SANAL OLMAYAN ;
 "FİKRİ HÜR, VİCDANI HÜR"
YAZARLAR TOPLULUĞUNA   HOŞ GELDİNİZ !
DİKKAT ! BU BİLGİ TELİF ESERİ OLUP YAZARI VE YAYINEVİMİZDEN  İZİN ALINMADAN KULLANILMAMALIDIR

Hazırlayan  Mahmut Selim GÜRSEL yazışma adresi  corumlu2000@gmail.com

 

SANAL FİKİR DERGİSİ DİZİNİNE DÖNMEK İÇİN TIKLAYINIZ

1

GÜRSEL YAYINEVİ SİTE BAŞINA GİTMEK İÇİN TIKLAYINIZ

1

BİLGİ PAYLAŞILDIKÇA KIYMETİ ARTAR!

SAYI 9 01/06/2009

TÜRK, ÖĞÜN, ÇALIŞ, GÜVEN!
Mustafa Kemal ATATÜRK
 
bu yüce vecizeyi

BÖYLE KAPATSAK NASIL OLUR?

BİZ ÇORUM'A GELİNCE YİNE BÖYLE OLUR!

 

İÇİNDEKİLER
Ahmet CANBABA VALLAHİ GAZETEDEN ESİNLENDİM GOMİSERİM
Ahmet CANBABA BİR KADIN VARDI 
Ahmet CANBABA NOKTA
Ahmet CANBABA ELİM ELİNE DEĞİNCE

Ayşe PASLANMAZ IV. KAPADOKYA ŞİİR YARIŞMASI KATILIM SÜRECİ BİR AY UZATILDI
 

Bora ATILGAL TESADÜF

Dilek BİGA GÖÇMEN GÖZLÜM
Dilek BİGA KAÇTI TREN
Dilek BİGA BİR AŞKA AİT
Dilek BİGA BAHANE
Dilek BİGA SEN NESİN
Dilek BİGA ESKİSİ KADAR
Dilek BİGA İSTENMİYORSUN

Prof. Dr. İsa KAYACAN MEHMET AKİF ERSOY SEMPOZYUMU BİLDİRİLERİ KİTAPLAŞTIRILDI
Prof. Dr. İsa KAYACAN DÜNYASINI DEĞİŞTİREN YÜKSEL BAŞARAN İÇİN İKİ ŞİİR
Prof. Dr. İsa KAYACAN ŞEMSETTİN KÜZECİ’DEN: IRAK BASIN TARİHİ

Mahmut Selim GÜRSEL GERÇEK Mİ YOKSA BİR BAŞKA INTERNET SATIŞ ŞEKLİ Mİ?
Mahmut Selim GÜRSEL VEFA
Mahmut Selim GÜRSEL OLMAK VEYA OLMAMAK
Mahmut Selim GÜRSEL 27 MAYIS 1998
Mahmut Selim GÜRSEL TURİZM İLE İLGİLİ SAYFAMIZ
Mahmut Selim GÜRSEL BİRİLERİ; BİRİLERİNE SÖYLERSE.
Mahmut Selim GÜRSEL BAL MISIN?
Mahmut Selim GÜRSEL BÖYLE Mİ?

Muhsin AKTAŞ PİNOKYO BEYLER
Muhsin AKTAŞ TEĞET GEÇMİŞ

Necati ÇAVDAR BEREKETLİ HİLAL
Necati ÇAVDAR VARSIN YOK OLSUN

Ömer SEZER HASRET
Ömer SEZER HATIRAN VE RESMİN

Özkan KARACA ANILARIN PENCERESİNDE GÖRÜLEN
Özkan KARACA KARARTMA GECELERİ
Özkan KARACA GÖLGENİN İZLERİNDE

Selma GÜRSEL BEZELYE

Üzeyir Lokman ÇAYCI AVRUPA TOPLULUĞU ÜLKELERİNE BAKIŞ
Üzeyir Lokman ÇAYCI KURMAY ALBAY BEDRETTİN BİNYILDIRIM
Üzeyir Lokman ÇAYCI YAZ KARDEŞİM
Üzeyir Lokman ÇAYCI DESENLER

 

Çalışma TELİF ESERİDİR izin almadan kullanmayınız!
Hazırlayan Mahmut Selim GÜRSEL
corumlu2000@gmail.com
Sitemiz ve yazarlarımız;hukuka, yasalara, telif haklarına ve kişilik haklarına saygılı olmayı amaç edinmiştir.

 01

KİTAP BAŞINA DÖNMEK İÇİN TIKLAYINIZ!

KİTAP ismi  Sayfaya dönmek için tıklayınız

BİR SONRA Kİ Sayfaya dönmek için tıklayınız

Ahmet CANBABA

Ahmet CANBABA HAYAT HİKAYESİ

VALLAHİ GAZETEDEN ESİNLENDİM GOMİSERİM
Necati ile Suzi  altı  senedir  arkadaştılar. Necati’nin sanal alemde bir çok kişilerle arkadaşlığı olmuş ama Suzi’de karar kılmıştı. Ekonominin rezil rüsva olduğu, insanların standartlarının oluşmadığı ve yarının ne olacağı korkusuyla yaşadığı, hele internet ortamının yaygınlaştığı bir ülkede kadınların ve erkeklerin arkadaşlıklar kurmaları oldukça kolaylaşıyordu. Herkesin ruhu satılığa çıkmış vaziyette. En azından kiralıktı sanki.
Suzi olgun bir yaşta olmasa da  'hiç bir erkeğin', sık sık ağlama krizlerine tutulan kadınların, eşini aldattığını düşünüp kendisinin de eşini aldatmaya mehilli kadınların yanına yaklaşmaz. Kendisine anlayış,  şefkat ve sevgi göstermeyen kadının yanına da gelmez. Suzi  işte erkeklerin  böyle davrandıklarının  bilincindeydi.
 Necati oldukça yufka yürekli ama bir o kadarda gözünü budaktan esirgemeyen bir tipti. Suzi’den duyduğu şefkati yakınlığı hiç kimseden duymamış ama Suzi’yle tanıştıktan sonra da Suzi’nin sanal alem arkadaşlıklarını yasaklamıştı. Nede olsa onunla evlenmese de hayatının sonuna kadar arkadaş kalacaklardı. Necati’nin işi gücü yoktu. Kafasından terlemeden nasıl para kazanılır, o işlerin planını yapar, çoğu zaman da enselenirdi.  Suç dosyası oldukça kabarık olsa da bu planla birçok kişinin canını yakacağını düşünüyordu.
Necati elindeki gazeteden bir haberi kız arkadaşına okuduğunda arkadaşı Suzi gülmekten kendini zor tuttu. Ama Suzi’ye gazeteden okuyarak esinlendiği ve yapmayı düşündüğü planı anlatıp ta:
-Var mısın?” Dediğinde Suzi:
-Tabiî ki varım hadi gidiyoruz! Diyerek çıktılar evden. Eryaman’da yeni bitmiş 14 katlı binalardan birinden karşılıklı daire kiraladılar. Suzi sürekli uğradığı bir internet kaffeden birbirinden süslü cümlelerle erkeklerin gönlünü çelecek, içlerinden birini seçip kendine aşık edecekti. Ama önce Necati’yle birlikte kendisine bir takma isim seçti. Tanıdığı arkadaşı olan bir bayan ismini kullanarak internetten bir erkekle samimiyet kurdu. Ev adresini vererek bir gün evine davet etti.  Tabi adam büyük bir sevinçle kızın evine gider bayan kapıyı açar:
-Kimi aradınız?” Der. Adam bayanın ismini söyler:
-Evet benim! Der bayan. Sonra adam:
-Efendim internette tanışmıştık ya! Dediğinde bayan:
-Ay canımmm! Hoş geldin buyur. Deyip adamı içeri alır. Adam Arzu dolu cümlelerle ağzınızın içindeki sözlerin iletişim için nasıl kolaylıklar sağlayacağını düşünüp kelimeleri özenle seçmek için duraksadığında bayan:
-Rahat olun lütfen. Çıkarın üstünüzdeki ceketinizi. Der. Adam heyecandan vurgulamada hatalar yapsa da peltek konuşmasını sağlayacak heyecanını yenmenin telaşını sessizce içinde taşıyordu. İnternetin kendisine bulduğu sanal sayesinde ilk defa bir kız arkadaşı olacaktı. Suzi adamın heyecanlı olduğunu anlayıp:
-İİnternetle bulduğunuz ilk arkadaşlığınız mı. Dediğinde adam kekelemeye devam edip dil sürçmesiyle evetle hayır arası mırıldanmalarla saçma sapan bir şeyler söylemişti farkında olmadan.
-Sizi seviyorum galiba. Bayan dedi.
-Beni sevdiğini söyledin gel şöyle yanıma. Dediğinde, daha adam yerinden kalkmamıştı ki dairenin giriş kapısı çoktan açılmış, arkası kapıya dönük internet çapkınının arkasında bir kişi belirmişti iri cüsseli. İşte o anda kadın sesini yükselterek.
-Vallahi suçum yok, zili çaldı içeriye zorla girdi. Terbiyesiz bu adam beni tedirgin ediyor. Diye bağırdı. Adam omzuna konmuş iki elin ağırlığını hissedip heyecanına karışan korkuyla birlikte sıçramak istemişti. Tabiî ki bu Suzi’nin sevgilisinden başkası değildi. Necati adamın gömleğinin iki yakasından tutup utanmıyor musun evli barklı kadını taciz etmeye? Necati sanki yardıma gelen apartman komşusuymuş gibi.
-Ham fendi şikâyetçi isen karakola götürelim. Görsün bir bayanı taciz etmek, zorla evine girmek nasılmış? Internet çapkını çoktan yalvarmaya başlamıştı bile.
-Vallahi bu adrese çağırdı hanım beni, yemin ediyorum abi. Dedikçe kadının sanki eşi varmış gibi gene yüksek sesle bağırarak.
-Ne olur komşum, kocam duymasın ikimizi de keser. Deyip sözünü bitirdiğinde, bu seferde sevgilisi ciddi tavırlarla:
-Hanım efendi anlıyorum sizi, ben şahidim. Baksanıza adam zorla girmiş durumda evinize. Diyerek kendisinde karşı koyacak direnci iyice kaybolmuş adama yüklenirler itham edici sözlerle. Necati çeker tabancasını.
-Komşumun namusu benden sorulur, bu iş burada böyle bitmez, sen hiç alakan olmayan bayanın evine zorla gir, kadını taciz et. En az 10 sene yersin. Ne diyorsun bacım! Dediğinde daha kadın her hangi bir şey söylemeden adam
-El aleme rezil olmayayım ne olur ben evli barklı biriyim, karım duyarsa mahvolurum ne gerekiyorsa yapayım bırakın beni! Demeye başlamıştı çoktan. Kadın:
-Yok öyle yağma, kolaylıkla kurtulacağını mı sanıyorsun? Der. Kadının komşusu Necati:
-Tutukluluk halin cabası. Mahkeme masrafların, manevi tazminat, dünyanın parasını ödersin kadın şikayetçi olsa. Bacım manevi yönden gerçi çok korkmuşa benziyorsun bir şeyler versin de adamı sal gitsin, bir daha da haneye tecavüze kalkışmasın! Der. Adam kadınla olan internet ortamını çoktan unutmuş, Necati’nin söylediğini tas dikleyerek:
-Bak arkadaş doğru söylüyor ne istersen vereyim! Der. Adam zaten internette ne iş yaptığını, arabasını, evini barkını, çocuklarına, sülalesine varıncaya kadar çok şeyini Suzi’ye  söylemişti. Adam oracıkta üzerinde olan iki bin lirayı verir, ayrıca beş bin liralık ta bir senet imzalar bir ay sonrası için.
İnternet çapkını evi terk ederken komşusu Necati bey adamın arkasından kapısı açık duran kendi evine girerken adama:
-Bir daha görmeyeyim seni buralarda haaa! Diyerek ayrıca  peşinden korku  salmıştı.
-Suzi perde aralığından adamın arabasına binişini seyredip adamın gittiğini gördükten sonra hemen karşı dairedeki sevgilisinin evine giderek Necati’nin hazırlamış olduğu şarabı kollarını birbirlerinin arasından geçirerek karşılıklı “şerefine” diye yudumladılar. Suzi bir elinde şarap kadehini tutarken diğer elinde de tebessümle bir haberi okuyordu. İnternetten tanıştığı bir adama başkasının ev adresini verdi. Adama:
-Kapıya geldiğinde beni cep  telefonumdan  ara. Dedi. Adam belirtilen adrese gelince telefon etti:
-Şimdi ne yapacağım? Diye bayanı aradı. Büyün:
-Ben içerdeyim kapının zilini çalmadan soyun bakalım! Der. Adam soyunur.
-Şimdi ne yapacağım? Dediğinde kız  arkadaşı:
-Zili çal beni karşında çıplak bulacaksın. Der. Adam heyecanla kapının zilini çalar. O da ne hiç tanımadıkları çıplak birisi evlerinin kapısını çalmış karşılarında duruyor.  Hemen adamı yakalamışlar polisi arayıp gelen polise teslim etmişler. Adam durumu izah etmiş kızın telefonunu vermiş ve kızı da yakalamışlar. İşte bu haber Necati’ye ilham kaynağı olmuş ilk işlerinde güzel para kazanmışlardı. İlk işlerinin alışkanlığıyla Necati sevgilisiyle beraber yapacakları ikinci işlerinin planı hazırlamıştı. Birkaç gün gezip eğlenmişler ve bir başka sevgili için Suzi çoktan internet kafenin yolunu tutmuştu.
Her defasında planları çok iyi işler. Son işinden sonra bir gün Necat’inin karşısına sıska birisi çıkar. Adam her ne kadar Suziye göre denk birisi ise de Necati’ye göre boy fakiriydi. Necati oldukça kendinden emin adamı korkutmuş iş pazarlık safhasına gelmişti. Necati iki ellerini ense köküne arkadan dayamış karşısındaki tuzağa düşmüş internet sevgilisi tacizciye yeni yeni hamleler yapıyordu ki arkadan bir el ustalıkla Necati’nin iki elini bileklerinden kavrayıp ters bir hareketle Necati’yi koltuğundan fırlatmış, bilekleri kırılacak derecede bükülmüş olan Necati yabancı biriyle yüz yüze gelmişti. Necati iki büklüm olup yabancının karşısında çapraz duran kollarını kurtarmaya çalışsa da nafile. Yabancı o esnada:  
-Söyle bakalım kaç kişinin parasını gasp ettiniz, bu size yakışır mı? Dediğinde Necati karşısındakinin sivil polis olduğunu geç de olsa anlamıştı. Sıska ve bücür sevgili adeta devleşmiş ve:
-Alın götürün bunları, baksana iki kişilik bir çete bunlar. Bir daha da masum insanların canlarını yakmazlar. Deyip dışarıda hazır bekleyen ekibe arkadaşıyla birlikte Necati’yi ve Suzi’yi teslim etmişlerdi. Polis otosunda giderlerken Komiser:
-Nerden geldi aklınıza böyle adam dolandırmak söyleyin bakıyım? Dediğinde  Necati  birazda kelepçenin sıktığı ellerini gevşetmek için  uğraşırken can havliyle:
-Vallahi gazeteden bir haberden esinlendim gomiserim! Komiser:
-Esinlendin demek ha! Bu ne biçim iştir Vallahi anlamıyorum! Der Komiser yanındaki arkadaşına. Çocuk Süpermen filmini seyreder esinlenip kendini bakondan aşağı atar. Vurdulu,  kırdılı filim izlerler öğrenciler birbirlerini bıçaklarlar, öldürürler. Filimden esinlendim derler.  Ahhh şu esinlenmelerden çok çekeceğimiz var. Necati hem komiseri çaktırmadan dinliyor, bir taraftan da:
-Vallahi gazeteden esinlendim gomiserim! Diyordu.

 

DİKKAT ! BU BİLGİ TELİF ESERİ OLUP YAZARI VE YAYINEVİMİZDEN  İZİN ALINMADAN KULLANILMAMALIDIR

BİR ÖNCEKİ Sayfaya dönmek için tıklayınız

BİR SONRA Kİ Sayfaya dönmek için tıklayınız

 02

KİTAP BAŞINA DÖNMEK İÇİN TIKLAYINIZ!

BİR ÖNCEKİ Sayfaya dönmek için tıklayınız

BİR SONRA Kİ Sayfaya dönmek için tıklayınız

Ahmet CANBABA

Ahmet CANBABA HAYAT HİKAYESİ

BİR KADIN VARDI       
 
Bir savaş,
Bir işsizlik,
Bir yalnızlık, yoksulluk.
Ne sayarsan say.
Değil mi ki çaresizlik dayanmış kapına.
Bir anne var  kucağında çocuğu,
Emzirmek ister.
Bir eli uzanır düğmelerine,
Mavi açık  yakalı  bluzun.
Sonra,
Çocuğun elleri değer göğsüne.
Açılır ağzı çocuğun meme uçları değdikçe.
Emmek ister.
Kadın sapsarı,
Kadın zayıf, kadın kuru
Kadın Anadolu bozkırı.
Göğüsler pörsük ve sarkık.
Çocuğu emzirmek kandırmaca sı  işin.
Ağlıyor sarılıp çocuğuna kadın.
Biliyor ki mücadelesi,  bir  ölüm  kalım.
Tuzlu bir gözyaşı damlıyor dudağına çocuğun.
Kadın, daha bir sıkı  sarılıp çocuğuna;
Bir gözyaşım kaldı diyor  verecek
Bari onu paylaşalım.

 

DİKKAT ! BU BİLGİ TELİF ESERİ OLUP YAZARI VE YAYINEVİMİZDEN  İZİN ALINMADAN KULLANILMAMALIDIR

BİR ÖNCEKİ Sayfaya dönmek için tıklayınız

BİR SONRA Kİ Sayfaya dönmek için tıklayınız

 03

KİTAP BAŞINA DÖNMEK İÇİN TIKLAYINIZ!

BİR ÖNCEKİ Sayfaya dönmek için tıklayınız

BİR SONRA Kİ Sayfaya dönmek için tıklayınız

Ahmet CANBABA

Ahmet CANBABA HAYAT HİKAYESİ

 NOKTA     
 
Düşlerimin sırça saraylarında
Yaşamımı adadığım
Ne sen  kürkçü dükkanısın
Ne de ben tilki.
Sen ormanımı yakıyorsun yüreğimdeki
Bir kuru anıza kibrit çakıp
Dönmezdim belki
Kıvılcımlar sıçramasa gözlerinden
Biliyor musun ?
Gün güne ölüyorum avuçlarında.
Hasat dönemine kalıyor acılarım.
Yeni bir umuda  ancak  filizlenir gelecek
Ben ki dokunulmazlığımın zırhına bürünüp
Çıkmaz bir sokakta
Bir bilinmezliğin sonsuzluğunda kaybolurum.
İlk defa boyutsuzum,
Ve ilk defa bir nokta.

DİKKAT ! BU BİLGİ TELİF ESERİ OLUP YAZARI VE YAYINEVİMİZDEN  İZİN ALINMADAN KULLANILMAMALIDIR

BİR ÖNCEKİ Sayfaya dönmek için tıklayınız

BİR SONRA Kİ Sayfaya dönmek için tıklayınız

 04

KİTAP BAŞINA DÖNMEK İÇİN TIKLAYINIZ!

BİR ÖNCEKİ Sayfaya dönmek için tıklayınız

BİR SONRA Kİ Sayfaya dönmek için tıklayınız

Ahmet CANBABA

Ahmet CANBABA HAYAT HİKAYESİ

ELİM ELİNE DEĞİNCE
 
Elim eline değince,
Artar şekerim.
Kurur dudaklarım, kalmaz ferim,
Dizlerimde.
Etrafı sarılmış bir anarşist gibi,
Teslim oluyorum bir gülüşüne
Ve kendimi sana bırakıyorum
Dalıyor  gözlerim.
Yokluğunda seni düşünüp.
Damlıyor bir iki damla yaş.
Damlıyor yokluğun
Sana olan sevgim içimde bir törene dönüşüyor
Hele dostlarıma sarılışım,
Bir faciayı önlüyor.
İçimdeki sessiz fırtınada
Stresim doruğa çıkıyor.
Sessizliğim, bastırılmış duygularımın  suskunluğudur.
Yüreğim ,yaban kuşları gibi ürkek,
Sönmüş bir volkan gibi durgundur.
Bir gölge bile korkutur beni.
Ve korku bir fobiye dönüşür içimde
Oysa,
Yasadışıdır kural tanımayan aşkım
Sevgindir ,içimdeki isyanımı bastıran
Bir başkaldırışa son darbedir yokluğun.
Son darbedir bir güce dönüşüp,
Zapt edilmeyen.
Sanki batan bir gemiden
S.O.S verir umutlar
Tehlike sinyalleri sarar dört bir yanımı 
Ve anlamsız bir mavide
Anlamsız bir geleceğe yelken açar umutlar.
Ve o mavide kaybolur
Bir kasırgaya dönüşür bulutlar
Hayaller yıkılır ,savrulur düşler.
Sonra beyaz bir leke gibi durur.
Çıldırmış dalgaların köpükleri
Yorgun bir savaşçı gibi sahile vurur
Ve deniz  yorulur.
Bir bakarsın sakinleşir liman,
Sakinleşir yürek.
Sular durgun ve sessiz,
Ve açıklardan yol alır sahile ,bir sandal nefessiz.
Çekilmez kürek
Bir büyünün tılsımı olsa gerek
Ve belki de dalan gözlerimde zaman
Erişemeyeceğimiz bir yerdedir,
Olmamız gereken yerlere inat.
Bir bakarsın kış sarar dört bir yanımızı.
Ağlamaklı bulutlar, gökyüzünden siner  yere.
Yağan kırağıdır şimdi yağmur yerine
İliklerine
Nakşeder soğuğu.
Ve dalgın bakışlarımızdan
Havayı ısıtan ciğerlerimize çekeriz soluğu.
Ve şimdi ciğerlerimizde
Peş, peşe yanan sigara dumanları var.
Artık üşütmeyecek beni
Ne kırağı, ne kar
Bak bu soğukta bir başka çıkıyor sesim.
Hele nefesim,
Her soluk alışverişte,bir buhara dönüşüp kaybolur
Kaybolur yürüdüğüm sokaklarda
Ve karda
Kar ,
Şimdi düşünebildiğim kadar
Uzaklarda.
Yalnızlık işlemiş  iliklerime ,yalnızlık
Yemin ettim seninle olmağa.
Seninle olmağa bir adağım var.
Adağım, o kutsal mabetlerde değil,
O ,kutsal mabetlerin ayinlerinde gizli.
O gizli ayinlerde şimdi
Anlayamadığım mırıldanmalar var
Anlayamadığım mırıldanmalarla,
Ne yokluğa, ne sevgisizliğe ve nede
Çaresiz bir derde , açılıp kapanmasın dudaklar.
Açılıp kapanmasın eller.
Ne hocaların ve nede rahiplerin
Sade ve sessiz,
Yalın, gösterişsiz,
Giysilerle dua etmeleri ilgilendirmeyecek beni.
İlgilendirmeyecek bir başka kültürün kucağına itilmiş
Seçkin bir kabilenin kızı.
İçimdeki sızı,
Uyanışım.
Uyanışım,dalan gözlerimdeki o tatlı rüyadan.
Ve o mor dağları geçit vermeyen dünyadan
Ve o  dünyadan sana gelişim
Sana seslenişim.
Çünkü bu dünyada ben adadım kendimi sana
Ve biliyorum ki,
Elim eline değince ,artar şekerim.
Kurur dudaklarım,
Kalmaz ferim
Dizlerimde

 

DİKKAT ! BU BİLGİ TELİF ESERİ OLUP YAZARI VE YAYINEVİMİZDEN  İZİN ALINMADAN KULLANILMAMALIDIR

BİR ÖNCEKİ Sayfaya dönmek için tıklayınız

BİR SONRA Kİ Sayfaya dönmek için tıklayınız

 05

KİTAP BAŞINA DÖNMEK İÇİN TIKLAYINIZ!

BİR ÖNCEKİ Sayfaya dönmek için tıklayınız

BİR SONRA Kİ Sayfaya dönmek için tıklayınız

Ayşe PASLANMAZ

Ayşe PASLANMAZ HAYAT HİKAYESİ

IV. KAPADOKYA ŞİİR YARIŞMASI KATILIM SÜRECİ BİR AY UZATILDI
 
Nevşehir’in Ürgüp ilçesindeki, Kapadokya medyasının en değerli markalarının başında gelen radyo istasyonu Ürgüp FM’in organizasyonuyla, 16 Ekim 2009 tarihinde 4. Uluslar Arası Geleneksel Ürgüp FM Kapadokya Şairler Şöleni düzenlenecek.
            Ürgüp FM Radyosu Yönetim Kurulu Başkanı Ayşe PASLANMAZ; daha önce üç defa düzenledikleri şiir şölenini yine  bu yılda yurt dışından katılımlarla uluslararası düzeyde olduğunu söyledi. Ayşe PASLANMAZ; tarihi ve doğal güzellikleriyle ünlü Kapadokya’nın buna benzer organizasyonlarla kültür merkezi de olmaya aday olduğunu, bu şölen ile bölgenin şiire doyacağını söyledi. Ayşe PASLANMAZ; “Kapadokya şiire bahçe olabilecek bir mekân haline geliyor, sözün sultanlarını Kapadokya ‘da buluşturarak hem yöremizi tanıtıyor hem de şiir yarışmaları düzenleyerek, geleceğimize yön verecek gençlerimize şiir sevgisi aşılamanın huzurunu yaşıyoruz. Şiir şölenleri, kapsamı ve içeriğiyle bir yandan bölgede kültür–sanatın gelişmesi ve yaygınlaşmasına, bir yandan da beldenin kültürel kimliğine yeni bir boyut kazandırıyor” dedi.
Gönül bahçemize yeni fidanlar dikmek, tanışmak, görüşmek, kalıcı ve samimi dostluklar kurmak, şiir dinlemek, şiir solumak, güzellikleri paylaşmak için radyomuz tarafından geleneksel 4.Kapadokya Şiir Şöleni gerçekleştirilecektir. Yarışmaya katılacak şairlerin en geç 16.06.2009 tarihine kadar www.urgupfm.com.tr adresiyle irtibata geçerek şiirlerini radyomuza ulaştırmaları gerekmektedir. Kapadokya’nın Yıldızı Ürgüp FM, bu ve bunun gibi girişimlere ön ayak olmaya devam edecektir” şeklinde konuştu.
 Ürgüp FM, önceki yıllarda ‘Kapadokya Tatili’ ödüllü yarışma ile dikkatleri üzerine çekmişti. Bu yıl ise yine önceki yılda olduğu gibi “Kapadokya Balon Turu” ile dikkatleri toplamayı hedefliyor.
Bu sene ki Kapadokya Şiir Şöleni adet üzerine yine lise ve dengi düzeyindeki okul öğrencilerinin ve Türkiye-Avrupa çapında şairlerin katılacağı şiir yarışması iki kategoriden oluşuyor.
Şair kategorisinde yarışmada birinci olacak şair 1.000,00 TL, ikinci olacak şair 750,00 TL, üçüncü olacak şair ise 500,00 TL para ödülleri ile Kapadokya balon turu, kupa, takdir belgesi kazanmış olacak. Öğrenci kategorisinde yarışmada birinci olacak öğrenci cumhuriyet altını, ikinci olacak öğrenci yarım altın, üçüncü olan öğrenci ise çeyrek altın ile Kapadokya balon turu, kupa, takdir belgesi, Ürgüp FM logolu saat kazanmış olacak. yedi kişiye de her iki kategoride plaket ve teşekkür belgeleri verilecek. En çok şiir gönderen okula plaket ve ilk üç dereceye giren okul müdürlerine ödül gecesinde plaket takdim edilecektir.
Yoğun talep üzerine şiir yarışmasının katılım tarihi 16 Haziran 2009’dan 17 Temmuz 2009 tarihine kadar bir ay daha uzatıldı.
 
