurmuş, koyarsın, koyamazsın diye düşünürken’ arkadaki:
-Ben abi kapımın önüne araba koydurtmam! Dedi. Bende adamların boş yere günahlarını alacaktım ki işi çözdüm. Uzun boylu olanı Kuğulu'da inecekti ama arkadaşı Oran'da oturduğu için:
-Olmaz abicim, önce seni Oran'da indirip sonra ben dönüşte Kuğulu'da inerim. Dedi. Kısa ve şişman olanı Oran da indirdik. Dönüşte ön koltukta oturan:
Şoför bey taksimetreyi kapat, nasıl olsa Kuğulu’ya ineceksin dönüş ücreti yazdırma bana” demez’ mi, bende:
-Olmaz! Dedim.  Hay demez olaydım da dillerim çekileydi. Adamda bunu mu bekliyormuş ne?
-Yav  gardaşım nasıl olmazmış, bal gibi olur. Senin elinde. İstesen olmaz mı yani ? Ben:
-Olmaz! Dedim. O:
-Olur! Dedi. Olurdu, olmazdı derken silahını çekti, arkadaş ne yapacaksın al başına belayı. Bizde delikanlı geçiniyoruz ya, üstelik de şoförüz. Bu arada:
-Çabuk üzerindeki paraları boşalt! Demez mi hani paraları vermek bir yana, soyulduğumuzu duyarlarsa arkadaşlar vallahi beni tefe koyarlar. Sen bizim şoför milletini bilmezsin. O zamanda Oran şehri yeni kurulmuş; in yok, cin yok yollarda. Bende üzerimde ne var ne yok kuruşuna kadar adama verdim.
İçimden de dua ediyordum, bu kadarla kurtulayım bari diye. Sonra birden üzerimden abandı, benden yanı olan kapıyı hızla açıp itekleyiverdi beni dışarı. Tabi ben bi güzel yuvarlandım yere. Vakit gece yarısı ve bana bağırarak:
-Üç saate kadar ortalıkta görünme, sonra git arabanı Cebeci’deki Kan bankası'nın önünden al! Dedi ve gazladı gitti. Sözünün eridir belki, dediğini yapar diyerek polise de haber vermedim.
Gece karanlıkta yayan Kan bankası'nın oraya kadar yürüdüm. Epeyce sağda, solda vakit geçirdim. Baktım üç saat geçmiş, dediği yerde arabam yok. Bir iki saatte öylesine bekledim belki gelir diye. Ne gelen vardı ne giden. Sonra gittim karakola soyulduğumu, arabamın uzun boylu, bıyıklı, esmer biri tarafından gasp edildiğini anlattım.  Polisler ifademi aldılar. Aradan iki gün geçti arabamı Sitelerde terkedilmiş olarak buldum. Emekli bir kişiyim, bütün yatırımımı  ‘aha’ bu taksiye yaptım. Allah'tan her hangi bir yerinde hasar yoktu. Buna da 'şükür', dedim.
-Eee! Dedi, kızın arkadaşı:
-Sonra ?
-Sonrası ne olacak, o karakol, başka karakola da. Bildirmiş arabamın gasp edildiğini. Moral bozukluğundan işe de gidemiyorum.
Ertesi gün polisler çalıştığım durağa gelmişler beni sormuşlar. Bakmışlar ki ben yokum; bu sefer arkadaşlarımdan ev adresimi almışlar. Eve geldiler. Hadi, beni evden alıp doğru karakola götürdüler. Gaspçılıktan yakalanmış üç, beş kişiyi bana gösterip:
-Senin arabanı gasp eden bunlar mı? Dediler Bende:
-Hayır, Komiserim bunların hiçbiri değil! Dedim. İkide bir:
-Dikkatli bak; bunlardan biri olabilir! Diyorlar, bende her defasında:
-Bunlar değil” diyorum. Sonra beni salıveriyorlar:
-Lazım olunca biz seni tekrar çağırırız. Diyorlar. Aradan ya birkaç saat geçiyor, veya bir gün, önce taksi durağına, beni bulamayıp, sonrada eve geliyorlar. Hadiii tekrar karakola.  Bu seferde başka karakollar çağırmaya başladı. Hiç çalışamıyorum, hastalandım, moral sıfır! Ekip arabasıyla karakola gidip bana gene bir sürü kişi gösteriyorlar hiçbiri olmadığı için, beni salıveriyorlar. Nasıl dönersem döneyim eve. Günah olmayacağını bilsem gösterdikleri kişilerden birisine:
-Aha bu benim arabamı gasp eden! Diyeceğim ama İnsanın vicdanı razı olmuyor.  Karakoldan yayan yapıldak eve geliyorum. Tabanlarım şişmiş. İnsanın uykusu da kaçıyor, uyu uyuyabilirsen. Bu işin gündüzü, gecesi olmuyor ki ne zaman bir gaspçı yakalansa, muhakkak karakoldayım.
Esasında polisler de bıktı bu işten ama onlarında vazifesi bu demek. Sistem böyle işliyor. Daha sonra önüme albüm koymaya başladılar:
-Bunlardan bir tanesini söyle de kurtul! Dediler. Esasında ben değil kendileri kurtulacaklardı. Gayet iyi anlıyorum ama anlamazlıktan geliyorum. Ama ben hiçbirini yapmadım. Şikayet etmek akıl karı değilmiş arkadaş. Bana arabamı sattıracaklardı.
Mesa Koru sitesine gelindiğinde yanımda oturan:
-Tamam, şoför gardaş, bayanı burada indirecez! Dedi. Ben durdum, delikanlı inip kızın kapısını açtı, vedalaştılar, sonra tekrar öne; yanıma oturdu:
-Ümit köye! Dedi ve sonra:
-Eee anlat, anlat hele! Bende:
-Yani senin anlayacağın gaspçılar bulunamadı. Ben gene bir hayli karakol, karakol dolaştım dosya kendiliğinden kapandı da çağırılmaktan kurtuldum. Ümit köy'e gelmiştik:
-Burada da ben ineyim! Dedi. İndi cebinden iki milyon çıkarıp:
-Buyur şoför bey!
-Ne bu? Dedim.
-Ne olacak Para görmüyon mu?
-Görüyorum görmesine de taksimetrede on sekiz milyon yazıyor,  on altı milyon daha vereceksin! Delikanlı:
-Onlar gaspçıydı, paranı vermemişler üstelik arabanı götürmüşler. Bizde öğrenciyiz, bizden de bu kadar. Hadi yaylan bakalım! Der demez ben arabadan dışarı çıkıp:
-Nasıl vermezmişsin! Dememe kalmadı nereden çıktıklarını bilemediğim gençler sekiz on kişi oluverdiler. Ne arada gelmişlerdi,  ne zaman gelmişlerdi farkına bile varamadım. Tek kelime etmeden bindim arabaya sonra:
-Hadi size de öğrenci kıyağı olsun bari! Dedim. Sonra bir ara ‘karakola gitsem mi ki’ diye düşündüm. Bu memlekette şoförlükte yapılmaz diye düşündüm. Dalmışım az daha kaza yapacaktım. Arabayı satsam mı ki diye düşündüm. Hala düşünüyorum...

DİKKAT ! BU BİLGİ TELİF ESERİ OLUP YAZARI VE YAYINEVİMİZDEN  İZİN ALINMADAN KULLANILMAMALIDIR

BİR ÖNCEKİ Sayfaya dönmek için tıklayınız

BİR SONRA Kİ Sayfaya dönmek için tıklayınız

 02

KİTAP BAŞINA DÖNMEK İÇİN TIKLAYINIZ!

BİR ÖNCEKİ Sayfaya dönmek için tıklayınız

BİR SONRA Kİ Sayfaya dönmek için tıklayınız

Ahmet CANBABA

Ahmet CANBABA HAYAT HİKAYESİ

YÜRÜTTÜLER
 
Suya şavkı vurmuş gerçeği gökte
Aya yürüttüler bizleri aya
Yollar yürümekle aşınmaz deyip
Yaya yürüttüler bizleri yaya
 
Biz ne bilek kazanırlarmış haydan
Az istesek, derler bize yok faydan
Herkes vay anam vaaay deyip de vay dan
Vay a yürüttüler  bizleri vay a
 
Buna da razıyız yemedik kötek
Bir lokma aş için öptük el etek
Bizden alacakları belki bir tek
Oya yürüttüler bizleri oya

Hep acılar çektik yüzler gülmedi
Seçilenler makamına almadı
Ağa dedik kadir kıymet bilmedi,
Beye yürüttüler bizleri beye
 
Dedik edepsizlik, ar yok dediler
Dedik haksız kazanç,ter yok dediler
Şehirlerde size yer yok dediler
Köye yürüttüler bizleri köye
 
Çıkar bekleyenler derki ye, yedir
Çıkarı yoksa, bilmez kıymet kadir
Bilmiyorum yapılan işler nedir
Şeye yürüttüler ,bizleri şeye
 
 
Para gerek lüzum var mı akıla
Zor gittik menzile kalka, yıkıla
Anlaşmazlıklar kaldı yüne, kıla
Tüye yürüttüler, bizleri tüye
 
Elde avuçta yok kalmadı tadım
İnsan düşünmekten oluyor hadım
Kimi zaman içilecek bir yudum
Suya yürüttüler bizleri suya
 
Günahkar  kul  geçmez  desen  sırattan
Düşen  bin bir  parça  oluyor  surattan 
Bal  arısı,  horoz,  derken kırattan
Taya  yürüttüler,  bizleri  taya
 
Yatırımlar  başlar   seçim   ayından
Aşağı  kurtarmaz  sözler  sayından
Faiz  haram  diyerek  kar  payından
Paya  yürüttüler  bizleri  paya

DİKKAT ! BU BİLGİ TELİF ESERİ OLUP YAZARI VE YAYINEVİMİZDEN  İZİN ALINMADAN KULLANILMAMALIDIR

BİR ÖNCEKİ Sayfaya dönmek için tıklayınız

BİR SONRA Kİ Sayfaya dönmek için tıklayınız

 03

KİTAP BAŞINA DÖNMEK İÇİN TIKLAYINIZ!

BİR ÖNCEKİ Sayfaya dönmek için tıklayınız

BİR SONRA Kİ Sayfaya dönmek için tıklayınız

Ahmet CANBABA

Ahmet CANBABA HAYAT HİKAYESİ

GEREK
 
Hiçbir sebep olamaz içip de azmak için
Kötüye gidiş varsa toplumu aymak gerek
Güzellik yok oluyor yetmez mi kızmak için
Bir şeyler yazmak için gerçekten duymak gerek
 
Bazen güzel oluyor yaşamak  düş kurup ta
Bir yere varamazsın hatır gönül kırıp ta
Paylaşmanın yolunu hayattayken bulup ta
Eli açık olup ta  paraya kıymak gerek
 
Bazen benliğim beni azarlar kızar paylar
Sabır taşı eritir  geçer haftalar aylar
Sensizlik içimdeyken  gözümde yok saraylar
Sayın bayanlar baylar seveni saymak gerek
 
Bulut olmalı gökte gürleyip çakmak için
Sel olup taşmalısın düşlerde akmak için
Kıvılcım  olmalısın ateşi  yakmak için
Tadına bakmak için meyveyi  soymak gerek
 
Aydınlanmayan sönmüş  içinde ışık varsa
Yaptığın haksızlıklar şayet yanına karsa
Zor bulunur kurtuluş toplumu pislik sarsa
Her eksilen ne varsa yerine koymak gerek
 
Duadan olur sanma şayet yağmur yağarsa
Başın ağrısa geçmez hoca dua okursa
Bitip tükenen edep haya  haysiyet ar’sa
Kötüye gidiş varsa düzenden caymak gerek

DİKKAT ! BU BİLGİ TELİF ESERİ OLUP YAZARI VE YAYINEVİMİZDEN  İZİN ALINMADAN KULLANILMAMALIDIR

BİR ÖNCEKİ Sayfaya dönmek için tıklayınız

BİR SONRA Kİ Sayfaya dönmek için tıklayınız

 04

KİTAP BAŞINA DÖNMEK İÇİN TIKLAYINIZ!

BİR ÖNCEKİ Sayfaya dönmek için tıklayınız

BİR SONRA Kİ Sayfaya dönmek için tıklayınız

Ahmet CANBABA

Ahmet CANBABA HAYAT HİKAYESİ

KUL  İDİ           
 
Aşka  çaba  sarf etmiyor görünüm
Şimdi  gelecekler  bende  fal  idi.
Elimden kaçmasın  diye  yarınım
Kararan  geceme  vurdum  kilidi.
 
Hiç  olmadı  boşa  kapı  çaldığım,
Kin  bağlamış  bana  gönül  aldığım,
Hep yüzüme  güldüler  dost  bildiğim,       
Bana  göre,  benden  olan  el idi.
 
Emeğinle  az  kazanman  hezimet,
Onlar  için  bir  sınırsız  ganimet    ,     
Bana  lütuf  saydıkları  az  nimet,
Bir  kurumuş  elde  kalan  dal idi.
 
Hep  hayaldir  gerçek  diye  gördüğü,
Olmamıştır  yaraları  sardığı,
Hazinesinden  yalnızca  sürdüğü,       
Damağıma  bir  parmaklık  bal idi,           
 
His  okurum,  aklı  fikrini   aymaz.,
Kırar  kalbi,  kendi  fikrinden  caymaz.
Gönül  kilidine  anahtar  uymaz,       
Beni  kalpten  yaralayan  dil  idi.
 
Hem düşündü  Yaratan’ı  yaratıp, 
Bulamadı  köşe  bucak  aratıp,
Öyle  kul  var   Rabbim,  ardından  atıp
Tanrım  gene  seni  tutan  kul  idi

 

DİKKAT ! BU BİLGİ TELİF ESERİ OLUP YAZARI VE YAYINEVİMİZDEN  İZİN ALINMADAN KULLANILMAMALIDIR

BİR ÖNCEKİ Sayfaya dönmek için tıklayınız

BİR SONRA Kİ Sayfaya dönmek için tıklayınız

 05

KİTAP BAŞINA DÖNMEK İÇİN TIKLAYINIZ!

BİR ÖNCEKİ Sayfaya dönmek için tıklayınız

BİR SONRA Kİ Sayfaya dönmek için tıklayınız

Ahmet CANBABA

Ahmet CANBABA HAYAT HİKAYESİ

BAHAR
 
Bahar gösterirse gerçek yüzünü
Ağaçlar çıldırır rengârenk doğa
Sevgi yeşerirken atar hüzün ü
Yüreklerde coşku döner çocuğa
 
Doğa tahrik eder insanı içten
Kuşlar cıvıl cıvıl öter sevinçten
Alçalır yükselir bakarsın hiçten
Kanat çırpar martı çığlık çığlığa
 
Yeşile bürünmüş tonda dalgalar
Müziğin ritminde Fonda dalgalar
Yiter kıyılarda sonda dalgalar
Beyaz köpüklerle soluk soluğa
 
Erguvan rengine dönmüş tepeler
Hava sıcak bazen yağmur sepeler
Ana baba kardeş komşu bebeler
Olta elde kimi gider balığa
 
Zaman geçer yerde çiçek derbeder
Yağmurla dereye denize gider
Bilemezsin bahar bir elveda der
Yaza doğru çıkarken yolculuğa
    

DİKKAT ! BU BİLGİ TELİF ESERİ OLUP YAZARI VE YAYINEVİMİZDEN  İZİN ALINMADAN KULLANILMAMALIDIR

BİR ÖNCEKİ Sayfaya dönmek için tıklayınız

BİR SONRA Kİ Sayfaya dönmek için tıklayınız

 06

KİTAP BAŞINA DÖNMEK İÇİN TIKLAYINIZ!

BİR ÖNCEKİ Sayfaya dönmek için tıklayınız

BİR SONRA Kİ Sayfaya dönmek için tıklayınız

Ahmet CANBABA

Ahmet CANBABA HAYAT HİKAYESİ

İŞİNİ BİLEN MEMUR
Can Bey işini bilmeyen bir memur emeklisiydi. Nedense hep çevresinde işini bilmeyen memur emeklileri vardı.
Bu işini bilmeyen memur emeklileri bir kafede otururlar, akşama kadar oyun oynayıp zaman öldürürlerdi.
Kimi işini bilmeyen memur emeklileri de dernek ve vakıflarda fahri çalışırlar, işini bilenlere hizmet ederlerdi. Bu dernek ve vakıfların başındakiler derneğin kuruluşundan sonra ölene kadar başkan olarak kalırlar.
Günün birinde devletin başı; ‘benim memurum işini bilir’ diye bir laf etmiş, artık sen seyredeceksin memleketteki cümbüşü. Her köşe başındaki memurlardan işini bilenler hiç çalışmamaya başlamışlar.
Bir bankamatik memurları türemiş ki sormayın. Çokları kahve köşelerinde ‘al papazı ver kızı’ boyuna oyun oynuyorlar. Aybaşlarında hesaplarına yatırılan maaşlarını bankamatik kartlarıyla çekip işlerine bakıyorlarmış.
Memurlar çalışmıyorlarmış ama iş yerlerinde de işler öyle bir birikmeye başlamış ki; işini bilen, çalışmayan memurlar, mesaiye kalıp daha çok maaş alır olmuşlar. İş biriktikçe işini bilen memurlar daha çok çalışmamaya ama daha çok para kazanmaya başlamışlar.
Gerçi Can Bey, emekli olduktan sonra söylenmiş o laf ama işyerlerinde de; işini bilen memurlarla, işini bilmeyen memurlar kamplara ayrılmışlar. Çoğu kez işini bilen memurlar mesai saatlerinde hem vakit geçirebilecekleri, hem de iş bitirebilecekleri kahveleri mesken tutmaya başlamışlardı. Bu kahvelerde akşama kadar ‘okey’ ve ‘iskambil’ oynuyorlar, iş takipçileri geldiklerinde de üç aşağı beş yukarı anlaşıp iş bitiriyorlardı. Nede olsa devir iş bitirme devriydi. Memur olmayan kesimden yani esnaf kesiminden kişilerde bu kalabalığı görüp işsiz zannedip acırlardı.
Artık memur tayinlerinde herkes tanıdıklarını devreye sokup nerelerde daha iyi rüşvet çarkı dönüyorsa oraya tayinlerini yaptırıyorlardı. Bu rüşvet pazarlıklarını kaç kez Can beyde televizyon kanallarındaki gizli çekimlerde izlemişti ama ne yapabilirdi:
-Televizyonda gösterildi de ne oldu' dedi,  kendi kendine.
İşini bilen memurlar yayından sonra amirleri tarafından azarlanmışlar:
-Beceriksiz herifler! Böyle açıktan açığa iş bilinmez,  işini bileceen, bildiğini bildirmiyeceeen. Arkadaşlar ne demiş atalarımız, ‘iş bilenin, kılıç kuşananın’ ne gadar dooru bi söz.
Amirleri böyle derde, o işini bilmeyen bir amir midir? Toplanan 'cukkalar' amirleri de dahil olmak üzere hep beraber pay edilir. Zaten bir yerde baktın ki herkes işini biliyor, sen de bileceen. Fakat şu bizim Can hayatta işini bilemedi.
İşini bilemeden de emekli oldu. Şimdi iş bilenleri gördükçe:
-Ahh! Şu söz bizim zamanımızda söylenmiş olsaydı; bak ben neler yapardım bir görsünlerdi". Can hayatı boyunca sıkıntı içinde yaşadı. İşini bilen memurlara ‘Allah yürü ya kulum’ diyordu da, kulları yanlış anlayıp sanki; ‘yürüt ya kulum’ demiş gibi yürütüyorlardı. Can içinden:
-Sanki biz o Allah'ın kulu değil miyiz” diye geçirir, sonrada 'tövbe, tövbe' der, 'belki tanrı bizi sınıyor, belki de öbür dünyada işini bilen memur biz olacaaz.' Can kafasından bin bir türlü hesaplarla, doluya koyup almayan, boşa koyup dolmayan dertleri düşünüp, dalgın ve boş bakan gözlerle yürürken; asfaltın kenarlarındaki tretuvarın diplerinde birikmiş çöpleri,  kaldırım üzerlerindeki atıkları, tenekeden yapılmış faraşa süpüren bir çöpçü dikkatini çeker.
Kapalı otobüs durağındaki banka oturup, bir hayli çöpçüye bakar. 'İşini çok ciddi yapan, dalga geçmeyen birisi' olarak görür çöpçüyü. Her taraf pırıl pırıldır. ‘Nasıl olsa birisi görmez, şu gölgede biraz oturayım, dinleneyim’ demeden arı gibi çalışmaktadır adam. ‘Allah, Allah  bir yanlışlık  olmalı  bu işte’ der Can.
Can adamı 'işini bilmeyen' bir işli gibi düşünür:
-Devletin başının söylediği laflardan bu adamın haberi yok galiba” der. Can oturduğu yerden kalkıp üşenmeden yolun karşı tarafına geçer. Çöpçünün yanına kadar gidip:
-Selamünaleyküm, kolay gelsin hemşerim” der. Çöpçüde Tanrı selamıdır diyerek:
-Aleykümselâm” der. Can:
-Hemşerim çok çalışıyorsun, hoşuma gitti çalışman,  bende emekliyim. Bazen dikkat ederim şu belediye çalışanlarına, ufak bir işin başına sekiz on kişi toplanırlar, biri amele çavuşudur çalışmaz, biri çavuş yardımcısıdır çalışmaz, biri alır eline bir kürek; 'atayım mı, atmayayım mı' der gibi o kürek boş gelip gider. Biraz ciddi çalışan varsa oda muhakkak işe yeni girmiştir veya geçici işçidir ki daimi kadroya alınana kadar göz boyasın. Yani bir kişinin bir günde yapacağı işi, on kişi bir günde yapar, onu da ağzına yüzüne bulaştırırlar ama seni hiçte öyle görmedim” der çöpçüye. Çöpçü süpürgeye yaslanır, bir iki saniye soluklanıp:
-Abi beni bi belediyeye alsalar var ya sen o zaman gör beni, amirim söz verdi beni belediyeye alacak” Can çöpçüye:
-Aha çalışıyon ya, yaptığın iş belediye işi değil mi?"  çöpçü de:
-Belediye işi emme! Benim patronum Yaşar Göbekatar” der. İşsiz işli olan, çöpçüye Can merakla:
-Hele bi anlat bakayım yaptığın iş belediye işi ama işverenin belediye değil. Bu nasıl oluyor?”  İşsiz işli de başlar anlatmaya:
-İşini bilen; işli işsiz,  Yaşar Göbekatar'ı heç tanımazdım. Ben işi gücü olmayan serseri birisiydim. Para kazanmak,  bir iş yapmak istiyorum ama ne iş yapsam yaptırmıyorlardı bana. Simit satmak istedim, bütün köşe başlarını tutmuşlar nereye durduysam biri gelip; 'Hooop hemşerim hadi yaylan bakalım, bizim satışlarımıza mani oluyon' dediler. Simitçiliği bıraktım. Mısır sattım, kestane sattım, ama bunlar geçici mevsimlik işlerdi. Mısır, kestane bitti mi başka işlere yöneleceen muhakkak. Günlük harcamam kadar kazanamadığım zaman borçlanmak zorunda kalıyordum. Günlerden bir gün havada öyle bi soğuk ki, her taraf tabiri caizse buz kesiyo. Bir kahveye gittim, okey oynayan bi masanın yanına çektim sandalyeyi. Oturuyordum. Garson hemen elime bi  çay tutuşturmaz mı, almam diyemedim. Mecburen alacaan, alacaan emme çay içsem öğlen aç galacaam. Ekmek parasını çaya verdin mi, zor garın doyurmak. Ben böyle düşünüp, çayımı höpürdeterek içiyormuşum da haberim yok. Masada oyun oynuyanlar ben her höpürdettikçe  'yarasın'  derlermişte ben duymazmışım. Düşünürken de nasılda gendimden geçmişim demek ki. Adının sonradan Yaşar Göbekatar olduğunu öğrendiğim kişi taş oyununda kazanır. Şakur şukur bir gürültüdür gider:
-Hadi bakıyım ödeyin hesapları” der karşısındakilere. Bende bu arada çayımı bitirdim, ellerim titreyerek çay parasını verecektim ki, Yaşar Göbekatar:
-Yoo! Olmaz, valla olmaz hemşerim. Bana uğur getirdin sen. Senin hesabını öderler şimdi yenilenler” demez mi? Bende hiç farkında olmadan höpürdeterek içtiğim çayın parasını cebime koyarken, Yaşar Göbekatar:
-Yav hemşerim ne güzel içiyodun öyle çayı. Ne iş yapan sen” dedi. Bende:
-Heeç “ dedim. Oda:
-Ne demek heeç, yani bi işin yok mu? Bende:
-Yok “ dedim,ne iş olursa yaparım.
-Senin adın ne?
-Satılmış.
-İyi, benim adımda Yaşar Göbekatar.
-Abi senin anıyacaan adam biraz düşündü, düşündü demek ki burada çalıştırdığı bir işçi varmış onu çıkarmış, Yaşar Göbekatar:
-Bak Satılmış şimdi parasını azımsamıyacaan, sana bi mıntıka temizliği işi vereceem, her gün gösterdiğim yeri tertemiz, pırıl pırıl edeceen. Süpürüp temizliyeceen. Çevrede çer, çöp bişey kalmayacak. Kontrole geldiklerinde, tertemiz görecekler. Sana da gündelik bir milyon verecem. Yemen, içmen bana ait. Tabi bu başlangıç. Hayırlısıyla bi çalışmaya başla, daha sonra ben seni gadrolu işçi olarak belediyeye aldıracaam. Sonra zamanı gelince sende benim gibi olursun. O zaman daha da çok artar maaşın” dedi. Bende, sonradan gadrolu olacaam diye kabul ettim. İdare ediyok işte. Asgari ücret kadar olmasa da ne yapacan? Can:
-Peki, o Yaşar Göbekatar kim?
-Heeç! Oda belediyenin gadrolu bir çöpçüsü. Duyduğuma göre oda kendi müdüründen daha çok maaş alıyormuş. Belki yirmi, yirmi beş yıllık belediyedeymiş. O yüz milyon alıyosa aylık, bana veriyo otuz milyon. Üstelikte çalışmıyo, akşama kadarda gahvede oyun oynuyo. Gadrolu olunca bende biliyom ne yapacaamı” dedikten sonra Can beye:
-Gusura bahma beyim daha çok süpüreceem yerler var” deyip başlar çalışmaya ama bir taraftan da  sesli düşünmeyi sürdürür:
-Ah bi belediyeye girsem, ah bi yüz milyon gaymada ben alsam, ah, bi okey, ah bi pişti, ah bi gadrolu, ah bi, ah bi” diye diye kendini işe vermiş çalışırken ve etrafı temizleye temizleye oradan uzaklaşırken Can bu işe şaşırıp kalmıştır.
Bir yanda işini bilen işsiz, işli Yaşar Göbekatar,  diğer yanda işsiz işli Satılmış'ı düşünerek, yeni bir şey öğrenmenin verdiği hayretlikle kendi yapacağı işi unutmuştur. Hem gider hem düşünür; 'Acaba ben bugün neyin kuyruğuna girecektim. Elektrik parasının mııı, Doğalgazın mııı, suyun muuu, Telofonun muuu?

