DİKKAT ! BU BİLGİ TELİF ESERİ OLUP YAZARI VE YAYINEVİMİZDEN  İZİN ALINMADAN KULLANILMAMALIDIR

Hazırlayan  Mahmut Selim GÜRSEL yazışma adresi  corumlu2000@gmail.com

 
TAKDİM
HAYAT HİKAYESİ

 

 

 

https://gurselyayin.com

 

 

 

 

 01

KİTAP BAŞINA DÖNMEK İÇİN TIKLAYINIZ

Önceki Sayfaya gitmek için tıklayınız

Bir sonraki sayfaya gitmek için tıklayınız

TAKDİM           

Bir kitabın doğması, o kitabı yazmaya kalkan kişinin amacına ve bilgi birikimine göre değerlendirilmesi uygun olarak görülmelidir.

            Elinizde bulunan bu çalışmanın sizlere ulaşması için günlerini veren bu çabası için şükranlarımı sunarken, bu çalışmada da benim ufacık bir katkımın da bulunması beni bahtiyar etmiştir.

            Bu çalışma ile sizlerde bazı bilgileri edinmiş ve faydalanmış olarak uzun yılların birikimlerinden aydınlanacağınızı göreceksiniz.

            Bilgi; yazılmadıkça kaybolmaya açık birikimlerdir. Her insan bir kitaptır; onu okumamız gereklidir.

            Tanımadığımız ve anlamadığımız kişiler hakkında nasıl kararlar veremezsek; bir çalışmayı da incelemeden, okumadan karar veremeyiz. 

Mahmut Selim GÜRSEL

BU ÇALIŞMA TELİF ESERİDİR İZİN ALMADAN  KULLANMAYINIZ  corumlu2000@gmail.com

Önceki Sayfaya gitmek için tıklayınız

Bir sonraki sayfaya gitmek için tıklayınız

 

 

 

https://gurselyayin.com

 

 

 

 

 02

KİTAP BAŞINA DÖNMEK İÇİN TIKLAYINIZ

Önceki Sayfaya gitmek için tıklayınız

Bir sonraki sayfaya gitmek için tıklayınız

  Mahmut Selim GÜRSEL
 
GÜRSEL YAYINEVİ ve ÇORUMLU DERGİSİ SAHİBİ
 
1947  tarihinde babamın subay olarak bulunduğu Erzurum'da bir at arabasında doğum evine giderken doğmuşum. Babam  Eminsu Ali Rıza Gürsel,annem ise Fahriye hanımefendi idi. 
 
İlkokula İskenderun'da başladım. Ankara' da bitirdim. Ankara Yenimahalle  Ortaokulunun birinci  sömestrsinde  babamın  emekli olmasından dolayı 1960 yılında Çorum'a gelince Atatürk Ortaokuluna devam ettim. Babamın "oku da oğlum ceketimi satar  seni  okuturum" diyerek bana yaptığı nasihatleri ters tepki  yaptı. İlkokul sıralarında okuyarak pilot olmanın düşlerini kurardım. Bu hayalim gerçekleşmedi. Babamın baskısı karşısında babama okumuyorum diyerek okulu birinci sınıfta bıraktım. Marangoz çırağı olarak Azmi Başar ustanın yanına girdim.  Askere gidene kadar ustanın yanında çalıştım. 1967 tarihin de askerlik dönüşü, 28 Mart 1969 Ankara  Emniyet   Müdürlüğüne teknisyen  olarak göreve  başladım.  Ortaokulu dışarıdan 2 yılda bitirdim 09 Ekim 1972  tarihinde polis memuru olarak Ankara'da altıncı şube ve kara kollarda çalıştım. 16 Eylül  1973  tarihinde  Selma (Kurşuncu) Hanımefendi ile evlendim.  10 Temmuz 1978 yılında ayında naklen Çorum İl Halk Kütüphanesine Memur olarak geçtim.  Dışarıdan  Çorum Ticaret Lisesini iki yılda bitirdim. Kendi kendime Osmanlıcayı öğrenmeye uğraştım, Hat sanatı ile biraz ilgilendim 150 ye yakın Ser levham var, Çorum Güzel Sanatlar Galerisinde  ve Kütüphane salonlarında bu levhaları sergiledim.  03 Ağustos 1988 tarihinde İl Halk Kütüphanesi Müdür yardımcılığına atandım. 
 
1990  tarihinde ilk kitabım olan Dewey Onlu Tasnif isimli kütüphanelerdeki kitapların tasnifi yapılan kitabı 10 yıllık bir araştırma ve çalışma iye "Alfabetik Onlu Tasnif Fihristi (Dewey)" kitap haline getirip Kültür Bakanlığına sundum.   Kitabımdan Türkiye'deki bütün kütüphanelere  dağıtılmak  üzere 1000 adet satın aldılar.
 
 
Marangozluk,oymacılık, polis memurluğu,memurluk  ve  idarecilik yaptım. Her çalıştığım meslekte çeşitli önemli olaylar oldu ise de son çalıştığım kurumda  bence en önemli bir hatıramı anlatmak istiyorum: Kütüphanedeki çalışmalarım  ve " El  Yazması Kitapların Çorum'da kalması için verdiğim  çabalar neticesinde  Bitlis Tatvan’a tayin edilme olayım beni çok yıktı. Fakat bu  üzüntümün  boş olduğunu  zamanla  gördüm. Rabb’imin  izni  ile Hacca gitmek nasip oldu, iki kitap daha yayımladım ve elinizde bulunan bu derginin çıkmasına vesile oldum. Mesleklerin  insanlara sağladığı maddi avantaj olarak,evinizi geçindirecek,namerde muhtaç  etmeyecek  avantajından  başka,manevi olarak;sizin yaptığınız işlerle ilgili karşılaştığınız problemleri değerlendirirseniz avantajların neler olabileceğini hayat okulundan  öğrenmiş  oldum.
 
1993 yılında Türkiye'deki bütün kütüphanelerde bulunan " El Yazması " kitapların Ankara Milli Kütüphanesine toplanma kararı veren Kültür Bakanlığına karşı Çorumlu hemşerilerimi haber dar ettim, mahalli radyodan ve gazeteler ile parti il Başkanlarını ile Millet Vekilimiz Adnan Türkoğlu ve Belediye Başkanımız rahmetli Turan Kılıççıolu'nun destekleri ve diğer kuruluşların da katkısı ile "El Yazma kitapları" Çorum'da kaldı. Açık öğretim için üniversite sınavlarına girip kazandım. İkinci sınıfta iken Çorum'a tam teşekküllü bilgisayar ortamında bir kütüphane kazandırmaktır. Yazma kitapların korunması ve Çorum'da kalması için yaptığım girişimim yüzünden 25 Nisan 1994 tarihinde Tatvan Bitlis'e Müdür olarak tayinim çıktı, tayin edildiğim yere gitmeyerek emekliliğimi istedim.
 
1994 Tarihinde nasip oldu eşimle birlikte Hacı olduk.
 
27 Mayıs 1998 tarihinde Çorum'da ilk Kültür Bakanlığından tescilli "Gürsel Yayınevi" tarafımdan açıldı. 
 
Yazı yazmaya beni  kimse  teşvik  etmedi   Kütüphane için hazırladığım  kitap beni  yazmaya teşvik etti. Yazılarım mahalli basında yayımlandı. Yazılarımdan dolayı bir ödül almadım; fakat kitapları ve bu dergi benim için en büyük ödüldür. 
 
Yayımlanmış çalışmalarım : 
 
" Alfabetik Onlu Tasnif Fihristi (Dewey) Haziran 1991 ", 
"Çorum 97 1997"
"Çorum'da Yatan Meşhur Yatırlar Haziran 1997- 2. basım 1998",
" Çorumlu 2000 Aylık Kültür Sanat Tarih Ve Edebiyat Dergisi Temmuz 1998,
" Sarı Çiğdem Şiir Defteri  Mart 2002" ,  
“Çorum 2002” adlı basılmış çalışmalarım bulunmaktadır. 
"Menakıb-ı Koyun Baba 2004"
"Çorum Yemekleri 2004 Eşimin Çalışması"
"Hacım Ağustos 2007"
"Çorumlular ve Çorum'a Hizmet Edenler Temmuz 2008"
 
Bakanlığa sunulmuş;"Alfabetik Türk ve Yabancı Yazarlar Fihristi" ve "Ne Nerede Başlıklı Arama Fihristi" basım için  hazır  beklemektedir.  Yazılarım  daha çok araştırma dalı ile makale türüdür. Tiyatro çalışmalarım, şiir ve  hikaye denemelerim bulunmaktadır.   Şu  anda  dergimde yazılarım çıkıyor. Benim okuyucularıma  diyeceklerim  şudur ki. Doğru bildiğiniz konuları savunun. Bu  savunmanız  size belki tepkiler getirecektir. Bu  tepkileri inceleyerek doğru olup olmadığını araştırın. 
 
Saygılarımla. 

BU ÇALIŞMA TELİF ESERİDİR İZİN ALMADAN  KULLANMAYINIZ  corumlu2000@gmail.com

Önceki Sayfaya gitmek için tıklayınız

Bir sonraki sayfaya gitmek için tıklayınız

 

 

 

https://gurselyayin.com

 

 

 

 

  20KİTAP BAŞINA DÖNMEK İÇİN TIKLAYINIZ

Önceki Sayfaya gitmek için tıklayınız

Bir sonraki sayfaya gitmek için tıklayınız

ÜÇLÜ KAVŞAKTA HAREKETLİ REKLAM PANOLARI TRAFİK KAZASINA DAVETİYE ÇIKARTMAKTA
Araçların ve diğer canlıların karayollarında ve mal güvenliği yönünden Trafik akışını sağlayan kavşaklar, yaya geçitleri, küçük ve büyük kavşaklar, yol, yaya yolu, otoyol ve bağlantı noktaları bulunmaktadır.
Kavşaklar da yapılan araç ve yaya ve araç trafiğinin güvenli bir şekilde akışını sağlanması gerekli olan kurallar içinde hazırlanarak trafik için hazırlanır ve hizmete konulur.
Kavşaklarda can ve mal güvenliğin için de muhtemel kazaların olmasını önlemenin önemi meydana çıkmaktadır.
Bu nedenle Türkiye’de “2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu “ ve bu kanun gereği ve açıklamalar ve uygulamalar için de “karayolları trafik yönetmeliği” bulunmaktadır. Bu yönetmenlik esasları dairesinde trafik düzeninin sağlanması ve trafik güvenliğini ilgilendiren hususlarda alınacak tedbirler ile ilgili olarak, düzenlenmiştir. Yönetmenlikte Amaç, Tanımlar, Kurullar, Kuruluşlar,Komisyonlar, Görev ve Yetkileri gibi açıklayıcı maddeler ile yapılacak işler anlatılmıştır.
Bu yönetmenli gereği her ilde bulunan Emniyet, Jandarma, Zabıta, Milli Eğitim gibi kuruluşların görev ve yetkileri bulunmaktadır. Karayolu Trafik Güvenliği Kurulu oluşturulur ve bunlar trafik ile ilgili kuruluşlar arası irtibat sağlamak ve kazaların azaltılması için önerilerde bulunmak ve uygulamalardaki aksaklıkları giderilmesi için çalışmalar yapmak, karayolu güvenliğini geliştirmek, karayollarının bakım ve yapım işlerini yürütmek iler görevlidir. Bu kurul diğer bakanlık ve kuruluşlarla işbirliği yaparlar.

Ayrıca Belediyelerin Trafik Birimlerinin de bulunması bu yönetmenlikte bulunur.
Konumuzda belirttiğimiz Bahabey ile Gazi Caddesi kavşağı bir üç yol kavşağıdır. Bu kavşak saat kulesi kavşağından sonra en yoğun kavşaklarımızdan birisidir. Çorum Valiliği konutu ile Valilik binası arasında bulunur ki Çorum Valisi en az her güz 4 kere bu kavşaktan geçmektedir. Saat kulesine İnen Gazi Caddesinde Valilik binasına bitişik bir sokak da ayrıca bu kavşağı çok yakındır.
Bu kavşakta yeni yapılan reklam-tanıtım panosu üç kavşak arasında bulunmaktadır ki bu hem araç sürücülerinin hem de yayaların dikkatlerini hareketli sinema filmi hareketliliğinde tanıtım yaptığından çok dikkat çekmektedir. Resimde gösterdiğimiz “tanıtım” hareketli panoları” araç içindekiler ve yayaların dikkatleri dağıtacağı ihtimali çok yüksektir. Bu tanıtım panosunun bulunduğu bu yerde şöyle senaryolar üretebiliriz:
-Gazi Caddesi Samsun Yolu tarafından gelen araç kavşağa yanaştığı sırada karşıdan sarı ışığı görüp aracı durdurmadan duran araçların hareket edeceğini var sayarak fren yapmadan devam ederken hareketli panoyu seyreden ışıkta durmuş araca arkadan vurur ise maddi ve yaralanma ile sonuçlanma kaza ihtimali mevcuttur.
-Yine aynı yoldan gelen araç sürücüsünün hareketli panoya gözü takılır ise ve dikkati dağılarak yaya geçidinde geçen yayalara çarpma veya tretuvara çıkma ihtimali bulunmaktadır.
-Yaya geçer iken bu hareketli panoda gözü takılı iken yanan ışığın farkına varmayarak araç altında kalabilmesi yaralanıp ölme ihtimali çok yüksen bir ihtimaldir.

 -Araç sürücüsü kırmızı ışıkta kavşakta durunca yeşil yanmasını bekler iken gözü bu hareketli panoya bakar iken aracının arkasında duran araç sarı ışıkta hareket ederek önündeki aracın panodaki dikkatini göz ardı ederek hasarlı kazaya ve ufak yaralanmaya sebebiyet ihtimali mevcuttur.
-Yaya veya araç sürücüsü alkol veya uyuşturucu veya keyif verici madde alarak trafiğe çıkmış olarak bu kavşakta bulunan hareketli panoya baktığı anda olacaklar acaba nasıl bir senaryo yazmamız gerekir?
-Bahabey Caddesinden yeşil ışıkla harekete geçen araçlar Samsun tarafına ve Saat Kulesi tarafına hareket ettiği sırada gelen geçiş üstünlüğü olan araçların gelişini bu hareketli panolara gözünün takılması sonucu kazaya sebebiyet verebilir.
-Yayalardan birisi yeşil ışıkta geçer iken gözü panoya takılınca araçların hareket ettiğini far edemediği için araç altında kalabilir ve yaralanabilir.
-Yine yayalardan birisinin geçer iken cep telefonu çalar iken yine bir araç veya yayaya çarpma ihtimali yüksek ihtimaldir..

Trafik Kanun ve yönetmenlikleri insanlar, araçlar ve canlılar için yapılmış bir uygulamalar dizinidir. Bu kanun ve yönetmenlikle devamlı gelişerek insanların ve araçların yararına daime gelişmektedir. Kanun ve yönetmenlikler uyulması için hazırlanmış emirlerdir.
Aşağıda bu kanun ve yönetmenliklerden birkaç inceleme yapalım:

“KARAYOLU TRAFİK GÜVENLİĞİNİN SAĞLANMASI YÖNÜNDEN, YOLUN YAPISINDA YAPILACAK HER TÜRLÜ ÇALIŞMALARDA ALINACAK TEDBİRLER İLE KARAYOLU DIŞINDA, KENARINDA VEYA ÜZERİNDEKİ DİĞER LEVHALAR, IŞIKLAR VE İŞARETLEMELER HAKKINDA YÖNETMELİK”
BİRİNCİ BÖLÜM Genel Esaslar. Madde 14 - ……….  aykırı olarak konulan, dikilen veya yapılan her türlü tesis, bütün sorumluluk bunları tesis edenlere ait olmak üzere yolun yapım ve bakımı ile görevli kuruluşça kaldırılır ve yapılan masraflar tesis sahibinden tahsil edilir.
İKİNCİ BÖLÜM Diğer Esaslar: b) Diğer işaretler ile birbirlerine, Karayolları Genel Müdürlüğünün yapım ve bakım ağında bulunan karayollarında en az 25 metreden ve diğer yollarda en az 5 metreden, Daha yakına tesis edilemez.
c) Bu hükmün uygulanmasında, yolun her bir kenarı ayrı mütalaa edilir.
Amaç ve Kapsam Madde
1 - Bu Yönetmelik, özel hukuk gerçek ve tüzel kişileri ile kamu kurum ve kuruluşlarınca karayolu yapısında yapılacak her türlü çalışmalar ile zorunlu hallerde karayolu dışında, kenarında veya üzerinde bulunacak olan standart trafik işaretleri dışındaki levhalar, ışıklar, işaretler, ağaç, direk, yangın musluğu, çeşme, parmaklık, çit, ihata duvarı ve benzeri….

2918 KARAYOLLARI TRAFİK KANUNU
BÖLÜM Tanımlar
1. Levhalar : Standart trafik işaret levhaları dışındaki bütün levhalardır. Reklam ve ilan amacıyla, değişik renk ve şekillerde ışık veya ışık yansıtıcı cisimlerle yapılan düzenlemeler
ÜÇÜNCÜ KISIM
BİRİNCİ BÖLÜM Genel Esaslar.
Madde 14 - Bu kısımda adı geçen tesislerin, trafik işaretlerinin görülmelerini engellemeyecek, anlamlarını değiştirmeyecek, tereddütlere yol açmayacak veya yanıltmayacak, trafik için tehlike veya engel yaratmayacak şekilde ve yerde bulundurulmaları zorunludur. Bu Yönetmelik hükümlerine aykırı olarak konulan, dikilen veya yapılan her türlü tesis, bütün sorumluluk bunları tesis edenlere ait olmak üzere yolun yapım ve bakımı ile görevli kuruluşça kaldırılır ve yapılan masraflar tesis sahibinden tahsil edilir.

TRAFİK İŞARETLERİ:
Madde 16 - Karayolu dışında, kenarında veya karayolu sınırı içinde, trafik işaretlerinin görülmelerini engelleyecek, anlamlarını değiştirecek veya güçleştirecek, tereddüte sebep olacak veya yanıltacak ve trafik  için tehlike veya engel yaratacak şekilde levhalar, ışıklar, işaretlemeler ile, ağaç, direk, yangın musluğu, çeşme, parmaklık gibi yapı elemanları veya benzerlerini dikmek, koymak veya bulundurmak yasaktır.

Çorumlu 2000 Aylık Kültür Sanat Tarih Ve Edebiyat Dergisi Sayı: 179   25 Ocak 2014

BU ÇALIŞMA TELİF ESERİDİR İZİN ALMADAN  KULLANMAYINIZ  corumlu2000@gmail.com

Önceki Sayfaya gitmek için tıklayınız

Bir sonraki sayfaya gitmek için tıklayınız

 

 

 

 

https://gurselyayin.com

 

 

 

 

 

 21KİTAP BAŞINA DÖNMEK İÇİN TIKLAYINIZ

Önceki Sayfaya gitmek için tıklayınız

Bir sonraki sayfaya gitmek için tıklayınız

YAŞADIKÇA ÖĞRENMEK
İnsanlık tarihi boyunca yaşayan canlıların tamamı dünyaya geldikleri zaman yaratıcısının ona öğrettikleri ile gelirler. İlk anlardan sonra bu bilgilerini dünya hayatında faydalanma maksadı ile geliştirmeye ve kendilerine öğretilenle adapte etmeye çalışırlar. Bütün canlılarda bu öğrenme duygusunun olduğu tespit edilmeye başlanmıştır.
Beşer olarak biz insanların birinci vazifesi öğrenmek olduğu düşüncesi ile bizlerin öğrenmek ve öğretebilmek için çalışmalar yapmamız yaratılışımızın gereği olsa gerek. Bizlerin yaş ve meslek ile ilgisi olmayan öğrenme refleksimiz bizleri yeni ve bilmediğimiz şeylerin neler olduğunu yaratan tarafından bilgi dolu fakat kullanma imkânı olmayan beynimizi bilgilerle öğrenerek yenilemek gereği hâsıl olur.
Gözlemlerinizde muhakkak görmüşsünüzdür ki; yeni doğmuş insanoğlu ilk önce nefes almayı öğrenmek için bütün gücü ile ağlayarak dünyaya gelmektedir. Yeni geldiği dünyanın ne olduğunu anlamak için şayet yaratan eksiksiz olarak beş duyusunu yarattı ise etrafını dinlemeye, elleri ile bir şeyler tutmaya, hareket ede her şeyi gözleri ile takip etmeye başlar. Bunların ne olduğunu; neler için kullanıldığını beynine emirler vererek kaydetmeye çalışır. Daha sonraki tecrübelerinde bu bilgileri geliştirerek detayları ile faydalanmak için biriktirir ve zamanı gelince veya ihtiyacı olunca kullanmaya çalışır.
Bizler belirli yaşlara geldikçe öğrenme ve bilgilerimizi geliştirme safhalarımızı geliştirir ve o bilgiler ışığında çalışmalarımıza yön vermeye çalışırız.
Yaşadıkça yaşlanmakla birlikte artık pek kullanmadığımız veya hiç kullanmadığımız his ve bilgilerimizi beynimiz siler ve hatırlayamayız. Bu hatırlamama artık belli bir yaş dilimine geldikçe çoğalır ve yaşlılık alameti olarak bizlerle birlikte beynimizin bize bildirdikleri ile yaşar ve ağlayarak geldiğimiz dünyadan göçer gideriz.
Bizlerin bilgi ve birikimlerini ben her zaman yazmamızı savunurum. Her insanın kendisine göre bir bilgi birikimi vardır. Bir duvarcı ustasının birikimleri ile bir ressamın birikimleri bir olmadığı gibi, bir matematikçinin birikimleri ile yazarın birikimleri bir olmaz. Her bilgi sahibinin birikimleri kendine has gözlemlere dayandığı için başka başka olabilmektedir. Biz fani ve bu dünyada belli bir süre yaşayarak göçeceğimiz için bilgilerimizi yazıp birilerine lazım olur diye yayınlamaya çalışmalıyız.
Emekli olduğum Kütüphanelerinde görevleri bu bilgileri tasnifleyerek araştırmak ve faydalanmak için raflarında yıllarca bekletmeleri bu yüzdendir. Herhangi bir kitap kütüphanede belki yüzlerce sene bekledikten sonra bir kişinin aradığı konuyu ihtiva ettiğinden okuyucu veya araştırmacısı tarafından incelenir. İşte o zaman o kitap görevini, o kütüphane yıllarca raflarında beklettiği kitabın gereğini yaptığını bilmelidir. Çağdaş kütüphaneciler olarak bunları tersten algılamakla birlikte kitap düşme ve okunmuyor, istenmiyor gerekçesi ile kitapları da katletmemiz doğru değildir. Şu an Devletin himayesinde bulunan ve üvey evlat olarak benim zamanımda da bu günde bulunan kütüphane ve bağlı olduğu Genel Müdürlüğünün ve illerde bulunan kütüphanelerin Devlet himayesinden il himayesine geçirilme çabaları yanlış politika olarak bence uygulanmamalıdır.
Öğrenmenin sınırı yoktur. Her şeyi öğrendiğini iddia eden şahıslar aslında hiçbir şeyi bildiğini bile bilemediklerinden, öğrendikleri ufak bir bilgi kırıntısı ile ben her şeyi biliyorum bencilliğine girerler. Düşüncenin sınırsızlığı içinde zaman diliminin sınırsızlığını anlayabilmek için insanın bilinçli bir şekilde geldiği dünyanın neresi olduğunu ve gideceği dünyanın neresi olduğunu bilmesi ve idrak etmesi gerekir. Bunu az çok anlayabilir ve en son semavi din olarak Müslümanlığın olmazsa olmazlarında “hem hiç ölmeyecekmiş gibi dünyaya, yarın ölecekmiş gibi ahrete” çalışması gerekliliğini bilirler. Öğrenmenin insanın akıl yürüttüğü çağa geldiğinde bu bilgi temelini iyice kavraması ve bu eşitliği bozmaması gereklidir. Eğer ahrete çalışılırsa belki rızkı kadar faydalanacağı ve yaşayacağı ile insanlara faydalı olmayarak bencillik ederek sadece ahreti için sadece kendisine çalışmış olması olarak yorumlanabilir. Sadece dünyası ecen çalışmayı seçer ise dünyadaki menfaatlerin sadece kendisi için olmasının hazını duyarak dünyalığını biriktirir ve sadece kendisini düşünmüş olur. Hem ahretini, hem dünyasını düşünür ise ahret için çalışırken dünyadaki ortak değerlerin hak, hukuk, paylaşma, verme gibi hasletler ile ahireti içinde tekrar faydalı çalışmalar yapabilir, dünya işlerinde de aynı şekilde başkalarını hakkına göz dikmeme, maddi açlık duygusunu ahreti ile bastırarak bilgi ve emek vererek çalışmaya başlar ve üretir.
 Bir düşüncede bizlerin ne zaman nerede ne gibi yenilikleri göreceğimiz bizim araştırmamız ve öğrenmemiz ile ilgilidir. Bu nedenle “Beşikten ölüme kadar ilim öğren” denilmesinin amacı budur.

Çorumlu 2000 Aylık Kültür Sanat Tarih Ve Edebiyat Dergisi Sayı: 180   25 Şubat 2014

BU ÇALIŞMA TELİF ESERİDİR İZİN ALMADAN  KULLANMAYINIZ  corumlu2000@gmail.com

Önceki Sayfaya gitmek için tıklayınız

Bir sonraki sayfaya gitmek için tıklayınız

 

 

 

 

https://gurselyayin.com

 

 

 

 

 

 22KİTAP BAŞINA DÖNMEK İÇİN TIKLAYINIZ

Önceki Sayfaya gitmek için tıklayınız

Bir sonraki sayfaya gitmek için tıklayınız

GEÇİM Mİ, AYRILIK MI?
            Bu dönem mahalli seçimler neler getireceğini hep birlikte göreceğiz.
            Hele bu mahalli seçimler de ekonomik kriz denilen dünyayı yönetenlerce empoze edilen suni ve ekonomik özgürlüklerini kazanamayan ve dış borç içinde yüzen ülkemiz gibi ülkeleri yok etme veya ufaltma için yapılan operasyonlarda deneme tahtası haline gelmekteyiz.
            Bu yıl bu mahalli seçimlerin ekonomik krizin olup olmadığını bizlere gösterme açısından da büyük bir sınavı da bizlere göstermiş olacaktır.
            Aday adayların tamamının hemen hemen belli olduğu bu günlerde parti ve parti adaylarının yaptıkları harcamaların mercek altına alınması ve bu harcamalarda da takip edilmesi gerekli olması bir gerçek olarak karşımıza çıkmaktadır.
            Seçimlerde her nedense parti harcamalarının pek çoğunun bağış ve katkı olarak harcanması ise başka bir problem olarak karşımıza çıkacaktır.
            Seçimlerde iktidar olanların ise avantajlarını kullanmaları kaçınılmaz olarak görülecektir.
            Krizin sonucu işsizlik büyük ölçüde artarken, fakirlikte artmaktadır. Gelirler kişilerce değil ailelerce tüketilerek geçim çabası verilmektedir.
Mahalle seçimlerin sonuçlanmasından sonra krizin devam edeceği, bu krizi bize empoze edenlerin gönlü yetene kadar da devam edeceği gözükmektedir.
            Bizde buradan sizlere “Seçim mi; Geçim mi Ayrılık mı?” diye soralım dedik.
            İleride bu konuların devamının dergimizde yayınlanacağını da sizlerin de görüşlerinin bizim için çok kıymetli olduğunu bilmenizi isteriz.
Çorumlu 2000 Aylık Kültür Sanat Tarih Ve Edebiyat Dergisi Sayı: 181   25 Mart 2014

BU ÇALIŞMA TELİF ESERİDİR İZİN ALMADAN  KULLANMAYINIZ  corumlu2000@gmail.com

Önceki Sayfaya gitmek için tıklayınız

Bir sonraki sayfaya gitmek için tıklayınız

 

 

 

 

https://gurselyayin.com

 

 

 

 

 

 23KİTAP BAŞINA DÖNMEK İÇİN TIKLAYINIZ

Önceki Sayfaya gitmek için tıklayınız

Bir sonraki sayfaya gitmek için tıklayınız

YENİ BİR “YABANCI”
Çorum’un bir atalar sözü vardır. “Evin danası hiçbir zaman öküz olmaz” Derler.
El bu. Yaparda. El bu atarda. El bu okurda. Beş yıl. Internet dünyasında beş yıl çok uzun bir zaman dilimidir.
Biz söyleyelim. Sizde dinleyin. Zaten Yabancı siteler sadece bir tane değiller ki. Çorum sanki bir reklam potansiyeli veren maden. corumlu.com Çorum’da bulunmakta. Burada sadece tanıtım değil Çorum hakkında bilgilerde vermekteyiz.
Biz kimsenin yaptığı işleri karalama çabasında değiliz. Yalnız benim kendime vazife gördüğüm, Çorumluların yanılmamaları.
Bir firma şu günlerde Çorum’da katalog yapacağından bahsederek sayfa reklamı toplamakta. İşleri kolay gelsin. Yalnız bizi üzen olay ise kendi sitelerinde bu reklamlarında yayınlanacağı ve bu reklamların sitede beş yıl kalacağını ifade etmeleri.
Internet’te beş yıl değil bir yıl bile uzun süredir. Sitenizi barındıran firmanın ömrünün ne kadar olduğunu hiç mi hiç tahmin edemezsiniz. Bu nedenle site ömrü vermek mantığa aykırı gelmekte!
Biz yine bildiğimizi söyleyelim: Kendiniz bilirsiniz. Pek çok zaman Çorumluyu aldatan firmalar Çorum’a geldi ve geçti. Birçok vaatlerde bulunmalarına rağmen pek çoğu bu vaatlerinde bulunmadılar. Kimileri basacakları katalogları on binlerce gösterdi, kimileri katalagları bütün Türkiye ye dağıtacağını söyledi, kimileri de söylediklerinin hiç birisini yerine getirmedi.
Hele 1994 yılında Çorum’da bir firma güzel bir katalog yaptı ve o zamanın parası ile tam 40 milyon sayfa başına istemde bulundu, katalogu başarı ile bastı fakat adet olarak söylediği sayıya ulaşamadı.
Sonra ertesi yıl o zamanın enflasyon ve devalüasyon şartları yüzde 200 leri bulduğu halde bu firma katalog çalışması için bir önceki yılın yarı fiyatını talep etti. Bu teklif karşısında Çorumlular adeta şok oldular. Katılım ise bir önceki yılın dörtte birisi kadar ancak oldu. Eski katılımcılardan ise katılan pek bulunmadı.
Bizden söylemesi. Para sizin. Bilgi isteme hakkınızı kullanın. İstenilen ücrete tek yaprak renkli katalog yapılıp yapılamayacağını sorun, öğrenin.
Çorumlu 2000 Dergisinin basımının biterek yeni teknoloji ile sitede yayınlanmasından sonra bazı problemlerin ortaya çıkması ve bazı okurların tarafıma bildirdiği gibi dergiyi okuyamama sıkıntılarının arttığını düşünmek iken, derginin sahibi olarak şu soruyu yöneltebilirsiniz:
- Internet ve bilgisayarı olmayan kişiler derginin yazılarını nasıl okuyacaklar?
Gelen cevabı sizlerle sayfalarımda cevaplamayı uygun gördüm.
- Evet. Herkesin evinde bilgisayar yoktur. Olsa bile Internet’e bağlanma imkânı bulamaya bilirler. Dergi için verdikleri paradan biraz fazla vererek herhangi bir Internet Kafeye giderek, bilgisayar kullanmayı bilmiyorlarsa bile, orayı işletene veya bir gence söyleyerek http://corumlu.com adresine girmelerini isterler ve orada yazıları görürler. Şayet ellerinde o yazının olmasını dilerlerse birkaç kuruş daha ödeyerek orada yani kafede yazıcıdan çıkışını alarak evlerinde okurlar diyorum.
Bu öneri kendi imkanına ve bilgisine göre tamam da, okuyucular açısından tamam mı onu bilemiyorum.
Tek amacının; kendisindeki bilgiyi ortaya koymak olan dergi sitesinde bilgiler devamlı çoğalıyor. Çorum hakkında pek çok bilgi barındırmakta ve yenileri ortaya çıkmakta.
Çorum tarihini ve coğrafyasını incelemek isterseniz bir haftanızı ayırmak zorunda kalabilirsiniz. Ayrıca sitede yayınlanan yazıları da okumak için biraz özverili olmanız ve vakit ayırmanız gerekli.
Ne yapayım. Dergimi 63 sayı bastırdım ve hemen hemen hepsini sizlerin ayağına getirdim.
Ben görevimi yaptım.
O yüzden dergi neden basılmadığını önce sanayici, tüccar, esnaf ve kobi olarak siz bir düşünüverin. Her şeyin maddiyat ile ölçüldüğü bir zaman diliminde “bir dergi” parasını vermemek için neler çevrildiğini, ne yalanlar uydurulduğunu bana sakın sormayın.
Ben artık okumaz iseniz de, İnternetiniz olamazsa da, ilgilenmezseniz de sizler ile badece bu sayfalarda yazarak, tenkit ederek çalışmalarımı Allah C.C. Nasip ederse ölene kadar devam edeceğim.
Bu bilgilerde benden sonra ne olursa olsun.
Ben görevimi yaptım. Bastırdım, sanal olarak da devam ettirdim.
CD ortamı içinde hazırladım.
Benim için hava hoş!
Çorumlu 2000 Aylık Kültür Sanat Tarih Ve Edebiyat Dergisi Sayı: 181   25 Mart 2014

BU ÇALIŞMA TELİF ESERİDİR İZİN ALMADAN  KULLANMAYINIZ  corumlu2000@gmail.com

Önceki Sayfaya gitmek için tıklayınız

Bir sonraki sayfaya gitmek için tıklayınız

 

 

 

 

https://gurselyayin.com

 

 

 

 

 

 24KİTAP BAŞINA DÖNMEK İÇİN TIKLAYINIZ

Önceki Sayfaya gitmek için tıklayınız

Bir sonraki sayfaya gitmek için tıklayınız

DEYİMLERİMİZİ DÜZGÜN KULLANALIM MÜREKKEP YALAMAK
            Bu deyimi pek çoğumuz duymuşuzdur. Duyduğumuz bu deyimin tama olarak ne olduğunu pek bilenimiz de yoktur. Nasıl banyodan çıkana,tıraş olana “saatler olsun” dediğimiz gibi duyduklarımızı incelemediğimden kabullendiğimiz gibi bu temenniyi de yanlış biliyoruz. Banyodan çıkana ve tıraş olana “SIHHATLER OLSUN” demeyi akıl etmeyiz.
            Şimdi gelelim konu başlığına:
“MÜREKKEP YALAMAK” bu deyimimizi okumuş,yazmış kişiler için yakıştırırız. Aslında bu deyim “HATTTAT”LAR için söylenen bir deyimdir.
Pek çok kişinin matbaanın Osmanlılarca ülkeye gelmesine engel olunduğu  zan ederek,atalarımızı hakız olarak suçlarız. İşin aslı konumuzun içinde geçen hattatları korumak için yapılmış bir önlemdir. Nasıl bu günlerde AT girmek isteyen ülkemizin insanlarına serbest dolaşma hakkını kısıtlamaya kalkışan Avrupalılar gibi;Osmanlı da matbaa ülkede faaliyete geçmesi ile,ülkede büyük bir kitle olarak bulunan Hattatların ekmeklerinden olmaması sıkıntısı yatar.
Örneğin;şimdi bir arkadaş kitap yazarsa,kitabını hemen bulunduğu ilde kitabı bastırarak sadece savcılığa bilgi vererek dağıtımını yapabilir. Osmanlı döneminde bu denetim ülkenin tamamında yazılan kitapların “Babı Ali”de  bulunan denetim masasına ciltlemeden formalar halinde yollanır,onay alınırsa hattatlarca çoğaltılarak bulunan il,ilçe veya beldede okuyucuya tanıtılırdı.
Bu işlem nasıl olurdu ? Derseniz: örneğin;Çorum’da bir yazar kitap yazınca kervana vererek İstanbul’a yollardı. Onayı alınan kitap için Padişah tarafından kitabın değerine göre birkaç altından başlayan ve on binlerce altını bulan para ile kitabın çoğalması için müsaade verilirdi. İstanbul’la Çorum arasında bulunan kervanların konakladığı hanların sahipleri gelen kervana kitap var mı ? Diyerek sorarlar,eğer kitap varsa o hanın bulunduğu yerde bulunan hattatlar toplanarak formalar bölüşülerek kervan sabah gitmeden hemen kopyaları çıkartılırdı. Bu işlem İstanbul – Çorum arasında 11 konakta yapılırdı. Yani kitabın on bir adat kopyası çıkartılırdı. Kervandan sonra hattatlar o yerleşim yerinin ihtiyacı kadar sonradan çoğaltılırdı.
Diyeceksiniz ki;kitabı yazan müellifin bundan kar ne ? Derseniz: Kitabı daha Çorum’a gelmeden on bir kopyası alınmış olarak tanıtılmış olur. Kitap bu on bir konaktan diğer illerden gelen ve giden kervanlarca alınarak kısa zamanda hattatlar tarafından ülkenin tamamına ulaştırılmış olurdu. Ayrıca Padişah tarafından verilen para da o yazarın telif ücreti olurdu.
Şimdi gelelim konu başlığına:
“MÜREKKEP YALAMAK” bu deyimimize. Osmanlı döneminde el yazması kitaplar,hattatlar tarafından çoğu zaman çıra isi ile kendileri tarafından yapılırdı. Çıra isine bal karıştırılarak mürekkebin hem yapışıcılığı ve hem de parlaklığı sağlanırdı. Birde hattatların kullandığı kağıtların kamış kalemin kaymasını sağlanmasını sağlamak için aharlanırdı. Ahar da bildiğimiz tavuk yumurtasının akı idi. Bu ak samur fırçalarla kağıtlara bir iki kat kurudukça sürülür,kağıt üzerindeki ak kuruyunca da mühre taşı ile parlatılırdı. Mühre taşı da kaz yumurtası büyüklüğünde mermer bir taş idi. Kağıtta bulunan fırça izleri ile yumurta akının pürtükleri düzeltilerek bu gün kullandığımı kuşe kağıt gibi yapılırdı. Şimdi amma anlattın be birader. Ne diyeceksen de dediğinizi duyar gibiyim.
Hattat;bir harfi veya bir satırı yanlış yazınca acaba nasıl silerdi ?
Hattat yanlış kısmı DİLİ İLE YALAYARAK silerdi. Evet o zamanın mürekkebinin silgisi insan oğlunun tükürüğü idi. Bu gün bile  kütüphanelerde bulunan el yazması kitapları okuyanların başında bir görevli bulunur. El alışkınlığı ile sayfa çevirirken parmağını tükürüğü ile ıslatıp kitabın sayfasını çevirmemesini istenir. Yüzlerce yıl önce yazılmış el yazması kitaplar bu gün bile tükürük ile silinmektedir.
 “MÜREKKEP YALAMAK” deyimimiz hattatlar için kullanılan bir kelimedir.
Benim diyeceğim;konuştuklarımızı bilerek konuşmak ve bildiğimizi konuşmaktır.
Çorumlu 2000 Aylık Kültür Sanat Tarih Ve Edebiyat Dergisi Sayı: 182   25 Nisan 2014

BU ÇALIŞMA TELİF ESERİDİR İZİN ALMADAN  KULLANMAYINIZ  corumlu2000@gmail.com

Önceki Sayfaya gitmek için tıklayınız

Bir sonraki sayfaya gitmek için tıklayınız

 

 

 

 

https://gurselyayin.com

 

 

 

 

 

 25KİTAP BAŞINA DÖNMEK İÇİN TIKLAYINIZ

Önceki Sayfaya gitmek için tıklayınız

Bir sonraki sayfaya gitmek için tıklayınız

BİR TARİHİ MEKAN VE ANIM
geçen gün bir arkadaşımın sayfasın incelerken bir resim dikkatimi çekti. Kendisine buranın "Gerdek Kaya" mı olduğunu sordum o da evet burası gerdek kaya diye cevap verdi. Resmi yeni sayı dergimde kullanmak için kendisinden müsaade istedim sağ olsun yayınlayabilirsiniz diye cevap verdi.