ÜRGÜP FM, IV. Kapadokya Şiir Şölenini İftiharla Sunar...
İşte Dördüncü Kapadokya şiir şöleninde görev alacak jüri heyeti...
ÖGRENCİ KATEGORİSİ JÜRİ HEYETİ
Jüri Başkanı
Nevşehir Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Filiz Kılıç

Jüri Üyeleri
Nevşehir Üniversitesi Fen-Edebiyat Fakültesi’nden
Yrd. Doç. Dr. ÖMER BAYRAM
Yrd. Doç. Dr. ÜNAL ZAL
Yrd. Doç. Dr. İ.ETHEM ÖZKAN
Yrd. Doç. Dr. MALİK BANKIR
ŞAİR KATEGORİSİ JÜRİ HEYETİ
Jüri Başkanı
Türk Dünyası Yazarlar ve Sanatçılar Vakfı (Türksav) Başkanı Yahya AKENGİN

Jüri Üyeleri
Araştırmacı Yazar - Şair Abdullah SATOĞLU
Balkan Aydınları ve Yazarları Birliği Başkanı Osman BAYMAK
Avrupa Türk Yazarlar ve Sanatçılar Birliği Kurucu Üyelerinden Eski İkinci Başkanı Duran TAMER
Avrasya Yazarlar Birliği Başkan Yardımcısı, Şair-Yazar Lütfü ŞEHSUVAROĞLU
Şair Yazar Cezmi ERSÖZ
Nevşehir Eski İl Tarım Müdürü Mehmet BİLGİN
Uluslar Arası Geleneksel Ürgüp FM Kapadokya Şiirler Şöleni ödül gecesinde, Türkiye’nin dört bir yanından davet edilen şairlerin ve öğrencilerin katılımı ile 16 ekim 2009 tarihinde şiir dinletisi ve ödül gecesi birlikte gerçekleştirilecek.
Daha önceki üç organizasyona katılan mülki amir ve yetkililerin, bu sene yapılacak organizasyona da tam kadro katılımları bekleniyor.

DİKKAT ! BU BİLGİ TELİF ESERİ OLUP YAZARI VE YAYINEVİMİZDEN  İZİN ALINMADAN KULLANILMAMALIDIR

BİR ÖNCEKİ Sayfaya dönmek için tıklayınız

BİR SONRA Kİ Sayfaya dönmek için tıklayınız

 06

KİTAP BAŞINA DÖNMEK İÇİN TIKLAYINIZ!

BİR ÖNCEKİ Sayfaya dönmek için tıklayınız

BİR SONRA Kİ Sayfaya dönmek için tıklayınız

Bora ATILGAN

Bora ATILGAN HAYAT HİKAYESİ

TESADÜF
Şimdi beni yitirmenizi, benim yerime kendinizi bulmanızı buyuruyorum; hepiniz beni inkar ettiğinizde, reddettiğinizde, işte o gün, ancak o gün geri döneceğim sizlere…’’
FRİEDRİCH NİETZSCHE
Duyulara dıştan verili olan işaretler aracılığıyla içsel gerçekliğin bilinmesini sağlayan bu yönteme ‘’anlama’’ diyoruz. ’’   WİLHELM DİLTHEY
Tesadüf! Bu yazının yazılış sürecini ifade eden tek anlamlı sözcük. Yanlış anlamayın, tesadüf sözcüğünün tek anlamlı olduğunu savlamıyorum; sadece bu yazımın yazılma serüvenini anlatacak tek sözcüğün bu olduğunu söylüyorum, o kadar. Tesadüfen elimi klavyenin üzerinde buldum ve serüven başladı. Yine bir diyara konuk olarak gitmeye hazırlanıyordum. Bu seferki yolculuğum kalemimin güdümünde tesadüf denizlerinin açıklarına doğru olacaktı. Tesadüfü doğuran bir sebep yok muydu peki? Olmaz olur mu? O, söylemişti bana hayatın küçük tesadüflerin etkisinde işlediğini. İşlemek sözcüğünü kullanırken bir makineye mi benzetiyordu hayatı? Kim bilir? Gerçi benzetmiş olsa da yanılmış olduğunu söyleyemem. Hayat bir makine gibi işliyor ve biz o makinenin için de yarı bilinçli bir biçimde çarkların arasında bize sunulana razı ve bize sunulandan memnun yaşıyoruz. Tesadüfen başımızı omzuna taslayabileceğimiz birini bulursak ne mutlu bize. O, da öyle demişti. Küçük kutusundan bahsetmişti. Küçük kutusunun içine doldurmayı istediği şeylerle mutlu bir biçimde yaşamayı arzuladığını söylemişti. Küçük tesadüflerin küçük kutusu; ne mutlu sana, ne mutlu seni imgeleminde yaratabilen hassas beynin minicik yüreğine! Mutluluk mu bizim aradığımız değer biçilmez hazine? Tüm aramalarımıza rağmen gül yüzünü bize göstermeyen narin sevgili? Yüzyıllardır arıyoruz neyi aradığımızı bilmeyerek. Şair sormuştu; ‘’ Bana mutluluğun resmini çizebilir misin Abidin?’’ diye. Abidin resimler çizmişti, neredeyse üç çeyrek asır. Peki mutluluk o resimlerin neresinde? Chagal’ın ‘’ Hemhal Olmuşlar At Üstünde’’ adlı resmini gözlerinizin önüne getirin hele. Mutluluk bu olamaz mı ki? O resimdeki iki sevgili mutluluğun ete kemiğe bürünmüş hali olamaz mı? Ya da mutluluğun tek somut anlatımı o resimdeki iki sevgilinin durumu mu? Sorular uzuyor, sorular uzadıkça O’ nun yüzündeki belirsizlik çoğalıyor. Hissettiklerimizin çoğuna yerleşen yüzyılların küflü hüznü bir vezir i azam edasıyla kuruluyor yüzümüzün soluk tahtına. O, söylemişti. Küçük kutusuna sığdıracağı şeylerle dünyanın yozlaşıklığının ötesinde mutlu bir yaşamı sevdikleriyle birlikte sürebilmenin kıvancını bana. Öğrenmiştim. Biliyorum demeyi sevmediğimi söylemiş miydim hiç? Elbette söyledim. Hüznümün bir köşesine ilişmiş biçimde sinsice bekleyen belleğimden ani bir nida yükseliyor, altında söylenmedik söz bulunmayan gökyüzüne. ‘’Biliyorum’’ demeyi sevmediğini söylemiştin ey fani insan. Fani olan bendim, fani olan benliğimdi, fani olan yaban düşüncemdi, fani olan tüm faniliğine rağmen ölümsüzlüğe uzanmayı arzulayan kalemimdi. Kalemim, bilmediği bir diyarı tecrübesizce betimlemeye çalıştıkça bocaladığını görüyor ve erişemeyeceği bir olgunluk düzeyine ulaşmak için boşuna çaba sarf ediyordu. Yorulmuştum, benliğim ağır yara almış,  hanım yağmalanmıştı.
Tesadüf! Falanca yerde falanca kişiye rast gelmek ya da beklenmedik bir anda aşırı derecede mutlu edici bir olay ve ya da durumla karşı karşıya kalmak, ilk defa giydiğin bir bluz ile girdiğin sınavda yüksek not alınca bütün sınavlara o bluzla girmeyi istemek kadar basit ve adi bir biçimde açıklanamayacak ölçüde anlamlı bir kelime, tesadüf. O, da böyle demişti tam olarak ve sunturlu bir küfürle bozulan kalemini yâd etmişti. Evindeki kalem çöplüğünden bahsederken bir yandan da ‘’ kapalı devre analizi’’ yapmaya devam etmişti. Bir eli klavyedeydi, bir eli kitabında ve ya çalıştığı konu da bilgisayardaydı diyelim öyle olsun işte. Mucizevî kelimeyi işte böyle bir durumda yazım olsun o: zaman. Ne tarifsiz bir sözcük değil mi? Ne kadar tanımlamaya çabalasak da, çaldığımız zamanın minaresine kılıf bulamadığımızdan bir türlü anlamlandıramadığımız bir sözcük: zaman. Hepimiz onun içindeyiz ve ya o bizim içimizde. Bütün yaşamımız ona ayarlı, onun içinde bütün debelenişlerimiz. Tanpınar‘ın dediği gibi; ‘’ ne içindeyiz zamanın / ne de büsbütün dışında / yekpare geniş bir anın / parçalanmaz akışında ‘’. Bir de onu ölçmeye çalışmışız iyi mi? Boyunu posunu belirlemeye çalışmışız ve bu çalışmalarımız sonunda icat ettiğimiz aleti bir apolet gibi kolumuza asmışız, bak şimdi de kolumda. O, şöyle dedi sonra ‘’ o küçük kutumun içine sığdırdığım küçük şeylerim ve sevdiklerimle zamanın etkisinin dışında bir düzlemde mutlu yaşamak istiyorum.’’ ve ekledi bütün şirinliğiyle ‘’ sadece tesadüfler etki edebilmeli oraya, ayarlanmış olmamalı hiçbir şey’’. Ayarlanmış olmamalı mutluluğumuz, ayarlanmış olmamalı sevdiklerimiz ve biz bir şeylere yetişmek amacıyla koşturup durmamalıyız ayarlanmış bir hayatın içinde. Tesadüfler etkilemeli sadece yaşantımızı, gerçek tesadüfler. Onlarla yaşantımız belirlenirken karşılaştığımız her tesadüfte alaycı olmayan huzurlu bir gülümseme kaplamalı dudaklarımızı. Ellerimiz sonsuzluğun güllerinin demetlerine uzanarak, mutluluk bahçesinin mahsulleri olan bu gülleri sevdiklerimize dağıtsın. Sevdiklerimiz de bu gülleri kendi sevdiklerine versinler; derken güller elden ele. Edip Cansever’ de tam olarak bunu söylemişti ‘’ Yerçekimli Karanfil’’inde; ya da ben onun böyle söylediğini sanmıştım, bana gelen çağrışım böyleydi onun şiirinden. ‘’ Görüyor musun bir sevdayı büyütüyoruz seninle’’ . Bunu O’na söylemiyorum, kesinlikle, yanlış anlaşılmasın bu sözüm de. Bunu tüm insanlığa seslenerek adeta haykırırcasına söylüyorum, ‘’ulumam’’ gittikçe tizleşiyor, kendimi yiyip kendimi tüketiyorum: ‘’gittikçe artıyor yalnızlığımız.’’
Tesadüf ! Bir defa da odasını toplarken rastlamıştım ona. Bir yandan kütüphanesinin raflarını düzeltirken öbür yandan kafasında kurduğu dünyanın teorik temellerini atmaya çalışıyor; bütün bunlardan bulduğu vakitlerde de bana laf yetiştirmeye çalışıyordu. Laf yetiştirmek derken olumsuz bir durum canlandı kafanızda değil mi? Olabilir; ama daha çok erken bunun için. İleride önünüze çıkacak olan olumsuzluğun bir ‘’ girizgâhı’’ olsun bu şimdilik. Sonra ayrıntılı bir biçimde gireriz içine çıkmamacasına. Şunu bilin yeter: yormuştum kendimi, kendi yorgunluğumu ona yormak istemiştim; şimdi daha iyi görebiliyorum bunu. O zaman O’na uzun uzun odasını toplamasının gereksizliğini kanıtlamaya çalışmıştım, kendimi büyük göstermek için belleğimin ve kalemimin sınırlarını zorlamıştım. Değme filozofun içinden çıkamayacağı felsefi uslamlamalar türetmiştim bütün çelişkileriyle birlikte. Ben bunlarla uğraşırken O odasını toplamaya devam ediyordu, oysa ben onun uğraşının anlamsızlığını kanıtlamaya çalışan bir yazı yazmak için klavyenin başında terliyordum ve onun ne yaptığını nelerle uğraştığını, neleri düşündüğünü hiç aklımdan geçirmiyordum. Şimdi düşünüyorum da bir insanın odasını toplarken içinde bulunduğu bunalım halini o zaman nasıl da algılayamamışım. Kızıyorum kendime, zaten oldukça düşük olan benlik bilincim ve öz saygım biraz daha zedeleniyor. Kendi küçüklüğüme bakmadan bir deli kibriyle kendimi ona ispatlamaya çalışıyordum işte. Hem de nasıl: Derrida’nın ‘’differance’’ kavramı üzerinden zamanın ruhuna yönelik eleştirel çözümlemeler yapıp, tesadüf adı verdiğimiz kavramın ‘differance’’ ın insanlar tarafından farklı algılanmasıyla ortaya çıktığını Luis Borges’un felsefesini eleştirerek ispata çabalamak. Kanıtladıktan sonra neyi elde edecektim ki? Koskoca bir hiç. Neyi kazanacaktım ki? Koskoca bir hiç. Şunu bekliyordum galiba: tamam sen haklısın. Bu beklediğim gerçekleşeydi ne olacaktı peki? Koskoca bir hiç. Evet, koskoca bir hiç uğruna minicik bir yüreği kırmak… Kırıldı, kırdım. Kırıkların tamir edilmezliğini düşündükçe çıldırdım, onarabilsem bile kırılan yerlerde kırgınlığın izleri varolmaya devam edecekti. O meşhur hikâyedeki gibi kütüğün üstünde çivilerin izleri kalacaktı. Ne yaparsam yapayım silemeyecektim o izleri, sadece üstlerini örtebilirdim; fakat üstünü örttüğüm bu kırıklar gözümden uzak oldukça bilincimin altını oyup kemirecekti. Sustum, suskunluğum dillerin susmasını geçene kadar devam ettim. O’nun odasının dağınık bir köşesinde O’nun eliyle toplanmayı bekledim.
Tesadüf ! Gel sen topla beni bu gece. Dağılmışım, benliğimden çıktığım halde sıfıra ulaşamamışım. Şarkıda söylendiği gibi ‘’kendimi kendimden çıkardım’’ ;ama kalan sıfır değildi. Bir başkasıydı. Tanıyamamıştım onu ilk bakışta. Sonradan öteki yüzlerimden biri olduğunu anlamıştım. Binlerce yüzüm vardı ve her yüze ait olan farklı benliklerim. Hangisine ihtiyaç duyarsam onu takınıyordum. Aldatıyordum herkesi ve ya yüzümde o an onların görmek istediği kişiyi taşıyarak onları aşağıladığımı düşünüp kendimi aldatıyordum. Müstear bir kişilik bu bendeki, hüzünlerim gibi üzerinde iyelik ekimi taşıyor olsa da bana ait olmayan ve birçok kişinin izini bağrında taşıyan çoğul bir kişilik. O’na da söylemiştim bunu, farklı kişiliklerin içini tek bedenle doldurmaya çalıştığımı, bunu yapacağım derken çoğalmak yerine parçalandığımı ve her bir parçamı ayrı bir bütün sayıp ikinci bir bölünmeye tabi tuttuğumu. Yadırgamadı O, ben de yadsıma gereği duymadım. Yadsımalıydım; çünkü benliğimi işgal eden diğer kişiliklerimden en yalancı olanı böyle emrediyordu bana. Emrediyordu benim yarattığım sefil kişilik, bana emirler verebiliyordu işte. Sefil kişiliğimi susturduktan sonra ben bu parçalanmışlık içinde toparlanmak için kıvranırken O şöyle demişti: ‘’ Benim de dolabımda yüzlerce maske var ve her gün dışarıya çıkarken birini takıyorum, eve gelince çıkarıp bir diğerini takınıyorum. ‘’ çıldıracaktım, hala çıldırıp çıldırmadığımı net bir biçimde bildiğimi söyleyemem. Benim gibi birine rastlamıştım: benim gibi biri. O’nun maskeleri vardı, benim kişilerim. O maskelerini takınıyordu, ben kişiliklerimi. Ben kendimi kendimden çıkarıyordum, O ise maskelerini çıkarıyordu yüzünden. Aklıma birden ikinci bir şarkı geliyor tam da burada: Maskeli Balo.  ‘’O maskeli balo ve onun sahte yüzleri.’’ Sadece burası önemli benim için bu şarkının. Bu dizeyi bağlamından koparıyorum ve kendi bilincimde yeni bir bağlama uluyorum. Bir süvari gibiydim o gece. Maskeli Balo’nun içinde sahte yüzünü takınmış O’nu arıyordum ilişik kişiliğimle. Sadece bulmayı istemiyordum, bulmak için ölüp ölüp diriliyordum. Kendimde kendimi diriltiyordum. Bak burada yeniden seni hatırladım ey okuyucu! Sakın yanlış anlama, bu yazımda O’na ilan ı aşk etmiyorum. Her ne kadar aşkın şehri Venedik’in maskeli balolarından bahsediyor olsam da burada kast ettiğim şey aşk değil. Ey okuyucu Freud’u haklı çıkarmak için bu kadar kendini paralama olur mu? Sen ben değilsin , ‘’kendine zarar verme mesleğinde’’ henüz yenisin, ayağını denk al, yoksa sen bilirsin. Ayrıca yazıyla ve şiirle âşık olunmayan bir devirde yaşadığımızı da burada bu yazıya ataç ile iliştirmek isterim. Bu sözlerim O’na değil ey okuyucu sana, beni anlasana. Ama önceden uyarıyorum seni, sakın beni anlamak için çaba sarf ederken kendini parçalama. Şunu bil ey okuyucu: O ve ben ‘’sadece ve sadece’’ tanıtlanmış bir hayatı ayarlanmış bir dünyanın içinde yaşamaya muhalif olarak farklı maske ve kişiliklerle isyanımızı ifade etmeye çalışan ‘’soyu tükenmeye yüz tutmuş’’ iki ‘’ hümanist entel serseri’’yiz; aşık ve maşuk değil !!!
Tesadüf ! O, kapalı bir devre olan asıl benliğimi analiz ederken beni oluşturan nedenleri ve alt nedenleri gördükçe olasılık dâhilinde olmayan bir varoluşa sahip olduğumu keşfettim. Keşfim tesadüfîydi, isteyerek bunu yapmadım ben. İstesem de yapamazdım zaten. İsteyip de yapabildiğim o kadar az şey var ki yazsam bir yazının başlığı bile olmaz. O, yazıyor musun demişti bana. Ben de yazdığımı söylemiştim O’na. Önemseyip bunları okur mu ki? Belki küçük bir ihtimal var, O bu yazıyı okuyabilir. Küçücük bir tesadüf O’nun bu yazıyı okumasına aracı olabilir. Tesadüfen klavyenin üzerinde dolaşmaya başlayan ellerimin yazı yoluyla uzandığı bu serüven onun okuması için yazılmadı sadece. O’nun da bu yazıyı okuyacağı gerçeği göz önünde tutularak yazıldı bunu itiraf ediyorum. Tutuklayın beni, sorguya savunmaya gerek yok, kurun bana meyvesi insan olan ağacı, bahar mevsimi geldi. İskemleyi fazla küçük yapmayın emi, küçük iskemlelerden oldum olası nefret ederim. Bu nedenle kırık bir kalbe uzanmanın yolunu küçücük bir iskemleye benzeyen bu yazıdan açmasını beklemem; çünkü küçük iskemleler bir yerlere ilişmek içindir, bilirim. Bir kafe köşesine, bir kaldırım kenarına, bir masanın ucuna, bir kalbin kapakçığına…
Tesadüf! Bu yarı kurmaca düzlemi işgal eden yazıyı altı bölümde bitirmek istemezdim. Kısa kesmeleri sevmediğimi iyi bilirsin ey okuyucu. Uzun uzun söz etmeliyim her şeyden, uzun uzun itiraf etmeliyim her şeyi. Sıkı dur tesadüf, itiraf ediyorum her şeyi: Bu metni altı bölümde bitirmek istemezdim; fakat…
 
Tesadüf bu ya; yedinci bölümde dinleneceğim.
AYIRT EDİCİ ALGILAMAYA YÖNELİK EDİTORYAL NOT: ‘’Ölüler Biliyor Dirilere Aşk İtirafımdır! ’’ ı bir sonraki yazıya kadar bekleyeceksiniz.

 

DİKKAT ! BU BİLGİ TELİF ESERİ OLUP YAZARI VE YAYINEVİMİZDEN  İZİN ALINMADAN KULLANILMAMALIDIR

BİR ÖNCEKİ Sayfaya dönmek için tıklayınız

BİR SONRA Kİ Sayfaya dönmek için tıklayınız

 07

KİTAP BAŞINA DÖNMEK İÇİN TIKLAYINIZ!

BİR ÖNCEKİ Sayfaya dönmek için tıklayınız

BİR SONRA Kİ Sayfaya dönmek için tıklayınız

Dilek BİGA

Dilek BİGA HAYAT HİKAYESİ

GÖÇMEN GÖZLÜM
 
Gözlerim Ağlamaklı, yağmura mı özendin
Hani Şu Dört Mevsimden Son Baharı Severdin?
Yolculuk Var Galiba,Kuşlara mı Özendin
Seni çok seviyorum hoş çakal göçmen gözlüm
 
Kaderinmiş bu senin göç göç olup dolaşmak
Her çiçekten bal için bin bir toza bulaşmak
Bir daha mümkün değil mümkün değil buluşmak
Seni çok seviyorum hoş çakal göçmen gözlüm

DİKKAT ! BU BİLGİ TELİF ESERİ OLUP YAZARI VE YAYINEVİMİZDEN  İZİN ALINMADAN KULLANILMAMALIDIR

BİR ÖNCEKİ Sayfaya dönmek için tıklayınız

BİR SONRA Kİ Sayfaya dönmek için tıklayınız

 08

KİTAP BAŞINA DÖNMEK İÇİN TIKLAYINIZ!

BİR ÖNCEKİ Sayfaya dönmek için tıklayınız

BİR SONRA Kİ Sayfaya dönmek için tıklayınız

Dilek BİGA

Dilek BİGA HAYAT HİKAYESİ

KAÇTI TREN
 
Hayallerin gerçek olsa
Güzellikle dolup taşsa
Bunun sonu ölüm olsa
Kaybettin ya bulamazsın
 
Beni bana unutturdun
Çıkmazlara yol tutturdun
Yok ki, artık yerim yurdum
Arama hiç bulamazsın
 
Kaçtı tren var el salla
Yine de kal sağlıcakla
Yine de kal sağlıcakla
Yar sözünü kestim balla
Kaçırdın ya bulamazsın
 
Bilesin ki; bu son çığlık
Bu son feryadımdır artık
Yalın ayak yakam yırtık
Gönderdin ya bulamazsın

 

DİKKAT ! BU BİLGİ TELİF ESERİ OLUP YAZARI VE YAYINEVİMİZDEN  İZİN ALINMADAN KULLANILMAMALIDIR

BİR ÖNCEKİ Sayfaya dönmek için tıklayınız

BİR SONRA Kİ Sayfaya dönmek için tıklayınız

 09

KİTAP BAŞINA DÖNMEK İÇİN TIKLAYINIZ!

BİR ÖNCEKİ Sayfaya dönmek için tıklayınız

BİR SONRA Kİ Sayfaya dönmek için tıklayınız

Dilek BİGA

Dilek BİGA HAYAT HİKAYESİ

BİR AŞKA AİT
 
Uzaktan gördüğün yüzün eşgali
Gönül arşivinden bir aşka ait
Gözlerimden yağan bu hüzün seli
Nefretle andığım bir aşka ait
 
Belki de sayılı bir kaç saatti
Ömrümden çaldığın zamana ait
Yüreğimi sarsan bu hazin veda
Yasını tuttuğum bir aşka ait
 
Duyduğum endişe beni şaşırttı
Yıllar var ki kalbim böyle atmadı
Hayalimde çalan bu hüzzam şarkı
Küllenmiş sandığım bir aşka ait

DİKKAT ! BU BİLGİ TELİF ESERİ OLUP YAZARI VE YAYINEVİMİZDEN  İZİN ALINMADAN KULLANILMAMALIDIR

BİR ÖNCEKİ Sayfaya dönmek için tıklayınız

BİR SONRA Kİ Sayfaya dönmek için tıklayınız

 10

KİTAP BAŞINA DÖNMEK İÇİN TIKLAYINIZ!

BİR ÖNCEKİ Sayfaya dönmek için tıklayınız

BİR SONRA Kİ Sayfaya dönmek için tıklayınız

Dilek BİGA

Dilek BİGA HAYAT HİKAYESİ

 BAHANE
 
Dostluklar kurulmuş çıkar üstüne
Yalana tahammül edemiyorum
Düşen maskelerin sahte yüzüne
Bakmaya tahammül edemiyorum
 
Söz neden gümüş söyle be sarraf
Sükut altın değil tutma hiç taraf
Haksızlar ederken peşpeşe bin laf
Susmaya tahammül edemiyorum
 
Hep böyle değil mi kulun kaderi
Sen bari şeytana uyma dön geri
Çatal dilden çıkan zehir sözleri
Duymaya tahammül edemiyorum

DİKKAT ! BU BİLGİ TELİF ESERİ OLUP YAZARI VE YAYINEVİMİZDEN  İZİN ALINMADAN KULLANILMAMALIDIR

BİR ÖNCEKİ Sayfaya dönmek için tıklayınız

BİR SONRA Kİ Sayfaya dönmek için tıklayınız

11

KİTAP BAŞINA DÖNMEK İÇİN TIKLAYINIZ!

BİR ÖNCEKİ Sayfaya dönmek için tıklayınız

BİR SONRA Kİ Sayfaya dönmek için tıklayınız

Dilek BİGA

Dilek BİGA HAYAT HİKAYESİ

SEN NESİN
 
Öyle sıcak sevgi dolu ve şensin
Sen başıma gelen en güzel şeysin
Anlatmak ne mümkün kelimelerle
Sen yaşam sebebim tek ifademsin
 
Hayal misin düş mü söyle sen nesin
Demin canda idin şimdi tendesin
Öyle karışık ki, hiç belli değil
Söylesene ben mi sende, sen mi bendesin?

DİKKAT ! BU BİLGİ TELİF ESERİ OLUP YAZARI VE YAYINEVİMİZDEN  İZİN ALINMADAN KULLANILMAMALIDIR

BİR ÖNCEKİ Sayfaya dönmek için tıklayınız

BİR SONRA Kİ Sayfaya dönmek için tıklayınız

 12

KİTAP BAŞINA DÖNMEK İÇİN TIKLAYINIZ!

