DİKKAT ! BU BİLGİ TELİF ESERİ OLUP YAZARI VE YAYINEVİMİZDEN  İZİN ALINMADAN KULLANILMAMALIDIR

Hazırlayan  Mahmut Selim GÜRSEL yazışma adresi  corumlu2000@gmail.com

 
TAKDİM
HAYAT HİKAYESİ
AT

 01

KİTAP BAŞINA DÖNMEK İÇİN TIKLAYINIZ

Önceki Sayfaya gitmek için tıklayınız

Bir sonraki sayfaya gitmek için tıklayınız

TAKDİM           

Bir kitabın doğması, o kitabı yazmaya kalkan kişinin amacına ve bilgi birikimine göre değerlendirilmesi uygun olarak görülmelidir.

            Elinizde bulunan bu çalışmanın sizlere ulaşması için günlerini veren bu çabası için şükranlarımı sunarken, bu çalışmada da benim ufacık bir katkımın da bulunması beni bahtiyar etmiştir.

            Bu çalışma ile sizlerde bazı bilgileri edinmiş ve faydalanmış olarak uzun yılların birikimlerinden aydınlanacağınızı göreceksiniz.

            Bilgi; yazılmadıkça kaybolmaya açık birikimlerdir. Her insan bir kitaptır; onu okumamız gereklidir.

            Tanımadığımız ve anlamadığımız kişiler hakkında nasıl kararlar veremezsek; bir çalışmayı da incelemeden, okumadan karar veremeyiz. 

Mahmut Selim GÜRSEL

BU ÇALIŞMA TELİF ESERİDİR İZİN ALMADAN  KULLANMAYINIZ  corumlu2000@gmail.com

Önceki Sayfaya gitmek için tıklayınız

Bir sonraki sayfaya gitmek için tıklayınız

 02

KİTAP BAŞINA DÖNMEK İÇİN TIKLAYINIZ

Önceki Sayfaya gitmek için tıklayınız

Bir sonraki sayfaya gitmek için tıklayınız

  Mahmut Selim GÜRSEL
 
GÜRSEL YAYINEVİ ve ÇORUMLU DERGİSİ SAHİBİ
 
1947  tarihinde babamın subay olarak bulunduğu Erzurum'da bir at arabasında doğum evine giderken doğmuşum. Babam  Eminsu Ali Rıza Gürsel,annem ise Fahriye hanımefendi idi. 
 
İlkokula İskenderun'da başladım. Ankara' da bitirdim. Ankara Yenimahalle  Ortaokulunun birinci  sömestrsinde  babamın  emekli olmasından dolayı 1960 yılında Çorum'a gelince Atatürk Ortaokuluna devam ettim. Babamın "oku da oğlum ceketimi satar  seni  okuturum" diyerek bana yaptığı nasihatleri ters tepki  yaptı. İlkokul sıralarında okuyarak pilot olmanın düşlerini kurardım. Bu hayalim gerçekleşmedi. Babamın baskısı karşısında babama okumuyorum diyerek okulu birinci sınıfta bıraktım. Marangoz çırağı olarak Azmi Başar ustanın yanına girdim.  Askere gidene kadar ustanın yanında çalıştım. 1967 tarihin de askerlik dönüşü, 28 Mart 1969 Ankara  Emniyet   Müdürlüğüne teknisyen  olarak göreve  başladım.  Ortaokulu dışarıdan 2 yılda bitirdim 09 Ekim 1972  tarihinde polis memuru olarak Ankara'da altıncı şube ve kara kollarda çalıştım. 16 Eylül  1973  tarihinde  Selma (Kurşuncu) Hanımefendi ile evlendim.  10 Temmuz 1978 yılında ayında naklen Çorum İl Halk Kütüphanesine Memur olarak geçtim.  Dışarıdan  Çorum Ticaret Lisesini iki yılda bitirdim. Kendi kendime Osmanlıcayı öğrenmeye uğraştım, Hat sanatı ile biraz ilgilendim 150 ye yakın Ser levham var, Çorum Güzel Sanatlar Galerisinde  ve Kütüphane salonlarında bu levhaları sergiledim.  03 Ağustos 1988 tarihinde İl Halk Kütüphanesi Müdür yardımcılığına atandım. 
 
1990  tarihinde ilk kitabım olan Dewey Onlu Tasnif isimli kütüphanelerdeki kitapların tasnifi yapılan kitabı 10 yıllık bir araştırma ve çalışma iye "Alfabetik Onlu Tasnif Fihristi (Dewey)" kitap haline getirip Kültür Bakanlığına sundum.   Kitabımdan Türkiye'deki bütün kütüphanelere  dağıtılmak  üzere 1000 adet satın aldılar.
 
 
Marangozluk,oymacılık, polis memurluğu,memurluk  ve  idarecilik yaptım. Her çalıştığım meslekte çeşitli önemli olaylar oldu ise de son çalıştığım kurumda  bence en önemli bir hatıramı anlatmak istiyorum: Kütüphanedeki çalışmalarım  ve " El  Yazması Kitapların Çorum'da kalması için verdiğim  çabalar neticesinde  Bitlis Tatvan’a tayin edilme olayım beni çok yıktı. Fakat bu  üzüntümün  boş olduğunu  zamanla  gördüm. Rabb’imin  izni  ile Hacca gitmek nasip oldu, iki kitap daha yayımladım ve elinizde bulunan bu derginin çıkmasına vesile oldum. Mesleklerin  insanlara sağladığı maddi avantaj olarak,evinizi geçindirecek,namerde muhtaç  etmeyecek  avantajından  başka,manevi olarak;sizin yaptığınız işlerle ilgili karşılaştığınız problemleri değerlendirirseniz avantajların neler olabileceğini hayat okulundan  öğrenmiş  oldum.
 
1993 yılında Türkiye'deki bütün kütüphanelerde bulunan " El Yazması " kitapların Ankara Milli Kütüphanesine toplanma kararı veren Kültür Bakanlığına karşı Çorumlu hemşerilerimi haber dar ettim, mahalli radyodan ve gazeteler ile parti il Başkanlarını ile Millet Vekilimiz Adnan Türkoğlu ve Belediye Başkanımız rahmetli Turan Kılıççıolu'nun destekleri ve diğer kuruluşların da katkısı ile "El Yazma kitapları" Çorum'da kaldı. Açık öğretim için üniversite sınavlarına girip kazandım. İkinci sınıfta iken Çorum'a tam teşekküllü bilgisayar ortamında bir kütüphane kazandırmaktır. Yazma kitapların korunması ve Çorum'da kalması için yaptığım girişimim yüzünden 25 Nisan 1994 tarihinde Tatvan Bitlis'e Müdür olarak tayinim çıktı, tayin edildiğim yere gitmeyerek emekliliğimi istedim.
 
1994 Tarihinde nasip oldu eşimle birlikte Hacı olduk.
 
27 Mayıs 1998 tarihinde Çorum'da ilk Kültür Bakanlığından tescilli "Gürsel Yayınevi" tarafımdan açıldı. 
 
Yazı yazmaya beni  kimse  teşvik  etmedi   Kütüphane için hazırladığım  kitap beni  yazmaya teşvik etti. Yazılarım mahalli basında yayımlandı. Yazılarımdan dolayı bir ödül almadım; fakat kitapları ve bu dergi benim için en büyük ödüldür. 
 
Yayımlanmış çalışmalarım : 
 
" Alfabetik Onlu Tasnif Fihristi (Dewey) Haziran 1991 ", 
"Çorum 97 1997"
"Çorum'da Yatan Meşhur Yatırlar Haziran 1997- 2. basım 1998",
" Çorumlu 2000 Aylık Kültür Sanat Tarih Ve Edebiyat Dergisi Temmuz 1998,
" Sarı Çiğdem Şiir Defteri  Mart 2002" ,  
“Çorum 2002” adlı basılmış çalışmalarım bulunmaktadır. 
"Menakıb-ı Koyun Baba 2004"
"Çorum Yemekleri 2004 Eşimin Çalışması"
"Hacım Ağustos 2007"
"Çorumlular ve Çorum'a Hizmet Edenler Temmuz 2008"
 
Bakanlığa sunulmuş;"Alfabetik Türk ve Yabancı Yazarlar Fihristi" ve "Ne Nerede Başlıklı Arama Fihristi" basım için  hazır  beklemektedir.  Yazılarım  daha çok araştırma dalı ile makale türüdür. Tiyatro çalışmalarım, şiir ve  hikaye denemelerim bulunmaktadır.   Şu  anda  dergimde yazılarım çıkıyor. Benim okuyucularıma  diyeceklerim  şudur ki. Doğru bildiğiniz konuları savunun. Bu  savunmanız  size belki tepkiler getirecektir. Bu  tepkileri inceleyerek doğru olup olmadığını araştırın. 
 
Saygılarımla. 

BU ÇALIŞMA TELİF ESERİDİR İZİN ALMADAN  KULLANMAYINIZ  corumlu2000@gmail.com

Önceki Sayfaya gitmek için tıklayınız

Bir sonraki sayfaya gitmek için tıklayınız

 

 

 

 

https://gurselyayin.com

 

 

 

 

 

 03KİTAP BAŞINA DÖNMEK İÇİN TIKLAYINIZ

Önceki Sayfaya gitmek için tıklayınız

Bir sonraki sayfaya gitmek için tıklayınız

DOĞAL GAZ
Türkiye gerçeği olarak karşımıza çıkan bu dayatmalarla halkı mecbur tutmalar yine karşımızda. Artık uyanın beyler. Karşınızda bulunan Türk insanı sizlerin bildiği;hiçbir konudan anlamayan,hiçbir bilgiye sahip olan kimseler değil.
Resimlerini de yayınlamaya çalıştığım DOĞALGAZ çalışmalarının Bahçelievler aylağı bitmek üzere. Ne diyelim darısı öbür mahallelere. Birde bu çalışmalar için özür dilenmez mi ? Allah’ım bu beni çıldırtıyor.
Doğal gaz ile ilgili sitemizin dergi arşivinde bulunan yazarımız Makine Mühendisi Nihat Yıldırım: Merkezi sistemde müşteriye  yansıyacak  maliyetler  şöyledir.
1.Tesisatın  projelendirilme  maliyeti
2.Merkezi sistem kazanının tesisat dönüşümü ve  borulamas  maliyeti
3.Ortak gaz tesisatı maliyeti
4.Ortak gaz aboneliği maliyeti
5.Kazan dönüşüm  yada  yenileme  maliyeti
6.Tesisatın şehir gaz  şebekesine bağlanma  maliyeti
7.Ocak dönüşüm  maliyeti
8.Apartman  ortak  gaz hattı  maliyeti
9.Şofben dönüşüm  maliyeti
ve;
Kombili sistem  maliyetleri de  şu  şekilde olacaktır.
1.Kombi maliyeti,
2.Kombinin  montaj  ve tesisat  maliyeti,
3.Daire  içi tesisat tadilat  maliyeti,
4.Projelendirme  maliyeti,
5.Bireysel abonelik maliyeti
diye bizleri bu yeni sistemde yapacağımız masraflar için uyarmıştı. Her konut bu iti sistemden birisini seçmekle yükümlü. Yani eli mahkum. Artık ben evimde gaz sobası,katılatik sobası,odun sobası,kömür sobası ile ısınırım diyemeyecek. Artık Komşularımızın topraklarında bolca bulunan bir yakıt kullanacağız.
Şimdi sizlere bir olacağın senaryosunu yazayım:
Bir apartman karar alarak başkanlarına araştırma yaparak en uygun apartman sisteminin merkezi sistem mi yoksa kombi mi diyerek görevlendirir. Bu görev sonunda bu yakacak sistemlerini üreten firma satıcıları kombiye göre daha ucuz olur diyerek mallarını satmak için merkezi sisteme yönlendireceklerdir. Diyeceksiniz ki niçin ? Efendim:Birincisi olarak 16-20 uro değerinde bir malzemeyi o apartmana satmak için. Neden ? Ticaret erbabı,nasıl olsa o sistemi deneyen apartmanların pek çoğu o firmaya müracaat ederek ikinci sisteme mecburen geçecekler. Böylece o firma elinde bulunan iki malı da o apartmana satmış olacak.
Ayrıca “Düdük bayramda satılır” misali bu firmalar da devamlı arz-talep orantısında bizleri düdük….. bu işler böyle yürüyor.
Bana göre bu sistemleri ilimize empoze eden firma ve resmi kuruluşlar ilk önce Çorumluları iyice bilinçlendirmeleri gerekirdi. Şirketin ihaleyi kazanmasından bir sonraki aşama tüketiciye,neler yapacağını bildirmeli ve hatta ileride yasaklanmaların gelebileceğini bile söylemeliydi. Amma böyle olmuyor. Ben yaptım da oldu. Benim söylememe gerek yok gibi laflarla bu işleri geçiştirebileceklerini biliyorum. 
Şimdi tüketici olarak,yüzeysel bilgiler dışında nasıl bir araştırma yaptı ?  Hiç. Kocaman bir hiç. Hepimiz kazılan yerleri seyrederek,evlerimizin toz,yağışta üstümüzün çamur olması ve hatta bağlantı işlerinin bile yapılmadığı doğalgaz hattının bitmesini bekliyoruz.
Evet beyler. Hepimiz birazcık suçluyuz. Kimimiz satacağımız malın getireceği tatlı karı düşünmekte,kimimiz yapacağımız hizmetten dolayı gelecek tatlı söylemleri düşünmekteyiz. Olan yine biz tüketicilere olacak. Bizlere seçme şansı bile vermeyen,küçücük ilimizde anket yapmaya gerek görmeyen,birkaç genç çocuğun yaptığını söylediği gerçek veya gerçek dışı sanal anketleri gözlerimize dayayanların bu dünyada işleri iyi de öbür tarafta bu rantın sualini verebilecekler mi ?