 

DİKKAT ! BU BİLGİ TELİF ESERİ OLUP YAZARI VE YAYINEVİMİZDEN  İZİN ALINMADAN KULLANILMAMALIDIR

BİR ÖNCEKİ Sayfaya dönmek için tıklayınız

BİR SONRA Kİ Sayfaya dönmek için tıklayınız

 07

KİTAP BAŞINA DÖNMEK İÇİN TIKLAYINIZ!

BİR ÖNCEKİ Sayfaya dönmek için tıklayınız

BİR SONRA Kİ Sayfaya dönmek için tıklayınız

Ahmet CANBABA

Ahmet CANBABA HAYAT HİKAYESİ

BEKLİYORUZ      
 
Suç dalgası gizli gizli
Çoğalıyor yüreklerde
Gene biziz mahkum olan
Çekilecek küreklerde
 
Çevre sağcı çevre solcu
Her adımda medyum falcı
Kim bilir belki bir yolcu
Beklenecek duraklarda
 
Çanta gitmiş hasta olmuş 
Ne olduysa dosta olmuş
Kapkaççılar usta olmuş
Yetiştirir çıraklarda
 
Soyguncuda varsa azim
Derim birlik olmak çözüm
Şükredelim öyle bizim
Bezimiz yok taraklarda
 
Büyümüşler yiye yiye
Diyoruz hep böyle niye
Bekliyoruz umut diye
Gözümüz hep ıraklarda     

 

DİKKAT ! BU BİLGİ TELİF ESERİ OLUP YAZARI VE YAYINEVİMİZDEN  İZİN ALINMADAN KULLANILMAMALIDIR

BİR ÖNCEKİ Sayfaya dönmek için tıklayınız

BİR SONRA Kİ Sayfaya dönmek için tıklayınız

 08

KİTAP BAŞINA DÖNMEK İÇİN TIKLAYINIZ!

BİR ÖNCEKİ Sayfaya dönmek için tıklayınız

BİR SONRA Kİ Sayfaya dönmek için tıklayınız

Ahmet CANBABA

Ahmet CANBABA HAYAT HİKAYESİ

EĞLENCE  MEKANI
 
Metroseksüellik moda olunca
Erkekte çekilmiş kaşlar yay gibi
Aklım ermeyen bir yere gelmişim
Sanır alem bizi burada, gay gibi
 
Her şekle giriyor burda odunlar
Güzellikten yana vermiş ödünler
Yetmişinde bile olsa kadınlar   
Yerinde durmuyor kısrak tay gibi
 
Göğüs büyütmüş estetik görerek
Tenini yakmış bir yere girerek
Diskotek bar gezip tabak kırarak
Erkeğini yaşatacak bey gibi
 
İçkiler içilmiş gözler küçülmüş
Kadınlar burada özel seçilmiş
Görünüyor bluzundan açılmış
İki göğüs araları fay gibi
 
Kumar içki ne istersen var burda 
Yalnız bir olmayan varsa ar burda
Parasız kalıpta gitmek zor burda
Sürülüyor burda avrat pey gibi
 
Açlıktan ölenler varken bu hak mı
Sormaz kimse bana aç mısın, tok mu
Zuladan garsona dedim çay yok mu
Cin var burada, içki olmaz çay gibi

 

DİKKAT ! BU BİLGİ TELİF ESERİ OLUP YAZARI VE YAYINEVİMİZDEN  İZİN ALINMADAN KULLANILMAMALIDIR

BİR ÖNCEKİ Sayfaya dönmek için tıklayınız

BİR SONRA Kİ Sayfaya dönmek için tıklayınız

 09

KİTAP BAŞINA DÖNMEK İÇİN TIKLAYINIZ!

BİR ÖNCEKİ Sayfaya dönmek için tıklayınız

BİR SONRA Kİ Sayfaya dönmek için tıklayınız

Atilla ALPAY
Atilla ALPAY HAYAT HİKAYESİ
MİRAÇ KANDİLİ VE SİGARA YASAKLARI KUTLAMASI
Tüm yurtta 19 Haziran tarihinde uygulamaya başlayacak olan yeni sigara yasası ile hemen tüm kapalı alanlarda sigara içme yasağının başlayacağını ve bu suretle içmeyenlerin de rahat nefes alabileceğini belirten Türkiye Yeşilay Cemiyeti Çorum Temsilcisi olarak yasanın hayırlı olmasını diliyorum.
Kanunun yürürlüğe girdiği tarihin aynı zamanda da miraç kandiline rastlamasının çok önemli bir tevafuk yani ilahi rast gelme olduğu ve bu yasa cumhuriyet tarihinin en önemli yasasıdır. Zira otuz dokuz milyon sigara tiryakisi bununla sigaraya elveda demek zorunda kalacaklardır. Onların açısından zor gibi görünse de içmeyen ve temiz hava solumak isteyen geride kalan vatandaşlarımız için bu çok sevindirici bir gelişmedir.
Öte yandan yasanın yürürlüğe girdiği tarih de “Miraç Kandili”ne denk gelmektedir. Bu çok sevindirici aynı zamanda da ilahi bir rast gelmedir. Hele şu mübarek üç aylarda böyle bir yasa vesilesiyle sigarayı bırakmak artık bir vatandaşlık görevi olmalıdır. Zira içilmesi yasaklanan ürün tümüyle yabancı ülkelerin ürettiği ve canımıza kastederek bizi kanser ve kalp hastalıklarına duçar eden kainat çapında korkunç bir zehirdir. Bunlara verilen para ve getirdiği hastalıkların tedavisine ödenen rakamlar korkunçtur. Artık sigarayı bırakmak milli bir görev olmalıdır. Öte yandan içilen bu sigaralar yüksek miktarda alkol ihtiva etmektedir. Bir paket sigarada bir yemek kaşığı alkol vardır. Bu uygulama son yirmi senedir sürdürülmektedir. Devletin ünlü sigara ve içki üretim kurumu Tekel yabancılara satılmıştır ve artık yoktur. Para devlete gitmemekte ve doğruca yabancı zehir tüccarlarının cebine oradan da mermi ve bomba olarak Müslüman kardeşlerimizin üzerine yağmaktadır.
İçinde bulunduğumuz üç aylar tüm kötü alışkanlıklardan arınacağımız ve sonunda da Ramazan’la ihya olacağımız çok kutlu bir zaman dilimidir. İçkiler ve alkol türleri zaten Müslümanlar için haramdır. İçine alkol katılan sigaralarda artık haram sınıfına girmektedir. Bu itibarla hem bu sigara yasası, hem de üç aylar; hem de idrak etmekte olduğumuz miraç kandili münasebetiyle artık bu zehirden kurtulalım ve bu kötü alışkanlığımızı bırakalım. Hem paramız cebimizde kalsın, hem haram işlemeyelim, hem sağlımızdan ve canımızdan olmayalım, hem de yeni çıkan yasayı çiğnemeyelim.
Bu mübarek günün hürmetine tüm tiryakileri sigaraya ve başka kötü alışkanlıklardan kurtulmaya ve tövbe ederek temiz ve sağlıklı Müminler olmaya çağırıyorum.
Hem yeni Yasamız Milletimize hayırlı olsun ve miraç kandilimizde kutlu olsun.
 
NOT: Türkiye Yeşilay Derneği’nin yeni Sigara yasasının yürürlüğe girmesi münasebetiyle bugün 20 Temmuz 2009 da Gazi Caddesi eski adliye önünde bir sergi açacaktır. Her yıl dünya sigarayı boykot gününde-31Mayısta-açılan serginin bu yıl yeni sigara yasasının yürürlüğe gireceği tarihte açılması kararlaştırıldı. Türkiye Yeşilay Derneği Çorum Şubesi münasebetiyle yeni Kanun metnini fotokopi olarak dağıtacaklarını, sigarayı bırakmak isteyenlere ücretsiz cd ve broşür vereceklerini ve sigaranın zararlarının anlatan panoları ile halkı bilgilendireceğiz. Tüm Çorumlular sergimize davetlidir. Atilla ALPAY
 

DİKKAT ! BU BİLGİ TELİF ESERİ OLUP YAZARI VE YAYINEVİMİZDEN  İZİN ALINMADAN KULLANILMAMALIDIR

BİR ÖNCEKİ Sayfaya dönmek için tıklayınız

BİR SONRA Kİ Sayfaya dönmek için tıklayınız

 10

KİTAP BAŞINA DÖNMEK İÇİN TIKLAYINIZ!

BİR ÖNCEKİ Sayfaya dönmek için tıklayınız

BİR SONRA Kİ Sayfaya dönmek için tıklayınız

Atilla ALPAY
Atilla ALPAY HAYAT HİKAYESİ
ÇOCUKLARIMIZA DİKKAT EDELİM…
Okulların kapanması ile birlikte ilimizdeki on beş bin öğrencinin sokaklara döküldüğünü ve ebeveynlerin denetimlerinden uzaklaştı. Velileri, evlatlarına sahip çıkmaları konusunda uyardı.
Her türlü zehirli ve zararlı madde tüccarlarının kol gezdiği ülkemizde okulların kapanması ile birlikte çocukların ve gençlerin sokakta kaldığını ve mevsim icabı olarak da her türlü tehlikeye açık hale geldiler.
“İl genelinde on beş bin öğrenci yavrumuz tatille birlikte sokağa çıkarak eğlenmeye başlamış ve aile denetimlerinden uzaklaşmışlardır. Her türlü kötülük önce arkadaştan gelir. Bu itibarla velilerin öğrencilerimizin arkadaşlarını ve gittikleri çevreleri de iyice tanımaları gerekir. Her türlü zararlı alışkanlığa bu yaşlarda yakalanmakta ve “bir kere denemekten bir şey olmaz” düşüncesi ile ömür boyu sürecek bağımlılık felaketlerinin de temelleri atılmaktadır.
Tatille birlikte okulların disiplin ve denetimleri kalkmış, mevsim icabı uzun günlerde gençlerimiz evden çok daha fazla uzaklaşmaya başlamışlardır. Artık ilimizde onların gideceği her türlü eğlence yeri mevcuttur. Bağımlılık yapan maddeler çeşitlenmiş kolalardan enerji içeceklerine, alkollerden sentetik uyuşturuculara kadar her türlü zehir yurdumuzda olduğu gibi ilimizde de çeşitlenmeye başlamıştır. Gençler geç vakte kadar dışarıda oyalanmakta ve kendilerine yeni meşguliyetler aramaktadırlar. Zararlı alışkanlık reklamları ile dolu gayr-ı ahlaki tv dizileri Türk aile yapısının temellerini dinamitlerken; sayısız bir kısım cafe ve eğlence yerleri de bu tür değişimlere mesken olmaktadırlar.
Kimyasal katkılarla dolu ve şiddetli bağımlılık yapan yabancı sigaralar, moda ve medyanın etkisi, futbolcu, manken ve şarkıcıların örnek alınması madde bağımlılığı ile birleşerek kişilik kaymalarına yol açmakta bu da psikolojik sorunlara zemin hazırlamaktadır. Yurdumuz bir suç cenneti olma yolundadır. İlimizde bile hemen her gün kötü haberler gazetelerimizi doldurmakta ve işittiklerimiz yüreğimizi yaralamaktadır.
Bir gün muhtemel bir felaketi yaşamak istemiyorsak bilhassa çocuklarımızı ve gençlerimizi iyi denetleyelim. Onları başıboş bırakmayalım. Kimlerle arkadaşlık ettiklerine ne yiyip ne içtiklerine çok dikkat edelim. Eve geç geldiklerinde hesap soralım. Verdiğimiz harçlıkları nerede harcadıklarını ve zamanını nasıl değerlendirdiğini, arkadaşlarının kim olduklarını daima sorgulayalım. Yoksa vakit bir gün çok geçmiş olabilir. O zaman da son pişmanlık fayda vermez. Onları safahata değil faydalı Milli ve Dini uğraşlara yönlendirelim.”

DİKKAT ! BU BİLGİ TELİF ESERİ OLUP YAZARI VE YAYINEVİMİZDEN  İZİN ALINMADAN KULLANILMAMALIDIR

BİR ÖNCEKİ Sayfaya dönmek için tıklayınız

BİR SONRA Kİ Sayfaya dönmek için tıklayınız

11

KİTAP BAŞINA DÖNMEK İÇİN TIKLAYINIZ!

BİR ÖNCEKİ Sayfaya dönmek için tıklayınız

BİR SONRA Kİ Sayfaya dönmek için tıklayınız

Dilek BİGA

Dilek BİGA HAYAT HİKAYESİ

KÜLLENMEDİ HAL OLDUM
 
Söylenecek yüzlerce söz gururuma set oldu
Dilimden dökülmedi y a yüreğime dert oldu.
Sustuk adımız namert, çok konuşan mert oldu.
Birikmiş, bir yığın gerçek, söylenmedi lal oldu
 
Her ne yapıp ettiysem, el dilinde laf oldu
Haklı iken mecnun bile deli oldu, saf oldu.
Sanırım biz gibilerin günahları af oldu,
Yem yeşil bir ağaç idim, güllenmedi dal oldu.
 
Buz dağıyken duygularım, volkan oldu, lal oldu
Demirci narıyken gönlüm, dövülmeden nar oldu.
Tilkiydi ya sözüm ona, bir kargaya av oldu
Okyanuslar akıttım ya küllenmedi hal oldu

DİKKAT ! BU BİLGİ TELİF ESERİ OLUP YAZARI VE YAYINEVİMİZDEN  İZİN ALINMADAN KULLANILMAMALIDIR

BİR ÖNCEKİ Sayfaya dönmek için tıklayınız

BİR SONRA Kİ Sayfaya dönmek için tıklayınız

 12

KİTAP BAŞINA DÖNMEK İÇİN TIKLAYINIZ!

BİR ÖNCEKİ Sayfaya dönmek için tıklayınız

BİR SONRA Kİ Sayfaya dönmek için tıklayınız

Dilek BİGA

Dilek BİGA HAYAT HİKAYESİ

ÇEKİP GİDERSEM
 
Bağında bülbül ötmez dağda kekliğin
Saksıda gülün bitmez çekip gidersem.
Bir baktım, dönmüştür çarkı feleğin,
Düzde ayağın gülmez çekip gidersem.
Ömrün ecele yetmez, çekip gidersem.
 
Aşına yağın yetmez, başına aklın
Derde tahammül yetmez çekip gidersem.
Sillesi beter olur, zalime hakkın,
Dünya mahşere döner çkip gidersem.
Işığıyan yıldızın söner, çekip gidersem.
 
Gönlüne ferman yetmez, hisse iraden
Hasrete sabır yetmez, çekip gidersem.
Azabı korkunç olur, gaddar cehennem,
Gözlerin cennet görmez, çekip gidersem. 
Yaradan seni bilmez çekip gidersem.

DİKKAT ! BU BİLGİ TELİF ESERİ OLUP YAZARI VE YAYINEVİMİZDEN  İZİN ALINMADAN KULLANILMAMALIDIR

BİR ÖNCEKİ Sayfaya dönmek için tıklayınız

BİR SONRA Kİ Sayfaya dönmek için tıklayınız

 13

KİTAP BAŞINA DÖNMEK İÇİN TIKLAYINIZ!

BİR ÖNCEKİ Sayfaya dönmek için tıklayınız

BİR SONRA Kİ Sayfaya dönmek için tıklayınız

Dilek BİGA

Dilek BİGA HAYAT HİKAYESİ

BİR KERE AŞAĞI BAKMAZ BU DÜNYA
Çilede cömerttir sevgide cimri
Payına düşeni vermez hani ya!
Bana gelince mi tutuyor kibri,
Sürünüp gezeni, görmez bu dünya.
 
Terazisi yok ki; adalet koysun
Kefesi haksızı çekmez hani ya!
Al beni deye aç gözün doysun,
Mazlumun yüzüne gülmez bu dünya
 
Sana gönül vermek küllüm hataymış,
Uğrunda ölmekte değmez hani ya!
Kendim gibi sandım burnun kaftaymış,
Bir kere aşağı bakmaz hani ya.

DİKKAT ! BU BİLGİ TELİF ESERİ OLUP YAZARI VE YAYINEVİMİZDEN  İZİN ALINMADAN KULLANILMAMALIDIR

BİR ÖNCEKİ Sayfaya dönmek için tıklayınız

BİR SONRA Kİ Sayfaya dönmek için tıklayınız

 14

KİTAP BAŞINA DÖNMEK İÇİN TIKLAYINIZ!

BİR ÖNCEKİ Sayfaya dönmek için tıklayınız

BİR SONRA Kİ Sayfaya dönmek için tıklayınız

Dilek BİGA

Dilek BİGA HAYAT HİKAYESİ

BU YABANCI KİM?
 
Kül olmuş gönlümün yıkık şehrinde
Yolunu kaybetmiş bu yabancı kim
Bu gözler bu bakışlar,aman allahım
Şimşekler çaktıran bu yabancı kim

Bir titreme aldı,tüm bedenimi
Mazide bıraktı bütün derdimi
Bir anda kapladı yorgun kalbimi,
Kalbimde koşturan bu yabancı kim

 
Hayalmi Allah’ım, rüyadamıyım
Yoksa dumanı olmayan yangınamıyım
Şimdi bir delice sevdadamıyım
Yolunu kaybetmiş bu yabancı kim

 

DİKKAT ! BU BİLGİ TELİF ESERİ OLUP YAZARI VE YAYINEVİMİZDEN  İZİN ALINMADAN KULLANILMAMALIDIR

BİR ÖNCEKİ Sayfaya dönmek için tıklayınız

BİR SONRA Kİ Sayfaya dönmek için tıklayınız

15

KİTAP BAŞINA DÖNMEK İÇİN TIKLAYINIZ!

BİR ÖNCEKİ Sayfaya dönmek için tıklayınız

BİR SONRA Kİ Sayfaya dönmek için tıklayınız

Dilek BİGA

Dilek BİGA HAYAT HİKAYESİ

BU DAMI KADER
 
Vuruldum diyorsun nerede yaran?
Nerede bu yaranı şevkatla saran?
Hiç belli olmuyor akınla karan
Serseri olduysan buda mı kader?
 
Candan sevdiğinden vurgun yemişsen
Verdiğin her sözden geri dönmüşsen,
Namerti gözünde çok büyütmüşsen
Benzeri olduysan bu da mı kader
 
İnkarın faydasız gerçek ortada,
Kabul ette bitsin bu oyun burada.
Sen kaderin değil de duygularının da
Esiri olmuşsan bu da mı kader 

DİKKAT ! BU BİLGİ TELİF ESERİ OLUP YAZARI VE YAYINEVİMİZDEN  İZİN ALINMADAN KULLANILMAMALIDIR

BİR ÖNCEKİ Sayfaya dönmek için tıklayınız

BİR SONRA Kİ Sayfaya dönmek için tıklayınız

 16

KİTAP BAŞINA DÖNMEK İÇİN TIKLAYINIZ!

BİR ÖNCEKİ Sayfaya dönmek için tıklayınız

BİR SONRA Kİ Sayfaya dönmek için tıklayınız

Dilek BİGA

Dilek BİGA HAYAT HİKAYESİ

GAFLETTEN UYAN KOŞ MEVLANA’YA
 
Konya’da bir Şah Mevlana 
O ne huzur Ya Rap, o ne muamma.
Kubbesi bakar yedi kat semaya,
Her ne olursan ol, koş Mevlana’ya.
 
Dünya malına etme sakın tema.
Kurulmuş bizi bekler,o yüce dergah.
Azı çoğa tut, düşme hiç gama,
Gafletten uyan koş mevlanaya.
 
Okyanuslar gibidir, pür ak yüreği
Tevazu ve incelikte saklıdır yüceliği.
Hoşgörü ve sevgiyle, bezenmiş kişiliği,
Tövbeni bozsan da koş Mevlana’ya  

DİKKAT ! BU BİLGİ TELİF ESERİ OLUP YAZARI VE YAYINEVİMİZDEN  İZİN ALINMADAN KULLANILMAMALIDIR

BİR ÖNCEKİ Sayfaya dönmek için tıklayınız

BİR SONRA Kİ Sayfaya dönmek için tıklayınız

 17

KİTAP BAŞINA DÖNMEK İÇİN TIKLAYINIZ!

BİR ÖNCEKİ Sayfaya dönmek için tıklayınız

BİR SONRA Kİ Sayfaya dönmek için tıklayınız

Dilek BİGA

Dilek BİGA HAYAT HİKAYESİ

BAHANE
 
Her gün biraz daha uzaksın benden
Bu hasret bu özlem hep vardı zaten..
Kendimi zor tuttum seni dinlerken
Gözünden süzülen seller bahane.
 
Kader diye di ye di ye geldik bu hale
Yalanların bence hepsi bahane
Anlattı her şeyi o iki cümle
Seviyorum diyen diller bahane.
 
Gördük işte döndük yine en başa
Ne değişti sanki kaderden başka
Sevmek yetse ömrüm gitmezdi boşa

DİKKAT ! BU BİLGİ TELİF ESERİ OLUP YAZARI VE YAYINEVİMİZDEN  İZİN ALINMADAN KULLANILMAMALIDIR

BİR ÖNCEKİ Sayfaya dönmek için tıklayınız

BİR SONRA Kİ Sayfaya dönmek için tıklayınız

   18

KİTAP BAŞINA DÖNMEK İÇİN TIKLAYINIZ!