BİR ÖNCEKİ Sayfaya dönmek için tıklayınız

BİR SONRA Kİ Sayfaya dönmek için tıklayınız

Dilek BİGA

Dilek BİGA HAYAT HİKAYESİ

ESKİSİ KADAR
 
Günlerden ayrılık mevsim yanlızlık
Işıklarım sönmüş odam karanlık
Ecelle yaptığım yaman pazarlık
Beni korkutmuyor eskisi kadar
 
Islak kaldırımlar ıssız sokaklar
Tanıdık geliyor bütün acılar
Duymaktam bıktığım masum yalanlar
Gücüme gitmiyor eskisi kadar
 
Sayende kapattım aşk defterini
Sayende tükettim sevinçlerimi
Gözüm kararsa da bulutlar gibi
Beni ağlatmıyor eskisi kadar

DİKKAT ! BU BİLGİ TELİF ESERİ OLUP YAZARI VE YAYINEVİMİZDEN  İZİN ALINMADAN KULLANILMAMALIDIR

BİR ÖNCEKİ Sayfaya dönmek için tıklayınız

BİR SONRA Kİ Sayfaya dönmek için tıklayınız

 13

KİTAP BAŞINA DÖNMEK İÇİN TIKLAYINIZ!

BİR ÖNCEKİ Sayfaya dönmek için tıklayınız

BİR SONRA Kİ Sayfaya dönmek için tıklayınız

Dilek BİGA

Dilek BİGA HAYAT HİKAYESİ

İSTENMİYORSUN
 
Yalan aşkın için mi dil döküyorsun
Kemküm etme suçunu sen biliyorsun
Ne yazık ki; güzelim aldanıyorsun
Bu defa ben deyil sen gidiyorsun
Gururun yokmu senin istenmiyorsun...
Artık eskisi gibi özlenmiyorsun
Bu naz bu kapris ile çekilmiyorsun
Bu defa ben deyil sen gidiyorsun...
Sen beni bir an önce unutmaya bak
Kül oldum yeterince başka bir can yak
Düşürdün eğilince yeni maske tak
Bu defa ben değil sen gidiyorsun

DİKKAT ! BU BİLGİ TELİF ESERİ OLUP YAZARI VE YAYINEVİMİZDEN  İZİN ALINMADAN KULLANILMAMALIDIR

BİR ÖNCEKİ Sayfaya dönmek için tıklayınız

BİR SONRA Kİ Sayfaya dönmek için tıklayınız

 14

KİTAP BAŞINA DÖNMEK İÇİN TIKLAYINIZ!

BİR ÖNCEKİ Sayfaya dönmek için tıklayınız

BİR SONRA Kİ Sayfaya dönmek için tıklayınız

İsa KAYACAN

İsa KAYACAN HAYAT HİKAYESİ

MEHMET AKİF ERSOY SEMPOZYUMU BİLDİRİLERİ KİTAPLAŞTIRILDI
Burdur Mehmet Akif Ersoy Üniversitesi sanki üç yıllık üniversite değil derken, hizmet ve gelişme grafiğinin yüksekliğiyle takdir edip alkışladığımız, bu üniversiteye doğru
bakışlarımızı yoğunlaştırdığımızda, gördüklerimizin önemliliği ve gelişmişlik çizgisi bizi hem sevindirdi, hem de düşündürdü.
Gelişmeler güzel. Sevindiriciliği beraberinde getiriyor. Düşündürüşü ise, daha bir gurur verici.
Burdur Mehmet Akif Ersoy Üniversitesi, birbiri ardına yayınlandığı kalıcı ve geniş kapsamlı kitaplarla göz dolduruyor.

Bunlardan bir yenisi; Uluslarası Mehmet Akif Ersoy Sempozyumu Bildiriler Kitabı adının taşıyıcısı, iki ciltlik geniş kapsamlı yayın karşısında şapka çıkardık. Kutladık, alkışladık.
19, 20, 21 Kasım 2008 tarihlerinde Mehmet Akif Ersoy Üniversitesince düzenlenen Mehmet Akif Ersoy Sempozyumu’na sunulan bildiriler iki cilt halinde pırıl pırıl bir baskıyla kitaplaştırılmış.
Birinci cilt 488 büyük sayfa. İkinci cilt 489 da başlayan 994 de sona eren bir sayfa düzenlemesiyle karşımıza çıkıyor.  Editörler: Prof. Gökay Yıldız, Prof.Dr. M.Zeki Yıldırım, Yrd.Doç.Dr. Şevkiye Kazan, Yrd.Doç.Dr.Hülya Yazıcı Okuyan. Sempozyumun Başkanı, Düzenleme Kurulu ve Sekretaryası var. Buralarda görev yapan değerli bilim adamlarımız-isimlerimiz, imzalarımız var.
Birinci ciltte yeralan bildirileriyle katkıda bulunanların sayısı 56. İkinci ciltte bildirileriyle yeralanların sayısı ise 46 olarak görülüyor. Yani toplam 102 bildiri sunulmuş Mehmet Akif Ersoy Sempozyumuna.
Sempozyum açılış konuşmaları çerçevesinde, Rektör Prof.Gökay Yıldız’ın konuşmasında yer lanlardan bir cümle:
-Ulusal birliğimizi güçlendiren, ulusal duygularımızı coşturan İstiklal Marşı’mız, büyük yurt sevgimizi, paylaştığımız ortak değerlerimizi, ortak ülkümüzü anlatan dizeleriyle Türkiye Cumhuriyeti’nin bağımsızlığının en önemli simgelerindendir.
Azerbaycan Milli İlimler Akademisi Nahçıvan Bölümü öğretim üyelerinden Doç. Dr. Lutfiye Asgerzade ‘;Mehmet Akif Ersoy ve Azerbaycan Şairleri başlıklı, adlı bildirisinin bir
yerinde:
-Medeniyetin beşiğini İslam dünyası sayan, medeniyetine ve prensiplerine bağlı kalmakla yükselmenin mümkünlüğüne inanan Mehmet Akif milli ahlakı, milli ruh telakki eder, onun iflasını en büyük ölüm sanırdı. diyor.
Süleyman Demirel Üniversitesi Fen-Edebiyat Fakültesi öğretim üyelerinden Prof.Dr.Menderes Coşkun’un bildirisinden: “Her ne kadar kendi şairliğini kısmen sanat, kısmen tevazu, kısmen de mükemmeliyetçi tavrı gereği bazı manzumelerinde eleştirse de Akif büyük bir şairdir ve güzel şiirleri vardır.”
Uluslararası Mehmet Akif Ersoy Sempozyumu sonunda, iki ‘;Mehmet Akif Denizi ortaya çıkarılmış. Bildirilenlerin getirdikleri ciddi araştırma ve değerlendirmeler sonucu ortaya konulmuş.
Gururumuz Mehmet Akif Ersoy Üniversitesi, Burdur’un, Burdurlu’nun geleceğinde önemli bir eğitim-öğretim anıtı olarak yükselmeye devam edecektir. Tebriklerimi, sevgi ve
saygılarımı sunuyorum efendim.

DİKKAT ! BU BİLGİ TELİF ESERİ OLUP YAZARI VE YAYINEVİMİZDEN  İZİN ALINMADAN KULLANILMAMALIDIR

BİR ÖNCEKİ Sayfaya dönmek için tıklayınız

BİR SONRA Kİ Sayfaya dönmek için tıklayınız

15

KİTAP BAŞINA DÖNMEK İÇİN TIKLAYINIZ!

BİR ÖNCEKİ Sayfaya dönmek için tıklayınız

BİR SONRA Kİ Sayfaya dönmek için tıklayınız

İsa KAYACAN

İsa KAYACAN HAYAT HİKAYESİ

DÜNYASINI DEĞİŞTİREN YÜKSEL BAŞARAN İÇİN İKİ ŞİİR
Vefatla aramızdan ayrılanların ardından ortaya koyduklarımız, duygularımız, sayfalara, sütunlara döktüklerimiz, aktardıklarımız oluyor.
Merkezi Isparta’da bulunan Göller Bölgesi, Yazar ve Şairler Derneği üyelerinden Yüksel Başaran 14 Nisan 2009 tarihinde vefatla aramızdan ayrıldı. Azerilerin deyimiyle dünyasını değiştirdi. Allahtan rahmet diliyor, yakınlarına sevenlerine başsağlığı
dileklerimi sunuyorum efendim.
Isparta’da yaşayan iki şairimiz, şairimiz Melahat Ecevit ve Fatma Uçarlar, Yüksel Hanımın vefatı üzerine duygularını şiirleştirmişler. Anılan iki şiir imzalarıyla şöyle! Buyurun birlikte okuyalım:

 
YÜKSEL’İM (Melahat Ecevit)
Ne acılar çektin, iyiyim dedin
Ekmek aş yerine zehiri yedin
Melahat abla helal et dedin
Hakkım sana helal olsun Yüksel’im.

 
Gül benzin vakitsiz soldu sarardı
Söndü ışıkların dünyan karardı
On dört nisan günü ölecek ne vardı
Hakkım sana helal olsun Yüksel’im.

 
Aşılmaz dağları koydun araya
Sen gittin kor düştü işte şuraya
Yenik düştün çare bulmaz yaraya
Hakkım sana helal olsun Yüksel’im.

 
Birgün demiştin ya bu dertten yana
Ölecek demişler öyle mi bana
İnanma şakadır demiştim sana
Hakkım sana helal olsun Yüksel’im

Düşlerime girdin yine dün gece
Şiir yazdım dedin bak hece hece
Engel çekilmiyor ölümlü güce
Hakkım sana helal olsun Yüksel’im.

 

YÜKSEL’E (Fatma Uçarlar)
Önceleri,
Hazan mevsiminde
Ölünür sanırdım.
Baharda da ölürmüş insan,
Hatta, hayata doymadan..
Bahara, hiç yakıştıramadım
Çünkü bahar;
Doğuştur,
Diriliştir,
Belki de bahar,
Yeniden doğurtmak
Yeniden diriltmek,
Yeniden var etmek için
Yumuşacık pamuk gibi
Kabaran toprağıyla kucaklıyor
Yeniden yeşertmek için,
Nisan yağmuruyla yıkıyor
Günahsız bedenleri
Seni de baharda,
Nisan yağmuruyla verdik
Toprak ananın kucağına..
Zemzem oldu Nisan yağmuru,
Kuruyan dudağına
Daralan sinene,
Nefes olan ılık rüzgar,
Bindirdi seni kır atına,
Adın gibi yükseltti
Arşın en güzel katına..

DİKKAT ! BU BİLGİ TELİF ESERİ OLUP YAZARI VE YAYINEVİMİZDEN  İZİN ALINMADAN KULLANILMAMALIDIR

BİR ÖNCEKİ Sayfaya dönmek için tıklayınız

BİR SONRA Kİ Sayfaya dönmek için tıklayınız

 16

KİTAP BAŞINA DÖNMEK İÇİN TIKLAYINIZ!

BİR ÖNCEKİ Sayfaya dönmek için tıklayınız

BİR SONRA Kİ Sayfaya dönmek için tıklayınız

İsa KAYACAN

İsa KAYACAN HAYAT HİKAYESİ

ŞEMSETTİN KÜZECİ’DEN: IRAK BASIN TARİHİ
Araştırmaya yönelik çalışmalar, inceleme ve değerlendirme sonucu yayınlananlar, gün yüzü görenler daha bir önem taşıyorlar. Bu yayınların kalıcılıkları bir başka biçimde karşımıza çıkıyor.
Kerküklü Şemsettin Küzeci’nin 1869-2009 yılları arasındaki, Irak Basını üzerine yaptığı araştırma Irak Basın Tarihi adıyla 270 sayfayla kitaplaştırıldı. Kitap, Gazi Üniversitesi İletişim Fakültesi’nin 40 ncı yılı kitapları arasında, Başbakanlık Basın-Yayın ve Enformasyon Genel Müdürlüğünün katkılarıyla, bu iki kuruluşun logolarının ön kapakta yer almasıyla
yayınlandı.
Bence, gerek İletişim Fakültesi, gerekse Basın-Yayın ve Enformasyon Genel Müdürlüğü çok önemli ve kalıcı bir yayın çalışmasını daha gerçekleştirmiş oldular.
Kutluyorum efendim.
Şemsettin Küzeci’nin değişik kişilere yönelik bir teşekkürü var ilk sayfalardan birinde. Sonra, Küzeci’nin kısa biyografisi yer alıyor. Gazi Üniversitesi İletişim Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Korkmaz Alemdar’ın önsözü dikkat çekici. Hoca bir yerinde:
- Şemsettin Küzeci Irak’taki gelişmelerin iletişim boyutunu başarıyla incelemiştir. Irak’ta var olan Arap, Kürt, Türkmen ve Süryanilerin 140 yıllık yazılı, görsel, işitsel ve elektronik basın tarihini kapsayan bu kitap aynı zamanda Irak’ın zenginliğini ortaya koyacak nitelikte bir çalışmadır. Diyor.
Irak Basın Tarihi adlı, Şemsettin Küzeci imzalı kitabın içindekiler bölümüne bakıyoruz: Üç bölüm karşımıza çıkıyor. Bu bölümler içinde yer alanlardan;
-Irak’ta Kraliyet döneminde iletişim politikaları (1921-1958),
- Cumhuriyet ve Baas Partisi döneminde kitle iletişimi (1958-2003)
- İşgal sonrası kitle iletişimi ve basın özgürlüğü (2003-2007)
Ekler ara başlığıyla da verilen değişik bilgiler, belgeler dikkat çekmekte kitap
içerisinde. Uzunca bir giriş yapılmış. Buradan öğrendiklerimizden; Irak’ta Basın Kanunu
1908 yılında Osmanlı’nın Meşrutiyet Kanunu’ndan sonra 16 Temmuz 1909’da oluşmuştur. Mart 1954’te çıkan 24 nolu kararla 163 gazete ve derginin imtiyaz hakkı iptal edilmiştir denişi de dikkat çeken cümleler arasında yer alıyor.
Yer yer zengin görüntüler karşımıza çıkarken, yer yer de istatistikî bilgilerle karşılaşıyoruz.
Gazeteler, öteki iletişim araçları hakkında bilgi verilirken, mümkün olduğunca detaylandırılarak bilgiler sıralanıyor. Bir örnek sayfa 85’den:
-Türkmeneli Dergisi: ITC Enformasyon; Dairesi tarafından üç ayda bir Türkçe olarak çıkarılan siyasi ve kültürel konuları kapsayan bir dergidir. 2003’den sonra yayını durduruldu. 2007’de yeni kadroyla tekrar yayına başladı. Radyolar, televizyonlar, özel gazete ve dergiler genel bir değerlendirme düzeni içinde sayfalara aktarılan bilgilerle okurların, araştırmacıların karşısına çıkarılıyor.
Şemsettin Küzeci’yle, GÜ. İletişim Fakültesi Dekanlığı ve Basın Yayın Erformasyon Genel Müdürlüğü yetkililerini kutluyor, sevgi ve saygılarımı sunuyorum efendim.
Not: Irak’ta Arapça, Türkçe, Süryanice, Kürtçe yayınlanan gazetelerin ilk sayfalarının görüntülerinden oluşan serginin açılışıyla, Irak Basın Tarihi adlı kitabın tanıtımı, Basın-Yayın
Enformasyon Genel Müdürlüğü sergi salonunda 11.06.2009 tarihinde gerçekleştirildi.

 

DİKKAT ! BU BİLGİ TELİF ESERİ OLUP YAZARI VE YAYINEVİMİZDEN  İZİN ALINMADAN KULLANILMAMALIDIR

BİR ÖNCEKİ Sayfaya dönmek için tıklayınız

BİR SONRA Kİ Sayfaya dönmek için tıklayınız

 17

KİTAP BAŞINA DÖNMEK İÇİN TIKLAYINIZ!

BİR ÖNCEKİ Sayfaya dönmek için tıklayınız

BİR SONRA Kİ Sayfaya dönmek için tıklayınız

Mahmut Selim GÜRSEL

Mahmut Selim GÜRSEL HAYAT HİKAYESİ

GERÇEK Mİ YOKSA BİR BAŞKA INTERNET SATIŞ ŞEKLİ Mİ?
 

Not. 18 punto yazılar benim bu yazı için yazdığım bilgilerdir.
Bir gün e-postama aşağıda bulunan mesaj geldi: 
 

CLAIMS PROCESSING DEPARTMENT.
DEUTCH SOL AGENCY . A division of Overseassecuritiesbvorg.
(Representative, security, marketing, cooperate investment agent).
PROCESSING DEPARTMENT
26 Stanhope Road
Kent CT14 6AD London
United Kingdom
 
ATTENTION: Adım Mahmut Selim GÜRSEL ,
 
I am in reciept of your mail and i must say that you should count yourself extremely lucky to have emerged as one of the winners in this year NATIONAL LOTTERY INTERNATIONAL AWARENESS PROMOTION 2009.
 
Your email address was randomly selected along with nine others from a database of over 1,000000 email addresses drawn from the WORLD-WIDE-WEB. A ticket number was attached to each email address and your email address (corumlu2000@gmail.com)tagged batch number: 2009UKL-01 , and Reference Number: Reference Number:UKL/74-A0802742009 emerged as the star ticket email.
 
Your winning prize has been verified and approved for payment by this Department. Your Profile (Form) has also been received and filed along with other winning documents for Record Purpose.
 
You have therefore been approved of Eight hundred and ninty-one thousand, nine hundred and thirty-four Great Britain pounds, (£891,934.00 GBP )
 
NOTE: You must add the following below to the mail you are sending to the delivery company/to speed up and authenticate delivery of your package.
 
BATCH Nº: 2009UKL-01
Reference Number:UKL/74-A0802742009.

You are requested to Contact our Registered Afilliate delivery company via email or call if convenient with the contact information below for further instructions on how to deliver your winning package to you.
 
UNIVERSAL AIR XPRESS COURIER COMPANY
DISPATCH OFFICER
Mr. John Coleman
EMAIL: uacluk@hotmail.com
Tel: +44 704 571 9555.
 
I will require a regular update on your proceedings with the delivery company as soon as you are in contact with them and you should keep your winnings confidential so as to avoid double claims. Have a nice day.
 
Big congratulations from the National Lottery.
 
Regards,
 
Mr. Phil Herald
The National Lottery Claims Officer.
Tel: +44 703 194 2984
+44 704  571 0052
THE NATIONAL LOTTERY INTERNATIONAL AWARENESS PROMOTION
COPYRIGHT ©2009. ALL RIGHTS RESERVED.

e-postamın  NATIONAL LOTTERY INTERNATIONAL AWARENESS PROMOTION 2009. 1,000,000 e-posta içerisinde tagged batch number: 2009UKL-01 , and Reference Number: Reference Number:UKL/74-A0802742009 emerged as the star ticket email. (£891,934.00 GBP ) kazandığı ve aşağıdaki bilgileri göndermen istenmekte idi.
Olur ya hani talih belki teğet geçerken bize de çarpmış olabilir mi(?) diye düşünerek bende:

 
Merhabalar.
İlginize teşekkür ederim.
Dediğiniz ikramiyeyi Türkiye'de alabilir miyim.
Benim Türkiye Halkbankası Çorum şubesinde 01024890 noda adıma TÜRK LİRASI hesabım var.
Adresim aşağıda bulunmaktadır
Mahmut Selim GÜRSEL
Bahçelievler Mahallesi 1. Cadde 10/8 ÇORUM / TÜRKİYE
Gereğinin yapılması dileği ile.
 
13 Haziran günü yukarıdaki cevabı yazdım. Aynı gün aşağıda bulunan mesaj geldi:
 
4                                                                                                                                                          
Delta Way
Thorpe Industrial Estate
EghamSurrey TW20 8RX
United Kingdom.
WEBSITE: www.universalexpress.org
TRACKING WEBSITE: www.uacl.co.uk


Attention: Winner,   

Compliments of the day to you. This is to inform you that after verification of your claims and letter from your National Lottery Board Camelot Group officer put forward by you, we have therefore decided to deliver the package to you. A certificate of winnings and other certificates including a winning cheque has been sent to us by the National Lottery Board Camelot Group pay officer of overseas Winner. reply back to this courier box.
You are to please confirm your alternative mailing address to enable us despatch your parcel immediately.
 
Note that the parcel will not be delivered to P.O.Box address or street corners but to your residence.

Please fill out the required details as below and send by email and a scan copy of your valid identification. (International Passport or Driver's Licence) for re-confirmation and verification and choose one out of the delivery class outline below for documentation

FIRST NAME:
LAST NAME:
ADDRESS:
TELEPHONE:
FAX:
EMAIL:
DATE OF BIRTH:
PLACE OF BIRTH:
NATIONALITY:
NEXT OF KIN:
TYPE OF IDENTIFICATION:
OCCUPATION:
 
Finally, be reminded that the deadline for the claiming of package is exactly one week after the receipt of this email . After this period, your package will be returned back to Lottery Board promotion 2008.

Regards as we await to hear from you soonest.
 
Mr. John Coleman
Dispatch officer,
Telephone : +44 704 571 9555 
Fax :          +44 870 471 1946
UNIVERSAL AIR COURIERS,
WEBSITE: www.universalexpress.org
TRACKING WEBSITE: www.uacl.co.uk
This e-mail and any files transmitted with it are confidential and may be legally privileged and are solely for the individual or entity to whom they are addressed. If you have received this e-mail in error please delete this message and any attachment files, or contact UNIVERSAL AIR COURIERS on All business is transacted under our Standard Trading Terms and Conditions a copy of which is available upon request . E .& .O. E All liability for viruses is excluded to the fullest extent permitted by law.

 
UNIVERSAL AIR EXPRESS COURIER

Domestic roadfreight service

International Courier

Seafreight and European roadfreight

Burada da adres doğrulanması istenmekte idi. Ben de:

Merhabalar
Anladığım kadar; tarafınızdan bana bir paket gönderileceğini anladım.
Bu paketin mahiyeti nedir?
Bu pakette ne var?
Bana bir ücret tahakkuk edecek mi?
Acim bilgi verirseniz sevinirim.
 
Mahmut Selim GÜRSEL
Bahçelievler mahallesi 1. Cadde Çetin APT. 10/8 19200 ÇORUM - TÜRKİYE

corumlu2000@gmail.com
 
diye yazdım. Bu sefer ücret tarifeleri ile yeni bir mesaj geldi:

Unit 4                                                                                                                                                          
Delta Way
Thorpe Industrial Estate
EghamSurrey TW20 8RX
United Kingdom.
WEBSITE: www.universalexpress.org
TRACKING WEBSITE: www.uacl.co.uk


Attention:Mahmut Selim GURSEL`,
 
After making stringent verifications will are sorry, we are now in possession of a package with a certified cheque and other documents from the Uk national lottery Group which is to be couriered to your name and the address that you will provide us with, you are to please confirm your alternative mailing address to enable us dispatch your parcel immediately. Note that we do not deliver to P.O.Box address or street corners but to your residence or offices.

It is the usual practice of our organisation to conduct a proper verification of all parcels that we are to deliver to ensure that they are valid. Be rest assured that your cheque has been confirmed valid and true and delivery will be made once you have met the necessary requirements.
 
We are a well established company offering courier and transport services 24 hour a day for priority delivery of letters, parcels and consignments to any destination by road, air or sea. We have a substantial team of couriers available for motorcycle dispatch plus van driver couriers in all size vehicles from small vans up to 7.5 tonne and international couriers for dispatch by road, sea or air.
 
Names:Mahmut Selim GURSEL ,       
Address: Bahcelievler Mahallesi 1 Street 10 / 8 CORUM / TURKEY,
 
Description Of Parcel to be delivered
Weight of parcel ............0.13kg
Color of parcel ...........Brown
Lenght of Days .............Pending on your choice of delivery
 
Below are our mandatory charges. You are required to choose one of our three specified shipment options.
Kindly Note that we rate our postage charge depending on the high sensitivity of the package to be delivered.
 
 
Parcel Delivery Options;
 
Delivery within 24 hours:
Courier charges .............95.00 Pounds (VAT inclusive)
Administrative ..............307.00 Pounds
Insurance ......... .........300.00 Pounds
TOTAL: 712.00 Pounds sterling (Equivalent $1,500.07 USD)

Delivery within 48 hours:
Courier charges ............. 60.00 Pounds (VAT inclusive)
Administrative .............. 250.00 Pounds
Insurance ................... 300.00 Pounds
TOTAL: 610.00 Pounds sterling (Equivalent $1,299.80 USD)

Delivery in 3 days:
Courier charges ............. 45.00 Pounds (VAT inclusive)
Administrative .............. 200.00 Pounds
Insurance ................... 300.00 Pounds
TOTAL: 545.00 Pounds sterling (Equivalent $1,171.94 USD)

 
This company decline reverse payment for these charges, stating that it is against our professional policy towards ensuring the safe delivery of the cheque to you. That if a reverse payment is made, and something goes wrong, that you cannot sue the courier company or insurance company to recover the full value of the fund as stipulated in the cheque since payment for insurance cover was not made at point of mailing.With the above reason, reverse payment is ruled out.

Note: That your prize is protected by a hardcover insurance policy, which makes it impossible to deduct any amount from the money before it has been remitted to you. This means that the above charges cannot be deducted from the prize and hence must be provided by you before your prize is transferred to you .
 
Send your response to indicate your option within the next 24hrs.
 
All orders not delivered within seven (7) working days from the receipt of this email will be returned to the lottery organisation, your cash prize will be deemed to have been forfeited by you and will be re-used in the drawings of the next edition of the lottery as stated by the lottery organisation.
 
Write back immediately with your choosen option for the delivery of your parcel to enable us give you the details of how you can will the payment for the courier charges. As soon as we receive confirmation and evidence of payment of the above charges, we will deliver your parcel immediately to you in your locatioan/country.
 
The date and time of departure and expected date of delivery will be sent to you. It will take not more than the choosen delivery options stated days to get your parcel delivered to you. You will be required to sign for the parcel and to do this, you will need either your international passport as identification or your driver's license.
 
Best regards as we await to hear from you soonest.
 
Mr. John Coleman
Dispatch officer,
Telephone : +44 704 571 9555 
Fax :          +44 870 471 1946
UNIVERSAL AIR COURIERS,
WEBSITE: www.universalexpress.org
TRACKING WEBSITE: www.uacl.co.uk
This e-mail and any files transmitted with it are confidential and may be legally privileged and are solely for the individual or entity to whom they are addressed. If you have received this e-mail in error please delete this message and any attachment files, or contact UNIVERSAL AIR COURIERS on All business is transacted under our Standard Trading Terms and Conditions a copy of which is available upon request . E .& .O. E All liability for viruses is excluded to the fullest extent permitted by law.