Çorumlu 2000 Aylık Kültür Sanat Tarih Ve Edebiyat Dergisi Sayı: 64   25 Haziran 2004

 

BU ÇALIŞMA TELİF ESERİDİR İZİN ALMADAN  KULLANMAYINIZ  corumlu2000@gmail.com

Önceki Sayfaya gitmek için tıklayınız

Bir sonraki sayfaya gitmek için tıklayınız

 

 

 

 

https://gurselyayin.com

 

 

 

 

 

 04KİTAP BAŞINA DÖNMEK İÇİN TIKLAYINIZ

Önceki Sayfaya gitmek için tıklayınız

Bir sonraki sayfaya gitmek için tıklayınız

YEDİNCİ YILA GİRERKEN
            Bir yılı daha arkamızda bırakırken Çorum’un tek yayınevi başarıları veya başarısızlıkları ile ilgili birçok bilgiyi sizlerle paylaşmak istiyorum.
Bence oldukça uzun bir yıl periyodu sayılan bu süre içerisinde kendime göre birçok başarılarım oldu. Pek çok yazar arkadaşları yayın hayatına kazandırdım. Pek çok arkadaş ile yeni tanıştım. Pek çok samimiyetler kuruldu.
Yayınevimizin bir gelir getirsin diye açmadığımı pek çok sefer söyledim ve yazdımsa da pek çok kişiler bu işlevi anlamadılar. Akılları almadı,havsalalarına sığmadı. Onları kınamak için bunları söylemiyorum. Çünkü onların yaşamları ticaret üzerine kurulmuş olduğundan yayınevimizin bu işlevin anlayamadılar.
Bu geçen yedi yıl içerisinde;bir arkadaşımızın kitabı için arkadaşımızın ismini de vererek bir matbaadan fiyat aldık. O matbaa senin için şuna olur diyerek,o arkadaşa bana verdiği fiyatın 50 milyon altında fiyat vererek beni sahtekar durumuna dahi düşürdü. Tabii ki o arkadaşımız bu farkı kendimize alacağımızı zannederek bizim önerimizi kale almayarak o matbaaya bastırdı. O arkadaşımız Hac görevine giderken baskı işlerini verdi. Ona aman işini sağlama al dediysem de bildiğini okudu Allah’tan o matbaa bana verdiği fiyatın %80’i kadarcık KAZIK attı da yazarımız o kadar ile kurtarabildi.
Bunlar geldi ve geçti. Artık mazi oldular. Yazılı olarak kalanlar ise elinizde bulunan dergilerimiz.
Basılmakta olan dergilerimize kendimce uygun gördüğüm sebeplerden dolayı “Dergi baskı işlerini durdurdum” Merak edenlerini olursa şöyle söyleyebilirim:
Bazı akrabalarımız basılan dergilerden oldukça yüklü para kazandığımızı zannettiler. Bazı yazarlarımı yüzüme baka baka “Derginin her çıktığında paraları nereye istif ettiğimi sordular” Bazı dergi okuyucularımız biriken dergi paralarını üzerlerine yattılar. Ve başka başka sebepler.
Şimdi dergimizin nasıl basılı hale geleceği söyleyeyim.
Sağ olsunlar halen yazı veren yazarlarımıza üç sayı sonra soracağım. Arkadaş senin üç sayıda şu kadar yazın Internet’te yayınlandı. Şimdi ben kendi yazılarımı  bastırarak ücretsiz dağıtacağım. Senin de şu kadar sayfa yazın var. Matbaada şu kadar paraya mal oluyor. İstersen seninde bu kadar ücret vermen gerekmektedir. Şu kadar adet bastıracağız,sana da şu kadar basılmış yazılarımızı vereceğiz. Sende bunları eşine,dostuna,akrabana,hısımına, arkadaşına ücretsiz dağıt diyeceğim.
DİYECEĞİMDE NE OLACAK ?
Hiçbir şey. Onlar yazılarının basılması için verecekleri birkaç kuruşa tamah edecekler,ben ise emekli maaşımdan arttırdığım para ile yazılarımı basacağım. Onlar beklide baka kalacaklar.
Bakalım ömrümüz ve imkanımız olursa göreceğiz.

Çorumlu 2000 Aylık Kültür Sanat Tarih Ve Edebiyat Dergisi Sayı: 64   25 Haziran 2004

 

BU ÇALIŞMA TELİF ESERİDİR İZİN ALMADAN  KULLANMAYINIZ  corumlu2000@gmail.com

Önceki Sayfaya gitmek için tıklayınız

Bir sonraki sayfaya gitmek için tıklayınız

 

 

 

 

https://gurselyayin.com

 

 

 

 

 

 05KİTAP BAŞINA DÖNMEK İÇİN TIKLAYINIZ

Önceki Sayfaya gitmek için tıklayınız

Bir sonraki sayfaya gitmek için tıklayınız

DOĞALGAZ
            Bizlere ilk önceleri yakacak olarak PETROKOK’u ta
vsiye edenler şimdi de başka bir ithal maddeyi överek karşımıza koyuyorlar. Bildiğiniz gibi bu yakacak maddesi DOĞALGAZ.
Çorum son beş altı aydır yeni bir yakıt sistemi ile tanışmaya hazırlanıyor. Bu sistem yine bilindiği üzere dışa bağımlı bir yakıt olan DOĞALGAZ.
 
Türkiye gerçeği olarak karşımıza çıkan bu dayatmalarla halkı mecbur tutmalar yine karşımızda. Artık uyanın beyler. Karşınızda bulunan Türk insanı sizlerin bildiği;hiçbir konudan anlamayan,hiçbir bilgiye sahip olan kimseler değil.
Resimlerini de yayınlamaya çalıştığım DOĞALGAZ çalışmalarının Bahçelievler aylağı bitmek üzere. Ne diyelim darısı öbür mahallelere. Birde bu çalışmalar için özür dilenmez mi ? Allah’ım bu beni çıldırtıyor.
Doğal gaz ile ilgili sitemizin dergi arşivinde bulunan yazarımız Makine Mühendisi Nihat Yıldırım: Merkezi sistemde müşteriye  yansıyacak  maliyetler  şöyledir.
1.Tesisatın  projelendirilme  maliyeti
2.Merkezi sistem kazanının tesisat dönüşümü ve  borulamas  maliyeti
3.Ortak gaz tesisatı maliyeti
4.Ortak gaz aboneliği maliyeti
5.Kazan dönüşüm  yada  yenileme  maliyeti
6.Tesisatın şehir gaz  şebekesine bağlanma  maliyeti
7.Ocak dönüşüm  maliyeti
8.Apartman  ortak  gaz hattı  maliyeti
9.Şofben dönüşüm  maliyeti
ve;
Kombili sistem  maliyetleri de  şu  şekilde olacaktır.
1.Kombi maliyeti,
2.Kombinin  montaj  ve tesisat  maliyeti,
3.Daire  içi tesisat tadilat  maliyeti,
4.Projelendirme  maliyeti,
5.Bireysel abonelik maliyeti
diye bizleri bu yeni sistemde yapacağımız masraflar için uyarmıştı. Her konut bu iti sistemden birisini seçmekle yükümlü. Yani eli mahkum. Artık ben evimde gaz sobası,katılatik sobası,odun sobası,kömür sobası ile ısınırım diyemeyecek. Artık Komşularımızın topraklarında bolca bulunan bir yakıt kullanacağız.
Şimdi sizlere bir olacağın senaryosunu yazayım:
Bir apartman karar alarak başkanlarına araştırma yaparak en uygun apartman sisteminin merkezi sistem mi yoksa kombi mi diyerek görevlendirir. Bu görev sonunda bu yakacak sistemlerini üreten firma satıcıları kombiye göre daha ucuz olur diyerek mallarını satmak için merkezi sisteme yönlendireceklerdir. Diyeceksiniz ki niçin ? Efendim:Birincisi olarak 16-20 uro değerinde bir malzemeyi o apartmana satmak için. Neden ? Ticaret erbabı,nasıl olsa o sistemi deneyen apartmanların pek çoğu o firmaya müracaat ederek ikinci sisteme mecburen geçecekler. Böylece o firma elinde bulunan iki malı da o apartmana satmış olacak.
Ayrıca “Düdük bayramda satılır” misali bu firmalar da devamlı arz-talep orantısında bizleri düdük….. bu işler böyle yürüyor.
Bana göre bu sistemleri ilimize empoze eden firma ve resmi kuruluşlar ilk önce Çorumluları iyice bilinçlendirmeleri gerekirdi. Şirketin ihaleyi kazanmasından bir sonraki aşama tüketiciye,neler yapacağını bildirmeli ve hatta ileride yasaklanmaların gelebileceğini bile söylemeliydi. Amma böyle olmuyor. Ben yaptım da oldu. Benim söylememe gerek yok gibi laflarla bu işleri geçiştirebileceklerini biliyorum. 
Şimdi tüketici olarak,yüzeysel bilgiler dışında nasıl bir araştırma yaptı ?  Hiç. Kocaman bir hiç. Hepimiz kazılan yerleri seyrederek,evlerimizin toz,yağışta üstümüzün çamur olması ve hatta bağlantı işlerinin bile yapılmadığı doğalgaz hattının bitmesini bekliyoruz.
Evet beyler. Hepimiz birazcık suçluyuz. Kimimiz satacağımız malın getireceği tatlı karı düşünmekte,kimimiz yapacağımız hizmetten dolayı gelecek tatlı söylemleri düşünmekteyiz. Olan yine biz tüketicilere olacak. Bizlere seçme şansı bile vermeyen,küçücük ilimizde anket yapmaya gerek görmeyen,birkaç genç çocuğun yaptığını söylediği gerçek veya gerçek dışı sanal anketleri gözlerimize dayayanların bu dünyada işleri iyi de öbür tarafta bu rantın sualini verebilecekler mi ?