GERDEK KAYANIN 1923 DEKİ HALİ

GERDEK KAYANIN BU GÜNKÜ HALİ

Gerdek Kaya'nın bu günkü hali Resim Recep PEKEL

1921 Çorum Tarihi Nazmi Tuğrul ne hale gelmiş 1963 te keşfe gelmiştik. Sütunlar o zaman mevcuttu. Rahmetli Abdullan Özüyağlı, Rahmetli Salim Özbakır, Kardeşi Salim Özbakır, Halil Ceyhan, ben Yukarıdan arkadaşlarla çıktık ipe tutunarak aşağıya indim. Arkadaşlar da yukarıya tırmanarak çıktılar. Diğer arkadaşlar ipi tutarken ben mezarı incelemeye başladım. En son çıkan arkadaş ipi bırakınca aşağıya ipi düşürdük. Bir gelen olur ise diye bekledik, buraya geldiğimizden de kimsenin haberi yoktu Mezar odasını araştırdık. Mezar yataklarında yattık taş olduğu halde vücut yapımızı incitmeden yatılacak şekilde idi.
Akşam ezanı okunur iken 300 metre öteden birisi geçiyordu. Bağırdık çağırdık nafile sesimizi duyuramadık. Rahmetli Salim silaha meraklı idi. Eski bir Karadağ tabanca var ki menzili 2000 metre. Salim Havaya bir el ateş etti adam korkudan tam siper oldu. Biraz sonra doğruldu ayağa kalktı. Yukarıda olduğumuzdan ne yaptığını görüyorduk.
Ben silahı aldım aramın önüne doğru ateş ettim. Adamın on metre kadar önüne kurşun saplandı bir toz bulutçuğu meydana geldi. Adam temelli korktu. Bende korktum kurşun sekebilir adamı yaralayabilir veya öldürebilirdim. Birazdan hareket ettiğini gördük sevindik. Hep bir ağızdan Amca buz burada kaldık diye sesimizin çıktığı kadar bağırdık. Adam sine sine mezar anıtın altına kadar geldi. Baktı yukarıdayız. Bize küfrün bini bir para bizden ses yok. 
Biz adama yalvarmaya başladık yukarıdan ili al da salla diye. Adam halin bize küfrediyordu, demek ki adamı epey korkutmuştuk.
Sonra adam ne düşündü ise ipi aldı yukarı çıktı aşağı ipi bize salladı ipi toplayıp mezar odasına aldık.
Adam bizi ineceğimiz yerde aşağı inmemizi bekliyor. Nasıl olsa tek tek inerler bende onları bir güzel pataklarım diye düşünüyor olsa gerek.
Biz; Amca sağ ol git diyoruz adam bir türlü gitmiyordu.
Ben aşağıya inmek için arkadaşlara söyledim. Onlar sakın inme adam seni döver dediler. Ben salimden silahı alarak gömleğimin altından belime soktum ipe tutunarak aşağı indim.
Ayağım yere değmeden adam arkamdan bir yumruk vurdu ve küfür etti. Acıya dayandım ipi bıraktım gömleğin altında bulunan Karadağ çektim. Hadi bakıyım bir daha vur dedim. Adam silahı görünce arkasına bakmadan kaçtı giderken havaya son kurşunu da attım Namlu param parça oldu. antika tabanca üç atıma dayanamamış intihar etmişti.
Arkadaşlar aşağı indiler sonuncu arkadaşı da yukarıdan çektik.
Gerdek kaya maceramız bizde hem korku hem de bir acı hatıra olarak kaldı.
Gerdek kayanın arkasında olduğunu hatırladığım pırıl pırıl akan dereden kana kana su içtik. Çoruma doğru yola çıktık.
Salim bana birkaç ay kustu. Son mermiyi attın namluyu patlattın. Diye sitem etti. Sonra barıştın.
Ölenlere Allah Rahmet sağlara da selamet versin.

Çorumlu 2000 Aylık Kültür Sanat Tarih Ve Edebiyat Dergisi Sayı: 183   25 Mayıs 2014

BU ÇALIŞMA TELİF ESERİDİR İZİN ALMADAN  KULLANMAYINIZ  corumlu2000@gmail.com

Önceki Sayfaya gitmek için tıklayınız

Bir sonraki sayfaya gitmek için tıklayınız

 

 

 

 

https://gurselyayin.com

 

 

 

 

 

 

 26KİTAP BAŞINA DÖNMEK İÇİN TIKLAYINIZ

Önceki Sayfaya gitmek için tıklayınız

Bir sonraki sayfaya gitmek için tıklayınız

KİN, NEFRET VE HUSUMET
            Yaratılmış olan bütün canlılarda; yaratılışında inat, kin ve nefret unsurları bulunmaktadır.
            İnsanların en büyük yanlışlıklarından birisi de emri altında bulunanları unutarak kendi zevk ve sefaları ile eğlencelere kaptırarak mühim işlerimizden uzaklaşmamızdır. Bu eksikliğimiz ile hizmetlerde aksaklıklar. Dikkat edilecek adil kararlarda yanlışlıklar, hüküm verirken taraf olma, adam kayırma, eşit muameleden uzaklaşma gibi eksik davranışlarda bulunma. İnsanları diğerleri gibi ayrı sınıflarda görerek diğerlerinden yüz çevirme, layık olmayan yerlere kişileri büyük işler için atadıklarımız ve diğer yanlışlıklarımız emrimizde yapılan yanlışlıklarımızı görenler zulme uğradıklarını var sayarak kin ve nefret içinde yaratanlarına yalvararak beddua ederler ve başka adil kişilerle birlikte olmak için dua ederler.
            Kin ateş gibi bir olgudur. Ne kadar güçlü yanarsa onu söndürmek güç olur. Kin bir bulaşıcı hastalık gibi insanları etkiler. Bu etkilenen insanlar sel gibi olarak akarlar. Bu sele set çekmek ise çok zordur. Kin ve nefreti güç kullanarak bastıramayız. Kuvvetimiz kadarı ile önlediğimizi zanneder fakat onu yer altına inmeye mecbur etmiş oluruz. Kin ve nefret tohumları yer altında tekrar yeşererek daha kuvvetli bir grup veya topluluk olarak karşımıza çıkar.
            Kin ve nefret duygularını ancak yaptığımız yanlışlıklardan döner isek önleme imkânımız olur. Adaletli yönetimimiz ve davranışımız, kendimizin isteklerindeki yanlışlıkları görmemiz ve aklımızı kullanmamız gereklidir. İsteklerin aklına üstün gelirse sana duyulan kin ve nefret daha da çoğalır.
Kin ve nefreti karşındaki insanların sana cephe alması demektir. Sen sana normal gözüken şeylerin karşındaki kişi veya topluma ağır gelebileceğini düşünmezsen sonraki pişmanlıklarını insana faydası olmaz. Karşındaki kin ve nefret edeni azarlamak için normalin üstüne çıkma, zorla istediklerini yaptırmak istersen senin zararına olur.
27 Mayıs 2014 tarihinde verdiğim savunmamda şöyle yazmıştım:
KİN “öç almayı gerektirecek şiddetli düşmanlık hareketlerin zeminini oluşturan psikolojik bir hâl” olduğu
DÜŞMANLIK “husumet beslenen konuya karşı düşünerek, tasarlayarak zarar vermeye, onu mağlup etmeye yönelmiş kin duygusu” olarak bilmekteyim.
HUSUMET İSE KİN VE DÜŞMANLIK OLDUĞUNU; “husumet beslenen konuya   karşı tasarlayarak zarar vermeye, öç almayı gerektirecek şiddette nefret duymaya yönelik hareketlerin zemini oluşturan psikolojik bir hâl” olarak biliyorum.
 HUSUMET BESLEMEK ise hiddet ve kızgınlık demektir.
Bence Suç işleyen birisi ile HUSUMET veya HUSUMETLİ OLUNMAZ!
Çorumlu 2000 Aylık Kültür Sanat Tarih Ve Edebiyat Dergisi Sayı: 183   25 Mayıs 2014

BU ÇALIŞMA TELİF ESERİDİR İZİN ALMADAN  KULLANMAYINIZ  corumlu2000@gmail.com

Önceki Sayfaya gitmek için tıklayınız

Bir sonraki sayfaya gitmek için tıklayınız

 

 

 

 

https://gurselyayin.com

 

 

 

 

 

 27KİTAP BAŞINA DÖNMEK İÇİN TIKLAYINIZ

Önceki Sayfaya gitmek için tıklayınız

Bir sonraki sayfaya gitmek için tıklayınız

ANLAYAN VARSA ANLATSIN!
            İnsanlar devamlı hata yaparlar. Bu insan olarak bizim yaratılışımız da vardır.
İnsan olarak çevremize zarar vermekte yaşayan canlılar içinde sıralamaya konulursa insanlar birinci olarak gösterebiliriz. Radyasyon kirliliği ile çok önemli zararlara sebep olunması. Hava kirliliği ile yaktığımız katı ve fosil yakıtlar ile bu kirliliğe sebebiyet verdikleri gözükmektedir.
Su kirliliği ve denizleri kirletme ile de atıklarımızı ve kullandığımız suları sanayi atıklarına karıştırarak etrafta bulunan akarsulara, göllere ve denizlere dökerek kirletmek.
Çevreyi kirletmek için kullanılmayan ve pis olan atıklarımızı atmak, ağaçları katletme, medeniyet göstergesi diye lanse edilen çöp atıklarımızı tabiatın koynuna atarak yer üstü ve yer altı kirliliklerine sebebiyet verme, bilinçsiz olarak yapılanma sebebi ile erozyon sahalarındaki yerleşmelerde meydana gelen zararları sayabiliriz.
İnsanların diğer canlılara karşı işlediği suçları burada saymakla bitiremeyiz.
İnsan olarak karşısında bulunan insanların bazılarının vücut dokunulmazlıklarını, mallarını, ırzlarını, evlatlarını, canlarını, vatanlarını ellerinden alma girişiminde bulunurlar.
            İnsanların bu devamlı hatalarını idealleri için, din için veya toplumu düzenlediklerini düşünerek yukarıda yazdığımız hataları bilerek işlerler.
            İnsanlar bu hatalarını diğer insanlara terör veyahut baskı zoru ile de zorlayarak kabul etmelerini isteyerek onları sindirir ve ses çıkartamaz duruma getirmeye çalışırlar.
            Baskı zoru ile kabul ettirmeye çalışanlara isimler veririz.
İnsanların vücut dokunulmazlıklarını ihlal edenlere; darp eden, yaralayan, tacizci, organ mafyası isimleri verilir.
İnsanların Mallarına zarar verenlere ise; kapkaççı, yankesici, çalan, hırsız, dolandırıcı diye isimler verilir.
İnsanların Irzlarına zarar verenler ise tecavüzcü, sapık, ırz düşmanı isimleri verilir.
İnsanların Evlatlara zarar verenler ise çocuk kaçırma, çocuk pornosu, çocuk ticareti, çocukları anarşik ve toplumsal olaylarda kullanmak için yetiştirme, kanuna aykırı işlerde kullanmak üzere yetiştirme işlerinde kullanılmak için yetiştirilirler.
Canlarına zarar verme kişileri öldürme, asimile etmek için toplu öldürme. İdealini kabul etmediği için öldürme, devletin birlik ve düzenini bozmak için öldürme, terör yaratmak için öldürmeleri sayabiliriz.
Silahlı Örgüt kuran, bu örgütü yöneten!
Devletin silahlı kuvvetlerine karşı silah çeken, asker, polis, öğretmen, çocuk öldüren.!
İnsanları dağa kaçıran, hukuka aykırı para toplayan!
Türkiye Cumhuriyetini ortadan kaldırma girişiminde bulunan!
Türkiye Cumhuriyetin Hükümet görevlilerini çalıştırmamak için engeller yaratan!
Yöneticilerin görev yapmalarını engelleyen!
Uyuşturucu kaçakçılığı ve adam ticareti ile meşgul olan!
Bayrak düşmanlığını yayan!
Atatürk ve Türkiye’ye açıkça düşman olan kişileri af etmek naradan çıktı?
Bunun adını açılım olarak da bizlere anlatma görevini üstlenen kişiler, kuruluşlar ve partiler neden bu girişimde bulunuyorlar?
ANLAYAN VARSA ANLATSIN!

Çorumlu 2000 Aylık Kültür Sanat Tarih Ve Edebiyat Dergisi Sayı: 185   25 Temmuz 2014

BU ÇALIŞMA TELİF ESERİDİR İZİN ALMADAN  KULLANMAYINIZ  corumlu2000@gmail.com

Önceki Sayfaya gitmek için tıklayınız

Bir sonraki sayfaya gitmek için tıklayınız

 

 

 

 

https://gurselyayin.com

 

 

 

 

 

 

 28KİTAP BAŞINA DÖNMEK İÇİN TIKLAYINIZ

Önceki Sayfaya gitmek için tıklayınız

Bir sonraki sayfaya gitmek için tıklayınız

30 AĞUSTOS ZAFER BAYRAMININ ÖNEMİ
Dünya Savaşlarının ilke olan 1. Dünya Savaşın sonuna doğru Osmanlı idarecilerinin yanlış kararları üzerine savaşa katılan tarafta bulunan Osmanlı İmparatorluğu savaşta mağlup olarak gözükmüş ve Osmanlı Devleti ile İtilaf Devletleri arasında bir antlaşma ile 30 Ekim 1918’de imzada taraf olarak Mondros Ateşkes Antlaşması imzalamıştı.
Osmanlı Devletinin bu antlaşma ile Elinde bulunan Türk Topraklarının tamamının işgalini hedef almış bulunuyordu.
19 Mayıs 1919 Türk Milletini uyanması için Atatürk’ün Samsun’a çıktı. Ülkenin bağımsızlık mücadelesi için girişme başlamıştı. Bu girişime katılım büyümüş, peş peşe yapılan toplantıların ve Sivas ve Erzurum kongreleri ile birlikte daha da güçlü bir Türk Milli hareket haline canlanmıştı. 23 Nisan 1920’de Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin açılması ile memleket yönetimi halka verilmiş, Milli Mücadelenin büyük bir zaferle sonuçlanarak Türk Milleti kendi bağımsızlığını kendi güç ve çabası ile kazanmıştı!
Osmanlı Devleti olarak savaşa giren ve Türk Milleti olarak 10 Ağustos 1920’de imzalanan “Sevr Barış Antlaşması” Türk milleti tarafından hiç bir zaman kabul edilmemiş ve uygulamaya konulmamış bir antlaşmadır.
Sevr Barış Antlaşması’nın maddeleri kısaca:
1- İstanbul Osmanlı Devleti’nin başkenti olarak kalacak; ancak Osmanlı Devleti anlaşma koşullarına uymazsa İstanbul Türklerden alınacaktı.
2- Boğazlar her zaman bütün devletlerin gemilerine açık tutulacaktı. Uluslararası bir komisyon Boğazları yönetecek ancak komisyonda Türk üye bulunmayacaktı. Bu komisyonun ayrı bir bütçesi ve bayrağı olacaktı.
3- Anadolu’nun doğusunda iki yeni devlet kurulacaktı.
4- Ege Bölgesi’nin büyük bir bölümü ile İzmir Yunanlılara verilecekti. Ayrıca, Midye-Büyükçekmece çizgisinin batısında kalan Trakya bölümü de Yunanlıların olacaktı.
5- Arabistan ve Irak İngiltere’ye verilecekti.
6- Urfa, Antep, Mardin ve Suriye Fransa’ya verilecek, Adana’dan Kayseri ve Sivas’ın kuzeyine kadar uzanan bölge, Fransa’nın nüfuzu altında bulunacaktı.
7- İzmir bölgesi dışında tüm Batı Anadolu, Afyon’dan Kayseri’ye kadar uzanan çizginin güneyinde kalan topraklar İtalyan nüfuz bölgesi olacaktı.
8- Osmanlı Devleti’nin askeri gücü 50.700 kişiden ibaret olacak, Ordunun ağır silah ve uçakları bulunmayacak, deniz kuvveti 13 savaş gemisini geçmeyecekti.
9- Azınlıklara geniş haklar verilecekti.
10-Mali ve adli kapitülasyonlar (ayrıcalıklar) en ağır şekilde müttefik devletlere açık olacaktı.
Bu antlaşma ile Osmanlı ülkesinin yok edildiğinin ve Türk Milletinin ortadan kaldırılması için öne sürülen hak etmediği çok ağır şartları antlaşmada dayatarak tamamen tarihten silme girişiminde bulunmak isteniyordu.
Bu antlaşmayı Türk Milleti yukarıdaki maddeleri hiçbir zaman kabul etmediğini, Atatürk’ün önderliğinde bağımsızlık mücadelesi bütün dünyaya göstermiştir. Ülkenin bağımsızlığını korumak gerektiği için düzenli ordu kurma girişimi ile işe başlamıştı. Doğuda Ermeni çetelerine karşı başarılar elde etmiş, Birinci ve İkinci İnönü Muharebeleri ile Ülkemizin Batı kesimleri istila eden Yunan Kuvvetlerine ağır kayıplar verdirmişti.
23 Ağustos 12 Eylül tarihleri arasında Türk Birliklerinin Sakarya Meydan Muharebesi ile Yunan kuvvetleri bozguna uğratılmıştı. Sakarya Meydan Muharebesi sonucunda Türkiye Büyük Millet Meclisi tarafından Mustafa Kemal "Gazi" ve Mareşal rütbesi verilmişti.
Sakarya Meydan Muharebesi Türk Ordusunun kazandığı güven ve azim ile Büyük Zafer hazırlıklarının dikkatli ve itina ile yapılması, ordu taarruz için eğitilmesi ile Ağustos 1922 ayında bu hazırlıklar yapılmış ve hazırlanmıştı.
26 Ağustos 1922 tarihinde Başkomutanlığını Mareşal Mustafa Kemal'in yaptığı Türk Ordusu düşmana karşı taarruza geçerek bir saat gibi kısa bir zamanda düşman mevzilerini ele geçirmişti.  yapılan dört günlük savaşın sonunda 30 Ağustos 1922 tarihinde düşman kuvvetleri yok edilmiş esir ve edilen düşman kuvvetlerinin içinde Yunan Ordusu Başkomutanı Trikopis'te bulunmakta idi.
Türk ordusunun kaçan düşmanları takibi İzmir'e kadar takip edilerek 9 Eylül 1922 tarihinde İzmir ile birlikte Anadolu düşman kuvvetlerinden temizlenmiş oldu. Mustafa Kemal, 18 Eylül 1922’de İtilaf Devletleri Boğazlar işgal kuvvetlerine Anadolu’daki Yunan ordusunun kesin olarak yok edildiğini bildirdi. İngilizler Türklere karşı direnmek için karar aldılar. Fransız ve İtalya'dan yardım istediler. Bu talep Fransa tarafından ilgi görmedi 19 Eylül'de Çanakkale Boğazında bulunan mevzilerini boşaltarak İngilizleri Türk Ordusu ile yalnız bırakmış oldular. Türk birlikleri 24 Eylül 1922 de Boğazlar bölgesine girdiler. İngilizler savaşma isteklerini İngiltere ye bildirdiler İngiliz kabinesi kesin olmamakla hem Türk Ordusuna direnme hem de çekilme kararı içinde kesin kararı veremedi. Her an çatışma başlama ihtimali belirdi. İstanbul'da bulunan İtilaf Devletlerinin Başkomutanı Harrington kendi askerlerinin Türk birliklerine ateş açılmaması için emir verdi. İngiltere kabinesini de gereksiz bir savaş serüvenine girilmemesi için uyardı.
11 Ekim 1922 tarihinde imzalanan Mudanya Ateşkes Konferansı ile Türk İstiklal savaşı istenilen hedefe ulaşmış oldu. Kurtuluş savaşı sonuçlanmasından sonra Sevr Antlaşması Türkiye açısından yürürlüğe girmemiş ve 23 Temmuz 1923 yılında imzalanan Lozan Antlaşması uygulanmaya konulmuştur.
Türk'ün bu olağan üstü mucizevi gayreti ile azmini ve gücünü tüm Dünya'ya göstermiş olması Türk Ordusu ve Mareşal Başkomutanı Mustafa Kemal 30 Ağustos Zaferini bizlere armağan etti. 30 Ağustos Zaferi 30 Ağustos 1923 tarihinde Ankara, Afyon ve İzmir'de şenlikler yapılarak kutlanmıştır.
"İçişleri Bakanlığı’nca hazırlanan ve Bakanlar Kurulu’nca TBMM’ne şevki kararlaştırılan “Ulusal Bayram ve Genel Tatiller Hakkında Kanun” tasarısı, 20 Mayıs 1935’te Meclis İçişleri Komisyonu’nda görüşüldü. Komisyon, tasarı metninde bazı değişiklikler yaptıktan sonra, 23 Mayıs 1935’te tasarıyı TBMM Başkanlığı’na sundu22. Meclis Genel Kurulu’nun 27 Mayıs günkü birleşiminde müzakere olunan söz konusu tasarı, aynı gün kabul edildi. Ulusal Bayram ve Genel Tatiller Hakkındaki 2739 sayılı kanunun birinci maddesinde yurtiçi ve yurt dışında kutlanacak ulusal bayramın Cumhuriyetin ilânı olduğu belirtilmiş, ikinci maddesinde genel tatil günleri sıralanmıştır. Buna göre, 30 Ağustos Zafer Bayramı, 23 Nisan Ulusal Egemenlik Bayramı, 1 Mayıs Bahar Bayramı, 1 Ocak Yılbaşı Günü olarak kabul edilmiş ve ayrıca Şeker Bayramı’nda üç, Kurban Bayramı’nda dört gün tatil yapılması kararlaştırılmıştır."
Bizler 30 Ağustos Zaferini Milli Bir Bayram olarak her yıl coşku ve düşmana korku vererek milletçe kutlamakta gurur duymaktayız.
Ne Mutlu TÜRK'ÜM diyene!

Çorumlu 2000 Aylık Kültür Sanat Tarih Ve Edebiyat Dergisi Sayı: 186   25 Ağustos 2014

 

BU ÇALIŞMA TELİF ESERİDİR İZİN ALMADAN  KULLANMAYINIZ  corumlu2000@gmail.com

Önceki Sayfaya gitmek için tıklayınız

Bir sonraki sayfaya gitmek için tıklayınız

 

 

 

 

https://gurselyayin.com

 

 

 

 

 

 29KİTAP BAŞINA DÖNMEK İÇİN TIKLAYINIZ

Önceki Sayfaya gitmek için tıklayınız

Bir sonraki sayfaya gitmek için tıklayınız

BAHÇELER SARARDI
Mevsim sonbahara dönerken yapraklar eski yeşilliklerini kaybetmeye başladılar. Birkaç hafta sonra sararak vazifelerini tamamlayarak dökülecekler,dallar ve ağaçlar kış hazırlıklarını yapacaklar. Yeni bir dönemin yani ilkbaharın gelişine kadar uykuya dalacaklar. Bu dönüşüm ağacın ömrü boyunca tekrarlanarak devam edecek.
Ne yazık ki insanoğlu bu tekrar ve tekrar eden ölüm ve dirilişi ancak bir kere yaşayacak. Sonbahar gelmesi ile birlikte, gözümüzün feri gidecek, kulağımız ağır işitecek, saç ve sakalımız ağaracak, dergilerimiz kırışacak, ayaklarımızın dermanı kesilerek belki de bastona bineceğiz. Zamanımız bitince, ömür vefa edince bu dünyadan göçeceğiz ve arkamızda bırakacağımız, iyilik ve kötülükten başka bir şey bırakmayacağız. Emir yüksek yerden. Bu döngü ve yazgıyı yazan böyle emretmiş. Bizlerin yapabilecekleri ise; bildiklerimizi, öğrendiklerimizi, gördüklerimizi de beraberimizdi alıp götüreceğiz.
Bizlerin kendi bilgi ve becerilerinin de başkalarına öğretilmeden öte tarafa götürülmeleri ne acı. Bilgiler zaten yaratan tarafından bizlere mahsus olarak veriliyor. Bu bilgilerle insanlığa faydan dokunsun, onlar faydalansın diyerek sana tebliğ ediliyor. Bu bilgileri sende ihsanların faydalanması için kullanmadan, birisine göstermeden ve hatta sadece sen faydalanarak bu dünyayı terk etmen çok vahim.
O yüzden; bütün bildiklerimizi kendimizce derleyerek başkalarına da lazım olur diyerek yazalım, mümkün olduğunda bu bilgilerimizi kitap haline getirelim ki; bizden sonraki kuşaklar bizim faydalandığımız bu bilgilerden faydalansınlar.
Mevsim sonbahar. Yapraklar teker teker dallarından kopuyor. İnsanlarda yaşlandıkça, vadeleri yettikçe sonsuz aleme gitmek için gözlerini kapıyorlar. Bizlerde belli bir birikime erersek, belli bir yaşa gelirsek bu bilgi ve birikimlerle ebedi aleme geçmede, dünyevi aleme bir bilgi yumağı bırakalım.

Çorumlu 2000 Aylık Kültür Sanat Tarih Ve Edebiyat Dergisi Sayı: 188   25 Ekim 2014

 

BU ÇALIŞMA TELİF ESERİDİR İZİN ALMADAN  KULLANMAYINIZ  corumlu2000@gmail.com

Önceki Sayfaya gitmek için tıklayınız

Bir sonraki sayfaya gitmek için tıklayınız

 

 

 

 

https://gurselyayin.com

 

 

 

 

 

 30KİTAP BAŞINA DÖNMEK İÇİN TIKLAYINIZ

Önceki Sayfaya gitmek için tıklayınız

Bir sonraki sayfaya gitmek için tıklayınız

BİLMEK VE SİLMEMEK
            Bazı konulur olur ki insan hayatında. Bakarsın sayfa ortadan kalkmış, bilmiş olduğun o koru kaybolmuştur.
            Hepimizin zaman içerisinde bildiğimiz o konuyu hatırlayamadığımı, bazen çok Samim olduğumuz kişilerin isimlerini hatırlayamadığımız günler olmuştur. Acaba .u bizim beynimizin bize oynadığı bu oyunun sebebi nedir?
            İzah edildiğine göre, zaman içerisinde hatırlamadığım o olayların beynimiz tarafından bu benim sahibime artık yaramaz. Hafızamdan sileyim. Komutunu kendi kararı ile kaldırması ile izah edilmektedir.
            Beynimizin bu kararı iye yapay zekâ olarak sayılabilecek bilgisayarlarımız da bu işlemi bizim emrimizle yapmaktadır. Yani daha evde kullandığımız bilgisayarların gelişmediği ve bu gelişmenin çalışmalar ile bilgisayarlarında verilen komut haricinde ayarlanan zaman dilimi içerisinde kendi kararırı verebileceği bir program üzerinde çalışıldığını öğrenmekteyiz.
            Bu insanlık için belki faydalı olacak. Belki de insanlık için çok zararlara meydan verecek bir konum olabilecek diye düşünmekteyim.
            Saman içerisinde bu konunun devamını bildiğim kadar anlatmaya çalışacağım!
Çorumlu 2000 Aylık Kültür Sanat Tarih Ve Edebiyat Dergisi Sayı: 189   25 Kasım 2014

BU ÇALIŞMA TELİF ESERİDİR İZİN ALMADAN  KULLANMAYINIZ  corumlu2000@gmail.com

Önceki Sayfaya gitmek için tıklayınız

Bir sonraki sayfaya gitmek için tıklayınız

 

 

 

 

https://gurselyayin.com

 

 

 

 

 

 31KİTAP BAŞINA DÖNMEK İÇİN TIKLAYINIZ

Önceki Sayfaya gitmek için tıklayınız

Bir sonraki sayfaya gitmek için tıklayınız

YENİLENMEK VE BAŞLAMAK
            Bir işe kendine güvenle başlayabilirseniz ve sebatınız varsa; o işi bitirmeniz için bir engel kalmamış demektir. Bizler ise her nedense her işi hemen yapmak ve bitirmek için o iş için ortaya atılır ve hevesimiz çabucak sönerek işlerimizi yarım bırakırız.
            Bu yapacağımız işlerin plan, program, zaman, veri alışı, bilgi ve diğer birikimleri bir araya getirmeden yapacağımız işe başlar, sonra da o işi çoğunlukla başaramadan yarım bırakırız.
Bu acelecilik bizimle yaratılmış olsa gerek. Atalarımız boşuna “Acele işe Şeytan karışır dememişler” birimizin yapacağı işler vardır; birlikte yapılacak işler vardır. Bu ikisini ayırmak ve bilmemize rağmen kendi yapacağımızı ve birlikte yapacağımızı kendimiz yapmaya kalkarız.
Birlikte yapacağımız işlerin; bazılarının başlangıcını kendimi yapabiliriz. Sonra bu iş gelişip, çoğaldıkça birlikte yapacağımız kişileri arar bulur ve projelerimizi onlara anlatır onlardan da yapılacak işlerin detaylarını gösterir ve ona düşen bölümü yapmasını sağlarız. Bu girişimlerini diğer bölüm ve kalifiye elemanlarca da dağılımı yaparak projemizi gerçekleştiririz.
Bu yukarıdaki yazının gerekçesini merak ediyorsanız, ülkemizin politikası, çalışma hayatı, sanayi bölümü, basın bölümü ve diğer birlikte yapılacak pek çok işlerin yalnız yapılacağını zannedenlerle dolu olduğundandır. Bu neden böyle olduğunu sorarsanız? Bizlerin yetişme tarzından olduğunu görürsünüz. Bütün yaptıklarımız ya babamızın eserinin devamını sağlamak, ya dedemizin yürüdüğü yoldan devam etmektir. Hiçbir zaman gelişme ve büyüme çabası göstermeden kazanılanla yetinme düsturunu elden bırakmamaktır.
Neler yapmamızı gerektiğini söylememe de gerek duymuyorum. İnsanlar nasihat okumayı ve dinlemeyi sevmezler. Kendi bildiklerinden onları döndürmek ise imkânsızdır. Benlik davamız süre gelir ve inatla devam eder.
Kendimizi de yenilemeyi düşünmeyiz, işimizi de yeni teknolojilere adapte etmeyiz. Yenilikten korkar ve yeniliğe uzaktan bakarız.

Çorumlu 2000 Aylık Kültür Sanat Tarih Ve Edebiyat Dergisi Sayı: 190   25 Aralık 2014

BU ÇALIŞMA TELİF ESERİDİR İZİN ALMADAN  KULLANMAYINIZ  corumlu2000@gmail.com

Önceki Sayfaya gitmek için tıklayınız

Bir sonraki sayfaya gitmek için tıklayınız

 

 

 

 

https://gurselyayin.com

 

 

 

 

 

 

 32KİTAP BAŞINA DÖNMEK İÇİN TIKLAYINIZ

Önceki Sayfaya gitmek için tıklayınız

Bir sonraki sayfaya gitmek için tıklayınız

ZAMANIN İÇİNDEKİ ZAMAN
 Bu günler yapılmakta olanlar ile yapılanlar arasında pek çok farklılıklar olduğu ve yapılan işlerin yapılmadığı halde yapılmış gibi gösterilerek işletmeler tarafından faturalandığını görmekteyiz.
Bunların bu zamanda ülkemizde gözükmesinin sebep ve neticelerini burada araştırmak ve incelemek istersek:   İş yapanlar ve İş yaptıranlar diye ikiye ayırabiliriz.
Genel olarak yukarıdaki iki grubun ticaret hayatının başlamasından bu güne dünyada bulunduğu ve bu iki grubun birbirlerine devamlı olarak bağımlılığı ulunmaktadır.
Bunlardan iş yapanlar dünya zaman diliminde önce savaş esiri ile kendi kazancını sağlayamayan işçi sınıfı olarak gözükmektedir.
Kölelik geçmiş zamanlarda insanların para veya mal ile alınıp satılabildiği ve varlıklı kişilerin çeşitli hizmetlerini gören sahipleri tarafından her türlü işlerde kullanılması için var olan insan tabakası idi. Bu insan tabakaları savaşlarda alınan esirler veya korsanlık ile elde edilen insanlardan meydana gelmekte idi.
Ayrıca eski zamanlarda belirli işleri yaptırmak için tutulan sanatkârlar ve vasıflı elemanlar ihtiyaç sahiplerine belirli bir para karşılığı çalıştırılır ve ücretlendirilir idi.
Köleleri bir tarafa alıp onların hiçbir hakkının olmadığı istenilirse köle sahipleri tarafından öldürülmeleri, satılmalı, aç bırakılmaları ile her türlü işlerde kullanılmaları olağan bir görünüm olduğun için bunların bu gün yaşadığımız zaman diliminde olmadığını söylememiz biraz saflık olarak gözükmektedir.
İkinci bölüm olarak gösterdiğim iş yapanların yani kalifiyeli çalışanların bu mesleklere göre ayrılmaları ve bu ayrılmalarından meydana gelen meslek gruplarının tekrar aynı emsal birliklerin birleşmesi ile daha büyük gruplar haline gelmiştir.
Kalifiyeli veya kalifiyesiz çalışan grupların kendi birlik veya sosyal haklarının savunuculuğunu yapacak sendikalarının olmalara onları bir nebze rahatlatsa da bu gruplara bağlanmayarak sosyal haklarından aldıkları ücretlerin azalması korkusu ile sigortasız ve sendikasız çalışanların olduğu ve bu serbest diyebileceğimiz grupların da kendi çıkarlarını koruyamadıkları görünen bir gerçektir.
Bu serbest çalışanların da bir kan emici gibi emeklerini sömüren din ve vicdandan yoksun işverenlerin bulunması ve bu işverenlerin bazı özel sözleşmeler ile serbestte olan vasıflı veya vasıfsız elemanları “bir ay deneyelim” mantığı ile ücretsiz olarak çalıştırdıkları gözükmektedir. Bir aylık deneme sonucundan çalıştırılanın öz veri ile çalışmasını görmemezlikken gelerek kapıyı gösteren pek çok çalıştıran kişi, firmanın olduğu bilinmektedir.
Günümüzde iş bulmanın zorluğu nedeni ile deneme şartı ile çalışama şartını kabul edenlerin kendilerine bir ay sonra veya bir ay bitimine kala kapının önüne konmaları sonucunda bu kişilerde acı bir tecrübe olarak hayatlarında sonuna kadar acı bir deneme olarak kalmaktadır. Bu duruma düşen çalışanlar, bir ay çalıştıklarına mı, yoksa nerede yanlış yaptıklarını düşünerek bunalıma girmeleri kaçınılmaz gözükmektedir.
Günümüzde artık bedava çalıştırma ve emek sömürüsü normal bir yaşantı haline gelmiş bulunmaktadır. Ülkemizi idare edenlerin bu konuya eğilmemeleri ve bu kanayan yarayı görmemeleri de çok düşündürücüdür!