 
UNIVERSAL AIR EXPRESS COURIER

Domestic roadfreight service

International Courier

Seafreight and European roadfreight

Buradan anladığım göre tarafıma gönderilecek ÇEK için kargo parası olarak 712.00 Pounds sterling (Equivalent $1,500.07 USD) bir ücret tahakkuku paketin geldiğinde ödemem gerektiğini anlamış oldum ve cevap olarak da:


Merhabalar!
Ben sizin güvenirliliğinize inanıyorum.
Daha önce bana çek kazandığımı ve bilgileri isteyen yazı geldi:
You won the sum of £891,934.00 GBP, Pounds sterling from the ballot lottery international program, Promotion; you are hereby advised to get back to us,
to claim your prize. Contact our claims agent for validation:
========================
Mr. Phil Herald.
Email:bnl.claims@gala.net
=========================
1. Full names:
2. Home Address:
3. Age:
4. Sex:
5. Phone Number:
6. Country of Residence:
7. Occupation:

Mrs. Dianne Thompson.
 
 
Ben: aşağıda bulunan mesajı yolladım.
 

Phil Herald <bnl.claims@9.cn>
2009/6/13, emlak <corumlu2000@gmail.com>:
Adım
Mahmut Selim GÜRSEL
Bahçelievler Mahallesin 10/ Çorum adresim
1947 doğumluyum
bilginizi Türkçe veriniz
Selamlar
 
benim mesajdan sonra:


CLAIMS PROCESSING DEPARTMENT.
DEUTCH SOL AGENCY . A division of Overseassecuritiesbvorg.
(Representative, security, marketing, cooperate investment agent).
PROCESSING DEPARTMENT
26 Stanhope Road
Kent CT14 6AD London
United Kingdom
 
ATTENTION: Adım Mahmut Selim GÜRSEL ,
 
I am in reciept of your mail and i must say that you should count yourself extremely lucky to have emerged as one of the winners in this year NATIONAL LOTTERY INTERNATIONAL AWARENESS PROMOTION 2009.
 
Your email address was randomly selected along with nine others from a database of over 1,000000 email addresses drawn from the WORLD-WIDE-WEB. A ticket number was attached to each email address and your email address (corumlu2000@gmail.com)tagged batch number: 2009UKL-01 , and Reference Number: Reference Number:UKL/74-A0802742009 emerged as the star ticket email.
 
Your winning prize has been verified and approved for payment by this Department. Your Profile (Form) has also been received and filed along with other winning documents for Record Purpose.
 
You have therefore been approved of Eight hundred and ninty-one thousand, nine hundred and thirty-four Great Britain pounds, (£891,934.00 GBP )
 
NOTE: You must add the following below to the mail you are sending to the delivery company/to speed up and authenticate delivery of your package.
 
BATCH Nº: 2009UKL-01
Reference Number:UKL/74-A0802742009.

You are requested to Contact our Registered Afilliate delivery company via email or call if convenient with the contact information below for further instructions on how to deliver your winning package to you.
 
UNIVERSAL AIR XPRESS COURIER COMPANY
DISPATCH OFFICER
Mr. John Coleman
EMAIL: uacluk@hotmail.com
Tel: +44 704 571 9555.
 
I will require a regular update on your proceedings with the delivery company as soon as you are in contact with them and you should keep your winnings confidential so as to avoid double claims. Have a nice day.
 
Big congratulations from the National Lottery.
 
Regards,
 
Mr. Phil Herald
The National Lottery Claims Officer.
Tel: +44 703 194 2984
+44 704  571 0052
 
THE NATIONAL LOTTERY INTERNATIONAL AWARENESS PROMOTION
COPYRIGHT ©2009. ALL RIGHTS RESERVED.
bu bilgi geldi.
Ben mesajda bulunan adres ile birlikte her iki adrese:

 

bnl.claims@gala.net, uacluk@hotmail.com
 
2009/6/13, emlak <corumlu2000@gmail.com>:
Merhabalar.
İlginize teşekkür ederim.
Dediğiniz ikramiyeyi Türkiye'de alabilir miyim.
Benim Türkiye Halkbankası
2009/6/13, emlak <corumlu2000@gmail.com>:
Merhabalar.
İlginize teşekkür ederim.
Dediğiniz ikramiyeyi Türkiye'de alabilir miyim.
Benim Türkiye Halkbankası Çorum şubesinde 01024890 noda adıma TÜRK LİRASI hesabım var.
Adresim aşağıda bulunmaktadır
Mahmut Selim GÜRSEL
Bahçelievler Mahallesi 1. Cadde 10/8 ÇORUM / TÜRKİYE
Gereğinin yapılması dileği ile.
hesabım var.
Adresim aşağıda bulunmaktadır
Mahmut Selim GÜRSEL
Bahçelievler Mahallesi 1. Cadde 10/8 ÇORUM / TÜRKİYE
Gereğinin yapılması dileği ile.
 
Eğer PARA KAZANDI İSEM bankaya yollamalarını istedim.
 
Bu para çeki ise.
Mahmut Selim GÜRSEL Türkiye HALK BANKASI Çorum şubesinde 01024890 noda adıma TÜRK LİRASI hesabıma yatırılmak üzere Banka Müdürlüğüne yollanarak PARANIN hesabıma yatırılması emrini vermenizi dilerim.
 
Kazandınız diyerek pek çok kitap, CD ve başka meteryallar gelmektedir.
Para kazanan kişiye paranın çekini bizzat piyangoyu tertipleyen firma temsilcilere gelerek sembolik çekle resimler çektirerek para çekini teslim etmektedirler.

Bu bilgi ayrıca gerçek değilse Türkiye Cumhuriyeti Cumhuriyet Savcılık Makamına Internet Suçları kapsamında bilinmeyen mal ve emtia satışı ile dolandırıcılık yapılmakta olduğu hakkında bilgi verilecektir.
 
Sizin gibi büyük ve güvenilir bir firmanın Türkçe bilen elelanının olmaması da esef verici gözükmektedir.
Benim cep telefonum.
90-542-3622078 olup kim olduğum da:
http://mahmutselimgursel.corum.name
sitemde bulunmaktadır.
Gerçek bilgi vermenizi dilerim.
Türkiye'den SELAMLAR
 
Diye yazışmaları içeren e-postayı yolladım. Para kazandı isem TL hesabıma yatırılmasını istedim Türkçe yazmaları talebinde bulundum. Haziran 14 te yine aynı mesajın tekrarı tarafıma yollandı belde:

Adresim aşağıda bulunmaktadır
Mahmut Selim GÜRSEL
Bahçelievler Mahallesi 1. Cadde 10/8 ÇORUM / TÜRKİYE
Gereğinin yapılması dileği ile.
 
Eğer PARA KAZANDI İSEM bankaya yollamalarını istedim.
 
Bu para çeki ise.
Mahmut Selim GÜRSEL Türkiye HALK BANKASI Çorum şubesinde 01024890 noda adıma TÜRK LİRASI hesabıma yatırılmak üzere Banka Müdürlüğüne yollanarak PARANIN hesabıma yatırılması emrini vermenizi dilerim.
Kargo Yollamayınız!


Diye yazdım 17 Haziran da da tekrar aynı mesajı yolladılar. Bende 18 Haziranda:

LÜTFEN TÜRKÇE OLARAK MESAJ YOLLAYINIZ
 
Mesajını çektim. Bana 18 Haziranda aşağıdaki Türkçe bilgiyi ilettiler:

 
Birim 4
Delta Way
Thorpe Industrial Estate
EghamSurrey TW20 8RX
Birleşik Krallık.
Web Sitesi: www.universalexpress.org
Web sitesi izleme: www.uacl.co.uk


Dikkat: Mahmut Selim GÜRSEL `,

Sıkı doğrulamaları üzgünüz olacaktır yaptıktan sonra, şimdi bir paket sahip sertifikalı bir çek ve İngiltere milli piyango Grubu adınız ve adresi ile bize sağlayacaktır couriered olmak başka belge ile, sizin için lütfen bize hemen paket dağıtma sağlamak için alternatif e-posta adresinizi doğrulayın. Bu POBox adresi veya sokağa köşeleri teslim olmayan ancak ikamet veya ofisler için unutmayın.

Bizim kuruluş tüm paketler ki bunlar geçerli garanti vermek için uygun bir doğrulama yapmak için olağan uygulamadır. Gerisi emin olun ki çek geçerli ve doğru ve teslimat sonra gerekli gereksinimlerini yapılacaktır onaylandı.

Bu harfler, parsel ve yol, hava veya deniz yolu ile herhangi bir hedefe consignments önceliğini teslimat için iyi kurulan şirket teklif kurye ve ulaştırma hizmetleri 24 saat bir gün vardır. Biz Kuryeler motosiklet dağıtma artı Van sürücüsü Kuryeler için tüm boyutları araçlarda küçük Vans kadar 7,5 ton ve kara, deniz ve hava tarafından idam uluslararası Kuryeler için kullanılabilecek önemli bir ekibe sahibiz.

İsimler: Mahmut Selim GÜRSEL,
Adres: Bahçelievler Mahallesi 1 Sokak 10 / 8 ÇORUM / TÜRKİYE,

Açıklama Koli Of teslim edilebilmesi için
Ağırlık paket ............ 0.13kg ve
Renkli paket ........... Brown ve
Süre Günleri'nin ............. teslim Istediğiniz üzerinde Beklemede

Aşağıdaki zorunlu masrafları vardır. Bir üç belirtilen gönderi seçenekleri seçmek için gereklidir.
Kindly bu paketin yüksek hassasiyeti teslim olmaya bağlı olarak bizim posta ücreti oranı unutmayın.


Koli teslim Seçenek;

24 saat içinde teslim:
Kurye ücretleri ............. 95,00 Euro (KDV dahil)
İdari .............. 307,00 Pound
Sigorta ......... ......... 300,00 Pound
TOPLAM: 712,00 Sterlini (Eşdeğer $ 1,500.07 YTL)

48 saat içinde teslim:
Kurye ücretleri ............. 60,00 Euro (KDV dahil)
İdari .............. 250,00 Euro
Sigorta ................... 300,00 Euro
TOPLAM: 610,00 Sterlini (Eşdeğer $ 1,299.80 YTL)

3 gün içinde teslim:
Kurye ücretleri ............. 45,00 Euro (KDV dahil)
İdari .............. 200,00 Euro
Sigorta ................... 300,00 Euro
TOPLAM: 545,00 Sterlini (Eşdeğer $ 1,171.94 YTL)


Bu masraflar için Bu şirket düşüş geri ödeme, belirten bu sizin için çek ve güvenli iletim sağlamak yolunda profesyonel policy karşı. Bu bir geri ödeme, ve bir şey yapılır yanlış giderse, bu size para tam değeri geri olarak çek olarak sigorta kapağı için ödeme beri öngörüldüğü mailing.With bir noktada yapılmış değil kurye şirketi veya sigorta şirketi dava değil Bu nedenle geri ödeme dışladı olduğunu.

Not: Bu, ödül ciltli bir sigorta poliçesi ile, daha önce size remitted oldu bu imkansız parayı herhangi bir miktar düşeriz sağlar korunmaktadır. Bu, üzerinde masraf ödül ve mahsup edilemez dolayısıyla size göre ödül önce sunulmalıdır size transfer demektir.

Sonraki 24hrs içinde seçenek göstermek için yanıtı gönder.

Tüm siparişlerin içinde yedi (7) Bu e-posta ve makbuz işgünü dağıtılamazsa Piyango örgütü için, para ödülü kabul edilir ve hükmen için yeniden olacak iade edilecektir sonraki baskı ve çizimler kullanılan Piyango kuruluş tarafından belirtildiği gibi bir piyango.

Geri hemen parsel ve teslimat için seçtiğiniz seçeneği ile Bana bize ilgili ayrıntılar vermek etkinleştirmek için nasıl olacak kurye masraflar için ödeme. En kısa zamanda onay ve üzerinde masraf ödeme kanıtı alırsanız, biz locatioan size için paket hemen sunacak / ülke.

Tarih ve kalkış zamanı ve teslim beklenen tarihi gönderilecektir. Bu gün bir paket teslim almak için değil, seçilen dağıtım seçeneği daha ifade daha alacak. Bu paket ve giriş yapmak için, bunun için de kimlik ya da sürücü belgesi gibi uluslararası pasaport gerekir gerekecektir.

Biz sizin en erken duyar bekliyor Saygılarımızla.

Bay John Coleman
Evrak memuru,
Telefon: +44 704 571 9555
Faks: +44 870 471 1946
ÜNİVERSAL HAVA Kuryeler,
Web Sitesi: www.universalexpress.org
Web sitesi izleme: www.uacl.co.uk
Bu e-posta ve herhangi bir dosya ile gönderilen ve yasal ayrıcalıklı olabilir gizli ve sadece bireysel veya tüzel kişiler için de değinilmiş içindir. Eğer bu e-mail hata tüm işletme bu mesajı ve herhangi bir ek dosyaları veya ÜNİVERSAL HAVA Kuryeler silmek bizim Standart Ticaret Şartlar ve Koşullar olan talebi mevcuttur bir kopyasını altında işlem olduğunu lütfen aldık. E. &. O. E virüsleri tüm sorumluluk geniş yasaların izin verdiği için söz konusu değildir.



ÜNİVERSAL HAVA ekspres kurye

Yurtiçi roadfreight servis
Uluslararası Kurye
 
 
Bende 19 Haziranda:
 
UNIVERSAL AIR XPRESS COURIER uacluk@hotmail.com
 
MERHABALAR
ADRESİM DOĞRUDUR.
ÇEK GERÇEK İSE
LÜTFEN MEBLAĞINI
TÜRKİYE HALK BANKASI ÇORUM
MAHMUT SELİM GÜRSEL ADINA YOLLAYINIZ.
ÇEKİ SİZE ELİNİZE VERECEĞİZ DİYORSUNUZ
O ZAMAN PİYANGOYU DÜZENLEYENLER BİR ZAHMET ADRESİME GETİRSİNLER REKLAMLARI OLUR.
ÇEKİN MEBLAĞI GERÇEKSE ÜÇ KURUŞA TENEZZÜL ETMEMENİZ GEREKİR.
712,00 Sterlini (Eşdeğer $ 1,500.07 YTL) DEVEDE KULAK KALIR.
ÇEKİ GEREKEN YERE İADE EDEREK
Sterlin VEYA 1,500.07 YTL OLARAK YOLLASINLAR. Yollamazlarsa bütün bu
BU YAZIŞMALARI:
http://fikir.dergisi.info
ihbar olarak yayınlayarak sizi deşifre edeceğim. Bilginize sunulur
 
Yazdım ve çektim ve sitemize bu yazıyı aktardım.  Acaba bu bir başka Internet satış şekli mi?

DİKKAT ! BU BİLGİ TELİF ESERİ OLUP YAZARI VE YAYINEVİMİZDEN  İZİN ALINMADAN KULLANILMAMALIDIR

BİR ÖNCEKİ Sayfaya dönmek için tıklayınız

BİR SONRA Kİ Sayfaya dönmek için tıklayınız

   18

KİTAP BAŞINA DÖNMEK İÇİN TIKLAYINIZ!

BİR ÖNCEKİ Sayfaya dönmek için tıklayınız

BİR SONRA Kİ Sayfaya dönmek için tıklayınız

Mahmut Selim GÜRSEL

Mahmut Selim GÜRSEL HAYAT HİKAYESİ
VEFA
            İnsanlar birbirleri ile tanış, arkadaş dost olurlar. Birbirlerini ara sırada olsa ziyaret ederler, hatırlarını sorarlar. Bu insanların birbirlerine vefa borcudur.
            Bu günlerde insanlar artık birbirlerinden koptular ve birbirlerini aramaz oldular. Bazen bu aramalar artık ulaşım aracı olarak kullandığımız Internet ile arkadaşlarımızı arar olduk.
            Üyesi olduğumuz bir gruptan yazarımız olan hocamız Dr. İsa Kayacan’dan şöyle bir serzeniş geldi:
 
----- Original Message -----
From: drisakayacan
To: Dr.İSA KAYACAN
Sent: Thursday, June 18, 2009 4:53 PM
Subject: BANA GELEN // BİLGİ İÇİNDİR :::: İlt: İlt: {liberal-izmirliler.63217} "DİKKAAT" ÇOK ÖNEMLİ !!!!!
 
 
Kimden : "Şahabettin YÜCEL"
Kime : "E-TÜRKİYE GRUP"
Gönderme tarihi : 18/06/2009 13:26
Konu : İlt: {liberal-izmirliler.63217} "DİKKAAT" ÇOK ÖNEMLİ !!!!!
 
Evet, 2.5 aydır aramadığım ve sormadığım yer kalmadı.  Çok garip ve esrarengiz bir durum. Mustafa  Nevruz Sınacı gerçekten 3 aydır ortada yok. Araştıralım ve soruşturalım lütfen. Bütün vatansever ve milliyetperverlere vazife değil mi bu ??? Gerçekten aciliyeti olan ÇOK ÖNEMLİ bir konu bu. Üstelik çok üzücü ve düşündürücü !!!! Bu ülkenin hakikik ve samimimi ilim, hahikat ve adalet adamlarına ne oluyor böyle ??????????? 

--- 17/06/09 Çar tarihinde Prof. Dr. Salih Ziya Konyali <kamuvicdani.ataturk@yahoo.com.tr> şöyle yazıyor:

Kimden: Prof. Dr. Salih Ziya Konyali <kamuvicdani.ataturk@yahoo.com.tr>
Konu: {liberal-izmirliler.63217} "DİKKAAT" ÇOK ÖNEMLİ !!!!!
Kime: liberal-izmirliler@googlegroups.com
Tarihi: 17 Haziran 2009 Çarşamba, 15:54
TürkishFORUM (Dünya Türk Kongresi/ABD) Yüksek Danışma ve Bilim Kurulu Üyesi, Bilinç Üniversitesi Rektör Yardımcısı, değerli bilim adamı, kendini demokrasi-adalet ve hukuk'a adamış "örnek insan, değerli kanaat önderi" Sayın Mustafa Nevruz Sınacı tam 84 gündür ortada yok !!!
Şu ana kadar kendisi hakkında veya akıbetine dair hiçbir haber alınamadı.
Büyük kaygı, ani kaybı (yaşanan ortam) dolayısıyla derin korku, merak ve endişe içindeyiz.
Lütfen !... Çok rica ediyoruz..
Devlet ve hükümet dahil, bilenler bir cevap versin veya açıklma yapılsın. 
17.Haziran.2009ı-Çarşamba,
BİLİNÇ ÜNİVERSİTESİ 
            İsa hocama da başka merak eden arkadaşlarca da bilgi gönderiler; Yazarımız Kadim Dostum Mustafa Nevruz SINACI yı merak etmişler.
Bende İsa hocama:
Merhaba Hocam!
Http://fikir.dergisi.info
yaz yolluyorsunuz fakat
siteye girip her halde tıkmalıyorsunuz (1)
Dergiye girip
geçen ayın sayısını tıklarsanız
ve
çiceklerin üzerinde bulunan
kayan yazıyı takip ederseniz
Mustafa beyin rahatsız olduğunu öğrenirsiniz
Birde
http://mustafanevruzsinaci.buadresim.com
sizin sayfanız gibi onun sayfasını da tıklayarak girmiş olsaydınız CEP TELEFONU denen bir aletin numaralarını görürdünüz.
Siz dergimize
bir sürü yazı olarak dergimize
VÜRÜS yolluyorsunuz
Size birkaç kere yazdım
Yazılarınızı yayınlıyorum
Fakat YAZI DİYE gönderdiğiniz vürüsü yayınlayamam
Şayet yazılarınız çıksın derseniz
yazılarınızı WORT ortamında
ve ek olarak (Ataç) gönderiniz.
Çorumdan selamlar
Gruba da yazımı forvet ediniz.
 
Ayrıca aşağıda bulunan e postayı da Prof. Dr. Salih Ziya Konyalı hocama yolladım.
 
Merhaba Hocam!
Http://fikir.dergisi.info
siteye girmiyorsunuz her halde tıkmalıyorsunuz
Dergiye girip
geçen ayın sayısını tıklarsanız rahatsız olduğu kayan yazıda bellidir.
Mustafa beyin rahatsız olduğunu öğrenirsiniz
Birde
http://mustafanevruzsinaci.buadresim.com
ona açtığım sayfada
cep telefonu da bulunmaktadır.
Durubu kendisinden bizzat öğrenirsiniz
Bu bilgiyi de gruba iletirseniz sizin gibi merak ederler öğrenirler
Gürsel Yayınevi Sahibii
Mahmut Selim GÜRSEL

DİKKAT ! BU BİLGİ TELİF ESERİ OLUP YAZARI VE YAYINEVİMİZDEN  İZİN ALINMADAN KULLANILMAMALIDIR

BİR ÖNCEKİ Sayfaya dönmek için tıklayınız

BİR SONRA Kİ Sayfaya dönmek için tıklayınız

  19

KİTAP BAŞINA DÖNMEK İÇİN TIKLAYINIZ!

BİR ÖNCEKİ Sayfaya dönmek için tıklayınız

BİR SONRA Kİ Sayfaya dönmek için tıklayınız

Mahmut Selim GÜRSEL

Mahmut Selim GÜRSEL HAYAT HİKAYESİ
OLMAK VEYA OLMAMAK
Yayıncılık; en zor mesleklerden birisi olması ve yayın yaptığınız ürünlerin yerine ulaşması büyük bir özveri ve çalışma ile ortala çıkan telif eser niteliği taşıyan bilgi birikiminin sunulması demektir.
Yayıncı yukarıdaki esaslar doğrultusunda; kanun ve yönetmeliklerde bulunan yasakların ve emirlerin dışına çıkamayan, gerektiğinde yayınlarının sansüre uğradığı ve yazdıklarının fikirleri ile karşısındakine bilgi verdiği gerekçesi ile de sorumlu olan bir alandır.
Yayıncılar kendi aralarında birlikler kurmuşsalar da pek çok yayıncının bu birliklerden bile haberi olmadığı aşikârdır. Yayıncıların kendi bildikleri ve kendi anladıkları ölçüde yayınlarını sürdürmeleri bir bakıma da zaman içerisinde mesleklerinde pişmeleri ile düzenli ve kaliteli bir yayın çizgisine gelebilmektedir.
Son beş yıl içerisinde ülkemizde de yaygınlaşan sanal yayın Internet üzerinden de yayılmış pek çok yayın yapan özel, tüzel yayıncılar da daha serbestçe yayınlar ve bilgi dağıtımını da yapmaya başlamış bulunmaktadır.
Internet yayıncılığının denetim dışı olarak görülmesi ve başkalarının telif eserlerinin kendilerininmiş gibi yayınlanması ancak tefli sahibinin dikkati ve araştırması ile bulunarak gerekli girişimlerde bulunma zorunluluğu meydana gelmesini sağlamaktadır. Fikir ve eser hırsızlığı sanal âlemde daha büyük bir hızla olmakta ve çalınmış eserlerin okuyucu ile başka başka isimlerle sanal olarak okuyucuca sunulması ise yayıncıların da bu işe göz yumduklarının bir işareti olarak karşımıza çıkmaktadır.
Kısacası artık Yayın Cılık olmuştur. Cılkı çıkan bir meslek olmaya yüz tutmuş bulunmaktadır. Korsan kaset ve görüntüler ile korsan kitaptan baksa da korsan yayınlar da bu vesile ile artmış bulunmaktadır. Burada yayıncının olmak veya olmamak arasında olduğu gözükmektedir. 12 Haziran 2009 12,00 

DİKKAT ! BU BİLGİ TELİF ESERİ OLUP YAZARI VE YAYINEVİMİZDEN  İZİN ALINMADAN KULLANILMAMALIDIR

BİR ÖNCEKİ Sayfaya dönmek için tıklayınız

BİR SONRA Kİ Sayfaya dönmek için tıklayınız

  20

KİTAP BAŞINA DÖNMEK İÇİN TIKLAYINIZ!

BİR ÖNCEKİ Sayfaya dönmek için tıklayınız

BİR SONRA Kİ Sayfaya dönmek için tıklayınız

Mahmut Selim GÜRSEL

Mahmut Selim GÜRSEL HAYAT HİKAYESİ
27 MAYIS 1998
            27 Mayıslar benim ömrümde bazı dönüm noktalarının kesişen gününe rastlar.
            27 Mayıs 1960 Babamın Emekli olduğu tarihin başlangıcıdır.
            27 Mayıs 1998 Gürsel Yayınevimin kuruluş yıldönümü
            27 Mayıs Bir miras davamın açılış tarihi.
            Bu tarihlerin üçüncüsü olan 27 Mayıs 1998 bu sayfalarımızın oluşmasının nüvesini de teşkil eden yayınevimin kuruluş tarihidir. Bana göre oldukça meşakkat ve zahmet ile emeğin birikimi ile geçen günlerin mazide kalan günleridir. Bu günler geldi geçti. Bu yaptıklarımda kar amacı gütmediğim için bana binen külfeti de yalnız karşılamaya çalıştım.
            Sitelerimi incelerseniz yaptıklarımın yansımalarını orada görebilirsiniz. Çorumlu 2000 Dergisinin 63 sayı basarak ve sanal olarak yayınlayarak okuyucularımıza sunma mutluğu bana yetmekte. Ayrıca Sarı Çiğdem Şiir Defterini 14 sayı yayınlayarak sanal olarak devam etmekteyim. Çorumlu dergisi tıpkıbasım sayıları fırsat buldukça siteye yüklemekteyim. Türkiye’de ve Dünyada Çevre dergimiz sanal olarak hizmette bulunmaktadır. Yine sizlerin okuduğunuz bu sitede fikir dergimiz devam etmektedir.
            Allah’ım nasip ettikçe, ömrüm oldukça, aklım yettikçe, elimiz tuttukça sizlerle birlikte olmaya devam edeceğim. 26 Mayıs 2009 13,20 

DİKKAT ! BU BİLGİ TELİF ESERİ OLUP YAZARI VE YAYINEVİMİZDEN  İZİN ALINMADAN KULLANILMAMALIDIR

BİR ÖNCEKİ Sayfaya dönmek için tıklayınız

BİR SONRA Kİ Sayfaya dönmek için tıklayınız

 21

KİTAP BAŞINA DÖNMEK İÇİN TIKLAYINIZ!

BİR ÖNCEKİ Sayfaya dönmek için tıklayınız

BİR SONRA Kİ Sayfaya dönmek için tıklayınız

Mahmut Selim GÜRSEL

Mahmut Selim GÜRSEL HAYAT HİKAYESİ

TURİZM İLE İLGİLİ SAYFAMIZ

            10/ Haziran itibarı ile yeni hazırladığım:

 sayfalarına Turizm ve diğer Turizm’i ilgilendiren firmaların tanıtımlarını alacağım.

            Bilginize sunulur.

DİKKAT ! BU BİLGİ TELİF ESERİ OLUP YAZARI VE YAYINEVİMİZDEN  İZİN ALINMADAN KULLANILMAMALIDIR

BİR ÖNCEKİ Sayfaya dönmek için tıklayınız

BİR SONRA Kİ Sayfaya dönmek için tıklayınız

 22

KİTAP BAŞINA DÖNMEK İÇİN TIKLAYINIZ!