Çorumlu 2000 Aylık Kültür Sanat Tarih Ve Edebiyat Dergisi Sayı: 64   25 Haziran 2004

 

BU ÇALIŞMA TELİF ESERİDİR İZİN ALMADAN  KULLANMAYINIZ  corumlu2000@gmail.com

Önceki Sayfaya gitmek için tıklayınız

Bir sonraki sayfaya gitmek için tıklayınız

 

 

 

 

https://gurselyayin.com

 

 

 

 

 

 06KİTAP BAŞINA DÖNMEK İÇİN TIKLAYINIZ

Önceki Sayfaya gitmek için tıklayınız

Bir sonraki sayfaya gitmek için tıklayınız

BU DA BAŞIMIZA GELDİ!
         Eh ne yapacaksın. Adı Ticaret.
Çorum Ticaret ve Sanayi Odasının Çorum’a kazandırdığı Festival Alanında bulunan Kapalı Alan projesi uygulandı. Daha doğrusu açıldı.
            Ticari eksiklikleri meydana çıkan Çorumluların yapamadığını bir başka ilin fuar düzenleyicisi adı altında gelen pazarlamacı bir kuruluş yaptı.
            Çorum’da bazı ilkler olarak karşımıza çıkan yeniliklerin başında,katılımcıların kullanım alanlarına bu güne kadar dolar bazında da olsa ödedikleri ücret olarak karşımıza çıktı. Biz Çorumlular olarak da bu fahiş fiyata hiç sesimizi çıkarmadan kuzu kuzu katlandık.
            Hazırlıklarımız bitti;açılış yapıldı ve Çorumlular bir başka alışmadıkları uygulama ile karşılaştılar. Giriş ücreti. Beş yüz bin lira karşılığında bir kart mı desem,bilet diyemeyeceğim,bir kağıt parçası elinize tutuşturulup,tekrar tekrar pazarlanan bu emtia her halde dünyada pazarlanan en ucuz ve en çok el değiştirilen bir emtia olarak da “Gines Rekorlar Kitabını” da aday olsa gerekir. Kaç adet satıldığı,kaç kişiye satıldığı belli olmasa da her halde  benim gibi meraklıların bu emtiaya para ödeyerek içeriye girmesi için elzemdi. Bu elzemlik hakkında aklıma gelen bir fıkrayı anlatmadan da geçemeyeceğim:
            “Zamanın behrinde bir panayırda uyanığın teki büyükçe bir çadır kurar. Ertesi gün çadırın önünde bağırmaya başlar. Bir giren pişman,giremeyen iki pişman. Merak bu ya. Benim gibi meraklılar ücret ödeyerek girer,girmeleri ile çıkmaları da bir olur. Merakla dışarıda bekleyenler sorarlar:
            İçeride ne var ? Çıkan şahıs:
B.. var diye cevap verir. Bu cevap merakta olanların iştahını kabartır girerler –çıkarlar.”
Bu kapalı alana bizde girdik. B.. yoktu ama Çorum’un tabiri ile manda b..u gibi üst üste konulmuş görüntüsü veren teşhir yerleri çok sıkıcıydı.
Ben verdiğim beş yüz liraya yanmadım. Gerekçesi ise oranın fotoğrafını çekebilme imkanın kavuştum.
Acaba diyorum. Bu teşhir yerlerinde bulunan firmalar kaç  kişi ile bağlantı kurdular. Acaba buraya ziyarete gelen şahıslar kaç firma ile irtibatta bulundular.
Biz zaten Çorum’da hepimiz bu firmaları bilmekteyiz. Acaba sormak istiyorum. Çevre illerde hiç bu fuar günleri hakkında bilgi verildi mi ? Verildi diye duyar gibi oluyorum. Ticaret Odalarının panolarına asılan birer tanıtım posteri bu işi gördü diye cevaplanması sizce de normal mi ?
Evet. Tenkitlerimiz Çorum için,Çorumlu için. Bu alanın kullanan Ticaret ve Sanayi Odası.
Ben Ticaret Odası Başkanı olsaydım önce: burada Çorum’dan bir firma bulundurmazdım. Ayrıca karman çorman değil,bir grup aynı işi yapan gıda sektörü,otomotiv sektörü,giyim sektörü,turizm sektörü gibi tümü Türkiye’de bulunan firmaları davet ederdim. Ayrıca teşhir yerlerini de paralı değil ücretsiz yapar,gelen misafirleri de ücretsiz ağırlardım. Yedirir,içirir ve ilimizi gezdirir,tarihi yerlerini tanıtır onları uğurlardım.
Bence tanıtım böyle olmalıydı. Yapılan bu yatırımın parasını ticari zihniyetle ziyaretçilerden çıkartılması sizce de doğrumu. Lütfen şapkanızı önünüze koyarak düşünün.

Çorumlu 2000 Aylık Kültür Sanat Tarih Ve Edebiyat Dergisi Sayı: 65   25 Temmuz 2004

BU ÇALIŞMA TELİF ESERİDİR İZİN ALMADAN  KULLANMAYINIZ  corumlu2000@gmail.com

Önceki Sayfaya gitmek için tıklayınız

Bir sonraki sayfaya gitmek için tıklayınız

 

 

 

 

https://gurselyayin.com

 

 

 

 

 

 07 KİTAP BAŞINA DÖNMEK İÇİN TIKLAYINIZ

Önceki Sayfaya gitmek için tıklayınız

Bir sonraki sayfaya gitmek için tıklayınız

DOĞAL GAZIN TEHLİKELERİ
Doğal gaz bileşenler; metan (CH4) ve daha az oranda etan (C4H10) ve propan (C3H8) gibi hidrokarbonlardan meydana gelir. Ayrıca bileşiminde azot (N2), karbondioksit (CO2), hidrojensülfür (H2S) ile helyum (He) gazları da bulunabilir. Ancak H2S zararlı bir bileşen olduğundan, doğal gaz üretim noktasında bu bileşenden temizlenerek boru hattına pompalanır.
Doğal gaz; zehirsiz, renksiz ve kokusuz bir gazdır. Solunduğu zaman öldürücü bir etkisi yoktur. Aşırı birikimlerde sadece oksijen azalmasından dolayı boğulma olayı meydana gelebilir.
Doğal gaz kaçaklarının fark edilebilmesi için sonradan doğal gaz dağıtım şirketlerince içine gazı tanıtan bir koku katılır.
Doğal gaz yoğunluk bakımından havadan hafif bir gazdır. Kapalı alanlarda gaz kaçağı olduğunda  bulunan mekanın üst tarafına toplanır yani;tavan seviyelerinde veya biraz aşağısındaki yükseklikte toplanır. Doğal gazın yükselme eğilimi havalandırma ve sızıntıların tahliyesi bakımından avantaj sağlar.
Doğal gaz yakan,ısınma cihazlarla zehirlenme olaylarından başlıcaları: bacanın tıkalı yada ve uygun olmaması,kullanılacak alana uygun olmayan cihazın kullanımı sonucu yanan gazdan çıkan atık gazlarının odaya dolmasıyla meydana gelmektedir. Bu nedenle kullanılacak yerlerde,yaptırılacak cihazlar ve bunların uyumlu baca tesisatları can emniyeti bakımından çok önem taşımaktadır.
%5-15 oranında hava ile doğal gaz karıştığında yanıcı ve patlayıcı özellik kazanır. Bu nedenle doğal gaz kullanılacak yerlerde sızıntılarına müsaade etmemeli, olabilecek herhangi bir sızıntıya karşı doğal gaz tesisatı ve kullanılan ısınma cihazlarının havalandırılması,kaçak tespit edildiğinde de elektrik düğmeler,cep telefonları,elektrikli aletlerin çalıştırılmamasına dikkat edilerek,çalıştırılması alinde ufak bir kıvılcım veya ateşle kaçak gazın kıvılcımla teması kesinlikle önlenmelidir.
Doğal gaz kullananların bu önerileri göz önüne almaları;kullanıcıların mal ve can ehemmiyeti bakımından önem arz eder.
Dikkatli olunması;sadece kendi konutunuzda değil,bütün doğalgaz geçiş yerlerinde ve kullanılan yerlerde bu kurallara dikkat edilmesi,gaz kaçağı olduğu zaman yetkililere bilgi verilmesi gerekir. 

Çorumlu 2000 Aylık Kültür Sanat Tarih Ve Edebiyat Dergisi Sayı: 66   25 Ağustos 2004

 

BU ÇALIŞMA TELİF ESERİDİR İZİN ALMADAN  KULLANMAYINIZ  corumlu2000@gmail.com

Önceki Sayfaya gitmek için tıklayınız

Bir sonraki sayfaya gitmek için tıklayınız

 

 

 

 

https://gurselyayin.com

 

 

 

 

 

 08KİTAP BAŞINA DÖNMEK İÇİN TIKLAYINIZ

Önceki Sayfaya gitmek için tıklayınız

Bir sonraki sayfaya gitmek için tıklayınız

GEL DE GÖRME GERÇEKLERİ GÖRMEK GÜZEL
            Çorum;Güzel şehrim. Burada yeni bir yapılanma oluyor. Yeni bir ısınma alternatifi sunuluyor. Doğal gaz.
            Gaz Dağıtım Şirketi;bilerek veya bilmeyerek bazı yanlışlıkları yapıyor. İnsan bunları görünce de  görmezlikten gelemiyor.
            Geçenlerde Doğalgaz Şirketinin gazetenin birinde bir reklamında konut ısınmasında bir örnekleme verilmiş. Gaz almakta yavaş davrananlara ,gaz vermek (!) için alenen yapılan bir işlem olarak gözüküyor. Bu ilanda örnek olarak gösterilen fatura deniz kenarında bulunan bir büyük ilimizin bir ilçesine ait. Bu örnekleme yanıltıcı ve bilgi dışı olarak adeta ben buradayım,bak da gül demiyor mu ? Bu şirketin yenirde olsam;Ankara içinde bir ilçenin hem de kotu bakımında en az 5 derece farkı olan Çankaya ilçesinden örnekleme verirdim. Çorum’un kış iklimine en uygun yer orası olabilirdi diyorum (!)
            ***
            Şehrimizin her tarafı köstebek yuvası haline geldi. Bu ilimiz için çok güzel bir gelişme. Yine gözüme takılan;kazı yapanların,”verdiğimiz sıkıntıdan dolayı özür dileriz” yazısı. İnsanın cevaben “bana mı sordun (!)” diyesi geliyor.
            ***
            Bu ayın beşinde İskilip,sanayi,Hıdırlık kavşağından geçerken,ana boruların  kaynak Gaz Şirketinin elemanları çalışıyorlardı,resimlerini çektim. Orada ya dozerde çalışan,ya da kamyon şoförleri oturuyorlardı,bana takıldılar:
            Amca bizi niye çekmedin ? Cevaben:
            Gençler sizi resmetseydim,firma sizi oturur vaziyette görünce mesainizden keserler diye çekmedim. Dedim.
            Demek ki;Devlet dairelerinde işi bir iki kişi yapar,diğerleri de onların yaptıkları ile maaş alırlar. Bu sistem sadece resmi dairelerde değil,özel sektörde de oluyormuş (!)
***
Bu ayın altısında Cumartesi Pazarının hemen önünde yapılan kazının kapatılmış hali ile duruyor. Arabamı park ederek bir doğalgazcı ile görüşmeye giriyordum,ayağımın yarısı bir çukurcuğa neredeyse girecekti. Baktım;gaz için kazılmış bir kanalın örtülmüş hali. Yalnız geçen yağmurdan önce yapılmış,gevşek yerden de giren su oradan akmış gitmiş. Girdiği yer bir insan ayağı şeklinde,içi ise oldukça geniş. Bir araba,ya da benim gibi şişman biri tam destekli bassa görün olacağı. Yine de Allah bu gibi görünen kazalardan bizi korusun.
            Gaz; Çorum için güzeli yapmak,güzeli bulmak hepimizin görevi.
            Çorum’a hizmet getiren Çorum Gaz şirketi en sonunda gaz için doru ve kesin kazı yapmayı öğrendi galiba.
            Gazi Caddesi’nde 14 Ağustos 2004 tarihinde yaptığı kazı çalışmasını fotoğrafladım.
             Bence gerçek boru döşenmesi bu olmalı. Kazı yapılan sokağın her iki tarafında bulunan binaların abone olup olmadıklarına bakılmaksızın hizmet kapılarına kadar götürülmelidir.
            Şimdiye kadar yapılan,ana dağıtım borularını döşeyerek,abone olan her ev için ayrı kazı yapılarak,devamlı sokakların köstebek yuvası gibi ayrı ayrı yerlerde kazılması hem bizler için çok zor,hem de diğer hizmetleri veren kurumlar için oldukça zor gözükmekte değil mi ?
            Evet beyler. Sokaklarımızı lütfer nizamı içinde kazın. Bizleri devamlı toz içinde bırakmayın. Bizler sizin yaptığınız işlere karşı değiliz fakat,sizin plansız çalışmalarınızın ceremesini de çekmeye mecbur değiliz. Her gün camlarımızı sildirmeye,kapılarımızı tozdan açmamaya,evimizi havalandırmaya kalktığımızda toz bulutlarının evimize dolmasına,arabası olanların arabalarının amortisörlerinin patlamasına,kaportalarının çukurlara girip çıkmasından dolayı yıpranmasına,lastiklerinin ömründen önce eskimesine ve her gün arabalarının bir parmak tozdan kurtulması için yıkattırılmasını önleyin.
            Her sokakta,bu eziyetlere bir haftalık süre ile yaşayalım. Ama her gün kazılması, o sokakta oturanların tamamının aboneliğinin bitmesinden sonra asfaltlanmasına karşıyız.
            İyi çalışmalar her zaman övgüye değerdir.
Çorumlu 2000 Aylık Kültür Sanat Tarih Ve Edebiyat Dergisi Sayı: 66   25 Ağustos 2004