Çorumlu 2000 Aylık Kültür Sanat Tarih Ve Edebiyat Dergisi Sayı: 192   25 Şubat 2015

BU ÇALIŞMA TELİF ESERİDİR İZİN ALMADAN  KULLANMAYINIZ  corumlu2000@gmail.com

Önceki Sayfaya gitmek için tıklayınız

Bir sonraki sayfaya gitmek için tıklayınız

 

 

 

 

https://gurselyayin.com

 

 

 

 

 

 33KİTAP BAŞINA DÖNMEK İÇİN TIKLAYINIZ

Önceki Sayfaya gitmek için tıklayınız

Bir sonraki sayfaya gitmek için tıklayınız

18 MART ÇANAKKALE DENİZ ZAFERİNİN 100 YILI!
Bundan 100 yıl önce Ülkemiz Dünya Tarihinde gözükmeyen bir saldırıya uğradı. Bu şekilde bütün devletlerin birlikte hareket ederek Çanakkale’ye saldırı için geldiler.
Dünyanın en güçlü donanması ve en güçlü ülkeleri birleşmişlerdi bu kuvvetlere verilen isim İtilaf Devletleri idi ve bu devletler İngiliz, Fransız, Hint, Kanada, Avustralya ve yeni Zelanda orduları idi. “Biz bu yedi düvel ile çarpıştık” demeleri bu yedi ülke ile olduğundan söylenmiştir. Düvel=Devletlerin çoğulu Arapça bir kelimedir.
Savaşın tarihi ve yapılması Türk ve İtilaf devletlerinin tarihçilerin yazdıkları ile bilinen bir süreçtir. Başlangıcı ve sonuçları ve diğer bilgiler ise tarih kitaplarında bulunmaktadır.
Biz size 18 Mart’ı kısaca şöyle anlatabiliriz: Mart Ayının 18'inde Türk Tarihinin şanlı günlerinden birisi olarak kutlanmaktadır. 18 Martta 1915'te Çanakkale'de kazanılan bu zafer bundan 100 yıl önce Türkiye topraklarında bulunan Çanakkale'de geçtiler.
İngiltere Birleşik Krallık ve Fransa gemilerinden oluşan Birleşik Filo, destek ve lojistik gemileriyle birlikte toplam 103 parça gemiden oluşmaktaydı. Bur donanmada bununan savaş gemileri Boğaz'a geniş çaplı ilk saldırıları 1915 yılının Şubat ayında başladı. Sonuç elde etmek için en güçlü saldırnı 18 Mart 1915 günü başladı.
Savaş gemileri 3 filo halinde saldırı planı yapılarak birinci filoda bulunacak gemiler İnigiliz savaş gemilerinden Queen Elizabeth, Agamemnon, Lord Nelson, Inflexible, Triumph. ikinci filo ise yine İngilis Savaş gemilerinden oluşumu ve Albion, Irresistable, Vengeance, Swiftsure, Majestic, Prince George, Ocean, Cornwallis isimlerini taşamakta idiler. Üçüncü filo ise Fransız gemilerinden Bouvet, Gaulois, Souffren, Charlemagne, Canopus teşekkül ediyordu.
Yapılan Savaş hareket planına göre; 1. Filo, saat 10:30’da Çanakkale Boğazına girdi. 1. filo Türk mevzilerinden Merkez Tabyaları’nı bombalamaya başladı. Türk tabyalarından Kumkale gerisindeki Türk obüsleri cevap olarak topları atışa başlamışdı ve 1. Filo gemilerinden Agamemnon ve Inflexible isabet aldı. Savaş kayıtları ve Yazılanlara göre 12 isabet almış olan Agamemnon Çanakkale bulunan konumundan uzaklaşmış olduğu ve isabet alan Inflexible aldığı hasarla muharebeye devam etmeye devam etmişti.
Çanakkale Tabyalarına tonlarca top mermisi yağdıran gemiler saldırı devam etmişler Fransız Filosu Türk Bataryalarına yakın mesafeden yaptığı bombardımanda etkili olmuştu. Fransız gemilerine Türk topçusu atış menzilindeki gemilere oldukça zarar verdiler. Bunlardan Gaulois büyük bir yara aldığı ve 3. Filo geri çekilirken saat 14:00’da Bouvet, Türk Nusrat Mayın gemisinin gece döktüğü mayınlardan birine çarparak ve büyük bir patlama ile 3 dakika içinde 603 personeliyle sulara gömülmüştür. Kalan 30 personeli yetişen küçük gemilerce denizden toplanılmıştır.
10.30 da başlayan saldırıda başlayan savaş gemiler Türk tabyalarından ummadıkları karşı atışları ile şaşkına döndükleri ve ilirleme gösteremedikleri anlaşılmaktadır. 12.30 sularında Goulois isabet almış ve ağır yaralarla boğazı terk ediyordu. 15.30 sularında mayına çarpan Inflexible’ın durumu kötüydü ama yoğun çabayla Bozcaada’ya ulaştı. Saat 15:14’te Irresistable’ın yanında bir patlama olur ve gemi yan yatmaya başlar. Bölgeyi terk etmeye başlayan gemi 16:15’te mayına çarpar. Ocean kurtarmaya gitse de başarılı olamaz çünkü Merkez Tabyalar ve seyyar bataryalar tarafından çapraz atışa tutulmuştur. Irresistable’nin personeli saat 17:50’de gemiyi terk eder. Terk edilmiş gemi 19:30’da Karanlık Liman’da topçu bataryalarımız tarafından batırılmıştır. Ocean 18.05’te geri çekilirken mayına çarpmış Türk mevzilerinden açılan güçlü top ateşine rağmen Ocean’ın personeli muhriple tahliye edilmiştir.
Çanakkale Boğazı Savaşında başarı elde edemeyen Amiral de’Robeck Saat 18:00 de kesin bir kararla tüm gemilere geri çekilme emrini verir.
Boğazı donanmayla zorlayıp geçme düşüncesi büyük bir yenilgiyle son bulmuştur. Irresistable, Ocean, Bouvet zırhlıları batmış,Inflexible, Agamemnon, Goulois, Souffren ağır yara alarak savaş dışı kalmış 8000 denizci kaybedilmiş ve İtilaf Donanması büyük kayıp vererek savaş gücünün 1/3’ünü kaybetmiştir.
Bizim konumuz bu büyük deniz savaşının bu ayın 18’inde 100. Yılının kutlanmasındaki önemin sizlerin de okumaları ile bir kısmını anlatabilmem için yazılmıştır.
Çanakkale savaşında savaşan askerler hayatlarını yitirdiler. Çanakkale topraklarını kanları ile suladılar ve Çanakkale de yatmaktadırlar.
Bu topraklar onlara mezar olmuş ve bizim misafirlerimiz olarak bulunmaktadırlar.
 

Çorumlu 2000 Aylık Kültür Sanat Tarih Ve Edebiyat Dergisi Sayı: 192   25 Mart 2015

BU ÇALIŞMA TELİF ESERİDİR İZİN ALMADAN  KULLANMAYINIZ  corumlu2000@gmail.com

Önceki Sayfaya gitmek için tıklayınız

Bir sonraki sayfaya gitmek için tıklayınız

 

 

 

 

https://gurselyayin.com

 

 

 

 

 

 34KİTAP BAŞINA DÖNMEK İÇİN TIKLAYINIZ

Önceki Sayfaya gitmek için tıklayınız

Bir sonraki sayfaya gitmek için tıklayınız

27 MAYIS VE BENİM İÇİN DÖRT ÖNEMLİ YIL
        Bazı kişilerin veya ülkelerin belirli tarihlerde olağan üstü veya olağan üstüne yakın tesadüfleri olduğunu görürüz!
         Benim yaşamımda 27 Mayıs tarihi aşağıdaki anlatacağım bilgiler tarihinde aynı gün ve ayın kesiştiğini görmekteyim!
1952 yılının içinde Babamın tayini Dörtyol’dan Ankara Tandoğan’da bulunan askeri fabrikaya yönetici olarak satandı. Bu tarihte en önemli olaylardan birisi Atatürk’ün Naaş korteji zannedersen 11 40 sırasında bulunduğumuz yerden geçerek Anıtkabir’e 10 Kasım 1953 te nakli sırasında bu askeri fabrikanın personel yemekhanesinden seyrettim
Yıl 1960 Aylarda Mayıs günlerden 27.
Ankara Yenimahalle semtinde oturuyoruz. O zamanlar en son sokak olarak tepe tırmanılıyor ve son durağa inen sokakta oturuyoruz
Evimizin önünde beş altı yıl önce dikilmiş dikenli çam ağaçları vardı.
Babam Tandoğan Meydanında bulunan Askeri Fabrikada subay yönetici!
Ben İlkokul 5. Sınıfa gidiyorum.
Her zamanki gibi sabah saat 7 kalktım annem kahvaltıyı hazırlamış oluyor bir bardak çal ile bir dilim ekmeği yiyerek çantamı alıp evden çıkıyorum.
Ev ile 9. Cadde arasını 100 metre kadar durağa varmadan önüme tam tesisatlı bir asker çıkıyor.
-Çocuk evine dön dışarı çıkma yasağı var! Subay çocuğu olmanın verdiği cesaretle:
-Asker ağabey okula gideceğim. Diyorum. Asker
- Çocuk radyoyu açmadın mı haydi evine git! İhtilal oldu duymadın mı? Diye beni tersliyor. Eve Dönerken ihtilal de ne ki diye düşünüyorum koşar ayak eve giriyor anahtarımla kapıyı açıyorum. Babam lavaboda elini yüzünü yıkıyor o da 7,45 civarında servisi gelerek alıp işine götürüyor. Baha hayretle bakarak:
-Mahmut Okula gitmedin mi? Diye hayretle soruyor. Ben.
-Baba Radyoyu açtın mı diyorum. Babam Yine Demokrat partiye katılanların listesi okunuyordur dinleyecek bir şey yok! Diye cevap veriyor. Ben üsteliyorum
-Baba ne olur radyoyu aç dışarıda askerler var ihtilal oldu diyor, Bu sayının içindekiler bölümüne dönmek için tıklayınızkimseyi dışarıya çıkartmıyorlar diyorum. Babamın rengi atıyor. Şaşırıyorum. Radyoyu açıyor. Tok bir ses radyoda konuşuyor. Babam kahvaltı filan yapmadan eve gelen servise binip gidiyor!
Bu olan benim hayatımda hatırladığım ilk 27 Mayıs!
Bana, ailem ve bizlere etkilerini başka bir zaman paylaşırız.Bu sayının içindekiler bölümüne dönmek için tıklayınız
 
Babam
Ben
Atatürk'ün Naaşı Anıtkabir'e Tandoğan Meydanında
 
 
Yıl 1973 Aylarda Mayıs günlerden 27.
Askerlik dönüşü Ankara’da Emniyet Müdürlüğünde işe başladım. Cumartesi Pazar ve bayram tatillerinde Çorum’a gelerek annemi, babamı ve arkadaşlarımı görüyor, Ankara’ya geri dönüyorum. Böyle bir Çorum’a 1973 Yılının 27 Mayısında geldim. Gündüz Emekliler sokağında bulunan Havuzlu Kahveye gittim. Arkadaşım Mehmet ile görüştük, bilardo oynamaya karar verdik masa açtırdık, 3 top bilardo oynamak için açılışı Mehmet yaptı birkaç sayı alınca sıra bana geldi. Bilardo masası sokağa bakan tarafta idi iki sayı aldım istakayı topa vurmak üzere iken Ziraat Bankası tarafta bulunan tretuvarından giden bir kıza gözüm takıldı. Bakışım biraz uzun sürmüş ki beni seyreden Mehmet bu neye bakıyor diye yoldan tarafa dönmüş sokağa bakmış olacak ki:
-Mahmut’um o kızı sana vermezler hiç bakma. Dedi. Mehmet’e baktım:
-Ne kızı Mehmet! Dedim. Mehmet güldü:
-Gobel deminden beri baktığın kıza! Dedi ve ekledi:
-Mahmut’um o Kurşuncuların kızıdır. Onlardan her babayiğit kız alamaz! Dedi. Oyuna devam ettik. Ben eve uğramadan Ankara’ya döndüm! O gün 27 Mayıs 1973 tarihini gösteriyordu ve Eşimi gördüğüm gün olarak hayatımdaki önemli bir anın kaydı idi.
Bu tesadüfi görme bana etki ve sonucunu başka bir zaman paylaşırız.Bu sayının içindekiler bölümüne dönmek için tıklayınız
 
Çorum Havuzlu kahve

 

 
Çorum Ziraat Bankası Emekliler Sokak
 
 
Yıl 1998 Aylarda Mayıs günlerden 27.
Taltif edilerek Tatvan Kütüphanesine Müdür Olarak tayinim üzerine Emekliliğimi istedim ve emekli oldum. Boş durmayı sevmediğim için Çorum’da olmayan bir iş yapmam düşüncesi ile GÜRSEL YAYINEVİNİ açmayı düşündüm. Yayınevinin ticari işlemleri ve diğer kanuni işlemlerinin sürmesi ve bitmesi ile Kürşat’ımım çıkma tarihi 1998 yılının 27 Mayısına denk geldi. Bu işletmenin bana etki ve yaptığımız işleri başka zaman paylaşırız!Bu sayının içindekiler bölümüne dönmek için tıklayınız
 
 
Yıl 2014 Aylarda Mayıs günlerden 27.
Valiliğe dergimizin görevlerinden bildiğim bir usulsüzlüğü delil olarak fotoğraflayarak zamanın Çorum Valisine e-posta ile “İhbar” ettim.  Vali benim ihbarımı “Şikâyet” olarak görerek kurum sekreterliğine havale ediyor.
Kurum sekreterliği Hastanede bir Müdire Hanıma Muhakkik olarak görevlendiriliyor. Bu muhakkik ve ihbar edilen kişi birlikte ihbar ettiğim bayanı orada görevli olarak girişiminde bulunarak görev çizelgesinde evrakta sahtecilik yaparak benim ihbar için gönderdiğim fotoğrafların üzerindeki saat ve dakikaya uygulayarak Muhakkik tarafından ihbar ettiğim bayanın görevde olduğunu ve görev kâğıdını en önemli delil olarak göstererek aklanıyor.  Buraya kadar yapılan yanlışlıkları Vali İhbarı Şikâyet gibi görüyor. Buradaki durum benim ihbarımın asılsız olduğunda iftira ile yargılanmam için valilik beni savcılığa göndermesi gerekir. Valilik için gönderdiğim fotoğraflar sadece Vali olarak en yüksek mülki amire gönderildiği için valilik tarafından ilgili kuruma gönderilmemişi gerekirken fotoğrafları yaymış oluyor.
Muhakkik ihbar edilmiş kişiyi aklayan evrakın orijinlini de dosyada bulundurarak “Tahrif Edilmiş! Evrakı dosyasında deli olarak savcılığın acilen istemesi üzerine 1,5 saat içinde savcılığa alelusul teslim ediyorlar.
Muhakkik Müdire sevk edilmiş ihbarı şikâyet olarak görerek benim olup olmadığını incelemeden kasıtlı olarak ifade alıp işleme başlıyor ve dosyada sonucu da yine kendi iftirası ile kapatıyor. Aldığı bu kararı ihbarcı olarak itiraz hakkını da kullanmasına gerek görmeyerek üst yazı ve silsile ile savcılığa yolluyor. Bu silsile takibi 1,5 saat süre içinde oluyor ve bu evrak silsileleri içinde imzaları bulunan genel sekreter ve diğer amirlerin hiç birisi ihbarcı itirazı için evrak gönderip gönderilmediğine bakmayarak işlerini savsaklıyor yada kurulan kumpası devam ettiriyorlar.
İhbar ettiğim kişi de kendisini Evli olduğu zaman nüfus kâğıdı ile savcılığa şikayet ediyor. Çorum Savcılığı bu ad ve soyadı ile kovuşturmaya başlıyor ve  Çorum Cumhuriyet  Bu sayının içindekiler bölümüne dönmek için tıklayınız Savcılığı Esas No 2014/*** sayılı Gerekçeli Karar gereği  “Özel Hayatın Gizliliğini ihlal etmek ve Özel Hayata ilişkin görüntüleri ifşa etmek suçu ile 5237 Sayılı TCK 134/1, 134/2 ile 53 maddelerince yargılanmamı talep ederek kamu davası açılması kararı alıyorlar.
Mahkeme celbi gelince gidip dosya talebinde bulundun. Aldığım fotokopiler içinde Muhakkik dosyası ve Tahrif edilmemiş esas evrak ile tahrif edilmiş evrakında aynı muhakkik dosyasında bulunması Allah’ın bir lütfu olarak görmekteyim.
Valiliğin yanlış karar olduğundan 134/2 benim tarafımdan işlenmediğini ispat için Çorum Valiliğine dilekçe vererek soruşturma dosyasına bu fotoğrafların konulup konulmadığın talep ettim Onlarda kendi yazıcılarında çıktıları verdiklerini tastık eden yazıyı gönderdiler.  Kamera kayıtlarının da sanık hakım olarak tarafıma verilmesi veya mahkemeye gönderilmesini talep ettim. Bana da mahkemeye de valilikten bilgi gelmedi.
Sonra birisinin aklına gelse ki Barkot No KP01515791469**** nosu ile ihbarda bulunduğum kişinin adresine benim soruşturmamın tamamlandığı hakkında tarih ve zamanı geçmiş evrakı gönderiyorlar. Gönderiyi; Muhakkik müdire tarafından fakat adres ise ihbar edilen kişiye gönderiliyor. Birkaç gün sonra bilgim olsun diye ihbar ettiğim tarafından zarf boş olarak posta kutuma konuluyor.
Birinci celseye gittik. Sanık Sandalyesindeyim.  MADDEBu sayının içindekiler bölümüne dönmek için tıklayınız134. - (1) Kişilerin özel hayatının gizliliğini ihlâl eden kimse, altı aydan iki yıla kadar  ve MADDEBu sayının içindekiler bölümüne dönmek için tıklayınız134. - (2) Kişilerin özel hayatına ilişkin görüntü veya sesleri hukuka aykırı olarak ifşa eden kimse iki yıldan beş yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır hükmüne göre en az 2 yıl altı ay, en çok 9 yıl ile yargılanmam başladı. 54 Madde ile de Meslekten yayıncılıktan men olarak savcı ve hakim katip ve mübaşir dinleyici ve iki üç avukat izleyici ile mahkeme başladı.
Davacıya davadan vaz geçer misin diye sordu vaz geçmeyeceğini söyledi, düdahil olarak ikinci celseye gelecek misin diye sordu o anlamadı o ne dedi hakim izah etti geleceğim dedi.
Bana suçumu okudular bir diyeceğimin olup olmadığını sordular. Ben fotoğrafları çektim fakat yaymadım ben Valimizin özel e-postasına yolladım başkaları görmesin diye dedim ve valilikten aldığım sekreterliğe gönderilen fotoğraflar ve yazının valiliğimiz şi yazıcısından çıkmış belgesini verdim ve Kamuya açık alanda çektim davayı kabul etmiyor suçlamaları ret ediyorum dedim. Verdiğim dilekçem ile şikâyetçiye soru sorulmasını talep etmiştim onu mahkeme heyeti kabul etmedi. Kargo ile gelen zamanı geçmiş hakkımı gasp eden muhakkik için şikayet dilekçesi ile muhakkik ve evrakları muhafaza eden memur ile evrakta ismi bulunan hasta yakınını ŞAHİT olarak gelmesini talep ettim. Şahit talebimi ret ettiler, Dilekçemi de daha sonra mahkemeyi açan Çorum Savcısına havale etmişler. Delil için Valilik kamera görüntüsü talebinde bulunmuştum onu kabul ettiler. Dosyada bulduğum tahrif edilmiş evrakı mübaşir ile mahkeme heyetine sundum. Savcı evraka baktı bu evrak dosyada var konu ile ilgili diye evrakı geri gönderdi. Ben ikinci defa evrakı mübaşirle göndererek benim davamın esas anahtarı bu evrakta bulunmakta sayın heyet uygun görürseniz şikayetçiye bu evrakı verin ve sorumu sorun deyince kabul ettiler. Bende Bu evrakta bulunan saat kısmında bir düzeltme olmuş bunu muhakkik mi siz mi yaptınız diye soru sordum. Hakim soruyu şikâyetçiye sordu. O da saf saf muhakkiki korumak için efendim saatim yoktu gittiğim vazifede saati yanlış yazmışım diye bir hikâye anlatınca hâkim şikayetçiye dönerek 27 senelik memurum diyorsun evrakta sahtecilik suç değil mi? Diye bağırdı. Ben Efendim bu beyanın tutanağa geçmesini talep ediyorum dedim ve tutanağa geçti. Suçum tespit edilirse suçumun ertelenmemesini temyize gideceğimi söyledim. Hâkim Çorum’da bir üst mahkeme hakkını kullanırsın dedi. Ben hayır temyiz hakkımı kullanacağım deyince karar yazdı
İkinci celsede; İstediğim kamera kayıtları tabii ki bulunamadı, aradan epey vakit geçmişti, kamera kontrolüne bir polis geldi hatta bilgisayarımın monitörümü ödünç istedi ve inceledi tutanakta iki polis imzası ile VALİLİKTEN KAMERA KONTROLÜ için istediğim tarih atılmış olarak dosyadan çıktı. Mahkeme karardan önce son diyeceğim var mı diye sordu. Ben de savunmamı yazılı vereceğim diye mühlet istedim en kısa süreyi verdiler. Mahkeme mühletinden iki gün önce 60 sayfalık savunmamı verdim. Mahkemeye de gitmedim. Karar verilir dedim.
Üç gün sonra gittim 27 Mayıs 2014 tarihinde berat ettiğim mahkeme evrakını aldım. Karşı tarafın temyiz ve itiraz süresini bekledim Esas ve Karar No: 2014/*** sayılı Kesinleşme Tarihi 13/06/2014 davayı bitirmiş olduk.
Mahkemenin talep ettiği ve Savcılığa verdiğim evrakta oynama ile ayrıca muhakkik için verdiğim şikâyetler Çorum savcılığında halen cevaplanmamış durumdadır.
İşte benim hayatımda tarihi belli dört 27 Mayıs olayı!

Çorumlu 2000 Aylık Kültür Sanat Tarih Ve Edebiyat Dergisi Sayı: 195   25 Mayıs 2015

BU ÇALIŞMA TELİF ESERİDİR İZİN ALMADAN  KULLANMAYINIZ  corumlu2000@gmail.com

Önceki Sayfaya gitmek için tıklayınız

Bir sonraki sayfaya gitmek için tıklayınız

 

 

 

 

https://gurselyayin.com

 

 

 

 

 

 35KİTAP BAŞINA DÖNMEK İÇİN TIKLAYINIZ

Önceki Sayfaya gitmek için tıklayınız

Bir sonraki sayfaya gitmek için tıklayınız

YENİ YAYIM DÖNEMİMİZ!
            Bir zaman dilimini kullandık belki yararlı, belki yararsız.
            Bazılarını kırdığımızı zannetmiyorum. Hatasını kabul etmedi ise kırılması normal diye düşünüyorum.
            Biz sizlere bir ışık, bir bilgi birikimimizi paylaşalım istedik. Bildiklerimizi sizlere aktarmak için yıllarca bu yerden yazdık, çizdik.
            Bizi dikkate alanlar olduğunu biliyorum. Kimse içinde neden bana bunu yazdın diye işitmedim. Nedenini biliyorum. Bizim toplumumuz hatalarını söyleyenlere ses çıkarmadığı, “HATALI DA OLSAN” ses çıkartmaz. Böyle bir toplumuz. Yalan yanlış aldığımız din eğitimi ile bunu bir saygı olarak öğrettiklerinden cevap bile yazamaz, karşı da gelemez.
            Ey zaman ey dedik!
            Birkaç ay sonra bu satırlar için yayımını yaptığım dergimiz 200 sayı olacak.
            Olacak da ne olacak?
            Hiçbir şey! Mahmut yine bildiğini okuyacak!
            Okuyan zaten okuyor. Okumayana da bir şey diyecek halimiz yok!
            Satırlarımızı sayfalarımızda bulunan yazarların daha çok şiir üzerine olduğunu fark edeceksiniz. Bunun gerekçesi tarafıma yayımladığım “sarı Çiğdem Şiir Defteri” için gönderilen şiirlerin yayınlayamadığım şiirleri burada yayımlamaya karar vermemden ibarettir.
            Sarı Çiğdem artık şiirini yayımlatacak arkadaşları biraz külfet getirecek. En az 7 şiir veya 12 şiir yayımlanacaktır. Şair arkadaşımızın ismi soyadı ile 1 yıl sitede kalacaktır!
Yeni dönem şiir defteri ve Çorumlu 2000 dergileri ile diğer dergilerimizin gücüm yettiği kadar yayımına devam edeceğim!
GÜRSEL YAYINEVİ SAHİBİ Mahmut Selim GÜRSEL

Çorumlu 2000 Aylık Kültür Sanat Tarih Ve Edebiyat Dergisi Sayı: 198   25 Ağustos 2015

BU ÇALIŞMA TELİF ESERİDİR İZİN ALMADAN  KULLANMAYINIZ  corumlu2000@gmail.com

Önceki Sayfaya gitmek için tıklayınız

Bir sonraki sayfaya gitmek için tıklayınız

 

 

 

 

https://gurselyayin.com

 

 

 

 

 

 36KİTAP BAŞINA DÖNMEK İÇİN TIKLAYINIZ

Önceki Sayfaya gitmek için tıklayınız

Bir sonraki sayfaya gitmek için tıklayınız

GELDİ GEÇTİ BANA DÜŞEN GÖREVİ YAPTIM!
            Dile kolay. Yıl 2002 Yılının Şubat ayları. Dergiciliğe soyundum. Maddi imkanlarımız kısıtlı değil tükendi.
1 Temmuz 1998 de büyük bir heves ile yayımını yapmaya başladığım Çorumlu 2000 Aylık Kültür Sanat Tarih ve edebiyat dergisinin ilk sayısı Ankara’da basılarak geldi. Dergi maceramız böyle başladı.
Çorumlu 2000 dergisini önce tam kuşe ve 4 renk olan dergimi ancak 12 sayı yayımlayabildim. Dergi dizgi ve mizanpaj (sayfa düzenini) kendim yapıyorum birkaç lira kazancımız olsun dileğindeyim. Amacım 1938 yılında Tek Parti Döneminin yayın organı olan Çorumlu Dergisinin 61 sayı basılarak yayımlanmış sayıların ekarte ederek basılı olarak Çorumlu 2000 yayımlamak. Amacım Çorum’da fazla rağbet görmedi.
Ayrıca artık Çorumlu 2000 dergimiz 6. Sayıdan itibaren bir ay önceki dergi sanal olarak http://corumlu2000.dergisi.info subdomaini ile yayımını da yapıyorum.
28. Sayıya kadar da 1. Hamur kâğıt siyah beyaz yayımına devam ettim. Tanıtım yok, abone parası ile durumu idare etmeye ve maaştan dergiye katkı vermeye çalışıyorum. 28. Sayıdan sonra ise dergimiz artık 3. Hamur kâğıda basılıyor. 36 sayıda sermaye bitti. Artık birkaç dönmesi için tanıtım verenlerde usandı. Enflasyon aldı başını gitti. Evin parası gitti ufak tefek borçlarda yığılmaya başladı.
Yeni kentte bulunan yegâne evimi dergiye kapital olarak sattım.
Dergiyi artık sadece bastırabiliyor kâğıt parasını karşılayabiliyorum. Formaları evde eşimle katlayarak tel zımbayı asker arkadaşımdan getirip dikiyor ve asker arkadaşıma derginin kenarlarını giyotin ile kestirip dağıtıyorum.
Birkaç şair arkadaşımız devamlı Çorumlu 2000 de yayımlamam için şiirlerini getiriyorlar. Şair ve Âşıkların şiirlerini yayımlamak istiyorum Çorumlu 2000 3. Cilt 4. Yılı içinde 36. Sayıyı hazırlıyorum.
İşte bu sıkıntılı günler arasında şiirler birikti. Ne yapmalıyım? Arkadaşlara yayımlayacağım diye çalışmalarını getiriyorlar. Almazsan olmuyor. Uğraşmış dizelerini yazmış, kafa patlatmış. Bir sürü hayaller kurmuş. Arkadaş ben şiirler çoğaldı ben yayımlayamam diyemem ki.
            Gelen şiirleri toparladım bilgisayarda yazdım. 16 şiir var ertesi gün iş yerinde bir toplantı yapılacak yazarlarımın Çorum’da bulunanları davet edip çok az olsa da davete icabet edenler oldu. İsimlerini yazmama gerek yok. Bu yazıyı okuyanlar hatırlarlar.
            Konu Derginin durumu: Fikirler ve öneriler dinlendi. Olumlu fakat somut bir adım yok! Şiirlerden bahsettim 12 sayı aylık şiir defteri için ISSN alma müracaatım ve Savcılık müracaatımı söyledim. Sevindiler. Her halde Mahmut kazanıyor ikinci dergi girişiminde bulundu diye düşünmüş olsa gerek.
            1 Mart 2002 de İkinci dergim basılarak yayıma girdi. Dağıtım ve Çorum dergi potansiyeli olarak 500 sayı ile başladık. İkinci sayı, üçüncü sayı Abone sayım 25. 3 tane kütüphaneye derleme için Savcılığa 2 adet 5 adet arşiv 500 gerisi elde kalıyor.
Masraf ve abone sayısı ortada dağıtılan dergilerden sadece tanıtım ücreti aldığımız kişilerin verdiği ücret ile baskı parası anca çıkmış. Yeni bir deneme girişiminde bulundum. Yazıcıdan Sarı Çiğdemi dergimi 50 adet basacağım. 15. Sayıya kadar yazıcıdan çoğaltarak dağıtım yaptım 1. Sayıdan itibaren sanal olan dergiyi sanala çektim.
Yıl 2015 Ağustos’u. 162. Sayı sanal olarak yayımda. 160 sayı katılanları ile yayımını yaptım. Sadece masraf olarak kesemize işledi.  Pişman mıyım? Hayır. Artık 160 sayı şairlerle yayımladığım sanal dergimizi artık sadece her sayı 1 şaire hasredeceğim. Merak edenler http://saricigdem.dergisi.info İncelerler. 161, 162 ve 163 kendi şiirlerimi yayımladım. Allah C.C. Ömür verirse katılan olursa yayımlarım. Katılım olmaz ise yazdığım ve arşivimde ki şiirlerimle dergiyi devam ettiririm.
            Bu uzun anlatımdan sonra konumuz 160 sayı arkadaşlarımızın yazdıkları şimdi ne olacak? Ben ancak yaşadığım ve imkanımın verdiği müsaade içinde arşiv yeni sayılarımı yayımlamaya devam edeceğim!
            http://saricigdem.dergisi.info  sitemde kapakları ve şairlerin şiirleri isimleri ile yayımda. Peyder pey fırsat buldukta da belirttiğim gibi arşivi siteme yüklemeye devam ediyorum.
Şu an yaşıyorum. Bir gün Ulu Yerden gel diyecekler. Bu birikim ne olacak? Çalışmalar uçup gidecek. Uğraşımı hazırlaya bilir isem 160 sayılık bir cd yapmaya çalışacağım. İsterim ki bu CD de Çorumluların tanıtımlarının da bulunması. Teklif benden. İsteyenler isten 1 sayıya ister 160 sayıya katkı ile tanıtımlarını CD de bulunmasını talep edebilirler. CD çalışmaları devam etmekte ve yavaş yavaş siteme yüklenmektedir
            Benden bu kadar! Her şeyin sahibi bizden daha iyi bilen Allah'ıma şükürler olsun!