BİR ÖNCEKİ Sayfaya dönmek için tıklayınız

BİR SONRA Kİ Sayfaya dönmek için tıklayınız

Mahmut Selim GÜRSEL

Mahmut Selim GÜRSEL HAYAT HİKAYESİ
BİRİLERİ; BİRİLERİNE SÖYLERSE.
            İnsanlar; birlikte yaşamaları ile bazı birimlerini birbirleri ile paylaşmalının önemini anlamışlardır. Bu birikimlerini bazen vecize ve atasözleri ile, bazen maniler ile, bazen hikaye veya masal ile aktarmışlar ve yaşamaları için gerekli bilgileri birbirlerine öğretmeye çalışmışlardır.
            İnsanlar; bu yaratılıştan var olan güdüleri ile birlikte daime birbirlerinden öğrendikleri ve yapılan işlerin kendilerine lazım oldukça kullanarak daha da geliştirmeleri zaman içerisinde bu birikimleri anlatarak değil yazarak başkalarına aktarmalarını gerekliliğini görerek zaman içerisinde yazı yazmayı ve birikimlerini yazı ile ileriki kuşaklara aktarmaya çalışmaları bu gün bile geçerliliğini korumaktadır.
            Bu bilgiler yazan için bir fayda sağladığı için başkalarının da bu bilgileri kullanmaları ve faydalanmaları için yazmışlar ve ihtiyacı olanlara bu bilgilerini sunmuşlardır.
            Benim bu ön girişten sonra konuya girmemin ve bu görüşü yazmamın sebebini sizlere açmam gerekmektedir.
            Bu yazılanı okuyan sizler belki de bu dergilerde de yazılar yazmakta ve buradan başkalarına fikirlerinizi ve birikimlerinizi aktarmaya çalışmaktasınız. Benim amacım da bu noktada başlamaktadır. Kendi birikimlerimi sizlerle paylaşırken neden sizin birikimlerini de bu sayfalarda yayınlamayım amacı ile bu “fikir Dergisi”ni sizlere sunmuş oldum. Dergimizin bu sayı ile 9 sayıya ermesi de bir kıvanç kaynağımız olarak karşınızda bulunmaktadır.
            Fikir Dergisi’nin geçmiş sayıları sitede yüklü olarak okuyuculara ve yazarlara halen hizmet vermektedir. Ayrıca yazarlarımıza da belli ölçüler dâhilinde kendilerini tanıtmaları için isimleri ise yayınlanan sayfalar açmış bulunmaktayım. Bu sayfalara isterlerse doğrudan girerek kendi sayfalarına, isterlerse yazılarının bulunduğu dergilerden yazılarına ulaşmaları mümkünlüğü sağlanmıştır.
            Fikir Dergimiz yazarlarımızın bir ay içinde yaptıkları etkinlikleri tarafıma yolladıkları takdirde o ay yayınlanan dergide okuyucu ve ziyaretçilerle buluşturma amaçlı bir çalışmanın eseridir. Sadece Gürsel Yayınevinin katkıları ve benim çabalarım ile yazarlarımızın çalışmaları ile hiçbir kuruluş veya yan kuruluştan katkı almadan sizlerin karşısına çıkmaktadır. Benim ömrüm oldukça, aklım erdikçe ve elim yazdıkça bu çalışmalarımızı yayımlamaya devam edeceğim.
            Nice dokuz aylara.

DİKKAT ! BU BİLGİ TELİF ESERİ OLUP YAZARI VE YAYINEVİMİZDEN  İZİN ALINMADAN KULLANILMAMALIDIR

BİR ÖNCEKİ Sayfaya dönmek için tıklayınız

BİR SONRA Kİ Sayfaya dönmek için tıklayınız

 23

KİTAP BAŞINA DÖNMEK İÇİN TIKLAYINIZ!

BİR ÖNCEKİ Sayfaya dönmek için tıklayınız

BİR SONRA Kİ Sayfaya dönmek için tıklayınız

Mahmut Selim GÜRSEL

Mahmut Selim GÜRSEL HAYAT HİKAYESİ
BAL MISIN?
 
Önüme sunuldun tabak ile;
Ağu musun, bal mısın?
Soruyorum bu ne diye kendime
Elden misin, benden misin?
 
Gözlerimde yaş olanak akan;
Tuzlu musun, bal mısın?
Koşuyorum ilerde gördüğüme;
Hayalim misin, gölgem misin?
 
Anlamak isterken kendimi;
Bela mısın, bal mısın?
Yaşıyorum bende kendimce
Kâbusum musun, düşüm müsün?
 
Bakarken geçen eski günlere;
Eza mısın, bal mısın?
Gençlik gitti bak böylece
Günüm müsün, ecelim misin?
01 Haziran 2009 Çorum 18,30

 

DİKKAT ! BU BİLGİ TELİF ESERİ OLUP YAZARI VE YAYINEVİMİZDEN  İZİN ALINMADAN KULLANILMAMALIDIR

BİR ÖNCEKİ Sayfaya dönmek için tıklayınız

BİR SONRA Kİ Sayfaya dönmek için tıklayınız

 24

KİTAP BAŞINA DÖNMEK İÇİN TIKLAYINIZ!

BİR ÖNCEKİ Sayfaya dönmek için tıklayınız

BİR SONRA Kİ Sayfaya dönmek için tıklayınız

Mahmut Selim GÜRSEL

Mahmut Selim GÜRSEL HAYAT HİKAYESİ
BÖYLE Mİ?
 
Kalem yazar, kağıt alır.
Yazılan dünyada mı kalır?
Elbet kalmaz ezel olur,
Bunu bilen bilir,
Bilmeyene ne diyelim?
Yazan yazmış yazdığını,
Sen bilmezsen çözdüğünü
Her an yedi yoldasın
Hangisinden gittiğini?
Zannedersin ben yazıyorum,
Kalem ile çiziyorum,
Bir aşk var zannediyorum,
İşte bunda aldanıyorsun!
Sen kendini bilir isen,
Kaleminle yazar isen
Elindeki ile çizer isen
Doğru biri bulur isen
 
04/06/2009 12,10

DİKKAT ! BU BİLGİ TELİF ESERİ OLUP YAZARI VE YAYINEVİMİZDEN  İZİN ALINMADAN KULLANILMAMALIDIR

BİR ÖNCEKİ Sayfaya dönmek için tıklayınız

BİR SONRA Kİ Sayfaya dönmek için tıklayınız

 25

KİTAP BAŞINA DÖNMEK İÇİN TIKLAYINIZ!

BİR ÖNCEKİ Sayfaya dönmek için tıklayınız

BİR SONRA Kİ Sayfaya dönmek için tıklayınız

Muhsin AKTAŞ

Muhsin AKTAŞ HAYAT HİKAYESİ

PİNOKYO BEYLER
 
Politika dediler balıklama atladık
Sağda yedik doymadık sola gidip katladık
Çalan çırpan herkesi el sıkarak kutladık
Halktan gelen isteğe başımızı salladık
 
Siyasete zıpladık her gün bir parti kurduk
Hak hukuku unutup herkese leke sürdük
Kim ihale verirse onun cebine girdik
Halktan talep gelince azarlayıp kolladık
 
Saldırdık kutsallara bin bir galiz küfürle
Çok kez kol kola girdik kan emici kâfirle
Kalbimiz kaplanmıştı hırs denilen zifirle
Halk istedi yatırım bir çay verip halledik
 
Bir iki rötuş atıp çarşısına yoluna
Seçim zamanı geldi girdik yine koluna
Tükürseler ne yazar kızarmayan alına
Halka yutturmak için yalan sözler dölledik
 
Ana baba kardeşler, hepsinin cebi doldu
Yedi sülale bile yetecek nema buldu
Vatandaşı sorarsan ona vaatler kaldı
Halk istedi aş ve iş yüze gülüp külledik
 
Hiçbir zaman milletin derdi ile olmadık
Yaş yetmişi devirdi haddimizi bilmedik
Sözde feminist olduk okullara almadık
Kadın hakları diye palavralar salladık
 
Çağdaş Atatürkçüyüz başkasını bilmeyiz
Halkçılık ilkemizdir ajandadan silmeyiz
Gerçek Atatürkçünün saflarına gelmeyiz
Çünkü yalan sözlerle pinokyoyu solladık
 
Bu vatanı düşünüp bir gün dudak gevmedik
Ülke için çalışan karşı fikri övmedik
Gökten kuş tutsa bile menfaatsiz sevmedik
Bizden değildir diye anasını belledik
 
Mizabiyim baş üste doğruya sözüm yoktur
Vatan için ölmeye gönüllü vekil çoktur
Böylesi zatlar için şahadet çoktan haktır
Onları da ihanet yaftasıyla yolladık
27.09.2008
www.muhsinaktas.com 

DİKKAT ! BU BİLGİ TELİF ESERİ OLUP YAZARI VE YAYINEVİMİZDEN  İZİN ALINMADAN KULLANILMAMALIDIR

BİR ÖNCEKİ Sayfaya dönmek için tıklayınız

BİR SONRA Kİ Sayfaya dönmek için tıklayınız

  26

KİTAP BAŞINA DÖNMEK İÇİN TIKLAYINIZ!

BİR ÖNCEKİ Sayfaya dönmek için tıklayınız

BİR SONRA Kİ Sayfaya dönmek için tıklayınız

Muhsin AKTAŞ

Muhsin AKTAŞ HAYAT HİKAYESİ

TEĞET GEÇERMİŞ
 
Senet çek ne varsa takla atıyor
Fabrikalar birer birer batıyor
İşsizlere her gün binler katıyor
Korkmayın bu kriz teğet geçermiş
 
Siparişler ardı sıra duruyor
KOBİ’NİN kasası her gün kuruyor
Gelen giden garibana vuruyor
Korkmayın bu kriz teğet geçermiş
 
Fakirin ekmeği elden gidiyor
Zengin yine gününü gün ediyor
Siyasiler durmuş bizi yediyor
Korkmayın bu kriz teğet geçermiş
 
Küçük esnaf kepenkleri kapattı
Çiftçi kardeş gürültüyle top attı
Birçok memur işçi aklı sapıttı
Korkmayın bu kriz teğet geçermiş
 
Emekli peşinen mezar kazıyor
Mizabi krize şiir yazıyor
Büyük zatlar yine esip tozuyor
Korkmayın bu kriz teğet geçermiş
23.12.2008
 
www.muhsinaktas.com

 

DİKKAT ! BU BİLGİ TELİF ESERİ OLUP YAZARI VE YAYINEVİMİZDEN  İZİN ALINMADAN KULLANILMAMALIDIR

BİR ÖNCEKİ Sayfaya dönmek için tıklayınız

BİR SONRA Kİ Sayfaya dönmek için tıklayınız

 27

KİTAP BAŞINA DÖNMEK İÇİN TIKLAYINIZ!

BİR ÖNCEKİ Sayfaya dönmek için tıklayınız

BİR SONRA Kİ Sayfaya dönmek için tıklayınız

Necati ÇAVDAR

Necati ÇAVDAR HAYAT HİKAYESİ

BEREKETLİ HİLAL
Bu günkü Filistin ve İsrail işgalindeki topraklardan yukarı çıkın. Lübnan’dan geçin Hatay, hatta Adana’dan sağa dönün Maraş’ın büyük bir kısmını kapsayacak şekilde Gaziantep, Kilis, Urfa, Diyarbakır, Batman, Mardin’den Dicle ve Fırat’ı takip ederek aşağıya sarkın ve Basra körfezine ulaşın. Yani Akdeniz’i takip ederek Sina’dan Elazığ’a oradan Dicle ve Fırat’ın suladığı bereketli ovaları takip ederek Basra körfezine çizilen yay, tarih boyu birçok milletlerin ele geçirmeye çalıştığı BEREKETLİ HİLAL’İ oluşturur.
Buraya tarihte  “Bereketli Hilal” denmiştir. Medeniyetler burada kurulmuş. Medeniyetler, burada yok olmuş ya da yok edilmiştir. Ancak Tevrat’ı milli kitap, dini de evrensellikten uzaklaştırıp millileştirerek diğer kavimleri dindaş kabul etmeyen Yahudilerin bu Bereketli Hilal’de hep gözü olmuştur. Yahudiler, Bereketli Hilal’in tamamına olmasa bile belirli bölümlerine zaman zaman yerleşmişler ancak sürekli bir yönetim kurmamışlardır. Gerek şu anda bizim olan Harran gerekse Irak dediğimiz ve İngiliz oyunları ile elimizden çıkan daha 70 yıl önceki toprağımız olan coğrafyadaki UR’dan çıktıklarından beri akılları bu bölgededir.
Osmanlının dünya hâkimiyetinden uzaklaştığı, yerine yerli bir gücün geçemediği bir ortamda; Filistin toraklarını işgal ederek, bölgeyi kontrol edecek çıbanbaşı şeklinde oluşturulan suni bir devlet kurmuşlarsa da akılları fikirleri İsrail’le sınırlı olmayıp ilk fırsatta tüm Bereketli Hilal’e çöreklenmektir. Yahudilerin ilgisi Babil’den bu yana o bölgededir.     ‘’Bereketli Hilal”i ele geçirmeden “ Siyon mabedini yeniden ihya etmelerinin mümkünü yok” diye düşünürler ve bölgeyi milli tanrılarının kendilerine “vaat ettiği topraklar- Arz-ı Mev’ud-” olarak görürler. Bu nedenle de kısaca “Nil’den Fırat’a” diye tarif edilen coğrafyayı her türlü imkân kullanılarak ele geçirmeleri mutlak hak ve tanrılarının buyruğu olarak hep akılda tutarlar. Yani “Nil’den Fırat’a “kadar diye tarif edilen yer “Bereketli Hilal”dir.
Pekiyi başkan Bush, burayı ne olarak görür?
Açın Kitabı Mukaddes’ten Ahit’in baş kısmına bakın.
Orada göreceksiniz ki Cennet olarak vasıflandırılan yer; Mezopotamya’dır. Zira Ahit’te Dicle ile Fırat, “Cennete akan iki ırmak” olarak bahsediliyor.
Mezopotamya’nın güneyi asrın başında bizden koparılarak suni bir şekilde sınırlanan ve de bu gün uluslararası arenada çıkar masalarında kaç parçaya bölünmesi gerektiği tartışılan Irak bölgesinde kalırken kuzeyinin bizim ülkemiz olduğu unutulmamalı. Mademki Bush ve adamlarının inançları gereği ve kutsal kitaplarında “Cennet” bu bölgedir. O halde “Cennet”, ellerinde güç varken ve fırsatta bu fırsatken temizlenmeli ve oraya yerleşilmelidir.
Şu anda adamların Filistin’de, Irak’ta yaptıkları, imkânları olsa yangınlaştıracakları, bin bir kılıfa sarılarak sürdürdükleri çaba bunun için. Bölgeyi; “Şeytan”dan, yani kendi gibi düşünmeyen unsurlardan temizleyip el koymak böylece yeryüzünde “Cennetlerini” oluşturmak.
Bush, hedefine varmak için silahları konuştururken başkaları da bu hedefe varmak için paralar saçarak Bereketli Hilal’e yerleşme gayreti içindeler. Zaman zaman Bereketli Hilal’e gerek ekonomik gerekse dini inançları nedeniyle yerleşmek ve ele geçirmek isteyenlerin uzak-  yakın gayeleri, birlikteliği mümkün kılıyor. Bilinmelidir ki gerek Bush’un gerekse İsrail’in bölgeye hâkim olma amacı çok farklı ancak şu anda çıkarları aynıdır.
Bu gün İsrail diye şekillendirilen ve Osmanlı’dan gasp edilerek suni ve terörist metotlarla yuvalandırılan İsrail’in, kendisini oraya çöreklendirenler adına yaptıkları vahşetin sınırı “Arz-ı Mev’ud” kadardır. Sayısız Birleşmiş Milletler kararına ve birçok Arap ülkesinin kabul ettiği gibi “İsrail, 1967 sınırlarına çekilsin, barış sağlansın” taleplerine İsrail’in direnmesi, işgal ettiği topraklardan çekilmemesi, en ufak karşı direnişe kanla cevap vermesi bundandır.
Bereketli Hilal’in ne olduğu ve ülkemizi nasıl ilgilendirdiğini düşünenler Genelkurmayın 1950’lerde bastırdığı Türkiye ve Ortadoğu ülkelerini ilgilendiren konuların işlendiği kitapçıktaki  “Arz-ı Mev’ud” haritasına baksınlar. Hem Osmanlı gittikten sonra bölgede yaşananları sözde uluslararası gücün, İngiliz’in “size büyük Arap imparatorluğu vereceğiz” diye kandırarak Osmanlıyı böldükten sonra, kırpıp kırpıp devletçikler oluşturarak başlarına kuklalar yerleştirmesini hatırlasınlar. O gün bu gün bölgede yaşananlara bakarak “devletin ebedi olmasını” düşündüğünü söyleyen “derinler”, hem de “ebet müddet “ ülküsüne inanmış  “derin “millet fertleri dönüp dönüp “Arz-ı Mev’ud” haritasına baksınlar. Yine, Bereketli Hilal’e İsrail ilgisi için; İnkılap yayınlarından çıkan  İmail Raci  el-Faruki ve Luis Lamia el Faruki’nin birlikte hazırladıkları İslam Kültür Atlası isimli  kitabın 61. sayfasına baksınlar.
ABD Başkanı Bush’un bunca masraf ve kana rağmen hala bölgeyi taş taş üstünde bırakmamacasına ele geçirme aşkını Kitab-ı Mukaddes’in Ahit bölümünde bulabilirler ve Batı dediğimiz, kimilerinin “dünya” olarak yuvarladığı, güce dayalı sistem empoze eden küresel eşkıyanın; coğrafyamıza kanlı bir hançer gibi sapladığı İsrail’in nihai hedefine varmak için insanlık dışı metotları kullanması inançlarının temelini teşkil eden kitaplarında yatan sözde “Azr-ı Mev’ud” emri ve bu emre bağlılıklarının gereğidir. “Batı” diye tabir edilen güç, “demokrasi” kavramını “olmazsa olmaz “olarak niteleyip dünyayı o mihver üstünde gezdiriyorlardı. Ancak aynı batı, işine geldiği zaman “demokrasi” filan dememiş diktatörlüklerle kol kola girmiş, emrine amade saltanatların koruyucu kalkanları olmuş, olmaya da devam ediyor.  Filistin’de halk iradesiyle bir yönetim oluştu. Ama korumasız köyün kabadayıları, “kabullenmeyiz” diye diretiyor. Filistin demokrasinin güçlendirilmesi bir tarafa Filistinli seçilmişler, bu gün onların Ortadoğu’daki maşaları İsrail, eliyle esir. Filistin, gerek İsrail’e karşı verdiği mücadele azmi gerekse demokratik seçimleri, kurduğu parlamento ve hükümeti ile Batı’nın yüzündeki demokrasi şalını da indiriverdi. 50 yıldır Filistin’de yaşanan dramı görmezlikten gelenler, anlamayanlar, anlamak istemeyenler elbette var.  Osmanlının paylaşımı sırasında Mondros Ateşkes belgesine aykırı bir  şekilde neden  Adana’nın, Maraş’ın, Urfa’nın, Gaziantep’in işgal edildiğini, Musul ve Kerkük’ün elimizden çıkarıldığını  yarım asra yakındır  Türkiye’nin  neden hep bu bölgede birileri ile  maddi ve manevi kayıplara sebep olan “savaş” vermek mecburiyetinde bırakıldığını düşünmeyenler için  sivri sinek saz.
Fakat, tüm olumsuzluklara rağmen nasıl ki ABD’nin Irak’ta giriştiği “demokrasi ve özgürlük” harekatının hangi anlama geldiğini insanlığın vicdanlı olanları anladılarsa;
 “Yaz Yağmurları Operasyonu” ile sanki Filistin’e gül dermek için giden bir askeri (!) için bütün Filistinlileri esir sayan, “İki asker(!)” için de Lübnan da insan, hayvan ve bitki ne varsa çiğneyerek, yok ederek kainata, insan oğlunun ürettiği tüm değerleri yerle bir ederek medeniyete savaş  açan İsrail’ in vahşetine de içleri burkularak  şahit oluyor.
Yaşananlar,  İsrail kavramının arkasındaki asıl gücü ve “Bereketli Hilal’i ele geçirmek isteyenleri de ele veriyor, bu yöndeki sarsılmaz iştahlarını ortaya koyuyor. 29 Temmuz 2006-Necati Çavdar- ANKARA
 

DİKKAT ! BU BİLGİ TELİF ESERİ OLUP YAZARI VE YAYINEVİMİZDEN  İZİN ALINMADAN KULLANILMAMALIDIR

BİR ÖNCEKİ Sayfaya dönmek için tıklayınız

BİR SONRA Kİ Sayfaya dönmek için tıklayınız

  28

KİTAP BAŞINA DÖNMEK İÇİN TIKLAYINIZ!

BİR ÖNCEKİ Sayfaya dönmek için tıklayınız

BİR SONRA Kİ Sayfaya dönmek için tıklayınız

Necati ÇAVDAR

Necati ÇAVDAR HAYAT HİKAYESİ

VARSIN YOK OLSUN
 
Ben sevgiyi ne bilirim
Sevince birini severim
Sevmenin, sevilmenin
Ne olduğunu bilir miyim?
Varsın yok olsun sensizliği
Dinlediğim müzikler
Çağırmıyorsa seni
Duyduğum tüm sesler
Anmıyorsa eğer seni
Varsın yok olsun o uğultular
Kaldığım zaman ben benle
Ormanda kuşlarla böceklerle
Tabiattaki tüm varlıklarla
Dertleşir, halleşir, konuşurum
Konuştuklarım seni konuşmuyorsa
Kuşlar sen diye seda vermiyorsa
Varsın yok olsun o güzel! Sözler

DİKKAT ! BU BİLGİ TELİF ESERİ OLUP YAZARI VE YAYINEVİMİZDEN  İZİN ALINMADAN KULLANILMAMALIDIR

BİR ÖNCEKİ Sayfaya dönmek için tıklayınız

BİR SONRA Kİ Sayfaya dönmek için tıklayınız

 29

KİTAP BAŞINA DÖNMEK İÇİN TIKLAYINIZ!

BİR ÖNCEKİ Sayfaya dönmek için tıklayınız

BİR SONRA Kİ Sayfaya dönmek için tıklayınız

Ömer SEZER

Ömer SEZER HAYAT HİKAYESİ

HASRET
 
Hasretse yüreğime en büyük sızı!
Ve çiğ sözlerdeyse sitemlerim!
Ki kırılmışsa kalemim!
Bilirim ki ahmaklığın ve de aptallığın bedelidir çektiklerim!
Yürürken darağacına yüzüm güleç!
Ve içimde tamamlanmış bir ömrün refahlığı!
Son bulsun diye bekleyen yalancı ferman bakış gözlere inat!
Bu ölümlerin en güzeli en felahı!
Her adımda ölüm değil sanki dirilmek var gibi sesleri bastığım topraklar!
Ve her bakışta aşka davet çalan gözlerimdeki sevinç!
Biraz sitem birazda kırgınlık!
Ki değişmeyen yine aynı yürek ve beden!
Ne sonu vardır hayatın!
Ne de daha öncesi!
Tek bir nefestedir bütün mücadelesi!
Ve  yaşlı gözlerle selamlanan ezeli ebedi!

DİKKAT ! BU BİLGİ TELİF ESERİ OLUP YAZARI VE YAYINEVİMİZDEN  İZİN ALINMADAN KULLANILMAMALIDIR

BİR ÖNCEKİ Sayfaya dönmek için tıklayınız

BİR SONRA Kİ Sayfaya dönmek için tıklayınız

 30

KİTAP BAŞINA DÖNMEK İÇİN TIKLAYINIZ!

BİR ÖNCEKİ Sayfaya dönmek için tıklayınız

BİR SONRA Kİ Sayfaya dönmek için tıklayınız

Ömer SEZER

Ömer SEZER HAYAT HİKAYESİ

HATIRAN VE RESMİN
 
Silinmiş anılar gönül defterlerinden!
Hatırına bakılan resimler yakılmış!
Susmak korkaklığa çekilen ruhsuz gönüllerin diline sakız!
Ve adanmışlığımla yinede susmuşum!
Hiç olamadım nankör riyakâr vefasız!
Dilim sitemli lakin kalbim kötülüksüz!
Ne unuttum yaşanmışlığı nede sevgi adına paylaşımları!
Sustum yıllarca lakin içimde haykırışlar uçsuz bucaksız!
Hudut koymadan sevebilmekmiş erdemli yüreklerin harcı!
Koparmadan koklayabilmekmiş gülü bilmekmiş incitmeden sunmayı!
Solmadan ömür boyu gönül suyuyla sulayıp!
Milyonlarca açmakmış sevgi bahçelerinde!
Bu sözlerde unutulur bir gün gelir!
Ve güleç alaycı bakışlarda kim bilir!
Sevgiler uğruna diktiğimiz üç beş karanfil!
Belki mezarımızda biter kim bilir!

DİKKAT ! BU BİLGİ TELİF ESERİ OLUP YAZARI VE YAYINEVİMİZDEN  İZİN ALINMADAN KULLANILMAMALIDIR

BİR ÖNCEKİ Sayfaya dönmek için tıklayınız

BİR SONRA Kİ Sayfaya dönmek için tıklayınız

 31

KİTAP BAŞINA DÖNMEK İÇİN TIKLAYINIZ!

BİR ÖNCEKİ Sayfaya dönmek için tıklayınız

BİR SONRA Kİ Sayfaya dönmek için tıklayınız

Özkan KARACA
Özkan KARACA HAYAT HİKAYESİ
ANLARIN PENCERESİNDE GÖRÜLEN
 
Yüreğimin pervazında sen esersin
Sözlerimin yaslarında sen dolarsın
Gözlerimin yaşlarında sen okunursun
Günlerimin dallarında sen açarsın
Vakitlerimin damlasında görülen
Hülyalarımın nemlerinde süzülen sen
 
Ruhumu kemiren, rüyalarımı semiren anımız
Anların penceresi kanlanarak dayanmış
Pencerenin uzaklığında görülen tanların dişleri
 
Yüreğim ezik, hislerim ezik olarak
Senin üzerine yapışan tozları ararım
Seninle olan mazinin şanlarını kalemime sorarım
Seni sahillerin dillerine hırsla vurarak sararım

 

DİKKAT ! BU BİLGİ TELİF ESERİ OLUP YAZARI VE YAYINEVİMİZDEN  İZİN ALINMADAN KULLANILMAMALIDIR

BİR ÖNCEKİ Sayfaya dönmek için tıklayınız

BİR SONRA Kİ Sayfaya dönmek için tıklayınız

  32

KİTAP BAŞINA DÖNMEK İÇİN TIKLAYINIZ!