BU ÇALIŞMA TELİF ESERİDİR İZİN ALMADAN  KULLANMAYINIZ  corumlu2000@gmail.com

Önceki Sayfaya gitmek için tıklayınız

Bir sonraki sayfaya gitmek için tıklayınız

 

 

 

 

https://gurselyayin.com

 

 

 

 

 

 09KİTAP BAŞINA DÖNMEK İÇİN TIKLAYINIZ

Önceki Sayfaya gitmek için tıklayınız

Bir sonraki sayfaya gitmek için tıklayınız

GÖREMEDİKLERİMİZ
            Yeni bir dünya düzenine geçişin  programları yapılmaya başlandığını hepimiz hissetmekteyiz. Bu programların insanlığa faydası mı yoksa zararı mı olacak ileride yaşayanlar görecekler.
            Bu düzen içersinde Ülkemizin pozisyonunun ne olacağı daha belli değil. Avrupa Topluluğu bu yıl sonunda bizi alıp bünyesine almak için ön görüşme yapmamız için yaptırımlarını bu güne kadar sıralayarak bekletti. Bizden istediklerini kuzu kuzu yaptık. Beklide onlar demeden bu düzenleri biz kendimiz sağlamamız gerekliydi. Yinede bu düzenlemeler ülke yararına gözükmekte. Nüfus problemimizi ise halen ayarlayamadık. Dünya ülkeleri kendi nüfusu ayarlama imkanını insanları ile bulmakta,bizde ise bilinçsiz bir şekilde bazı kesimlerin uyduğu,bazı kesimlerin ise inadına çocuk yapmakta adeta dışarıdan direktif almışçasına çoğaldığını görüyoruz. Nüfus planlamasına uyan aydın kesimine karşın bazı kendisini etnik grup olarak gören kesim mantar gibi çoğalmaya devam etmekte. Bu artışın sonunda ülkede bir ayrımcılık politikasının güdülmesi kaçınılmaz olarak gözüküyor. Zaten projeleri hazırlanmış olan ülkemizin bölünme çabaları yeni değil. Bizleri önce  birbirimize düşürüyor,iç savaş yaptırıyor ve halende devam eden savaşın faturalarını Türkiye Hükümeti ödüyor,insani ve ailevi kayıplarını da Türkiye insanları çekiyor. Ne dersiniz,yanlış mı düşünüyorum  ?
            Dünyanın yeni düzenini ayarlayanların,palanlarında dünyayı iki veya üçe bölerek,kendi görüşlerini ve dinlerini öne çıkartma  amacı gözükmekte. Avrupa Birliği bir Hıristiyan kulübü olarak karşımızda sırıtmakta,Türkiye’yi içerisine alabilmek içinde Hıristiyan nüfusun artması gibi saçma bir ideolojisinin olduğunu düşünmekteyim. Hıristiyan dinini yaymak için misyonerlerin faaliyetleri artması,her mahalleye yeni uyum yasaları ile serbestleşen apartman ibadethanelerinin olabileceği serbestliği çerçevesinde apartman kiliselerinin yapılması ve gençlerin işsizlikleri göz önüne alınarak burulara para karşılığı din değiştirilmeye teşvik edilmesine kadar varan duyumların doğruluğu benim düşüncemin doğruluğunu tasdik etmiyor mu ?
            Bu yeni düzenin içerisinde biz de kendi yerimizi bulamayacak,yapamayacak kadar güçsüz müyüz ? Zannetmiyorum. İçten ve dıştan bizi devamlı yiyenler,yıllardır ülkenin zenginliklerini bitiremediler. Ayrıca Asya’nın petrol ve doğalgaz zenginliklerinin geçeceği tek güzergahta bizim emrimizde. Ayrıca bizim ırkımızın bulunduğu Asya devletleri,dürüst ve gerçekçi bir katılımı sağlayabilen ülke olarak bizleri görmeleri halinde bizimle beraber bu topluluğa katılma imkanlarının hiçte hayal ürünü olmadığı bilinmekte. Bizim ayrıca dinimizin bize verdiği bir topluluk ve birliktelik imkanımız da bulunmakta. Müslüman toplumlarını aynı coğrafya etrafında ve bölge birlikteliği olması da büyük bir avantaj değil mi ? Neden bunları bir arada tutamıyoruz ? Gerekçe basit. Önce biz kendi içimizde birlikteliği sağlamak için gerekenleri yapmak mı istemiyoruz,yapmaya çalışıyoruz da başka kuvvetler mi engel oluyor ?
            Bizim ülkemiz,zamanın ne getireceğini ve nelerin olacağını anlayamıyoruz. İleriye dönük projelerimiz yok denecek kadar az gibi gözüküyor. Ancak günü kurtaracak planlarla işi götürüyoruz.
            Bizim bu görüşlerimiz bizi bağlamasına karşın fazlalıklarının olmadığını da biliyorsunuz. Bu anlattıklarımın pak çoğunun eksikte olabileceğini biliyorum.

Çorumlu 2000 Aylık Kültür Sanat Tarih Ve Edebiyat Dergisi Sayı: 67   25 Eylül 2004

BU ÇALIŞMA TELİF ESERİDİR İZİN ALMADAN  KULLANMAYINIZ  corumlu2000@gmail.com

Önceki Sayfaya gitmek için tıklayınız

Bir sonraki sayfaya gitmek için tıklayınız

 

 

 

 

https://gurselyayin.com

 

 

 

 

 

 10KİTAP BAŞINA DÖNMEK İÇİN TIKLAYINIZ

Önceki Sayfaya gitmek için tıklayınız

Bir sonraki sayfaya gitmek için tıklayınız

YENİ TÜRK LİRASI
            2005 tarihinde Türkiye’nin idaresinde bulunanların  yeni icraatı olarak karşımıza çıkan bir mübadele aracı olan “Yeni Türk Lirası”
            Benim merak ettiğim;para biriminden atılan sıfırlar değil. Benim merakım iki yıldır piyasalardaki ölgünlükten dolayı mal alınıp satılmamakta.  Bu sistem ekonomi teriminde ne manaya geldiğini herkesin bilmesine rağmen hiçbir ekonomist ve konuşmacı her ne hikmetse bahsini bile açmadı.
            Geçmiş dönemlerde Türkiye’de ilk bin lirayı,beş bin lirayı,on bin lirayı tanıdı. Daha sonra bu paralar sanki bir çığ gibi büyüdü,yüz binler,beş yüz binler,milyonlar derken beş milyon ve on milyon ve en sonunda da yirmi milyonu tanıdı. Yeni para basılarak elli bin liraların ismi anılırken,iktidar daha ileriye giderek paradan altı sıfır silerek,halkın gözünde anlayamayacakları bir para birimi ile birlikte yeni ELLİ MİLYON ve üstelik YENİ YÜZ milyonu piyasaya sürecek.
            Teknik konu olarak adı her ne ise piyasada bulunan para miktarının fazlalığı o ülkenin parasının değerini düşürdüğü ve malum olan canavar ismi verilen para değersizliği ve alım gücünün azalacağı bir güne gidilmekte.
            Piyasada bulunan eski paranın toplanması ve karşılığında piyasaya para sürülmesi hakkında neler yapılacağı hakkında bilgilerimiz pek yok.  Benim en çok merak ettiğim konu ise hem madeni,hem de kağıt olarak piyasaya çıkacak olan bir milyon liranın yerine konulacak olan YENİ BİR TÜR LİRASI bunun karşılığında piyasada bulunan paranın adet karşılığının nasıl dengeleneceğidir.
            Elinde para olanların da 2005 yılı sonuna kadar,YENİ TÜRK LİRASI ile elinde bulunan paralarını değiştirmeleri gerekmektedir.

Çorumlu 2000 Aylık Kültür Sanat Tarih Ve Edebiyat Dergisi Sayı: 70   25 Aralık 2004

BU ÇALIŞMA TELİF ESERİDİR İZİN ALMADAN  KULLANMAYINIZ  corumlu2000@gmail.com

Önceki Sayfaya gitmek için tıklayınız

Bir sonraki sayfaya gitmek için tıklayınız

 

 

 

 

https://gurselyayin.com

 

 

 

 

 

11KİTAP BAŞINA DÖNMEK İÇİN TIKLAYINIZ

Önceki Sayfaya gitmek için tıklayınız

Bir sonraki sayfaya gitmek için tıklayınız

TARİHE YAZILDIN;YASER ARAFAT
            Tarihe yazılmak kolay değildir. Tarihin sayfalarında hem de epey yer tutmak kolay olmaz. Tarihin tozlu sayfaları herkesi kolay kolay sayfalarına kabul etmez. Buraya adını yazdırması için kişilerin kendilerini dünya milletlerine tanıtması gerekir. Belki birkaç bin kişiyi öldürtme ile,belki bir ülkenin tamamını tehdit etmek,bir kısmını yok etmekle de tarihin sayfalarına girebilirsin. Fakat Yaser Arafat gibi tüm ömrünü ülkenin geleceği için çalışman gerekir,önderlik etmen gerekir.
Dünya;kendisine Filistin’i tanıtan,Filistin için hayatını ortaya koyarak yaşamını tamamlayan bir ademini koynuna aldı.
            Arafat;doğduğu yerde değil,atalarının yaşadığı yerde tanındı. Tanındığı yerde yaşadı. Ülkesi için elinden geldiğini değil elinden gelenin fazlasını yaptı. Gerektiğinde yıllarca ölümünden bir hafta kadar önceki yerde yaşadı. Kendisine yapılan baskılara dayandı.  Arkasında bir avuç kahramandan başka ülkesinin küçük generalleri vardı. Bir işgal ordusuna bu küçük generallerinin azmi ve cesaretiyle karşı koydu. Kendisi için değil vatanı için yaşadı ve ebediyen yaşayacaktır da.
            Hayatının son bulması ile ideali olan Filistin Bağımsız Devletini kuramadı. Göstermelik,işgal güçlerinin ona gösterdiği yerlerde Filistin’i yaşatmaya çalıştı. Fakat işgal güçleri istedikleri gibi Arafat’a gösterdikleri ülkesi içinde fink attılar,istedikleri gibi yaktılar,yıktılar hiç kimse ne yapıyorsunuz demedi. Halende aynı haltı işliyorlar da dünya polisliğine soyunan ülkelerden hiçbir ses ve tepki gelmedi,gelmeyecekte. Arafat’ı halkı ile yalnız bıraktı. O vefat etti. Ülkesi artık öksüz. Artık onun gibi başka bir savunucusu yok.
            Şimdi o bu dünyanın kavga ve telaşından kurtuldu. Ebedi aleme göçtü. Arkasında binlerce Arafat bıraktığını tahmin etsek de bu tahminimizin nasıl tahakkuk edeceğini yaşarsak göreceğiz. Binlerce Arafat memleketini savunur,işgal güçlerine teslim etmez İnşallah.
            Son yolculuğu bile Dünyanın gündeminde idi. Kahire’de Devlet Töreni Ülkesinde değil gurbette yapıldı. Pek çok devlet adamı organizasyonun bozukluğundan dolayı merasime katılamadılar. Ramallah’ta defin edildi. Halkı son görevde O’nu yalnız bırakmadı.