Çorumlu 2000 Aylık Kültür Sanat Tarih Ve Edebiyat Dergisi Sayı: 199   25 Eylül 2015

BU ÇALIŞMA TELİF ESERİDİR İZİN ALMADAN  KULLANMAYINIZ  corumlu2000@gmail.com

Önceki Sayfaya gitmek için tıklayınız

Bir sonraki sayfaya gitmek için tıklayınız

 

 

 

 

https://gurselyayin.com

 

 

 

 

 

 37KİTAP BAŞINA DÖNMEK İÇİN TIKLAYINIZ

Önceki Sayfaya gitmek için tıklayınız

Bir sonraki sayfaya gitmek için tıklayınız

200’Ü SAYI ve DOĞRULAR ACIDIR!           
            Emekliliğin tadını çıkarttık, Allah Nasip etti eşimle beraber Hacı da olmuştuk. Artık boş vakitler beni sıkmaya başlamıştı. Bir iş yapmalıyım diye düşündüm ve bir emeklinin yapabileceği bir iş ararken, Çorum’da olmayan biraz da aşina olduğum bir alan aradım. Araştırdım.  Müdür Yardımcısı iken1991 tarihinde “Alfabetik Onlu Tasnif Fihristi Dewey” isimli bir çalışmamı Ankara’da dizgisini yapmış günlerce yazılanların hataları olup olmadığını düzetmenin zorluğunu görmüş, ilk fırsatta bir bilgisayar alarak öğrenmiş ve Ocak 1997 tarihinde Çorum’da Yatan Meşhur Yatırları dizgisini yaptım ve yayımladım. Sonra 1998 tarihinde Çorum 1997 isimli 500 sayfalık çalışmamı yayımladım.
Çorum’da yayınevi yoktu. Yayınevi açmanın gerektireceği ticari ve kanuni adımları yaparak İş yerimi 27 Mayıs 1998 tarihinde yayınevimi açtım.
Daha önce çalışmalarını bastıracak, yayımlatacak yer arayanların da işlerini yapabileceğimi düşünmüştüm.  Kendi çalışmalarımın hazırlıklarını yapar iken bu yayımlanacak çalışmalar gelir diye bekledim. Kitabımızı bastıralım diyen kimse gelmedi.
Çorum’da Yatan Meşhur Yatırların ikin baskısını yaptım. İş yerimize gelenler ile vakit geçirmeye başladık. Düşündüm. Beni ziyarete gelen arkadaşlarımın pek çoğu kalem tutan, bilgili kişiler idi. Acaba bir dergi çıkartsak yayımlasan nasıl olur diye planlar yaptım. O zamanını Ticaret Ve Sanayi Odası Başkanlığı yapmış olan  Ümit Uzel ağabeyden de fikir alayım dedim.  İş yerine gittim. Kendisine:
-Ağabey ben bir dergi çıkartacağım; renkli olsun diye düşünüyorum diye fikir söyledim: Bana Samsun’da yayımlanmakta olan bir dergi uzatarak:
-Bu kişiden bilgi alabileceğimi önerdi ve sen sen ol sakın bunun gibi renkli dergi çıkartayım deme Çorumlulara yaranamazsın dedi.
Ertesi gün eşimle birlikte aracımız ile Samsun’a gittik. Dergiyi bulduk, sahibi ile tanıştık. Beraber işi yürüttükleri kişi ile konuştuk, bilgi aldık. Derginin Yayın yönetmeni ve Sahibi genç kişilerdi. Bana:
-Ağabey biz bu işe girdik. Dergicilik çok zor sana tavsiyemiz gazete çıkart daha iyi dedi. Bende:
-Niyetim dergi çıkartmak bir deneyelim bakalım bana ne gibi masraflar, ne gibi maliyet çıkar diye sordum. Onlarda bala bilgileri bir derginin maliyetini getirisini, masraflarını, vergisini, dükkân kirası  ve diğer bilgiler ile Çorum geldik. Oturup 24 aylık bir hesap çıkarttım. Elde para filan yok. İş getiren de hiç yok. Kafaya dergi çıkartacağım diye planlar, hesaplarda yaptım.
Bir cumartesi iş yerini kapatmaya doğru iki arkadaşım Muzaffer GÜNDOĞAR ile Abdulkadir OZULU  iş yerime geldiler. Çaylarımızı içerken durumu onlara açtım.
-Dergi çıkartmayı düşünüyorum. Onlar da:
-Bizde yazı veririz dediler. Bende:
-Bakın telif ücreti filan istemeyin veremem! Dedim, gülüştük. İş yerinden çıktık yürüyerek gider iken arkadaşlara:
-Ben derginin; Çorum’da en uzun süre Tek Parti Döneminde yayınlanmış Çorumlu dergisinin devamı olsun istiyorum o yüzden Çorumlu 2 Diye adını vereceğim dedim. Onlar da:
-Çorumlu 2 yerine Çorumlu 2000 yapsan istikrarlı ve o güne keder derginin çıkacağını beyan etmiş olursun dediler. Kabul ettim. Diğer arkadaşımızda niye olmasın dedi.
Hesap hazır ben, iki yazar ve pek çok tanıdık var bu işi yürütürüz deyip kapital aramaya başladım. Kredi almak o zamanlarda intihar gibi bir şey.
Önce Allah C.C. gücenerek üzerimde tapulu olan Mimar Sinan Mahallesinde bulunan evi satmaya karar verdim ve sattım. Oranın parası ile hesabıma göre 36 ay dergi çıkartma imkânı olacaktı.
Dergi için Kültür Bakanlığından ISSN ve Savcılıktan Dergi yayımlayacağım diye Yayımlanması için gerekli belgeleri aldım. Bu işlemler yapılırken iş yerime gelen arkadaşlara dergi çıkartacağımı söyledim. Yazan çizenler yazı veririz dediler.
1.Sayımızda bulunan Yazarlarımız şunlar idi: Dizin Soyadlarına göre hazırlamıştım. Recep CAMCI Ulu Cami İmam Hatibi, Çorum  Milli Eğitim Müdürü Mehmet Şakir ÇIPLAK, Emekli öğretmen Şair Metin DEMİRCİ, Dodurga Kömür İşletmesinde Memur Şair Erol DUYGUN, Emekli Kültür Müdürü Ahmet  ERTEKİN, Emekli Öğretmen Çorum Diyanet Kitapevi müdürü Ali GEYLAN, Emekli Öğretmen Yazar Şair  Muzaffer GÜNDOĞAR, Ben Emekli Kütüphane Müdür Yardımcısı Gürsel Yayınevi sahibi Mahmut Selim GÜRSEL,  Vefat etmiş Olan Emekli Öğretmen Sadi LEBLEBİCİOĞLU ve oğlu Emekli Öğretmen Oğuz  LEBLEBİCİOĞLU, Emekli Öğretmen Abdlkadir OZULU, Emekli Kültür Müdürü Osman ÜNSAL, Emekli Öğretmen Araştırmacı İsmail PAMUK ile Oğlu Dodurga Kömür İşletmesinde Memur Uğur PAMUK İle Çorum Ticaret Odası Başkanı araştırmacı Ümit UZEL gibi Çorum'un kalbur üstü yazarları ile yayıma atıldık!
Birkaç tane de hatır reklamı aldık. 1. sayısı 1 Temmuz 2008 tarihi ile hazırladık ve derginin yazıların ve düzenlenmesini ben kendim yaptım gerekçesi ise oldukça bir işçilik parası ödemem gerektiğini görmüştüm. Derginin çıkışlarını ve fotoğraflarını alarak Diyanet Matbaasına götürdüm verdim. Onlar da basınca Çorum'a yollarız dediler.
Dergimin ilk sayısı gelince sevindim. Önce Çorum Valisine  takdim ettim, savcılığa belgesi ile ilk sayımızı verdim. Kütüphaneye de derleme için ve kütüphane içinde bıraktım. Tanıtım olanlara götürdüm sonra eş dosta tanıtım ve abone yapmak için dergileri dağıttım. Hiç unutamıyorum. Bir esnafa dergi sundum. Dergiyi aldı baktı iyice inceledi. Bana dönerek Abdulkadir OZULU bu yazıyı yayınlamıştı. Gazeteden mi aldın demez mi? Vurulmuşa döndüm. Mahalli gazeteleri pek okumaya vaktim yoktu. Dergi dağıtımını bırakarak  iş yerine gittim. Abdulkadir OZELU bana yayımlamak için üç yazı vermişti. Birinci sayımıza Meslektaşım ve Çorumlu dergisinin demirbaşı olan Eşref ERTEKİN'İN yazısını almıştım. Diğer iki yazıyı da alarak Hasan Paşa Kütüphanesine gittik arşivden yazıları karşılaştırdım. Bana verile diğer iki yazı da gazetede köşesinde yayımlanmış yazılardı. Yeni kullanılmış, yayımlanmış çalışmalardı. İş yerine döndüm yerime oturdum. Gelen arkadaşlara dergilerini verdim.
Sadece birinci gün 3 dergi parası almış, bir tanede abone sözü almıştım. Ticaret Odasına gittim abone olur musun diye sordum. Onlarda gelmişsin bari bir tane olalım dediler. O zaman karşı bayiden çıktıkça alırsınız dedim.
Dergi çıkmış, parası basılmadan ödenmiş ve ne güzel ticaret diye düşündüm. Dergileri dağıtmaya devam ettim. Birkaç gün sonra Abdulkadir OZULU geldi.
-Dergi Çıktı mı? Diye sordu Bende kendisine 1. sayımızı takdim ederken bana verdiği diğer 2 yazısını da iade ettim. Yukarıda yazdığım olayı anlattım.
-Hocam bana yayımlanmamış yazılar verecektiniz fakat siz bana köşenizde yayınladığınız yazınızı vermişsiniz. Ben size güvenerek yazınızı yayımladım fakat böyle böyle oldu. Ben kütüphaneciyim eğer yayımlanmış yazıları yayınlamak ister isem gider oradan alırım dedim. Yeni yazı verirseniz yayımlarım dedim! Bir daha yazı vermediler. Biz de istemedik!
Dergimizi Çorum dışına da tanıtım için adreslerini bulduğum hemşerilerimize posta ile gönderiyorum. İlgi pek yok. Bir gün bir zarf geldi. Dergi gönderdiğim Salim SAVCI Çorumlu Nice Yıllara diye bir tebrik yazısı ile yayımlanması dileği ile geldi. Telefon ederek:
-Salim ağabey Mektubunuzu aldım adınızla dergimde yayımlayacağım dedim. Salim Savcı Mektupla tarafıma epey yazı yolladı. Bende çıkan sayılarımı ona yolladım
Dergimizin Yazarçizer kadrosu tamam olmuştu. 2. Sayı çıkar iken birinci sayıda yazı verenlerin yazılarını, yeni katılanları yazılarını yayımladım Dergimin çıktığı günden bu güne dergimize yazı verecek misiniz diye sormadım. Onlarda yazılarını getirdiler verdiler.
2. Sayıda Kütüphane Seksiyon Şefi Hakki Bülhan ERTEKİN, Yazar ve Yayınevi sahibi Salim SAVCI, Gazeteci ve Fotoğrafçı Memduh TULUK, Koruma Müdürlüğünde Memur Cuma TÜRKMEN, Öğrenci Erman YILDIRIM çalışmaları ile dergimize katkı verdiler.
Dergimizin tanıtımı işyerimizin terasında bir toplantı ile yaptık. İkram pastalarını eşim hazırladı, eş dost akrabalar ve okuyucularımız davete icabet ettiler. Dergimizi 2. sayısında kardeşim Sezai GÜRSEL'İN çektiği fotoğrafları misafirlerimizi ve bilgilerimizi yayımladık. Davetimize Resmi kesimden kimse teşrif etmedi. Çorum Gazetelerden ve Televizyonundan da katılanlar olmadı. Almanya bulunan misafirlerimiz geldiler, kameraları ile konuşmaları ve temennileri kayda aldılar, onlar da kayıtların kopyasını bize vermediler. Tanıdık komşuları da davet ettik gelen giden olmadı, bazı yazarlarımızda davetimize icabet etmediler.
Üçüncü sayayı hazırlar iken Oğuz LEBLEBİCİOĞU hocam yazısını dikte ettirmeye işyerimize geldi. Hoş beş, yazısını yazdık yazısını çıkışını verdim. Teşekkür etti. Gitmek için ayağa kalktı. Elini uzattı tokalaşacağız zannettim. Bana ufak bir kâğıt parçası uzattı.
-Ben geçen İstanbul'da idim dergimizi orada gösterdim. Dergiye tanıtımınızı verin dedim telefonlarını aldım. Oktay Bey ile görüşeceğim de o gerekeni yapacak dedi. Ben gidiyorum. Bu numarayı muhakkak ara dedi. Bende:
-Hocam oturun yayınınızda arayım dedim. Oturmadı gitti. Tanıtım verecek yer neresi, kim bu Oktay bey bence meçhul olarak telefonun kotuna baktım Çorum'da değildi Samsun kotu idi. Telefonu açtım. Bir bayan
-Buyurun Samsun Aygaz dedi. Bende
-Ben Çorum’dan Arıyorum Çorumlu 2000 Dergisinin sahibiyim Oktay Bey ile görüşmek istiyorum dedim. Bir dakika dedi. Bir yeri bağladı. Telefondaki kişi:
-Mahmut Amca biz reklamı vereceğiz fakat bir telefon vereceğim reklam parasını orası ile konuşun dedi. İyi günler diyerek telefonu kapattım İstanbul kotlu bir telefon verdi.
Oktay Beyin verdiği telefonu aradık ve dergimize epey katkısı olan AYGAZ’IN tanıtımını arka kapağa almış olduk.  
3. sayıya Sanayici İsmet ÇENESİZ, Şair Ayşe ÇOBAN, Yazar gazeteci Erkan EROL, Emekli İskilip Kütüphane Müdürü Metin KALYONCU, Şair Yazar Rıfat KURTOĞLU, Emekli Öğretmen Ahmet SERİN, Şair Esnaf Yaşar SOLAK ile Çorum Güzel Sanatlar Galerisi Müdürü  Ömer YABACI dergimizin yazar kadrosuna girmiş oldular.
Dergi çalışmaları, tanıtım aramaları, abone bulma işleri derken 3. sayıya yayımladık. İş gayet zor ve çaba isteyen bir durum Yukarıda konusunu anlattığım ve Oğuz LEBLEBİCİOĞLU’NUN verdiği önemli katkı ile dergimizin % 15 inin masrafı da artık çıkmakta idi. Dergiyi Oğuz Hocamıza verince sordum.
-Kim bu Oktay Bey?  Dedim. Güldü.
-Bizim oğlan Samsun Bölge Müdürü. Dedi.
Çorum gazetelerinden birisi 3. sayıda çıktı diye bir küçük haber yapmış. Yayın yönetmenine gittim. Küçümsediği bu dergideki yazar kadrosu sende var mı artık dergimi merak eder isen aşağıdaki gazete bayiinden alır bakarsınız bir daha haber yapmayın dedim. Dergimizin dağıtımında Çorum Belediyesi ve Müdürlerine ben  on iki dergi veriyordum. Sadece bir tane başkan yardımcısı Orhan Horan dergi parası verdi. Arif Ersoy O zaman Belediye başkanı idi. Dergi götürdüğümde Mahmut Bey Belediyemize dergi getiriyorsunuz Yıl Başında komisyona ödenek ayrılsın diye bilgi verdim dedi. Ben de teşekkür ettim. Ocak ayında Belediyeden telefon ettiler. Faturanızla gelin dergiye abone parası ödeyeceğiz dediler. Gittim. Faturayı çıkardım. Kaç abone olunacak dedim. BİR ABONE dediler! Güldüm kalsın ben buraya 11 kişiye dergi veriyorum dedim. Abone parası almadım. Şubat ayında Arif Bey neden abone parası almadın deyince Arif Bey ben 11 dergi bırakıyorum. Encümenden 1 dergi abonesi çıkmış. Siz Mahalli gazetelere kaçar tane abonesiniz diye sordum. Yarın siz bir koşmanızda Çorumlu 2000 Dergisine aboneyiz deyince kim Kaç tane abonesiniz diye sormaz değil mi deyince seneye telafi ederiz dedi. Ertesi sene de 1 dergi parası çıktı ben yine almadım Sonradan dergimize yazı yolladı yayımladık ve Arif Bey yazarımız oldu.
Yayınevimizi duyan bir hemşerimiz bizi ziyarete geldi  3. Sayı yeni gelmişti kendisine taktim ettim. İnceledi çok sevindim dedi. Bu kişi Bekir Baki AKSU idi. Bana bir slayt vererek:
-İster isen kapağında kullanırsın dedi. Bende.
-Memnuniyetle dedim. Yayımlanınca adresinize gönderebilirim adresinizi verirseniz dedim Adresini bir kâğıda yazdı verdi.  Size hikâyelerimi de gönderirim. Eğer yayımladığım Çorum’da geçen bir Romanım var yayımlarsanız onu da yollayayım diye teklif etti. Bende:
-Ağabey Dergide roman tefrikası belki bizde ilk olur. Yayımlarım dedim. İyi günler dileyerek gitti. Su hırsızlarını epey devamı gelecek sayı diye yayımladım.
Alacahöyük Şenliklerine dergimizi de davet ettiler. İcabet ettik, gittik, Fotoğraf çekerken Rahmetli Ali Emiroğlu hangi gazete diye sordu. Bende Ali Abi Çorumlu 2000 Dergisi deyip son sayımızı takdim etmiştim. Yeni sayı ne zaman yayımlanacak diye sordu. Hazırlığını yapıyorum birkaç gün sonra Ankara'ya yollayacağım. Bende burası için yazı versem ve yazı ile katkıda bulunsam yayımlar mısın diye sordu dedi. Ağabey verirseniz yayımlarım, Eğer verirseniz her ay bir yazınıza yer veririm dedim. Uzun süre dergimizde yazarımız oldu. 
Ahmet SERİN Hoca Muzaffer GÜNDOĞAR Hoca ile yayınevimize geldi. Birkaç şiir verdi ve oda yazlarımızın arasına katılmış oldu.  Erdal ağabey Avukat olup hobi olarak Hititler ile ilgilenmekte idi. Bir Hititoloji konferansında dergimizi tanımış oldu. Ondan bir bilgi talebinde bulunca bende Hititlerle ilgili bilgiler yazayım yayımla dedi. Sevinerek Kabul ettim.
Çorum’da Çorumlu dergisinden sonra birkaç dergi yayımlanmış, birkaç sayı çıkartmışlar fakat maddi külfeti yüzünden pek ileriye gidememişti. Bir mahalli gazete birkaç sayı birkaç sayfalık dergi yayımlamış sonrada belli bir kesimi bünyesinde tuttuğu içir ilgi ve yazar bulamadığında yayımına son vermişti. Birkaç dergi denemesi yapılsa da birkaçı daha basılmadan, bazılar bir sayı sonra kapatılmıştı. Bana gelip danışanlara arkadaşlar bu iş gönül işi olduğu kadar da para işi. Ben evimi sattım buraya harcıyorum dediysem de gördükleri reklamlardan para kazanıyor zannettiler. Hatta uzun süre yazarlığımızda bulunan bir sanayicimiz de reklamla katkı veriyorum ya deyince verdiği katkı parası için verdiğim faturayı ile yapılan masraf ve reklamın baskı ve kağıt masrafı ile kağıt parasının dökümünü çıkartıp dergime kar değil zarar ettiğini söyleyerek ertesi ay reklam veren firma listeleri ve adet ve katkılarını yayımladım.
Dergiye gelecek sayı reklam veririz diye savanlar eğer dergiye reklam verselerdi dergimiz halen basılı olarak bu günlere gelirdi. Pek çok kişide reklam paramız kaldı, pek çok kişi dergimizin parasının üzerine yattı. Üzüldüm mü? Hayır. Neden. Ben görevimi yapmıştım gelelim dergimize: 
Bu kadar yazarçizer ve çekere karşı dergimizin abone sayısı istediğimiz sayıya ulaşamadı. Çorumlu bedava dergiye alıştığı için dergiye para vermek zoruna gitmiş bazı özverili kişilerin aboneliği ile dergiyi yürütmeye devam ettim.
On ikinci sayımızı yazarlarımızın hayat hikâyelerine hasrettik. Bu renkli yayımımızın da sonu oldu. Artık 13. sayımız 1. hamur siyah beyaz olarak yayına devam ettirmeye çalıştım. Bana Samsundaki dergici ile Ümit ağabeyin haklı söylediklerini anlamış oldum.
Sonra kimler kimler katıldı!
14. sayıdan itibaren Dergimizi deneme için İnternet ortamına aldık. Bedava sitelerden yayımlamaya başladım. Bir arkadaşımız dergiye sitenin ismini de koy deyince 20. Sayıda site ismini yayımlamaya başladım. 23. Sayı yayımlanmıştı.
Bir gün bir telefon geldi. Telefondaki kişi:
-Derginizi İnternette gördüm. Ziyaretçi sayısı az, nedeni de domaini yok dedi. Bende:
-Siz nereden telefon ediyorsunuz diye sordum. İsminiz ne?
-Benim ismim Sait ALACA Çorum’dan arıyorum dedi.
-İyi o zaman dedim işyerim Ölçek İş Merkezinde gelinde konuşalım. Dedim.
- Cumartesi günü gelirim. Dedi. Cumartesi günü iş yerimin kapısından ürkek bakışlı bir öğrenci içeriye bakıyordu. Kütüphaneci olduğumuz için bazen ödev sormak için talebeler iş yerimize gelmekte idiler. Bakan gencin ödevi var diye düşünerek sordum:
-Kime bakmıştınız? Dedim. O da bana:
-Mahmut Selim GÜRSEL’e bakmıştım. Dedi. İçimden Acaba dedim telefondaki kişi bu mu? Sordum:
-Siz Sait ALACA’MISINIZ? Dedim. O da:
-Evet benim dedi. Ben.
-Kellifelli birisini bekliyordum geç bakalım şu bilgisayara neler yapıyorsun dedim. Sait bilgisayarın başına geçti.
-Mahmut Amca klavyende f klavye imiş her ne ise dedi. Çorumlu sitesini açtı. Bana dönerek.
-Mahmut Amca bak buradan bu siteye kaç kişi girmiş görebilirsin diye bir yerlere mausla tıkladı.  Baktım bir aylık istatistik olarak 35 kişi ziyaret etmişti. Sait:
-Mahmut amca; bu ziyaretçi sayın bir ayda 100 katı artsın ister misin? Diye sordu. Bende:
-Tabi isterim. Sait nasıl olacak dedim.
-Mahmut Amca. Senin bu derginin bulunduğu yer başka bir sitenin himayesinde. O sitede birlerce benin gibi sayfalar var. Kim arar da bulur? İşi olanlar. Ben derim ki bir domain al. Birde barındırma alalım. Siteni yükleyelim bir afta sonra bak gör kaç kişi sitene girecek. Ben:
-Sait domaini nasıl alacağız diyinve bana dönörek:
-Sitenin ismi ne olsun dedi. Bende:
-Çorumlu 2000 olsun dedim. İnternette Sait bir yere yazdı. Domain müsait. Barındırma ve domaine şu kadar lazım dedi.
-Bende istediği parayı verdim. Sait:
-Haftaya gelirim birlikte siteyi yükleriz dedi ve Sait gitti.
Dediği gibi cumartesi günü geldi. Sitenin barındırma ve domaini açtık. Dergimizi yüklemeyi bana gösterdi. Müsaade isteyerek gitti. Bir hafta sonra tekrar geldi. Bana:
-Bak Mahmut amca! Siteye bir haftada kaç kişi girmiş diye istatistiği açtı. O hafta benim siteye 120 kişi girmişti. Böylece kendi sitemiz ve domain sahibi olmuştum. Sait de dergimizde yazarımız.
Daha sonra http://corumlu.com araştırdım, Almanya da bir hemşerimizin domaini idi. domain var ise de site boş gözüküyor. Bilgi bulunmuyordu. Kontrol panelinden e-mail adresini aldım. E-posta çektim. Çorumda olduğumu eğer sayfayı kullanmazsanız  isen bana verebilirmisin diye yazdım. O da cevaben iki ay kadar sonra benim sürem bitiyor. İnternetten takip et ve domaini alabilirsin dedi. Teşekkür ettim. http://corumlu.com  bizim olmuştu.
Dergimize dönelim. 24. Sayımızda yeni katılan yazarlarımızın hayat hikayelerini yayılmadım. İnternette artık dergimiz corumlu.com yayınlanmakta idi. Ziyaretçimizde oldukça iyi idi. Hatırladığım bir yazarımızın site işe yarıyor mu sorusundan hatırlıyorum. Dedim ki. Bu ay 2414 ziyaretçi gezmiş demiştim.
 29. sayımızda dergimiz 3. Hamur kâğıda düşmüştü. 55. Sayıdan sonra artık derginin katlama ve tel dikişini de ben yapıyordum. Parasını aldığım abonelerimin parasını iade değil dergi olarak vermem gerekirdi. Zaten 1938 de basılan Çorumlu Dergisi 58 sayı basılmıştı. Dizgi, mizampaj, aydınger çıkışı, katlama, tel dikişi ve dağıtımın hepsini yapıyordum. Dergimize birkaç üyeden başka para verende kalmamıştı. Ben amacıma ulaşmış 60 sayımda hiç kimseye abone borcum kalmamıştı. 61 sayıyı sonra iki sayı daha bastırarak 63. Sayıda basım hayatına mecburiyetten son verdim. Yazı veren arkadaşlara artık dergi basılmayacak. Şayet yazı vermek isterseniz benim e-postama yazarsınız diye söyledim. Yazı gönderenlerin yazıların yayımladım ve bu sayı ile 200. Sayımızı yayımlamış olduk.
Ben Allah’a güvenerek yola çıktım. Ömrüm oldukça dergiyi devam ettireceğim. Derginin geçmiş sayılarından arşivimizde birkaç takım kaldı. Onlarda maddi değerini verenlere vermeyi düşünüyorum.
Aynı şekilde Sarı Çiğdem Şiir Defterimizde 160 sayı şair arkadaşların çalışmaları ile yayımladım.
Facebooktan dergimizin CD sini hazırlamak istiyorum. Siz de bulunun dedim. Ne oldu?
Tanıtım sayfalarınızı siz hazırlayacaksanız; Ölçütü genişlik 500 yükseklik 400 piksel genişliğinde JPG formatında veya fotoğraf olarak hazırlanması gerekmektedir!
Arşiv olarak düzenlediğimiz 160 sayı için tanıtımınızı ayrı ayrı veya aynı tanıtım olarak verebilirsiniz!
Ayrıca Bütün sayılarda gözüken döner banner de de tanıtımını olabilir!
Sayfa önceliği ilk müracaata göre düzenlenecek ve tek katkı payı olarak alınacaktır!
Dergi tanıtımları sitemizde sayfalara yüklenerek İnternet üzerinden yayınlanacaktır.
Dergimizin yayımı devam ettiği müddetçe yeni sayılarda da Açılış sayfası index bölümünün alt kısmında tanıtımınız yayımlanacak ayrıca katkı payı talebinde bulunulmayacaktır.
Sayfaların tamamlanmasından sonra CD ortamında 160 SAYI ARŞİVİ TANITIMI dağıtımı yapılacaktır.
160 sayı tanıtım haricinde bize yazmayınız!
iletişim için corumlu2000@gmail.com adresime yazınız!
Halen sitede bulunmaktadır. O kadar çok müracaat oldu ki. Ne yapacağımı şaşırdım. Halen de müracaatlar gelmekte!
ŞAKA ŞAKA bir tane bile soran olmadı!
Son dört sayıda kendi şiirlerim ile http://saricigdem.dergisi.info yayımlıyorum. 164. Sayı bu ay yayıma alındı.
Sonuç olarak Çorumlu 2000 dergisinin de 200 adedinin CD sini hazırladım. Çoğaltılacak. Elimde yayımlanmak için sıra bekleyen şiirle ve ömrüm el verdikçe  kendi yazılarımı ve eşimin yemeklerini yayımlamaya devam edeceğim.
Teknolojik özürlü arkadaşlarımız e-posta, intermet ne bilmiyoruz dediler. Birkaç kuruş verin internet kahveleri var orada yazdırın dedim. Yazı yollayan olmadı.
ZATEN BANA KİM YAZI VER DEDİĞİMİ İDDİA EDER İSE ANLINI KARIŞLIRIM!
Bu kadar uzun bir yazı çıktı. Pek çok kişinin dediği gibi “aldatıldım” MI Hayır ben görevimi yaptım. Sözümde durdum. Pişmen de değilim. 200 sayı dergi çıkartacak bir babayiğitte göremiyorum. Bu benim her zaman söylediğim “YAPTIKLARIM YAPACAKLARIMIN GARANTİSİDİR” diyorum!
Bana Allah C.C. yeter!
Bir hocanın dediği bibi kandiline damlıyor mu?
EVET DAMLIYOR: Hazreti Ali R.A. “Bana bir harf öğretenin 40 yıl kölesi olurum” demiş. Birkaç kişiye yazmalarını tavsiye ettim. Birkaç kişi ise okudu, yazdı. Sayamayacağı kadar dergimi ziyaret ederek bir şeyler öğrendiler.
Erer isek gelecek sayı görüşmek üzere!

Çorumlu 2000 Aylık Kültür Sanat Tarih Ve Edebiyat Dergisi Sayı: 200   25 Ekim 2015

BU ÇALIŞMA TELİF ESERİDİR İZİN ALMADAN  KULLANMAYINIZ  corumlu2000@gmail.com

Önceki Sayfaya gitmek için tıklayınız

Bir sonraki sayfaya gitmek için tıklayınız

 

 

 

 

https://gurselyayin.com

 

 

 

 

 

 38KİTAP BAŞINA DÖNMEK İÇİN TIKLAYINIZ

Önceki Sayfaya gitmek için tıklayınız

Bir sonraki sayfaya gitmek için tıklayınız

AKRABALARIMIZI YOK ETMEK İSTİYORLAR
            Zaman içinde bazı empozeler,bazı aileler için de doğru görüldüğünden olsa gerek tek çocuklu aileler ülkemizde epey çoğaldı. Bu çocuklar bazı akraba ilişkilerinden de yoksun kalmış oldular. Bu çocukların ileride büyüdükleri zaman da bazı akrabalık duygularını tadamayacakları da gözükmektedir.
            Şöyle bir kurgu yapalım. Ülkemizde 20 yıl sonra bütün ailelerin tek çocukları olduğunu var sayalım. Bu sürede bu çocuklar erkekse amca ve dayı olamayacaklar. Kızsa hala ve teyze olamayacaklar. Böylece ülkemizde amcalı,dayılık,teyzelik ve halalık denilen akraba bağları olmayacak. Ayrıca da bu kuşak bir sonra olacak tek çocuklardan dolayı,büyük babalarının amcalarını,dayılarını,teyzelerini ve halalarını tanıyamayacaklar.
            Diyeceksiniz ki;böyle olursa ne olur ?
            İnsan evladı yaratılışında bulunan bazı duygular vardır ki bu gereksenmeleri başka yollarla karşılanmayacak olması bu tek çocukları sevgilerini başka yollardan karşılayacakları çok açıktır. Bu düşünce ülkemiz için acaba nasıl bir sonuç doğuracaktır ? Tabii bu sonuç tam olarak tespit etmemiz,böyle bir senaryonun tam olarak uygulanması ile mümkün olacaktır.
            Yukarıda bahsettiğimiz akrabalarımızı yok olmasından çok yaşadığımız zaman dilimleri içinde de pek çok çocuk amca,hala,dayı ve teyze akrabalarının birinden yada bazısından yoksun olmuştur. Bazı ailelerin sadece birkaç çocuğun olmasına karşın aynı cinsiyetten olması onları bazı akrabalarından yoksun bırakmıştır. Bu durumu yaşayan ailelerin çocukları,bu akrabalık duygularını tatmadıkları için nasıl bir duygu olduğunu ömür boyu kendilerine etrafımızdan öğrenmekteyiz.
            Örneğin,erkek kardeşi olmayan kız çocukları erkek kardeşlerinin eksikliğini,erkek kardeşlerin de kız kardeşin ne demek olduğunu bilmediklerinden anlattıklarına şahit olmuşuzdur. Bazen de bir önceki kuşaktan dolayı,benim amcam,benim halam,benim teyzem,benim dayım olmadı  serzenişinde bulunduklarına pek çoğumuz şahit olmuşuzdur.
            Ülkemizde bundan başka bazı aile planlamacılarının kendilerinin de katılmadığı az çocuk,çok çocuk tartışmasının da bazı kesimlerce kabul edilerek o ülkenin ırksal,etniksel olarak ayrımcılıkların ve başka bir etnik topluluğun nüfusunun azalmasına,bazılarının da alabildiğine nüfus üzerinde adeta baskı unsuru yapacak kadar çoğalmasına ses çıkartılmamaktadır. Burada ülkenin nüfus yönünden dikkat edileceği hususlar hepimizce dikkatle incelenmesi gerektiği çok yakınımızda olmakta olan Irak Kürt üstünlüğünü adeta dünyanın gözü önünde başta Türk topluluğunun adeta eritilerek bir asimile girişimi yapılmaktadır.Bizce bu durumların ülkemizce göz ardı edilmemesi gerekmektedir. 
Çorumlu 2000 Aylık Kültür Sanat Tarih Ve Edebiyat Dergisi Sayı: 200   25 Ekim 2015

BU ÇALIŞMA TELİF ESERİDİR İZİN ALMADAN  KULLANMAYINIZ  corumlu2000@gmail.com

Önceki Sayfaya gitmek için tıklayınız

Bir sonraki sayfaya gitmek için tıklayınız

 

 

 

 

https://gurselyayin.com

 

 

 

 

 

 39KİTAP BAŞINA DÖNMEK İÇİN TIKLAYINIZ

Önceki Sayfaya gitmek için tıklayınız

Bir sonraki sayfaya gitmek için tıklayınız

KUTSAL GÜNÜ NASIL BULURSUNUZ?
12 Rebiu-l Evvel 1437 Bu günün Hicri günü.
11 Rebiu-l Rebbiu-l Evvel 1437 tarihi Hazreti Muhammed Mustafa S.A.V. Doğum Günü kutlarlar!
Bu tarih acaba HİCRİ TAKVİM ile Bulunduğu yılda aynı güne gelebilir mi?
Hayır gelemez?
Neden?
HİCRİ Takvim KAMERİ (Ay) takvimi olduğu içindir!
Hicri takvim Peygamber Efendimizin Mekke'den Medine'ye hicretini başlangıç kabul eden ve ayın dünya çevresinde dolanımını esas alan bir takvim sistemidir.
Şimdi; Ay, dünya etrafında 12 defa döndüğü zaman bir Kameri sene olur ve 354.367 gün veya 354 gün 8 saat 48 dakika 34.68 saniyedir.
ACABA Peygamber Efendimiz Peygamber iken Neden Güneş Takvimini kabul etmedi de KAMERİ (Ay) takvimini kabul etti.
MİLADİ YILI seçmemesinin sebebini düşünebiliyor musunuz?
Zannetmiyorum!
O Bütün bilgileri bildiği için ümmetinin tembelliklerinden belirli günlerde ibadetler yaparak sevap kazanır ve diğer günler ibadet etmez ve tembellik ederler diye düşünmüş olamaz mı?
O Büyük sevaplar kazanılan günleri KAMERİ (Ay) takvimi ile gizlenmiş oldu.
Bizlere ARAYIN BULUN diye serbest bıraktı.
Diyelim ki bu yıl 2016 geliyor.
Bir kul ben bu yıl BERAT GECESİNİN sevabından faydalanayım deyince ne yapmam gerek?
2016 Tarihinde Berat Gecesi 21 Mayıs
Erer isek o gece Berat Gecesini sevabına erecek miyim?
Derse.
Ben Onu Allah C.C. bilir Belki bu yıl o güre denk gelir.
1 Haziran 2015 Yılında Berat Gecesinin sevabını aldım mı?
Ben Onu Allah C.C. bilir.
İşte bu örnek ile
Kutsal gecelerin hangi günde olduğu belli olmuyor.
Derim ki; eğer gerçekten sen 2016 yılında Allah C.C. Sana nasip eder ise Berat gecesini nasıl bulursun izah edeyim mi?
31 Aralık 2015 tarihinden 1 Ocak 2017 yılı gecesine kadar Her geceyi Berat gecesi olarak ibadetini yapar, tövbe eder, Allah C.C. ister isen Ben sana diyorum ki MUHAKKAK Berat Gecesini bulur, sevabından faydalanırsın.
İşine gelirse!
Öyle bir gecede sevap kazanmak yok!
Peygamberimiz Miladi Takvimi kabul etse idi.
Çalışmadan Berat gecesi sevabını alırdın değil mi?

Çorumlu 2000 Aylık Kültür Sanat Tarih Ve Edebiyat Dergisi Sayı: 202   25 Aralık 2015

BU ÇALIŞMA TELİF ESERİDİR İZİN ALMADAN  KULLANMAYINIZ  corumlu2000@gmail.com

Önceki Sayfaya gitmek için tıklayınız

Bir sonraki sayfaya gitmek için tıklayınız

 

 

 

 

https://gurselyayin.com

 

 

 

 

 

 

 40KİTAP BAŞINA DÖNMEK İÇİN TIKLAYINIZ

Önceki Sayfaya gitmek için tıklayınız

Bir sonraki sayfaya gitmek için tıklayınız

BU AY
            2015 yılının sonuna doğru bir salgın halinde gözüken ve soğuk algınlığı ile vücudun direncini kırarak grip ile karışan bir virüs veya mikrop ile karşı karşıya geldik.
            2016 yılının birinci ayın sonuna geldiğimizi halde vücudumuzun bağışıklık sisteminin grip ve soğuk algınlığı ile baş gösteren salgın başladı.
Bu salgının burun akıntısı, halsizlik ve boğazda yanma ile devam eden bu hastalık ile mücadele eden vücudumuz kendisini koruyan antikoru üreterek galip gelmekte. Fakat bu grip ve soğuk algınlığı karışımı ile belirli bir savaştan tam galip çıkıp vücudumuzu rahatlattıktan hemen birkaç gün sonra vücutta bulunan bu virüs veya mikrop başka bir kılığa girerek tekrarlayan ve aynı şekilde devam eden bir salgının sürdürmektedir.