BİR ÖNCEKİ Sayfaya dönmek için tıklayınız

BİR SONRA Kİ Sayfaya dönmek için tıklayınız

Özkan KARACA
Özkan KARACA HAYAT HİKAYESİ
KARARTMA GECELERİ
 
Benim hayallerimi boşa çıkardın
Kırgınlığımla kaldırımların boşluğuna düştüm
Anladım ki, sana olan sevgime
İhtiyacın yokmuş
Anladım ki, sevgini bir başkası için
Örmüşün
 
Karartma gecelerime yıldızlar düşer
Yıldızlar ellerimde sıcak olur,
Yas düşer
Rüyalarım gözlerime bıçak olur,
Kan düşer
Ayın yüzü avuçlarımda kor olur
Ruh ilimi ısıtan, can izimi ısıran
Geceler
 
Karatma gecelerimde
Karanlıklar gözlerimi yoklar
Beynimin süngerine karanlığı batırırım
Başımı emen yastıklar
Karatma gecelerimin sahibi olur
Kaç gecenin ölümcül soluğunu duydum
Senin karartında
Yüreğime acı vurdun
Geleceğin arazisine
Karartı gecelerinin
Sirenini duyurdun

 

DİKKAT ! BU BİLGİ TELİF ESERİ OLUP YAZARI VE YAYINEVİMİZDEN  İZİN ALINMADAN KULLANILMAMALIDIR

BİR ÖNCEKİ Sayfaya dönmek için tıklayınız

BİR SONRA Kİ Sayfaya dönmek için tıklayınız

 33

KİTAP BAŞINA DÖNMEK İÇİN TIKLAYINIZ!

BİR ÖNCEKİ Sayfaya dönmek için tıklayınız

BİR SONRA Kİ Sayfaya dönmek için tıklayınız

Özkan KARACA
Özkan KARACA HAYAT HİKAYESİ
GÖLGENİN İZLERİNDE...
 
Yine yapayalnızım bir sokak ortasında
Kimsesiz sessizliğine çekilen oltasında
Yürüyorum, kanlı dilin hüzün sayfasında
Gecenin ışıklarından kaçarak izbelerin arkasında
 
Varlığıma çekilen karanlık bıçak
Sevdanın yüreğine akan gözlerim sıcak
Duygularıma vuran sözlerin
Aklımın süngerine hep saplanacak
Süngeri içerek, düşleri iterek
Ağlıyorum kendimden habersiz
Yürüdüğüm çığlıklar ayaklarıma batacak
Sen ise beyaz bulutların ardında
Yağmurunu üzerime atacaksın
Günlerin elleri, güzlerin dizleri
Senin gölgenin izlerine bakacaktır

DİKKAT ! BU BİLGİ TELİF ESERİ OLUP YAZARI VE YAYINEVİMİZDEN  İZİN ALINMADAN KULLANILMAMALIDIR

BİR ÖNCEKİ Sayfaya dönmek için tıklayınız

BİR SONRA Kİ Sayfaya dönmek için tıklayınız

 34

KİTAP BAŞINA DÖNMEK İÇİN TIKLAYINIZ!

BİR ÖNCEKİ Sayfaya dönmek için tıklayınız

BİR SONRA Kİ Sayfaya dönmek için tıklayınız

Selma GÜRSEL

Selma GÜRSEL HAYAT HİKAYESİ

BEZELYE
 
1,5 kilo kabuklu bezelye
200 gram et
1 baş kuru soğan
1 fincan zeytinyağı veya 1 kaşık tereyağı veya margarin
1 yemek kaşığı salça
İstenildiği kadar tuz ve baharat
Kemiksiz et kuşbaşı şeklinde doğranır. Alınan bezelyeler ayıklanarak içleri çıkartılır. Çıkarılan bezelyeler iyice yıkanarak süzgeçten geçirilirler. Bir tencereye et ve kuru soğan doğranır ateşin üzerine konulur. Et biraz ateşte çevrilir üzerine sıvı yağ dökülür istenirse tereyağı veya margarin konulur. Karışım hafif kızarana kadar haşlanır. Salca ilave edilerek karıştırılır bezelyeler bu tencereye ilave edilerek istenilen kadar tuz ve baharat ilave edilir daha önce hazırlanmış olan sıcak su ile bezelyeleri kapatacak kadar su konulur kısık ateşte pişirilerek tabağa alınır etrafına roka, maydanoz gibi yeşilliklerle süslenerek sıcak servis edilir.

 

DİKKAT ! BU BİLGİ TELİF ESERİ OLUP YAZARI VE YAYINEVİMİZDEN  İZİN ALINMADAN KULLANILMAMALIDIR

BİR ÖNCEKİ Sayfaya dönmek için tıklayınız

BİR SONRA Kİ Sayfaya dönmek için tıklayınız

 35

KİTAP BAŞINA DÖNMEK İÇİN TIKLAYINIZ!

BİR ÖNCEKİ Sayfaya dönmek için tıklayınız

BİR SONRA Kİ Sayfaya dönmek için tıklayınız

Üzeyir Lokman ÇAYCI

Üzeyir Lokman ÇAYCI HAYAT HİKAYESİ

AVRUPA TOPLULUĞU ÜLKELERİNE BAKIŞ
Domates aldım, kazık gibi... Hormonlu yani! Bıçak dahi kesmiyor.
Kendi kendime dedim :
-Önce matkapla del, sonra içine dinamit yerleştir, patlat, parçalansın afiyetle ye!
30 YILLIK GÖRÜNTÜ
Avrupa’da «€» para birimi ile ortaya çıkan ekonomik baskılar;  halka hayat pahalılığı, işsizlik, ücret düşüklüğü olarak yansıdı. Bunlar her yıl çözümsüz kaldığı için gelişerek sorunları körükledi. Bu Avrupa’nın görünen bir yüzü... Diğer yüzlerindeki olumsuzluklar ise sayısız problemler olarak toplumlara yansıyor.  Yabancıların maruz kaldıkları durumlar ise içler acısı bir görüntü arz ediyor. Yani Türkiye’ye veya Türkiye benzeri ülkelere söz söyleme hakkını elde edenlerin kendi kendilerini denetlemekten kaçtıklarını belgelerle ve örneklerle ortaya koyabiliyoruz.
İş yerleri yöneticilerine verilen sınırsız yetki, dilediklerine istedikleri ücreti vermek, dışlamak istediklerinin ise ücretlerini dondurmak hatta düşürmek gibi adil olmayan görüntüleri körükledi.  Bu kontrolsüzlüğün tacizleri ve baskıları artırdığı gibi bunlara paralel olarak iş kazalarını, meslek hastalıklarını da tetikledi. Patron ya da yönetici baskılarıyla hastalananların sayılarının azımsanmayacak boyutlarda olduğu da bilinmektedir. Tecrübeli kadroların dışlanmaları veya horlanmaları, kendilerine yakın ve kendi seçtikleri tecrübesiz kadroların söz sahibi olmalarını sağlamaktadır. Bu uygulamalar, geleceğe olumsuzluklar taşıyacak şekilde iş kalitesini ve üretim seviyesini de olumsuz etkilemektedir.
Bir örnek olarak, 14 yıldır maaş artışı yapılmayanlardan biriyim. Bu süre içerisinde oturduğum evin kirası ve elektrik, su parası gibi gider tutarları katlanarak arttı. 60 yaşına gireceğim ağustos ayı sonunda emekli olursam verilecek emekli aylığımın ise 386€80 olacağı bana bildirildi. Her ay ödemek zorunda olduğum kira ücreti ise 581€08’dir. Alacağım emekli maaşının hepsini versem dahi ev kirası için 194€28’lik borcumu nasıl ödeyeceğime ve hayatımı nasıl sürdüreceğime dair her hangi bir ilgi gösterilmediği gibi, yol gösterici bir açıklama da yapılmamaktadır.  İşte Avrupa’daki sosyal adalet!... Bu sebeple bu yıl oy vermedim. Avrupa topluluğunun halk desteğini kaybetmesi de bu görüntü altında gelişerek sürecektir.
T.C. Anayasasının 62. Maddesinde geçen «yabancı Ülkelerde Çalışan Türk Vatandaşları hakkındaki ifadeler» başlıklı «Devlet, yabancı ülkelerde çalışan Türk vatandaşlarının aile birliğinin, çocuklarının eğitiminin, kültürel ihtiyaçlarının ve sosyal güvenliklerinin sağlanması, anavatanla bağlarının korunması ve yurda dönüşlerinde yardımcı olunması için gereken tedbirleri alır.» hükmü, gerektiği şekilde takip edilip uygulanıyor mu?
Bu yansımaların son seçimlerdeki bazı ülkelerdeki derinliğini görmek ise zor değil :
2009’da Almanya’da katılım oranı :  % 43.3...   1979’da bu oran  % 65.73 idi.
2009’da Portekiz’de katılım oranı : % 37.05
2009’da Hollanda’da katılım oranı : % 34.8
2009’da Çekoslavakya’da katılım oranı : % 27.84
2009’da Romanya’da katılım oranı : % 27.21
2009’da Litvanya’da katılım oranı : % 20.88
2009’da Slovakya’da katılım oranı : % 19.64
Bu durumu bugüne kadar topluluk ülkelerinde en çok katılımı olan Belçika’da dahi son seçimde % 85.86 oranında görüyoruz. Daha önceki seçimlerde bu oran hiç %90’ın altına düşmemişti. 1979 yılında katılım oranı bu ülkede % 91.36 idi.
1979 yılında  9 üye ülkeyle, katılım oranı % 61,99 Almanya, Fransa, İtalya, Hollanda, Belçika, Lüksemburg, İngiltere, Danimarka ve İrlanda
1984 yılında 10 üye ülkeyle, katılım oranı % 58,98 Almanya, Fransa, İtalya, Hollanda, Belçika, Lüksemburg, İngiltere, Danimarka, İrlanda ve Yunanistan
1989 yılında 12 üye ülkeyle, katılım oranı % 58,41 Almanya, Fransa, İtalya, Hollanda, Belçika, Lüksemburg, İngiltere, Danimarka, İrlanda, Yunanistan, İspanya ve Portekiz
1994 yılında 12 üye ülkeyle, katılım oranı % 56,67 Almanya, Fransa, İtalya, Hollanda, Belçika, Lüksemburg, İngiltere, Danimarka, İrlanda, Yunanistan, İspanya ve Portekiz
1999 yılında 15 üye ülkeyle, katılım oranı % 49.51 Almanya, Fransa, İtalya, Hollanda, Belçika, Lüksemburg, İngiltere, Danimarka, İrlanda, Yunanistan, İspanya, Portekiz, Avusturya, İsveç ve Finlandiya
 2004 yılında 25 üye ülkeyle, katılım oranı % 45.47 Almanya, Fransa, İtalya, Hollanda, Belçika, Lüksemburg, İngiltere, Danimarka, İrlanda, Yunanistan, İspanya, Portekiz, Avusturya, İsveç, Finlandiya, Polonya, Macaristan, Slovanya, Çekoslavakya, Estonya, Letonya, Litvanya, Güney Kıbrıs ve Malta
 2009 yılında 27 üye ülkeyle, katılım oranı % 43.09 Almanya, Fransa, İtalya, Hollanda, Belçika, Lüksemburg, İngiltere, Danimarka, İrlanda, Yunanistan, İspanya, Portekiz, Avusturya, İsveç, Finlandiya, Polonya, Macaristan, Slovanya, Çekoslavakya, Estonya, Letonya, Litvanya, Güney Kıbrıs, Malta, Bulgaristan ve Romanya
Düşük katılım oranı neyin göstergesi?
FRANSA’DA 30 YIL ÖNCESİ VE SONRASI
1979’da % 60.71
1984’de % 56.72
1989  % 48.8
1994  % 52.71
1999  % 46.76
2004  % 42.76
2009’da % 40.48
Ben yaklaşık 30 yıldır yaşadığım Fransa’da son on yıl içerisinde hayatın nasıl değiştiğini açık bir şekilde gördüm. Ben de bu zor şartları bizzat yaşıyorum. Uzun süre çalıştığım iş yerinde bir sendikanın temsilciliğini de yapmama rağmen gerek benim açımdan gerekse arkadaşlarım açısından işlerin iyiye gittiğini söyleyemem.
Yaklaşık 10 yıl önce 1 kilo domatesi yaklaşık 1,00 Frank ile 3,00 Frank arasında bir fiyatla satın alırken bugün bunu 3€ 00’ya kadar bir fiyatla satın alamamaktayız. 1€00’nun değerini 6,55 Frank olarak ele aldığınız zaman, 1€00’ya domates alsanız bile Frank karşılığında tam 6,5 kat daha fazla para ödemiş olacaksınız. 3€00 olunca vereceğiniz para 19,00 Frank’ı bulmaktadır. 19 misline çıkan bir fiyat artışını Avrupa’da insanlar nasıl karşılayacaklar? Hal böyle iken eğer maaşınız da düzenli artmıyorsa işiniz felaket demektir. Gerçeklerin ifade edilmesinde bu da her şeyi olduğu gibi yansıtmıyor.
Geçmişte 300 000 Frank karşılığında ev sahibi olanlar aynı eve 300 000 € vererek sahip olma durumuna düşürüldüler. (Yani 1.900 000 Frank seviyesine dönüştürüldü)
Hani Türkiye’den görülen tozpembe Avrupa ile bizim içinde yaşadığımız Avrupa birbirinden birçok konuda oldukça farklı, gerek insan hakları açısından gerek değerlerin korunması açılarından hiç de göründüğü gibi değil. «Euro» ile zenginler iyice zenginleştiler. Paraları varlıkları değer üzerine birçok defa katlanarak değer kazandı. Fakirler, daha da fakirleştiler. Orta tabaka ortadan kalktı. Paris çevre yolu kenarları ve köprü altları evsizlerle, kimsesizlerle dolup taşmaya başladı. Karavanlarıyla gelen yoksullar ya da Çingeneler büyük mağazaların park yerlerini ikamet alanı olarak kullanmaya ve gelen giden müşterilerden para veya yiyecek dilenmeye başladılar. Araçların kilitleri kırılarak yapılan hırsızlıklar yoğunlaştı. İnsanlar hayat pahalılığının yanında bir de uğradıkları saldırıları ya da zararları gidermek için de masraf yapmaya başladılar.
Siyasetçiler uluslar arası toplantılarda bu gerçeklere sırtlarını dönerek her şeyi güllük gülistanlık gibi göstererek nutuk atmayı sürdürdüler.
Şimdi ucuz emekle dışarıdan getirilen kalitesiz ürünler, genleriyle oynanmış sebze ve meyveler Avrupa pazarlarında denge unsuru olarak yerlerini alıyor. Boyası kanserojen olan giysiler, oyuncaklar, zararlı katkı malzemeleriyle üretilmiş mamullere rağmen alan memnun satan memnun hesabıyla bu görüntü sürdürülüyor. Bu manzarayı oburlaştırılmış şişman çocuklarda, vücut hatları orantısız olan insanlarda, güvercinlere kadar evcil hayvanlarda dahi görebiliyoruz. Yani para değer olarak insanın önünde yer aldı. Kapitalizm hassasiyetleri budayarak, eriterek hatta yok ederek varlığını pekiştiriyor. Yarınlarda kendi kendilerini kontrol edebilecek akıl sahiplerini bulabilmek ise oldukça güç olacak.
Özgürlüğün ve demokrasinin kepenkleri indirilmiş, sömürünün gücü ise artırılmıştır. Ahlak, dostluk, dayanışma, kardeşlik ve insanlık gibi ulvi değerlerin yerine çıkarcılık, menfaat ve bencillik getirilmiştir.
Bu durum Avrupa ile işbirliği içerisinde olan bütün ülkeleri de insanları da olumsuz yönde etkiliyor.
Avrupa ve ABD sevdalısı birisinin: «Memleketi bir çift kadın memesine satarım» sözü bu anlamda ele alınırsa olumsuzluklara bir örnek olacak!
2008 yılında, daha Avrupa topluluğuna girmeden taze fasulyenin fiyat artışı Türkiye’de bugün %221 oranında! Eğer Türkiye bu topluluğa girerse, o zaman € ile fasulye Türkiye’de sarraflar tarafından satılacak.
Daha Avrupa Birliğine girmeden Türkiye’de AKP yönetiminin basiretsiz uygulamalarıyla bir çok kurumun, değerin ve anlayışın çöktüğünü görüyoruz.
Türkiye’de KDV tezek için  %18, fakirlerin simiti için %8 oranında alınırken, zenginlerden pırlanta, yakut ve inci için alınmıyor. 
Bir soru: Türkiye Avrupa birliğine girebilecek mi?  Cevabın birincisi Avrupa’daki halkların düştüğü durumda ve oylarıyla bu topluluğa bakışında gizli. İkinci husus ise gelecekte birçok unsur bombeleşerek, şişerek, farklılaşarak, değişerek kendi kendine değişik şartlar oluşturacak ve Türkiye asla giremeyecek.
Paris, 07.06.2009
Selam ve sevgilerimle!
 
Üzeyir Lokman ÇAYCI
İç Mimar – Endüstri Tasarımcısı
55, rue Louise Michel
78711 Mantes la Ville
FRANCE

DİKKAT ! BU BİLGİ TELİF ESERİ OLUP YAZARI VE YAYINEVİMİZDEN  İZİN ALINMADAN KULLANILMAMALIDIR

BİR ÖNCEKİ Sayfaya dönmek için tıklayınız

BİR SONRA Kİ Sayfaya dönmek için tıklayınız

 36

KİTAP BAŞINA DÖNMEK İÇİN TIKLAYINIZ!

BİR ÖNCEKİ Sayfaya dönmek için tıklayınız

BİR SONRA Kİ Sayfaya dönmek için tıklayınız

Üzeyir Lokman ÇAYCI

Üzeyir Lokman ÇAYCI HAYAT HİKAYESİ

KURMAY ALBAY BEDRETTİN BİNYILDIRIM

ÖNSÖZ

 

Çukurova Kahramanları ve Öğretmen Süruri başlığıyla başladığım yazılarımı, oldukça uzun olması sebebiyle Kurmay Albay Bedrettin Binyıldırım başlıklı bölümünü ayırmak zorunda kaldım. Burada aktardıklarımı yazarken aklımdan çok şeyler geçti. Birçoklarımızın geçmişleriyle veya en yakın çevreleriyle ne kadar ilgili olduklarının sorgulanması gerektiğini de düşündüm.  Geriye dönüp bakmayı aklımızdan geçirmediğimiz anlarda neleri kaybettiğimizi hangi insani fırsatları kaçırdığımızı hiç düşündük mü veya düşündünüz mü?
Bakışlarımızı, değerlendirmelerimizi hangi ölçülerle sınırladık ya da sınırlandırdınız?
Hiç beni veya bizi arayıp sormayı aklınızdan geçirdiniz mi?

BUGÜNKÜ YAŞANANLARIN BENZERLERİ GEÇMİŞTE DE YAŞANDI

 

Ögretmen Süruri, o zaman Kamışlı’da görev yapan Nahiye Müdürünün rüşvet alarak halkı mağdur ettiğini Atatürk’e bildirdi. Atatürk fazla vakit kaybetmeden rüşvet alan Nahiye Müdürünü görevden alarak bir başka kişiyi Nahiye Müdürü olarak gönderdi. Görevden alınan Nahiye Müdürü Kamışlı’dan ayrılmadı. Gelen Nahiye Müdürü’ne:
-Burada bir öğretmen var. Çok tehlikeli birisi! Mustafa Kemal ile oldukça yakın ilişkisi var. O varken senin de burada rahat görev yapamayacağını tahmin ediyorum. Dedi. Nahiye Müdürü, görevden alınan meslektaşına:
-Sen bu konuda hiç endişelenme. Onunla önce güzel bir ilişkiye girerim. Sonra onun anasını ağlatırım. Dedi. Her ikisi anlaşarak Öğretmen Süruri’ye bir tuzak kurdular.  Öğretmen Süruri Bor ilçesi, Kayabaşı bölgesinde kayalardan faydalanarak bir ev inşaatına başlamıştı. Zaman zaman ev yapılırken kendisi de bizzat çalıştı. Ev tamamlanmak üzere iken kendisi için hazırlanan tuzakla yatağa düştü. Ayağa kalkamayacak hale geldi. Kamışlı’dan Bor’a getirildi. Yaptırdığı evde acılar içerisinde kıvranırken eşi Hatice Hanım’a :
-Hatice beni bu hale Kamışlı’da görev yapan iki Nahiye Müdürü düşürdü. Eğer ölürsem sakın oraya bir daha uğramayın. Düşmanla savaşırken kazandık ama, içimizdeki düşmanı fark edemedik! Dedi. Bu konuşmasından bir gün geçmeden  17.01.1935 tarihinde otuz sekiz yaşında hayata gözlerini yumdu.
Hatice Hanım ikisi erkek, dördü kız olan altı çocuğuyla başbaşa kaldı. Gönderdiği fidanlar Niğde’de büyüdü, koskoca birer ağaç oldu. Oğlu Bedrettin’in tekâmül ettiğini de göremedi.

 

HAYATI SORGULUYOR.
Bedrettin hatıra defterinin ilk sayfasına yeşil yazılarla : «Dünya denen bu fani boşluk içerisinde bir hiç makamında bulunan, kainatın tadını, Allah denilen ulu mevhumun yarattığı, zevk ve ihtiraslarını bozan biz insanlar bilmiyorum niçin ve nasıl türedik? Zevk ve türlü türlü ihtiraslar peşinde koşan, menfaatlerimizi koruyan, nefsimiz uğrunda can veren hep bizler değil miyiz? Çalışan bir vücut, işleyen bir dimağ, yüksek bir görüş. Bu semboller nasıl oluyor da insana cihangirhane bir devlet kazandırıyor?! Kazanan, yaratan, büyülten yine bizleriz ve nasıl oluyor da, büyüyen bu devlet ve çalışan o sağlam vücut yok oluyor, nereye gidiyor o?!...
Ve nihayet.. “gençlik!” Bu nasıl bir şey? Hayat ve tadı bu mudur? Yolsuz hareketler, fena fikirler, takip edilen fena yollar; hülasa bütün coşkunluk?.
Dürüst yol, doğru iş; muntazam vazife, temiz bir kalbin nihayet kazandığı parlak bir istikbal! Cümlelerimin sonunda kıvrılan istifhamlar ne?
Sevgi.. ve sevilme. Nasıl bir şeydir acaba o aşk?
Zannedersem şuracığa kaydettiğim, şu birkaç satırcık, anlatıyor ki hayatın boş ve fani olduğunu, insanların da bu fanilik içerisinde dönüp duran köksüz bir hava olduğunu!.
Şimdi bütün heyecanların verdiği sonsuz bir ıstırapla ve belki de bunun aksi olan bahtiyarlık içerisinde hatıralarıma başlıyorum demektir! Halimin meçhul olduğunu söylüyorum... Evet, çünkü hayatın sonu meçhuldür de onun için!
Nihayeti henüz meçhul olan bir istikbalin birazcık olsun mazisinden bahsederek, içimdeki duygularımı şu defterime aksettirebilirsem herhalde bahtiyarım!
Bu hatıra defterini bir daha hiç arayamayacağı bir sürüklenişte olduğunu da fark edemeyecekti Bedrettin. Bir tandır başında yakılacaklar arasında bu defterin de olduğunu bilmediği gibi...
Defterinin dördüncü sayfasında :
“Bundan 19 yıl evvel, şubat ayının karlı ve fırtınalı bir gecesinin saat 10’unda Tarbaz’da  (Darboğaz’da) dünyaya gelmişim. Aradan seneler geçti... İlk tahsilime 6 yaşında Akifiye’de (1) başladım. Ve Pozantı’da 1932 – 1932 senelerinde devam eden ilk tahsilimi pekiyi derece ile tamamladım.
Okumaya karşı istidadım ve bilhassa askerliğe karşı göstermiş olduğum temayül çok fazla olmakla beraber, memleketimde orta mektebin bulunmaması ve Askeriyeye geçememem manen beni çok sarsmış olacak ki, evde kendi kendime çalışırken çok defalar ağladığım dakikaları çok iyi hatırlıyorum. Nihayet o sene Niğde’de okumam kararlaştırıldı. 1933 – 1934 döneminde Orta mektebe kaydoldum. Ve o sene pekiyi dereceyle sınıfımı geçtim.”
08.02.1934 tarihinde Niğde Ortaokul Müdürü, Öğretmen Süruri Binyıldırım'a Kamışlı’da görev yaparken, oğlu Niğde Ortaokul ikinci sınıf, 112 numaralı öğrencisi olan Bedrettin Binyıldırım’dan da bahseden bir mektup gönderdi :
Öğretmen Süruri Binyıldırım'a !
Efendim!
Mektubunuzu aldım. Çocuğunuzla alâkadar oluşunuz şayanı memnuniyettir.
Bedrettin efendinin hiç zayıfı yoktur. Ders ve vazifesine dikkat ve ihtimam eder. Ahlâk ve terbiyesi de mazbuttur. Geldiğinizde daha tekâmül etmiş göreceksiniz. Sene nihayetinde sınıfını ikmalsiz geçebileceğini de zannediyor ve ümit ediyorum.
Bu vesile ile sizden bir şey rica edeceğim. Her halde Niğde’ye ve mektebimiz için düşündüklerimin tahakkuku için yardımınızı esirgemeyeceğinizi umarım. Mektebin avlusuna biraz fidan dikeceğim. İşe yarar çınar, ıhlamur fidanı o civarda bulmak mümkün müdür? Bir amele günde kaç tane çıkarabilir? Bir hayvana kaç tane yüklenebilir? Hayvan kirası kaç kuruştur? Kısası bir fidan buraya kaç kuruşa mal olabilecektir? Lütfen bir mektupla acele bildirirseniz çok memnun kalacağım. Bilvesile karşılıklı saygılarımı sunarım efendim.
 
Niğde Ortamektep Müdürü
Niğde, 08.02.1934
imza
 
Öğretmen Süruri, vakit kaybetmeden bütün imkanlarını kullanarak Niğde Ortaokul Müdürü’nün isteklerini ulaştırdı.
Bedrettin Binyıldırım defterinin beşinci sayfasında ise acılarını dile getirir :
“Ertesi sene ailevi vaziyetim arasındaki bozukluk beni çok sarsmıştı! Buna yegane sebep Beybabamın hasta olması ve el’an hastalığının devam etmesiydi. Nihayet bu kıymetli atamı, 16 -17 Kânunsani 1935, (17.01.1935) Çarşamba gününün saat 03.30’unda kaybettim. Artık öksüzlük halkasını Tanrı benim de boynuma geçirmişti! Zamanla, babaları olan arkadaşlarımı gıpta etmeye başladım. Öksüzlüğün verdiği acı, diyebilirim ki ailem arasında yegane bana çok büyük tesirini yaptı! Sönmez ve sönmeyen derin yaralar açtı! Artık, benim için yegane lazım olacak şey ancak çalışmaktı.
Çalışmak ve okumak... Fakat, nasıl? Daha ilerisini yazmak istemiyorum, biliyorum.  Yazılarım beni tahrip ediyor. Üzüntüm, tekrar mazinin derin yaralarını açıyor! Oldukça kısa ve belki de kısmen acısız olarak yazmak istiyorum. Acılarımı tekrar hatırlamak. Bana sanki tekrar o anları yaşatıyormuş gibi geliyor! 1935 –1936 ders senesi nihayetinde orta mektebi pekiyi derece ile bitirdim. Muallimlerimin tavsiyesi okumamı sürdürmem üzerine oldu! Fakat, nasıl okumak, nerede ve ne için?  İşte bunlar zaten kalbimde öteden beri yer almıştı! Askerliğe karşı ruhumda taşan bir sevgi ve buna  beni sürükleyen belki kuvvetli bir azim ‘Maltepe Askeri Lisesi’nin’ koynuna attı!
İşte bu tarih: 30 Ağustos 1935. Artık şanlı Maltepe’nin havasını teneffüs ediyorum. Az bir zaman sonra zatülcenp (2) hastalığına yakalanmam nedeniyle altı ay hava tebdili ile Bor’a gitmeme sebep oldu. Şuracığa kadar yazdığım kısım hatıralarımın çok az ve kısa olan bir parçasıdır. Asıl maksadım, hatıralarımın heyecanlı olan bahsini anlatmamdır. İşte bu kısım ki 1936 senesinin baharında başlayan ve defterimde esaslı yer alan “Baharımın Çiçeği” serlevhasıyla başlayan hatıralarımdır.”
Bedrettin Binyıldırım annesinin gayretleriyle tahsilini sürdürdü. Osmanlıca ve Kur’an-ı Kerim bilgisi de  oldukça iyiydi.