Çorumlu 2000 Aylık Kültür Sanat Tarih Ve Edebiyat Dergisi Sayı: 70   25 Aralık 2004

 

BU ÇALIŞMA TELİF ESERİDİR İZİN ALMADAN  KULLANMAYINIZ  corumlu2000@gmail.com

Önceki Sayfaya gitmek için tıklayınız

Bir sonraki sayfaya gitmek için tıklayınız

 

 

 

 

https://gurselyayin.com

 

 

 

 

 

 12KİTAP BAŞINA DÖNMEK İÇİN TIKLAYINIZ

Önceki Sayfaya gitmek için tıklayınız

Bir sonraki sayfaya gitmek için tıklayınız

YENİ YIL
            Ömür için  biçtiğimiz,güneş veya ay ile sayılan günlerin insanlar tarafından geçmişten bu güne saya geldiğimiz bir zaman dilimini başlangıcı olarak kutlanan yeni sayma zamanın başlangıcının geldiğini zannettiğimiz bir zaman dilimi.
            Ömür. İşte önemli olan bu. Saniyeler,dakikalar,saatler,günler,haftalar,aylar,yıllar.yüz yıllar bin yıllar... İnsanlık kendisine bir çizelge yani bir çetene tutma zahmetine girerek,geçmişe ait bir takım kayıtların tutulmasını sağlamışız.
            Önümüzdeki günlerde bu yılı 2004’ü bitirip 2005’e gideceğiz. Bir yıl daha ihtiyarlayacağız. Bir yıl daha ömürden tüketeceğiz. Hiç birimiz fıtratımız gereği bu şekilde düşünmeyiz. Bahar gelse,yaz gelse,kış gelse diyerek ömrümüzü tüketiriz. Birde ücretliysek hafta sonu gelse,ay başı gelse,üç ay gelse diye takvimlerin yapraklarını elimizden gelse her saat başı birini kopararak alacağımız ücreti gözleriz de hiç düşünmeyiz. Ömür gidiyor.
            Buradan bu düşüncelerimi benimseyerek yeni yılları kutlarsak,neşeleneceğime kederlenerek,bir yılın muhasebesini yapmalıyız. Bu dünyada yaptıklarımı bu gibi yıl başlarında muhasebesini yaparak geçirmeli,ahret ve dünya için neler yaptığımız düşünerek yeni yılda daha iyi ve daha faydalı işler yapmanın planlarını yapmakla geçirmeliyiz.
            Bir yıl içinde faydalı işlerimizi görerek sevinelim. Yaptığımız hataları görerek üzülelim.
            Her milletin bir kutlaması vardır. Bizler Hıristiyan olmadığımıza göre Hıristiyanlar gibi yeni yıl kutlamayalım. İçki,kumar ve diğer aşırıya giden eğlencelerden kaçınalım. Hepimiz kendi iradesinde hür olmasına karşı,bu gibi gelenekleri genç kuşaklara anlatarak dininizi korumanızı ancak tavsiye edebilirim.
            Hepinize faydalı bir yeni yıl geçirmiş olduğu düşüncesi ile yeni yılınızı kutluyorum.
 

Çorumlu 2000 Aylık Kültür Sanat Tarih Ve Edebiyat Dergisi Sayı: 71   25 Ocak 2005

BU ÇALIŞMA TELİF ESERİDİR İZİN ALMADAN  KULLANMAYINIZ  corumlu2000@gmail.com

Önceki Sayfaya gitmek için tıklayınız

Bir sonraki sayfaya gitmek için tıklayınız

 

 

 

 

https://gurselyayin.com

 

 

 

 

 

 

13KİTAP BAŞINA DÖNMEK İÇİN TIKLAYINIZ

Önceki Sayfaya gitmek için tıklayınız

Bir sonraki sayfaya gitmek için tıklayınız

AT
            Avrupa Topluluğunun kısa yazılışı. Türkiye bu topluluğa girmeye çalışırken görünen,bilinen birçok tavizleri verdik.
            Verdiğimiz bu tavizlerden sonra bile bu günlerde bu yazıyı yazdığımda bazı aba altından sopa göstermeleri devam etmektedir. Bu sopaların en önemlilerinden bir tanesi ise bizim devamlı kol kanat gerdiğimiz ve kendilerini bir türlü Türkiye Cumhuriyetinin ferdi görmeyen Kürt vatandaşlarımızın Avrupa basının verdikleri yazılı ilanları ile de nasıl bir oyuna geldiğimizin en önemli göstergesidir. Her ne hikmetse bu kimselerin suçları sabit iken tekrar tekrar yargılanarak serbest bırakılmaları ve onları Avrupalıların verdikleri payeler ses çıkarmamaları da bizlerin birer kabahatidir. Aynı oyunları bu zaman sarfında Avrupalılara şirin gözükmek uğuruna Sayın Denktaş’ı adeta azarlayan bir tavıra giren ülkemiz kendi açığını kendi vermiş bulunmaktadır ki;kendi ırktaşını ve koruması altındaki bir Yavru  Vatan diye tabir edilen yüzlerce Şehit ve binlerce Gazimizin kanları bahasına ENOSİS idealinden kurtarılarak kitlesel ölümlerine dahi o zamalar mani olamadığımız Türk kesiminin evlatlarının soğumayan kanları ile boğulmayacaklar mıdır ? Kıbrıs Allah’u C.C. tarafından koruması ile sınırını halen korumaktadır. Bizlerin empozesi ile Kıbrıslılara hemen zengin olacakları,hemen Avrupada serbest dolaşacakları,hemen paraların gökten sağanak şeklinden yağacak gibi vaatlerle kandırılmasına karşın,Rabb’imizin inayeti ile Rumlara HAYIR demesi ile birleşme sağlanamadı. 
            Kürt,Alevi. Nedir bu terimler ? Türkiye’nin zayıf karnı mı ? Hayır değil. Bu bahsi geçen gruplar Türkiye’de en yüksek payelere erişmiş evlatları ile ülkesine hizmette bulunmuş kesimlerdir. Hiçbir kimse bu ismi geçen grupların özgürlüklerinin yok olduğunu,Anayasal haklardan mahrum olduklarını söyleyemez. Bizleri idare edenlerin ve etmişlerin pek çoğu bu kesimden değil midir ? Avrupa’nın bildiği gibi bu kesimlerin hiçbir problemi olmamasına karşın birkaç kendini bilmeyenlerin Avrupa veya dış mihrakların tekeli ile Ülkemize zararlar verilmekte.
            Avrupa Topluluğu bizlerin kısa yazılması ile bildiğimiz AT bakalım bize daha ne gibi ileri zamana AT’acaklar. Göreceğiz. Adı üzerinde AT.
            Bu yazımızın sonunu gelecek sayımızda sizlere yazmaya devam edeceğim. Gerekçesi ise meşhur abartılan 17 Aralık 2004 tarihi. 

.Çorumlu 2000 Aylık Kültür Sanat Tarih Ve Edebiyat Dergisi Sayı: 71   25 Ocak 2005

.

BU ÇALIŞMA TELİF ESERİDİR İZİN ALMADAN  KULLANMAYINIZ  corumlu2000@gmail.com

Önceki Sayfaya gitmek için tıklayınız

Bir sonraki sayfaya gitmek için tıklayınız

 

 

 

 

https://gurselyayin.com

 

 

 

 

 

 14KİTAP BAŞINA DÖNMEK İÇİN TIKLAYINIZ

Önceki Sayfaya gitmek için tıklayınız

Bir sonraki sayfaya gitmek için tıklayınız

YENİ BİR DERGİMİZ DOĞUYOR !
Yeni bir sanal derginin ön hazırlıklarını bitirdim. Sanal olarak yayınlanacak dergi için site kalıplarını ve yazıştığımız kimselerden aldığımız katkıları sitemize yansıtmış olduk.
            Yeni sitemizin doğma sebeplerinden bir tanesi,http://www.corumlu.com  sitemizde bulunan Tarih bölümünün içeriğinde ÇORUM 1997 adlı çalışmamda yayınladığım ve sonrada ÇORUM 2002 içimle çalışmamda da tekrarladığımı HİTİT bölümünü burada geliştirmek istememdi.
            Zaten 1989 senelerinde de HİTİTLİLER le ilgili bazı önerilerimi Rahmetli Turan KILIÇÇIOĞLU tarafından da benimsenerek,yeri gelmişken Hasan Paşa Kütüphanesinde bulunan Çorumlu Hattat ve Müellifler ile beraber aynı depoda bulunan EL YAZMA KİTAPLARIN da Çorum’da kalması için Turan beyin verdiğim bilgi dosyasını Kültür Bakanına bizzat götürerek El Yazması Kitapların Çorum’da kalmasına da büyük katkısı olan rahmetliyi burada Çorum Kültürü için verdiği katkıyı unutmamamız gerekmektedir. Gelelim bu paragrafta bahsettiğim HİTİTLİLER le ilgili bölüme: Turan ağabeye bir kütüphane haftasında Hasan Paşa Kütüphanesinde Hititli salonu kurulmasını da önermiştim. O da gerekeni yaparız demişti. O vefat etti,ben emekli oldum. Çorumlu 2000 Dergisini 6 yılı aşkın süre basılı olarak yayınladım,halende bu yazıları bu siteden yayınlayarak okuma ihtiyacı olan okuyucularımıza ulaşıyoruz.
            Amacım olan Hititli Kütüphanesini kuramadım. Fakat bu uhdemi Allah C.C. SANAL da olsa gerçekleştirme girişiminde bulunmamı nasip etti. Bu sitenin adresi de http://hititliler.buadresim.com olarak tüm dünyanın hizmetinde. Sitemiz iki bölümlü olup Türkçe ve İngilizce bölümlü yayınlamaya başladım bölüm sayfaları söyle:

NEDEN BU SİTE
ÇORUM
TURİSTİK HİZMETLER
HATTİLER
HİTİTLER
HİTİT İMPARATORLUĞU
ALACAHÖYÜK
BOĞAZKALE
YAZILIKAYA
ORTAKÖY ŞAPİNUVA
GAVURKALESİ
MÜZELERİMİZ
HİTİTLERLE İLGİLİ KİTAPLAR
ÇORUM 1997 Mahmut Selim GÜRSEL
ÇORUM TARİHİ Sevim ULUÇ
ORTAKÖY ŞAPİNUVA ARKEOLOJİ ARAŞTIRMALARI
HİTİTLERLE İLGİLİ MAKALE
Abdullah DURMUŞ
Ahmet ERTEKİN
Ali EMİROĞLU
Erdal ERALP
İbrahim YILDIZ
İsmail PAMUK
İsmet ÇENESİZ
Kamil AYCAN
Mahfi EĞİLMEZ
Mahmut Selim GÜRSEL
Mesut ARTAR
 
 
 
Nazmi TUĞRUL
Oğuz LEBLEBİCİOĞLU
Osman ÜNSAL
Raşit YÜCEL
Teoman ŞAHİN
Ümit UZEL
Zekai İŞLER

HİTİTLERLE İLGİLİ LİNKLER
DERGİ ARŞİVİ
DERGİ TANITIMLARINIZ
RESİM ARŞİVİ
YAZARLARIMIZ
KATKI VERENLER
SİZDEN GELENLER
BİZE ULAŞIN
BİLGİ

Elimizde bulunan İngilizce dökümleri de buradan elimden geldiği kadar yazarak İngilizce bölümünde yayınlamaktayım.
            Ömrümüz olursa,sanal olarak ta Nisan Ayında dergimizi yayınlayacağız
            İlgilenenlerin bilgisine sunulur.
Çorumlu 2000 Aylık Kültür Sanat Tarih Ve Edebiyat Dergisi Sayı: 73   25 Mart 2005

 

BU ÇALIŞMA TELİF ESERİDİR İZİN ALMADAN  KULLANMAYINIZ  corumlu2000@gmail.com

Önceki Sayfaya gitmek için tıklayınız

Bir sonraki sayfaya gitmek için tıklayınız

 

 

 

 

https://gurselyayin.com

 

 

 

 

 