BİR ÖNCEKİ Sayfaya dönmek için tıklayınız

BİR SONRA Kİ Sayfaya dönmek için tıklayınız

İsa KAYACAN

İsa KAYACAN HAYAT HİKAYESİ

NAZLI’DAN:BİR HAYAT MASALI 

Torunum Nazlı Aykut,zaman zaman şiir denemeleriyle, zaman zaman da anlatımlarıyla, sütunumun konukları arasında yer alıyor.

Nazlı,Arı Okullarında, 4. sınıftan 5. sınıfa geçti.Önde gelen arkadaşlarımdan biri.Bir masalı var Nazlı’nın.Arkasından önerileri yer alıyor.Buyrun birlikte okuyalım:

BİR HAYAT MASALI
Merhaba..Benim adım Nazlı Aykut.5. sınıfa geçtim.Tabii ki, hepinizin bildiği gibi, 5. sınıfa geçmenin coşkusu içindeyim.Şimdi sizlere bir masal sunacağım. İçinde,sevgi,sanat,gayret ve çaba geçecek. Masalımızın adı: Bir Hayat Masalı.Buyrun:
-Bir gün bir ceylanın yavrusu olmuş.O kadar şirinmiş,o kadar şirinmiş ki adını “Melek” koymuşlar.Ama ne yazık ki, bebek ceylanın annesi “Melek”i doğurduktan 5 gün sonra ölmüş.Babası ise ormanda yemek ararken bir avcı tarafından avlanıldığı için ölmüş.
Küçük ceylan daha bebek durumunda  olduğu için hiçbir şeyin farkında değilmiş.Aradan aylar, yıllar geçmiş ve bizim Melek artık kendi avını avlayabilecek ,başının çaresine bakabilecek duruma gelmiş.Fakat annesinin ve babasının öldüğünü büyüdükçe hissetmeye başlamış.Bir gün ormanda kendisine yemek ararken karşısına bir kurt çıkmış.Kurt birden:
-”Nereye gidiyorsun böyle küçük ceylan?” diye sormuş.Bizim ceylan ürkek ürkek cevap vermiş:
-”be-ben o-ormanda yiyecek to-toparlamaya çıktım” demiş.Kurt:
-”Peki küçük ceylan” demiş.Ama kurt, birgün ceylandan habersiz gelip, onu bir güzel yiyecekmiş.Ama ceylana hiç farkettirmemiş bile.
Bir gün ceylan ormanda dolaşırken karşısına yine o kurt çıkmış.Bizim kız ceylanın ödü kopmuş.Kurt ağzı sulu sulu şöyle demiş:
-”Seni birazdan yiyeceğim.Başta seni kandırmaya çalıştım.Seni yemek istiyordum.Benden kaçma diye seni kandırdım.”.. Küçük ceylan var gücüyle yuvasına koşmuş.Kurt onu saatlerce aramış.Ama maalesef ceylanı bulamamış.Ceylan kurdun bir daha kendisini yemeye çalışacağını düşünerek,hemen plan yapmaya başlamış.
Kurt yine bir gün ceylanın karşısına çıkmış.Kurt yine ağzı sulu sulu şöyle demiş:
-”Ne oldu çok korktun galiba?” der demez ceylan hemen elindeki sopayı kurdun gözüne saplamış.Kurt acılar içinde yere yığılmış. Ve bir daha da ceylanın yanına uğrayacak cesareti gösterememiş.
Aradan yıllar geçmiş ve bizim küçük Melek kendisine bir aile kurmuş.Artık büyük bir yetişkinmiş Melek.Çocuğuna annesinin adını yani ‘Güzel’ koymuş. Ömürlerinin sonuna kadar da böylece mutlu yaşayıp gitmişler.
Buradan çıkardığımız sonuç:Arkadaşlar bu masaldan çıkardığım sonuç bence şu olmalı:Hiçbir iyilik ödülsüz.hiçbir kötülük de cezasız kalmayacak.Hepinize içten teşekkür ederim.Görüşmek üzere..18 Haziran 2009 Perşembe.

DİKKAT ! BU BİLGİ TELİF ESERİ OLUP YAZARI VE YAYINEVİMİZDEN  İZİN ALINMADAN KULLANILMAMALIDIR

BİR ÖNCEKİ Sayfaya dönmek için tıklayınız

BİR SONRA Kİ Sayfaya dönmek için tıklayınız

  19

KİTAP BAŞINA DÖNMEK İÇİN TIKLAYINIZ!

BİR ÖNCEKİ Sayfaya dönmek için tıklayınız

BİR SONRA Kİ Sayfaya dönmek için tıklayınız

İsa KAYACAN

İsa KAYACAN HAYAT HİKAYESİ

YENİ BURDUR ŞİİRLERİ (4)
 
17- 2006 yılında Burdur, Hüsnü Bayer İlköğretim okulu öğrencilerinden olan Derya Özsoy’un “Uyuyan güzel uyandı” başlıklı şiiri 7 dörtlükten meydana geliyor. Bu şiirin bir dörtlüğü:
 
UYUYAN GÜZEL UYANDI
(Derya Özsoy-2006)
Folklorun kalbi Burdur,
Bizde her çeşit oyun var.
Serenler, Dirmil, Kezban yenge,
Türkülerin en güzeli bizde.
18- Burdur’da uzun süre çalışan, şimdi Isparta ilimiz merkezinde görev yapan Fatma Uçarlar’ın “Sende Burdur’u sevdim”başlıklı şiiri dört ayrı bölümden meydana geliyor. Bu şiirin bir bölümü şöyle:
 
SENDE BURDUR’U SEVDİM
(Fatma Uçarlar-2007)
Ben sende Burdur’u gördüm,
O yüzden sevdam sana değildi,
Başında, dağlarını gördüm Burdur’un,
İçinde mermer yatakları olan,
Hazine dolu dağlarını,
Bu yüzdendi başını göğsüme yaslamam,
Ben sende Burdur’u sevdim.
19- Burdur’un gelini olan, Dalamanda yaşan Birdal Can Tüfekçi’nin “Yeşil Burdur’um” adlı şiiri altı dörtlükten meydana geliyor. Bu şiirin bir dörtlüğü şöyle:
 
YEŞİL BURDUR’UM
(Birdal Can Tüfekçi-2007)
Yeşiltepe üstünden, çıkıp baktım ben göle,
Aşıkların sevdası, renk verir gonca güle,
Seher vakti bülbüller şakıyıp geldi dile,
Unutmak kolay değil seni, yeşil Burdur’um.
20- Isparta ilimiz merkezinde yaşayan, Mehmet Doğan Silleli’nin “Burdur mektubu” adlı şiiri altı dörtlükten meydana geliyor. Bu şiirin bir dörtlüğü şöyle:
 
BURDUR MEKTUBU
(Mehmet Doğan Silleli-2007)
Kaybolurken halıcılık, gülcülük,
Anlam taşır kaş çatışı Burdur’un.
Kurtuluş yolunda etmiş öncülük,
Ne güzeldir hoş bakışı Burdur’un.
21-Yine Isparta ilimiz merkezinde yaşayan şairlerimizden Zeki Çelik’in”Burdur pazarı” adlı şiiri var elimizde. Beş dörtlükten meydana gelen bu şiirin bir dörtlüğü şöyle:
 
BURDUR PAZARI (Zeki Çelik/2007)
Uzay çatı vardır, üstü kapalı,
Gece-gündüz açık, yer lambalı,
Milli servetleri, çok korumalı,
Hareketli olur, Burdur pazarı.
22-Isparta ilimize bağlı Eğirdir ilçesinde Sivil Savunma Müdürlüğü yapan Muzaffer Çelik’in “Burdur” adlı şiiri 10 ayrı dörtlükten meydana geliyor. Bu şiirin bir dörtlüğü efendim:
 
BURDUR (Muzaffer Çelik-2007)
Toros’un bağrına, ağır düşerken,
Kıyısında yosun taşları biterken,
Düşünüp bu şehre, akıl yorarken,
Adı nedir dedim: Burdur dediler.
23-Bana yenilerde ulaşan bir “Dirmil” şiiri, hemşehrimiz Hacer Göçer’den. Dört bölümden oluşan bu şiirin ilk bölümü şöyle:
 
DİRMİL’İM (Hacer Göçer-2009)
Ahh! Yeşil, güzel Dirmil’im,
Her yönünle canlısın,
Soğuk sularınla, kebabınla,
İlimizde şanlısın.
Yurdumun dört köşesinin,
Dağlarında, ovalarında çanların,
Düğünlerde sipsin, ses verir, çınlar,
Kezban yenge tüngür, Cemilem oynar.

DİKKAT ! BU BİLGİ TELİF ESERİ OLUP YAZARI VE YAYINEVİMİZDEN  İZİN ALINMADAN KULLANILMAMALIDIR

BİR ÖNCEKİ Sayfaya dönmek için tıklayınız

BİR SONRA Kİ Sayfaya dönmek için tıklayınız

  20

KİTAP BAŞINA DÖNMEK İÇİN TIKLAYINIZ!

BİR ÖNCEKİ Sayfaya dönmek için tıklayınız

BİR SONRA Kİ Sayfaya dönmek için tıklayınız

İsa KAYACAN

İsa KAYACAN HAYAT HİKAYESİ

ERCİYES YÜKSEKLİĞİNDEN
Erciyes deyince Kayseri ilimizin aklımıza geldiğini biliyoruz. Bu ilimizdeki Erciyes yüksekliği de bir o kadar aklımızda kalanlardan biri, önde geleni olarak hatırlanıyor.
Kayseri ilimiz merkezinde 32 yıldır yayınlanan bir fikir ve sanat dergisi var. Adı: Erciyes. Aylık yayınlanıyor. Haziran 2009 ayında 378 nci sayısı Günyüzü gördü bu derginin efendim. Sahibi: Nevzat Türkten, Genel yayın Müdürü: Alim Gerçel.
Erciyes Dergisi ekinde, içinde ve paketinde gelenler var. Bunlar sırasıyla:
KAYSERİ TÜRK OCAĞI DERGİSİ
Mayıs 2009 ayına ait 101 nci sayısı elimizdeki. 22 sayfalık bir dergi. Türk Ocakları Kayseri Şubesi Yönetim Kurulu adına sahibi: Prof. Dr. Abdülkadir Yuvalı. Yazı işleri müdürü: Satılmış Başaran. Fazıl Ahmet Bahadır’ın “Son Gaziler” başlıklı şiirinden:
Kaç neslin böyleydi alınyazısı,
Babasız tüterken baba ocakları,
Türkülerle duman duman,
Hasret kokusu.
İSTİKLAL GAZETESİ
16 normal sayfalık bir gazete. Aylık siyasi ve bağımsız gazete olarak Kayseri’de çıkıyor. Haziran 2009’da 59 ncu sayısı okurlarıyla buluştu, buluşturuldu. Sahibi ve Yazı İşleri Müdürü: Mehmet Emin Batur.
Gazetenin sayfalarında; Yrd. Doç. Dr. İklim Kurban, Sebahattin Tekizoğlu, Abdülmecit Avşar, Prof. Dr. M. Metin Karaörs, Mehmet Emin Batur imzalı yazılar dikkat çekiyor
DUY GAZİNİN SESİ
Emin Kuzucular’ın 96 sayfalık şiir kitabı. Duyguların harman olduğu, anlatım rahatlığı içinde sayfalara aktarılan mısralar bütünlüğü, topluluğu. Gazinin feryadı olarak görülen şiirden bir dörtlük:
Sevdalıyken, vatanıma yurduma,
Dert katmayın benim bunca derdime,
Çağırsam da, düşen yoktur ardıma,
Çıkmayan sesimi, duy be Ankara!...
KURTULUŞ (2)
Zeki Genç’in 178 sayfalık şiir kitabı. Gözü yaşlı şair olarak bilinen Zeki Genç, şiirlerindeki anlatım zenginliğiyle okurlarının, şiir severlerin karşısına çıkıyor.
Değişik isim ve imzaların ortaya koydukları Zeki Genç anlatımları var. Türkü bütünlüğü içindeki şiirleriyle dikkat çeken bir görünümünü de unutmamak gerekli Zeki Genç’in. 10 dörtlükten meydana gelen “Kayserim” şiirinden bir dörtlük nakledelim:
Erciyes’im gökyüzüne değiyor,
Gurbet gibi özleniyor Kayserim.
Dört bir yandan sıradağlar sarıyor,
Kem gözlerden gizleniyor Kayserim.
GÜNÜN DUYURUSU: Ayşe Paslanmaz’ın koordinatörlüğünde 16 Ekim 2009 tarihinde Nevşehir’de gerçekleştirilecek “Kapadokya Şairler Şöleni“ öncesi açılan şiir yarışması hakkında bilgi almak için: 0.532.771 31 64

 

DİKKAT ! BU BİLGİ TELİF ESERİ OLUP YAZARI VE YAYINEVİMİZDEN  İZİN ALINMADAN KULLANILMAMALIDIR

BİR ÖNCEKİ Sayfaya dönmek için tıklayınız

BİR SONRA Kİ Sayfaya dönmek için tıklayınız

 21

KİTAP BAŞINA DÖNMEK İÇİN TIKLAYINIZ!

BİR ÖNCEKİ Sayfaya dönmek için tıklayınız

BİR SONRA Kİ Sayfaya dönmek için tıklayınız

İsa KAYACAN

İsa KAYACAN HAYAT HİKAYESİ

USTALARA KULAK VERMEK
 
Şiirimizin zirvesinden seslenmiş, aramızdan ayrılmalarına rağmen, şiirleriyle bizimle merhabalaşmaya, selamlaşmaya devam eden ustalarımız var. Hemde sayıları bir hayli fazla.
Bu ustalarımızdan, rahmetli Behçet Kemal Çağlar… Ahmet Tufan Şentürk. Önce Behçet Kemal Çağlar’dan:
 
ŞEHİTLERE
12 dörtlükten meydana gelen, şehitlerimizin, şehitlerin mısralara döküldüğü duygularla zenginleşen Behçet Kemal Çağlar anlatımı. “Gökten üzerine titriyor atan/Önünde millet var, ardında vatan” mısralarıyla söze başlıyor ustamız.
Her bulutta saklı olan yıldırımlardan, hiçbir kaynağın, hiçbir suyun kandıramadığı, serinletemediği yüreklerin büyüklüğü birbir gözler önüne seriliyor, mısralar arasından selamlaşıyor bizimle. Ve dörtlüklerden biri:
 
Hayat hayaldeki her tadan güzel,
Bize tek ayak da kanattan güzel.
Bir tek müstesna var bu yeryüzünde,
Bir senin ölümün, hayattan güzel…
Ve ustalarımızdan, şiirimizin beş yıldızlı çınarı rahmetli Ahmet Tufan Şentürk’den;
 
GÖNÜL FERMAN DİNLEMİYOR
O bir usta. O bir çınar. O’nun her kelimesinde, her mısrasında anlam var, mesaj var. O’nun gençliğiyle, delikanlılığıyla tüm güzellikler iç içe, koyun koyuna. “Gönül Ferman Dinlemiyor” adlı, başlıklı şiiri beş dörtlükten meydana gelmiş. Hemde 2004 yılında kaleme alınmış. Ahmet Tufan Şentürk’ün delikanlılık günlerinde yani.
Sabahın erken saatinde, saatin beşinde, başında bir rüzgar esmeye başlar Ahmet Tufan Şentürk’ün. “Seni görürüm düşümde/Gönül ferman dinlemiyor” diye söylenmeye, mırıldanmaya devam eder o çınar, o gönül dünyamızın ustası.
Tereddütleri vardır. Sıkıntılıdır. “Nereden çıktın karşıma?” diye sorar. Çünkü başına çok işler açılmıştır. Gönül kapısının açık kalması gerektiğini savunur artık. Ve bir gerçekle baş başa kalır, yüzyüze gelir:
 
Erken kaybettim eşimi,
Taşlara vurdum başımı,
Düşünmez oldum yaşımı,
Gönül ferman dinlemiyor…
Bu iki ustamızın ardından, yaşayan şairlerimizden Abdülkadir Güler hocanın “Görmeğe geldim” adlı şiirindeki mısralara bakalım:
 
GÖRMEĞE GELDİM
Abdulkadir Güler, yaşayan şairlerimizin ünlülerinden. Söke’de yaşıyor. “Görmeğe geldim” başlıklı şiiri yedi dörtlükten oluşuyor. Yüce peygamberimize karşı duyulan Abdülkadir Güler özlemi vardır mısralarda.”Alemlere rahmet hem de ekseni/Allah’a bin şükür tanıdık seni” diye devam eden Abdülkadir Güler anlayışı ve arayışı mısralarda sürüp gider. Bir dörtlüğünde şöyle seslenir:
 
Aşık Ceylani’yim bildim ilk defa,
Saadet güneşi, sonsuzluk vefa,
Kıl şefaat Ya Muhammed Mustafa,
Huzuruna varıp ermeğe geldim..
Şairlerimizin kalemlerine sağlık. İlk iki şairimizin ruhları aydınlık, mekanları cennet, Abdülkadir Güler hocanın da ömrü uzun ve sağlıklı olsun efendim.

 

DİKKAT ! BU BİLGİ TELİF ESERİ OLUP YAZARI VE YAYINEVİMİZDEN  İZİN ALINMADAN KULLANILMAMALIDIR

BİR ÖNCEKİ Sayfaya dönmek için tıklayınız

BİR SONRA Kİ Sayfaya dönmek için tıklayınız

 22

KİTAP BAŞINA DÖNMEK İÇİN TIKLAYINIZ!

BİR ÖNCEKİ Sayfaya dönmek için tıklayınız

BİR SONRA Kİ Sayfaya dönmek için tıklayınız

İsa KAYACAN

İsa KAYACAN HAYAT HİKAYESİ

AZERBAYCAN’IN  “ŞEFEG” DERGİSİ
            Biz “Şafak” diyoruz. Azeri kardeşlerimiz “Şefeg” diyorlar. Yakınlık var değil mi?. Edebi-bedii jurnal. 2009 yılına ait (1 ve 2) nci sayıları birlikte yayınlanmış. Haddizatında derginin başlangıç itibariyle sayısından sözetmemiz gerekirse (40-41) nci sayıdan bahsetmemiz gerekiyor Şefeg için
            Dergi, Azerbaycan Yazıcılar Birliğinin Lenkeran Bölmesinin edebi-bedii organı olarak Günyüzü görüyor. Büyük boy kitap görünümünde. Elimizdeki sayısı 102 sayfayla bize ulaştı.
            Baş Redaktor: İltifat Saleh, Baş Redaktor Muavini (dostumuz) Gardaş Elişoğlu. Mesul Katib: Hafiz Mirze. Yazışma adresi: Lenkeran şehri, Ş.Axundov küçesi (cad) No: 18 Bakü-Azerbaycan.
            Öykü, nesir, kitap tanıtımı, şiirler şeklinde bir içerik dikkat çekiyor dergi içinde.
            Gardaş Elişoğlu’nun “Düşündüren şair” başlıklı değerlendirmesi 79, 80 ve 81 nci sayfalarda yeralıyor. Haneli Kerimli’yi anlatıyor ince-uzun. Detaylı, bilgilendirici. Buradan bir cümle:
            -“Haneli Kerimli, evvelki kitaplarında olduğu gibi, vetenaş agidesine, temiz ahlaka sahip kalan bir şairdir”.
            Gardaş Elişoğlu’nun bu yazısının ardında, bitimindeki cümle; “Şefeg Jurnalının okuyucularına Haneli Kerimli’nin yeni şiirlerini takdim ederik” şeklinde. 82,83,84 ncü sayfalarda Haneli Kerimli’nin şiirleri var efendim. Şöyle bir göz atalım Kerimli şiirleri üzerine:
            “Ben çok inanmalıydım” adlı, başlıklı Haneli Kerimli şiiri 7 dörtlükten meydana geliyor. Bu şiirin ilk dörtlüğü:
Allah sana insaf versin, bana da sabır,
Özümüzü başa düşek, anlayarak barı.
Yazan yazdı, pozan pozdu, kısmet böyleymiş,
Aktarmayag ne sebebkar, ne günahkarı..
            İltifat Saleh, Gardaş Elişoğlu, Hafiz Mirze isimli kardeşlerimizin ciddi, kalıcı çalışmalarıyla ortaya çıkan Şefeg, her sabah yeniden atacak-doğacak, aydınlıklar getirecektir. Tebriklerimi sevgi ve saygılarımı sunuyorum efendim.
            Ayrıca ve özel olarak; Sevgiden başlayan yol, Beni tanımak olur, Niye soldun benövşe, Unutabilmiyorum, Garibe tale, İki damla gözyaşı, Kod ehvalatı, Türk Dünyasını nurlandıran insan, adlı kitaplarıyla kültür dünyamızın aydınlık yüzü Gardaş Elişoğlu’nu kutlamak, alkışlamak istiyorum.
 
GÜNÜN SÖZLERİ:
 1- Dünyanın neresinde Türk varsa, ellerimizi uzatmalı ve kucaklaşmalıyız.
 2- Milli davalar, sözle, tek gözle değil, çift gözle, fiiliyat olarak izlenmeli ve değerlendirilmelidir (İsa Kayacan)

DİKKAT ! BU BİLGİ TELİF ESERİ OLUP YAZARI VE YAYINEVİMİZDEN  İZİN ALINMADAN KULLANILMAMALIDIR

BİR ÖNCEKİ Sayfaya dönmek için tıklayınız

BİR SONRA Kİ Sayfaya dönmek için tıklayınız

 23

KİTAP BAŞINA DÖNMEK İÇİN TIKLAYINIZ!

BİR ÖNCEKİ Sayfaya dönmek için tıklayınız

BİR SONRA Kİ Sayfaya dönmek için tıklayınız

İsa KAYACAN

İsa KAYACAN HAYAT HİKAYESİ

BURDUR’DAN NEZİHA ANANIN ŞİİR DÜNYASI
Edebiyatımızın önde gelen dallarından olan şiir için söylenenler değişik. Şiirin ruhlara hitap edebilme sanatı olduğunu söylemek daha doğrusu bence.
72 milyon nüfusumuzun tamamının şair olduğunu söyleyerek geliyorum.Öyle flairlerimiz, şair adaylarımız var ki maşallah  bir gecede şiirin zirvesine çıkıp oturduklarını zannediyorlar,kabul ediyorlar.
Burdur ilimize bağlı (merkez) Yarıköy’de yaşayan Neziha Çetiner annemizin varlığını Burdur merkezde bir şiir programı içerisinde gördüm,alkışladım.O, sade duyguları,yapmacıktan uzak anlatım ve şiir okuyuşuyla herkes gibi benim de dikkatimi çekiyordu.
Yenilerde dört şiiri geldi,ulaştı bana.Bunlar sırasıyla;
 
BABAM-CAN DİREĞİM
 
Şiirin tam adı: Babam benim can direğim.Altı dörtlük ve beşlikten meydana geliyor. İlk dörtlüğü şöyle başlıyor bu şiirin:
-Babam benim tek varlığım,
 Babam benim yüce dağım,
 Babam benim,köşküm sarayım
 Babam benim can direğim
Dikkat ettinizmi,mısraların sonundaki kelimeler, yani hecenin varlığını, uyumunu ortaya koyan kelimeler:Varlığım,dayanağım,sarayım şeklinde nasıl da güzel sıralanıyor.Sonraki mısralarda, başkasının baba olamayacağı, hatırlatıldıktan sonra,”Babama dağlar gibi yaslanırım” mısrasındaki baba güçlülüğünü görüyor, anlatım zenginliğini hissediyoruz.Ve arkasından,”Arıyorum bilgisini/Özlüyorum sevgisini/Bulamam babam gibisini/Babam benim can direğim/Babam benim can direğim/Babam benim köşküm,sarayım” mısralarıyla şiirleşen duygular ne kadar güzel ve anlamlı değil mi?
 
ANAM BAŞLIĞIYLA
 
Neziha Çetiner anamızın bir başka şiiri”Anam” başlığını taşıyor.Burada da annesine karşı duygularını anlatıyor.Beş beşlikten meydana geliyor bu şiir.Bir bölümünde şöyle deniyor:
-Ana olunca anladım anayı/Dindiremedim içimdeki yarayı/Cennet olsun anaların durağı/Sardı içime ana baba merağı/Hakkınızı nasıl öderim anam.
 