Çorumlu 2000 Aylık Kültür Sanat Tarih Ve Edebiyat Dergisi Sayı: 203   25 Ocak 2016

BU ÇALIŞMA TELİF ESERİDİR İZİN ALMADAN  KULLANMAYINIZ  corumlu2000@gmail.com

Önceki Sayfaya gitmek için tıklayınız

Bir sonraki sayfaya gitmek için tıklayınız

 

 

 

 

https://gurselyayin.com

 

 

 

 

 

 41KİTAP BAŞINA DÖNMEK İÇİN TIKLAYINIZ

Önceki Sayfaya gitmek için tıklayınız

Bir sonraki sayfaya gitmek için tıklayınız

ALDANMA
            İnsanoğlu yaratılışı üzere aldatılmakla geçen bir çizgi ile birlikte yaşamaktadır.
            İlk bilinen aldatma Adem İle Havva Anamızın Cennetten atılmasına sebep olan aldatma olduğunu hepimiz biliriz.
            Bizim en son ne zaman aldatıldığımızı bilmemiz için o aldatanın yaptığının gerçekleşen düzeninin sonunda anlayabileceğimiz bir olaydır.
            Ülkemizde bu şekilde aldatılan ve aldatıldığını anlayanları sıralamaya kalkmaya başlasak bu satırlar değil bilgisayarımızın hart diskinin kapasitesinin bile alacağını zannetmemekteyim.
            Aldanmamızın sebeplerinden birisi de kendi cahilliğimizin gün yüzüne çıktığının bir göstergesi olarak görülmektedir. Anlatılan veya uygulanan bir hareketin veya anlatının gerçek olup olmadığını araştırma gereğini bile görmememiz bunun getirdiği yıkımlara ya ses çıkartmadığımız ya da aldattılar serzenişi ile itiraf etmemiz gözükmektedir.
            Aldatılan olarak yapılan bu işlemin sadece şahsın kendisine verdiği zarar ile kalmayan, bu zararı bütün bir ülke içinde yaşayanları etkilediğini düşünürsek aldananın ne kadar sorumluluk taşıdığını buraya yazmaya gerek görmüyorum.
            Devir aldatma devri. Bizlerde aldatılmalara karşı kendimizi korumamızın devri olduğu bilincini bilmeliyiz!
            Aldanmamak için o konuya incelemek ve o konuyu bilmemizin gerçek bir aldatma ile karşı karşıya kalıp kalmadığımızın göstergesi olduğunu düşünüyorum.
            Aldanmayanlardan olmamız dileği i

Çorumlu 2000 Aylık Kültür Sanat Tarih Ve Edebiyat Dergisi Sayı: 203   25 Ocak 2016

BU ÇALIŞMA TELİF ESERİDİR İZİN ALMADAN  KULLANMAYINIZ  corumlu2000@gmail.com

Önceki Sayfaya gitmek için tıklayınız

Bir sonraki sayfaya gitmek için tıklayınız

 

 

 

 

https://gurselyayin.com

 

 

 

 

 

 42KİTAP BAŞINA DÖNMEK İÇİN TIKLAYINIZ

Önceki Sayfaya gitmek için tıklayınız

Bir sonraki sayfaya gitmek için tıklayınız

HER ŞEYİN BİR İLKİ OLUYOR
            Hayat insanlara pek çok türlü türlü oyunlar oynuyor. Bu oyunlardan ilk olarak başımıza gelen dergimizin yazarlarının neden artık yazı vermediklerini soranlar ile ilgili bir bilgi ile karşınızdayız.
Bu sanal sayfalarda bazı önemsiz ilkler her zaman oldu. Bunlar oldukça önemsiz olgulardı. Bu ilklerden birisi sanal olarak Çorum’un ilk dergisini yayımladım.
            Yaklaşık 5 yıl basılı olarak ve sanal olarak karşınıza Çorumlu 2000 Dergisi olarak çıktık. Yazarlarımızın yazıları ve çalışmaları ile sizlerin beğenisini aldık. Dergimizin 63 sayı basıldığı zamanlarda, dergimizin dağıtımından sonra sanal olarak sizlere dergimizin bütün yazılarını göstermeye çalıştık.
            63. Sayıdan sonra maddi olgular yüzünden ve daha çok okuyucuya sanal olarak ulaştığı için dergimizi sanal olarak yayımlamaya karar verdim. Çeşitli domainler atında dergimi yayınladım. Şimdi dergilerimiz http://dergisi.info  sitemde yayımlanmaktadır.
Bu dergi için yazı verenlerin yazılarını yayımlıyorum ben halen yazı verse de vermese de hayat hikâyelerini sitemde yayımlamaktayım. Görmek isteyenler http://dergisi.info  sitemde inceleyebilirler.
            2016 yılı içerisinde tarafımıza gönderilen şiirleri yayımlayacağım için söz verdiğim için dergimizi devam ettirmekteyim.
            Bilginize sunulur!

Çorumlu 2000 Aylık Kültür Sanat Tarih Ve Edebiyat Dergisi Sayı: 203   25 Ocak 2016

BU ÇALIŞMA TELİF ESERİDİR İZİN ALMADAN  KULLANMAYINIZ  corumlu2000@gmail.com

Önceki Sayfaya gitmek için tıklayınız

Bir sonraki sayfaya gitmek için tıklayınız

 

 

 

 

https://gurselyayin.com

 

 

 

 

 

 43KİTAP BAŞINA DÖNMEK İÇİN TIKLAYINIZ

Önceki Sayfaya gitmek için tıklayınız

Bir sonraki sayfaya gitmek için tıklayınız

GECİKEN SÖZ
            Söz vermek!
            Söz verilince tutulması gereken bin eylem.
            Şayet verdiğin sözün yakınlarına birisi olduğu zaman sözünü tutmanın kıymeti de daha çok önem kazanmaktadır.
            Bazen de elde olmayan sebeplerden dolayı verdiğiniz sözü tutmak için zamanın elverdiğini ve elde olmayan sebeplerden birisinin o zaman diliminde hastalık, ölüm ve başka elde olmayan sebeplerin verilen sözlü bazen tutulmadığı olmaktadır.
            Önemli olan söz verdiğiniz kişinin sizin verdiğini sözü size hatırlatmaması ile sizin daha da zor durumda kaldığınızın, mahcubiyetinizin devamında da eziklik ve duygunların siz ne hale getirdiğini söylememe gerek görmüyorum!
            Bu durumda, söz verdiğiniz kişi veya kişilere durumunuzu açıklamanız en iyi davranış olarak gözükmektedir.
            İnsan olarak verdiğimiz sözü geç te olsa yerine getirmemiz gerekmektedir.
            Yeni yılda bu duruma düştüğüm için bu yazıyı yazma ihtiyacını duydum. Yeni yıl benim için hem bir yıl daha ihtiyarladığımızın nişanesi, hem de eşimin doğum günü, Bu gün açısından şanslı olduğumu söyleyebilirim. Hem yeni yıl hediyesi, hem yaş günü hediyesini 42 yıldır bu düzen içerisinde geçirip gidiyorduk.
            2015-2016 yeni yılına ye yazık ki kutlamalarımızı istediğimiz gibi yapma imkânını bulamadığım bir yeni yıl-yaş günü sözümüzü elde olmaya bu yılın meşhur gribi ile boğuşmakla geçirdik. Bir eşim, bir ben grip ile boğuştuk durduk. Tam iyi olduk dediğimizde grip tekerrür etmesi bu günlere gelmemizi sağladı.
            Bu ikindiden sonra eşimi alarak bir sürpriz yaparak bir arkadaşa bakacağım bahanesi ile yemeğe götürdüm. Gittiğimiz yerin kapısında eşim sürprizi anladı sesini çıkarmadı.
            Orada akşam yemeğimizi yedik birkaç fotoğraf ta çekindik ve evimize gemdik.
            Nasip olur ise gelecek sene başka bir şekilde kutlama ile ihtiyarladığımızı kutlarız!
            Hepinize, nice yıllara!

 

Çorumlu 2000 Aylık Kültür Sanat Tarih Ve Edebiyat Dergisi Sayı: 204   25 Şubat 2016

 

BU ÇALIŞMA TELİF ESERİDİR İZİN ALMADAN  KULLANMAYINIZ  corumlu2000@gmail.com

Önceki Sayfaya gitmek için tıklayınız

Bir sonraki sayfaya gitmek için tıklayınız

 

 

 

 

https://gurselyayin.com

 

 

 

 

 

 44KİTAP BAŞINA DÖNMEK İÇİN TIKLAYINIZ

Önceki Sayfaya gitmek için tıklayınız

Bir sonraki sayfaya gitmek için tıklayınız

BİR BAHARA DAHA ERDİK
Dünyayı yaratan belirli ve düzenli bir yörünge ile gece ile gündüzün çeşitli zaman diliminde olmasına özen göstermiş.
Bizler bu alışagelmiş dünyanın zaman çizelgesinde bunlara pek dikkat ederek kendimize bazı zaman ayarlamaları yapmışız. İlkbahar, yaz, sonbahar, kış gibi mevsimler ile bu mevsimlerin arasında bulunan ayları tespit etmişiz. Ayrıca gün dönümü dediğimiz zaman dilimini tespit ederek bu zaman diliminde belirli zirai çalışmalarımızı düzenlemişiz. En son mevsim ve gün uzatıp kısalmalarda enerji tasarrufu diye bize yutturulmaya çalışılar belirli bir kesimin menfaati uğruna saatleri bir ileri bir geri almalarla bazı kesimlerinde bundan rahatsız olacakların düşünmeden uygulamalara girmişiz.
29 Mart sabaha karşı yine saat 03..00 te saatler Türkiye’de bir saat ileriye alınacak. Gün ışığından daha fazla faydalanılacağı tezi ile?!
Bizim konumuz gün ışığı ile olmayıp günlerin içinde İlkbahar Mevsimi ile olan konu için bir iki satır yazmak.
İlkbahar ile birlikte toprak ve hava değişiklikleri ile canlılar yeni bir uyanış ile adeta zaman içindeki hoş ve saadetlerini dışa vurarak üreme ve gelişmelerini bütün hızları ile genlerindeki ilahi emirle gerçekleştirmeye çalışırlar.
Bir örnek ile canlıların hayata tutunması gerektiği yer ile onu orada yaşaması için müsaade eden yaratanının göstergesi olarak bu sayının kapağına aldığım bir çakırdikeni fotoğraf yaşamanın yeri ve yaşanılacak yere tutunmanın müsaade edilen kadar yer olduğunu bize göstermektedir.
Bizim için bu mevsim hem çalışma ve hem de üretim açıklarımızı yapılandırma zamanıdır. Sanayici eksik malzemelerini toplar. Esnaf yeni çalışmalar için araştırma ve geliştirmelere girişir. Çiftçiler ekmiş oldukları ürününün gelişimini ve gidişatını kontrol ederler. Bitkiler yeşillenerek yaşamını devam ettirecek gün ışığını toplayacak yapraklarını açar ve üremek için elzem olan çiçeklerini açmaya başlarlar, bazıları da kendi alanında daha geniş yerleri kaplamak için yeraltından kökleri vasıtası ile gürleşirler, meyveler çiçeklerini meyveye dönüştürme çabasına girer. Böcekler ise yeni nesillerinin üremesi girişiminde bulunur, kuş ve diğer hayvanlar ise ya kışın doğurduğu yavrularını geliştirir ya da bahar ile yeni bir neslin üremesi için çabalara girişirler.
İşte ilkbahar biz dünyada yaşayanlar için gerekli bir noktadır. İnsanlar bu zaman dilimini çeşitli etkinliklerle de kutlamaya çalışırlar.
Bütün hepinizin ilkbahar ile yeniden doğuş anının kıymetini bilmemizi dilerim.

Çorumlu 2000 Aylık Kültür Sanat Tarih Ve Edebiyat Dergisi Sayı: 205   25 Mart 2016

BU ÇALIŞMA TELİF ESERİDİR İZİN ALMADAN  KULLANMAYINIZ  corumlu2000@gmail.com

Önceki Sayfaya gitmek için tıklayınız

Bir sonraki sayfaya gitmek için tıklayınız

 

 

 

 

https://gurselyayin.com

 

 

 

 

 

 45KİTAP BAŞINA DÖNMEK İÇİN TIKLAYINIZ

Önceki Sayfaya gitmek için tıklayınız

Bir sonraki sayfaya gitmek için tıklayınız

NE YAPIYORSUN HACI!
            1947 Eylül Doğumluyum. Yaş kemale erdi. Hani derler ya “Yaş yetmiş İş bitmiş” bitirmemeye çalışıyoruz. Sıramız ne zaman ise O gel kulum der gideriz. Amenna. 23 Nisan günü gezmeye çıktığımızda bi arkadaşımız nezaketen sordu:
            - Ne yapıyorsunuz Hacı! Dedi Bende:
            - Siteleri düzenliyoruz, fırsat bulursak geziyoruz! Dedim. O da bana:
            - Ne sitesi yahu? Ben de:
            - İnternette sitelerim var onlardan bahsediyorum. Dedim.
            - Ben anlamıyorum Hacı! Dedi ve mahcubiyetinden çekti gitti. Haklı idi ona şimdi siteleri anlatmak deveye hendek atlatmaktan zor diye bir deyim var ya aynen öyle idi.
            Geçen yıllar içinde idi yine bir arkadaşın yayında otururken bir genç geldi. Siteler üzerinden ve internetten yaklaşık bir saate yakın konuştuk.  O genç gidince bir saat konuştunuz ben bir şey anamadım. Anlamadığım için de konuşamadım demişti.
            İçte belli bir yaş grubu olar arkadaşlarımın bu teknolojiye ilgi göstermemelerini kınamıyorum. Bir iş Ya mecburiyetten, Ya da merak ile öğrenilir. Birde ikisi sende varsa değme gitsin.
Ne yapıyorsun? Sorusuna gelince üç beş sanal dergimiz var onlar ile uğraşıyorum. Elimde birikmiş pek çok dergi ve yazılar var onları düzenliyorum. Bazen de kendimin veya arkadaşların bana gönderdikleri çalışmaları sanal olarak kitap haline getirmeye çalışıyorum.
Gelelim dergilerime yazı verip vermeme meselesine. Yazı verip vermemeleri beni hiçbir şekilde bağlamaz. Gerekçesine gelince ben davet ettim zamanında gelenler geldiler. Yazılarını verdiler bende yayımladım. Fakat şimdi yazı verip vermemeleri onların bileceği iştir. Onları davet etmem sadece benim bu dergilerde ve dergide sadece benim burada olmayayım, çeşitli görüş ve düşüncelerinde burada olması içir idi. Burada davet ettiklerimin de sizlerin karşısında olmasını istemem yönünde bir girişimdi.
Ben görevimi yaptım!
Çorum’da ne yazık ki benden, senden, ondan diye ayrılmış zatı muhteremlerin bulunduğu ve diğer yerlere giderse oradaki yerlerinden de olabilecekleri korkusu ile yayımlanan bilgilerinin “nemalandırılmaması” olduğu kanaati uzun süredir yaptığım dergicilik ile sabittir. Bun sayıdan sonra yapacağımız düzenlemede de bir yayımcı olarak benimde taleplerimin olması çok görülmeyeceğini zan etmekteyim!
Yayımını uzun süredir yaptığım ve Allah C.C. müsaade ettiği ve ömrümün bitimine kadar devam edeceğim! Sanal yayınlarıma devam edeceğim. Bu güne kadar Allah C.C. beni utandırmadı. Utandıracağını da zannetmiyorum. Allah C.C. güvenerek “Yaptıklarım yapacaklarımın garantisi altında bulunmaktadır!” Diyorum.
Burada firmalarının da tanıtımları olmasını isteyenlerin de tarafıma müracaatları gerekecektir. Bu dergi çalışması sadece benim yayımladığım bilgi birikimi ile değil sizlerin de katılımlarının olması ve sizlerin de firmalarınızın sanal ortamda bütün dünya ile buluşması demek olduğunu söylememe gerek yok diye düşünüyorum.
Yayımcılık ile uğraşmam yeni olmadığını beni tanıyanlar bilirler. bir işe kalkışırken ölçer, biçer ve bir projenin katılım olmadan ne kadar yürütebileceğimi haritasını yapmadan yola çıkmam.
Görüş ve katılım bilgileriniz elektronik postama yazmanız gerekmektedir. Gerek olduğu zaman ya buradan ya da özelinizden cevaplamayı da bir borç bilirim.
Amacım kalkınma sadece sanayi alanında olamadığıdır. Sanayi alanında kalkınmanın yanı sıra, kültürel kalkınmanın da at başı gitmesi gereklidir. Yoksa kalkınma yalnız tek düze olur ki, topluma fayda yalnız tek taraflı olur. Bu nedenlerin ışığı altın da, Allah C.C.güç vermesi ile kendim bir vazife çıkarttım. Bu vazifeyi Allah C.C. verdiği ömür yettiğince ve maddi gücümün el verdiğince sürdürmeyi planlamaktayım.
Amacım kalkınma sadece sanayi alanında olamadığıdır. Sanayi alanında kalkınmanın yanı sıra, kültürel kalkınmanın da at başı gitmesi gereklidir. Yoksa kalkınma yalnız tek düze olur ki, topluma fayda yalnız tek taraflı olur. Bu nedenlerin ışığı altın da, Allah C.C.güç vermesi ile kendim bir vazife çıkarttım. Bu vazifeyi Allah C.C. verdiği ömür yettiğince ve maddi gücümün el verdiğince sürdürmeyi planlamaktayım.
Bu güne kadar Allah C.C. beni utandırmadı. Utandıracağını da zannetmiyorum. Allah C.C. güvenerek “Yaptıklarım yapacaklarımın garantisi altında bulunmaktadır!” Diyorum. Burada firmalarının da tanıtımları olmasını isteyenlerin de tarafıma müracaatları gerekecektir. Bu dergi çalışması sadece benim yayımladığım bilgi birikimi ile değil sizlerin de katılımlarının olması ve sizlerin de firmalarınızın sanal ortamda bütün dünya ile buluşması demek olduğunu söylememe gerek yok diye düşünüyorum.
Yayımcılık ile uğraşmam yeni olmadığını beni tanıyanlar bilirler. bir işe kalkışırken ölçer, biçer ve bir projenin katılım olmadan ne kadar yürütebileceğimi haritasını yapmadan yola çıkmam.
Görüş ve katılım bilgileriniz elektronik postama yazmanız gerekmektedir. Gerek olduğu zaman ya buradan ya da özelinizden cevaplamayı da bir borç bilirim.
Bu çalışmamın hayırlara vesile olmasın Allah C.C. dilerim! corumlu2000@gmail.com

 

DERGİSİ sitemin birisinin son halini buradan paylaşayım!
SANAL DERGİLERİMİZ VE KİTAPLARIMIZ!
Aşağıdaki Dizinlere Tıklayarak girebilirsiniz
 
ANA SİTE
KUR'AN-KERİM devam ediyor
HADİS-İ ŞERİF
ATATÜRK  ALBÜMÜ
ANTOLOJİ DERGİSİ
ÇORUMLU DERGİSİ 1938 61 SAYI Yükluyorum şu an 4 sayı yüklü
ÇORUMLU2000 DERGİSİ 205 SAYI Tamamı yüklendi
SARI ÇİĞDEM ŞİİR DEFTERİ 170 Tamamı yüklendi
ÇEVREMİZ DERGİSİ
DERGİLERİMİZİN YAZARLARI NALAT HİKAYELERİ
TURİZM DERGİSİ
 
SANAL KİTAPLAR
ÇORUM BASIN TARİHİ
KANUNLAR Devam ediyor
Rıza KOÇAK ŞİİR KİTABI ACI DÜNYA
Ahmet CANBABA Şiir Kitabı BOYNU BÜKÜK YALNIZLIK
Hıfzı ÖZBEKMEZ Şiir Kitabı BU AKŞAM ÜSTÜ
ÇORUM HAKKINDA YAZILMIŞ ŞİİRLER
Mahmut Selim GÜRSEL ÇORUM YATIRLARI
Selma GÜRSEL ÇORUM YEMEKLERİ
Mahmut Selim GÜRSEL ÇORUM VE ÇORUM'A HİZMET EDENLER
Muhsin AKTAŞ Şiir Kitabı ESPİYELİ MİZABİ
Mahmut Selim GÜRSEL Şiir Kitabı GÖRDÜK
Şükrü GÜLTEPE Şiir Kitabı GÜL TEPE
Mahmut Selim GÜRSEL Şiir Kitabı HACIM
Rıza HARDAL Şiir Kitabı NATIRA DEFTERİMDEN
Dilek BİGA Şiir Kitabı KAÇTI TREN
Mehmet KARADAĞ Şiir Kitaba KARADAĞIM
Uğur PAMUK Karikatür Albümü
Mahmut Selim GÜRSEL MENAKIB-I KOYUN BABA http://koyunbaba.dergisi.info
Haydar KILIÇ Şiir Kitabı OLMAZ MI?
Nihat İNCE Şiir Kitabı PİŞMAN OLURSUN!
Metin DEMİRCİ ŞİİR KİTABI TAŞ DÜŞÜRÜR KASIMLAR
Müslüm TUNABYU Makaleler TUNA BOYU
Rıza KANDEMİR Şiir Kitabı TURNALAR
Üzeyir Lokman ÇAYCI Şiir Kitabı YAZ KARDEŞİM
Üzeyir Lokman ÇAYCI Desenler
http://uzeyirdesen.dergisi.info
Vesselam.

Çorumlu 2000 Aylık Kültür Sanat Tarih Ve Edebiyat Dergisi Sayı: 205   25 Mart 2016

BU ÇALIŞMA TELİF ESERİDİR İZİN ALMADAN  KULLANMAYINIZ  corumlu2000@gmail.com

Önceki Sayfaya gitmek için tıklayınız

Bir sonraki sayfaya gitmek için tıklayınız

 

 

 

 

https://gurselyayin.com

 

 

 

 

 

 46KİTAP BAŞINA DÖNMEK İÇİN TIKLAYINIZ

Önceki Sayfaya gitmek için tıklayınız

Bir sonraki sayfaya gitmek için tıklayınız

GÖRMEMİŞİN BİR OĞLU OLMUŞ; ÇEKMİŞ…
            Bir gün; belirli bir yere gelen birisinin etrafındaki zevatın pohpohlamalarına kapılarak bir şeyler yaptığını zannetmesi dünya kuruldu kurulalı var ola gelmiştir.
            Ülkemizde ve İlimizde de bazı önemli yerlere gelmiş bazı şahıslar kendi yaptıklarını kendilerine göre çok büyük bir iş gibi gösterilmeleri başkaları tarafında hiç dikkate alınmamakta olduğu malumdur.
Baz kişilerin arkasında bulunan desteklerin onları devamlı destekleyenlerin katkısı ile üretimlerini göstermeleri ise işin gerçeğidir.
Bazı kendisini bilmezlerin o yapılanların ilimizde bulunduğunu ve buraların da ilimizde sanki gezilecek hiçbir yer yokmuş gibi lanse ederek,gezilecek iki yerin yapıldığını gerine gerine beyanları herhalde kargaları bile güldürmüştür.
Bir Atalar Sözünü başlık yaptım.
Geri kalanını sizler tamamlarsınız. Yukarıdaki paragrafta bahsettiğim konu ile uyumlu olduğunu söylemem gerekir mi?
            Bir şeyler üretmek elbette güzeldir. Üretip, yapıp, meydana getirip, gündemde tutmak çok hoştur.
İnsanoğlunun fıtratında zaten övülmek, methedilmek vardır.
Birde: “insan kendisini beğenmezse çatlar ölür.” diyen Atalar Sözümüzde bulunmaktadır  fakat bunlara karşılık olarak insanoğlunda tevazu ve başkaları tarafından sayılma gibi zıt bileşikleri de bünyesinde barındır.
Bazılarına göre yaptıkları işlerde sekizinci veya dokuzuncu olmak o kişilerin yaptıkları işinde bazı kısımlarını etkilediği gibi her işte birinci olmak daha da güzel ve hoş olarak görmeleri de mümkünüdür.
Bazen kendisine göre yaptıklarının çok güzel olduğu ve bu güzellik ve hoşlukla sarhoş olmakta vardır. Bazıları ise yaptıklarını tevazu ile karşılarlar. İşte insanı insan yapan duygu o anda meydana çıkar.
Bizlerin ise sizlerle bu satırlarda fikrimizi paylaşmanızı istememiz doğaldır.
Kapalı ve kinayeli cümlelerimiz birçoğunuzun ne demek istediğimizi anlamasını örtbas ederse de “Anlayana sivrisinek saz, anlamayana;davul zurna az” atasözü ile yazımı bağlıyorum

Çorumlu 2000 Aylık Kültür Sanat Tarih Ve Edebiyat Dergisi Sayı: 205   25 Mart 2016

BU ÇALIŞMA TELİF ESERİDİR İZİN ALMADAN  KULLANMAYINIZ  corumlu2000@gmail.com

Önceki Sayfaya gitmek için tıklayınız

Bir sonraki sayfaya gitmek için tıklayınız

 

 

 

 

https://gurselyayin.com

 

 

 

 

 

 47KİTAP BAŞINA DÖNMEK İÇİN TIKLAYINIZ

Önceki Sayfaya gitmek için tıklayınız

Bir sonraki sayfaya gitmek için tıklayınız

 
MİSAFİR           
Atalar misafir af edersiniz “Ev Sahibinin eşeğidir nereye bağlar ise orada durur” demişler. Bir yere misafirliği gittiyseniz bu Atalar sözünün doğruluğunu görmüşsünüzdür. Sizin kendi yaşamınızda devamlı yaptığınız hal ve hareketler kısıtlanmış olur. Kendi ev ortamında yapmaya alıştığınız pek çok şey misafir kaldığınız yerde ortadan kalkar ve sanki bu hal ve hareketler size ait olmadığı hiç bunları yapmadığınız gibi “sustalı maymuna” döneriz.
Bu hareketlerimiz bir nevi o misafir gittiğimiz evin tahakkümü altına girdiğimizden olur. Yeme, içme, oturma, kalkma, yatma gibi pek çok normal işlevlerimizi misafir olduğumuz evin ortamına uyarak yaşamaya çalışırız.
Müslüman olarak bizim misafir olarak gittiğimiz yerin misafir olarak kalma süresi on beş gündür. On beş günden sonra misafirlik kalmış olur. Bu sürede ya kendimize başka bir mekân ya da kalacak başka bir misafir edecek yer bulmamız gerekir. Hele bu devirde bir ev halkının sizi on beş gün misafir etmesi onlarında gelir, gider, hal ve hareketlerine sizin bilerek ye ya bilmeyerek koyduğunuz sıkıntılar yaratmış oluruz.
Ülkemiz şu an bütün illeri ile sığınmacı olarak bulunan misafir dediğimiz ne oldukları beli olmayan, dindaş görünüşünde ve kılıklarında kişilerle kaynamaktadır. Artık onlar misafirliği bırakarak bizlerin haklarından faydalanmak için bizlerin onlarla gelip gider diye paylaştığımız alanları ve işleri alenen yapmaktalar.
Bizlerden pek çoğu Irak ve Suriye’den gelenlerin “SIĞINMACI” olduğunu bilmiyoruz. Pek çok yerde de Irak Ve Suriye’den gelenlerin MÜLTECİ olduğunu düşünerek Uluslar arası bir Mülteci antlaşmaları hakkı vermekteyiz!
1994 tarihinde hazırlanan bir rapora göre Çorum ili ( Turkiye-de-Multecilerin-Kabul-Kosullari--Hak-ve-Hizmetlere-Erisimleri-Uydu-Kentler-Izleme-ve-Raporla (1).pdf) 06/03/2014 tarihine göre Türkiye de  en çok sığınmacının bulunduğu ikinci il olarak ÇORUM gösterilmektedir. Bu rapor ISBN: 978-605-65304-1-8 ile bastırılmış internette de pdf olarak yayınlanmaktadır. İlgi duyanlar.

Çorumlu 2000 Aylık Kültür Sanat Tarih Ve Edebiyat Dergisi Sayı: 207   25 Mayıs 2016

BU ÇALIŞMA TELİF ESERİDİR İZİN ALMADAN  KULLANMAYINIZ  corumlu2000@gmail.com

Önceki Sayfaya gitmek için tıklayınız

Bir sonraki sayfaya gitmek için tıklayınız

 

 

 

 

https://gurselyayin.com

 

 

 

 

 

 48KİTAP BAŞINA DÖNMEK İÇİN TIKLAYINIZ

Önceki Sayfaya gitmek için tıklayınız

Bir sonraki sayfaya gitmek için tıklayınız

BANA NE DİYEMEM!

Bu Yaşadığımız Toprak bizlere TÜRKİYE CUMHURİYETİNİ kuranların emaneti olup, Osmanlının emaneti olmadığını bilmemiz gerektiğini BU TOPRAKLARDA YAŞAYANLARIN Bildikleri bir olaydır!
Son Osman döneminde Osmanlının Başında bulunan idarecinin kendi ülkesini daha doğrusu Kendi Mülkünü kendi rahatlığı için düşmana peşkeş çektiğini ve DÜŞMAN GEMİSİ ile de TÜRKİYE'DEN kaçtığını bilmeyenlerin de bilmeleri gerekmelidir. Bilmiyorsa bizler bilmeliyiz! Bu hepimizin asli görevi ve TARİHİ vazifemizdir!
Bu toprakları bizlere emanet edenler atalarımız ne yazık ki OSMANLILAR değildir!
Osmanlı İmparatorluğu geçmiş zaman içinde kurulanlar diğer Türk İmparatorlukları gibi kurulmuşlar, miatları doldurup öyle veya böyle tarihin sayfalarına gömülmüş ve yok olup gitmişlerdir.
Bu TÜRK TOPRAKLARINI ve TÜRK BAYRAĞINI bizlere emanet edenler Dini, Bayrağı ve Vatanı için çarpışarak o zamanın deyimi ile "YEDİ DÜVELE KAFA TUTARAK" bu toprakları satanlardan ve satın almaya kalkanların ellerinden alarak TÜRKİYE CUMHURİYETİNİ kurmuşlardır.
Bu yaşadığımız toprakların ismi TÜRKİYE denilir!
Bu topraklarda oturanlara da TÜRK denilir!
NE MUTLU TÜRK'ÜM!" Diyerek bizlere 30 Ağustos, 29 Ekim, 23 Nisan, 19 Mayıs Bayramlarını hediye edenleri Şükran ile anar 30 Ağustos Bayramınızı kutlarım!
Bu nedenle Mili Bayramları kutlamak için çabalayanlara da Bana ne diyemem!

Çorumlu 2000 Aylık Kültür Sanat Tarih Ve Edebiyat Dergisi Sayı: 210   25 Ağustos 2016

BU ÇALIŞMA TELİF ESERİDİR İZİN ALMADAN  KULLANMAYINIZ  corumlu2000@gmail.com

Önceki Sayfaya gitmek için tıklayınız

Bir sonraki sayfaya gitmek için tıklayınız

 

 

 

 

https://gurselyayin.com

 

 

 

 

 

49KİTAP BAŞINA DÖNMEK İÇİN TIKLAYINIZ

Önceki Sayfaya gitmek için tıklayınız

Bir sonraki sayfaya gitmek için tıklayınız

MECHUL-ÜL AHVAL “Kimin nesi olduğu bilinmeyen kimse”
            Bu gün burada konu olarak aldığım Osmanlı Türkçesinde deyim olarak kullanılan “Mechul-ül Ahval” almamın sebebi manasın “Kimin nesi olduğu bilinmeyen kimse” nin zamanımızda da kimin ne olduğu, ne işle meşgul olduğu, layık olmadığı halde önemli yerleri işgal ettiğini görüyoruz!
“Kimin nesi olduğu bilinmeyen kimse” ile ülkede neler yapıldığını görmemiz gerekirken, hiç kimsenin bununla ilgilenememesi de düşündürücü bir olgu olması de meçhul bir durum olarak karşımızda bulunmaktadır.
Ülkenin içinde bulunan bu günün kıskaçlarının sebeplerini birisi de “Kimin nesi olduğu bilinmeyen kimse” lerin ortalıkta çokça bulunmasından elem ve üzüntü duyacağımız yende “Kimin nesi olduğu bilinmeyen kimse” lerin peşlerinden giderek onların dediklerini anlamadın, dinlemeden uygulayarak ülkemizin geleceği ile karartmaya ortak olmaktayız.
Türkiye’nin bulunduğu bu zamanda “Kimin nesi olduğu bilinmeyen kimse” ile yürümemiz doğru olmadığını düşünmekteyim. Bizler artık birer otomatik bir makine haline alıştırıla, alıştırıla getirildik. Kimsen bu alıştırılmaya karşı gelmedi, geçim derdi, çoluk çocuk derdi ile bu önemli olayı göremedik veya görmemeye çalıştık. Artık Ülkemiz bu günlerde iç ve dış düşmanların bizlere empoze etmeye çalıştıkları artık açık ve seçik gözükmektedir.
Ey zamanın insanları! Artık dikkatli olarak otomatik hareketlerimizi bırakmamızın zamanı geldiğini Allah C.C. bizlere akıl verdiğini ve bu aklımızı kullanmamızın gerektiğini bildiğimiz halde bilgilerimizi neden birleştirerek Ülkemizin yararına kullanmamızın zamanının geldiğin düşünmeliyiz! 

Çorumlu 2000 Aylık Kültür Sanat Tarih Ve Edebiyat Dergisi Sayı: 211   25 Eylül 2016

BU ÇALIŞMA TELİF ESERİDİR İZİN ALMADAN  KULLANMAYINIZ  corumlu2000@gmail.com

Önceki Sayfaya gitmek için tıklayınız

Bir sonraki sayfaya gitmek için tıklayınız

 

 

 

 

https://gurselyayin.com

 

 

 

 

 

 50KİTAP BAŞINA DÖNMEK İÇİN TIKLAYINIZ

Önceki Sayfaya gitmek için tıklayınız

Bir sonraki sayfaya gitmek için tıklayınız

GELİN BURALAR NE HALDE!
            Bizim için topraklara düşenler acaba şimdi bizim için neler düşünüyorlar?
            Görüyorlar mı bizlere vatan diye bıraktıkları yerlerde şimdi kimler, kimler, kimler var?
Buralar için ölüp toprağa düştüklerine acaba pişmanlar mı?
Halen bu topraklar için ölenler ile birlikte halimize bakıyorlar mı?
Başa geçerek satılmış olan vatanı kurtarmak için her şeyden ve canından vazgeçerek bu ülkenin topraklarının elde kalanın kısmında bulunan savaşlardan yeni çıkmış Türk askerleri ile yapabileceklerini yapan ve Cumhuriyeti kurana kadar emekler ve düşünceleri ile yaptıklarını gerçekleştiren Atatürk acaba bu gün gelse bu halimizi görse bizlere ne der? Diyemeyeceğim. Neden derseniz o bundan yıllar yıllar önce Gençliğe nutkunda bu günleri bizlere bildirmedi mi?
Neydi o diyenler çıkabilir. Hani “EY TÜRK GENÇLİĞİ” diye başlayan hitabesi vardı ya hatırlayabildiniz mi?
Yasaklanan kutlamalar bu yıl da gündemde.
Sebep olarak terör korkusu var.
Bitmedi bu terör günleri.
Bu yıl Cumhuriyet Bayramı Kutlamaları bazı illerde kısıtlanıp kısıtlanmadığın erer isek göreceğiz.
Artık alışkanlık haline geldi kimse artık ilgi duyamıyor. Duya duya gına geldi alıştıra, alıştıra alıştık artık diye Şehit ve Gazi haberleri şöyle bir bilgi olarak verilmekte!
Şehit ve Gaziler gariban çocukları.
Allah C. C. Bilmez mi kimi şehit yapacağını?
29 Ekim 2016 Cumhuriyet Bayramınızı kutlarız!

Çorumlu 2000 Aylık Kültür Sanat Tarih Ve Edebiyat Dergisi Sayı: 212   25 Ekim 2016

BU ÇALIŞMA TELİF ESERİDİR İZİN ALMADAN  KULLANMAYINIZ  corumlu2000@gmail.com

Önceki Sayfaya gitmek için tıklayınız

Bir sonraki sayfaya gitmek için tıklayınız

 

 

 

 

https://gurselyayin.com

 

 

 

 

 

 51KİTAP BAŞINA DÖNMEK İÇİN TIKLAYINIZ

Önceki Sayfaya gitmek için tıklayınız

Bir sonraki sayfaya gitmek için tıklayınız

ÜLKE KRİZ İÇİNDE Mİ?
            Türkiye kendi parasının değerini koruyamama sıkıntısı içerisine girerek yine Türk lirasını erimesini seyretmekte adeta dörtnala gitmekte!
            Verileri inceleyenlerin yüksek para değere karşısında hükümetin de kesin karar alamaması ise Türkiye’de yaşayanların fakirleşmesi karşısında kimsenin yapabileceği bir şey gözükmemekte. Bu duruma müdahale etmek için hiç kimse parmağını bile oynatmamakta ve sanki gittiği yere kadar gitsin görünümünde bulunmakta.
            Dolara bağlı olan petrol ürünlerinin zammı ile diğer enerji üretilenler bütün üretilenlerin ve tüketilenlerin zincirleme olarak bütün her şey pahalanarak insanların bütçelerini sıkıntıya ve krize uğrak Türkiye içinde yeni krizlere gebe kalacak gibi gözükmekte.
            Konu başlığımız olan:
            ÜLKE KRİZ İÇİNDE Mİ?
            Evet! Ülke kriz içinde!
            Ne olacak;
            Yaşayıp göreceğiz demekten başka bir yapacağımız yok.
            “Yukarı tükürsek bıyık, aşağı tükürsek sakal misali!
            Şu an ülkenin başka bir gruba girebileceği konuşulmakta bu grubun “Şanghay Paktı adını teşkilâtı” olarak dile getirilerek “Avrupa Birliği”nden çıkabileceğimizin konuşulduğu zaman içerisinde yaşıyoruz. Avrupa Parlamentosu, Türkiye'nin AB ile sürdürdüğü müzakerelerin geçici olarak dondurulmasını tavsiye eden tasarıyı kabul etti. Oturumda teklif 37 oya karşı, 479 oyla kabul etti. 107 parlamenter ise çekimser kaldı. Türkiye, oylama sonucunda ortaya çıkan metni AB'ye iade edecek. Ankara ile müzakerelerin dondurulması kararını sadece AB liderleri alabiliyor.
            Bu kararın altında pek çok sebeplerin bulunduğu ve bunların Türkiye için neler olacağını zaman içerisinde yukarıda yazdıklarımızı yaşayarak göreceğiz.
            Kasım ayı içerisinde kutladığımı “Atatürk Haftası ve Atatürk’ü Anma” programları yapıldı. Bazı kurumların katılıp katılmama kararları ve çelenk koyma problemleri ile geldi geçti.