15KİTAP BAŞINA DÖNMEK İÇİN TIKLAYINIZ

Önceki Sayfaya gitmek için tıklayınız

Bir sonraki sayfaya gitmek için tıklayınız

ERMENİLER
            Ermeniler. Osmanlı tabasının  şımarık çocukları. Geçmişte Osmanlı İmparatorluğunda en etkili ve en yetkili  yerleri kapmışlar,Osmanlı’nın iyi niyetini kendi emelleri için rahatça kullanmışlar ve Anadolu’da zaman içerisinde her türlü muafiyetler içerisinde zenginleşmişler ve Anadolu topraklarının bütün sathını kendi aralarında adeta pay ederek atalarını olduğu şehirlerin dışındaki şehirlere de yerleşerek adeta imparatorluk içinde görülmeyen bir imparatorluk kurmuşlardı.
            Zaman içerisinde bilindiği gibi Ermenilerin de bir zayıf bulunan karnını bulan dış mihraklar Osmanlı topraklarında adeta dokunulmaz bir hayat yaşayanların içinden geçirdikleri atalarından kaldığını iddia ettikleri ve aslında Anadolu Tarihinde hiçbir zaman devlet kuramamış olmalarını bildikleri halda Dünya devletlerinin can çekişen Osmanlı’sından toprak beyanlarının tam zamanı olduğunu düşünerek önce Osmanlı Padişahına suikast girişiminde bulundular. Daha sonra ise  ülke dışında bir Osmanlı paşasını katlederek iddialarını adeta kanla tasdik ettirmeye çalıştılar.
            Eh;Osmanlı kendi tebaasının hıyanetine her halde iyi yaptınız,aferin diyecek hali yoktu ya. Karar alınarak Anadolu’da bulunan Ermenileri toplu olarak bir yerlere yerleştirerek daha dikkatli olarak kontrolünü sağlama düşünceleri ile  Anadolu’nun güneyine götürülmesi kararı mucibince Anadolu’dan toplanarak mecburi tehcir (göç ettirme) işlemine girişmiştir. Anadolu’nun o günkü imkanları sonuna kadar kullanılarak Osmanlı Ermenileri götürülmüştür.
            Kinin sonu olmaz denildiği gibi;Ermeni kini bitmemiş ;Daha sonraları ise Osmanlı İmparatorluğunun yedi düvelden ülkesini savunduğunda da Ermeni tebaası  tarafından arkasından hançerlenmesi ve bu da yetmemiş gibi Ruslarla işbirliğine girişmesi yetmiyormuş gibi sonraları da Fransız ordularında asker olarak Türkiye’de bulunmalarına ne diyorsunuz ?
            Sonrada 38 hariciye vatandaşımızı katletmişlerdir. Halen kendilerini haklı olarak görmeleri ise bir şarlatanlıktan başka bir şey değildir. Bu şarlatanlıkları halen devam etmesinin sebebi ise Türkiye Cumhuriyeti sınırları içerisinde bilinen Ermeni komitacılarının katlettikleri,yaktıkları ve topluca çoluk çocuk gömdükleri Müslüman Türk evlatlarının tespit edilen mezarlarının kendilerinin olmadığını nasıl ispat edersiniz diyebilen ve Ülkemizde eğitimini öğretmen olarak yapmış ve şu anda Cevizkabuğu Programında da Ermeni din adamı olduğunu söyleyen ve Malatyalı olduğunu beyan eden kişinin kendi ağzından duymamız her halde şarlatanlığın da daniskası olarak durmakta. Aynı kişinin bir programa gelirken olmayan belgeleri bilseydim getirirdim diyebilme yüzsüzlüğü de  Türkiye’mize mahsus  bir kara mizahı olarak görebiliyor musunuz ?
            Ermeni vatandaşlarımızın hepsinin aynı görüşte olduğunu söylememiz yanlış olur. Yukarıda bahsi geçen programa katılan ve sunucu tarafından sizin kimliğini mealinde sorulan soruya :
            -Ben: ERMENİ TÜRK VATANDAŞIYIM ! Diyenler de bulunmaktadır.
            Bizim Ermenilerle bir alış verişimiz yoktur. Onlar eğer kendilerini Türk olarak görüyorlarsa başımızın üzerinde yerleri bulunmaktadır. Şayet kendilerini sadece Ermeni olarak görüyorlarsa Türkiye’de ne işleri var. Zaten onlar zorlanarak,istekleri dahilinde göç etmeyi severler. Buyursunlar gitsinler. Onlara nereye gidiyorsunuz diyecek bir Türk vatandaşının da olacağını zannetmemekteyim. Türküm diyenler ancak bu vatanda yaşarlar. Yaşanan bu vatanın ismi de zaten herkesin bildiği gibi TÜRKİYE dir. Türkiyeli falanım,Türkiyeli fişmanım diyenlerin Türkiye’de ne işleri var ? Bunlar ancak Türkiye’yi tarihin içinde olduğu gibi parçalamaya,yok etmeye çalışanlar olarak görmemizde bir sakınca var mı. Var diyen bana yazsın.
 

Çorumlu 2000 Aylık Kültür Sanat Tarih Ve Edebiyat Dergisi Sayı: 73   25 Mart 2005

BU ÇALIŞMA TELİF ESERİDİR İZİN ALMADAN  KULLANMAYINIZ  corumlu2000@gmail.com

Önceki Sayfaya gitmek için tıklayınız

Bir sonraki sayfaya gitmek için tıklayınız

 

 

 

 

https://gurselyayin.com

 

 

 

 

 

 

16KİTAP BAŞINA DÖNMEK İÇİN TIKLAYINIZ

Önceki Sayfaya gitmek için tıklayınız

Bir sonraki sayfaya gitmek için tıklayınız

NEDEN BÖYLE OLDUK !
Bizden gelen kötülükler hiçbir yerden gelmedi.
Dağlarımızı bekleyen Mehmetciklerimizi yok eden şer güçleri tam manası ile yok edemedik.
Ovalarımızda,şehirlerimizde bizleri korumak için,kol gezen kolluk kuvvetlerimizi destekleyemedik. Onlardan taraf olmadık
Şehir ve metropollerde bulunan polis gücümüzü  destekleyemedik.
Sonra ?
Sonra bugün,bu gördüklerimiz oluyor.
Bir zamanlar bazı çizgilerimiz vardı.
Bu çizgiler savaş şartlarımızdır dedik.
Bazı olmazsa olmazlarımız vardı.
Bunlara ne oldu ?
Bir zamanlar eşkiyalarla uğraşan Türkiye,sonra o eşkiyaların oğullarını besledi,büyüttü ve şu anda Irak'ın başına yönetici olarak atadı.
Bir zamanlar Küvette öldürülen Kadın ve Çocukların bulunduğu yerleri korumak şöyle dursun,koruyanları da boşlayarak,YAVRU VATAN ismini verdiğimiz yerleri AT gireceğiz bahanesi ile terk etmeye kadar varan tavizlerimiz oldu.
AT’a gireceğiz diyerek hiçmi hiç,düzensizlikler beldesi olan Yavru vatanın karşı tarafını AT aldılarda bizi tongaya getirerek onları bir bütün olarak tanımamızı önümüze bürdüler. Biz tanımıyoruz dediysekte onlar tanıyacaksın diye zorlamaya halen devam ettiler.
Bir zamanlar Avrupa'da Elçilik görevlilerimizi Şehit edenleri;yok sayarak Ermenistanın nerede ise hamiliğine soyunduk.
Bu yalnışlıklar önce de vardı şimdi de var.
Biz kendimizi yok etmeye çalışırken,dış mihraklarda buna çanak tutmaları nahoş değil ki. Biz bunu istiyorsak,onlarda bunları yaparlar. Irak'ı yok eden,şu anda iktidar olmaya çalışanlar değil mi ? Onlar işgal güçlerini çağırmadı mı ? Onlar işgalcilere yardım etmedi mi ?
Şu anda güzel ülkem de bu sürece girdi. Kimse bunu görmüyor,konuşmuyor. Dağ eşkiyası şimdi şehirde gösteriler yapıyor. PKK başının ismini bas bas bağırıyor. Güvenlik Kuvvetime silah çekip öleni de büyük merasimlerle gömüyorlar da,kimsenin gıkı bile çıkmıyor. Bu Vtan hainleri kendilerince kahraman olarak lanse ediliyor,leş bile sayılmayacak bedenleri Müslümanlığın en büyük payesi sayılan Şehitlikle taltif ediliyor da hiçbir din adamımız sesini çıkartmıyor. Şehit Vatanını bölmeye çalışanlara verilecek bir paye olmadığını hiçbir kimse söylemiyor.
Bazen acaba cidden burası benim Vatanım değil mi? Diye kendi kendime

Çorumlu 2000 Aylık Kültür Sanat Tarih Ve Edebiyat Dergisi Sayı: 75   25 Mayıs 2005

BU ÇALIŞMA TELİF ESERİDİR İZİN ALMADAN  KULLANMAYINIZ  corumlu2000@gmail.com

Önceki Sayfaya gitmek için tıklayınız

Bir sonraki sayfaya gitmek için tıklayınız

 

 

 

 

https://gurselyayin.com

 

 

 

 

 

 17KİTAP BAŞINA DÖNMEK İÇİN TIKLAYINIZ

Önceki Sayfaya gitmek için tıklayınız

Bir sonraki sayfaya gitmek için tıklayınız

FUAR MI?
            Bu hafta ilimizde bir etkinlik olarak “KİTAP FUARI” ne demekse (?) açıldı. Açılmışa katılmadım fakat bir sürü katılan olmuştur. Serde yayıneviyiz ya; ne var ne yok diye açılıştan bira önce uğrayıverdim. Evet; zannedersem bu çadırın hemen yanında bulunan küçük çadırda; geçen ay içerisinde bir kumpanya gelerek kitap satışı yapmıştı. Zannederse burada biraz alışveriş yapıldığını görenler biz daha büyüğünü yapalım diyerek bu çadırda kitap satmak için sergiler açmışlar. 
            Resimlerde de göreceğiniz gibi; çadırın içerisinde zannedersem ilimizden üç kırtasiyenin açtığı kitap sergisinden başka bir şey göremedim. Evet kitap sergisi. Cins cins,çeşit,çeşit kitaplar.
İçimden hem sevindim, hem güldüm hem de üzüldüm. Sevindim. Etkinlik yapılması için çalışılmış, bir kırtasiyeci arkadaşımız sponsor olmuş diğer arkadaşlarımız da katılımda katkıda bulunmuşlar buna sevindim. Güldüm; baba zoru ile okul talebelerini zorla buraya getirebilirseniz ancak onlar mecburen gezer, zaten okullarında tatil zamanı yanaştı onlara da böylece gezilecek bir mekan bulunmuştur; hiç olmazsa genç dimağlarda kitap fuarına gitmiştim diye bir anı kalır diyerek de güldüm. Üzüldüm; Koca Çorum’da sadece üç kırtasiyemi var diye düşündüm ve üzüldüm.
Bence acele etmeden; Türkiye çapında bulunan bütün yayınevleri ile irtibata geçerek festival bünyesinde bir haftalık fuar alanında yayınevlerinin katılımı sağlanabilirdi. En azında yayınevlerinin satışları toptan fiyatına yakın bir satış olacağı için de belki Çorumlular ilgi duyar, ihtiyacı olan kitaplardan edinebilirlerdi.
Evet beyler; yaptım da oldu zihniyetinden artık uzaklaşmamızın gerektiğini anlamadık mı ? Bu kafayla beyler AT değil Eş… bile bizi zor alırlar.