DİĞER İKİ ŞİİR
Neziha Çetiner anamızın diğer iki şiiri; Git yavrum askere ve uyan Türkiyem uyan,adlarının taşıyıcısı efendim.Bu şiirlerden “Git yavrum askere” başlıklı olanından:
 
1-Git guzum git vatan borcudur/Git guzum git her yiğidin harcıdır/Korkma sakın sonu acıdır/Git yavrum git,uğurlar olsun.
Beş ayrı dörtlükten meydana gelen bu şiir; Neziha ananın torunu 2007 yılında askere giderken yazılmış.
2-Uyan Türkiyem uyan, uzunca bir şiir.Yer yer nefes alınmış, mola verilmiş. Bir dörtlüğünden:”Bütün dünya Atatürkten örnek almıştı dersini/Olgunluğunu gösterirdi hakimdi nefsini/Dünyalara duyururdu vatana olan sevgisini/O kadar övünülecek hizmeti vardı ki, bitiremem gerisini” deniyor.
Burada;”Olgunluğunu gösterirdi,hakimdi nefsini/Dünyalara duyururdu vatanına olan sevgisini” mısralarındaki gerçek anlatımla,Atatürk sevgisinin bütünlüğünü ortaya koyan Neziha Çetiner ananın ellerinden öpmez misiniz? Ben öpüyorum,biz öpüyoruz...
GÜNÜN DUYURUSU: Ayşe Paslanmaz’ın koordinatörlüğünde 16 Ekim 2009 tarihinde Nevşehir’de gerçekleştirilecek “Kapadokya Şairler Şöleni“ öncesi açılan şiir yarışması hakkında bilgi almak için: 0.532.771 31 64

DİKKAT ! BU BİLGİ TELİF ESERİ OLUP YAZARI VE YAYINEVİMİZDEN  İZİN ALINMADAN KULLANILMAMALIDIR

BİR ÖNCEKİ Sayfaya dönmek için tıklayınız

BİR SONRA Kİ Sayfaya dönmek için tıklayınız

 24

KİTAP BAŞINA DÖNMEK İÇİN TIKLAYINIZ!

BİR ÖNCEKİ Sayfaya dönmek için tıklayınız

BİR SONRA Kİ Sayfaya dönmek için tıklayınız

İsa KAYACAN

İsa KAYACAN HAYAT HİKAYESİ

BURDUR’DAKİ GAZETECİLER YİNE ÜZGÜN
 
Gazetecilik zor bir meslektir.Hele, gazeteciliği kurallarına göre yapanlar için bu zorluk bir-iki kat daha artar.
Büyük merkezlerde, Bakanlıkların,Genel Müdürlüklerin,Büyükşehir Belediye Başkanlıklarının bulunduğu yerlerde, her kuruluşun basından sorumlu resmi görevlileri vardır.İllerimizde, İlçelerimizde bu görevlendirme farklı adlar-ünvanlar altında varlığını sürdürür kuruluşlar olarak.
Belediyelerimizde de Basın ve Halkla İlişkilerin önem verilmesi gerekiyor.Yer yer bu önemin verildiği gerçeğiyle karşılaşıyoruz.
Konuyu, Burdur ilimiz merkezine doğru getirmek, gazeteci arkadaşlarımızın, zaman zaman karşılaştıkları zorluklar ve gazeteci varlığının adeta ‘yok!’ sayıldığı örneklerden söz etmek istiyorum:
Burdur’da bir zamanlar, bir gazetemizde çıkan imzalı bir haber üzerine ilgili kuruluş yöneticilerinden birinin, muhabir arkadaşımız için; “Buraya gel ifadeni alacağım” deyişini burukluk içinde hatırlıyorum.
Yine Burdur’da, Ankara’dan bir veya birkaç açılış için Burdur’a gelen bakanlarımızdan birinin yanında “Özel kalem müdürüyüm” edasıyla, muhabir arkadaşlarımızın yemek sırasında dışarı çıkarılmaları için yakışıksız davranışlar içine girdiğini, arkadaşlarımızın protesto ile oradan ayrıldıklarını da makalelerim arasındaki yer alışlardan biliyorum.
 
GELELİM ÜÇÜNCÜYE
 
Burdur merkezde yayınlanan gazetelerdeki muhabir akadaşlarım gazetelerindeki köşelerinde yazdılar, değerlendirip üzüntülerini belirttiler. En son, Yenigün Gazetesinin 30 Haziran 2009 tarih ve 16 bin 761. sayısında Ferit Öz arkadaşımızın köşesindeki “Şenlik-evlere şenlik” başlığıyla sütununa aktardığı yazıyı da okuyunca üzüntülerim arttı.
Konu, olay şu: Burdur’un yeni ilçelerinden Kemer’de 16.yayla şenlikleri Belediye koordinatörlüğü ve sorumluluğunda düzenlenir.8 gazeteci 21.06.2009 tarihinde valiliğin tahsis ettiği “basın arabasıyla” şenlik mahalline varırlar.11.30 da basın için ayrılan yere oturmak isteyen gezetecilere, Belediye görevlisi olduğunu söyleyen şahıs;”sanatçılara yemek yedireceğiz” diyerek ayrılan yere gazetecilerin oturamayacağını söyler.Yemek faslı saat 13.30’a kadar sürer.
Gazetecilerden biri, Kemer Belediye Başkanı Durmuş Erdem’e “Başkanım rahat çalışamıyoruz.Bize ayrılan yere geçmek istiyoruz.” deyince Başkan;”Mesele çıkarmayın” diyerek basın mensuplarını adeta azarlar.Gazeteciler şenlik mahallinden ayrılırlarken-terkederlerken, Belediye Başkanı yanlarına gelir ve “Arkadaşlar..Kapris yapıyorsunuz.Mesele çıkartıyorsunuz.Sizin yaptığınız terbiyesizlik.Yediğiniz önünüzde,yemediğiniz arkanızda.Benim reklama ihtiyacım yok” diye gazetecileri kovmaktan beter bir tavır sergiler.
Gazeteciler şenlik mahallinden ayrılırlar.Valilikçe tahsis edilen araçla dönmek isterler.Ancak resmi aracın içinde üç-dört kişinin alkol aldıkları görülür.Tepki gösterirler.Ama Şoför; “Arkadaşlar Antalya’dan misafir.Ne var bunda, bunu büyütmeyelim.” diyerek direksiyon kullanabilecek durumda olmadığı mesajını verir.Gazetecilerden bazıları Kemer Emniyetine ait araçla, bazı gazeteciler de oto stopla ilçe merkezine ulaşırlar.Üç saat beklemeden sonra minibüsle 18.30’da Burdur merkezine gelebilen gazeteciler,buruk,öfkeli ve mesleklerine karşı yapılan Belediye Başkanı davranışları karşısında üzgündürler.
Basın mensuplarına önem vermeyen kuruluşlar, bu kuruluşların yöneticileri, gazetecilerin;”reklam elemanı” oldukları görüşünden hareket ediyorlarsa yanılgı içindedirler.Gazeteciler haber peşinde koşarlar ve bu haberleri kamuoylarıyla paylaşırlar.Burdur milletvekillerinin,vali vekilinin de bulunduğu bir şenlik ortamında,gazetecilere böyle davranılabiliniyorsa, söylenecek ne olabilir ki!..

DİKKAT ! BU BİLGİ TELİF ESERİ OLUP YAZARI VE YAYINEVİMİZDEN  İZİN ALINMADAN KULLANILMAMALIDIR

BİR ÖNCEKİ Sayfaya dönmek için tıklayınız

BİR SONRA Kİ Sayfaya dönmek için tıklayınız

 25

KİTAP BAŞINA DÖNMEK İÇİN TIKLAYINIZ!

BİR ÖNCEKİ Sayfaya dönmek için tıklayınız

BİR SONRA Kİ Sayfaya dönmek için tıklayınız

Mahmut Selim GÜRSEL

Mahmut Selim GÜRSEL HAYAT HİKAYESİ
DOST OLMAK; BİR OLMAK VE BERABER OLMAK
"BİRLİKTEN KUVVET DOĞAR" güzel ve Atalarımızdan kalan bir olgudur. Ahilik ve lonca sistemleri ile halen devam eden odalar ve esnaf ve sanatkârlar odaları gibi pek çok örneklemeleri silerde bilmektesiniz.
Dostluk işte en önemli olgu bütün bir yaşamda olan ve arkamızdaki en büyük destek ve birikimlerimizi destekleyen kişi "dost" olarak tanımlayabiliriz.
"Dost acı söyler" diyen atalarımız kişinin dostunun ona doğruyu göstermesi bakımından söylediği ve önerdiği işlerin acı bir reçete olduğunu belirtmesidir. Yaptığımız yanlışımızı bizi dost bilen dostumuz bize ikaz veya tenkit olarak bize dost olduğu için açıklar. Yaratılışımızdaki huyumuz olarak bilinen fıtratımızda bizlerin tenkite ve yaptığımız yanlışlıklara düzeltilmesi için yapılan öneri ve nasihatleri kaile almaz kulak ardı ederiz. Bu sebeplerden dolayı dostumuzun bize tavsiyesini de dikkate almayarak bencilliğimizi gösterir hatamızın ceremesini etrafımızdakilere ve kendimize çektiririz.
“DOST DOST DİYE NİCESİNE SARILDIM
BENİM SADIK YARİM KARA TOPRAKTIR”
Diye dostluğun ne kadar bulunmaz bir nimet olduğunu vurgulayan Aşık Veysel, kendisinin en son giderek kapısına varacağı kara toprağı “dost” olarak bizlere bir işaret ve en sonunda varılacak menzilimizi de belirtmeye çalışmıştır.
            Kısacası dost bulabilen en mutlu ve şanslı kişi olarak görmemiz zannedersem abartma olmaz.
            “Bir dost az, iki dost çok” atalar sözü ile satırlarıma son veriyorum.
24 Temmuz 2009 Saat 16,04

DİKKAT ! BU BİLGİ TELİF ESERİ OLUP YAZARI VE YAYINEVİMİZDEN  İZİN ALINMADAN KULLANILMAMALIDIR

BİR ÖNCEKİ Sayfaya dönmek için tıklayınız

BİR SONRA Kİ Sayfaya dönmek için tıklayınız

  26

KİTAP BAŞINA DÖNMEK İÇİN TIKLAYINIZ!

BİR ÖNCEKİ Sayfaya dönmek için tıklayınız

BİR SONRA Kİ Sayfaya dönmek için tıklayınız

Mahmut Selim GÜRSEL

Mahmut Selim GÜRSEL HAYAT HİKAYESİ
BİR SERGİNİN ARKASINDAN
            Bir girişimin gerçekleşmesi için yapılacak emeğin sonuçlanması ve bu sonucun da diğer üçüncü kişilerce görülmesi gerektir. Bu gerekçenin en büyük sebebi; etkinlikte bulunan ve bu etkinliğe katılanların da onura edilmesi gerekmektedir.
            Bir giriş olarak Ressamların Çorum’da misafir edilerek, onların yapıtlarının da sergilenmesi ile sonuçlanan bu hareketliliğin hava muhalefeti ile biraz sekteye uğraması, etkinliği fazla etkilememiştir umarım.
            Dışarıdan takip eden birisi olarak, takip etmeye çalışarak serginin yapılacağı gün sergi yerine giderek sergi hazırlıkları yapılırken çekebildiğim kadar oradaki faaliyeti görüntüleyerek sitemde ve fikir dergim de de yayımladım.
            Bizimde birazcık bu etkinlikte tuzumuzun bulunması ve okuyucularımıza bu bilgileri vermeyi gerekli görerek be çalışmanın görüntülerini sizlerle paylaşmış oldum.
            Görüşebildiğim kişilere kart ve sitemizin bilgilerini aktararak numaraladığım çalışmaların kendilerine ait olduğunu ve hayat hikâyelerinin de yollarlarsa bilgi ve diğer kendi gönderecekleri yapıtlarını da sizlerle sanal olarak da olsa paylaşacağımı belirttim.

DİKKAT ! BU BİLGİ TELİF ESERİ OLUP YAZARI VE YAYINEVİMİZDEN  İZİN ALINMADAN KULLANILMAMALIDIR

BİR ÖNCEKİ Sayfaya dönmek için tıklayınız

BİR SONRA Kİ Sayfaya dönmek için tıklayınız

 27

KİTAP BAŞINA DÖNMEK İÇİN TIKLAYINIZ!

BİR ÖNCEKİ Sayfaya dönmek için tıklayınız

BİR SONRA Kİ Sayfaya dönmek için tıklayınız

Mahmut Selim GÜRSEL

Mahmut Selim GÜRSEL HAYAT HİKAYESİ
GEMİ
 
Bu liman senin, bu liman benim
Dolaşıyor gemi engin sularda.
Sessiz ve derinden gelen homurtusunu
Duyan ve umursayan yok.
Limanlar onu belki beklerken,
O sessiz gözüken büyük kütlenin
Bir sürü sıkıntısının olduğunu
Dertlerinden deva aramak için
Liman; liman bir bir dolaştığını,
Kim bilir nerede son bulacak dertleri,
Demir yığını olan cüssesinin
Ağırlığı ile yok olacak geçmişi.
Belki derin bir denizde gömülecek,
Denizin tabanına yan gelerek,
Sonsuza kadar gözden gönülden ırak,
Belki limanlar tarafından anılarak.
Belki de hiç hatırlanmayarak,
Yoklukların içinde yok olup gidecek.
Geminin hikâyesi böyle bitecek.
22 Temmuz 2009 Çorum 10,49

DİKKAT ! BU BİLGİ TELİF ESERİ OLUP YAZARI VE YAYINEVİMİZDEN  İZİN ALINMADAN KULLANILMAMALIDIR

BİR ÖNCEKİ Sayfaya dönmek için tıklayınız

BİR SONRA Kİ Sayfaya dönmek için tıklayınız

  28

KİTAP BAŞINA DÖNMEK İÇİN TIKLAYINIZ!

BİR ÖNCEKİ Sayfaya dönmek için tıklayınız

BİR SONRA Kİ Sayfaya dönmek için tıklayınız

Mahmut Selim GÜRSEL

Mahmut Selim GÜRSEL HAYAT HİKAYESİ

ÇORUM'DA RESSAMLARIN YAPTIKLARI VE

SERGİLERİ 21 Temmuz 2009

Ressam Arkadaşlar! Benim resimlediğim çalışmalarınızı burada sergilemekteyim.

Resimleriniz ve sizin diğer çalışmalarınızı yollarsanız adınızla yayınlayalım!

DİKKAT ! BU BİLGİ TELİF ESERİ OLUP YAZARI VE YAYINEVİMİZDEN  İZİN ALINMADAN KULLANILMAMALIDIR

BİR ÖNCEKİ Sayfaya dönmek için tıklayınız

BİR SONRA Kİ Sayfaya dönmek için tıklayınız

 29

KİTAP BAŞINA DÖNMEK İÇİN TIKLAYINIZ!

BİR ÖNCEKİ Sayfaya dönmek için tıklayınız

BİR SONRA Kİ Sayfaya dönmek için tıklayınız

Mahmut Selim GÜRSEL

Mahmut Selim GÜRSEL HAYAT HİKAYESİ
ÇOK BİLEN
            Bildiğiniz gibi dergimizin sizlere bilgi verdiği ve sizleri dergi ile ilgili bilgilerin yenilendiğini bildirmeye çalıştığım
 
Grubumuza her nasılsa kayıt olunmuş bir okuyucumuz beni bazı hatalarımı görerek kendince cevap vermiş. Türkçe kelimeleri kullanmamızı tavsiye eden bu arkadaşın yazısında yazım hataları olduğu gibi; yazdıklarının kaç tanesinin Türkçe olduğundan bile bi-haber olduğu gözükmektedir. Ayrıca kendisinin yazdıklarını da hiç kontrol etmeden göndermiş.
Aşağıda ismi bizde saklı olarak şöyle yazmış:
 
19 07 2009 tarihinde Saat 11.20
“Günaydın Çorum Fikir Dergisi yöneticileri,
“İsteğim dışı bana da ulaştırılan iletinize bağlı öbekte biraz gezindim, Türkçe adına. Bir kesit olarak algılayıp dile getireceğim yanlışların düzeltilmesi dileğim var:
“Türkiye’de Emlak”, “Siz de katılın” derken doğru yazmışsınız da, “Sizde katılınız” ve “Sizde bulunmak isterseniz…”  derken ‘de’ neden bitişti acaba?
"Bu yaptığınızı Çorumlu yapmaz!.."
Türkçe yazmayı sürdürürken araya bir “subdomain” sıkıştırmanız neden acaba?
Bu bölümü yazanın kendisini ifade etme yeteneğinde bir bellek silinmesi mi oldu?
Bu tümceyi yazanın tam orada da Türkçe düşünmesini salık veririm. Genelde olması gereken konusunda yardımcı olurum ama burada olmayacağım. Madem bir kazanç amaçlı öbek oluşturmuşsunuz, bir de Türkçeyi düzgün kullanan yurttaş istihdam edin ya da görevlendirin. Yine de bir yardım daha yapayım, ‘link’ yerine genel kabul gören ‘ilişim’ sözünü kullanın. Kandil aşkına, Türkçe adına”
İmzası: Sağlık adına sağlıklı düşünüp sağlığa önem veren -  Türkçeye çok duyarlı bir araştırmacı, yazar, çevirmen – 2 kitap çevirmeni isimlerini veremeyeceğim reklam olur- M…. Sivil Toplum Birliği Platformu Kurucu ve Eşgüdümcü Başkanı - Tüm Çeviri İşletmeleri Derneği Kurucu Gen Sekreteri, en yaşlı-genç bilgesi - Türkçeyi, havayı, suyu, toprağı, zamanı, enerjiyi akıllı kullanmaya çalışan yurttaş  - Not: Bugün ilk iletim size gidiyor; bilin Türkçenin ne kadar önemli olduğunu!..
            Bu sağlıklı düşünen, Türkçeye duyarlı” ne yazık ki Türkçe birkaç kelimeden başka yazamayan” bilge arkadaşı buradan REKLAM etmeyi düşünmüyorum “O kendisini bilir” zaten aşağıdaki bölümü de kendisine yazıyı dergimize yükleyince tıklayarak yollayacağım.
Yolladığım cevap:
 
İnsan kendi hatasını nedense görmezde başkasın hataları ile uğraşır?
 
1-sizin iletiniz de her nedense bizim goole nin SPAM’A (elektronik posta sağanağı, mesaj sağanağı) bölümüne gelmiş.
 
2- Fikir Dergisi Yöneticileri yoktur. Yazarları vardır. Yöneticisi sadece benim.
 
3- İsteğin dışında geldi ise şu an itibarı ile http://groups.google.com/group/fikir-dergisi e-posta gönderisinden çıkartılmış bulunmaktasınız. Bunu sizde yapabilirdiniz!
 
4- Bizim sadece e-posta listemiz yapılanları bilgilendirme için kurulmuştur. http://groups.google.com/group/fikir-dergisi ise http://dergisi.info 10. alını tamamlamış bulunmaktadır. Diğer dokuz sayı yazarlarımızın yazılarını da inceleyebilirsiniz. Üye olma mecburiyeti yoktur.
 
5-"Bu yaptığınızı Çorumlu yapmaz" Acaba ÇORUMLU size ne yaptı? Çok merak ediyorum! Çok İktisatçı, Turizmci Sağlık adına sağlıklı düşünüp sağlığa önem veren ,Türkçeye çok duyarlı bir araştırmacı, yazar, çevirmen, Tüm Çeviri İşletmeleri Derneği Kurucu Gen Sekreteri, en yaşlı-genç bilgesi, Türkçeyi, havayı, suyu, toprağı, zamanı, enerjiyi akıllı kullanmaya çalışan yurttaş vb. imzanız var da ondan sonrum.
 
6- Domain "etki alanı -tanım kümesi -1) alan, ilgi alanı, 2) tanım alanı (işlev) "olarak çevrilmiştir ki bu kelime ile bağdaşamaz. Domain sadece bir hedeftir. Domaini aldıktan sonra değiştirme imkânınız olamaz. Yönetim alanında ise her türlü düzenlemeleri yapabilinsiniz. İlgi alanı ile de alakası aynı isimleri anlatan pek çok isim veya kelime bulunmaktadır ve subdomain Türkçe karşılığı bana biraz daha kelime bilimcileri düşündürse gerek diyorum
 
7- SALIK (Ucu zincirli Topuz) her halde SAĞLIK demek istediniz(!)
ÖBEK (Yaş ve yapıları aynı olan kişilerin veya topluluğuna denilir.) Bizim öbeğimiz değil e-posta topluluğumuz vardır ki burada 90 yaşında da 18 yaşında da cinsiyetleri karışık kişiler de bulunmaktadır.
 
8- LİNG karşılığı olarak verdiğin örneğe insanlar değil “kazlar” bile güler.
 
9- En önemlisi iki adınız var . Ha sahi unuttum adınızı Türkçe mi?
Hamiş: http://fdergisi.info dergimizde adınız verilmeden bu cevabı yayınlayacağım
 
Mahmut Selim GÜRSEL

DİKKAT ! BU BİLGİ TELİF ESERİ OLUP YAZARI VE YAYINEVİMİZDEN  İZİN ALINMADAN KULLANILMAMALIDIR

BİR ÖNCEKİ Sayfaya dönmek için tıklayınız

BİR SONRA Kİ Sayfaya dönmek için tıklayınız

 30

KİTAP BAŞINA DÖNMEK İÇİN TIKLAYINIZ!

BİR ÖNCEKİ Sayfaya dönmek için tıklayınız

BİR SONRA Kİ Sayfaya dönmek için tıklayınız

Mahmut Selim GÜRSEL

Mahmut Selim GÜRSEL HAYAT HİKAYESİ

GEÇEN AY SİTE İSTATİSTİĞİ

Site ziyaretçi istatistiklerimizin en yüksek katılımını sağladığınız için hepinize teşekkür ederim.

Toplam tekil, Toplam sayfa incelemesi, Toplam Dosya adedi ve Toplam hit en yüksek olduğu Haziren 2009 tarihli istatistikleri ve diğer detaylı bilgilere aşağıdaki linkte bulabilirsiniz.

http://istatistik.buadresim.com

TOPLAM TEK KİŞİ GİRİŞ 43820  Geçen aya göre 13398 artış ile.  Günlük ortalama tekil ziyaretçimiz 1460

TOPLAM SAYFA  89369   Geçen aya göre 28036 artış ile. Günlük ortalama sayfa ziyaretçimiz 2970

TOPLAM DOSYA 140296   Geçen aya göre 13242 artış ile. Günlük ortalama dosya ziyaretçimiz 4676

TOPLAM HİT 3213978   Geçen aya göre 287638 artış ile.  Günlük ortalama hit ziyaretçimiz 171132

DİKKAT ! BU BİLGİ TELİF ESERİ OLUP YAZARI VE YAYINEVİMİZDEN  İZİN ALINMADAN KULLANILMAMALIDIR

BİR ÖNCEKİ Sayfaya dönmek için tıklayınız

BİR SONRA Kİ Sayfaya dönmek için tıklayınız

 31

KİTAP BAŞINA DÖNMEK İÇİN TIKLAYINIZ!

BİR ÖNCEKİ Sayfaya dönmek için tıklayınız

BİR SONRA Kİ Sayfaya dönmek için tıklayınız

Mahmut Selim GÜRSEL

Mahmut Selim GÜRSEL HAYAT HİKAYESİ
TATİLİNİZ GELİNCE ZEHİR OLMASIN
 
            Yaz yazlığını gösterdi. Herkeste bir yerlere gitme hevesi kabardı. Hakkımız tabiî ki gideceğiz. Giderken bazı tedbirlerimizi almayı unutmayalım. Arkadaşlarımızla birlikte yapacağımız programları sakın Internet’ten yazışarak yapmayalım. Bilhassa gruplar kurulmuş ve bu grupları barındıran arkadaşlık sitelerine dikkatli davranarak şu tarihte, şu saat falan yerde buluşacağız, bekliyoruz gibi yazışmalardan sakınmamız gerekli olduğunu hatırlatmak istedim.
            Bilgisayar kullananların pek çoğu kişisel bilgisayarlarına devamlı çerezlerin, solucanların atıldıklarını bilirler. Hepimiz kendi yöntemimize veya birikimimize göre bu gibi saldırılara önlemlerimizi aldığımızı düşünsek de; bizde daha ileri düzeyde olan çerez atıcıları veya solucan göndericileri bizden ileri olduklarını hatırda tutmamız gerekmektedir.
            Kişisel arkadaşlık grupları veya arkadaşlık sitelerindeki kişilerle telefonlaşarak randevularınızı kararlaştırmanız sizler için daha güvenirli olduğunu aklımızdan çıkartmayalım.
            Örneğin bir arkadaşlık grubunuzla beraber Akdeniz’de bir kampta buluşacağınızı birbirinize safça yazarken, bu mesajınızın sizlerin ne zaman nerede ve kimlerle olacağınızı bilmeleri olasılığını sakın göz ardı etmeyiniz.
            Hani birisi diyor ya:
            Demedi deme.
            İyi tatiller.