Çorumlu 2000 Aylık Kültür Sanat Tarih Ve Edebiyat Dergisi Sayı: 213   25 Kasım 2016

BU ÇALIŞMA TELİF ESERİDİR İZİN ALMADAN  KULLANMAYINIZ  corumlu2000@gmail.com

Önceki Sayfaya gitmek için tıklayınız

Bir sonraki sayfaya gitmek için tıklayınız

 

 

 

 

https://gurselyayin.com

 

 

 

 

 

 52KİTAP BAŞINA DÖNMEK İÇİN TIKLAYINIZ

Önceki Sayfaya gitmek için tıklayınız

Bir sonraki sayfaya gitmek için tıklayınız

BİR YIL DAHA GEÇTİ
Bir yıl daha geçti gidiyor ömrümüzden sayfa sayfa günler, dolu dolu saatler. 2016'tının son günlerdeyiz. 2017 bakalım bize ne sürprizler, ne yenilikler ve ne acılar ile gelecek.
Dergimizin bulunduğu sitemizde de 2017 de Allah C.C müsaade eder ise bazı yeniliklere ile karşınızda olmaya çalışacağız.
Dergimizin daha önceden bildirdiğim gibi şair arkadaşların Çorumlu 2000 dergimizde yayınlayamadığım Şiirlerini yayımlamaya devam edeceğiz. Eşimin Yemeklerimiz isimli ve sitemizde bulunan yemek tariflerini ve benim o ay için gerekli gördüğüm bilgi ve görüşlerimi sizinle Çorumlu 2000 dergimizde paylaşmaya devam edeceğim.
Yeni yıl Ülkemize ne sürprizlerle gelecek onu bilemem.
Bazı hatalı uygulamaların sonuçları Ülkemin insanları ağlayarak geçirmemelerini temenni etmekten başka bir diyeceğim olamaz.
Artık insanların bu günlerin teknolojilerini kullanarak bütün bilerle ulaşmalar kolaylaştı. Arlıyı, arsızı, hırlıyı, hırsızı, soyluyu, soysuzu artık daha kolay bilebilmekte, kimin neler yaptığını kolayca öğrenebilmektedir.
Bizler doğru bildiklerimiz anlatabilirsek görevimizi yapmış oluruz.
Tabii ki karşımızdaki sabit fikirli ve at gözlükleri ile bakan birisi olursa o da başka mesele.
Allah C.C. Erdirir ise gelecek ay görüşmek dileği ile!

Çorumlu 2000 Aylık Kültür Sanat Tarih Ve Edebiyat Dergisi Sayı: 214   25 Aralık 2016

Önceki Sayfaya gitmek için tıklayınız

Bir sonraki sayfaya gitmek için tıklayınız

 

 

 

 

https://gurselyayin.com

 

 

 

 

 

 53KİTAP BAŞINA DÖNMEK İÇİN TIKLAYINIZ

Önceki Sayfaya gitmek için tıklayınız

Bir sonraki sayfaya gitmek için tıklayınız

BURALARI BEKLEME
            Günlerin geceleri, gecelerin gündüzleri kovaladığı haftaların ise sanki bir gün gibi olduğu, ayların ise haftalar gibi geldiği, yılların sanki allar gibi geçtiği yaşa erdik1
            Büyüklerimiz bazıları bana derlerdi! :
            -Ne çabuk geçiyor günler! Zaman çok çabuk ilerliyor, vakti yetiştiremiyoruz! diye dert yanarlardı. Bende:
            -Nasıl olur? Akşam olmuyor, vakit geçmiyor, geziyoruz, çalışıyoruz! Diyorduk.
            Onları o zamanlar benim yaşımda idiler. Şimdi anlıyorum ki; Yaş ilerledikçe yapılan işlerin de ağırlaşıyor ve vakit çabucak geçiyor. Bir iki saatte yapılacak işler artık günlerce elimizden çıkmadığını görüyorum. Geçmişte büyüklerimizin bana söylediklerinin gerçek olduğunu anlamış oldum!
            İşlerim sadece oturduğum yende koltuk üstünde oturup, klavyede yazmakla oluşan işler. Artık yayım işini bıraktım. Getirisi götürüsün den çok. Örnek olarak bir kitap hazırlamak için yapılan işler için verileri kabaca sıralar isem: Çalışmayı yazmak, düzenlemek, gözden geçirmek, sayfa düzeni yapmak, ters baskı için uğraşmak, matbaaya götürmek bastırmak.
            Çalışma basılınca büyük bir sevinç içinde basılan kitabının kokusunu ciğerlerine çekerek yukarıda belki yıllar, belki de aylar süren çalışmalarını görünce bütün yorgunluğunun gittiğini görürsün. Yaptığın emeğin semeresini görmek istersin her emekçi gibi. Dağıtım firmalarına gidersin belirlenen ücretleri verir ve kaş kitap istenirse kitabını teslim edersin.
            Beklersin geri dönüş için!
            Gelir mi. Birkaç kitap için paran gelir ya da gelmez!
            Düşünürsün. Alırsın onarca kitabı birkaç gün süren kitap fuarına gidersin. İmkânın varsa bu sana bir gezi olarak hatırana kazınır. Ya imkânın yoksa? İşte o zaman belki bir simit ile günleri geçirir harcadığın yol parasını bile çıkartamazsın!
            İşte bu Yayın cılık işidir.           

Çorumlu 2000 Aylık Kültür Sanat Tarih Ve Edebiyat Dergisi Sayı: 215   25 Ocak 2017

BU ÇALIŞMA TELİF ESERİDİR İZİN ALMADAN  KULLANMAYINIZ  corumlu2000@gmail.com

Önceki Sayfaya gitmek için tıklayınız

Bir sonraki sayfaya gitmek için tıklayınız

 

 

 

 

https://gurselyayin.com

 

 

 

 

 

 54KİTAP BAŞINA DÖNMEK İÇİN TIKLAYINIZ

Önceki Sayfaya gitmek için tıklayınız

Bir sonraki sayfaya gitmek için tıklayınız

OLUR YA!
Hikaye. (Olmuş veya olabilecek bir olayın sözlü ya da yazılı olarak anlatılması.)
 
Yer Bir ülke.
Yıl 2037
Başkanlık sistemi ile idare ediliyor.
Başkan güvendiklerini yardımcı olarak atamış.
Tarihte bilinen iktidar kavgaları malum.
Başkanın oğlu askeri birliklerden sorumlu.
Çok seviliyor.
Biraz teşvik ile Başkan yurt ziyaretine giderken vekaletini oğluna bırakıyor.
Artık bütün Başkanlık yetkiler oğlunda.
Babasını yolcu etmek için hava alanına gidiyorlar. Başkan tantanalı bir şekilde yolcu ediliyor.
Başkanlık uçağı belirli yüksekliğe çıkınca refakat eden jetlerden birisi başkanlık uçağına çarpıyor.
İki uçak da düşüyor. Kurtulan yok!
Ülkede büyük ve uzun bir yas tutma dönemi ilan ediliyor.
Yas sonunda Dul başkan Yardımcısı ile üvey oğlu konuşuyorlar.
Başkanın oğlu bütün kabineyi lağvediyor. Başkan yardımcılarının görevlerine son veriyor. Başkan yardımcılarından olan üvey anne de görevden ayrılmış oluyor.
Yeni başkan mecliste bulunacak muhalefet ve diğer partinin vekillerini belirliyor seçim yapılıyor. Meclis görevine başlayınca, yeni başkan kendisine yakın kişilerden başkan yardımcıları atıyor. Eşini ve Üvey anneyi de yardımcı olarak atıyor.
Üvey anne bu durumdan memnun gözükse de iktidara alışkanlığın dolayı için için başkan kocası dönemini düşünmeden edemiyor.
Lağvedilen kabinede bulunan ve yeniden seçilemeyen bir başkan yardımcısı ile bir plan kuruyorlar.
Önce başkanın hanımını görev yapamayacak bir şekilde devre dışına bırakmayı planlıyorlar. Yeni başkanın genç ve güzel eşinin en büyük tutkusu spor arabalara binme sevdası olduğundan arabasına ufak bir suikast yapılmasına karar verilir.
Araçların bakımını yapan mühendisi yüksek para ve başkan yapma vaadi ile kandırıyorlar ve arabaya sabotaj yapıyorlar.
Başkanın Hanımı aracı ile kapalı pistte 300 km ile giderken aracın tekeri patlayarak araç takla atıyor.
Başkanın hanımı başyardımcının kazadan birkaç kırık ve boynunda tedavi ile geçecek bir incinme ile atlatıyor ve er ay üç ay yataktan çıkmaması gerektiği televizyon ve gazeteler manşetten duyuruluyor. Herkes üzüntülerini bildirip geçmiş olsun kuyruğuna giriyor.
Başkan dünyanın büyük bir ülke liderinin gelin görüşmemiz emri ile uçağa binmekten korktuğu için deniz yolu ile geleceğini büyük ülke başkanına söylüyor ondan olur alıyorlar.
Büyük ülke ziyareti sırasında Başkan mecburen ve başka kardeşi olmadığı için üvey annesine vermeye mecbur kalıyor. Bir savaş gemisi ile okyanus ötesine gitmek için hazırlık yapılıyor.
Seçilen kruvazör uçağına sabotaj yapan Başkanın ismini taşıyan ve onun zamanında hizmete giren dünyanın en hızlı ve en donanıma sahip kruvazör olmasından dolayı seçiliyor.
Deniz kuvvetlerine “çok gizli emir” olarak kruvazörün hazırlanması emrediliyor.
Kruvazör Kaptanı üvey anne Başkan vekilinin çok yakın adamının olduğu malum olduğundan Başkanın kamarasında teknik bir arıza ile halledilmesi kararını alıyorlar ve hallin okyanusun ortasında olma kararını alıyorlar.
Planlandığı gibi suikast yapılıyor başkan hal ediliyor.
Yeni yas ve taziyeler ve ülke meclisinin lağvedilmesi ile üç ay içerisinde yeni Bayan başkan görevine başlıyor.
Vesselam bir döngüdür devam edip gidiyor. Ülkenin halkı ses çıkartacak durumda değil.
Alan memnun, seçilen memnun, seçilip lağvedilen muhteremler memnun.
Kim memnun değil acaba?

Çorumlu 2000 Aylık Kültür Sanat Tarih Ve Edebiyat Dergisi Sayı: 216   25 Şubat 2017

BU ÇALIŞMA TELİF ESERİDİR İZİN ALMADAN  KULLANMAYINIZ  corumlu2000@gmail.com

Önceki Sayfaya gitmek için tıklayınız

Bir sonraki sayfaya gitmek için tıklayınız

 

 

 

 

https://gurselyayin.com

 

 

 

 

 

 55KİTAP BAŞINA DÖNMEK İÇİN TIKLAYINIZ

Önceki Sayfaya gitmek için tıklayınız

Bir sonraki sayfaya gitmek için tıklayınız

İŞTE BÖYLE BİR ŞEY!
            Zamanın içinde bu gün!
            Ülke büyük sıkıntı içerisinde!
            Bizleri bölüp parçalamak için çeşitli oyunlar içerirside bulunan Türk Halkı karma karışık duygular içerisinde.
            Gelecek ay içerisinde Ülke hangi durumda olacak?
Hep birlikte göreceğiz!
            Bütün bu karmaşa içerisinde birileri Vatan için yaptıkları söyleyerek Türkiye’ye anlatacaklar.
            Birileri belki tamam diye ses çıkartamayacaklar.
            Birileri de birileri ile birlikte yeni yeni anlatımlarla bilgiler verecekler!
            Bu günler gelip geçer de ülkenin de geleceği hakkında verilecek kararlar ile geleceğin teminatı olan gençler ile bizler de göreceğiz!
            Ben geldim gidiyorum!
            Sizlere selam olsun!
            Ne ekerseniz onu biçeceğinizi anlamış omlarız gerekir!

Çorumlu 2000 Aylık Kültür Sanat Tarih Ve Edebiyat Dergisi Sayı: 217   25 Mart 2017

BU ÇALIŞMA TELİF ESERİDİR İZİN ALMADAN  KULLANMAYINIZ  corumlu2000@gmail.com

Önceki Sayfaya gitmek için tıklayınız

Bir sonraki sayfaya gitmek için tıklayınız

 

 

 

 

https://gurselyayin.com

 

 

 

 

 

56KİTAP BAŞINA DÖNMEK İÇİN TIKLAYINIZ

Önceki Sayfaya gitmek için tıklayınız

Bir sonraki sayfaya gitmek için tıklayınız

23 NİSAN’LARI TÜRKİYE KUTLAYACAK
Bilinmek veya bilinmemek! İşte insanın tarihi geleceğinde bırakacağı izlerdir. Bilinmek istenilen olgu insan ile ilgili olmayıp, toplumun geçmişini ilgilendiren bir eylem ise o zaman onu yas veya kutlama ile anmak gerektiğini düşünmüşüz.
            23 Nisan Türkiye Cumhuriyetinin en önemli zaman dilimlerinden birisi olarak TBMM'nin açılışının birinci yılında kutlanmaya başlanan “23 Nisan Millî Bayram” olarak ulusal bayram olarak kabul edilmesinin nedeni, 1920'de o gün Türkiye Büyük Millet Meclisi'nin açılmış olmasıdır.
            1920’den bu günlere gelene kadar Türkiye’de aşırı uçların bu bayramı engellemeye kalkmaları ile bu günlerde kutlamalarına gölge düşürülmeye çalışılmakta ve bu bayramın olmasını bizlere armağan eden Mustafa Kemal ATATÜRK’Ü yok sayacak davranışlarda bulunmaları ise ülkesini sevenler tarafından üzüntü ile ilenmektedir.
            Türkiye’mizin bu günlerde işlerini düzenlemesi gerektiği pek çok olay ile karşı kalmış ve bu karışıklıkların daha da arap saçına dönmesine vesile olmuş olayları buradan saymama gerek görmüyorum.
            Bizlerin bu karmaşa içinde ne yapıp yapmamamız gerektiğini her ferdin kendisine verilmiş aklı ile çözüm getireceğine inanmaktayım. Bu inancım ile bizlerden bekleneni yapacağımıza inanmaktayım.
            Neren nere geldiğimizi ve kimlerin kimlerle olduğunu hepimiz bilmekte ve izlemekteyiz. Aklımızı başımıza getirecek olaylardan ders çıkarttığımızı düşünmekte ve ummaktayım.
            Geleceğin sahibi olan çocuklar için Bayram olarak olmasını isteyen ATATÜRK’E karşı çocukların ve gençlerin uyanık olmalarını, anlatarak bu günün önemini öğretmemiz gerekmektedir.
            Nice 23 Nisanlar Türkiye’nin olsun!

Çorumlu 2000 Aylık Kültür Sanat Tarih Ve Edebiyat Dergisi Sayı: 218   25 Nisan 2017

BU ÇALIŞMA TELİF ESERİDİR İZİN ALMADAN  KULLANMAYINIZ  corumlu2000@gmail.com

Önceki Sayfaya gitmek için tıklayınız

Bir sonraki sayfaya gitmek için tıklayınız

 

 

 

 

https://gurselyayin.com

 

 

 

 

 

 57KİTAP BAŞINA DÖNMEK İÇİN TIKLAYINIZ

Önceki Sayfaya gitmek için tıklayınız

Bir sonraki sayfaya gitmek için tıklayınız

KAŞIĞIN SAPINI ORTAYA GETİRME
            Hani derler ya “Herkes kaşık yapar da sapını ortaya getiremez!” Çorum da da bana göre bir iş merkezi açıldı. Bizde iki ihtiyar neymiş görelim dedik bizim arabaya atlayarak buraya gittik.
            İş merkezinin altını oto garajı yapmışlar. Bakalım bizim tüplü aracı buraya park ettirecekler mi diyerek garaja girdik garajın girişinde iki koruma görevlisinden birisi:
-Bagajı aç! Diye emrederek bagajı açmamı istedi. Bende aracımdan inmeyerek kontak anahtarını vererek:
-Al aç bak, bagajda senden başka her şey var! Dedim. Aldı bagajı açtı dikiz aynısından baktım buraya gelmeden bazı mağazalardan bir iki alışveriş yapmıştık onlara baktı, bagajı kapattı anahtarı uzattı.
Diğer görevlide araç altını kontrol etti geçebilirsiniz dedi. Kontak anahtarını verdiğim koruma görevlisine teşekkür ettim:
Neyse bir yer bulduk aracımızı park ettik camlı bir bölmede kayan rampaya doğru gittik. Fakat orada kapı yoktu yaklaşık elli metre ya da daha fazla yürüdük giriş kapısının olduğu yere geldik oradan içeriye girdik. Bir koruma görevlisi x ray üst arama kapısını işaret etti ve bizde oradan geçiş yaptık. Elli veya daha fazla yürüyerek aracımızı park ettiğimiz yere cam bölme içerisinde yürüyerek geri geldik ve kayan rampa ile giriş katına çıktık. Gezdik ve tekrar aracımıza gitmek için kayan rampadan inerek camlı bölmeden elli veya daha fazla yürüyerek üst arama kapısına geldik ve dışarı çıktık. Elli veya daha fazla yürüyerek aracımızın bulunduğu yere gitti ve aracımıza geldik.
            Acaba bu kayan rampanın bizim yürüdüğümüz yere de bir giriş yapılıp yaşlı veya engellileri bu kadar fazla yürütmezler mi? Acaba bu gibi kişiler bir daha buraya gelmesin düşüncesindeler mi?
Tüplü araçların kapalı alanda park
            Vesselam yazarım dediğim için yazdı.
            Herkes kaşık yapar da ..  vesselam!

 

Çorumlu 2000 Aylık Kültür Sanat Tarih Ve Edebiyat Dergisi Sayı: 221   25 Temmuz 2017

BU ÇALIŞMA TELİF ESERİDİR İZİN ALMADAN  KULLANMAYINIZ  corumlu2000@gmail.com

Önceki Sayfaya gitmek için tıklayınız

Bir sonraki sayfaya gitmek için tıklayınız

 

 

 

 

https://gurselyayin.com

 

 

 

 

 

 

 58KİTAP BAŞINA DÖNMEK İÇİN TIKLAYINIZ

Önceki Sayfaya gitmek için tıklayınız

Bir sonraki sayfaya gitmek için tıklayınız

GİTTİK GEZDİK GÖRDÜK
            1994 Yılında aracımı aldığım yıl Amcaoğlunu İzmir’e ziyarete gitmiştik. Geçenlerde eşime:
-Haydi! Şöyle bir dolaşalım. Yılmaz aramıza kara kedimi geçti diyor. Bir ziyaretlerine gidelim. Geliyoruz da diye aramayalım belki Bursa’da değillerdir, belki biz gidemeyiz yolda kalırız. Oraya gitmemiz nasip olur ise oradan ararız dedim. Eşimin:
-Ben senin arabanla gitmem, otobüsle gidersen gidelim demesi üzerine:
            -Valizimi hazırla o zaman ben yalnız gideceğim. Blöfümün üzerine o da beraber gelmeye razı oldu. Hazırlandık.
15 Eylül 2017 Cuma günü saat iki’den sonra Aracımıza bindik:
-Hacım bir Sungurluya doğru gidelim bizim ihtiyar yola gider ise bizde aracımızla gideriz! Bir deneyelim diyince Hacı Hanımda araca bindi. Kemerlerimizi bağladık Besmeleyi çektik yola koyulduk. Koparanı rahat bir şekilde çıkan ihtiyar aracımız ile saat 18 civarında Ankara’ya vasıl olduk. Bir yerde konakladık.

Kaldığımız yerden bizim ihtiyar

Bursa İnegö'le varmada dinlenme alanı

16 Eylül 2017 Cumartesi günü Sabahleyin aracımıza bindik Eskişehir üzerinden Bursa İnegöl'e gelmeden bir dinlenme alanına uğradık. Hem de 44'üncü evlenme yıldönümümüzü kutlamış olduk, yedik içtik hem biraz oturduk ve yolumuza devam ettik
Bursa’ya saat 14 civarında vasıl olduk.  Bursa’da Amcaoğlum Yılmaz Gürsel’i aradım. Hal hatırdan sonra Bursa’da olduğumu söyledim.
Sevindi adresini verdi.
Semte vasıl oluksa da bizim ihtiyar aracımız bizim Bursa’yı bilmememiz, Dönüş yerlerinin kaçırınca küçük şehirlerde ki gibi kısa yerden geri dönüş olmaması ve trafik ışıklarında dur kalk yapmamız ile adres sormak için beklememizin de cabası havanın 35 derece de olması bizim ihtiyarı pes ettirdi su kaynattı.
Amcaoğluma telefonla bulunduğumuz yeri söyledim oraya geldi. Bulunduğumuz yerde Bir genç şahıs:
-Yardıma ihtiyaç var mı? Diye sordu. Bende:
-Tanıdığınız bir tamirci veya bir çekici araç telefonu var mı diye cevap verdim. Sağ olsun kendi telefonundan birkaç kişiyi aradı ve çekiciye bulunduğumuz yerin konumu attım birazdan buraya gelecek demesi ile rahat bir soluk aldık.
Çekici 45 dakika içerisinde bulunduğumuz yere geldi. Çekici sahibi:
-Araca nereye götüreceğini sordu. Bende
-Yarın Pazar günü sanayide pek usta bulamayız. Sanayide de tanıdığımız yok biz Aracı bizim Emmioğlunun evinin önüne götürelim, Pazartesi erer isek telefonunu ver sen gel bildiğin bir Renocuya götürürsün dedim.

İhtiyar tamirde

 - Çekici Evet! Doğru söylüyorsunuz, yarın Pazar tanıdığınız da yok! Diyen kurtarıcı şoförü aracımızı çekicinin üzerine yükledi. Amcaoğlu Çekici şoförünün yanında Hacı Hanım ve ben Aracın üstünde yolları seyrederek Amcaoğlunun konutuna geldik. Aracımızı çekiciden indirilince hacı Hanım ve bende araçtan indik ve yukarıya çıktık..

Ertesi gün öğlenden sonra Yılmaz ve Şadan Gürsel İle Eşim Selma Gürsel durak taksisi ile Bursa Ulu camisini ziyarete gittik. Biraz fotoğraf çektim. Camiden çıkınca gezerek metroya geldik. Metro ile gideceğimi istasyonda indik ve oradan taksiye binerek Emmioğlunun evine geldik.
Pazartesi sabahleyin araç çekicisinin sahibi ile telefon görüşmesi yaptık. Okulların açılmasından dolayı çocuğu okula götürdüğünü biraz gecikeceğini söyledi, bir başka araç göndermesini söyledim. Başka bir çekici geldi aracımızı yükledik ve küçük sanayiye geldik. Devridaim pompası değişti. Usta aracı biraz koşturmamızı aracın hararet yapıp yapmayacağını kontrol etmemizi ve durumu kendisine telefon ile bildirmezin söyledi. Emmioğlu ile 25 kilometre kadar aracımız ile Bursa’da 2 saat kadar tur attık araç hararet yapmadı. Ustaya telefonla aracın hararet yapmadığını söyledim.
Akşam Emmioğlumun eşi:
-Mudanya’da gününün olduğunu ve kızının sabah kahvaltısına bizi beklediğini muhakkak gelmemizi istediğini söyledi. Bende.
-Davet hak gitmeyen ahmak! Hazırlanın gidelim. Dedim.
Bizim ihtiyara doluştuk, Emmioğlu tarif etti biz gezdik, dolaştık sonunda evi bulduk. Kızımız bizi misafir etti kuş sütü eksik mükellef bir kahvaltı yapık. Amcaoğlumun Eşi Şadan:

Sabah Kahvaltısı için

-Siz oturun ben Selma ile şuradan otobüse biner gün parasını verir döneriz dedi. Bende:
-Aracımız var, Selma’yı davet etmiyorsun Yılmaz ile beni niçin davet etmiyorsun dedim. Gülüştük Öğlenden sonra aracımız ile Mudanya geldik.
Bir çıkmaz aralığa park ettik. Kadının birisi bağırıp çağırarak buraya park edemezsiniz, biz burada oturuyoruz gibisinden bağırmaya başlayınca bende:
-Neden bağırıyorsunuz. Eğer uygunsuz bir park var ise trafiği çağır çektir. Dedim. Sonra karşıda duran aracın sahibi ben başka yere alayım siz buraya park edin diye aracını alarak bize aracımızı park etmemiz için yerini verdi.

Mudanya

Park ettiğimi yer sahile çok yakın yerdi. 50 metre sonra sahilde fotoğraf çekindik iki bayan günlerine gitti. Emmioğlu ile ben camiye gittik, çıkınca bir balık lokantasında çay içtik. Biraz sonra telefonu çalan emmioğluna cevap verdi. Emmioğlu:
 -Bizi de balık yemeye çağırıyorlar haydi gidelim dedi. Çay hesabını ödedik ve bizi çağırdıkları balık lokantasına gittik. Balıklarımı ve fırında tahin yedik ve çaylarımızı içtik aracımıza binerek Bursa’ya döner iken debriyaj balatası sıyırdı. Aracın devrini buldurarak Bursa’ya geldik. Aynı ustaya aracı bırakarak taksi ile eve döndük.

Bayanlar Lokanta içinde biz dişinde balıklarımızı yedik

Araç bir sonrası gün çıkacak hayırlısı olsun dedik. Evde kahvaltıyı yapınca Emmioğlu:
-Bu gün ne yapalım diye sordu. Bende, Çorum’un eski bir deyimini söyledim.
-Misafir Ev Sahibinin eşeğidir. Nereye götürür ise gider, nereye bağlarsa oturur. Dedim. Birden anlamadılar. Açıkladım. O zaman Şadan:
-Göl Yazıya otobüs gidelim burada bir şeyler hazırlarız orada Belediye çay bahçesi var orada yeriz orayı görürüz. Dedi
-Selma evde kavrulmuş ve çekilmiş haşhaş tohumu var demiştin ben size katmer yapayım dedi. Şadan:
-Bende size biber ve patlıcan doldururum alır gideriz dedi. Hazırlık saat 15’i buldu. Otobüsle Göl Yazıya giden otobüslerin kalktığı yere gittik. Göl Yazıya giden otobüsü bekler iken biraz üzüm aldık.
Göl Yazıda bulunan Belediye çay bahçesine oturduk. Zaten çay bahçesi son durakta bulunmakta idi!
Belediye Çay bahçesinde son iki masayı birleştirmek istedik idarecisi biraz bozuldu. Ben iki masayı bileştirdim. Ses çıkarmadılar. Hanımlar masayı hazırlar iken Emmioğlu ile İkindiyi kılmaya camiye gittik. Allahtan abdestlerimiz vardı namazı kıydık. Şadırvan boştu.
Namazdan sonda çay bahçesinde çalışandan üzümleri yıkamasını rica ettim, sağ olsun yıkadı. Bir tabak istedim birazda onlara verdik. Yedik oturduğumuz yerden etrafı seyrettik. Hanımlar kayığa binmeye korktukları için kayığa binemeden otobüse binerek ikametgâha döndük.

Göl Yazı Belediye Çay Bahçesi

Göl Yazı Sandallar

Perşembe sabahı kahvaltımızı yaptık. Sabahleyin aracımızı tamir eden arkadaşa evin konum atarak aracımızı getirmesini rica ettik getirdi. Bizde Emmioğlu ile beraber giderek tamir yapan arkadaşı iş yerine getirdik ve Emmioğlu ile Eve döndük.
Yola çıkmak için Ev sahiplerinden izin istedik. Onlarda daha kalın diye ısrar ettilerse de misafirliğin üç gün olduğunu biz ise altı gündür misafir olduğumuzu söyledik. Sabah gidin bir gün daha kalın dediler.
Kızımız arabası ile gelerek Hacı hanımı ve annesini alışverişe götürdü bizde Emmioğlu ile evde oturdu.
Cuma sabahı Sabah Namazını kılarak Yılmaz ve Şadan’a teşekkür edip helâlaşarak yola çıktık. Saat 8,30 da Eskişehir’e girdik bir kahvaltı yapalım diye Eskişehir içinde araç ile dolaştık. Bütün dükkânlar hemen hemen kapalı idi. Epey dolaştık bir ana cadde üzerinde bir pastane gördük.
Park ederek pastaneye girdim çalışanına:
-Burada bir kahvaltı yapabilir miyiz araç dışarıda diyince çalışan:
Tabi kahvaltı yapabilirsiniz fakat burada park yasak ekip ceza yazabilir dedi. Pastacı çalışanının ikazı üzerine aracıma gittim. Hacıya
-Ben araçta oturayım ekip ikaz ederse bir tur atar gelirim pastanenin önünden ayrılma dedim. Aracın dörtlülerini yaktım Hacı biraz poğaça ve simit alarak geldi. Eskişehir’den çıktık Ankara’ya doğru yol aldık.

Sivrihisar

Biraz ilerleyince canımız çay istedi. İleride Sivrihisar levhasından döndük Nasrettin Hocanın Memleketini de görmüş olduk. Tekrar yola koyulduk.
Ankara’da Yazarımız Ahmet Canbaba’ya gelirsek uğrarız sözümüzü de tutamadık. Vakit olumlu ve gücüm yeterli gözüküyordu Ankara’ya uğramadan çevre yolundan Çorum’a saat 17,30 da vasıl olduk.
Allah’a şükürler olsun gittik geldik.
Biraz yorulduk fakat bu gezimi sizlerle paylaşmak istedim! 

Çorumlu 2000 Aylık Kültür Sanat Tarih Ve Edebiyat Dergisi Sayı: 222   25 Ağustos 2017

BU ÇALIŞMA TELİF ESERİDİR İZİN ALMADAN  KULLANMAYINIZ  corumlu2000@gmail.com

Önceki Sayfaya gitmek için tıklayınız

Bir sonraki sayfaya gitmek için tıklayınız

 

 

 

 

https://gurselyayin.com

 

 

 

 

 

  59  KİTAP BAŞINA DÖNMEK İÇİN TIKLAYINIZ

Önceki Sayfaya gitmek için tıklayınız

Bir sonraki sayfaya gitmek için tıklayınız

BİRİSİNİN HAKKINI DÜŞÜNMEZ İSEN!
            Sen bir işin başına gelirsen, önce ne düşündüğün önemli! Bu duruma pek çoğumuz gelmiş ve yaşamışızdır. Bu iş başına getirilmede belki işveren, belki memur, betli şef, belki müdür, betli daha lüksek mevkiiler olarak düşünebiliriz.
            Önce insan kendi durumunu gözden geçirerek bu imkânını devam ettirmek için biraz daha bir önceki yaşamından daha dikkatli davranması gerektiğini düşünür. Bu imkâna kavuşmadan önce ben bu işi yapsaydım şöyle yapardım düşüncelerini dikkate alması ve geldiği ortamda bu düşüncelerini uygulamaya geçirip geçiremeyeceğini düşünmelidir.
            Kendi iş yeri bile olsa yanında çalıştıracak fertlerin durumlarını ve onların çalışma kabiliyetlerini ölçerek onların verimliliğine göre değerlendirmesi gerekir. Kendisine ılıman yaklaşarak onun psikolojik durumunu da bilmesi gerekmektedir.
            Yapacağı iş gereği kendisine yakınlık göstererek kendilerine yer edinecek kişilerim olması muhakkaktır. Bazı şahısların kişilikleri bu durum için yapılandırılmış gibidir. Bunların hoş gözükmelerini ve kendilerinin çıkarı için olup olmadığını ya da başka bir amaç için mi bu davranışta bulunduğunu inceleyerek anlaması gerekir.
            Etrafında olanı biteni araştırarak onlardan iyi olanları alarak kendisine yarayacak olanları analiz ederek kendi görüşüne göre adapte ederek gerektiğinde kullanması gereklidir.
            Çalışacağınız alan hakkında kendinize ve etrafında olanlar hakkında araştırmaları bitirdikten sonda en önemli sizin yapacağınız iş “Hak yememe”  için bütün gücünüzle çalışmanız gerekmektedir!
            Bunları yapamaz iseniz olacakları düşünmek bile istememe!

Çorumlu 2000 Aylık Kültür Sanat Tarih Ve Edebiyat Dergisi Sayı: 223   25 Eylül 2017

BU ÇALIŞMA TELİF ESERİDİR İZİN ALMADAN  KULLANMAYINIZ  corumlu2000@gmail.com

Önceki Sayfaya gitmek için tıklayınız

Bir sonraki sayfaya gitmek için tıklayınız

 

 

 

 

https://gurselyayin.com

 

 

 

 

 

 60KİTAP BAŞINA DÖNMEK İÇİN TIKLAYINIZ

Önceki Sayfaya gitmek için tıklayınız

Bir sonraki sayfaya gitmek için tıklayınız

29 EKİM VE BU YIL
            Bayramlar ve milli günler ve Mustafa Kemal Atatürk'ün Gençliğe Hitabesi
            Yaşadıkça gördük ki, insanların bir kısmı ileriyi gayet iyi görerek gelecekte yaşayanlara başınıza bunların gelebileceği, yaşayacağınız günlerde yaşadığınız yerlerin tehlikeye uğrayacağını kesin ve net bir dille bizlere bildirmişlerdi.
            Türkiye Cumhuriyetinin kurucusu olan Mustafa Kemal Atatürk kurduğu ve bizlere emanet ettiği Ülkemizi korumamızın gerektiğini açık ve seçik bizlere göstermiş gelebilecek olan tehlikeler ile Türk Gençliğini uyarmıştı.
            Gençliğe Nutuk olarak bilinen ve sadece gençlere değil bütün kendisini Türk olarak görenlere neler demişti? Mustafa Kemal Atatürk:
“Ey Türk Gençliği!
Birinci vazifen, Türk istiklâlini, Türk Cumhuriyetini, ilelebet, muhafaza ve müdafaa etmektir….”
            Şu an istiklalimizi korumakla birlikte bazı zafiyetler ile yıpratılmaya, eritilmeye çalışıldığı gözükmektedir. Mustafa Kemal Atatürk:
            “….İstiklâl ve Cumhuriyetine kastedecek düşmanlar, bütün dünyada emsali görülmemiş bir galibiyetin mümessili olabilirler…
            Ülkemizin cumhuriyetine kast edecek iç ve dış düşmanlar her zaman bulunmakta ve şu anda daha da güçlenerek karşımızda bizim zaaflarımızdan faydalanmak için çeşitli cemaat ve topluluklar bulunmakta ve bunlar zaman içinde kafalarını kaldıracak gücü kendilerinde görerek ülkemizi zapt etme girişimleri göstermişlerdir. Bu şer güçler zaman içerisinde de tekrar hortlayabilirler ya da başka şekilde ülkemizde bazı faaliyetler ile yakın zamanda örneğini gördüğümüz kurumları ele geçirme faaliyetlerini yapmak için fırsat kollayabilirler. Mustafa Kemal Atatürk:
            “Bütün bu şerâitten daha elîm ve daha vahim olmak üzere, memleketin dahilinde, iktidara sahip olanlar gaflet ve dalâlet ve hattâ hıyanet içinde bulunabilirler….”
            Bahsedilen Vahim durum bu gün bizi kuşatmış gözükmektedir. Sizler bu günleri yaşayanlar olarak bu olanlar ile anlayamayanlar var ise benim onlara diyecek bir kelamım olmaz. Onlar da bu bahsi geçen güruhun mensupları olarak görmekte bir beis görmüyorum. Gaflet, delalet bir noktaya kadar fakat hıyanet edenleri asla af edilmemeleri gereken grup olarak görmek gerekmektedir.
            “….Hattâ bu iktidar sahipleri şahsî menfaatlerini, müstevlilerin siyasi emelleriyle tevhit edebilirler. Millet, fakr ü zaruret içinde harap ve bîtap düşmüş olabilir…”
            İktidar olanların kendi şahsi menfaatleri artık bilinen bir düzeydedir. Hatalı bir deyim olan “Bal Tutan Parmak Yalar” ile “Her şeyi yaptılar Yerlerse yesinler” veya “gelecek iktidar yemeyecek mi” gibi bazı müdafaa sözleri ile siyasileri kayırma ve onlardan sanki nemalandıklarını ispat edici sözler serf edenleri görüyor ve duyuyoruz.
Devletin gelirlerinin ona buna dağıtmak, peşkeş çekmek ile dağıtılmasına göz yumulur hale gelen ülkemizin yapılan yolların, köprülerin nemalarının da geçinme zorluğu çeken geçim zorluğu ile asgari ücret ile adeta yaşam mücadelesi verenlerin hakları geçilemeyen araç paralarının devlet kasasından ödenme taahhüdünün çok hatalı ve taraflı olduğunu düşünmeden edemiyorum. Mustafa Kemal Atatürk:
“….Ey Türk istikbalinin evlâdı! İşte, bu ahval ve şerâit içinde dahi, vazifen; Türk İstiklâl ve Cumhuriyetini kurtarmaktır! Muhtaç olduğun kudret, damarlarındaki asil kanda mevcuttur!”
Diyerek dikkatimizi ülkemizin menfaatlerini korumamız ve mili değerlerimizin de yok edilmeye çalışılası ve Milli Bayramlarımızın adeta yok görmeleri de beni çok üzmekte ve düşündürmektedir.
29 Ekim CUMHURİYET BAYRAMINI KUTLU OLSUN!