Çorumlu 2000 Aylık Kültür Sanat Tarih Ve Edebiyat Dergisi Sayı: 75   25 Mayıs 2005

BU ÇALIŞMA TELİF ESERİDİR İZİN ALMADAN  KULLANMAYINIZ  corumlu2000@gmail.com

Önceki Sayfaya gitmek için tıklayınız

Bir sonraki sayfaya gitmek için tıklayınız

 

 

 

 

https://gurselyayin.com

 

 

 

 

 

 

 18KİTAP BAŞINA DÖNMEK İÇİN TIKLAYINIZ

Önceki Sayfaya gitmek için tıklayınız

Bir sonraki sayfaya gitmek için tıklayınız

MİSYONERLİK VE ASİMİLASYON (*)

            Bu günlerde ülkemizin en önemli gündeminde yer eden konuların başında gelmektedir. Acaba gündemimizde Türkiye’nin başka problemleri yok mu ? Elbette var fakat (?) Her ne hikmetse gündeme getirememekte.
            Türkiye’de Hıristiyan Misyonerliğin başlaması bu günlere mahsus bir uygulama değildir. Hıristiyan inanışına gere bütün Hıristiyanlar dinlerinin gereği zeten bir misyonerdir. Hıristiyanlığı yaymak ve Hıristiyan olmayanları muhakkak Hıristiyan yapmakla görevlidirler.
            Ülkemizin kendisini Türk Ülkesinin içinde bulunan gerçek Hıristiyanların bile bu girişimlerden rahatsız olduklarını düşünüyorum.
            Avrupa Birliğine girmemizi için verilen süre ile Milli Eğitim Bakanlığının Gençleri yetiştirme programları ve yapılan uygulamalarda bir kuşağımızı meydana gelecek olan gençlerimiz bu uygulamaların dikkat edilmemesi,bu uygulamaların belli bir kesimin eline geçmesinden dolayı olabilecek felaketi düşünmek bile istemiyorum.
            Avrupa’nın bizler için sadece düşündükleri dinimizi yok etmek olarak görmek çok safça bir düşünce olarak görmemiz düşünülemez. Pek çoğumuzun bildiği;dini ayrılıkların körüklenmesi,ırksal ayrılıkların AT tarafından bile azınlıklar statüsüne sokulması,pek çok kendisini çağdaş olarak bildiğimiz konuşmacı ve yazarlar konuşma ve yazılı ürünlerinde Türkiye’nin bir etnik mozaik olarak tanıması, mezhep farklılıkları,aileler arasında fitne sokmak,Kültürel varlıklarımızı yok etme çalışmaları,kanuna uymama,nizam tanınamama,bazı faydalı konuların halkın bilgilerinden saklanması yani sansür gibi bilgi edinmelerine karşı çıkılması,
            Bu verileri hep birlikte toplayarak incelersek ülkemizin üzerindeki oyunları araştırmak her Türk vatandaşının görevi ve bilmeyenlere bu gidişatın yanlışlığını bildirme,tebliğ etme ile görevli olması gereklidir. Bu görevin başında da en küçük  birim olan ve geleceğin nüvesini teşkil eden Türk ailesinin en büyük denetleyicisi olması gerekmektedir. Evlatların milli değerlerimizi,dini değerlerimizi bilerek öğretelim. Bu öğretilerin de devamını sağlayacak kalıcı bilgilerle donatalım. Bu ülkede evlatlarının hür,bağımsız ve dinini bilere yaşamak isteyenlere duyurulur.
 (*)Kendine benzetme

 

Çorumlu 2000 Aylık Kültür Sanat Tarih Ve Edebiyat Dergisi Sayı: 75   25 Mayıs 2005

 

BU ÇALIŞMA TELİF ESERİDİR İZİN ALMADAN  KULLANMAYINIZ  corumlu2000@gmail.com

Önceki Sayfaya gitmek için tıklayınız

Bir sonraki sayfaya gitmek için tıklayınız

 

 

 

 

https://gurselyayin.com

 

 

 

 

 

  19KİTAP BAŞINA DÖNMEK İÇİN TIKLAYINIZ

Önceki Sayfaya gitmek için tıklayınız

Bir sonraki sayfaya gitmek için tıklayınız

ÇORUM'DA DEPREM 05/04/2005 ile 25/11/2005
 
http://www.koeri.boun.edu.tr/scripts/sondepremler.asp
Adresinden
 
Süreye Bagli Büyüklük (Md)
Daha büyük bir depremin, sismometre üzerinde daha uzun bir süre için salinimlara yolaçacagi ilkesinden hareket edilir. Depremin, sismometre üzerinde ne kadar uzun süreli bir titresim olusturdugu ölçülür ve deprem merkezinin uzakligi ile ölçeklenir. Bu yöntem küçük (M<5.0) ve yakin (Uzaklik<300 km) depremeler için kullanilir.
Yerel (Lokal) Büyüklük (Ml)
Bu yöntem 1935'da Richter tarafindan depremleri ölçmek için önerilen ilk yöntemdir. Bu yöntem, havuza atilan tas örnegine dönecek olursak, tasin suya çarparken olusturdugu ses dalgalarinin suyun içerisine yerlestirilmis bir mikrofon ile dinlenmesine benzetilebilir. Ses kayidinda olusan en yüksek genlik degeri, uzaklik ile ölçeklenerek tasin büyüklügü hakkinda bilgi verecektir. Depremin büyüklügünü kestirirken de ayni ilke uygulanir. Bu yöntem de görece küçük (büyüklügü 6.0'dan az) ve yakin (uzakligi 700 km'den az) depremeler için kullanilir. Dogru degerlerin bulunmasi için sismometrelerin çok iyi kalibre edilmis olmasi esastir.
Yüzey Dalgasi Büyüklügü (Ms)
Bu yöntem ilk iki yöntemin yetersiz kaldigi büyük depremleri (M>6.0) ölçmek için gelistirilmistir. Havuz örnegine geri dönecek olursak, suyun yüzeyinde olusan ve halkalar seklinde merkezden çevreye yayilan dalgalarin en yüksek genliginin ölçülmesi esasina dayanir. Bu tür dalgalar yeryüzünde kaynaktan çok uzak mesafelere yayilabilirler. Diger yöntemlerin aksine bu yöntemin güvenilirligi uzak mesafeden yapilan ölçümlerde daha da artar.
 
 
Tarih      Saat      Enlem(N)  Boylam(E) Derinlik(km)  MD   ML   MS    Yer
2005.04.05 01:36:29  41.1393   34.9710        5.0      3.0  -.-  -.-   OSMANCIK (ÇORUM)
2005.04.09 02:40:04  40.6185   34.8420       18.9      3.0  -.-  -.-   ÇORUM
2005.04.30 01:28:05  40.7005   34.8602       13.3      -.-  4.7  -.-   ÇORUM
2005.04.30 01:31:01  40.6730   34.8298       21.1      3.1  -.-  -.-   ÇORUM
2005.04.30 03:05:32  40.6148   34.8468       55.9      2.8  -.-  -.-   ÇORUM
2005.04.30 03:09:32  40.6842   34.8818       15.8      3.6  -.-  -.-   ÇORUM
2005.04.30 03:54:37  40.6785   34.8600       14.8      2.9  -.-  -.-   ÇORUM
2005.04.30 08:18:00  40.6230   34.7777       36.0      2.8  -.-  -.-   ÇORUM
2005.04.30 20:00:52  40.6630   34.9348       28.3      3.0  -.-  -.-   ÇORUM
2005.04.30 21:36:00  40.6433   34.3912        6.0      2.7  -.-  -.-   İSKİLİP (ÇORUM)
2005.05.01 05:53:14  40.5903   34.8338       38.3      3.0  -.-  -.-   ÇORUM
2005.05.01 05:49:16  40.6635   34.8510       16.1      3.2  -.-  -.-   ÇORUM
2005.05.01 15:25:53  40.6533   35.0112       44.4      2.8  -.-  -.-   ÇORUM
2005.05.01 18:09:12  40.6777   34.8585       16.9      3.1  -.-  -.-   ÇORUM
2005.05.01 22:02:22  40.6593   34.9203       32.1      3.0  -.-  -.-   ÇORUM
2005.05.02 18:47:36  40.6963   34.4287       12.1      2.9  -.-  -.-   İSKİLİP (ÇORUM)
2005.05.06 02:00:46  40.6795   34.8865       20.8      3.4  -.-  -.-   ÇORUM
2005.05.11 08:10:28  40.6697   34.9068        9.8      3.2  -.-  -.-   ÇORUM
 
 
 
Değerli ziyaretçiler ; sitemizden alacağınız her türlü bilgiyi, veriyi ve haritayı, Telif Hakları Yasası gereğince B.Ü. Kandilli Rasathanesi ve Deprem Araştırma Enstitüsü Ulusal Deprem İzleme Merkezi'ni kaynak göstererek kullanmanızı rica ederiz.
 
Tarih   Saat    Enlem            Boylam          Şiddet            Yer
03 09  968                41.15  34.75  IX        Kastamonu,Corum,Amasya
1598              40.40  35.40  IX        Amasya,Corum
                          
  NO                TARİH          OLUŞ ZAMANI (T.S.)         YER      ŞİDDET            MAG MS          CAN KAYBI                      HASARLI BİNA
21       21.11.1942    16:01 Osmancık   (ÇORUM)        VIII      5.5      2          150
77       14.08.1996    01:55  Mecitözü (AMASYA)          VI+      5.6      1          2606
  •  
    Çorumlu 2000 Aylık Kültür Sanat Tarih Ve Edebiyat Dergisi Sayı: 76   25 Haziran 2005   
  •  

    BU ÇALIŞMA TELİF ESERİDİR İZİN ALMADAN  KULLANMAYINIZ  corumlu2000@gmail.com

    Önceki Sayfaya gitmek için tıklayınız

    Bir sonraki sayfaya gitmek için tıklayınız

     

     

     

     

    https://gurselyayin.com

     

     

     

     

     

      20KİTAP BAŞINA DÖNMEK İÇİN TIKLAYINIZ

    Önceki Sayfaya gitmek için tıklayınız

    Bir sonraki sayfaya gitmek için tıklayınız

    6. YIL BİTTİ 7. YIL HOŞ GELDİN
    Gürsel Yayınevi’ni 27 Mayıs 1998 tarihinde açarken idealimin pek çoğunu gerçekleştirip gerçekleştirmeyeceğimi bilemiyordum. Bu gün 2005’in Mayıs ayında ise bu ideallerimin pek çoğunu gerçekleştirdim. Çorum olarak bir ilkin sahibi olarak ta Çorum adına gururlanmaktayım. Bu gururumu belki gereksiz görebilir,belki de kınayabilirsiniz. Fakat,durum benim yaptıklarımla değil;bana güvenerek ve beni yalnız bırakmayarak kocaman bir altı yılda yaptıklarıma katkıları ile ortak olanlardır.
    Yedinci yılda da,kendimce;arkadaşlarımla sizlere sanal da olsa bilgiler aktarmaya çalışacağım. Ben ÇORUMLUYUM ! Benim gibi kendisini ÇORUMLU hissedenleri unutmayacağım. Umarım sizlerde unutmazsınız.
    Yedinci yıl için yapmaya çalışacaklarımı sıralamak istiyorum. Bu ayın sonunda “Çorum Yemekleri Selma GÜRSEL” in kitabının ikinci baskısını yapacağım. Gelecek ay bildiğiniz gibi Çorum Hitit Fuar ve Festivali kutlanacak;bu festival çerçevesinde yine hemşerilerimin katılımı olursa her yıl yaptığımız gibi bir tanıtım katalogu hazırlamayı düşünüyorum. Haziran Ayı içerisinde ise 14 sayı yayınladığımız ve sitemizde arşiv olarak yayınlanmakta olan “Sarı Çiğdem Şiir Defteri” sayfalarını sanal olarak yayınlayacağım.
    Ayrıca  http://www.hititli.com sitemi geliştirmeyi sürdüreceğim.
    Gürsel Yayınevi olarak yapamadıklarımı sorarsanız ? Diyeceğim şu: Yayınevimin birinci amaca;para kazanmak olarak düşünmüş ve bu kazanılan paralarla da kitap bastıramayan Çorumluların kitaplarını bastırarak gün yüzüne çıkartmak idi. Ne yazık ki bu benim yalnız yapamayacağım bir iş olarak göründüğü için siz hemşerilerimin gerekli katkılarını göremedim. Ne yazık ki Yayınevi sermayesini kediye yükledi ve bu idealimi gerçekleştiremedim. Bu isteğim hala geçerliliğini korusa da bu ekonomik krizler ve yokluklarla biraz daha ileri bir tarihe kalmış bulunuyor.
    Gürsel Yayınevi sanalda olsa ömrüm yettikçe ayakta kalacaktır. “Sarı Çiğdem Şiir Defteri”nin devamını isteyen arkadaşlarımın istekleri ile bu ay içerisinde de idealimin başka bir semeresini görüyorum.
    Saygılarımla.   
    Çorumlu 2000 Aylık Kültür Sanat Tarih Ve Edebiyat Dergisi Sayı: 76   25 Haziran 2005

    BU ÇALIŞMA TELİF ESERİDİR İZİN ALMADAN  KULLANMAYINIZ  corumlu2000@gmail.com

    Önceki Sayfaya gitmek için tıklayınız

    Bir sonraki sayfaya gitmek için tıklayınız

     

     

     

     

    https://gurselyayin.com

     