DİKKAT ! BU BİLGİ TELİF ESERİ OLUP YAZARI VE YAYINEVİMİZDEN  İZİN ALINMADAN KULLANILMAMALIDIR

BİR ÖNCEKİ Sayfaya dönmek için tıklayınız

BİR SONRA Kİ Sayfaya dönmek için tıklayınız

  32

KİTAP BAŞINA DÖNMEK İÇİN TIKLAYINIZ!

BİR ÖNCEKİ Sayfaya dönmek için tıklayınız

BİR SONRA Kİ Sayfaya dönmek için tıklayınız

Mahmut Selim GÜRSEL

Mahmut Selim GÜRSEL HAYAT HİKAYESİ
GÜN OLA HARMAN OLA ON AY GERİDE KALA
            Zaman. İnsanlar için olduğu kadar canlılarında yaşamalarına yön veren, ayarlayan bir olgu. Gecesi var, gündüzü var. İnsanlar için Haftası, ayı, mevsimi, yılı var.  Diğer canlılar içinde mevsimler oldukça önemli.
            Belki pek çoğumuzun alışa gelen hale gelen “Gün Dönümü” Haziran ayın 21’inde başlıyor. Pek çok bitkilerin ömürlerinin bittiği ve meyvelerinin olgunlaştığı zaman dilimi!
            Bizim bu okumakta olduğunuz sanal olup yazarlarının gerçek olduğu “FİKİR” dergimizin de bu sayı ile 10 ayı geride bıraktığını görmekteyiz. Görüldüğü gibi zaman dilimi çok çabuk geçmekte ve ilerlemektedir. Dergi çıkartmak ve yayınlamak bir grup ve gönül işidir. Yazar arkadaşlarımızı tarafıma güvenerek verdikleri yazıları ile dergimiz devam etmekte. Ömrümüz sağ, kesemiz uygun olduğu müddetçe de devam ettirmeye çalışacağım.
            “Söz ağızdan çıkar” Atalar sözünü bizzat uygulamaya çalışacağım.
            Aşağıda dergimizin amaç ve gerekli bilgileri hakkında sorulanları cevaplamak istiyorum:
            1- Dergimiz nedir?
            Dergimiz Yazlarımızın, Çizerlerimizin (Karikatürist, desinatör, resim) ile çekerlerimizin Fotoğraf sanatı ile meşgul olanların çalışmalarını hiçbir ücrete tabii olmadan ve her ayın 26’tısından 25’ine kadar yaptıkları etkinliklerin (Reklam olmamak kaydı ile) sizlere bilgilendirmek amacı ile kurulmuştur.
            2- Dergide bir ay içinde kaç çalışmaya yer verilmekte?
            Dergimizde basılı eserlerde olduğu gibi sayfa bastırma derdi ve külfeti olmadığından çalışmalar için bir sınırlandırma bulunmamaktadır.
            3- Bazı yazılarımızda ufak silinmeler olmakta neden?
            Evet çok azda olsa bazı arkadaşlarımızın yazılarında istemeyerek yazdıkları kişilere sataşma, aşırı yerme ve diğer ahlaka aykırı kelimeleri çıkartmak zorunluluğunda çalışmalar ufak tefek sansüre tabi tutulmaktadır.
            4- Telif ücreti neden vermiyorsunuz?
            Yayınevi olarak yazarlarımıza telif ücreti vermediğimizi söylüyoruz ve bu çalışmaları için de yayınlanmasını bildiren umumi bir not istemekteyiz. Bakınız:  Bu imkânsızlığa karşı yazarlarımız dergimizin ve sitemizin ortaklık payına doğrudan ücretsiz katılımları sağlanmakta ve isimleri ile ilgili sitemizde sayfaları açılmaktadır. Bakınız:  yapacakları röportaj ve tanıtımlar için belirli bir nemalandırma teklifimiz bulunmaktadır.
5- Bu çalışmaları topladığınız Internet domainler, site barındırmaları ve diğer masrafları herhangi bir kuruluş veya dernek mi karşılamakta?
Hayır bütün masrafları ve giderleri kendi bütçemden karşılamaktayım
6- Sizin bundan çıkarınız o zaman nedir?
Hiçbir çıkar gözetmemekteyim. Halka hizmet Hak’a hizmet olarak yayınevimizi kurmuştuk sanal hizmetimizi de devam ettirmekteyim.
7- Sizin sitelerinizi oldukça fasla. Bu siteleri derli toplu gösteren bir sayfanız var mı?

DİKKAT ! BU BİLGİ TELİF ESERİ OLUP YAZARI VE YAYINEVİMİZDEN  İZİN ALINMADAN KULLANILMAMALIDIR

BİR ÖNCEKİ Sayfaya dönmek için tıklayınız

BİR SONRA Kİ Sayfaya dönmek için tıklayınız

 33

KİTAP BAŞINA DÖNMEK İÇİN TIKLAYINIZ!

BİR ÖNCEKİ Sayfaya dönmek için tıklayınız

BİR SONRA Kİ Sayfaya dönmek için tıklayınız

Mahmut Selim GÜRSEL

Mahmut Selim GÜRSEL HAYAT HİKAYESİ
YAZDIĞINA BAKMAK YETİYOR MU?
            İnsanların bir objeye bakmalarında görünüş beyne anında yansıtılır. Baktığımızda gördüğümüz bize beynimiz tarafından görüntü halinde gösterildiğini bilim adamları ispat etmiş bulunuyorlar.
            Ayrıca yine insanlar gördükleri belgelerin üzerinde bulunan bütün bilgileri aynen bilgisayarlarda bulunan ram (sanal bellek) gibi algıladıktan sonra beynin çözümlemesi ile görüntünün yazı ise harf harf birleştirerek okuduğunu tespit ettiklerini söylüyorlar. Bu yazışmaları yapan kurumların daktilografın yazdığını bir şefin okuduğu ve yanlışlıkları düzettiği ve yeniden yazıldığı şefin parafından sonra da müdür yardımcısının okuyup gözüken eksiklik tamamlatarak tekrar şefin okuduğu ve müdür yardımcısından sonra da müdürün okuyarak evrakı imzalaması bu bilgiyi zaman içerisinde tecrübe ile edindikleri ve bürokraside kullandıkları görmüşsünüzdür.
            Sizde bir yazılı kağıtta ilk olarak gözün ramının yanlışı algıladığını beynin bunu çözümleyerek sizin o yanlış yazılmış yere geldiğinde o yanlış yazılmış yeri gördüğünüz olmuştur.
            İnsanlar yanlışlıklar yaparak pek çok kurum veya kişilere zarar verebilirler. Mesela geçenlerde başımda geçen bir noter işleminde daha sonradan gözüken eksik bir bilginin düzeltilmesi için yazılı dilekçe ile müracaat ettiğimde noterin düzenleme bilgisi vermemek için savsakladığını ve hatta dilekçemi kabul etmeyerek almadığı üzerine ben de Cumhuriyet Savcılığına dilekçemin kabul edilmediği hakkında bir müracaatta bulundum. Bu soruşturma belki aylar sürecek sonuç olarak yanlış yapılan işlem aynen kalarak benim kağıttaki yanlış bilgiyi düzelttirebilmem için mahkeme kararı almam gerekecek.
            Buna benzer pek çok yanlışlıklar ile insanlar tarafından yapılmakta ve yapılmaya devam edilmektedir.  

DİKKAT ! BU BİLGİ TELİF ESERİ OLUP YAZARI VE YAYINEVİMİZDEN  İZİN ALINMADAN KULLANILMAMALIDIR

BİR ÖNCEKİ Sayfaya dönmek için tıklayınız

BİR SONRA Kİ Sayfaya dönmek için tıklayınız

 34

KİTAP BAŞINA DÖNMEK İÇİN TIKLAYINIZ!

BİR ÖNCEKİ Sayfaya dönmek için tıklayınız

BİR SONRA Kİ Sayfaya dönmek için tıklayınız

Mahmut Selim GÜRSEL

Mahmut Selim GÜRSEL HAYAT HİKAYESİ
TAM HIYAR VAKTİ
 
Tam hıyar vaktidir bu günler
Taze ve kokulu yenen cinsler
Ye yiyebilirsen yaptıkları bu işler
Hıyarlara doldu bu güzel memleket.
 
Kimi hıyar memlekete turist getirdiğini sanır,
Başka hıyar ise ekümenlik masalı anlatır
Diğer hıyar edebiyatta tekim diye övünür
Hıyarlara doldu bu güzel memleket.
 
Kimine paye verir, Anavatanına söv diye
Bazılarına makam verir Ülkeni sat diye
Onlara anlatır Vatanına söveni sev diye
Hıyarlara doldu bu güzel memleket.
 
Vatanımızda bu hıyarlar varken düşünmek
Bilmek gerek bu hıyarları nasıl yemek
Elin Gavuru kullanırken bulara hıyar demek
Hıyarlara doldu bu güzel memleket.
 
Hangi hıyarlardan bahsettiğimi
Okur bilir elbet; okuyan dizelerimi
Beklenmez kimseden övgü isteği
Hıyarlara doldu bu güzel memleket.
14 Mayıs 2007 14.00 ÇORUM

DİKKAT ! BU BİLGİ TELİF ESERİ OLUP YAZARI VE YAYINEVİMİZDEN  İZİN ALINMADAN KULLANILMAMALIDIR

BİR ÖNCEKİ Sayfaya dönmek için tıklayınız

BİR SONRA Kİ Sayfaya dönmek için tıklayınız

 35

KİTAP BAŞINA DÖNMEK İÇİN TIKLAYINIZ!

BİR ÖNCEKİ Sayfaya dönmek için tıklayınız

BİR SONRA Kİ Sayfaya dönmek için tıklayınız

Mahmut Selim GÜRSEL

Mahmut Selim GÜRSEL HAYAT HİKAYESİ
BİR YAŞAR BİN ÖLÜRÜM
 
İnsan neden doğarken ağlar bilir misin?
Nereden bileceksin ki!
Anasının karnında bir dünyaya gideceği söylenir;
Merak eder, ana karnında öğrenir.
Çıkınca dünyaya yaşadığı bir haznedeki su değil
Uzay içerisinde koskoca bir alan
Korkar onun için ağlar, ağlarda ağlar.
Emekler, yürür, büyür de büyür.
Yollarsın ya gelin olur, ya asker
Gider ha gider. Gider ha gider.
Bakarsın bir gün öldü derler,
İnsanlar omuzlar götürüp yolcu ederler.
İşte ilk doğarken öleceğini bildiğinden
İnsan doğarken onun için ağlar derler.
23 Nisan 2007

DİKKAT ! BU BİLGİ TELİF ESERİ OLUP YAZARI VE YAYINEVİMİZDEN  İZİN ALINMADAN KULLANILMAMALIDIR

BİR ÖNCEKİ Sayfaya dönmek için tıklayınız

BİR SONRA Kİ Sayfaya dönmek için tıklayınız

 36

KİTAP BAŞINA DÖNMEK İÇİN TIKLAYINIZ!

BİR ÖNCEKİ Sayfaya dönmek için tıklayınız

BİR SONRA Kİ Sayfaya dönmek için tıklayınız

Mustafa Nevruz SINACI
Mustafa Nevruz SINACI HAYAT HİKAYESİ
YENİ BİR SİYASİ HAREKET Mİ !
ANAP’la D(Y)P’nin birleşme ve bütünleşme çalışmalarının start alması nedeniyle 23 Temmuz 2009 Perşembe günü bir toplantı düzenlendi. Taraflar karşılıklı açıklamalar yaptılar.  Böylece, siyaset tarihine ‘kara bir cehalet, Demokrat Parti’ye hakaret, nisyan ve garabet’ ten mürekkep bir belge daha düştü. Duyuru/davet anonsunda ‘kinayeten’ şu ifadeler yer almakta.
“ANAP ve DP 26 YILLIK AYRILIĞA SON VERİYOR” D(y)P Başkanı Cindoruk: “Türkiye’nin uzun yıllar beklediği bir siyasi olayı gerçekleştiriyoruz” ve “yeni bir siyasi hareket ortaya çıkarıyoruz” dedi.
ANAP Başkanı Uzun’sa: “belirlenen tarihten önce bütünleşme süreci tamamlanacak”, “Türkiye’nin önüne yepyeni bir parti olarak çıkacağız”, “DP bütünleşmenin ismi olacak ve bütünleşilecek yapı haline dönüştürülecek” biçiminde konuştu. Sürece nazaran ilginç!
ACAİP VE GARİP BİR DURUM!
Gerçekte; Yargıtay Cumhuriyet Baş Savcılığı’na ANAP Genel Başkanlığı’nca teslim edilen 28 Mart 2006 tarih ve GES.005.04/1530 Sayılı resmi yazı, bildirim ve ekleri uyarıca:
1.Demokrat Parti’nin 08 Mart 2005 tarihli Olağanüstü Büyük Kongresinde, 2820 Sayılı Siyasi Partiler Kanunu’nun 109., 110 ve ilgili diğer maddeleri ile Tüzüğün 25. maddesi gereği “Anavatan Partisi (ANAP) ile birleşmek üzere kapanma kararı verdiği,
2. Anavatan Partisi’nin 04.Haziran.2005 tarihli Olağanüstü Büyük Kongresinde ise; “Demokrat Parti’nin Anavatan Partisi’ne katılması ile ilgili olarak bilumum iş ve işlemlerin ifası hususunda  M.K.Y.K.’nun tam yetkili ve görevli kılındığı,
3. 28 Aralık 2005 günü Erkan MUMCU Başkanlığında toplanan MKYK’nun 10 sayılı kararı ile bu hususun deruhte ve ikmal edilerek, DP-ANAP birleşme ve bütünleşmesinin fiilen, hukuken ve resmen tamamlandığı,
28 Mart 2006 günü Yargıtay Cumhuriyet Baş Savcılığı, İçişleri Bakanlığı ve Anayasa Mahkemesine verilen mezkür resmi yazı ve bildirimle “kesinlik” kazandığı ve durum DP dosyası, resmi evrak, kongre tutanakları, taraf beyanları ve basın bültenleri ile sabit olup fiilen gerçekleştiği (olup-bittiği, yaşandığı) halde!
4. Bütün bu “ikmal edilmiş/tamamlanmış, tekemmül etmiş” hukuk ve ahlaka uygun usul ve prosedüre rağmen; Sırf bir hile-desise, düzen ve seçmeni aldatma, yanıltma ve 2007 seçimlerinde kullanma amacıyla Mehmet Ağar ile Erkan Mümcu arasında vaki 05-14 Mayıs 2007 tarihli: DYP’nin kanunsuz olarak DP adını edinmesi ile sonuçlanan sanal “birleşme  bütünleşme” eyleminin mezkür partiler için hayali sükut ve hazimet nedeni olduğu; Dahası süreçte DP’nin tertemiz adı’nın kirli pazarlıklara alet edildiği, bilinen gerçeklerdendir.
Hani vaktiyle Aydın MENDERES, DP’ye ihanet ederken “Çarşıya kadar değil, pazara kadar değil, mezara kadar RP’liyim” demiş ve akabinde vahim bir kaza (felaket) ile malul ve tekerlekli sandalyaye mahkum olmuştu ya!.. İşte, ANAP ve D(y)P’de bu samimiyetsizlikleri, yahut art niyetli sahipleri yüzünden 7 yıldır mâkus bir tarih ve talihsizliği paylaşmaktadırlar.
Oysa, DYP. , DP’den aldığı 30.12.2002 tarih ve 02.08/009 sayılı resmi çağrı ve ihtarnameyi ne çabuk unutmuş? DP’nin adını edindiği halde “Yeter! Söz Milletindir” anlamına gelen amblemini niçin reddetmiş? Ve, Tüzük ve Programı’nı niçin “Kadim DP’nin dava, manâ ve misyonunu üstlenmemiştir?
Bizden hatırlatması: Demokrat Parti, adalet ve hukuk gereği  TC’nin De’Facto iktidarı,  tek ‘hukuki ve meşru’ siyaset kurumu; Fiili durumdan dolayı 27 Mayıs mağduru ve mazlumu; hain bir isyan ve ihanetin maluldur. Vaki iade-i itibar, henüz  hain ve kaatiller sorgulanmamış ve yargılanmamış olduğundan memnu ve muteber addolunamaz.
Neticede: DEMOKRAT PARTİ, Atatürk’ün vasiyeti, Demokrasi Şehitleri’nin emaneti “siyasette fazilet mücadelesinin” adı ve mabedidir. O’nunla oyun olmaz biline!
Kaldı ki Demokrat Parti hukuken ANAP’ın yeddi, sorumluluk ve vesayeti altındadır. Bu süreçte: 1993 “hırs, husumet, kapris ve taassup” tuzağına asla düşülmemelidir!
(*) Mustafa Nevruz SINACI : Siyaset Bilimci-Hukukçu, 7. ve 9. dönem DP Genel Başkan Yardımcısı, Araştırmacı-Yazar, BAK: http://www.mustafanevruzsinaci.blogspot.com,

DİKKAT ! BU BİLGİ TELİF ESERİ OLUP YAZARI VE YAYINEVİMİZDEN  İZİN ALINMADAN KULLANILMAMALIDIR

BİR ÖNCEKİ Sayfaya dönmek için tıklayınız

BİR SONRA Kİ Sayfaya dönmek için tıklayınız

 37

KİTAP BAŞINA DÖNMEK İÇİN TIKLAYINIZ!

BİR ÖNCEKİ Sayfaya dönmek için tıklayınız

BİR SONRA Kİ Sayfaya dönmek için tıklayınız

Mustafa Nevruz SINACI
Mustafa Nevruz SINACI HAYAT HİKAYESİ
SİVİL DARBE VE ŞİFRELER
            Bazı asker kişilerin sivil mahkemelerde yargılanmasına ilişkin, iktidar tarafından, sinsi bir gece yarısı baskını, gizli amaçlara matuf ve AB tarzı yapılan operasyon; Gerçekte oyun’un bir parçası olan çevrelerde “sanal” bir şaşkınlık yarattı. 
            Bunlar, genellikle adalet ve hukuk tanımayan ve “kanunculuk” yapan kesimlerdir.
            Sorsanız; Askeri Yargıtay’ın “Adalet Devletin Temelidir” ilkesi ile Sivil Yargıtay’ın “Adalet Mülkün Temelidir” söylemi arasında ne fark var diye! Hangisi ne anlama gelir, mana, medlul (içerik-muhteva) maksat nedir bilmezler. Yahut merhum Mustafa Muğlalı Paşa utancı dâhil (d…) gibi bilirlerde, işlerine gelmediği için söylemez, doğru dürüst bir lâf da etmezler.
            Peki, neden ve niçin?    Çünkü adalet, hukuk ve hak 27 Mayıs’la birlikte infaz; Ordu’nun kadim subay ve üst subaylarının kahir ekseriyeti kovulmaktan beter bir biçimde terhis edildi. Yetmedi, askeri okullar boşaltıldı. Koskoca TSK subaysız ve generalsiz kaldı. Rivayet değil hakikattir: Cebri terhis yoluyla orduyu terk’e icbar edilenlerin tamamına yakını “Peygamber Ocağı” şuuruna sahip, Mareşal Fevzi ÇAKMAK ekolü’ne dâhil ve beş vakit namaz kılan, imanlı-şuurlu yani aydın, münevver ve mütedeyyin, gerçek Türk ve Müslüman Askerleri idiler. Sonra yapılan yasa düzenlemeleriyle ‘askerlik’ sıradan bir mesleğe dönüştü. 2300 yıllık sağlam ve sarsılmaz gelenek “inanç, kök ve ırk temeline dayalı” akait ilga edildi.
            ESAS MESELE ŞU Kİ: Alçakça yıkılan demokrasinin hazin enkazı üstüne monte edilen güdümlü ve gayri milli örtülü faşizm, oligarşi ve despotizmin, bundan böyle “halka karşı” korunma ve kollanma ihtiyacı hâsıl olduğu içindir ki; Anti-demokratik amaç ve içerikli pek çok kurum ve kuruluş oluşturuldu. Örneğin 6.04.1914 tarih ve 233 sayılı geçici kanunla kurulu Divan-ı Temyiz-i Askeri de, “Askeri Yargıtay”a dönüştürüldü. Önceleri bu sadece bir kuruldu. Adli (sivil) üyeleri dahi vardı. Sonra, bir paçavra kadar dahi hukuki değeri olmayan 61 dayatmasıyla kurumlaştı!...     .
            İLGİNÇ TARİHÇE: 6.04.1914’de, Divan-ı Temyiz-î Askerî adıyla dar çerçeveyi şamil kurulan dairenin görevi; “Savaş Mahkemeleri (Divan-ı Harp) ve disiplin kurullarınca verilen kararları temyizen incelemekti” 6 Eylül 1916 tarih ve 809 sayılı Kanunla kapsam genişletildi. Tek olan temyiz kurulu ikiye çıkarıldı. Ayrıca, bazı yenilikler de getirildi. TC  kurulduktan sonra, 20.05.1922 tarih ve 237 sayılı Kanunla mezkür daire “Askerî Temyiz Mahkemesi” adıyla Ankara da teşkil edildi ve başkanlığına Org. Nihat Anılmış getirildi. 22 Mayıs 1930 tarih ve 1631 sayılı Askerî Muhakeme Usulü Kanununun 284. maddesiyle “Askerî Temyiz Mah.” adı yasallaştı ve 27 Mayıs’a kadar usul ve esasları yürürlükte kaldı.
Bu süreçte “askeri sahada, asker arasında ve münhasıran (sıkıyönetim, olağanüstü hal ve savaş hariç) kapsam içi suçlara ilişkin” geçici Askeri Mahkeme ve disiplin kararlarına temyizen bakılırdı. Diğer bir anlamda ve esas itibarıyla: Yargı usulü tekti ve adli idi Askeri Temyiz sadece özel mahkemeler, disiplin kurulları ve yarısı sivil bir heyetten ibaretti. 
Askerî Yargıtay bugünkü adı ve yapısına, 27 Mayıs kalkışmasından sonra, sözde kurucu meclisçe hazırlanan 9.07.1961 kabûl tarihli Anayasa ile kavuştu. 61 Anayasası Askerî Yargıtay’ı yüksek mahkeme olarak düzenledi, 141'inci madde gereği 24.12.1962 tarih ve 127 sayılı Kanunla kaim teşkilât yapısı; 8.7.1972 tarih ve 1600 sayılı Kanunla tekrar düzenlendi. 11.12.1981 tarih ve 2563 sayılı Kanunla MGK bazı değişikliklerle Askeri Yargıtay’ı 1982 Anayasası’nda aynen korundu. Sıkıyönetim mahkemeleri 1991’de kaldırıldı. 27 Mayıs 1993 tarihinde dairelerin üye sayısı altıya; 2001’de, 5 olan Daire sayısı 4’e indirildi. Buna mukabil Dairelerin altı olan üye sayısı yediye yükseltilerek teşkilâtlanma biçimleri tamamlandı.
            Gerçek bu.. Yani ikili yargı (çifte standart) sistemi 27 Mayıs ‘dikta rejimi’ damgalı ve halk partisi patentlidir. Kast-ı mahsusla ikame sistem kaht-ı rical’le aslına iblâğ olunamaz!.. Hakikat ve adalet ancak; Umur-u devlet ve siyasette fazilet ile kaim olabilir. Zira TC de, “Egemenlik kayıtsız ve şartsız milletin” olduğu; “milli devlet” ilkesinin hayata geçtiği ve “güç’ü hak’lılar (bizatihi millet) teslim aldığı” takdirde ancak “adalet” hayat bulabilir.