BEDRETTİN BİNYILDIRIM’DAN : «BAHARIMIN ÇİÇEĞİ»

Hatıra defterinin altıncı sayfasında bahsettiklerine bakalım:
“Ruhumun coşkunluğu, kalbimin heyecanları herhalde şimdiden sonra başlamış olacak! Hayatı şimdiden sonra anlamış olacağım ki ‘Baharımın Çiçeği’ hakkında duyduğum hissiyatı aynen şu defterime yazabiliyorum!
Hatırladığım şey: Yalnız hatıralar.Düşündüğüm nokta, yegane istikbal!.
Kalemim durmadan yazmak istiyor şimdi.’Esmer güzeli’ bir kızın sevgisiyle yanan bu kalp daha neler neler anlatacak!”
Bedrettin Binyıldırım aslında kendisini geçmişten ve yaşadıklarından koparacak olan bir başlangıcın üzerindeydi. Bor’da başlayan bir aşk ona sıkıntılı anlar yaşatacaktı. İstanbul da onu kendi özellikleriyle bir güvercin gibi havalandıracaktı.

MALTEPE’DE

Bedrettin BİNYILDIRIM’ın İstanbul’da Askeri okulda tahsil yaparken bir kıza aşık olmasını annesi Hatice Hanım tahsiline engel olur düşüncesiyle  olumsuz karşıladı.  Bedrettin ise,  bu anlarda bir hatıra defterine içindeki duyguları günü gününe aktarmaya devam etti.

BEDRETTİN’İN 1936 YILINDA DEFTERİNE YAZDIKLARI

“Temmuz ayının Pazartesi günlerinden birindeyim. (Bor’da) bağda bulunuyoruz, büyükannem de bizimle beraber. O gün olacak eğlencelerden birinde davetliydim. Her zaman olduğu gibi yine erkenden kalktım. Seherin verdiği zevk, kimsesizliğin verdiği ıstırap yine beni şehre doğru sürüklemekte. Ağır adımlarla ilerliyorum Bor’un bağlar yolunda! Daha birkaç ay evvel, mektebin sıralarından muhayyelemde yaşattığım ‘Çiçeğime’ ben de işte böyle rastladım! Açılmış bir kapı, içerde küçük bir bahçe ve birkaç merdivenle çıkılan tek bir oda. Bu odanın kapısı önünde oturan Salih Bey amcam! Yürüdüğüm yoldan geri döndüm! Demek o buradaydı. Ben azap ve yalnızlığın acısıyla inlerken o buraya zevk için mi gelmişti? Fakat; belki hayır! Asabımın gerginliği, kalbimin artan heyecanları nihayet beni içeriye doğru itti. Gittim. Yaklaştım bey amcama! Sonra kaim validesine ve daha sonra teyzeme. Uzanan elleri hürmetle öptüm! Fakat, henüz ortada o, ‘çiçeğim’ yoktu! Az bir zaman ve belki de birkaç saniye sonra onu da gördüm. Gözlerim, baygın gözlerinin ta derinliklerine bir an dalmış ve bu zaman zarfında bütün vücudumun ürperdiğini iyice tasavvur ediyordum o an!.. (...) İşte sarhoşluk, işte o anın yaşatmış olduğu tesir, kalbimden kopardığı bir bağla onu bana bağlamıştı!
Mekteplerin açılma zamanı gelmişti artık! Anneciğimin ellerinden, kardeşlerimin gözlerinden öperken göz yaşlarımı akıtıyordum! Tren gece gelecekti. Tekrar eve dönmüş ve Halil efendi dayımlarda kalmıştım.Uyuyamadım, uyuyamıyordum ki! Beklenen zamanlar çabuk gelir derler. Şehir, her şey uykuda! Ben trendeyim şimdi. 1936 - 1937 ders yılı. Maltepe’nin ikinci senesinin havasını teneffüs ediyorum.
20 Temmuz. Bor’a gitmek için hazırlandım. Nihayet 21 Temmuz sabahı yoldayım. Tren ona, onun yaşadığı topraklara doğru yaklaştıkça sonsuz bir neşe içerisindeyim gibi seviniyor ve bir çocuk gibi çıldırıyorum! Ah! Tanrım, onu ne kadar çok seviyorum ben!
Ertesi akşam saat 06.30’da Bor’a indim. Annem, kardeşlerim ve akrabalar tarafından karşılandım.”
“Maltepe’de 18.04.1939 tarihinde bizzat kendisi “Beyamcacığım” başlığıyla bir mektup yazarak mektubun sonunda “sizden bugün kerimeniz Hikmet hanımı istiyorum” diye bir ifadeyle evlenme isteğini duyurdu. Bu hatıra defterinin 72.  ve 76. sayfaları arasında yer aldı. 9 Mayıs 1939 tarihinde naklettikleri ise umutsuzluğunu aksettiriyordu. (...)
“Ve şimdi ben; başka bir ruhta tüten,  başka bir kalpte yer alan insanım! Hikmet, beni affet demiyeceğim sana! Çünkü sen, kendi günahını kendi kabahatinle ve kendi mukadderatını  kendi elinle karalayan masum bir kızsın!  Ve bundan sonra hatıramı yazmayacağım, çünkü bu kudret senin ihmalkârlığınla sönmüştür yavrum!... Şimdilik Allah’a ısmarladık ve SON = “
7/8 Haziran 1939 tarihinde son üç sayfanın sonuna yazdıkları ise:
“Yarın istikbalde, yine maziye karışan bu anlar sana  neler hatırlatacak ve arkada kalan şimdiki mazi sana neleri gösterecek? İstikbalde “Baba” olduğun zaman aynı aşkın safhalarına düçar olan  evlâtlarına ne söyleyecek ve nasıl  yol göstereceksin? İşte onlara da istikbal! İstikbal olunca tayin olacak! O halde şimdilik ümit ve yine ümit!”
Şeklinde onu tekrar hayata bağlıyordu.
Yanmak üzereyken kurtardığım dört defterden alıntılar yaparak aktardığım konuların geleceğe ışık tutacağını biliyorum.
OKUDUKLARI VE YAZDIKLARI
 
Gerek okuduğu kitapların etkisinde kalarak, gerek kendisinin mavi gözlü oluşu çevresindeki kızların kendisine gösterdiği ilgi onu bir hâyâl âleminde uçuyordu. Hatıra defterinde yer alan «okuduklarım» başlıklı bölümde kendisinin aktardıklarına bakalım :
 
«Hayatımda ilk olarak okuduğum ve benim Üzerimde çok büyük etki yapan, romana karşı alâka uyandıran Tarih : Maltepe Askeri Lisesine girdiğim seneki 1936 - 1937 yılının başlangıcıdır. Bu roman «Sönen Işık» adlı güzel bir eserdir.
O tarihten beri okuduğum romanlar :
I - Sönen Işık (Heyecanlı)
II - Yaprak Dökümü
III - Çalı Kuşu
IV - Sevgim ve Izdırabım ( çok heyecanlı)
V - Bu kalp duracak (Bilhassa bu - 1 Ağustos 1937 Bor - "Bağda"
VI - Dikenli Çit (Hastayken 1937 Bor, güzel)
VII - Vahşi bir kız sevdim (heyecanlı)
VIII - Çöl aşkı (güzel)
IX - Yaban Gülü (çok güzel)
X - Canım Ayşe
XI - Gülün Babası Kim? (heyecanlı)
XII - Gizli Ağrı (heyecanlı ve hoş)
XIII - Son Gece (Hoş ve çok heyecanlı)»
 
İ. Bedrettin BİNYILDIRIM

ŞİİRLERİ

Gerek Hikmet Hanım’a duyduğu yakınlık, gerekse annesi Hatice Hanım’ın aşkına olumsuz bakması onu şiir yazmaya itti. Askeri Okulda göstereceği başarılarına aşkının destek olacağını haykırdı. Hatta sevgisini ön plana alarak “Sana” diye seslendi :


SANA

İstemem; gözlerin gülmesin bana
Sana layık olan bir asker değilsem!...

28.IX.1937
İ. Bedrettin

Sevgilisine ilk hitabını da şiirleştirerek ona yakınlığını katmerleştirdi. Hikmet Hanım da ona iyi cilve yaparak karşılık verdi. Yer yer ondan uzaktaymış gibi görünerek kendine iyice yakınlaşmasına zemin hazırladı...

TEMENNİ
"Ona ilk hitabım"

Ben ki, sessiz, habersiz gönül bağladım size,
Şimdi ne zaman dalsam, derim gözlerinize
Birdenbire ruhumu çılgın arzular sarar
Atılmak ister gibi karanlık bir denize!...

Düşündüğüm sizsiniz her gün her gece şimdi
Bu dünyada saadet siz demek bence şimdi
Ruhunuz eş olmazmış diyorlar, benim gibi
Size yalnız gönlünü veren bir gence şimdi?!...

Aczimi anlasam da yolumdan dönmem geri
Tuttunuz can köşemde hükmedecek bir yeri.
Bir kere gözlerime baksanız anlardınız
Sizin için kalbimde canlanan emelleri...

Bedrettin BİNYILDIRIM

Maltepe’de yankılananlar hatıra defterine yansıdı.

HATIRALAR

Yine bir zincir gibi kalbime düzüldünüz
Dimağıma ok gibi batan ey hatıralar...
Geçmiş maceralarınızla kalbime gömüldünüz
Benliğimi kurt gibi kemiren hatıralar!...

Maltepe, 2/3.III.1938
İ. Bedrettin BİNYILDIRIM
 


KALSIN MI?
"Onun için"

İçimde, ilk gördüğüm günden açılan yara,
Tam gönlümde beliren sızıyla kanasın mı?
Üzerini acıyla hayalle sara sara,
Hakikate bürünüp halâ kapanmasın mı ?

İlaçsız yaralarım gününü bekler gibi,
Ben de öyle sabırsız günlerimi bekledim.
Sende görünmedin ki, beyaz melekler gibi,
Dertlerimin üstüne biraz daha ekledin!...

Bana söz ver sevgilim, bekletme beni sakın,
Şu zavallı saf kalbim sözüne incinsin mi?
Şimdi sana pek uzak, gönlüme daha yakın
İçimdeki o yara durmadan kanasın mı?...

Bedrettin BİNYILDIRIM
Bor - 01.08.1937
 


Gerek Hikmet Hanım’ın cilveleri gerekse Annesi Hatice Hanım’ın baskıları onu zaman zaman ümitsizliklerin içine itti.

BU AKŞAM

Ufukta solarken kızıl çiçekler,
ürperen dallarda ölürken rüzgâr
Dedim ki, dönmeyecekler
İçimde bu akşam garip bir his var!...

Ürperen dallarda ölürken rüzgâr
Bilmem ki, ümitten niçin uzaktım?...
İçimde bu akşam garip bir his var!
Uzanan yollara hasretle baktım!...

Bedrettin BİNYILDIRIM


SAÇLARININ RENGİ

Kumral ipekten gibi akşamın solan rengi,
Neden bu gün herkesin canına can katıyor?
Her gün akşam gibi kır servilerin ahengi,
Dinle bak senin için ne kahkaha atıyor?...

Bak saçının rengine büründü al ufuklar
Güneş bile saçını önüne yaydı bu gün
Akşamın kokusundan süründü al ufuklar
Ay parlak ışığını gönlüme yaydı bu gün!...

İ. Bedrettin BİNYILDIRIM
İstanbul - 26.10.1936
2669 9/4


Kendi ölümünü düşündürerek sevgilisine göndermeler yaptı... Ölümün dahi ondan kendisini koparamayacağını duyurdu.

"H" SANA VASİYET

Sana vasiyetim bu, ölürsem de gam yeme
Ben giderken arkamdan sakın ağlayım deme...
Senden ayrı değilim, geçsem bile ademe,
Hayalimi karşında dikilmiş bulacaksın!...

Uçsun ufuklarında bulutlar yığın yığın,
Gölgesinde yattığım o viran mezarlığın,
Meyus olursan eğer yine aşkıma sığın
Baş ucunda ruhumu dikilmiş bulacaksın!...

İ. Bedrettin BİNYILDIRIM


YALNIZ SANA

Hayalinle uğraştım kimsesiz gecelerde
İnanki aşksız kalan ruhum derinden ağlar...
Kanatçığı kopmuş kuş gibi yerlere düşen,
Muammalı her sözün dertle kalbimi dağlar!...
Elem artık yaraşmaz, neşe yakışır bana
Taptım senin aşkına, taparım "yalnız sana"!...

İ. Bedrettin BİNYILDIRIM


Annesiyle sevgilisi arasında bulunduğu çaresizliği ifade etti...
ANNEME VE ONA!

On sekiz ay var ki senden ayrıyım,
Şu dertli kalbimi hasretim dağlar...
Neşeli geçmedi hiç bir tek ayım
Kalbimin içinde bir bülbül ağlar!...

O dertli bülbül de ötmedi bir gün,
Yanardı hasretle belki de her gün.
Birleşirde eğer bizler de bir gün,
Bu defa da kalbim sevinçten ağlar!...

İ. Bedrettin BİNYILDIRIM



Duygularıyla kendine bir yol aradı... Ayşe ile kıskandırmayı denedi.

AYŞE'YE VEDA

Ayşe, benim kalbimin güneşidir,
O; ne bir Çin güzeli, ne de bir Afrika zencisidir.

O benim hayatımdır, o benim eşimdir,
Ayşem, benim köyümün en güzel incisidir.

Ayrılırken öpmüştüm, o pâk alnını,
Örüyordu o zaman, o güzel saçlarını...

Ayşe benimdir, benim gülümdür,
O çağlar aşkımın şen bülbülüdür!...

İ. Bedrettin BİNYILDIRIM
İstanbul - 11.11.1936
 


SANA

Hiç bir zaman usanmam, seni sevmekle inan
İnan hiç bir an kanmam, gözlerine bakmakla...
Kıyamet derler olmaz, ne olur ki olmakla,
Mahvolsam da aldırmam vazgeçmem senden inan!...
Ebediyen mahvolmaz bende bu yüksek iman
Terlese de yorulmaz, yolunda bu asker inan!...

İ. Bedrettin BİNYILDIRIM




Duyguları düşlerini şekillendiren bir aşk hikâyesine dönüştü. Kendisini vereme yakalanmış ve yatağa düşmüş gibi hissetti.
Gördüğüm bir rüyanın hikâyesidir...

"H" İÇİN...

"Sevgilime hitaben"
Ağlayarak uyandım
Yine kalbim yanıyor ufukların rengiyle,
Senelerin hasreti bu akşamda dinecek.
Değişiyor güneşler yerlerini dengiyle
Çünkü, bu gün göklerden başka bir nur inecek...

Mevsimleri yenerek işte sana kavuştum,
Biraz sonra gözlerim gözlerine dalacak
Bir zamanlar hayale hapsedilmiş bir kuştum,
Şimdi artık o günler, hep mazide kalacak!...
- Anneciğim izin ver, sevgilimi göreyim
Kalbimdeki ateşle ona çelenk öreyim?...
Bir kaç günlük hayatım bu akşamda sararsın!...
Anne! şimdi gideyim... bırak sonra ağlarsın!?...
İşte ben gidiyorum.
- Sana, dur... dur diyorum...
Gençliğini öldürdün bir çılgının peşinde
Söyle oğlum, sen bana, ne kazandın eşinde?...
Bir sevgi mi, veremle bu gün seni öldüren,
Güneş gibi parlayan, gözlerini söndüren?!...
- Evet anne bir kadın benliğimi kemiren...

- Oğlum, sen bir çiçektin, bir kız bu gün soldurdu,
Benliğini kuruttu, kanına zehir doldurdu...
Melek gibi uyurken bile bile gelen kanı
Dudağının üstünde, titrediği her zaman
Ona "lanet" diyorum, lanet olsun o kıza
Gözleriyle aldatıp, sevgi çalan hırsıza...
- Anne, artık söyleme, ben her şeye alıştım
Ben de, bu gün yaşayan ölülere karıştım.
Uzaklardan seyretmek, öpmek onu gözümle,
Anne, bu da yasak mı, söyle bütün özünle?!...
- Bu arzun beni yensin,
Çünki, benim varlığım, emellerim hep sensin,
Seni görmek mükedder, sana vermek çok keder
Bu zavallı anneni belki bir gün yok eder...
Haydi oğlum dürbünle sevgiline eyi bak,
Son olarak başına uzaktan bir çelenk tak?!...
- Çok lütufkârsın anne,
Parçalansın veremden ciğerlerim, ona ne
Nedir ona, varlığım ihtirası önünde,
Dün altından bir taçtım bu gün hiçim gönlünde.
Belki, şimdi orada kahkahalar atıyor,
Belki şimdi, kalbinde başka bir genç yatıyor...
Son olarak göreyim, artık ona son olsun
Açılmamış aşkıma bu gün hicranlar dolsun...
Gözlerimden kıskandığım, hayatımla andığım,
O kız artık yalnız, yapa yalnız gidiyor.
Ah! ya Rabbim gidiyor, sevgisine kandığım
Bir günlük hayatımı bana haram ediyor...
Unutmuş o da artık, o da unutmuş beni,
Aramıyor gözleri eski şen günlerimizi,
İşitmiyor "ah!" ile inlediğim her demi,
Siliniyor gözümde ümidimde son izi!...
Bu gecede gülmedim, yandım ah! Tanrım yandım,
Hikmet için bu gün de ağlayarak uyandım!...

İ. Bedrettin BİNYILDIRIM
Bor, 15.08.1937

«Hakiki asker vatanına olan sevgisi gibi sevgilisini de kalbinde yaşatır!
Bedrettin Binyıldırım


İstanbul’da 12.10.1937 tarihinde aksettirilen bir şiirin boyutları oldukça farklı :

KULELİLER
I
Ne çapkın Kuleliler
Yollarda kız beklerler
Biraz fırsat bulunca
Hemen buse isterler...

II
Çok fiyaka yaparlar
Rugan kemer takarlar
Bir mafevk görünce
Sertçe selam çakarlar...

III
Bol paça giyerler
Şapkayı yana eğerler.
Bir güzel kız görünce
Pek çapkınca gülerler...

IV
Sokulsam hep yanına
Atılsam kucağına
O mağrur dudakların
Deyse dudaklarıma...

V
Biri bana yâr olsa
Aşkımla benzi solsa.
O kuvvetli kolları
Belime kemer olsa...

VI
Dinle beni Kuleli
Ey ruhumun emeli
Kaynıyor hep kanımız
Sizi sevdik seveli!...

İstanbul, Kandilli Kız Lisesi 11’rinci sınıf talebelerinden N° 306 Melâhat
Bedrettin Binyıldırım kendisine verilen bu şiiri de defterine kaydeder. Ve cevabı da gecikmez...
KANDİLLİ KIZ LİSESİNE BİZDEN CEVAP

I
Bize «çapkın» dediniz
Bunda kusur ettiniz.
Bol paça giymekle
Bize «külhan» dediniz...

II
Sizden bize yâr olmaz
Siz için benzimiz solmaz
Almak için bir buse
Günlerce yalvarılmaz...

III
Gel deseniz geliriz
Sevginizi biliriz.
Verirseniz bir buse
Memnuniyetle öperiz...

IV
Saçlarınız bukleli
Gözleriniz sürmeli
Dilinizden hiç düşmez
Sevdiğiniz Kuleli...

Kuleli Askeri Lisesi Talebelerinden Bedrettin Binyıldırım


Maltepe’den mezun olduktan sonra yazdığı bir şiirle örnekler vererek mesleğinin önemine ve kutsallığına işaret eder...
TÜRK SUBAYI

«Saygılarımla size»

Heyecana getirmek maksadıyla kalbinizi
Anlatmak istiyorum size mesleğimizi
İlk sözde söylüyorum Türk’ün karşılığını;
Türk, «asker» demektir ateşlidir onun kanı
Asker olan bu ulusun çekirdeği subaydır,
Onun yalnız biricik tek düşüncesi vardır.
O da : Her zaman yükselmek, yükseltmek fikridir,
Kalbinde yanan, vatan, millet ateşidir.
Herkesin gözü var bu dinç subaylarımızda
Yanmıyor vatanın aşkı, çünkü kanlarında
Cesaret, kahramanlık hep Türk subaylarında,
Bedeldir tek bir tanesi bütün cihana da...
İsterseniz bir parça tarihe bakalım
Ulu önderimizi göz önüne alalım...
Çarpışırken düşmanla Çanakkale’de
Bir mermi patladı kalbinin üzerinde...
Bir feryat işitildi etraftakilerden
O heybetli vücudunu çevirerek arkadan
«Sus asker duymasın bağırmayın her yandan»
Diyerek sakinledi heyecanlı kalpleri
Ve uzatarak elini bağırıyordu : «İleri!»
Olur mu bundan büyük mertlik o soğukkanlılık
Vatanın uğrunda budur, en yüksek canlılık!...
Anlatayım ikinci bir misal daha size:
İzmir’de Yunanlılar çıkmıştı önümüze,
«Venizelos yaşasın eğildik size»
Diye bağırtmak isterken hain düşman bize...
Fakat; bunu hiçbir Türk kabul etmemişti
İşte miralay Fethi Bey, «bağıramam» demişti.
Bunu duyan Yunanlı yerinden sıçramıştı
Süngüsünü göğsüne, kalbine saplamıştı!...
Onlar hep vatanın mert subaylarıdır,
Atatürk, İnönü en ön saflardadır!...
Anladınız mı «Türk Subayının» kıymetini,
Vatan uğrunda her an gösterir mertliğini...
Şimdi size bağırarak söylüyorum ben de
Maltepe’den mezun olarak hem de
Olacağız ateşli Türk subayı ilerde!...
Son sözümde söylüyorum, şunu unutmayın:
Zafer Türk Subay ve askerindedir anlayın...
Eğer anlatabildimse mevzuumu sizlere
Hürmetle eğiliyorum önünüzde yerlere!...

Bedrettin Binyıldırım


Annesine hitaben yazdığı bir şiirle içinde bulunduğu anı yansıtmaya çalışır...
ANNE

Daima peşinde çılgınca gezdim,
Ezildim, üzüldüm, canımdan bezdim.
Sen bana derdin de, inanmazdım,
Anladım sevda yalanmış anne!...

Keşke saçlarını öpmez olaydım,
Varımı, yoğumu vermez olaydım
Keşke el koynuna girmez olaydım,
Kıskançlık ölümden yamanmış anne!...

Kâh dilim varmaz kahpe demeğe,
Yıllarca kahrını çekmişim neye...
Sonra, gece gündüz sevgilim diye
Bağrıma bastığım yılanmış anne!...

Bedrettin Binyıldırım

ONA
Hatıralardan...

38 yılının uzun bir kış gecesi
Etrafı bürümüştü karanlığın perdesi...
Uzun uzun düşünürken gurbetin acısını
İşitir gibiydim yine ben o şakrak sesi!...

Biraz sonra gözlerim ta enginlere,
Gönlüm yine uçuyor, uçuyor mazilere!...
Gençliğim mi koşuyor bir hayal arkasında,
Halbuki gençliğim varıyor tarihlere!

O genç ki bir zaman durmadan çağlamıştı,
Ayrılık ateşiyle ta içten ağlamıştı;
Ilık bir yaz gecesi mehtaplı bir günde
Öperek ellerini; artık vedalaşmıştı!...

Şimdi artık bu hayal bir rüya oluyor,
Unutulan sevgili yabancı mı oluyor?!...
Feryatla inle gönül, feryat et sen gene
Acıyla geçti zaten 17 sene!...

İ. Bedrettin Binyıldırım
15 Ocak 1938

Bir askerin hakiki aşkı «vatanıdır!»
Zaruret içinde asker şahsi menfaat ve ihtiraslarını vatani duyguları için feda etmelidir!...
Asker; iradesini ve hürriyetini vatanına bağışlayan adamdır. «Atatürk» gibi...

Bedrettin Binyıldırım
 

 

BU MERT ADAM BENİM DAYIMDI
Annem Fatma Mürşide ÇAYCI dayım Kurmay Albay Bedrettin Binyıldırım Doğu Menzil Komutanlığında görev yaparken Kayseri’ye ziyaret için gitmişti. Ben dönüşte anlattıklarının hepsini burada nakletmeyeceğim. İnsan hayatının etrafında dolaşan büyücüler ya da kıskançlıklar bir kıskaç gibi ileride ne gibi engellere ya da takozlara zemin hazırlayacak bunu irdeleme iradesinin birilerinde yokluğunu söyleyeceğim sadece. Sevgi önüne konulanlar simsiyah ve belirsizlikler içinse eğer. Ucu koltuk değneklerine dayanarak yürüme zorluklarına kadar uzanır. Çocukların “Bugün cumartesi; Balık! Balık! Balık!” şeklindeki masum ve sevinçli anlarının unutulmadığı gibi, bunlar da unutulmuyor.
Yıllar geçti. Bedrettin Binyıldırım’la bir sabah Beşiktaş’ta buluştuk. Orada Adalet Partisi ilçe başkanı da olan Kadir Şeker’in “Şark Lokantası” ve “Şeker Piliç” isimlerini taşıyan iki iş yeri vardı. O sırada ben ev arıyordum. Dayım Bedrettin Binyıldırım’ın Kadir Şeker’le tanıştırmasıyla kiralık bir evi de bulmuş oldum. Ayrıca benim projelerimi çizebileceğim masa, ders çalışabileceğim sobalı bir yer de bana gösterildi. Dayım:
-Yeğenim daha olmazsa bu partiye üye ol, okulundan mezun oluncaya kadar da derslerine burada çalışırsın» dedi.
Devlet Güzel Sanatlar Akademisi’ne bağlı Uygulamalı Endüstri Sanatları Yüksek Okulu’nda tahsil gördüğüm sırada okul müdürü Endüstri Grafiği dersi öğretmenimiz de olan Prof. Namık Bayık’dı. Bölüm başkanımız Prof. Önder Küçükerman, stürüktür dersi öğretmenimiz Ertil Ayaydın, sanat tarihi dersimize Prof. Nermin Sinemoğlu, Endüstri tasarım tarihine Prof. Sadi Öziş vb. öğretmenlerimiz giriyordu. Öğretmenlerimizin her birisi çok değerli kişilerdi.
Dayımla görüşmemden bir gün sonra, müdür muavinimiz ve birinci sınıfta Edebiyat derslerimize de girmiş olan Sabit Ayasbeyoğlu beni odasına çağırdı. Bana önce bir şey söyleyeceğini söyledi. «Senin herhalde Göztepe’de oturan bir dayın var... Kurmay Albay?..» dedi. Ben de : «Evet... » dedim. «O dün ölmüş... Eşi ve çocukları bugün senin gelmeni istiyorlar...» dedi.
Ben bu haberden sonra bayılmışım. Okulumuzun bitişiğinde bulunan Mimarlık Yüksek Okulundan doktor çağırmışlar. Neyse ayıldıktan sonra yola koyuldum. Gittiğim de dayımın cenazesinin kaldırıldığını öğrendim. Yengem Hikmet Binyıldırım beni bir gün önce yani dayımın öldüğü gün aradıklarını söyledi. Orada akrabamız olan Seniha Hanım teyze de vardı.
Ben gelmeden önce acaba teyp kasetleri içerisinde dayım Kurmay Albay Bedrettin Binyıldırım’ın sesi var mı? diye araştırmışlar... Tesadüf ya, dayım bir yılbaşı gecesinde o zamanki TRT Genel Müdürü Musa Öğün’ü telefonla aramış. Bulamayınca orada bulunan görevliye hitaben : «Musa Bey’e salam söyleyin. Ben Kurmay Albay Bedrettin Binyıldırım... Televizyon yayınlarından dolayı kendisiyle görüşmek istemiştim. Biz Rusya’da mı yaşıyoruz? İngiltere’de mi yaşıyoruz? Amerika’da mı yaşıyoruz? Hani bizim kendi müziğimiz? Bu sözlerimi kendisine iletin!» Açık unutulan teyple, kasete bu sözler kaydedilmiş. Bana o gün bu sözler dinlettirildi.