Çorumlu 2000 Aylık Kültür Sanat Tarih Ve Edebiyat Dergisi Sayı: 224  25 Ekim 2017

BU ÇALIŞMA TELİF ESERİDİR İZİN ALMADAN  KULLANMAYINIZ  corumlu2000@gmail.com

Önceki Sayfaya gitmek için tıklayınız

Bir sonraki sayfaya gitmek için tıklayınız

 

 

 

 

https://gurselyayin.com

 

 

 

 

 

 61KİTAP BAŞINA DÖNMEK İÇİN TIKLAYINIZ

Önceki Sayfaya gitmek için tıklayınız

Bir sonraki sayfaya gitmek için tıklayınız

AH DÖVİZ AH!
            Ekonomi ile ilgilenmek benim çalışmalarımın dışında olan bir alandır. Bir emekli olarak belirli bir gelirle geçinen bütün emekliler gibi mecburen dövizle öyle veya böyle ilgilenmek zorunda idik.
            1990 lı yıllarda döviz o kadar önemli idi ki bazı memur arkadaşlar maaşlarını alıp dövize yatırarak ay sonuna kadar ihtiyaçları kadar bozdurarak maaşlarının getirisinden birkaç lira kar ettiklerini söylerlerdi.
            Zaman geldi biz de emekli olmak için münacatta bulundum. Yıl 1994 te sıfır bir araba alarak uzun süreler ömrümüz vefa ederek kullanma amacı güdüyordum. Birikimim ile sıfır araba alamadığım için emekli olana kadar benden önce emekli olan kız kardeşimden 1000$ borç aldım. Aracı üzerime alacağım firma döviz kabul edemeyeceklerini beyan ederek dövizi bozdurmaya döviz bürosuna gittim. Dövizimi bozacak kişi dövizimi hesapladı ve bana vereceği dolar karşılığını söyledi. Ben gişede bekler iken bana ellerinde Türk lirası kalmadığını bankaya elaman yolladıklarını biraz beklemem gerektiğini söyledi. On dakika sonda para geldi. Gişede bulunan kişi bende bulunan makbuzun geçerliliğinin kalmadığını yeni kura göre ödeme yapacağını bildirdi. Kabul etmek zorunda idim kabul ettim. Bana yeni makbuz ile Türk Liramı uzattı. Önce makbuza baktım ilk makbuz ile son makbuz arasında bir miktar yüksek fark vardı. Makbuzu gösterdim. O zamanın makbuzu. Aldığınız para da bu anın makbuzu ve parası. Biraz beklediyseniz de Türk liranız arttı dedi. Artan elimdeki Türk lirası değil düşer alım gücü idi.
            İki aydır Ülkemizde döviz ile ilgili inişler çıkışlar olmak la beraber örnek döviz olarak doları alır isek; 25 Eylül 2017- 25 Kasım 2017
25 Eylül 2017 3,4104
03 Ekim 2017 3,7027
26 Ekim 2017 3,8205
03 Kasım 2017 3,8865
24 Kasım 2017 3,9357
            Olan sabit gelirliler olmakta 25 Eylül 2017 3,41 TL. iken bu yazı yazdığım 24/11/2017 19. 00 da: 24 Kasım 2017 3,93 TL arasında bulunan Türk lirası devalüasyonu oluyor.

Çorumlu 2000 Aylık Kültür Sanat Tarih Ve Edebiyat Dergisi Sayı: 225  25 Kasım 2017

BU ÇALIŞMA TELİF ESERİDİR İZİN ALMADAN  KULLANMAYINIZ  corumlu2000@gmail.com

Önceki Sayfaya gitmek için tıklayınız

Bir sonraki sayfaya gitmek için tıklayınız

 

 

 

 

https://gurselyayin.com

 

 

 

 

 

 62KİTAP BAŞINA DÖNMEK İÇİN TIKLAYINIZ

Önceki Sayfaya gitmek için tıklayınız

Bir sonraki sayfaya gitmek için tıklayınız

YIL BİTERKEN!
            2017 yi de bitirmemize az bir zaman kaldı. İnsan olarak yaşarken günleri, ayları, yılları sayarak vakit geçindik. Yeni yıl gelecek diye dört gözle yaşadığımız umut ile günleri tüketiyoruz.
            Gelen yılın bizlere iyilikler getireceğini umarak yılın bitmesini bekledik. Bakalım 2018 yılı bizlere neler getirecek, neler götürecek. Biliyor muyuz? Bilmiyoruz. Hayırlısı ne ise o olsun dileğinden başka bir yapacağımız bulunmamaktadır.
            Yıl boyunca yaşadığımız yerlerdeki değişiklikleri gözleyebildi isek gelişmeleri görebilmiş isek beğendiklerimi takdir edecek, beğenmediklerimizi de tenkit edeceğiz.
            Mendi sağlığımızı ve etrafımızdakilerin sağlığı ile ilgilenerek daha rahat bir yaşam için sağlığımıza da dikkat etmemiz gerekmekte olduğunu unutmayacağız,
            İşlerinize gelince gelecek olan 2018 de geliştireceğimiz yeni projeler ve büyüme için düşüncelerimiz uygulamaya çalışacağız. Belki başarılı olacağız.
            Günler önceden başlayan yeni yıl kutlamalarının da kendimize bir avunma vesilesi sayarak bazılarımız evlerinde veya eğlence yerlerinde eğlenecekler. İnsanların kendi tercihlerine biz karışmamalıyız.
            Bazılarımız belki bu dünyadan ayrılarak bir sonraki yıla eremeyeceğiz. Yeni gittiğimiz yer ile kendi ile başlarına kalacak.
            Hepimize yeni yıl kutlu olsun!

Çorumlu 2000 Aylık Kültür Sanat Tarih Ve Edebiyat Dergisi Sayı: 226  25 Aralık 2017

BU ÇALIŞMA TELİF ESERİDİR İZİN ALMADAN  KULLANMAYINIZ  corumlu2000@gmail.com

Önceki Sayfaya gitmek için tıklayınız

Bir sonraki sayfaya gitmek için tıklayınız

 

 

 

 

https://gurselyayin.com

 

 

 

 

 

  63KİTAP BAŞINA DÖNMEK İÇİN TIKLAYINIZ

Önceki Sayfaya gitmek için tıklayınız

Bir sonraki sayfaya gitmek için tıklayınız

ÇAĞIN GERİSİNDE KALANLAR
Şimdi düşünelim: Bu çağda okumak ve yazmak problemi pek aza indiğine göre, ülkemizin büyük bir kesimi de okuma yazma biliyor demektir.
Bu son on beş yıl içinde gelişen bir teknoloji artık bilinenleri, bilinmeyenleri hep önümüze ülkemizde de karşımıza çıkarmakta. Bu teknolojiyi bilmeyenimiz yok. Bilgisayar. Dil üretenlerimiz Türkiye’de belki de en anlamlı ve bu işi gören alete verdikleri en uygun isim Bilgisayar! Bilgi sayan manasına kullanılıyor!
Bu son beş yıl içinde bilgisayar teknolojisi o kadar ilerledi ki, ne siz söyleyin ne de ben söyleyeyim. Bu yararlı ve gerekli aleti tanımasına tanıyoruz da acaba kaçımız kullanmasını biliyoruz?
Bu günlerde bütün okulların bilgisayara bağlanmasına karşın acaba kaç öğretmenimiz bu makinenin karsısına geçerek bildiklerini burada yazabilmekte? Kaç öğretmenimiz bu bilgilerini diğer arkadaşları ile bu makine sayesinde arkadaşlarına veya öğrencilerine iletebilmekte?
Bunun için diyorum ki; çağın gerisinde kalmadan bu makine ile yazmayı, okumayı öğrenelim. Belki diyeceksiniz ki; ben biliyorum. Fakat senen veya benim bu makineyi kullanmasını bilmem bir şeye değiştirmez. Bizlere bir şekilde lazım olmuştur da öğrenmiş olabiliriz. 30 yaşın altındaki grup da öğrenmiş olabilir. Bizim kuşak yede 30 yaş grubu üstündeki grupta bu makinenin ne olduğunu öğrenmesi gerekmez mi? Tabii ki gerekmektedir. Öğrenmelerinin gerekliliği ise birkaç yıl sonra belki kapılarını açmak için anahtar yerine bilgisayarı kullanacak, hanımlarımız yemeklerini ocağa koyarken bilgisayara program verecekler, belki bankalar ortadan kalkacak birikimlerimizi ve harcamalarımızı evden işlerimizi bilgisayar ile yönlendireceğiz. Çiftçimiz ürününü sulama, gübreleme gibi gereksinimlerini belki de bilgisayarla yapacaklar.
Bu nedenleri yüzlerce, binlerce çoğaltmamız mümkün. Diyeceksiniz ki biz neler öğrenmedik ki; onları da öğreniriz. Lazım oldukça görerek, kullanarak o işlerinde üstesinden geliriz. Doğru. Bizler hep lazım oldukça öğrendiğimizden bu günlere geldik. Birde lazım olmadan öğrenerek, lazım olunca kullansak olmaz mı?
Okullarımız şimdi bilgisayar ve Internet ile tanışıyor. Acaba soruyorum. Kaç öğretmen arkadaş bilgisayar kullanmayı biliyor. Kaç arkadaş e-postadan yazışıyor? Bunun ortalamasını almak bana düşmez ama yetiştirdikleri öğrencilere bilerek öğretmelerinin kıymetini onlara ben öğretecek değilim. Ama onlar şunu savunacaklardır beklide. Öğrenmek isteyen öğrenci kursa gider öğrenir. Nasıl, öğretemediğimiz dersleri kurslar öğretiyor, öğrenciyi başarı çizgilerini yükseltiyorsa oradan öğrensinler. Tabi bu sözlerim görevine layık öğretmenlerimiz ve çalışanlarımızı kapsamıyor.
Yine de diyelim: “Bilenlerle, bilmeyenler bir olur mu?” 
Şimdi bir hayal kuralım: Bu bilgisayar teknolojiyi pek çoğumuz biliyoruz. Bütün yazışmalarımızı bu aletle yapıyoruz. Bu aletle emirler, yapılacak görevleri bildiriyoruz. Eğitimimizi yapıyoruz. Araştırmalarımızı yapıyoruz. Yaşadığımız dünya ve evimiz ofisimiz neler kazanır?: Bir kere bir sürü olur olmaz bilgileri yazmak için kullandığımız kağıt israfı ortadan kalkar. Dolaplar dolusu klasörlere gerek kalmaz. Etraf kâğıt yığınları ile dolmaz. Dünya bu teknoloji sayesinde ağaç katilliğinden kurtulur. Belki ağaç sanayinde kağıt işleri ile uğraşanlar biraz zarar edebilirler ama, dünyanın ciğeri sayılan ağaçlar yerlerinde kalırlar. Evimizde veya büromuzda raflar dolusu klasörlere gerek kalmaz. Daha gelişmiş bir dosyalama sistemi ile bütün bu bilgileri bilgisayarımızda muhafaza ederiz. Kendimize göre tasnif ederek aradığımı daha çabuk buluruz.
Yine tekrarlayalım: “Bilenlerle, bilmeyenler bir olur mu ?”
Çorumlu 2000 Aylık Kültür Sanat Tarih Ve Edebiyat Dergisi Sayı: 227  25 Ocak 2018

BU ÇALIŞMA TELİF ESERİDİR İZİN ALMADAN  KULLANMAYINIZ  corumlu2000@gmail.com

Önceki Sayfaya gitmek için tıklayınız

Bir sonraki sayfaya gitmek için tıklayınız

 

 

 

 

https://gurselyayin.com

 

 

 

 

 

64KİTAP BAŞINA DÖNMEK İÇİN TIKLAYINIZ

Önceki Sayfaya gitmek için tıklayınız

Bir sonraki sayfaya gitmek için tıklayınız

GÖZÜNÜN ÜSTÜNDE KAŞIN VAR MI DEDİK!
            Bilinenlerin ve bilinmeyenlerin yerlerini; tevatürlerin aldığı bir zaman içerisinde yaşamaktayız. Şarlatanların gün ışığında değil karanlık gecelerin sabaha karşı oluştuğu ziyalarının loş aydınlığında zehirlerini mazlumlara saçtığını; geceleri uyumadan bekleyenlerce görülebildiği anlarda hissedildiğini bilmemektedirler.
            Ülkemizin çeşitli zamanlar içerisinde, çeşitli kargaşalara sokulduğu,bu çeşitli kargaşaların militanlarınca da zor durumlara sokulduğunu kendini bilenlerce hissedilmektedir. Benim anlayamadığım ise; bu gibi zamanlarda, bu ortaya sürülen fikirlerin cevaplarını bilenler tarafından cevaplandırılmamasıdır. Bilenlerin sükûtu ise belirlenmiş kargaşaların militanlarını daha çok hırçınlaştırarak ülkemizin insanlarına daha fazla zehir saçmalarına sebebiyet vermeleridir.
            Ülkemizin geçen dönemlerinde televizyon tekelinin gayri kanuni olarak kalkması, frekans denetiminin olduğu ülkemizde isteyenin istediği frekansı her türlü telsiz iletişimi ile yayması, radyo ve televizyonların mantar gibi bitmesine sebep olundu. Bence kötü de olmadı. Tek seslilikten ülke kurtulmuş oldu. O zamanki ve sonraki hükümetlerce de bu işlere göz yummaları benim gibi düşünmelerinden olduğu gibi çevrelerinin de bu furyadan faydalanmaları yani nemalaşmalarının da sebebi olsa gerek diye düşünebiliriz. Fakat bu faydalı gibi gözüken denetimsizlikler ise bazı problemleri de yanı sıra getirmeye başladı. Yapılan programların Türk aile ve yaşamını etkiler duruma gelmesi ve bazı programlarında sadece psikolojik baskılarla yaşamın bazı kesimlerini gösterdiler. Bu programların ilgi görmesi ile diğer kanallar da aynı şekilde programlar yapmaya başladılar. Bazı kanallarda ise gençlerin yalnız kaldıkları evlere kapadılar. Onların meşhur olabilme umutlarını suiistimal edercesine onları televizyonlarında teşhir ettiler. Bilerek veya bilmeyerek seyircileri bir röntgenci pozisyonuna getirdiler. Bu programları izlemeden edemez duruma geldiler. Bazı programlarda ise kanının dertlerini dinletir gözükerek gıybet ve dedikodu olarak saatler süren programlar yaptılar. Ailenin sırları mahremlikten çıkarak bütün izleyicilerin gözleri önüne serdiler.
            Bizlerin seyrettiği, sesimizi çıkartmadığımız, sadece kendi kendimize kınadığımız bir ortamda değimliyiz?
Çorumlu 2000 Aylık Kültür Sanat Tarih Ve Edebiyat Dergisi Sayı: 228  25 Şubat 2018

BU ÇALIŞMA TELİF ESERİDİR İZİN ALMADAN  KULLANMAYINIZ  corumlu2000@gmail.com

Önceki Sayfaya gitmek için tıklayınız

Bir sonraki sayfaya gitmek için tıklayınız

 

 

 

 

https://gurselyayin.com

 

 

 

 

 

 65KİTAP BAŞINA DÖNMEK İÇİN TIKLAYINIZ

Önceki Sayfaya gitmek için tıklayınız

Bir sonraki sayfaya gitmek için tıklayınız

BU GÜNLER
Bu günler Ülkemizin en sıkıntılarının olduğu, yöneticilerin de dikkatleri dağıtmak için çeşitli konuları bizlere sunduğu bir dönemin içinde bulunmaktayız.
Sıkıntıların başında geçim derdinin olduğunu ve zengini ve fakiri ile de bu sıkıntılardan ülkemin insanlarının pay aldığını hepimiz yaşayarak görmekteyiz. Dolar ve avro ise bu günlerde yine aldı başını gidiyor gözükmekte. Sonuçta bu ekonominin dar gelirlilere yansıması ile yoksulluk sınırının daha da aşağılara indiğini söyler isem yanıldığımı kimse iddia edemez!
Sıkıntıların başında ise terör ile savaşan ülkemizi son günler içinde can ve mal kayıpları. Bu kayıpları ayrı ayrı incelersek:
Mal kayıpları bütün ülkeyi ve ülke vatandaşlarını ilgilendiren boyutlarda olup yapılan araç, gereç, akaryakıt, silah, teçhizat cephane, iaşe bedelleri ve daha alt boyutta gözükmeyen harcamaları kapsamaktadır. Bu harcamalar ülkemin bütün fertlerinin gelirleri ve giderlerinden elde edilen meblağ ile karşılar makatıdır. Yani ülkede yaşayan bütün fertlerin bundan etkilenmesi gözükmektedir.
Can kayıplarına gelince ülkemin insanları  terör ile savaşır iken yaralanan ve vefat edenlerin çoluk çocuk, anne baba,, eş ve ailenin diğer fertlerinin ocaklarında acılara katlanılmasında bütün ülkenin insanlarını duygulandırmaktadır..
Ülkemizin komşuları ile problemleri de hiç de oldukça yüksek ve olumsuz olarak gözükmektedir. Ülkemiz sınırına yeni yeni komşularımız türemekte ve onlarla da ne yapacağımız kesin olarak bilinmemektedir.
Bu günlerin de gelecekte değişeceğini ve bu günlerdi arayacak hale gelmememiz için dua etmekten başka çaremiz yok!

Çorumlu 2000 Aylık Kültür Sanat Tarih Ve Edebiyat Dergisi Sayı: 229  25 Mart 2018

BU ÇALIŞMA TELİF ESERİDİR İZİN ALMADAN  KULLANMAYINIZ  corumlu2000@gmail.com

Önceki Sayfaya gitmek için tıklayınız

Bir sonraki sayfaya gitmek için tıklayınız

 

 

 

 

https://gurselyayin.com

 

 

 

 

 

 66KİTAP BAŞINA DÖNMEK İÇİN TIKLAYINIZ

Önceki Sayfaya gitmek için tıklayınız

Bir sonraki sayfaya gitmek için tıklayınız

DİKİLİ AĞAÇ
12 Nisan 2018 günü çoktandır önünden geçmediğim Hasan Paşa Kütüphanesinin önünden geçerken beraber çalıştığımız Ali’yi kapının önünde görünce biraz eskilerden konuştuk. Bahçede bulunan ceviz ağacını sordum. Bir çalışan kestirmiş. Fakat ağaç geçen sene yeni sürgün vererek iki metrelik bir fidan olmuş. Diğer ceviz ağcından da geçen sene 7 hakla ceviz toplamışlar. Pek çok kişi bu ceviz ağacından sebeplenmiş. Bu sene de kırağı vurduğu için ceviz bulunmamakta olduğun söyledi Ali. Bu ceviz ağaçlarının hikâyesini sizinle paylaşmak istedim.
1980 tarihin sonbaharında Hasan Paşa Kütüphanesinde çalışırken, Ayarık Bağlarında bulunan babaannemden kalan bağda çayın kenarında bulunan ceviz ağacından çıkan cevizlerden suya koyarak suya batan cevizlerden 25 tanesini alarak Kütüphaneye götürdüm. Salonda bulunan masamın çekmecesine koyarak biraz cevizlerin kurumasını istiyordum.
            İki gün sonra mesaiye yarım saat önce geldim. Amacım getirmiş olduğum cevizleri kütüphanenin bahçesine personel gelmeden dikmekti.
-Hizmetli arkadaşlar kütüphanede temizlik yapıyorlardı. Salona yöneldim. Masamda Müdür Yardımcısı Erdoğan Sunar’ı cevizleri kırarak yerken gördüm. Hemen müdahale ettim.
-Erdoğan Bey onları ben dikecektim yemek için getirmemiştim. Dedim. Erdoğan:
-Özür dilerim ben çekmecene iki gün önce ne koydun diye merak edip çekmeceni açtım. Baktım cevizleri görünce Mahmut Bey yemek için getirmiştir diye biraz yiyeyim demiştim. Dedi. Bende:
-Afiyet olsun da artık o elinizdeki cevizi bari kırmayın dedim. Gülüştük. Bir kâğıt ve kalem alıp bahçeye çıktım..
Merdivenlerde su dolu bir Yangın kovasını birisini aldım. Kütüphanenin Piri baba tarafından çıkarak Rıfat Patır’ın yeniden yapılan ev tarafına geçtim. Köşeye evden getirdiğim ucu sivriltilmiş kazık ile çukur açarak Bismillâhirrahmanirrahim diyerek cevizi çukura bıraktım kovadan da bir avuç su alarak çukurun üzerine döktüm. Kâğıdın orta kısmına bir dik dörtken çizdim Uzun kısmın bir tarafına Rıfat ağabey yazım. Sol köşesine 1. ceviz yazdım O tarafa Bismillâhirrahmanirrahim 4 ceviz daha diktik ve işaretledim. Caddeyi bakan tarafta çöp dökülen köşenin yanındaki yere ve giriş kapısının oraya da Bismillâhirrahmanirrahim iki tane ceviz daha diktim. Kız Sanat Tarafına da Bismillâhirrahmanirrahim 4 ceviz diktim ve yerini kâğıda işaretledim. Kalan üç cevizi de bahçenin içine Bismillâhirrahmanirrahim diktim. Kovayı alarak kütüphaneye girdim
Bu kâğıda bunları işaretleme sebebi bahara kadar diktiğim cevizler çıkacak cevizlerin yerlerini bilelim çıkan olursa yerlerini belirlemek için idi.
Ayar geçti. Kış bitti Bahar geldi. Devamlı ben Piri Baba tarafında bulunan kapıdan gidip gelirdim. Çitlerden baktım otlar biraz büyümüş. İçereyi girdim okuyucularla ilgilendim öğlen mesaisi bitmek üzere iken çekmecemde bulunan kâğıdı alarak bakalım kaç cevizimiz boy vermiş diye bahçeye çıktım. Bir de ne göreyim bahçe ile ilgilenen arkadaş bütün kütüphane arka bahçesini tepmiş toprağı düzenlemiş eski çam ağacı ve bir elma ağıcının bulunduğu yere gedene yapmış benim ceviz diktiğim yere kadar tepmiş bahçenin geri kalanın tepiyor. Seslendim.
-Ali dur bekle dedim. Şaşırdı. Ne var Mahmut Bey Dedi.
-Dur alı bir dakika dedim ve yanına gittim bahçeye diktiğim üç cevizin ikisi ne yazık ki toprak altında tepilen yerde kalmıştı. Aliye dönerek
-Ali şu gördüğün bitki var ya o bir cevizden çıkan sürgün ben dikmiştim. Bu gördüğün o cevizin sürgünü buraya iyi bil ufak bir gedene yap. Beli alarak gel bakalım dedim. 1.ci diktiğim bulunduğu yere gidelim diğer cevizler de sürmüş topraktan başları çıkartmış mı? Dedim. Beraberce Rıfat Ağabeyin evin tarafına gittik. İlk diktiğim ceviz bir karıştan fazla olmuştu. Aliye:
Burayı da iyi öğren dedim. Ali burayı da işaretledi. Yola doğru yürüdük diğer üç ceviz çıkmamıştı. Yol tarafında bulunan çöp dökülen yere geldik burada bulunan ceviz hemen iki karış olmuştu. Aliye bu cevizi de gedene yap dedim. Ali bu sürgüne de gedene yaptı..
Ana girişi geçtik ön bahçeye geldik ne göreyim. Ali burayı baştanbaşa tepmiş. Aliye:
-Ali teptiğin yerlerde hiç sana yabancı gelen bir bitki gördün mü dedim. Ali:
-Evet! Mahmut Bey kız sanat tarafında da üç dört tane bunlara benzer bitki gördüm beli vurup teptim. Dedi.
Heyecanla baktım bütün bahçe tepilmişti. Yapacak bir şey yoktu. Diktiğim 13 cevizden üçü toprak yüzüne çıkmıştı. Ali ve bu cevizlere gözümüz gibi baktık aradan bir yıl geçti. Cevizler yerlerini beğenmişti. Bir metreyi boyları aşmıştı çöplükte bulunan ceviz fidanı yaklaşık
Bir gün Kütüphaneye girer iken baktım Rıfat ağabey tarafına bulunan ceviz fidanın üzerine bir kalas düşmüştü. Fidanı ortasında ikiye kırmıştı. Çok üzüldüm gittim kalası inşaata doğru attım.
Fidanın kopan kısmını çöpe attım. Aradan bir yıl geçti. Kırılan fidan iki sürgün verdi. O sürgünlerde o sene ceviz verdi. Fakat ceviz meyveleri daha tam olgunlaşmadan toplandı. O cevizin ne cins bir ceviz olduğunu bilemedim. Diğer yıllarda da aynı şekilde cevizler toplandı.
Ceviz ağacı dikili ağacım olarak inşallah daha uzun yılar şaşar!
13/07/2018
 

Çorumlu 2000 Aylık Kültür Sanat Tarih Ve Edebiyat Dergisi Sayı: 230  25 Nisan 2018

BU ÇALIŞMA TELİF ESERİDİR İZİN ALMADAN  KULLANMAYINIZ  corumlu2000@gmail.com

Önceki Sayfaya gitmek için tıklayınız

Bir sonraki sayfaya gitmek için tıklayınız

 

 

 

 

https://gurselyayin.com

 

 

 

 

 

 67KİTAP BAŞINA DÖNMEK İÇİN TIKLAYINIZ

Önceki Sayfaya gitmek için tıklayınız

Bir sonraki sayfaya gitmek için tıklayınız

NERELERDEYİZ?
            Bu günler içinde düşünüp de yazmak için konu aramaya gerek yok. Etraf darmadağın. Piyasa yüksek ve alım gücü aldı başını gidiyor. İnsanlar dağınık ve ne yapacağını bilemez halde. Bir tarafta Mübarek Ramazan ayının verdiği telaş ve ibadetler ile insanların yaşamları normalden değişik.
            Ne günlerin içindeyiz. Bilmek istemediğimiz değerlerimizi kaldırıp atabiliyor, kendi çıkarlarımızı gözeterek umumun çıkarlarını görmemezlikten gelmekte ve çiğnemede hiç sakınca görmeyecek hale geldik. Dini değerleri ise babalarımızdan gördüğümüz, hurafelerin karıştığı bidatlerle dolu hale gelmesi insani nefsimizi adeta okşamakta ve bu duygular ile dinimizde uzaklaşmaktayız.
            Bizleri idare edenler yaptıkları yanlarına kalacak ve bunların bu dünyada olmazsa da gelecek yaşamda hesabını vermeyecekler gibi davranmaları da iç acıtıcı durumda. Herkes dünyalığını kurtarmak için doğrulardan uzaklaşmaktan çekinmez hale geldi.
            Devletlerin birbirlerine saygıları kalmadı. Güçlünün güçsüze baskıları devam etmekte ve mazlum halklar ise adeta ezilmekte, yok edilmeye çalışılmakta. Devletlerin komşuluk münasebetleri de artık yok derece az. Medeniyetin getirdiği güç ve imkânlar ile adeta uzaklarda olan ülke konumu kalmadı. Birkaç saat içerisinde bir devleti işgal edebilecek haldeler.
            Medeniyetin yeni yapılanmaları ve iletişim araçları artık hepimizin ortak kullanımda. Fotoğraf çekmek, mesajlaşmak, görüntülü konuşmak artık hepimizin elinin altında! Nerede olduğumu, kimlerle birlikte olduğumu artık anında bildirdiğimiz alanlar var. Kendimize ait çeşitli hobiler veya oyunlar oynayabileceğimiz alanlar elimizin altında.
            Hepimizin bindiği bir taşıta sahibiyiz. Lüks veya normal araçlar ile seyahatler yapabiliyoruz. Artık Dünya küçüldü araçlar ile istenilen yere kolayca gidilebilmekte.
            Birileri bütün bunları görmemezlikten gelmekte! Din ile Dünya işini birbirinden ayıramayarak hep din işleri ile uğraşılması gerekliliğini söylemekte ve insanları geri yüzyıllardaki yaşamaya din ile korkutarak yaşamalarını istemekte. Bu istekleri yapanlar ise en iyi yerlerde oturmakta, en güzel giysileri giymekte, en lüks araçlara binmekte sakınca görmüyorlar. Onların halefleri de kendi geleceklerini bu şaşaa üzerine yapılandırdıklarını din liderlerini yapılandırmaktalar. Onlarda nefisleri uyarak dinin emrettiği bir hırka, bir hasır ile yaşamı unutmuş gözükmekteler.
            Bu bilgileri daha da uzatmak mümkün! Kısaca:  NERELERDEYİZ?

Çorumlu 2000 Aylık Kültür Sanat Tarih Ve Edebiyat Dergisi Sayı: 231  25 Mayıs 2018

BU ÇALIŞMA TELİF ESERİDİR İZİN ALMADAN  KULLANMAYINIZ  corumlu2000@gmail.com

Önceki Sayfaya gitmek için tıklayınız

Bir sonraki sayfaya gitmek için tıklayınız

 

 

 

 

https://gurselyayin.com

 

 

 

 

 

 68KİTAP BAŞINA DÖNMEK İÇİN TIKLAYINIZ

Önceki Sayfaya gitmek için tıklayınız

Bir sonraki sayfaya gitmek için tıklayınız

BU YIL VE BU AY 2018 SEÇİMİ
            Yıllar içerisinde en fazla katılım olan seçim dün yapıldı. Yapılan bu seçim ile bazı yenilikler ve bazı farklı seçim usulleri ile bizler sandıklara gittik.
            Nelerin yapıldığını buradan yazma ile sizlerin vaktini almak istemiyorum. Bilirsini veya bilmezsiniz o sizi ilgilendirir. Şayet bilmiyorsanız bir bilene sorarsınız o sizi bilgilendirir, biliyorsanız zaten yazmama da gerek yok.
            Yaşayarak öğrenile olayları bizler de gelecekte yaşayarak göreceğiz. Bizler kendi seçtiklerimizin ülkemiz ve bizler hakkında verdikleri kararlarla yönelteceğiz. Beklide hiç sesimiz çıkmayacak ve kalk-otur ile idare edilerek yaşamımızın kalan zaman dilimini tamamlayacağız.
            Neler bizleri bekliyor bilmemekle beraber bazı durum değerlendirmeleri bizlere göreceğimiz sıkıntı ve problemleri gösterdiğini hepimiz görmekteyiz. Geçim, sağlık, hak, hukuk, adalet, özgürlükler, yaşam hayatına karışma ve pek çok şeyi ile karşılaşarak sıkıntılar yaşayacağız.
            Etrafımızda bulunan ülkeler ile bizlerin karşı karşıya geldiği olaylar ve beklenilmedik göç dalgaları ile ülkenin refah düzeyinin gelenlerle paylaşılması ve gelirlerimizi arttıracak olan iç üretimin artık yok olma düzeyinde olması ile dışa bağımlı bir peyk ülke olma yolunda ilerlememiz gözden kaçmamaktadır.
            Birileri yine ülkemizi karıştırmaya devam ederek bizlerin huzurunu kaçıracak ve hatalı kararlar ile ülkemizin zor duruma düşmesini hiç kimse istememekte.
Bu olaylar: İlk ve son olarak ülkemizin başına gelmedi. Bu sıkıntıları göreceğiz ve yaşayacağız. Belki bunlardan dersler alarak yolumuza devam edeceğiz.
Bizler insanlar olarak Kur’an-ı kerimde de, hadis-i şeriflerde de hayrın ve şerrin Allah’tan olduğu açıkça bilmekteyiz!

Çorumlu 2000 Aylık Kültür Sanat Tarih Ve Edebiyat Dergisi Sayı: 232  25 Haziran 2018

BU ÇALIŞMA TELİF ESERİDİR İZİN ALMADAN  KULLANMAYINIZ  corumlu2000@gmail.com

Önceki Sayfaya gitmek için tıklayınız

Bir sonraki sayfaya gitmek için tıklayınız

 

 

 

 

https://gurselyayin.com

 

 

 

 

 

 69KİTAP BAŞINA DÖNMEK İÇİN TIKLAYINIZ

Önceki Sayfaya gitmek için tıklayınız

Bir sonraki sayfaya gitmek için tıklayınız

BU GÜNLER DE BÖYLE
            Ülkemizde pek çok şeyin ne olacağı hakkında kesin bilgilerin olmaması gerçeği ile yaşıyoruz. Düşünen ve yaşayanları ne olacağını bilmemek insanları tedirgin etmekte!
            Herkes bir suskunluk ile geleceğin ne olacağını tahmin bile edemeyecek durumda. Bu halin ne kadar süreceği de belli değil. Olumsuzluklar ile duydukları ile yetinmekteler. Gerçeklerin ne olduğu belli bile değil. Ne söylenilirse şüphe ile dinlenmekte ve karşılığı sorulamıyor.
            Bu toplumun üzerine sanki “ Ölü toprağı serpilmiş” deyişi ile bire bir örtüşmekte. Ortalıkta çok az bir farkla istemeyenlerin sessizliğini çok az bir farkla isteyenlerin üstünlüğü var gözüküyor. İstemeyenlerin de bu yapılanların kabullendiğini görür gibiyiz.
            Sonuç ne olacak yaşarsak göreceğiz. Bu günler de böyle gelip geçiyor. Ülkede pek çok belirsizliklerin belirlenmesini bekleyen hipnoz olmuş bir halk gözükmekte. Sonuç he olacak? Kimlerin haksız, kimleri haklı olduğu zaman içinde görüp yaşayacağız!
            Birbirimize karşı sorumluluklarımız var! Bu sorumlulukları bilmedikten sonra ülkenin sorumluluklarını anlatmak kime düşecek?
            Sadece bu problemler ülkemizde mi? Hayır! Bütün dünya ülkelerinde de Ülkemizdeki problemlere benzeyen problemler bulunmakta. Sıkıntılar büyüyor. Büyük ülkeler kendilerini korumak için bazı yaptırımları öne sürüyorlar. Bazı ülkelerin yeraltı gelirlerini dizgine almak ya da ele geçirme girişimleri gözükmekte.
            Bu girişimler dizginlenmez ise savaşların çıkma imkânı oldukça yüksek. İç işleri karışık ülkeler ise ayrı bir problem olarak karşımızda.
            Bu günler de böyle problem ve sıkıntılarla geçecek!     