DİKKAT ! BU BİLGİ TELİF ESERİ OLUP YAZARI VE YAYINEVİMİZDEN  İZİN ALINMADAN KULLANILMAMALIDIR

BİR ÖNCEKİ Sayfaya dönmek için tıklayınız

BİR SONRA Kİ Sayfaya dönmek için tıklayınız

 38

KİTAP BAŞINA DÖNMEK İÇİN TIKLAYINIZ!

BİR ÖNCEKİ Sayfaya dönmek için tıklayınız

BİR SONRA Kİ Sayfaya dönmek için tıklayınız

Mustafa Nevruz SINACI
Mustafa Nevruz SINACI HAYAT HİKAYESİ
SON VUKUAT ve SKANDAL!
Peki; SSK ve Bağ-Kur emeklilerine, “Ekim 2008'de yürürlüğe giren 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Yasası’nın 55. maddesi doğrultusunda, "Bir önceki 6 aylık (Ocak-Haziran, 2008) enflasyon oranında, yani % 3.83 zam yapıldığını; YASA GEREĞİ: 01 Temmuz 2009’dan geçerli olmak üzere de: 2008 yılı Tem.-Aralık enflâsyonu olan % 6.77 oranında zam yapmak zorunda olduğunu biliyor musunuz?
Yani adalet ve hukuk gereği 2009 yılı Temmuz ayı zammı % 6.77 olarak uygulanmak zorunda iken; (Yasanın amir hükmü ve iktisap edilmiş hak’a rağmen) Niçin (5.7.2009) SSK ve Bağ-Kur emeklilerine % 1.83 maaş zammı yapıldı acaba ?
Hani Recep adalet (hüküm doğrultusunda) hak ilkelerine sahip ve saygılı idi!
Bir yanda eski rical, evlât-ayâl, yandaş’a-yoldaş’a kıyak, diğer tarafta ekonomik kriz, fakr-ü zaruret, açlık-yokluk, yoksulluk içinde kıvranan, en hayati ve insani (mutlak/ zorunlu) ihtiyaçlarını tedarikten aciz, yaşamı zindana dönen, sefalete mahkum edilen asıl vatandaş!
Biline ki; “ADALETSİZ HÜKÜMET’LER FAZİLETSİZDİR”
Gönderen Mustafa Nevruz SINACI zaman: 08:41 0 yorum Bu kayda verilen bağlantılar
BAK: http://mustafanevruzsinaci.blogspot.com

DİKKAT ! BU BİLGİ TELİF ESERİ OLUP YAZARI VE YAYINEVİMİZDEN  İZİN ALINMADAN KULLANILMAMALIDIR

BİR ÖNCEKİ Sayfaya dönmek için tıklayınız

BİR SONRA Kİ Sayfaya dönmek için tıklayınız

 39

KİTAP BAŞINA DÖNMEK İÇİN TIKLAYINIZ!

BİR ÖNCEKİ Sayfaya dönmek için tıklayınız

BİR SONRA Kİ Sayfaya dönmek için tıklayınız

Mustafa Nevruz SINACI
Mustafa Nevruz SINACI HAYAT HİKAYESİ
KUŞATMA VE ÇULLANMA
Sevgili ve değerli okuyucularım; Aziz ve kadim gönül dostlarım!
Ülke, İnsan, Bayrak ve Toprağın; Adalet ve Hukuk’un gerçek sahipleri!
Hak yolunda fazilet mücadelesi veren ve/veya vermeye talip kardeşlerim !
Geçirdiğim ağır bir felç nedeniyle “üç ay”dan fazla bir süredir dostlarım hüzün, bilumum vatan hainleri, insanlık, adalet ve hukuk düşmanları sevinç içinde. 7 yıldır çektirdikleri maddi-manevi baskı, aleni tehdit, günde on binleri bulan virüs saldırısı ve trojan (truva atı) zulmü ile organize büro baskınlarına rağmen; Allah’a şükür hâlâ ayakta ve hayattayız.
Borcumuz, derdimiz olmuş, bir el, bir ayak sıkıntı yaratmakta imiş ne gam! İnsan, “Hürriyet, adalet ve bari hakikat (insanca yaşam) uğruna vardır. İşte bu minvalde kaderimiz ve karakterimiz olan süreç devam edecektir. Muhtemel kısa süreli mazeretimiz nedeniyle bazen; bilim insanları ve dava adamlarından nakiller“ yeri geldikçe ve mümkün oldukça da “kendi yazılarımız, yayın ve makalelerimizle“ İnşâllah.
Yeni dönemi TURGEM Genel Başkanı kadim dostum Remzi UYSAL’ın (*) çok önemli ve değerli “BİR YORUM YAZISI“ ile başlatıyorum. Makale 07 Temmuz 2009 tarihli. Konu ve başlık aynı

Remzi UYSAL
KUŞATMA VE ÇULLANMA
“Türkiye Psikiyatri Derneği Üyesi Sayın Prof. Mehmet Kerem DOKSAT´ın posta kutuma düşen ’Türkçe Bülten’in ’Etiketler Bölümü’nde, “Erdenekon ATATÜRK´ün kişiliğine psikolojik saldırı“ başlıkllı yazısını ve de Sayın Gökhan DEMİR´in de bu yazının içeriğine 28.6.2009 günlü yaptığı eleştiriyi okudum.
Sayın Doksat yazısında, Türkiye’nin bugün içinde bulunduğu durumu, halkımızın nasıl bir psikolojik süreç ve travmalardan geçirilmiş olduğunu, ulusal duygu ve reflekslerinin nasıl yok edildiğinin, ülkemizin yağmalanmasına neden tepkisiz kalınmakta olduğunun, bir bilim adamı olarak analizini yapıyor.
Sayın Demir´in eleştiri yazısından; Ulusal ve laik devlet düzenimiz gerekirse dağılsın da, bu nasıl olursa olsun ve bunu kim yaparsa yapsın, bizim umurumuzda değil diyebilecek bir kesimin, devlet yapımıza ve aydınlarımıza duydukları öfkenin dışa vuruşu anlaşılıyor.
Aslında Sayın Demir´e, kendisi gibi düşünenlerin neler hissettiğini bize çok samimi bir şekilde hissettirdiği, anlatmaya çalıştığı için, teşekkür etmek istiyorum.
Demek oluyor ki; bir kesim Türkiye´de pusuya yatıp, emperyalistlerin Türkiye’nin başına çullanmalarını beklemiş ve bu kesim bunu, inanıyorum ki, dinimizdeki vatan sevgisi ile de bağdaşlaştırabilmiş. Ama şu unutulmamalı ki; bugün ulusal onur ve değerlerimize saldıranların karşısında -birilerine kızdıkları için de olsa- suskun kalan kesim, gelecekte bu topraklarda ibadetlerini bile gönül rahatlığı içinde yapamayacaklar.
Türkiye’nin başına çullanmakta olanlar, Pakistan ve Afganistan´da söz yerinde ise sokaklarda rast gele yakaladıklarına, terörist ve yandaşları diye Guantanamo´da yaptıkları ortada. Irak kapı komşumuz. O insanların yaşam haklarına, kutsal inançlarına ve hatta ibadethanelerde yapılan saldırı ve hakaretleri yıllarca okuyup, dinledik, görüntüleri izledik.
Anlaşılıyor ki, ülkemizde üstelik dindar geçinen bir kesim, kendileri gibi düşünmeyen aydınlarımıza, içlerine sindiremedikleri laik devlet düzenine, nedeni ne olursa olsun duydukları kin ve öfkeden, ülkemiz ekonomisinin can damarı olan bankalarımızın %70´ inin üzerinde yabancılara peşkeş çekilmesine seyirci kalabiliyorlar. Oysa; hiç bir Avrupa Birliği (AB) ülkesinde, banka sektöründe yabancı sermayenin oranı %21´i geçmez. Biz bankalarımızı yabancılara orantısız şekilde yabancılara sunarken, Almanya´da birleşik sağ partilerin ağır bastığı ve başbakanı da sağcı olan koalisyon hükümeti, zarar eden bankalarda yüksek oranda hisse senetleri alıp, banka yönetiminde ve ekonomide devletin gücünü artırıyor. Biz de ise tam tersi oluyor. Bunun izahı nasıl yapılabilir? Sadece bankalar mı, yabancılara altın tepside sunduğumuz.
Bu da yetmezmiş gibi; yabancı banka sermayesi kuşattığı yerli sermayemize, en düşük kredi için bile, en güç şartları öne sürmekteler. Böylece yerli sermayemizin yok olmasına göz yumuluyor.
Bütün bunların kaynağı, ATATÜRK ve Devrimlerine, (Türk İnkılâbına) yurtsever aydınlarımıza duyulan, nefret, kin ve öfke midir?
Bunun vatanseverlikle, sağduyu ile bağdaşır tarafı var mıdır?
Bugün soframıza gelen ekmek bile, tarım politikamız böyle devam ederse, vücudumuzda tıp biliminin bile tanımlamakta aciz kalabileceği hastalıkların nedeni olabilecektir. Genleri ile oynanmış ve köylümüze empoze edilen tohumlar, tarlalarımızın verimini tamamen yitirip, harmandan kaldırdığımız buğdayın da tohum olamayacağına tanık olduğumuzda, hem bazı şeyleri düzeltmek için çok geç olacak, hem de bu zaman içinde çok şeyin ellerimizden kayıp gittiğini görebiliriz.
İşte üç ay içinde oluşan ve %13,8 küçülen ekonomimiz, milli gelirimizden buharlaşıp uçan 57 milyar dolar, kimleri mutlu etmiştir?
Bu mu teğet geçen kriz?
Yoksa; Türkiye´yi kuşatma ve başına çullanmanın bir işareti midir?
Ülke değerlerinin yağmalanmasına, peşkeş çekilmesine göz yummakla mukkadesatcılık nasıl bağdaşabiliyor?
Oysa dinimizin en değerli ve kutsal öğesi, vatan ve toprak sevgisi değil midir?
Bana 27 yıl önce bir ayağı takma genç bir Filistinlinin: “Bizim kıldığımız Cuma namazı kabul değil“ dediği, halen kulaklarımda çınlamaktadır.
Sayın Demir gibi düşünen ve davrananlar, istediklerinin “gönüllerince gelişmediğini” öne sürerek, bugün reddettikleri “eskinin“ de geri dönemeyeceğini, yaşayıp öğrenmek mi istiyorlar, yoksa?
İşte o zaman, bazı şeyleri düzeltmek için zaman da, fırsat ta kaçmış olmayacak mı?
Allah Türkiye´yi, başımıza çullanmak için dışarıdaki pusu siperlerinde yatanlardan değil de, öncelikle içerideki işbirlikçilerden ve siperlerde yatanlardan korusun.
Korkarım ki bu süreci dibe vuruncaya kadar yaşayacağız.
Ama unutulmamalı ki; tarihimiz sabrımızın sınandığı örneklerle doludur.
Ondan sonra mı?
Tarihimizde yaşadığımız 86 yıl öncesinin örneğini kim yok sayabilir?
 
(*) Remzi UYSAL, TÜRGEM Başkanı e.Mail: uysalremzi@yahoo.de

 

DİKKAT ! BU BİLGİ TELİF ESERİ OLUP YAZARI VE YAYINEVİMİZDEN  İZİN ALINMADAN KULLANILMAMALIDIR

BİR ÖNCEKİ Sayfaya dönmek için tıklayınız

BİR SONRA Kİ Sayfaya dönmek için tıklayınız

  40

KİTAP BAŞINA DÖNMEK İÇİN TIKLAYINIZ!

BİR ÖNCEKİ Sayfaya dönmek için tıklayınız

BİR SONRA Kİ Sayfaya dönmek için tıklayınız

Mustafa Nevruz SINACI
Mustafa Nevruz SINACI HAYAT HİKAYESİ
BİR MÜŞAVERE VE "İNSAN" HAKKINDA MÜZAKERE
 
30 Haziran 2009 Salı
Çok Sevgili ve Değerli "Gamze Erkök" Hanımefendi Kardeşim;
Tartışma (müzakere ve mütalaa) konumuz İNSAN'dır.
Biz, insan'ın "iyi" olduğunu ve sadece "iyi, namuslu, dürüst, demokrat, adaletli ve faziletli" varlıkların "insan olduklarını" fıtraten (yaradılıştan, doğallıkla) bilenlerden ve "iyi bigiyi", yani İLİM'İ bizzat yaşayan ve yaşatmaya çalışanlardanız.
Bu muhteşem frekans uyumu da açıkça göstermektedir ki, SİZ'de, yüksek bir varlık ve gerçek bir İNSAN'sınız. Kutlarım.
Şiarımız: "Göründüğümüz gibi olmak ve Olduğumuz gibi görünmektir" İçten saygı, kalbi teşekkür ve başarı dileklerimle.
Mustafa Nevruz SINACI
 
EY, ADININ ADAMI "HAMİYET"
(Sahip çıkan, koruyan ve kollayan, insaf, ilim ve merhamet sahibi) HANIM!
Güçlülük asla haklılık nedeni değildir. Kesinlikle olamazda.
Bilakis "güç" adalete dayalı olursa yaratıcı kuvvet; Aksi taktirde, yıkıcı istibdat, yakıcı zulüm ve alt varlıklarca icra olunan sömürü, işkence ve tahrip aracı haline gelir.
Keza, SAYGI evrensel denge (stabilizasyon) unsuru olup, esas itici güç ve yapıcı-yaratıcı faktör SEVGİ'dir.
SEVGİ, gerçek anlamda ilahi kaynaklıdır.
Adalet ve fazilettir.
İşte gerçek güç budur.
Yani, haklılık ve doğruluktan yükselen aksiyon ve irade.
Meşruiyet de (bu) adalet (GERÇEK GÜÇ) ile kaimdir.
Adalet aynı zamanda evrensel işleyiştir.
Diğer bir anlamda nizam-ı alem.
Yani, doğal denge.
Yani, canlı-cansız, insan-hayvan, vahşi-ehli, kendiliğinden mevcut her ne varsa (mevcudat) tamamını içine alan ve istisnasız kapsayan eko-sistem.
SONUÇTA:
Eko sisteme sahip ve saygılı olarak dünya ve evreni imar ve tamir edenler:
Evrensel saygı, sevgi ve adaleti'in kudreti = haklı, doğru ve yerinde olan güç;
Tahrip ve tarümar eden, yalan, talan, hırs ve ihtirasla yakıp-yıkan negativite (afet-felaket); Yasa, hukuk, ahlak ve adalet dışıdır.
O, İnsan, hayvan, canlı-cansız her şeye zarar veren'in derhal konrol altına alınıp, talim ve terbiye edilemediği (insan'a dönüştürülemediği) taktirde derhal imha edilmesi gerekir.
 
KISSADAN HİSSE:
Aramızda suret-i hak'dan görünerek dolaşan;
Ancak, insanlık-ADALET, Sevgi-Saygı, Hürmet ve Muhabbet ve dahi HAYVANLIK dışı olan: Rüşvet-iltimas, ayırma-kayırma, yolsuzluk-suistimal, görevi kötüye kullanma, gasp-irtikap, vergi dahil her türlü kaçakçılık, anarşi-terör, cana-mala ve ırza tasallut ve tecavüz FAİL, SUÇLU ve potansiyel eğilim sahipleri asla insan değidirler.
Bunlara 'hayvan' da denilemez, zira hayvanların her türü onlardan daha şereflidir.
Onlar insanlar ve hayvanlara karşı acımasız, zalim, duyarsız, adaletsiz ve apaçık DÜŞMAN oldukları için; "İNSANLAR VE HAYVANLAR ALEMİNDEN" acilen ve derhal "DIŞLANMALARI" mutlak bir zaruret, meşru bir hak ve insanlık adına vecibedir.
Mustafa Nevruz SINACI,
Siyaset Bilimci-Hukukçu, Araştırmacı-Yazar

DİKKAT ! BU BİLGİ TELİF ESERİ OLUP YAZARI VE YAYINEVİMİZDEN  İZİN ALINMADAN KULLANILMAMALIDIR

BİR ÖNCEKİ Sayfaya dönmek için tıklayınız

BİR SONRA Kİ Sayfaya dönmek için tıklayınız

 41

KİTAP BAŞINA DÖNMEK İÇİN TIKLAYINIZ!

BİR ÖNCEKİ Sayfaya dönmek için tıklayınız

BİR SONRA Kİ Sayfaya dönmek için tıklayınız

Mustafa Nevruz SINACI
Mustafa Nevruz SINACI HAYAT HİKAYESİ
BİR PAZAR GEZİNTİSİ       
-Alo,Alo,Alo.
-Merhaba arkadaş.
-Merhaba dost.
-Ne yapıyorsun?
-Bildiğin gibi,günlük işlerin tamamlanması için yoğun şekilde çaba harcıyorum.
-Ne güzel ediyorsun. Birde bana sorsan ne yapıyorsun diye. Canım ne sorayım arkadaş,hepsini sen biliyorsun.Senden bir şey mi saklıyorum.
-Sen iş kovalarken biz ne kovalıyoruz hiç sordun mu.Ne soracaksın tabi senin işler ,halk deyimi ile tıkırında .Sen haftanın sonuna gelmeyi düşünüyorsun.Senin
Belli bir işin yok mu arkadaş,İş arıyorum amma bir türlü bulamadım.Halk tabiri ile konuşursak sinek avlıyoruz.Avladığımız sinek cinsi de belli değil.Karasinek mi sivri sinek mi bilemiyorum.Sinek çeşitlerini sana saymama gerek yok.Sen sinekleri tanırsın.Onlara karşı bağışıklık edinmişsin.Ya biz bir türlü bağışıklık kazanamadık.Dostlara selam vermekten başka bir iş yaptığımız yok.Soruyorlar insana.Bir işin var mı ?Var mı dersin yoksa yok mu ? Tabii ki var diyoruz.Ancak iş yerine geldiğimizde elimize alacak bir işimizin bulunmadığını anlıyoruz.
-İşimiz olmasa da bilgisayarımız var. Onunla ilgileniyoruz. Onu boş bırakmak olmaz bilirsin. İş yerine doğru birisi yaklaştığında hemen bilgisayara dikkatli bir şekilde bakmaya başlarsın. Dostlar alışverişte görsün diye. Kapıdan içeri dalan kişi bir bakarsın,zaman doldurmak için mi yoksa bir işini yaptırmak için mi geldiğini  kişinin tavrına ve rengine yani yüzünün rengine bir bakarsın.Bu kişi zaman doldurmak istemiyor.İşi acele herhalde. Selamlaşırsın, oturması için ısrar edersin. Biliyorsun ki bu kişi sana iş için geldi. Ne var ne yok derken,kapıdan giren kişi derdini açmayı biraz geciktirmiş olsa da yavaş, yavaş içini dökmeye başlar..Anlattıklarını dinler görünür bilgisayara bakmayı da ihmal etmezsin.Çünkü bilgisayar sana bilgi aktarıyor,zamanın boş olsa da tatlı saatler geçirmeni sağlıyor. İş yerine iş için dalan kişi kendi kendine söylenmeye başlar. Bu adam bana değil de bilgisayara neden bakıyor. Sanki bu ülkede o mu var. Bende bir başka yere giderim derken bilgisayar başında, yani masa başında oturan kişi. Evet! Seni dinledim. Senin bu işin görülmesi için elimizde parça yok. Bilgisayara bir bakalım, fiyatı neymiş? Bir dakika bekler misin? Elbet beklerim yanıtını alır. Bilgisayar açıktır. Haberleşme için birkaç adrese bakar, fiyatlardaki farklılığı görür ondan sonra bilgi bekleyen vatandaşa dönerek, işin maliyetini söyler. İş alanla işveren anlaşırlar.
Sizinle kısa bir gezinti yaptık. Buna benzer daha nice iş türleri var. Saymakla bitmez.
Hafta sonunu, yani yorgunluğu dışarıda gidermenin yolunu ararken, karşı taraftaki vatandaşın ekonomisini düzenlemek için harcanan çabadan birkaç saniyelik bölümünü okurlarıma aktarmak istedim.
Pikniğe gitmek apayrı bir zaman alır. Arkadaş bulma, ailece pikniğe gidebilme. Komşuların pikniğe gidişleri, sizin ise evin kapısından onlara bakışınız. İnsanlar, yaşamak için ekonominin artık gerekli olduğunu anlamaya başladılar. Eskiden hal hatır sorulurken, şimdilerde bir işin var mı, ayda ya da yılda ne kadar ciro yapabiliyorsun?
-Sen hangi cirodan bahsediyorsun arkadaş, bizim ciromuz öyle hesap makineleri ile hesaplanacak gibi değil.
-Ya nasıl arkadaş.
-Bir kez olsun arkadaşına. Seninle uzun süredir görüşemiyoruz. Dedin mi?
-Hafta sonu geldi, pikniğe gidelim diye piknik yeri seçmeye çalışıyorsun. Bizim pikniklerle işimiz kalmadı.
-Pikniğe gidip etrafı kirletme derdimiz bari yok. Karayolu boyunca rüzgar neler uçuruyor neler. Bir görsen arkadaş! Pazar günü pikniğe gidenler piknik yerlerini kente dönmezden önce  geleceğe güzel bir biçimde bırakabilirlerse,pikniğe çıkmayanlar iş yerlerinde bir güzel bakım yapabildilerse ne mutlu onlara.
Güzellikler sizin olsun saygı değer okurlarım.

 

DİKKAT ! BU BİLGİ TELİF ESERİ OLUP YAZARI VE YAYINEVİMİZDEN  İZİN ALINMADAN KULLANILMAMALIDIR

BİR ÖNCEKİ Sayfaya dönmek için tıklayınız

BİR SONRA Kİ Sayfaya dönmek için tıklayınız

 42

KİTAP BAŞINA DÖNMEK İÇİN TIKLAYINIZ!