 

 
Bedrettin BİNYILDIRIM ve kardeşi Mehmet Resai BİNYILDIRIM
Fotoğraf arkası :
Çok kıymetli Enişteciğim,
Halamın, senin abim ile birlikte ellerinizden öpmeye geldik.
Abim ablamın gözlerinden ben de ellerinden, yeğenlerimizin de gözlerinden öperiz.
26 Mart 1954
Mehmet Resai Binyıldırım

 

 

 

 
ÖĞRETMEN SÜRURİ BİNYILDIRIM
1897 yılında Bor’da doğan Öğretmen Süruri’nin babasının adı Hacı Mehmet Efendi, annesinin adı da Fatma idi. İlk evliliğini Hüseyin Efendi ve Esme Hanımın kızları Bor doğumlu Naziver Hanımla yaptı. İkinci evliliğini ise Raşit Efendi ve Aliye Hanımın kızları Bor doğumlu Nuriye Hanım ile yaptı. Üçüncü evliliğini ise Mehmet Efendi ve Habibe Hanımın kızları Filibe doğumlu Hatice Hanım ile yaptı.
Hatice Hanımla yaptığı evlilikten yedi çocukları oldu. İlk çocukları İsmet Bedrettin Binyıldırım’ın her ne kadar doğum yeri sonradan nüfus kayıtlarına Üsküdar olarak geçse de 10.02.1919 tarihinde Tarbaz’da (Darboğaz) doğduğu bir gerçektir. Bu bizzat kendi tarafından hatıra defterlerinde el yazısıyla doğrulandığı gibi bizzat annesi Hatice Binyıldırım tarafından da bana ve anneme de bahsedilmiştir. İki yıl sonra yani 1921 tarihinde ikinci çocukları Sadettin dünyaya gelmiş ve 05.03.1927 tarihinde vefat etmiştir.
Üçüncü çocukları 1922 tarihinde dünyaya gelince ona Öğretmen Süruri annesinin ismini de ekleyerek Fatma Mürşide ismini vermiştir. Dördüncü çocukları Feriha Asiye ise 11.03.1926 tarihinde doğmuştur. Beşinci çocukları Hasibe Mine de 12.04.1930 tarihinde doğmuştur. Altıncı çocukları Mehmet Resai de 18.04.1931 tarihinde dünyaya gelmiştir. Yedinci çocukları Mehriban Münire 01.10.1933 tarihinde doğmuş ve henüz bir buçuk yaşına girmeden 17.01.1935 tarihinde babası Öğretmen Süruri’yi kaybetmiştir.
Öğretmen Süruri’nin babası Hacı Mehmet Efendi, Bor’da eski bakanlardan Haydar Özalp’ın bağına yakın, Bentkavak denilen bölgede bulunan bağına rahatça giren bir hırsızın çaldığı üzümlerle çıkamadığını şehir merkezindeki evinden manen fark edebilecek bir inanç düzeyinde olduğu olayın şahitleri tarafından dile getirilmiştir. Bunlardan biri de Mehmet ÖNOĞLU’dur. Öğretmen Süruri’nin babası Hacı Mehmet Efendi, babası Abdi Hoca gibi saygıyla anılan insanlar arasında olduğuna dair bize kadar çeşitli bilgiler ulaşmıştır.
Çocukların en büyüğü olan Bedrettin Binyıldırım Harp okulunu bitirdikten sonra öğretmen Hikmet Hanımla evlenerek amacına ulaştı. Evliliğin ilk yıllarından itibaren eşini baskılarıyla ister istemez kardeşlerinden ve annesinden uzaklaşmak zorunda kaldı...
Hatice Hanım altı çocuğuna kocası Öğretmen Süruri’nin yokluğunu hissettirmemek için kollarını sıvadı. Sanki o varmış gibi elleriyle kış ekmeği yapmak için büyük bir leğen içerisinde tek başına hamur yoğurdu. Bu sırada büyük kızı Fatma 13 yaşındaydı. Kocası zamanında evlerinden hiç çıkmayan ak gün dostu akrabalarını ya da dostlarını kendisine yardım etmeleri için çağırdı. Ama hiç kimse gelmedi. Bütün kapılar yüzüne kapanmıştı. Ağlayarak kızı Fatma’ya :
-Baban öldükten sonra herkes bizim yüzümüze kapılarını kapadı. Kızım Allah yardımcımız olsun! Hamur kurumadan ben sana oklavayla tahta üzerinde hamur nasıl açılır öğreteyim, sen aç ben pişireyim. Dedi. Fatma annesinin gözyaşlarını dindirmek için :
-Anneciğim yeter ki sen ağlama, ben elimden ne gelirse yaparım. Kardeşlerim uyanmadan istersen hemen işe başlayalım. Dedi. Bu sırada dış kapıya elle vurulduğunu hisseden Hatice Hanım koşarak kapıyı açtı. Orta yaşlarda, başörtülü, üzerinde yeşil hırkası olan şalvarlı bir bayan içeriye girdi :
-Hatice Hanım ekmek yapmak için bir hanım aradığınızı duydum. Bu sebeple size yardımcı olmaya geldim. Hatice Hanım sevinçten gözyaşlarını tutamadı. Kendisi tandır başına geçti. Fatma’nın önüne bir ekmek tahtası, gelen hanımın önünde de bir diğer ekmek tahtası koydu. Bu tahtaların altlarına kasnak ve elek konularak yükseltildi. Oklavalar yuvarlandıkça açılan yufkalar bir taraftan da pişiriliyordu. Burcu burcu ekmek kokusu etrafa yayıldı. Bir saat sonra, gelen hanım tandır başına geçti. Hatice Hanımla yer değiştirmişlerdi. Fazla sürmemişti. Yufkalar üst üste yığın haline gelmiş ve iş bitmişti.
Hatice Hanım sevincinden ağlayarak gelen hanıma para ve yiyecekler vermek için kilere indi. Büyük kızı Fatma’ya seslendi :
-Bize yardıma gelen hanımı sakın bırakma. Ben gelinceye kadar gitmesin kızım.Ben geliyorum! diye bağırdı. Hanım yukarıya giderken Fatma da onunla konuşuyordu:
-Teyze annem senin beklemeni istiyor.  Tam kapıyı açtıkları sırada Hatice Hanım elindeki yiyeceklerle yetişti:
-Hanım siz nerede oturuyorsunuz? Diye sordu. Hanım:
-Hatice Hanım şu ilerde Hüsniye Hanım’ın evinin karşısında oturuyorum. Ben bir şey istemek için gelmedim. Yani Allah rızası için geldim. Dedi.  Hatice Hanım ayakkabılarını giydi. Hanım dışarı çıkarken elindekilerle o da çıktı. Bayan upuzun ve geniş Karaca Mahallesinde kaşla göz arasında ortadan kaybolmuştu. Koşarak Hüsniye Hanım’ın evine gitti. Evinin karşısında tek bir ev dahi yoktu. Hüsniye Hanım’ın evinin kapısını çaldı. Hüsniye Hanım kapıyı açar açmaz, Hatice Hanım’ı karşısında görünce:
-Hayır ola! Oldukça telaşlısın. Ellerindekiler de ne? Bir şey mi oldu Hatice Hanım? Diye sordu. Hatice Hanım başından geçenleri anlattı:
-Çok zor durumdaydım. Bize ekmek yapmak için bir bayan yardıma geldi. Bu bayan sizin evin karşısında evinin olduğunu, söyledi. Sonra kaşla göz arasında kayboldu. Dedi.
Hüsniye Hanım:
-Bizim evin karşısında sadece bir yatır var. Yani bir evliya. Sen zor durumda olduğun için o sana yardıma gelmiş olabilir Hatice Hanım. Dedi.
Bedrettin Binyıldırım zaman zaman kardeşleriyle ve annesiyle birliktelikler yaşasa bile annesi tuvalette iken kapı üzerinden eşine fark ettirmeden para atması, içinde bulunduğu halleri yansıttı.
Kızların en büyüğü olan Fatma Mürşide halasının oğlu Fikri Çaycı ile evlendirildi. Fatma Mürşide evden ayrılacağı sırada Hatice Hanım kulağına şu sözleri fısıldadı :
-Kızım biliyorsun maddi durumumuz iyi değil. Üzerinde bulunan iç fanilanı çıkar da git. Sana kocan alır! Hiç olmazsa kardeşlerinden biri fanilasız kalmasın! Bu sözlerinden sonra Fatma Mürşide önce annesine sarıldı sonra gözyaşlarını tutamadı. Annesinin isteğini de yerine getirerek iç fanilasını kardeşi Feriha’ya verdi. Bu sırada hepsi birden hıçkırıklarla ağlamaya koyuldular. Bu manzara hayatları boyunca hiçbirinin aklından çıkmadı.
 
«ÖĞRETMEN SÜRURİ BİNYILDIRIM İLKOKULU» İSMİNİ NEDEN KALDIRDILAR?
Yıllar sonra Kayseri Doğu Menzil Komutanlığı’nda görev yaparken, Kurmay Albay İ. Bedrettin BİNYILDIRIM'in gayretleriyle Niğde Valisi'nin de bulunduğu bir törenle önce Bor Şehit Nuri Pamir Ortaokulu’nun bahçesine kendi eliyle getirdiği bir Atatürk büstünün konulması sağlandı. Sonra babasının görev yaptığı Darboğaz Köyü ilkokuluna getirdiği plaketle "Öğretmen Sürurî BİNYILDIRIM İlkokulu" adı verildi. Okul bahçesinde de kendi elleriyle götürdüğü Atatürk büstünün bir kaide üzerinde inşa ettirilerek açılışı yapıldı. O zaman ben de oradaydım.
Daha sonra bunu hazmedemeyen bazı güçler, adı geçen okuldan bu "Öğretmen Süruri BİNYILDIRIM İlkokulu" tabelasını kaldırdılar. Kaldırmakla kalmadılar, duvarlarda yer alan resim ve tarihi belgeleyen çerçeveli panoyu da indirdiler. Atatürk tarafından istiklal madalyasıyla ödüllendirilen ve vatansever bir ruhla bölgeye hizmet etmiş olan kahraman bir kişinin ismini kaldırmak için bugüne kadar hiçbir açıklama yapılmamıştır. Yetkililerden veya bu vefasızlığı yapanlardan veya yaptıranlardan haklı olarak bir izahat bekliyoruz...
Ne yazık ki tarihe sırt dönmek, gerçeklerin gizlenmesine yeterli olamadı. Tarih mecmualarına akseden hakikatler istense de istenmese de Öğretmen Süruri’nin açtığı bir yolda o yöreyi aydınlatmaya devam etti... Bunu sonsuza kadar da devam ettirecek ışıklar da asla sönmeyecektir.
1965’li yıllarda Niğde Halkevi Başkanlığı tarafından yayınlanan ve sorumlu müdürlüğünü Zühtü Şahinöcer’in yaptığı Yeni Niğde Gazetesi’nde tefrika halinde «Cumhuriyet, Tarihi safhaları ve Türkiye Cumhuriyeti’nin Kuruluşundaki Ruh» başlığıyla «Kurmay Albay Bedrettin Binyıldırım» imzasıyla yazıları yayınlandı. (Bir yazısının yer aldığı 27 Nisan 1965 tarihli, o zaman 10 kuruşa satılan, 3887 sayılı Yeni Niğde Gazetesi arşivimizde bulunmaktadır) Kendisinin Kayseri’de görev yaparken babasıyla ilgili Osmanlıca kayıtların Türkçe’ye çevrilmesi konusunda araştırma yaptığını da biliyoruz. Ancak topladığı belgelerin ya da bu konuda yaptığı çalışmaların hangi safhada ve nerede olduğunu ne yazık ki bilemiyoruz.
Hatice Binyıldırım 02.03.1976 tarihinde Almanya’da görevli olan oğlu Mehmet Resai Binyıldırım’ın evinde vefat etti.
 
DESTEKLER VE MEKTUPLAR
Kurmay Albay Bedrettin Binyıldırım’ın oğlu Turgay Binyıldırım : Çok etkilendiğimi söylemek isterim. Bilgilerin aktarılmasında emeği geçen herkese en derin teşekkürlerimi sunmak istiyorum. «Şanlı tarihimizin cesur mücadelesinde yer alan olaylar ve kişiler asla unutulmamalı ve sonraki nesillere de aynı heyecan ile aktarılmalı» diye düşünüyorum. Sevgi ve saygılarımla.
 
İstiklal Tekin : «Ben Darboğazlı bir Emekli öğretmenim aynı zamanda babam da öğretmen olup, öğretmen Süruri ilkokulundan mezun oldum. Aynı zamanda babam da bu okulda yıllarca görev yaptı. Sitenizi büyük bir özveri sonucu buldum. Öğretmen Süruri bey hakkında kasabamızda faaliyetini yürüten  http://www.tarbaz.com  sitesindeki adıma ayrılan sayfada yazı yazmak ve sizinde belirttiğiniz ismin kaldırılması hakkında yerel gazetelere haber oluşturmak üzere araştırma yapmaktayım. Merhum öğretmen Süruri Bey hakkında mail adresime geniş bilgi verirseniz çok memnun olurum(İstiklal madalyasını ve teşekkür yazısının resimleri gibi) gerekli yardımı yapacağınız umuduyla saygı ve sevgilerimi sunarım.»

 
Senem Karakuş : «Merhaba. Ben de Öğretmen Süruri ilk öğretim okulundan mezun oldum. »
Emrullah Karakuş : «Merhaba. Nasılsınız? Resimleri çok beğendim. Ben de Öğretmen Süruri ilk öğretim okulundan mezun oldum.(Kasımpaşa) »
İbrahim SAYGI : «Selam. Ben CİHAN Haber Ajansı Niğde Muhabiriyim. Dedenizle ilgili bir haber yapmak istiyorum. Bilgiler topladım. Buradaki resimleri de kullanarak haber oluşturmak istiyorum. En yakın zamanda bana ulaşabilirseniz memnun olurum. saygılarımla.»
Ömer Fethi Gürer : «Bor Şehri kitabım 625 sayfa ama görüyorum ki daha yazacak çok bilgi var. İlgi ile sitedeki bilgileri okudum.»
Necla Köksal : Merhaba. Okul ödevim : «Cumhuriyetin ve öğretmenlerin ülkemiz için önemi» Bu konu hakkında bilgi verirseniz sevinirim. Teşekkür ederim.
Ali Barış Yayla : «Siteye girerken böyle bir kahramanlık hikayesi okuyacağımı bilmiyordum. Bir öğretmen olarak yapılan haksızlığın karşısındayım.Çalışmanızı tebrik eder,başarılar dilerim.»
Oğuzhan Akın : Gerçekten de çok güzel şeyler yazmışsınız. Ben Pozantı’lıyım ve şu an Makedonya’dayım "Nasıl bakarsan öyle görürsün" BSN
Mehmet ÖNOĞLU

 

28.08.2004 tarihinde Bor’da Mehmet ÖNOĞLU ile evinde görüştüm. Dedem Öğretmen Süruri’yi ve bizim çevremizi yakından tanıyan kişilerden biriydi.
İlçemiz esnaflarından Ahmet Önoğlu'nun da babası olan Mehmet ÖNOĞLU, 05.05.1911 tarihinde Bor'da Karaca Mahallesi'nde doğdu. (28.08.2004 tarihinde 83 yaşında) Ve dedem Öğretmen Süruri Binyıldırım gibi uzun yıllar aynı mahallede oturdular.
Mehmet ÖNOĞLU : "Süruri Binyıldırım Bey'i yakından tanıyordum. Onun önünden saygısızlık yapmamak için biz hiç geçemezdik. Hatta yanında konuşamazdık bile. Çok değerli bir şahsiyet idi. Ali Efendi Hoca vardı... bir de ona, çok hürmet gösterirdik. Şimdi yeni nesil ata, baba, komşu ve akrabalarını hiç tanımıyor. Ortalıktan saygı ve sevgi kalktı yani. Süruri öğretmendi. Abdi Hoca dedesi mi babası mı? bilemem... İnayet Hanım, Narazan köyünden kocası vardı... Kaç çocuğu var bilemiyorum. Bedrettin Bey benden büyüktü. Bedrettin Beyle met oynardık, aşık oynardık! Çok uyanıktı...
1978’de sen işkence çekerken ben çok ağladım.
Sabah olsun akşam olsun komşularımızla biz birbirimizi yataktan kaldırarak, oturur yarenlik ederdik. Mısır patlatır, üzüm, dut kurusu, yerdik, limonlu çay içerdik, ıhlamur çayı içerdik... Hoşaf içerdik buz gibi. Hevenk üzümü yerdik. Ortaya konulanları şenlikli bir hava içerisinde yer ve içerdik.
Hüsniye Hanım ile komşu idik! Cenazesi Ankara’da toprağa gömülürken, ben de toprak attım kürekle.
Bizim birader hasta idi, oraya gitmiştim. Mustafa Çalapkulu’yu gördüm. «Burada ne arıyorsun?» dedim. Bana : Hüsniye Hanım’ın oğlu Muhlis’i gördüm. Hüsniye Hanım’ın öldüğünü duydum. Çok şişmandı, iyice zayıflamış... 15 gün hastanede yatmış... Ağabeyim aynı hastanede yatıyordu. Ağabeyim Reşit Efendi de o zaman öldü. Yemeniciydi.» Kızı Melahat ne olduğunu biliyormuş! Hüsniye Hanım’ın ilk kocası kaymakammış. Oğlu Muhlis de ondan olmuş!
Çocukluk orada öylece kaldı. Bedrettin sonra bizi hiç aramadı! Kayabaşında hapishanenin önünden aşağıya doğru kışın yol buz kaplardı... Biz de orada kayardık... Süruri iri yapılıydı. Büyüklerin önünden geçilmezdi. Ali Efendi Hoca vardı, onun önünden de geçmezdik! Eski Türkçe’yi iyi bilirdi. Atatürk zamanında öğretmen oldu. Birbirimize çok yardım ederdik. Ben 14 – 15 yaşıma kadar dirilden yapılma entari giydim.
Babam et alsa eve gizlice getirirdi, fakir fukara görmesin diye... Herkes et alamazdı. 1000 cevizi 70 kuruşa satardık o zamanlar. Hatta satamazdık evimize geri getirirdik... 7 ceviz ağacımız vardı... Her birinin farklı meyveleri vardı. Şeker armudunun kilosunu 25 kuruşa satamazdık. Yaz mevsiminde yaylacı olarak gelen Adanalılar satın alırlardı daha çok! Ben 12 – 13 yaşımdaydım. 6 okka bir batmandı... Şimdi 8 kilo bir batman oldu.
Bu anlatılanlardan sonra Ahmet Önoğlu'nun sözünü bir kez daha tekrarlamak da fayda var, diyorum : "Çocukluk orada, öylece kaldı."
Bugün için ülkemizde hizmet veren her Türk öğretmeninin kalbinde Öğretmen Süruri Binyıldırım’dan, Her Türk subayının kalbinde de Kurmay Albay Bedrettin Binyıldırım’dan ışıklar ve izler vardır.

Paris, 02.05.2009

 

Not : «Çukurova Kahramanları ve Öğretmen Süruri» başlığıyla başladığım yazılarımı, oldukça uzun olması sebebiyle «Kurmay Albay Bedrettin Binyıldırım» başlıklı bölümünü özetleyerek ayırmak zorunda kaldım.
«Çukurova Kahramanları ve Öğretmen Süruri» başlıklı yazılarımı bir kitapta toplamak istiyorum. Bunun için sponsor ya da yayınevlerinin desteğini bekliyorum.
Bu konuda destek olacaklara Şu andan itibaren teşekkür ediyorum.
 
(1) Akifiye, Andırın ilçesine bağlı köy. Kahramanmaraş, Türkiye
(2) Zatülcenp :  Göğüs sancısı, ateş, titreme, öksürük vb. belirtilerle ortaya çıkan akciğer zarı iltihabı, satlıcan.
http://www.habercem.com/blog_detay.asp?id=2210
http://site.mynet.com/birsen.binyildirim/tarih/index.htm
http://site.mynet.com/birsen.binyildirim/tarih/index.htm
http://www.habercem.com/blog_detay.asp?id=2275
http://monsite.wanadoo.fr/SEVGI/
http://uzeyircayci.sitemynet.com/fleur/index.htm
http://www.artmajeur.com/serap/
DİKKAT ! BU BİLGİ TELİF ESERİ OLUP YAZARI VE YAYINEVİMİZDEN  İZİN ALINMADAN KULLANILMAMALIDIR

BİR ÖNCEKİ Sayfaya dönmek için tıklayınız

BİR SONRA Kİ Sayfaya dönmek için tıklayınız

 37

KİTAP BAŞINA DÖNMEK İÇİN TIKLAYINIZ!

BİR ÖNCEKİ Sayfaya dönmek için tıklayınız

BİR SONRA Kİ Sayfaya dönmek için tıklayınız

Üzeyir Lokman ÇAYCI

Üzeyir Lokman ÇAYCI HAYAT HİKAYESİ

YAZ KARDEŞİM
 
Uzun ve ince bir yolda kanat çırpan yaralı kuşları
Atıkları, kirlenen denizleri, havayı, can cekişen doğayı
Unutulan dostlukları,  acı hatıraları
Aklından geçen bütün duyguları
Yaz kardeşim yaz…

Zamana kurşun gibi düşen ağrıları
Anlamsız sevdaları, karşılıksız aşkları
Seni çılgına çeviren kusurları, suçları, suçluları
Horlanan özürlüleri, çocukları, anaları, yaşlıları
Yaz kardeşim yaz…

Belirsizliklerde eriyen yaşlı çocukları
Savaşları, işgalleri,  kuşkuları, korkuları
Özlerinden koparılan şehirleri, insanları, hayvanları
Açlıkları, susuzlukları, uykusuzlukları,  umutsuzlukları
Yaz kardeşim yaz…

Yolsuzlukları, vurgunları, kalpazanlıkları, hırsızlıkları,
Saygısızlıkları, sevgisizlikleri, seviyesizlikleri, ihtirasları, hırsları
Zorlukları, olumsuzlukları, tertipleri, iftiraları,
Hukuksuzlukları, bölücülükleri, ayırımcılıkları
Yaz kardeşim yaz…

Anlaşmazlıkları, cambazlıkları
İhmalleri, ilgisizlikleri, dertleri, hastalıkları,
Kazaları, afetleri, cinayetleri, kurbanları,
Unutkanlıkları, aptallıkları
Yaz kardeşim yaz…

Hasret türkülerini, özgürlük şarkılarını,
Kahramanlık destanlarını,
İhanetleri, hainlikleri, soğuklukları, ayrılıkları, aykırılıkları,
Üstümüze çöken kara bulutları
Yaz kardeşim yaz…

Hissiz Avrupa’yı, isgalci ve sömürgeci Amerika’yı
Onun bunun maşası olan yöneticileri, korkulukları
Şuursuz kalabalıkları, gaflet yüklü politikacıları,
Dost, akraba tanımayan çıkar düşkünlerini, bencilleri, oyuncuları
Yaz kardeşim yaz…


Paris, 06.06.2009



 
Selam ve sevgilerimle.
 
Üzeyir Lokman ÇAYCI
Concepteur industriel - Architecte d'intérieur
İç Mimar – Endüstri Tasarımcısı
55, rue Louise Michel
78711 Mantes la Ville
FRANCE

DİKKAT ! BU BİLGİ TELİF ESERİ OLUP YAZARI VE YAYINEVİMİZDEN  İZİN ALINMADAN KULLANILMAMALIDIR

BİR ÖNCEKİ Sayfaya dönmek için tıklayınız

BİR SONRA Kİ Sayfaya dönmek için tıklayınız

 38

KİTAP BAŞINA DÖNMEK İÇİN TIKLAYINIZ!

BİR ÖNCEKİ Sayfaya dönmek için tıklayınız

Üzeyir Lokman ÇAYCI

Üzeyir Lokman ÇAYCI HAYAT HİKAYESİ

DİKKAT ! BU BİLGİ TELİF ESERİ OLUP YAZARI VE YAYINEVİMİZDEN  İZİN ALINMADAN KULLANILMAMALIDIR

BİR ÖNCEKİ Sayfaya dönmek için tıklayınız

DİKKAT ! BU BİLGİ TELİF ESERİ OLUP YAZARI VE YAYINEVİMİZDEN  İZİN ALINMADAN KULLANILMAMALIDIR

Hazırlayan  Mahmut Selim GÜRSEL yazışma adresi  corumlu2000@gmail.com

DİKKAT ! BU BİLGİ TELİF ESERİ OLUP YAZARI VE YAYINEVİMİZDEN  İZİN ALINMADAN KULLANILMAMALIDIR

SANAL FİKİR DERGİSİ DİZİNİNE DÖNMEK İÇİN TIKLAYINIZ

1

GÜRSEL YAYINEVİ SİTE BAŞINA GİTMEK İÇİN TIKLAYINIZ

1

BİLGİ PAYLAŞILDIKÇA KIYMETİ ARTAR!

1

 
 Hukuka, Yasalara, Telif  ve Kişilik Haklarına saygılı olmayı amaç edinmiştir.

1

Gizlilik şartları ve Telif Hakkı © 1998 Mahmut Selim GÜRSEL adına tüm hakları saklıdır. M.S.G. ÇORUM