Çorumlu 2000 Aylık Kültür Sanat Tarih Ve Edebiyat Dergisi Sayı: 233  25 Temmuz 2018

BU ÇALIŞMA TELİF ESERİDİR İZİN ALMADAN  KULLANMAYINIZ  corumlu2000@gmail.com

Önceki Sayfaya gitmek için tıklayınız

Bir sonraki sayfaya gitmek için tıklayınız

 

 

 

 

https://gurselyayin.com

 

 

 

 

 

 70KİTAP BAŞINA DÖNMEK İÇİN TIKLAYINIZ

Önceki Sayfaya gitmek için tıklayınız

Bir sonraki sayfaya gitmek için tıklayınız

GÖZ
            İki tane gözün sizi izlediğini düşünün. Bu gözler sizin içinizi okuyacak gibi pür dikkat sizi adeta tarayarak sizde bir hata bulamak için araştırdığını ve sizin için iyilikten çok kötülük ve haset ile izlediğini hayal edin!
            Bu duruma düştüğünüzü hiç düşündünüz mü?
            Böyle bir durumda durup dururken sanki enerjinizin kesildiğini hissettiniz mi?
            Muhakkak başınıza böyle bir vakıa geldiğini söylediğini duyar gibiyim!
            Neden bu duruma düşen birisi olarak insanoğlunun hiçbir vücut sıkıntısı yokken ellerinin ayaklarının kesildiğin hiç düşündünüz mü?
            Aklınıza hiç geldi mi?
            Acaba bu bakanların içinde sizi gözleri ile yiyecek gibi baktığını hissettiniz mi?
            Bu tanımlamaları çoğaltabiliriz.
            Bu duyguları daha çok hissettiğimizi düşünebiliriz!
            Bu olay göz değmesi olarak yani nazar olarak karşımıza çıkar!
            Müslüman olarak göz değmesine yanı nazara inanırız.
            Fakat nazar için evimizde, aracımız üzerimizde put sayılacak nesneleri taşımamalıyız. Bilmeyerek onlardan medet ummuş oluruz ki; bu da Allah C.C. korusun bizi dinden çıkartır.
            Kendimize ya yakınımıza yukarıda bahsettiğimiz durumu görür isek. Kem gözden ilk önce Allah’a sığınmamız gerekirken Şeytanımız bize keşke nazar boncuğun olsa idi vesvesesini verir. Bu vesveseye kapılmadan biliyor isek Felak ve Nas surelerini içimizden okumalıyız. Zaten o surelerde:
113. el-FELAK SURESİ
Bismillâhirrahmânirrahîm 
1, 2, 3, 4, 5. De ki: Yarattığı şeylerin şerrinden, karanlığı çöktüğü zaman gecenin şerrinden, düğümlere üfürüp büyü yapan üfürükçülerin şerrinden ve kıskandığı vakit kıskanç kişinin şerrinden sabahın Rabbine sığınırım!
114. en-NÂS SÛRESİ
Bismillâhirrahmânirrahîm 
1, 2, 3, 4, 5, 6. De ki: İnsanların kalplerine vesvese sokan, (insan Allah'ı andığında) pusuya çekilen cin ve insan şeytanının şerrinden insanların Rabbine, insanların Melikine (mutlak sahip ve hakimine) insanların İlâhına sığınırım!
            Allah C.C. Nazardan bizi korusun!
            Şeytanın bize sunduğu korunma çareleri ili dinden çıkmamızı istemesinde de kendimizi koruması için Allah C.C. sığınmamızı

Çorumlu 2000 Aylık Kültür Sanat Tarih Ve Edebiyat Dergisi Sayı: 234  25 Ağustos 2018

BU ÇALIŞMA TELİF ESERİDİR İZİN ALMADAN  KULLANMAYINIZ  corumlu2000@gmail.com

Önceki Sayfaya gitmek için tıklayınız

Bir sonraki sayfaya gitmek için tıklayınız

 

 

 

 

https://gurselyayin.com

 

 

 

 

 

 71KİTAP BAŞINA DÖNMEK İÇİN TIKLAYINIZ

Önceki Sayfaya gitmek için tıklayınız

Bir sonraki sayfaya gitmek için tıklayınız

DUYDUĞUNU İNANMAYACAKSIN
            Zaman içinde anlıyorsun ki bazen gördüklerine ve duyduklarına inanamıyorsun. Bu günlerde bunları yaşıyoruz. Öyle bir olayın içinde yaşayamayacağın zamanı yaşarken ancak anlayabiliyoruz.
            Hayat bu!
            Yapmak ve görmek ile duymak duygularımız var ki onlara bile güvenemediğimi hatırlıyoruz.
            Hayat bu deyip geçemeyeceğimiz zamanında hatıralarımıza ekleyebileceğimiz bir anlık olayları yaşıyoruz fakat algılayamıyoruz!
            Hani birileri insanlara vaatler veriyor sonra da onları inandırıyor verdikleri sözleri tutma zamanında da sözlerinden durmuyorlar.
            İnsanlar verilen sözlerin arkasında bulunanları takip ederler, sözler ile kendilerine yön vererek söz verenleri takip ederler. Yapılan girişimlerinde verilen sözler ile hem insanlar hem de devletler birbirine yaklaşırlar
            İnsan ve devlet bir söz verdiği zaman sözünde durabilmeli ve verdiği sözün de arakasında durabilmelidir. Söyledim de olmadı, yapamadım dememeli ve unutmamalıdır. Unutma girişiminde bulunursa onu da unutabileceklerini düşünerek vereceği sözü yapabilmesini ve yapma hükmünde bulunması gerekmektedir. Şayet sözünü tutmama girişiminde bulunursa söz verenini güvenirliğinin dikkate alınacağını düşünmeli ve sözünü verir iken düşüne
            Şimdi bu yazıyı neden yazdığımı sizinde düşünmenizi söz verirken dikkat etmenizi ve sözünüzün arkasında durmanızın isteneceğini bilmenizi hatırlatmak istedim!

Çorumlu 2000 Aylık Kültür Sanat Tarih Ve Edebiyat Dergisi Sayı: 235  25 Eylül 2018

BU ÇALIŞMA TELİF ESERİDİR İZİN ALMADAN  KULLANMAYINIZ  corumlu2000@gmail.com

Önceki Sayfaya gitmek için tıklayınız

Bir sonraki sayfaya gitmek için tıklayınız

 

 

 

 

https://gurselyayin.com

 

 

 

 

 

 72KİTAP BAŞINA DÖNMEK İÇİN TIKLAYINIZ

Önceki Sayfaya gitmek için tıklayınız

Bir sonraki sayfaya gitmek için tıklayınız

10 KASIM
            Türkiye’mizin kurtarıcısı ve kurucusu Mustafa Kemal ATATÜRK’ÜN bu gün ebediyete gidişinin 80. yılında bulunmaktayız.
            Türkiye için kendi özverilerini ve dehasını kullanarak, ülkesi için çarpışmak ve ülkesindeki insanları birleştirerek Kurtuluş Savaşına hazırlamak gözüktüğü kadar kolay olmazsa gerek.
            Bir yokluk ve uzun yıllar çeşitli cephelerde savaşmış, yorgun ve fakir bir milleti özgürlüğe kavuşturmak için verilen çabaları takdir etmeyenler ATATÜRK’Ü kıskananlardan başkası olmayacağını burada söylememde bir beis görmüyorum.
            Bizlerin kuşağında 10 Kasım’lar bir yas ve anma günü olarak kutlanmakta iken, bu günün kuşaklarında ise başka türlü anılmaya başlamıştır.
            10 Kasım’da bir başka hatıralarımın da burada anlatmakta bir beis görmüyorum. Askerliğimin son bölümünü Çavuş olarak İstanbul Dolma Bahçe Sarayında yapmış olmam da ayrı bir 10 Kasım anısı olarak bende bulunmaktadır.
            Dikkat ettiniz mi bilmiyorum? Bizlerin hayatlarında da bazı önemli zaman dilimlerini biz yaşadığımız o zaman ve anda anlayamamakta ve sonradan da bu anıların kıymetini düşünmeden edememekteyiz.
            Bizler ATATÜRK’ÜN emanetini korumak ve yüceltmekten başka; ülkemizin Dünya ülkeleri içerisinde ön sıralara başkalarının yardımı ile değil, kendi güç ve bilgilerimiz ile birikimlerimizle ileriye gitmemizin gerekliğini bu vesile ile de sizlere teklif etmekteyim.
            “Ne Mutlu Türk’üm Diyene”

Çorumlu 2000 Aylık Kültür Sanat Tarih Ve Edebiyat Dergisi Sayı: 237  25 Kasım 2018

 BU ÇALIŞMA TELİF ESERİDİR İZİN ALMADAN  KULLANMAYINIZ  corumlu2000@gmail.com

Önceki Sayfaya gitmek için tıklayınız

Bir sonraki sayfaya gitmek için tıklayınız

 

 

 

 

https://gurselyayin.com

 

 

 

 

 

 73KİTAP BAŞINA DÖNMEK İÇİN TIKLAYINIZ

Önceki Sayfaya gitmek için tıklayınız

Bir sonraki sayfaya gitmek için tıklayınız

BİR YIL DAHA GERİDE KALDI
            Yaşadıkça gördük ki; hayat denen zaman dilimi akıp gitmekte. Bu dilimin içerisinde yaşayan bizlerin de ömürleri tükenerek bitmekte. Bizler ise bu bitmekte olana vaktimizi heba ederek faydasız işler ile doldurmaya çalışıyoruz.
            İnsanlar zamanı bilmek ve kayıt altına tutmak için takvimi kullanmaya başlamışlar. Hicri, Rumi, Miladi olarak bilinen zaman dilimlerinin günlerini aylara bölerek yılları tamamlamışlar.
            Bu ayın sonunda kullandığımız Miladi Takvim’in yine bir yılın sonuna gelmekteyiz. 2019 yılına gireceğiz.
            2018 yılı acısı-tatlısı, yokluk, savaş, gürültü-patırdı ile arkamızda kaldı. Kendisini bilenler ile bilmeyenlerin de 2018 yılı kapandı. Fakat bazı önekli olay ve bilgiler ne yazık ki tarihe kayıt edilerek unutulmaması sağlanmış oldu.
            Bizler ise kendi yapabildiklerimizi ve yapmak isteyip yapamadıklarımız arkamızda bıraktık. Bir umut ile 2019 yılına aktararak kendimize züğürt tesellisi verebildi isen ne ala.
            Sanal olarak yayımladığım dergimiz de Allah C.C. ömür verirse 2019 yılında 250’i sayısında son bulacak. Neden derseniz yazar, çizer ve bilhassa şair arkadaşlarıma çalışmalarını muhakkak ömrüm olur ise yayımlayacağım sözü vermemden dolayıdır. Yine Allah C.C. nasip eder ise sizlerle buradan bilgilerimizi aktaracağız!
            Yeni yılınızı kutlar nicelerine sağlıklı, sıhhatli olarak ermemizi Allah C.C, niyaz ederim!

Çorumlu 2000 Aylık Kültür Sanat Tarih Ve Edebiyat Dergisi Sayı: 238  25 Aralık 2018

 BU ÇALIŞMA TELİF ESERİDİR İZİN ALMADAN  KULLANMAYINIZ  corumlu2000@gmail.com

Önceki Sayfaya gitmek için tıklayınız

Bir sonraki sayfaya gitmek için tıklayınız

 

 

 

 

https://gurselyayin.com

 

 

 

 

 

 74KİTAP BAŞINA DÖNMEK İÇİN TIKLAYINIZ

Önceki Sayfaya gitmek için tıklayınız

Bir sonraki sayfaya gitmek için tıklayınız

SON YIL MI?

            Bu sayfalarda yazılarımızı yayımlamaya başladığın dünden bu güne geçen zaman diliminde dergimizin son yılına girdiğimizi söyleyebilirim. Allah C.C. şayet ömür verir ise bu yılın aralık ayında 250. sayıde arkadaşlarıma verdiğim söz gereği yazıları bitmiş oluyor. Bu vesile ile de dergimiz 250. sayıda Çorumlu 2000 Aylık Kültür Sanat Ve Edebiyat dergimizi yayımını sonlandıracağım.

            Bizler; sizlere bildiklerimizi, yazdıklarımızla anlatmaya çalıştık. Sizler de bizleri takip ederek ilgilendiniz. Bazen karşılıklı iletime geçerek birbirimizi anlamaya çalıştık. Belki bizi takip edemediniz. Belki fırsatınız olmadı. Bu sebeplerden ötürü basılı olan dergilerimizi fotoğraf olarak, sanal dergilerimizi de hepsi ile birlikte sitemize aktardım ve sizlerin incelemelerine sundum

Sanal olarak yayımladığım ve Basılı dergilerin de tamamını 250 sayıyı bir CD veya Flasbellek içinde sizlere sunmaya çaılşacağım.

Sitelerimize gelince Allah C.C. alkılı, fikrimi ve sıhhatimi koruduğu ve verdiği ömür boyunca yayımlamaya çaışacağım. Sitelerimizin ziyaretçelerini ise sizlere bazı gruplarda bilgi vermeye çalışıyorum.

Dünya şimdilik duruyor. Bende şimdilik Dünya’da duruyorum. Zaman ve mekan sahibi her şeyi bilen, bizlere verdiği ile sizlere verdiğini biliyor ve gerektiğini yapmamız için bizlere ruhsatı veriyor; bizler de yapmaya çalışıyoruz.

Çorumlu 2000 Aylık Kültür Sanat Tarih Ve Edebiyat Dergisi Sayı: 239  25 Ocak 2019

BU ÇALIŞMA TELİF ESERİDİR İZİN ALMADAN  KULLANMAYINIZ  corumlu2000@gmail.com

Önceki Sayfaya gitmek için tıklayınız

Bir sonraki sayfaya gitmek için tıklayınız

 

 

 

 

https://gurselyayin.com

 

 

 

 

 

 75KİTAP BAŞINA DÖNMEK İÇİN TIKLAYINIZ

Önceki Sayfaya gitmek için tıklayınız

Bir sonraki sayfaya gitmek için tıklayınız

DÜNYA’NIN DÜZENİ
            Zamanın içinde yaşayan bizler dünya düzeninin zaman zaman düzelteceğimi zannederek çeşitle öneriler denenir.
            Geçtiğimiz çeyrek yüzyılda tek dünya, tek ticaret sistemi denendi. Bu günlere kadar ülkelerin ekonomileri kendilerine yeterli olur iken gelir seviyeleri az gelişmiş ülkelerde geriledi.
            Avrupa Birliği Antlaşması yani Maastricht Antlaşması; 1 Kasım 1993 tarihinde yürürlüğe girdi. Bu antlaşma ile 1999'a kadar parasal birliğin tamamlanmasına, Avrupa vatandaşlığının oluşturulmasına ve ortak dış ve güvenlik ile adalet ve içişlerinde işbirliği politikalarının meydana getirilmesine karar verildi. Bu tek ülke tek bayarak ve tapa sistemi için yapılan Avrupa Topluluğu kurulması aşamasına il heves olarak pek çok Avrupa ülkesi bu birliğe girmek için çabalar vermiş ve kendi kanunlarında da değişiklik yaparak topluluğa girmiş ve bazıları de giremeden yıllar içinde girme çabalarında bulunmuşlardır.
            Bu günlerde bu birlik sallanmaya başladı görünümünde olup İngiltere bu birlikten çıkma kararı alarak halk oylamasına açarak birlikten çıkma kararı aldı.
Alışılan harcama sistemleri ile de geri kalmış ülkelerin vatandaşları gelirlerini harcarlarken bankaların verdiği kartlardan gelecek aylarının ve gelecek yıllarını harcamaya başladı.
            Denene ticari sisten büyük ülkelerin daha çok gelirlerini arttırma istemelerinde birbirleri ile ticari savaşın dışında güç kullanımlarını da öne çıkartarak karşı rakipleri baskı altına alma girişimlerde bulundular. Bu karşılıklı atışmalar ise gelişmekte olan ülkeler ile az gelişmiş ülkeleri zor duruma soktu. Az gelişmiş ve Gelişmekte olan ülkeler kartelleşen uluslar arası sermaye karşısında birbirleri ile trampa usulü ile alışveriş girişimlerinde bulunma çabaları gözükmeye başladı.
            Yeni dünya düzeninde ülkemizin dikkatli davranması ve kooperatifçilik alanında yeniden yapılanma girişiminde bulunması gerektiği görüşündeyim!
Çorumlu 2000 Aylık Kültür Sanat Tarih Ve Edebiyat Dergisi Sayı: 240  25 Şubat 2019

BU ÇALIŞMA TELİF ESERİDİR İZİN ALMADAN  KULLANMAYINIZ  corumlu2000@gmail.com

Önceki Sayfaya gitmek için tıklayınız

Bir sonraki sayfaya gitmek için tıklayınız

 

 

 

 

https://gurselyayin.com

 

 

 

 

 

76KİTAP BAŞINA DÖNMEK İÇİN TIKLAYINIZ

Önceki Sayfaya gitmek için tıklayınız

Bir sonraki sayfaya gitmek için tıklayınız

VE BU AY
            Kışın bitimi yine geldi. Yeni bir bahar ile karşılaşacağız. İnsanları bakalım ne gibi güzellikler karşılayacak ve onlara baharın güzel yüzünü gösterecek.
            2019 Mart ayı politikanın konuşmaları ile geldi geçti. Her parti kendini övdü, diğerlerini yerdi. Doğrusu insanlar artık bunlarla ilgileniyor mu bilemiyorum!?
            Bu yazıyı okuyan sizler ilgileniyor musunuz?
            Bu günler bana bundan yıllar önceki bir dönemi hatırlattı. Bu günler için İnşallah yanılıyor olmayı çok diliyorum.
            Günlerin gelip geçmesi ile bizler eskileri unutuyor ve hatırlamak istemiyoruz.
            Bizi yaratan bu halimizi bize eklemiş ve bu şekilde duygu ile yaşıyoruz.
            Bu ayın bitiminde Türkiye’de yeni bir gün görülecek. Bu gün belki bizlerin umduğu gibi olmayacak. Çok sıkıntılı günleri göreceğiz gibi geliyor bana!
            Sanal da olsa dergilerimizi devam ettirmeye çalışıyorum. Arkadaşlarımıza verdiğim sözü de tutmaya çalışıyorum. Dergimize gönderdikleri çalışmaları 250. sayıya kadar düzenledim. Sadece her ay için güncel sayılara yazmak ve sitede güncellemem kalıyor.
            Yaratan sıhhat ve akıl sağlı ile beden sağlığı verir ise 2019 tarihinde dergimizi sonlandıracağım.
            Dergilerimizin bulunduğu dergisi.info da deneme olarak iller ile ilgili dergiler düşünüyorum. Sanal da olsa burada illerimizi tanıtmak ve o iller için yazan sizler varsa sizleri de beklerim. Malum olduğu üzere çalışmalarınıza telif ücreti veremiyorum.
            Gelecek ay görüşme dileği ile.

Çorumlu 2000 Aylık Kültür Sanat Tarih Ve Edebiyat Dergisi Sayı: 241  25 Mart 2019

BU ÇALIŞMA TELİF ESERİDİR İZİN ALMADAN  KULLANMAYINIZ  corumlu2000@gmail.com

Önceki Sayfaya gitmek için tıklayınız

Bir sonraki sayfaya gitmek için tıklayınız

 

 

 

 

https://gurselyayin.com

 

 

 

 

 

 77KİTAP BAŞINA DÖNMEK İÇİN TIKLAYINIZ

Önceki Sayfaya gitmek için tıklayınız

Bir sonraki sayfaya gitmek için tıklayınız

BU AY VE BİZ
Hayat devam ediyor ve edecek. Bu günler geri kalacak, unutulacak. Yazılıp bırakılması gerekmesi muhakkak olan bildiklerimizi yazarak yayımlamamız gerek. Zaten Yayınevimizin amacı da bu idi. Yazdık, yayımladık okursunuz faydalanırsınız diye düşündük. Doğrusunu yaptık. Yapmaya devam edeceğiz. Hani demişler ya “İyilik yap denize at. Balık bilmez ise Halik bilir”
Bu ay ülkemizde mahalli seçimler oldu.
Oldu ne oldu? Bazı belediye başkanlıkları değişti.
İtirazlar, yeniden sayımlara şahit olduk. Şu sıralar seçimin iptali için karar verecek kurulu bütün ülke bekliyor?! Derler ya “Yenilen pehlivan güreşe doymaz imiş”
Yayımladığım; Çorumlu 2000 Aylık Kültür Sanat Tarih Ve Edebiyat dergisizin yazarlarından Mustafa Nevruz SINACI’Yİ kaybettik. Gerede kalanlara baş sağlığı ve sabır diliyorum. Kur’an-ı Kerim’de “ Kullu nefsin żâ-ikatu-lmevt(i)) śümme ileynâ turce’ûn(e) Meali “Her canlı ölümü tadacak sonra da bize döndürüleceksiniz.”
Yine 23 Nisan Kutlandı. Yine çocuklar makamlara oturdu. 25 Nisan'da bu gün Çanakkale Savaşının önekli tarihi olarak Çanakkale’de halen anmaktayız.
Aylar hafta gibi, naftalar gün gibi geçiyor. Ömür yaprağı tek tek düşüyor. Sitelerimizi derledim topladım ve yayımladım. Eskit kalanları derleyip yayımlayacağım. Yeni sitemizle birlikte diğer iki sitemizi de açık olarak yayımlamaya devam ediyorum. Ömür bitene ve aklım yetene kadar yayımlamaya devam edeceğim.
Yeni ve eski sitelerimizin ortak içindekiler bölümünü üç sitemde de yayımlayacağım. Araştıranlara kolaylık olacağı düşüncesindeyim.
Ayrıca aşağıdaki “İçimizden Birisi” bölümünde bir hemşerimizin talebini yayımladım.
Elimizden gelenin ötesini yaptım.
Belki işe yaradı!
Belki yaradı!
Ben doğru bildiğimi bu yaşıma kadar yaptım.
Yapmaya devam edeceğim
Hoşça kalınız!
Çorumlu 2000 Aylık Kültür Sanat Tarih Ve Edebiyat Dergisi Sayı: 242  25 Nisan 2019

BU ÇALIŞMA TELİF ESERİDİR İZİN ALMADAN  KULLANMAYINIZ  corumlu2000@gmail.com

Önceki Sayfaya gitmek için tıklayınız

Bir sonraki sayfaya gitmek için tıklayınız

 

 

 

 

https://gurselyayin.com

 

 

 

 

 

 78KİTAP BAŞINA DÖNMEK İÇİN TIKLAYINIZ

Önceki Sayfaya gitmek için tıklayınız

Bir sonraki sayfaya gitmek için tıklayınız

BAKMA ÖYLE
            Gelmekte olan yazın hazzını kemiklerimizde duymaya başladık. İçimizdeki kapanıklık açılmaya, aydınlanmaya başladı. Güneş daha da parlak! Geceler artık kısalmaya, gündüzler uzamaya başladı. Mevsim değişikliği yaşlılar olarak bizlerde de bir canlanma gözüküyor. Hareketliliğimizin arttığını enerjimizin yükseldiğini hissediyoruz.
Gençler ise dana aktif ve atak. Umulmadığı kadar cesur olarak bu ayın verdiği ısı ve soğuk arasındaki farkı hemen atmışlar ve ufuklarında deniz, doğa gibi yerlerin hayallerini kurmaya başladılar. Onları tek engelleyen ise bütün hepimizin yapmak istediklerini kısıtlayan ekonomik gidişatın gittikçe kötüye gitmesinden başka bir sıkıntıları yok. Yeni evlilerin geçim sıkıntıları ve kendilerinde dana iyi maddi durumda olanların yaptıklarına imrenmekten başka yapacak bir şeyleri bulunmuyor.
Çocuklar ise evlerde oynamaktan artık sıkılmaya başlamışlar, koşmaktan, terlemekten üşütmekten anlamayacak kadar özgürce şen şakrak sesleri ile etrafımızda dolanıyorlar. Koşuyorlar, zıplıyorlar arkadaşları ile adeta coşuyorlar.
Bu ayın verdiği hareket ile canlanma tabiattaki bütün varlıkları etkiledi. Bitkiler ve hayvanlar dede aktif ve uyanmalar gözle gözükür şekilde olduğunu hepimiz görüyor ve his ediyoruz.
Mayıs aydaki duygu ve düşüncelerimi de böyle. Yazdıklarım belki sani ilgilendirmez olabilir. Belki sende böyle hissedebilirsin!
Yazdım ve bu sayımıza bunu aktardım. Oku ve BAKMA ÖYLE!

Çorumlu 2000 Aylık Kültür Sanat Tarih Ve Edebiyat Dergisi Sayı: 243  25 Mayıs 2019

 

BU ÇALIŞMA TELİF ESERİDİR İZİN ALMADAN  KULLANMAYINIZ  corumlu2000@gmail.com

Önceki Sayfaya gitmek için tıklayınız

Bir sonraki sayfaya gitmek için tıklayınız

 

 

 

 

https://gurselyayin.com

 

 

 

 

 

 79KİTAP BAŞINA DÖNMEK İÇİN TIKLAYINIZ

Önceki Sayfaya gitmek için tıklayınız

Bir sonraki sayfaya gitmek için tıklayınız

BİTİYOR ZAMANIN ZAMANI
            Yaşadığımız zaman içinde günlerin adeta güneşin kar yığınlarını erittiği gibi bittiğini görüyor ve yaşıyoruz. Elimizden gelen bir işlem bulunmuyor. Saatler saatleri adeta kovalıyor. Günler ise bir saat gibi geçiyor, haftalar sanki bir gün oldu, aylar ise bir haftadan daha çabuk geçiveriyor ya yıllar derseniz onlarda bir aylık zaman diliminden daha kısa zamanda eriyor.
            Uzun bir süredir yayımladığım, sanal olarak da sunduğum; Daha sonra sadece sanal olarak yayımladım Çorumlu dergisini son sayılarına ömrümüz vefa ederse erişeceğiz. 244’üncü sayı için yazdığım bu satırlar ile düşüncemi uygulayabilir isem 250’ci sayıda Çorumlu 2000 Aylık Kültür Sanat ve Edebiyat Dergimizi sonlandıracağım.
            https://gurselyayin.com Buradaki beraberliğimiz Allah C.C. Müsaadesi ve ömrümüzün sonuna, aklımızın yettiği güne kadar devam ettireceğim. Sitelerimin benden sonra ne olacağını bilmiyorum. Ben kendi emeğim ve aklımla gerekeni yapmaya çalıştım ve çalışıyorum.  hemen hemen tamamlandı. Bilgilerimin ve çektiklerimin tamamını buraya aktardım.
            Yazan ve çizer arkadaşlarımın çalışmalarını da nerede ise tamamlamak durumundayım. Çalışmalarını basılı kitap haline getiremedimse de sanal olarak https://gurselyayin.com/sanalkitap/index.htm bulunmakta ve okuyuculara sunulmakta.
            Çalışmalarımızın sizlere bilgilendirmek ve bu çalışmalarımızı incelemenizi salık veririm.
            Sitelerimi ziyaret edenlere de teşekkür ederim!

Çorumlu 2000 Aylık Kültür Sanat Tarih Ve Edebiyat Dergisi Sayı: 244  25 Haziran 2019

BU ÇALIŞMA TELİF ESERİDİR İZİN ALMADAN  KULLANMAYINIZ  corumlu2000@gmail.com

Önceki Sayfaya gitmek için tıklayınız

Bir sonraki sayfaya gitmek için tıklayınız

 

 

 

 

https://gurselyayin.com

 

 

 

 

 

 80KİTAP BAŞINA DÖNMEK İÇİN TIKLAYINIZ

Önceki Sayfaya gitmek için tıklayınız

Bir sonraki sayfaya gitmek için tıklayınız

DERGİMİZİN KUTLADIĞI SON CUMHURİYET BAYRAMI
            Cumhuriyet; Egemenliğin Milletin kendi hür iradelerinde olduğu ve idare edenlerin “Seçim” ile göreve getirildiği şahısların bir ülkenin yönetim şeklidir.
            Türkiye Kurtuluş Savaşı ile egemenliğine kavuştu. Kurulan yeni devletin başşehri olarak Türkiye Büyük Millet Meclisi 13 Ekim 1923 Yılında Ankara’yı Başşehir olarak belirledi. Atatürk 28 Ekim 1923 günü akşamı Çankaya Köşkünde arkadaşlarını yemeğe toplayarak;”Yarın Cumhuriyeti İlan edeceğiz” dedi 29 Ekim 1923 günü Cumhuriyetin ilanı ile ilgili Türkiye Büyük Millet Meclisine Önerge verilerek önerge oya sunuldu ve Türkiye’nin Yönetim Şeklinin Cumhuriyet olması kararı ile birlikte Mustafa Kemal ATATÜK’ÜN İlk Cumhurbaşkanı oldu. Cumhuriyetin İlanı Ülkede bayram havası ile kutlandı. 19 Nisan 1925 günkü toplantısında kabul ettiği 628 sayılı kanun ile 29 Ekim'i Cumhuriyet Bayramı kabul olarak etti.
29 Ekim 1923 gününden bu güne Cumhuriyet ile yönetilmektedir.
            Dergimizin de 1. sayıdan bu sayıya kadar Cumhuriyet Bayramı ile ilgili yazıları ile kutladığı Cumhuriyet Bayramını, dergimizin tarafımdan verdiği kara ile 2019 yılında yayımına son vereceği için Cumhuriyet Bayramını son olarak kutlayacağı için konu başlını “DERGİMİZİN KUTLADIĞI SON CUMHURİYET BAYRAMI” olarak hazırladım.
            Ülkemiz Dünya durdukça nice Cumhuriyet Bayramlarını kutlayacağına inanıyorum!
            2019 Cumhuriyet Bayramınız Kutlu olsun!

Çorumlu 2000 Aylık Kültür Sanat Tarih Ve Edebiyat Dergisi Sayı: 248  25 Ekim 2019

BU ÇALIŞMA TELİF ESERİDİR İZİN ALMADAN  KULLANMAYINIZ  corumlu2000@gmail.com

Önceki Sayfaya gitmek için tıklayınız

Bir sonraki sayfaya gitmek için tıklayınız

 

 

 

 

https://gurselyayin.com

 

 

 

 

 

 81KİTAP BAŞINA DÖNMEK İÇİN TIKLAYINIZ

Önceki Sayfaya gitmek için tıklayınız

Bir sonraki sayfaya gitmek için tıklayınız

BİR ÇALIŞMAMIN SONUNA GELMEK ÜZEREYİZ!

            Çorumlu 2000 Dergimizin 249. sayısı ile bir önceki sayıyı size sunmuş sunmaktayım. Yıllar çabucak geldi geçti. Yazar-Çizer ve Çeker arkadaşlarımın çalışmaları ile kendi alışmalarımı yayımladım.

            Yazarlarımızı bazılar çalışmalarını vermedi yayımlayamadım. Bazıları ise gerçek vatanlarına gitmek için bu dünyayı terk ettiler. Bazı arkadaşlarım bol sayıya yatacak çalışmalarını bana bonkörce sundular. Bende onlara karşı yüzümü yere eğdirmedi. Çalışmalarını yayımladım.

            250. sayı ile Çorumlu 2000 Aylık Kültür Sanat Tarih ve Edebiyat dergimiz yayım hayatını sonlandırıyor. 25 Aralık 2019 tarihinde yayımlanacak olan son sayımızda son yazılarınızın bulunmasını isterseniz; corumlu2000@gmail.com adresime çalışmalarınızı yollayabilirsiniz.

            Her şeyin sonu vardır.

            Bütün güzellikler sizlerin olsun!

Çorumlu 2000 Aylık Kültür Sanat Tarih Ve Edebiyat Dergisi Sayı: 249  25 Kasım 2019

BU ÇALIŞMA TELİF ESERİDİR İZİN ALMADAN  KULLANMAYINIZ  corumlu2000@gmail.com

Önceki Sayfaya gitmek için tıklayınız

Bir sonraki sayfaya gitmek için tıklayınız

 

 

 

 

https://gurselyayin.com

 

 

 

 

 

 82KİTAP BAŞINA DÖNMEK İÇİN TIKLAYINIZ

Önceki Sayfaya gitmek için tıklayınız

Bir sonraki sayfaya gitmek için tıklayınız

ÖZÜR VE HER ŞEYİN BİR BAŞI BİR SONU VARDIR!

BU ÇALIŞMA TELİF ESERİDİR İZİN ALMADAN  KULLANMAYINIZ  corumlu2000@gmail.com

Önceki Sayfaya gitmek için tıklayınız

Bir sonraki sayfaya gitmek için tıklayınız

 

 

 

 

https://gurselyayin.com

 

 

 

 

 

  83KİTAP BAŞINA DÖNMEK İÇİN TIKLAYINIZ

Önceki Sayfaya gitmek için tıklayınız

ÖZÜR VE HER ŞEYİN BİR BAŞI BİR SONU VARDIR!
ÖZÜR İnsanın dediği olmuyor. 31 Aralık tarihinde dergimin son sayısını yayımlayacaktım. Elde olmayan bir hastalık yüzünde bu gün 1 Nisan 2020 günü dergimizin yayımına son vermek zorunluluğu doğdu. okuyucularımdan özür dilerim.

 

Ne demiştik 2016 son ayında:
“ÇORUMLU 2000 DERGİSİ YAYIMLANMIŞ VE YAYIMLANACAK ÇALIŞMALARIMIZ!
Merhaba!
Aşağıda bulunan dizinde 3860 konu ve yazarlarımızın çalışmaları bulunmaktadır.
Arkadaşlarımızın tarafıma zaman dilimi içerisinde gönderdikleri çalışmalarını elimden geldiği kadar yayımlamaya çalıştım.
Bazen aynı çalışmaların tekrarını yayımlamış olduğum gözükmektedir ki bu binlerce çalışma içerisinde olağan olarak görüleceğini düşünmekteyim.
Daha önce değerlendirmede bulunamadığım için bütün hepinizden özür dilerim
Geçen yılbaşından bu güne sayfalarımı tanzim etmeye çalıştım.
Sizlerin gönderilerini düzenlemeye çalıştım. 
Bazen rahatsızlık veya başka sebeplerden bir an önce çalışmam aksadı.
Sizlere çalışmalarınız hem Çorumlu 2000 Dergimizde hem de Sarı Çiğdem Şiir defterinde yayımlama sözü vermiştim.
Tarafıma gönderdiğiniz sizin Şiirlerinizin tamamını Sarı Çiğdem Şiir defterinde yayımladım.
Çorumlu 2000 Aylık Kültür Sanat ve Edebiyat dergimizi 25 Temmuz 1998 tarihinde dört renkli olarak bastırıp yayımını yaptım, Dört renkli olarak 12 sayı kuşe kağıt olarak yayımladım. 63 cü sayıya kadar siyah beyaz olarak yayımladım 63’ü sayıya kadar dergilerimizi bir ay sonra olmak üzere internette de yayımladım. 64. sayımızdan bu sayıya kadar yayımımız kesintisiz Allah’ın izni ile yayımlandı.
Yine Allah C.C. ömür verir ise 250(inci sayıya kadar yayımına devam edeceğim. Bu benim niyetim. Sağlık problemimim veya başka bir engel Allah’ım vermez inşallah!
Dizinde bulunan bilgilerin bazılar siyah harfli bazıları kırmızı harfli olduğunu göreceksiniz.
Niyet bizden Takdir Allah’tan!
Dergimizin son sayıya kadar arşivinin 1. Sayıdan son sayıya kadar tamamı :
http://corumlu2000.dergisi.info
Bulunmaktadır.
Bilginize ve ilginize sunulur!”
Bu sözümüzü tutabilmek için arşivimde bulunan çalışmalarınızı yayımlamaya çalıştım.
Bu sayfaları şayet yayımlayabildi isem ne mutlu. Yayımlayamadı isen bu fani dünyadan geçmiş ve gitmişiz demektir.
Her şeyin bur sonu vardır.
Bu son da Çorumlu 2000 Dergisinin yayımlanmasının sonu da olduğunu kararlaştırdığım gün ile sizlere ebediyen veda edeceğiz.
Şayet okudunuz ve bir şeyler öğrendiniz ise ne mutlu?
Sonsuza kadar hoşça kalın

Çorumlu 2000 Aylık Kültür Sanat Tarih Ve Edebiyat Dergisi Sayı: 250  01 Nisan 2020

BU ÇALIŞMA TELİF ESERİDİR İZİN ALMADAN  KULLANMAYINIZ  corumlu2000@gmail.com

Önceki Sayfaya gitmek için tıklayınız

 

 

 

 

https://gurselyayin.com

 

 

 

 

 

BİLGİ PAYLAŞILDIKÇA KIYMETİ ARTAR!

Hazırlayan  Mahmut Selim GÜRSEL yazışma adresi  corumlu2000@gmail.com

DİKKAT ! BU BİLGİ TELİF ESERİ OLUP YAZARI VE YAYINEVİMİZDEN  İZİN ALINMADAN KULLANILMAMALIDIR
 
Gizlilik şartları ve Telif Hakkı © 1998 Mahmut Selim GÜRSEL adına tüm hakları saklıdır. M.S.G. ÇORUM
 Hukuka, Yasalara, Telif  ve Kişilik Haklarına saygılı olmayı amaç edinmiştir.