BİR ÖNCEKİ Sayfaya dönmek için tıklayınız

BİR SONRA Kİ Sayfaya dönmek için tıklayınız

Necati ÇAVDAR

Necati ÇAVDAR HAYAT HİKAYESİ

GÖKBAYRAK; SENİ ÖZLER
 
Gök bayrak;
Seni, özler; Al bayrak, seni, gözler
Yurduma dikilmiş hain gözler
Vahşet ki; anlatamaz, sözler
Nerde güller açan bağı
Kan çağlıyor ovası dağı
Yad ellerde dağlanır bağrı
Silen yok gözünün yaşı
Mecal yok, başlar ezik
Mektup yok, teller kesik
Turnalardan haber(!) bekler
Uçar, geri döner mi ola
Yüzyıllardır yüreği yaralı
Altaylar gibi dertleri sıralı
Yanar hasretine, garbın
Şark içinde yad avcı vuralı
Baş gitmiş, dağılmış kervan
Hükümdar yok. Veremez ferman
Bekler haber, vermezler aman
Yolar tutuk. ,Gitmez kurtarıcı Selam
Düştü yiğitlerim, soldu gülüm
Türkü oldun, söyler dilim
Çaresiz; insaf, çaresiz; ilim
Dayan bahtı karalı yârim vay benim nazlı, elim
Rus elinde esir millet, o dayanmış kapıya
Kiril; elinde asa,  çıkıyor ta Çankaya’ya
Haçlı el sütünde.. Hilal olunca “irtica”
Şarkı boş verdik,” batıl”a kapılanınca
Neden Haçlı köyler bile bağımsız, devlet(!)
Bizim koca yurtlar işgalde.. Esir!  Yüce millet
Medeniyetler kuran halk.. Çaresiz, rezil ümmet
Dünün teröristi, bu gün devlet!..
Esir; medeniyet inşa eden millet
En ufak ilgi, sayılıyor zalime ihanet
Eline taş alana füze ile saldırıyorlar
Her bahane ile Müslüman kırdırıyorlar
Seyahatleri bahane Gül ve Devlet
Başlıyor katliam, Kopuyor kıyamet
Kafa tutuyor âleme
Kimse ses çıkarmıyor zalime
Cevap hazır: çünkü; nükleer güç
BM’de temsilci yok, zalime sözcü çok
Esir,
Kırım
Kazan
Kafkasya
Bütün Türkistan
Trakya, Balkan
İngiliz ipi ile sağlam bağlanmış.
Bütün cihana çökse, âleme yeten
Çilekeş Anadolu(!) hepsine kalkan
Gökbayrak, Albayrak kıskaç da
Tümüyle hedef; Hilal
Avrupa - Afrika – Asya
Kan çağlıyor bizim coğrafya
Dalgalansın, kan kırmızısı Albayrak
Birleşsin Yürekler
Sönmesin Semalar rengi  Gök bayrak
Varlığın sende, sırtında ağır yükler
Bu gün benim efkârım var
Bu gün sokaklarda çağlayan kanım var
Babasına ağlayan anne karnında canım var
İleriye bakan ümitlerim var
Bu gün efganım var, var
Yarına bakan ümidim var
Serhatlarda dalgalanan Albayrak
Gönüllerde Gökbayrak var
“Marip maşrık” az gelir
Sarsa da Çin ve Maçin
Ne gurkalar,haçlılar gördük
“Sed” bilen“yecüç mecüç” az gelir
Urumçi’de, bilge Kaşgar’da kan
İki yüz binlik kızıl orduyu ezen
Yiğitlik abidesi; Turfanda “Alev Vakası” var
Milyarlara dayansa da
Unutmaz.. Yecüç- Mecüç
Aktuğ’da “Berin İnkilabı” var
Zalim dinsiz, acımasız, pek
Sabır dağı sana yük! Sen; çek
Hotan’da kaza ören ipek
Mazlum ahı kalmaz. Zaman.. Geçecek
Çağ ne getirir, ne gösterir? Anlı gelecek
Bizim eller yanıyor
Bizim yürekler kanıyor
Zalim duymuyor, seyrediyor
Bir damla petrole, bedel
Varillerle Müslüman kanı içiyor
Darağacı kuracakmış!
Kime kurulur darağacı?
Kurutuluyor Türkün soy ağacı
Sökülüyor; İslam’ın medeniyet tacı
Otağı; Saltuk Buğra Han
Kan kusuyor, Türk’e Filistin
İslam’a aydınlık Bağdad
Bu gün; baba yurt Türkistan..
Yerkent, Yili, Kaşgar, Aksu.. Hotan
Urumçi, sarılmış ondan da beter
İnsanlığın derdi, Türkistan
Kaleler kapalı, kime ne
Ses veren yok, mazlumun sesine
Kurarlar güçten yana siyasetini
Kimi korkar zalimden
Kimi öne alır ticaretini
Kan kokusu sarar dünyayı
Git turnam. Bu gün çaresizim
Hem yaralı, hem öksüzüm
Ben çağlara ışık yayan közüm
Kurtarıcı güneş, barışı kuracak sözüm
İnsanlık; kurtarıcı habere gebe
Hak; er-geç galebe çalar zalime
Bitmem, dayanırım gitsem de ölüme
Sabır, korku ve en büyük ilaç zulüme
Yaratan boş mu bırakır alemi
Vardır yaralar saran merhemi
Sarınca kâinatı, Mevlamın  Selam’ı
İnşallah kurtarır. “Gül” kokusu, dünyayı
 
10 Haziran 2009- Cuma
Şairin yeri- Emiryaman -Ankara

DİKKAT ! BU BİLGİ TELİF ESERİ OLUP YAZARI VE YAYINEVİMİZDEN  İZİN ALINMADAN KULLANILMAMALIDIR

BİR ÖNCEKİ Sayfaya dönmek için tıklayınız

BİR SONRA Kİ Sayfaya dönmek için tıklayınız

 43

KİTAP BAŞINA DÖNMEK İÇİN TIKLAYINIZ!

BİR ÖNCEKİ Sayfaya dönmek için tıklayınız

BİR SONRA Kİ Sayfaya dönmek için tıklayınız

Ömer SEZER

Ömer SEZER HAYAT HİKAYESİ

NİYE?
 
Hüzünler içimde bir fırtına, estiği kadar.
Yalnızlığım kumlarda yazılı baş aşağı ağlayışlar.
Bir dalganın sürükleyişinde şimdi onlarda kayboldular.
Yaşam içimde soluklandığım kadar,
Bir nefesten sebep sadece işte o kadar,
Kırık cam parçaları ayağıma batar,
Kan revan olsa da hissetmem sızısını,
Sadece kırmızı bir boya gibidir gözümün gördüğü kadar.
Hayat nasılda kayıp gitmiş ayaklarımın altından?
Haberim olmamış sadece günlermiş rutin takvim yapraklarından yırtılan.
Bir de yırtılmış yüreğim var!
Diyorlar ki bu hüzün dolu şiirler niye?
Kimse bilmiyor ben hapisim dünya denilen koca kafeste!
Sahi yalnız değildir diyorlar hiç kimse ve hiç bir zerre;
Peki, bu bendeki tek kalmışlık niye?
Acılar mıhlansa da insana bir zaman sonra kendiliğinden düşer,
Ama bu bendekiler bitmiyor her nedense?
Sözlermiş aynası insanın ele veren gözlermiş.
Ben ne aptalmışım da hep yanlış mı görmüşüm?
Geceymiş düşman olan gündüze;
Peki, gecedeki bu gündüze kavuşma hasreti niye?
Güneşin doğduğu yer kimin kalbinde?
Neden hep bozuk pusula bende?
Şimdi ağlıyorum göle dönmüş bir ıslaklığın içerisinde;
Sadece ıslanmıyorum seninde bunu anlayabildiğin kadar! 

DİKKAT ! BU BİLGİ TELİF ESERİ OLUP YAZARI VE YAYINEVİMİZDEN  İZİN ALINMADAN KULLANILMAMALIDIR

BİR ÖNCEKİ Sayfaya dönmek için tıklayınız

BİR SONRA Kİ Sayfaya dönmek için tıklayınız

 44

KİTAP BAŞINA DÖNMEK İÇİN TIKLAYINIZ!

BİR ÖNCEKİ Sayfaya dönmek için tıklayınız

BİR SONRA Kİ Sayfaya dönmek için tıklayınız

Ömer SEZER

Ömer SEZER HAYAT HİKAYESİ

BEN VE YÜREĞİM
 
Yürüdüğüm bu yollar neden kapanmış?
Edilen sözler yürekten değil.
Her yokuşta sırtında birini taşımak varmış,
Kan ter kalsan da düzde yine yalnızsın.
Tıpkı benim gibi.
Tıpkı yüreğim gibi.
Gidiyorum; gidiyorum sözlerle bağlanan yolların sonu görükmez.
Gemiler limanları çoktan terk etmiş aynı senin gibi.
Şimdi martı uğultularında dubalar gibi yalnızım,
Sarsa da bir kol boynuma tende sıcaklığını hissetsem.
Renklerimde yok oldu karardım. İçimde bir dışımda biri;
Düşüyorum yukarıdan aşağı hız kesmiyor ömrü girdap,
Sayamıyorum günleri mecalim yok ben yıkık bitap.
Sorsan herkes yanında herkes arkadaş;
Ve hayat üç beş tellalla uğraş!.
Küçük bir kuşun kanatlarında uçup gitti umutlarım,
Büyük ızdıraplarım oldu yetişemedim.
Ha bugün ha yarın derken;
Giden hep bendenmiş anlayamadım.
Küçük bir çocuğun ağlayışlarında irkildim.
Ve sulu gözlerle baktım gözbebeklerine.
Neden ağlar çocuklar doğarken dedim?
Melekler anlatırmış dünya pislik bir mekan!
Ağlama çocuk! Dedim. 
Her sebepten bir neden bulacaksın sende büyüyünce,
Kirpiklerim yapış yapış,
Şu çocuğa umut veren bana bak,
Oğlumla yaşama bağlandım,
Baktım babam boylu boyunca yatıyor.
Babama çare olamadım.
Sadece bir oyuncakla kandırmak değildir küçük bir çocuğu sevindirmek;
Düşününce ne kadarda boş bir hayat.

DİKKAT ! BU BİLGİ TELİF ESERİ OLUP YAZARI VE YAYINEVİMİZDEN  İZİN ALINMADAN KULLANILMAMALIDIR

BİR ÖNCEKİ Sayfaya dönmek için tıklayınız

BİR SONRA Kİ Sayfaya dönmek için tıklayınız

 45

KİTAP BAŞINA DÖNMEK İÇİN TIKLAYINIZ!

BİR ÖNCEKİ Sayfaya dönmek için tıklayınız

BİR SONRA Kİ Sayfaya dönmek için tıklayınız

Rıza HARDAL
Rıza HARDAL HAYAT HİKAYESİ
BAKTIM ORTALIK KARMA KARIŞIK
Araştırdım şu dünyanın halini
Baktım ortalık karma karışık
Kime sordumsa hal ahvalini
Baktım ortalık karma karışık
 
Dünya iyi ama sağlam direk yok
İnsan iyi ama acır yürek yok
Timi aç ölüyor kimisi de tok    
Baktım ortalık karma karışık
 
Kimi zengin açlık nedir bilmiyor
Kimi fakir rezillikle ölüyor
Ortadoğu cayır cayır yanıyor
Baktım ortalık karma karışık
 
Gülcü güçsüzleri ezip geçiyor
Kimi konuyor da, kimi göçüyor
Kimi konyak, rakı, şarap içiyor
Baktım ortalık karma karışık
 
Dünya döner çarkı felek dönmez mi?
Bu belalar boynumuzdan inmez mi?
Birlik olsak bir yaşasak olmaz mı?
Baktım ortalık karma karışık
 
Vuran vurana da, kıran kırana
RIZA sus diyorlar hesap sorana
Bakmıyonmu ortalıta talana
Baktım ortalık karma karışık
15/06/2009 Çorum

 

DİKKAT ! BU BİLGİ TELİF ESERİ OLUP YAZARI VE YAYINEVİMİZDEN  İZİN ALINMADAN KULLANILMAMALIDIR

BİR ÖNCEKİ Sayfaya dönmek için tıklayınız

BİR SONRA Kİ Sayfaya dönmek için tıklayınız

 46

KİTAP BAŞINA DÖNMEK İÇİN TIKLAYINIZ!

BİR ÖNCEKİ Sayfaya dönmek için tıklayınız

BİR SONRA Kİ Sayfaya dönmek için tıklayınız

Selma GÜRSEL

Selma GÜRSEL HAYAT HİKAYESİ

İRMİK HELVASI
125 gram Margarin
250 gram İrmik
1,5 Su bardağı Toz şeker
2 su bardağı kaynar su
150 gram ceviz içi
 
            Yağ tencerede eritilir bir miktar ateşin üzerinde kalan yağın içerisine; ayıklanmış ve doğranmış cevizler konulur karıştırılarak hafif kızartılırlar. 250 gram irmik tencereye konularak hafif kızarana kadar karıştırılır. Kızaran irmiğin üzerine 1,5 şeker ilave edilir, 2 su bardağı kaynar su tencereye konularak tencere karıştırılır.
Kısık ateşin üzerinde bulunan helva tenceresinin kapağı kapatılarak suyu çekene kadar pişirilir pişen helva kaşıkla karıştırılarak servis için tabaklara konulur. Sıcak olarak ve soğuk olarak da yenilir.

DİKKAT ! BU BİLGİ TELİF ESERİ OLUP YAZARI VE YAYINEVİMİZDEN  İZİN ALINMADAN KULLANILMAMALIDIR

BİR ÖNCEKİ Sayfaya dönmek için tıklayınız

BİR SONRA Kİ Sayfaya dönmek için tıklayınız

 47

KİTAP BAŞINA DÖNMEK İÇİN TIKLAYINIZ!

BİR ÖNCEKİ Sayfaya dönmek için tıklayınız

BİR SONRA Kİ Sayfaya dönmek için tıklayınız

Serkan ÖKÇE
Serkan ÖKÇE HAYAT HİKAYESİ

MERCİMEK KÖFTELERİ

Nasıl da pırıl pırıldı
Neden uzak düştü yıldızlara gözlerin
Ufacık bir çocuktu ya ellerin
Nerde kirlettin...
Sen başkaydın sanki, sen farklı...
Çocuklar gibi masum
Dostluklar kadar yalan,
Aşıları acı sanırdım…
Melekleri kanatlı…
Oysa; hayatta yediğim
Mercimek köftelerinmiş en acı...  

DİKKAT ! BU BİLGİ TELİF ESERİ OLUP YAZARI VE YAYINEVİMİZDEN  İZİN ALINMADAN KULLANILMAMALIDIR

BİR ÖNCEKİ Sayfaya dönmek için tıklayınız

BİR SONRA Kİ Sayfaya dönmek için tıklayınız

 48

KİTAP BAŞINA DÖNMEK İÇİN TIKLAYINIZ!

BİR ÖNCEKİ Sayfaya dönmek için tıklayınız

BİR SONRA Kİ Sayfaya dönmek için tıklayınız

Serkan ÖKÇE
Serkan ÖKÇE HAYAT HİKAYESİ
HAYATA BORÇLU
 
Önce hayat vermekle başlıyor
Sevindirir gibi bir çocuğu
Kucağına alıp…
Sonra bir bir alıyor
Neyse o sevindiğimiz
Bizde kalacağını sanarak
Alıyor tüm sevdiklerimizi
Alıyor elimizden ağlatarak…
 
Şimdileri moda oldu
Eline aldığı sevdaları
Uzatıp uzatıp çekiyor
Şekerle oynar gibi
Dokundurup, dokundurup dudağıma
Hani küçükken ağlardım da
Anam bir emzik koyardı ya ağzıma
Avutur… Unutturup… Alırdı
Hayat,
Hayat aldığını koymuyor geriye
 
Neyim var ki;
Kenara köşeye attığım
Çala bildiğim kadar Hayattan biraz sevgim
Hatırı sayılır birkaç dostluk
Dostlarımdan kaldı…
Ve yüreğimde izler var
Adını ihanet diye aldı…
 
Hayatın verdiklerinden
Aldıklarını çıkartırsan
İnsan Sahip olduğunu buluyor
Kahretsin ki hayata
Beni yaşatarak,
Borçlarını almanın bir yolunu arıyor…  

DİKKAT ! BU BİLGİ TELİF ESERİ OLUP YAZARI VE YAYINEVİMİZDEN  İZİN ALINMADAN KULLANILMAMALIDIR

BİR ÖNCEKİ Sayfaya dönmek için tıklayınız

BİR SONRA Kİ Sayfaya dönmek için tıklayınız

49

KİTAP BAŞINA DÖNMEK İÇİN TIKLAYINIZ!

BİR ÖNCEKİ Sayfaya dönmek için tıklayınız

BİR SONRA Kİ Sayfaya dönmek için tıklayınız

Tülay BİLGİN

Tülay BİLGİN HAYAT HİKAYESİ

ÇORUM BARAJI

Çorum’da şöyle bir geziye çıkalım dedik. Uzun zamandır da gitmiyordum. Barajı gezmeye gittik, baraj çok güzel dolmuş. Bu küçük gölü görünce susuzluk korkumuz kalmadı. Etrafında gezdik gün batımını seyrettik. Harika bir Dinlenme spor alanı Çorum için önemli bir bölge.
Bir taraftan da kanallara gözümüz takıldı. Kanalları toprak doldurmuş. Barajda gırtlağına kadar dolu bu yağmurlarla taşması an meselesi. Türkiye’de sellerin birinci kaynağı su kanallarının kapalı olması ya da yok edilmesi.  Kâinatın bir dengesi var. Dere yataklarına su gelmeyecek diye bir şey mi var. Su olmadığında o bölgeleri farklı amaçlarla kullanıyorlar, ya da kapatıyorlar. Sellerin can aldığı şu günlerde. Su baskının tedbiri kanalları acilen açmaktır diye düşünüyorum. Yoksa yağmurların barajı taşırması an meselesi. Hayat örnekler veriyor.
İnsanlara ben geliyorum diye önce ayak seslerini gönderiyor.

DİKKAT ! BU BİLGİ TELİF ESERİ OLUP YAZARI VE YAYINEVİMİZDEN  İZİN ALINMADAN KULLANILMAMALIDIR

BİR ÖNCEKİ Sayfaya dönmek için tıklayınız

BİR SONRA Kİ Sayfaya dönmek için tıklayınız

 50

KİTAP BAŞINA DÖNMEK İÇİN TIKLAYINIZ!

BİR ÖNCEKİ Sayfaya dönmek için tıklayınız

BİR SONRA Kİ Sayfaya dönmek için tıklayınız

Tülay BİLGİN

Tülay BİLGİN HAYAT HİKAYESİ

SALİM BEY KONAĞI

Bin sekiz yüzlü yılların sonu bin dokuz yüzlü yılların başı. Çorum’un hatırı sayılan beylerinden Salim Bey Konağının büyük bir avlusu vardı, avlunun içinde büyük bir havuz etrafında özenle dikilmiş çiçeklerle bir cennet bahçesi gibiydi. Çorumun tek ana caddesiydi buda konağın bulunduğu cadde idi. O zamanlar ekin tüccarlığı yapıyordu Çorumun yerli halkı. Çorumun ekin pazarı da bu cadde üzerinde idi. Develere yüklenmiş ekinler getirilir konağın duvarının hemen yanına yığın yapılırdı. Develerin sırtından ekinler indirilince yükü boşaltılmış hayvanlar dinlendirilirdi. Salim Bey Çorumun önde gelen sözcülerindendi misafirleri hiç eksik olmazdı. Konakta bir gün bir tatlı telaşa başladı. İsmet İnönü Çorum’a geliyordu ve Salim beyin misafiri olacaktı.
Hemen hazırlıklar başladı konakta çalışanlar çoktu. Konağın arabacısı, dadısı, hizmetlileri herkesi bir tatlı telaşa almıştı. İsmet Bey Konağa teşrif ettiler. O zamanlar Çorum yeni yeni büyüyordu. Siyaset önemliydi. Şimdinin milletvekili statüsündeydi Salim Bey. İnönü’yle Önemli meseleler görüşüldü, yenildi içildi. O gün bir telaşa daha vardı konakta. Doğum bekleniyordu. İnönü doğan kız bebeğinin ismini ismet konulması istemişti. Bebeğe ismet adı verildi.
Bu misafirlik önemli kararlar alındıktan sonra At arabasıyla Çorum’u gezen İnönü o zaman Çorum’un Anadolu'da önemli şehirlerden biri olacağını vurgulamıştı. Salim beyin kızı Şükran Hanım bu evde başlayan hayat öyküsünü küçük anekdot’larla anlattı.
Milli Bayramlarda sokaklara meşale yakılırdı. Atlı süvarilerin tören geçiti çok güzel olurdu. Atların geçit gösterisinde nal seslerindeki ritim görülmeye değerdi. Meşaleler eşliğinde çok güzel bir görsellik oluştururdu. Şimdi o günleri çok özlüyorum. Bu konaktan nişanlanıp Yakın tanıdığı aynı zamanda akrabası olan eşinin konağa gelin gittiğini anlattı. Hatıralar canlanırken bizde o anıları yaşar gibi olduk. Konak ikinci bir kere el değiştirdi ve yine Salim İsminde bir zatı muhterem aldı şu anda onun torunları işletmeciliğini yapıyorlar.

DİKKAT ! BU BİLGİ TELİF ESERİ OLUP YAZARI VE YAYINEVİMİZDEN  İZİN ALINMADAN KULLANILMAMALIDIR

BİR ÖNCEKİ Sayfaya dönmek için tıklayınız

BİR SONRA Kİ Sayfaya dönmek için tıklayınız

 51

KİTAP BAŞINA DÖNMEK İÇİN TIKLAYINIZ!

BİR ÖNCEKİ Sayfaya dönmek için tıklayınız

BİR SONRA Kİ Sayfaya dönmek için tıklayınız

Üzeyir Lokman ÇAYCI

Üzeyir Lokman ÇAYCI HAYAT HİKAYESİ

GÖLGELER UTANMAZLAR
            Doğan, 1970 yılının şubat ayında Fransa’nın Farébersviller bölgesinde  doğdu....
1969 yılında Afyon’un Baştepe Köyü’nden gelen Babası Celil’in Freyming-Merlebach maden işletmelerinde zor şartlarda çalıştığını küçük yaşlarda  fark etti. Ve  kendisinin böyle bir çalışma ortamına girmemesi gerektiğini düşündü.
Zeki ve çalışkan olmasına rağmen “yabancılara karşı takip edilen politikalar nedeniyle” kolej sıralarında yolu kesildi ve sanat okullarına yönlendirildi. Böylece yüksek tahsil yapma beklentisi kendi isteği dışında engellendi.
17 yaşında, mermer gibi sert cisimleri şekillendirmek üzere bir eğitime başladı. Başarısı dikkatleri çekti. Sanat okulundan mezun olduktan sonra öğrendiklerine kendi fikirlerini de ekleyerek dikkat çeken eserler üretmeye başladı. Kısa  zaman içerisinde bölgenin Belediye Başkanı yaptığı güzel çalışmaları fark etti. Teşvik için  ona bir atölye verdi ve  iş tekliflerinde bulundu. O şehrin önemli yerlerindeki boş duvarlara pencere ve doğa görüntüsü verdi. Emeklerinin karşılığını almak suretiyle güzel para kazanmaya başladı.
Bir gün atölyesinde çalışırken yanına daha önce  hiç tanımadığı bir kişi geldi :
-Ben Fas’lı bir Öğretmenim. Bu bölgede görevliyim. Çalışmalarınız dikkatimi çekti. Sizi tebrik etmeye geldim. Bu  sıralarda Doğan’la  tanışmak için gelenlerin sayısı da oldukça fazlaydı.
Babası emekliye ayrıldıktan sonra küçük bir mağaza açmıştı. Zaman zaman da Doğan’ı atölyesinde ziyaret ediyor ve böylece gelişmeleri de yakından takip ediyordu. Kendisine gösterilen ilgilerin çokluğundan olumsuz etkilenmemesi için ona uygun bir dille öğütler de veriyordu. Aradan birkaç gün geçmişti. Faslı Öğretmen atölyede çalıştığı bir sırada tekrar yanına geldi:
-Doğan Bey,  kolay gelsin. Ben sana bir teklifte bulunmayı düşündüm.
“Söyleyeyim mi, söylemeyeyim mi ? “ diye uzun uzun düşündüm. Ve seninle konuşmaya karar verdim. Yani kabul edersen seninle ortak olmak istiyorum. Doğan, kendisine yapılan bu teklife bir anlam veremedi.
-Dostum, benim yaptığım bu işten sen anlıyor musun? Birkaç gün önceki konuşmalarına göre biliyorum ki anlamıyorsun... Uzun süre sizinle dostluğumuz da yok. Yani birbirimizi iyice tanımıyoruz.  Benimle neden ortak olmak istediğini de anlayamadım. Sonra yaş itibarıyla senin gibi tecrübem de yok. Yani nereden bakarsam teklifine cevap vermem güçleşiyor. Ben burada yalnız da değilim. Bu gibi şeylerin riskini ilerde taşımamak için fikir alışverişinde bulunacağım ve sorumlu olduğum kişiler var. Onlara yani anama, babama ve eşime sormam lazım.
Faslı öğretmen aldığı cevaplardan memnun görünmüyordu:
-Elbette annene, babana ve eşine sorabilirsin... Birkaç gün sonra ben seni tekrar ziyaret etmeye geleceğim. Şu an hemen karar vermek zorunda da değilsin... Acelesi yok yani...
Doğan akşam üzeri olup bitenleri babasına anlattı. Babası :
-Oğlum işin içerisinde bir bit yeniği var... Bu adama dikkat etmelisin! Düpedüz bu
adamın “senin kazandıklarında” gözü var... Sonra bu bir öğretmen. Yaşça da senden büyük... Ben uzaktan tanıyorum. Görünüşüyle bu herif sağlam bir pabuca da  benzemiyor...
-Yani... baba bu adam gelince kabul edemeyeceğimi bildireyim,  değil mi? Zaten
ben kabul edilemeyecek bir teklif olduğundan da daha önce ona bahsetmiştim.
-Elbette oğlum... Şu zamanda insanlara güvenilmiyor ki... İnsanın en yakınından
dahi hayır gelmiyor...  Adamın yüzüne gülüp arkasından kuyusunu kazıyorlar. En
iyisi tatlı dille başından uzaklaştır gitsin!
- Tamam baba... senin dediğin gibi yapacağım.
Birkaç gün sonra Fas’lı Öğretmen şehir merkezinde bir duvara resim yaparken  Doğan’a :
-          Kolay gelsin sanatkâr adam... Müthiş bir çalışma... Ben hayatımda böyle bir
çalışma görmedim. Seni kutlamamak imkansız...
Doğan içini okşayan iltifatlarla dolu bu sözler karşısında merdivenden inerek onunla tokalaştı...
- Çok güzel sözleriniz için size  teşekkür ediyorum hocam...
Doğan’a iyice yaklaşarak yumuşak seslerle :
-          Sevgili Doğan, sanatkârların haklarını her ne şekilde olursa olsun vermek lazım.
Bu da yerinde tespitlerle olur... İşte ben seninle ortak olmayı da bu sebeplerle istiyorum. Ve şu an bunun için yanındayım. Annenin ve babanın görüşlerini aldın mı?
Doğan kendisine ortaklık teklifinde bulunan bu şahsın tavırlarından da olumsuz etkilenmişti.
- Kusuruma bakma hocam, teklifinizi kabul etmem mümkün değil... Zaten böyle bir
insana ihtiyacım olsa benim iki erkek kardeşim var... Önce onları çağırırım...
Faslı Öğretmen :
- Sevgili Doğan senin gibi değerli bir insanın kusuru olur mu hiç...  Bu cevabına
oldukça saygı gösteriyorum.  Ayrıca sana hak da veriyorum. Elbette bir adama
ihtiyacın olsa,  öncelikli olarak kardeşlerini seçmen kadar doğal bir şey olabilir mi?
 
Doğan olumsuz cevabının  böylesine “nazikçe ve anlayışla”  karşılanmasına oldukça şaşırmıştı. İçinden “böyle güzel sözlerin sahibi bir insan asla kötü olamaz...” diyordu.  Ona :
      - Sevgili hocam... Beni utandırdınız. Sağ olun varolun. Sizin gibi değerli bir insanı bundan sonra  atölyeme çay içmeye davet ediyorum. Arada sırada gelirseniz beni ihya etmiş olacaksınız.
- Pekiyi  sevgili Doğan, seni şimdi daha fazla rahatsız etmeyeyim. İşinden
gücünden alıkoymayayım. İnşallah en kısa zamanda tekrar görüşürüz. Kolay gelsin... Hoşça kal.
Doğan aynı gün,  akşam üzeri eşi ve çocuklarıyla;  annesini, babasını ve kardeşlerini ziyarete gitti. Onlara olup bitenleri anlattı... Yaptığı işlerden bahsetti. Fas’lı öğretmenle aralarında geçen konuşmalardan söz etti.
- Baba! Fas’lı öğretmen tahmin ettiğimiz gibi değilmiş... Ortak olarak kabul etmeyeceğimi söylediğim zaman anlayışla karşıladı... Yani “ortaklık teklifi” böylece kapanmış oldu.
Aradan günler geçtikçe Doğan’ı taltif edenlerin sayısı oldukça artıyordu. Babası bir yakınlarının ölümü dolayısıyla Afyon’a gittiği bir sırada Faslı Öğretmen Doğan’ı bölgenin en ünlü bir lokantasında yemeğe davet etti.  O da bu daveti kabul etti...  Oraya gittiğinde aşçılara kadar bütün lokanta çalışanları ve Faslı Öğretmen onu kapıda karşıladılar. İçerisi loş bir şekildeydi... Üzerleri mumlarla ışıklandırılmış sadece kuş sütünün bulunmadığı masalardan birinin en güzel bölümüne, iltifatlarla Doğan oturtuldu. Şampanyalar patlatıldı... Kadehlere konulan içkiler tabakların etraflarına dizildi. Lokanta görevlileri şampanyaların ve şarapların kalitesinden bahsederek:
-Doğan Bey, içkilerimizden ve yemeklerimizden memnun olacağınızı umuyoruz.
Faslı Öğretmen kadehini kaldırarak:
- Haydi sevgili Doğan Bey, yaptığınız güzel çalışmalar ve yüksek sanatınız şerefine!
Doğan :
- Hocam ben içki içmiyorum. Hiç hayatımda içmedim. Böyle yerlere de alışık değilim. Normal olarak ben lokantalarda yemek yemiyorum. Ama senin hatırın için ilk kez buraya geldim.
-Aaaaaa! Sevgili Doğan senin gibi büyük bir iş adamı, bir gün için, böyle güzelbir ortamda benimle şu güzel şampanyalardan ve şaraplardan içse ne olur sanki?  Haydi.Haydi   isteğimi geri çevirme aydın insan! Al kadehi eline. Sonra fısıltı halinde:

- Bak herkes bize bakıyor. Çaktırmadan sen içmene bak. Doğan kadehlerden birini eline aldı. Elleri ve ayakları titriyordu. Ağzına bir yudum aldığı an tiksinti duyar gibi oldu. Sonra yemek arası normal bir şekilde içmesini sürdürdü. Bir ara ağzında kelimeler dağılırmışçasına Faslı Öğretmene:

-Sevgili Öğretmenim ben artık içmeyeceğim şu meretten. Haram yahu. Bana
Zorla içirdin. Sonra sen de Müslümansın. Hem kendin günahkâr oldun, hem de beni günahkâr ettin!  Bak gördüğüm kadarıyla sen benim gibi sarhoş da değilsin. Başım dönüyor yahu. Şimdi ben evime nasıl gideceğim?
- Sevgili Doğan Bey, Sevgili dostum. Biz burada ne güne varız. Taksi çağırırız olur biter. Seni böyle yüzüstü bırakır mıyız hiç?
-O da doğru ya?  Pekiyi beni bu kafayla hanım ve çocuklarım nasıl karşılayacak?
- Doğan Bey sen erkek adamsın be! Sen taşlara nasıl şekil veriyorsun? Aklınla ve
hünerlerinle. Elbette buna da bir çare bulursun! Sonra; sarhoştan herkes korkar. Bağırdın mı olur biter!
- Doğru ya ben erkek adamım... Evin reisi benim... Bağırdım mı olur biter!
- Bravo Doğan Bey!  Doğan tirit gibi sarhoştu. Taksiyle evine geldiği sırada saat 03.00’ü bulmuştu. Eşi merak içerisinde kalmıştı. Kayınvalidesine “yanlış anlaşılır düşüncesiyle” telefon dahi açamamıştı. Doğan:
- Hanım! Hanım! Diye bağırdığı sırada cebinden taksi şoförüne vermek üzere para çıkarmaya çalışıyordu. Eşi kapıyı açtığı sırada Erdoğan şoföre 500 Frank uzattı:
-Üüstü kalsın! Dedi. Fransız Şoför:
-Beyefendi biz halka hizmet ediyoruz. Siz  sarhoşsunuz..Yani ne yaptığınızın farkında değilsiniz. Borcunuz,  gece tarifesi olarak 50 Frank. Alın şu  450 Frank’ınızı. Dedi ve  parasının üstünü vererek oradan uzaklaştı. Eşi, Doğan’ı aşırı bir şekilde alkollü görünce:
- Bak Doğan’cığım seni uykusuz kalarak üç çocuğumuzla şu ana kadar bekledik. Sen hiç içki içmezdin; ne oldu da bugün içki içtin? Birisi mi içirdi yoksa? Gözleri kıpkırmızıydı Doğan’ın.Eşine doğru yaklaşarak:
-Bana bak! Sana hesap vermemi mi bekliyorsun ha? Bırak da felekten bir gün
çalalım. Hani şu nazik öğretmen vardı ya. İşte o davet etti beni. Lokantaya bir yığın para da ödedi zavallı!
- Doğan’ım  bak ayakta duracak halin yok!  O öğretmen iyi bir insan olsaydı, seni bu hale düşürmezdi? Yalvarıyorum sana. Ne olursun bir daha içme. Her zamanki gibi yemeğimizi sen ve ben çocuklarımızla birlikte yiyelim! Doğan gözlerini irileştirerek eşine iyice yaklaştı:
-Daha konuşmaya devam edecek misin ulan? Söyle sen mi yöneteceksin beni ha? Benim karar verme hakkım yok mu hiç? Bak herkes bana “bey” diyor. Zenginim artık, daha  fazla konuşursan nelerle karşılaşacağını biliyor musun?
- Doğan’ım ben senin her şeyine katlanırım. Yeter ki sen bir daha içki içme! Üç çocuk iyice annelerine sarılırken en küçüğü ağlamaya başlamıştı. Annesi onu kucağına aldı.
-Ne oldu yavrum; niçin ağlıyorsun? 3 yaşındaydı Celil. Annesine sarılarak:
-Anne! Ben babamdan korkuyorum!  O beni neden kucağına almadı? Beni
Sevmiyor değil mi?
- Kes sesini. Evin reisi benim. Şuna bak benden korkuyormuş. Ben öcü müyüm ulan?
Ertesi sabah, eşi Tülay, çocuklarından ikisini,  karınlarını doyurduktan sonra okula götürdü. Celil uyuyordu. Kendisi kahvaltıyı eşiyle birlikte yapmak için aç susuz öğleye kadar bekledi. Doğan kalktığı zaman saat 12.00’yi geçiyordu.  Kendini oldukça yorgun hissediyordu. Eşi ona olup bitenlerden hiç söz etmedi. Kendi kendine “oldu bir kere. İnşallah bir daha olmaz. Anlarsa yaşadıkları kendisine bir ceza gibi.” diyordu. Birlikte kahvaltı yaptılar. Babası Türkiye’den gelinceye kadar Faslı öğretmen üç kez daha onu aynı lokantaya davet etti. Her defasında lokanta masraflarını da ödedi. Doğan içkili bir hayatın iyice içine girmişti. İçmediği zaman elleri ve ayakları titriyordu. Uykusuzlukla beslenen huzursuzlukla çevresindekilerin kendisiyle ilgilenmelerine de oldukça tepki gösteriyordu. Bunlardan en çok etkilenen de eşi ve çocuklarıydı. İş ve aile hayatını olumsuz etkileyen gelişmelerden sonra babası da Türkiye’den gelmişti. Eşi Tülay, çocuklarıyla oldukça sarsıldıkları halde Doğan’ın durumundan tek kelime dahi Celil Bey ve yakınlarına bahsetmedi. Ama kayınpederi,  olup bitenleri anlamakta gecikmedi. Doğan’ın tedavisi ve çözümü oldukça güç bir hale düştüğünü de gördü.
Uzun süre doktor tedavisi görmesine rağmen kendisini sürükleyen isteklerin önüne bir türlü geçemedi. Faslı Öğretmen, alkol bağımlısı olmasından sonra bir kez olsun Doğan’ı aramadı. Annesi ve babası gözyaşları içerisinde Doğan’a birçok kez yalvardılar:
-Oğlum bak gurbetteyiz. Güzel işin vardı, kaybettin. Görüyorsun Belediye
Başkanı da desteğini çekti. Verdiği atölyeyi elinden aldı. Senin dost bildiğin Faslı Öğretmen şimdi nerede? Seni ne arıyor ne de soruyor? Seni dertlerinle baş başa bırakıp çekilip gitti. Farkındaysan senden intikam aldı. Doğan düştüğü durumdan kurtulmak için kendisiyle ne kadar mücadele ettiyse de bunu başaramadı. Hatta gizlice evdeki kolonyaları dahi içti. Çocukları ve eşi gözyaşlarıyla dolu bir hayata daha fazla dayanamadılar. Bu arada Paris’te bulunan bir dostlarından psikolojik yardım istediler. Geçmişten itibaren onlarla karşılıklı hep dayanışma içinde olan Ömer Bey bu olayı duyar duymaz onların bu isteğine olumlu cevap verdi. Tüm ailenin çektiği çileleri bir nebze de olsa durdurabilmek ümidiyle elinden gelen bütün gayretleri esirgemedi. Doğan, Ömer Bey’in telkinleriyle ancak iki ay kadar içkiden uzaklaştı. Sonra kaçamak yollardan tekrar içki içmeye başlayınca eşi Tülay çocuklarını da alarak evini terk etti. Doğan sonradan eşinin Fransa’nın Reims şehrinde kalan teyzesinin yanında olduğunu öğrendi. Tülay eşinin kendisiyle görüşmek istediğini öğrenince onu oradan telefonla aradı:
-İçki karşılığında beni ve çocuklarımı dışlamamış olsaydın biz buraya gelmezdik. Bir daha Faslı Öğretmenin ve iğrenç anıların bulunduğu o bölgede yaşamamız imkânsız. Cevabını verdi. Celil, gelini Tülay için Oğluna :
-O yerden göğe kadar haklı oğlum! Dedi. Sen ya içki içme fikrini sürdürerek hem kendi hayatını karartacaksın hem de yuvanı dağıtmayı kabulleneceksin. Ya da içki denen illeti hayatından atıp gül gibi yuvanda çoluk çocuğunla yaşayacaksın. Yani bu iki tercihten birini seçeceksin. Aklın varsa dosta düşmana karşı daha fazla rezil olmadan içkisiz bir hayata geri dön ve hayatını kurtar. O kadını, yani hanımını da acıların içine atmadan tedbirini al!
Doğan günlerce çocuklarını sayıkladı. Geceleri uykusunu bölen düşlerle dağlandı. Onu içki içmeye sevk eden dürtülerle savaştı. Girdiği çıkmazlarda günlerce yalnız başına kalışının sorumlularını aradı. “Bu bir savaş... “ diyordu kendi kendine. “Kazanmalıyım. Elbette kazanacağım!” Gurbette stratejisizliğin ağlarından kurtulmanın mücadelesini veriyordu. Hiç kimseyle görüşmeden geçen günlerin kıskacındaydı. Kendine sertleşerek geri dönmesinden korktuğu duygularını, bir başka kişiye yöneltmeden önce, “aynalardaki görüntüleriyle” konuştu.  Çocuğunun “ben babamdan korkuyorum.” sözleri zihninden uzun süre çıkmadı. Bir sabah kahvaltısından sonra annesine ve babasına:
-Ben karar verdim. Dedi.  Annesi ve babası önce şaşkın bir şekilde Doğan’ın yüzüne baktılar. Sonra Celil :
-Neye karar verdin oğlum? Dedi.
Annesi ve babası merak içerisindeydiler. Sabırla onun açıklamasını beklediler. Doğan.
-Karar verdim. Çocuklarımın ve eşimin yanlarına döneceğim. Dedi. Hıçkıra, hıçkıra ağlayarak Sevgili babacığım, senin ismini verdiğim Celil burnumda tütüyor. Çok özledim onları çok. Daha fazla dayanamayacağım! Annesi ve babası da gözyaşlarını tutamadılar. Ve üçü birden birbirlerine sarılarak sarmaş dolaş oldular. Celil:
-Doğru ya oğlum, epey azap çektin. Tabi sadece sen değil,  hepimiz çektik. Başına gelmedik kalmadı. İçki, bir türlü afet ama bunu sana alıştıran, senin yuvanı darmadağın eden adam da ayrı bir afet, yani iki afet arasında kaldın. Sonra ağlayarak:
-Git oğlum git! Bir daha şu içki denen zıkkımı evinin kapısından içeriye sokma! İçenlerin yanına asla uğrama. Aslan oğlum zaten sana bu yakışıyor. Bak biz ananla hacca giderken sana ve kardeşlerine çok dua etmiştik. Ya Rab kötü niyetli insanların şerrinden çocuklarımızı koru, diye. On yıl geçti aradan. O zamanlar her şey iyiydi. Ama şimdi insanların yöneldikleri şeyler farklılaştı. Biz yönümüzü Kabe’ye dönüyoruz. Bazıları da, şerre ve kalleşliğe dönüyorlar. Bir başkası da bir başka yöne dönüyor. Allah bizi bir daha bu durumlara düşürmesin!
Doğan birkaç gün sonra dediğini yaptı. Bir ev kiralayarak eşi ve çocuklarıyla Reims’e yerleşti. Onlar için hayatın çileli yolu Reims’de noktalanmıştı.
Paris - 12.07.2005
 
 
http://aysun.boran.sitemynet.com/GolgelerUtanmazlar/index.htm
 
 
 
Üzeyir Lokman ÇAYCI
İç Mimar – Endüstri Tasarımcısı
55, rue Louise Michel
78711 Mantes la Ville
FRANCE
 
uzeyir.cayci@fee.fr
 
 

BU ÇALIŞMA TELİF ESERİDİR İZİN ALMADAN KULLANMAYINIZ!

BİR ÖNCEKİ Sayfaya dönmek için tıklayınız

BİR SONRA Kİ Sayfaya dönmek için tıklayınız

 52

KİTAP BAŞINA DÖNMEK İÇİN TIKLAYINIZ!

BİR ÖNCEKİ Sayfaya dönmek için tıklayınız

BİR SONRA Kİ Sayfaya dönmek için tıklayınız

Üzeyir Lokman ÇAYCI

Üzeyir Lokman ÇAYCI HAYAT HİKAYESİ

ZAMBAKLARIN AÇTIĞI YERDE

 
Zambakların açtığı yerde
Böcekler de var…
Zaman gelir
Hafıza içinde
Kaybolur sırlar…
 
Dünya hâli bu,
Kimi ölür,
Kimi doğar…
 
Zambakların açtığı yerde
Böcekler de var…
Derinliklerde kalır
Birçok şey…
Görülmez belki kusurlar.
Çoğu zaman
Keşfedemezler gerçeği
Yazarlar, çizerler,
Okurlar...
Zambakların açtığı yerde
Böcekler de var…
Dünya hâli bu,
Kimi ölür,
Kimi doğar…
 
Üzeyir Lokman ÇAYCI
Paris – 09.05.1999
 

BU ÇALIŞMA TELİF ESERİDİR İZİN ALMADAN KULLANMAYINIZ!

BİR ÖNCEKİ Sayfaya dönmek için tıklayınız

BİR SONRA Kİ Sayfaya dönmek için tıklayınız

 53

KİTAP BAŞINA DÖNMEK İÇİN TIKLAYINIZ!

BİR ÖNCEKİ Sayfaya dönmek için tıklayınız

BİR SONRA Kİ Sayfaya dönmek için tıklayınız

Üzeyir Lokman ÇAYCI

Üzeyir Lokman ÇAYCI HAYAT HİKAYESİ

KAPAR KAPILARINI DOSTLARINA

 
İnsan nereye girerse girsin
Hangi çıkmazlarda
Kalırsa kalsın
Güneşin ışığından kaçamaz…
 
Yağmur, rüzgâr etkiler
Üşür soğuk havalarda…
Nufus cüzdanı üzerindeki
Vesikalık resmi gibi,
Farklılaşır bazı halleri...
 
Kendi içindekilerle yorumlar
Dışındakilerini
Sevmediklerini beğenmez
Beğendiklerini sevemez
Kapar kapılarını dostlarına...
 
Davranışları
Ve konuştukları farklılaşır
Zaman zaman...
Filmin « son » yazmasından
Öncesinde kalır düşüncesi
Yarı uykulu gezer
Gezerken unutur gerçekleri
Kapar kapılarını dostlarına...
 
Üzeyir Lokman ÇAYCI
Magnanville – Mart 1999

 

BU ÇALIŞMA TELİF ESERİDİR İZİN ALMADAN KULLANMAYINIZ!

BİR ÖNCEKİ Sayfaya dönmek için tıklayınız

BİR SONRA Kİ Sayfaya dönmek için tıklayınız

 54

KİTAP BAŞINA DÖNMEK İÇİN TIKLAYINIZ!

BİR ÖNCEKİ Sayfaya dönmek için tıklayınız

BİR SONRA Kİ Sayfaya dönmek için tıklayınız

Üzeyir Lokman ÇAYCI

Üzeyir Lokman ÇAYCI HAYAT HİKAYESİ

DESENLER

BU ÇALIŞMA TELİF ESERİDİR İZİN ALMADAN KULLANMAYINIZ!

BİR ÖNCEKİ Sayfaya dönmek için tıklayınız

BİR SONRA Kİ Sayfaya dönmek için tıklayınız

 55

KİTAP BAŞINA DÖNMEK İÇİN TIKLAYINIZ!

BİR ÖNCEKİ Sayfaya dönmek için tıklayınız

BİR SONRA Kİ Sayfaya dönmek için tıklayınız

Yaşar KILIÇ

Yaşar KILIÇ HAYAT HİKAYESİ

GİDELİM
 
Karanlıkta giden gafil
Aç gözünü,behey cahil,
Yalan dünya için sefil
Olma;Mevla’ya gidelim.
 
 
Gel nefisine olma köle,
Yanma nara bile bile,
Bu dünyada Şeytan ile,
Kalma Mevla’ya gidelim.
 
Pişmanlık her geçen gün
Klavuzsuz bir gemisin,
Yazık meçhule yelkenin
Salma Mevla’ya gidelim.
 
Miskin YAŞAR bak kendine,
Kor düşmüş eteklerine,
Dönmeden mahşer yerine
Ağla Mevla’ya gidelim.
29 / 11 1983

BU ÇALIŞMA TELİF ESERİDİR İZİN ALMADAN KULLANMAYINIZ!

BİR ÖNCEKİ Sayfaya dönmek için tıklayınız

BİR SONRA Kİ Sayfaya dönmek için tıklayınız

56

KİTAP BAŞINA DÖNMEK İÇİN TIKLAYINIZ!

BİR ÖNCEKİ Sayfaya dönmek için tıklayınız

BİR SONRA Kİ Sayfaya dönmek için tıklayınız

Yaşar KILIÇ

Yaşar KILIÇ HAYAT HİKAYESİ

GÖRDÜM
 
Kainatı seyrederken
Uydu,gezegen dönerken,
Semadan Rahmet inerken
Hakk’ın varlığını gördüm.
 
Hakk’ı anan bülbüllerde,
Dalda dikende,güllerde,
Çirkinlerde,güzellerde
Hakk’ın varlığını gördüm.
 
Atom,zerre,hücrelerde.
Şaşmayan gün,gecelerde.
En ücra,gizli yerlerde
Hakk’ın varlığını gördüm
 
YAŞAR gizli sır Kur’an da
İbret var arıda,balda.
Çalışan karıncalarda
Hakk’ın varlığını gördüm.

BU ÇALIŞMA TELİF ESERİDİR İZİN ALMADAN KULLANMAYINIZ!

BİR ÖNCEKİ Sayfaya dönmek için tıklayınız

BİR SONRA Kİ Sayfaya dönmek için tıklayınız

 57

KİTAP BAŞINA DÖNMEK İÇİN TIKLAYINIZ!

BİR ÖNCEKİ Sayfaya dönmek için tıklayınız

BİR SONRA Kİ Sayfaya dönmek için tıklayınız

Yaşar KILIÇ

Yaşar KILIÇ HAYAT HİKAYESİ

NASİHAT
 
İnsan oğlu küçük ama yüksektir.
Ar ile namusu bilsen eğer
Doğruluk,ciddilik esas gerçektir
Beş vakiti doğru kılarsan eğer !
 
Engin ol dünyada,gel mağrur olma,
Yalnız görünüşe bakıp aldanma,
Arif ol mecliste kelamı dinle,
Kıssadan hisseyi alırsan eğer !
 
Üstüne düşmezse atma sözünü,
Hatrın sayar ise göster yüzünü,
Kandıramazlar Hakk’a tut özünü,
Şeytan ayağını çelersen eğer !
 
YAŞAR’ım sözlerim doğru mu bilmem ?
Yetim al dese de iğnesin almam,
Sakın ağlayana dönüp de gülmem
Başa gelir,ele gülersem eğer.
 
05 /11 /1977

BU ÇALIŞMA TELİF ESERİDİR İZİN ALMADAN KULLANMAYINIZ!

BİR ÖNCEKİ Sayfaya dönmek için tıklayınız

BİR SONRA Kİ Sayfaya dönmek için tıklayınız

DİKKAT ! BU BİLGİ TELİF ESERİ OLUP YAZARI VE YAYINEVİMİZDEN  İZİN ALINMADAN KULLANILMAMALIDIR

Hazırlayan  Mahmut Selim GÜRSEL yazışma adresi  corumlu2000@gmail.com

DİKKAT ! BU BİLGİ TELİF ESERİ OLUP YAZARI VE YAYINEVİMİZDEN  İZİN ALINMADAN KULLANILMAMALIDIR

SANAL FİKİR DERGİSİ DİZİNİNE DÖNMEK İÇİN TIKLAYINIZ

1

GÜRSEL YAYINEVİ SİTE BAŞINA GİTMEK İÇİN TIKLAYINIZ

1

BİLGİ PAYLAŞILDIKÇA KIYMETİ ARTAR!

1

 
 Hukuka, Yasalara, Telif  ve Kişilik Haklarına saygılı olmayı amaç edinmiştir.

1

Gizlilik şartları ve Telif Hakkı © 1998 Mahmut Selim GÜRSEL adına tüm hakları saklıdır. M.S.G. ÇORUM