     

     

     

     

      21KİTAP BAŞINA DÖNMEK İÇİN TIKLAYINIZ

    Önceki Sayfaya gitmek için tıklayınız

    Bir sonraki sayfaya gitmek için tıklayınız

    YENİ BİR OYUNLA MI KARŞI KARŞIYAYIZ?
                Ermeni problemi gündemini korurken; bizlerin bun karşı çeşitli tezleri ortaya sürmemizde şartlanmış Hıristiyan topluluklarını acaba yeterince ikna edip bilgilendirebiliyor muyuz ?
                Zannetmiyorum.
    Zannedersem siz okuyucularımızda aynı kanaatte olduğunuzu tahmin ediyorum. Şöyle dediğinizi duyar gibi oluyorum. Neden bizlerin bu tezlerini acaba bir anti tezle çürütmüyorlar da bildikleri teraneleri bizlere okuyarak yandaşları ile “Bremen Mızıkacıları” gibi hep bir ağızdan Ermeni Soykırımı da, soy kırımı teranesini söylüyorlar ?
                Bizlerin artık biraz daha uyanık olarak; onların kendi tutturdukları ve ülkelerinde uygulamaya başladıkları kanunlarla eş değer kanun tekliflerini vermemiz ve Büyük Millet Meclisimizde aynı ters tepkili Kanunları çıkartarak yürürlüğe koymamızın ne gibi bir sakıncalarının olduğunu havsalam almamakta. Ayrıca bana göre yine bize karşı Ermenileri savunduklarını zanneden ülkelerin tarihlerinde bulunan açıkları bularak onları herhangi bir toplum, herhangi bir dünya olayı,herhangi bir hayvan katliamcısı olara bizlerde abideler ve kınama ve lanetleme günleri tahsis etmemiz gerekmez mi? En basit Fransızların Lejyon erlerinin yaptığı Afrika savaşlar incelenmeli, Kanada’nın fok yavrularına yaptıkları katliamları kınamalı, İsviçre’nin bankalarında barındırılan Türk veya Türk ismi taşıyan mudilerinin Dünya Bakalar birliğine müracaat edilerek bu mevduatların Türkiye’ye getirilmese bile Türk Vatandaşı olarak kendisini tanıyan ve buralara hesap açanlarca mevduatlarını Türkiye’ye getirmeleri, getirilmese bile başka ülke bankalarına paralarını transfer etmeleri bile büyük bir tepki sayılamaz mı ?
                Evet! Ey Milletim artık uyku mahmurluğunu üzerinizden atın. Dikkat edin, bu günden yarınlarınızı elinizden almaya kalkanlar var. Bunlara taviz vermeyin. Birkaç kuruş tek ülkemin insanı az kazansın, Allah’u Te’ala başka bir yerden nasipler açar. Madenlerimiz bize yeter. Yeter ki siz isteyin.

     

     

    Çorum'da bir konserde arka fonda bulunan istavrozların ne işi var acaba? Hangi yönetici bu fonu kullandı? Bir bilen varsa cevaplayabilir mi?
    Çorumlu 2000 Aylık Kültür Sanat Tarih Ve Edebiyat Dergisi Sayı: 76   25 Haziran 2005
     

    BU ÇALIŞMA TELİF ESERİDİR İZİN ALMADAN  KULLANMAYINIZ  corumlu2000@gmail.com

    Önceki Sayfaya gitmek için tıklayınız

    Bir sonraki sayfaya gitmek için tıklayınız

     

     

     

     

    https://gurselyayin.com

     

     

     

     

     

     22KİTAP BAŞINA DÖNMEK İÇİN TIKLAYINIZ

    Önceki Sayfaya gitmek için tıklayınız

    Bir sonraki sayfaya gitmek için tıklayınız

    DOSTUMUZ MU; DÜŞMANIMIZ MI?
                   Bu sıralar; bir ayrımcılık ve parçalama çabaları ortalıkta kol gezmekte. Bu çabaların arkasında yatıp emellerin  neler olduğunu hemen herkes biliyor. Bilenlerin güvendikleri tek şeyin Rabbimizin bize yazdığı yazı olarak gözüküyor. Çaba gösterme gereği duymuyorlar, itirazda bulunmuyorlar. Birkaç kişi göstermelik danışma kurulları olabiliyor, bu danışmanların güya verdikleri bilgi ve şiirlerle işleri yürütüyoruz, bazı itirazları olanların birde bakıyoruz ki o itirazları sanki ben yapmışım gibi heç itirazlarının arkasında durmadıklarını hayretle izliyoruz.
                Ülkemizde halen bir Anayasa var. Bunda birkaç ufak tefek düzeltmeler yapılması ile bazı aksaklıkların çıkabileceği gözükmekte. Bazı özgürlükler bazılarınca yanlış anlaşılmakta ve bilinçli olarak da yanlış yorumlanarak halkın midesi bulandırılmakta, kafası karıştırılmakta.
                Ülkemizde olan bir isyanı dış mihrakların istedikleri yöne çekmekte bir moda oldu. Güneydoğuda tarih boyunca devamlı kargaşa ve çapulculuk çıkmıştır. Bunu incelerseniz bütün tarih kitaplarında ap açık bulursunuz. O zamanın Mecut Devletine karşı bir kafa tutma olayı orada bulunan ağalık yönetiminin eseridir. Bu sebeple şimdi sunulan KÜRT PROBLEMİ olarak gösterilen sistemin oradaki zaten ÖZGÜR olan halka faydadan çok PKK nın bir iktidar probleminin eseri olarak gözükmektedir. Bu farkı gözden kaçıranlar dikkatlice konuyu incelemeleri gerekmektedir.
                Kökenlerimiz itibarıyla buralarda yaşayanların birbirlerinin evlatlarını PKK sayesinde yok etmeleri yüzünden kırgınlıkları bulunması normaldir. Var olan bir devlet topraklarında başkaldıran her kim olursa olsun Devletin Bekası için şerleri yok etmesi asıl vazifelerinden birisidir. Bu vazife esnasında kandırılmış olsun, bilerek olsun baş kaldıranların yok edilmesi ve bu yok etme vazifesi içerisinde Vatanı için hayatını veren ŞEHİTLERİN ailelerinin de yok olduğunu düşündükleri evlatların ŞEHİT edenlere tepkilerini göstermeleri normaldir. Vatanına karşı gelerek olmayan bir ideal için vatanını bölmeye kalkanların arkasından Vatandaşlarımızın ağlamaları abestir. Evlat acısı olarak karşı gelenlerin ana ve babaları da yetiştirdikleri evlatlarına Vatan sevgisi vermemelerinin acısını elbette böylece çekmiş olmaları da normaldir.
                Bu ülkenin bölünmesi ve parçalanması için bazı adına aydın denen ve ülkemizin yok olması için çalışanların yaşayan TÜRK HALKINI kökenleri itibarı ile sınıflara ayırdılar, mezheplere ayırdılar zaman içerisinde ülkemiz insanlarına MOZAİK dediler ve demeye devam etmektedirler. Mozaik suni bir taştır zaman içerisinde eriyip parçalanması çok kolaydır, ülkemizin vatandaşları bir granit bütünlüğünde bulunmaktadır. ŞAYET BU ÜLKEYİ BEĞENMİYORSANIZ BURADAN GİDİNİZ.

    Çorumlu 2000 Aylık Kültür Sanat Tarih Ve Edebiyat Dergisi Sayı: 77   25 Temmuz 2005

    BU ÇALIŞMA TELİF ESERİDİR İZİN ALMADAN  KULLANMAYINIZ  corumlu2000@gmail.com

    Önceki Sayfaya gitmek için tıklayınız

    Bir sonraki sayfaya gitmek için tıklayınız

     

     

     

     

    https://gurselyayin.com

     

     

     

     

     

     23KİTAP BAŞINA DÖNMEK İÇİN TIKLAYINIZ

    Önceki Sayfaya gitmek için tıklayınız

    Bir sonraki sayfaya gitmek için tıklayınız

    RENKLER VE ZEVKLER
    İlimizde bu yılda yapılan 25.Hitit Fuar ve Festivali çerçevesindeki etkinlikler geçen birkaç seneye göre gayet iyi ve çeşitlilik göstermiştir.
    Benim bu etkinliklerde program haricinde ufak bir katkımın bulunması dileği ile aşağıda ön sözü bulunan sitemi ve sitemde bulunan hemşerilerimi tanıtan dergi formatında bir çalışmayı ücretsiz dağıttım.
    “TANITIM”
    Bu etkinlikten iki hafta önce TARIM Fuarı ilimizde yapıldı. Bu etkinliğe katılanların pek çoğu Çorum dışından gelmiş firmalardı. Bu satırları okuyanların pek çoğu bu etkinliği görmeyip, duymadılar.
    Benim dolaştığım reyonlarda bulunan firmaların hemen hemen hiç birisi ziyaretçi açısından pekte memnun değillerdi. Tanıtımın yeterince yapılmadığından söz ettiler.
    Evet. Bu tespite bende katıldığımı buradan beyan edebilirim. Ben bile Tarım Fuarının olacağını Ticaret Odasını ziyaretimde öğrendim. Katılımı yapan organizasyonu arayarak, Çorum’un Tarım Fuarı hakkında bilgisi olmadığını, tanıtımın yapılmadığını, geldiklerinde beni ararlarsa benimde kendilerine katkılarım olacağını söyledim. Geldiklerinde beni aramadılar. Ben yinede bir Çorumlu olarak gittim ve bazı tenkitlerde bulunarak, tanıtımın yapılmadığını, bu fuarın şehirde oturanlardan çok toprakla uğraşanları ilgilendirdiğini, köylere ulaşıp ulaşmadıklarını sorunca aldığım cevap beti şok etti. Tarım Müdürlüğüne, Tarım Kooperatiflerine ve ilçelere bilgi verdik. Bizim için ziyaret katılımı yeterli olur cevabını aldım. Ben yine de biraz katkımız olsun diyerek; fuar alanında 34 reyonun resmini ikinci günden itibaren sitemizde yayınladım. Bin beş yüzün üzerinde de e-maille tarım fuarını ve yapılacak fuar etkinliğini bilgi olarak yazdım.
    Bu gibi etkinliklerin; ilimizi tanıtması bakımından oldukça iyi ve etkili bir yol. Yalnız; burada yapılan ticari bir faaliyet olarak; hem satıcının, hem de tüketicinin bu etkinlikte bulunması gereklidir. Çünkü tanıtım yapan firma, belirli bir ücretle malını tanıtmaya geldiğinde bir miktarda geliş, konaklama ve gidiş masrafları ile tanıtımını yapabilmek için broşür, dergi ve başka basılı materyallere de para harcaması gerekmektedir. Bu etkinliğe firmayı davet eden yani; katılımı yapan organizasyonun da en büyük görevi firmaları tanıtıcı reklamın yanında, mahalli ve çevre illerde de etkinliği duyurması gereklidir. Tek taraflı bir ticaretle, firmaları toplamak iş değildir. Gerekli tanıtım yapılarak ziyaretçileri de bu etkinliğe dahil etmesi gereklidir.
    Geçen sene yapılan doğal gaz etkinliğinde katılımı yapan organizasyon girişi paralı yapmış olduğundan ziyaretçi sayısı oldukça düşük kalmıştı. Hâlbuki Çorum halkı geçen sene Doğal Gaza geçme telaşında olduğundan, bilgi alabilme heyecanı ile fuar alanına gitmiş, girişin paralı olmasından dolayı maddi külfetten dolayı kapalı alana girmeden etrafı dolaşıp geri dönmüşlerdi. Bu bakımdan ziyaretçiyi kınamak yersiz olduğunu düşünmemiz gayet normaldir. Beş kişilik ailesi ile gelen bir aile reisi içeriye girmektense ailesine mısır, çekirdek veya dondurma almayı evla görmesi hiçbir şekilde kınanamaz.
                Bu yılki etkinliği hep beraber göreceğiz.
                Zevklerle, renkler tartışılmaz olduğundan, beğenme veya beğenmeme sizlerin zevkine kalmış bir algılamadır.
                Hepimizi memnun eden bir katılım olmasını dilerim.
                Elinizde bulunan sitemi tanıtan etkinlikte, katkıda olanları, fuara katılanları da sizlere tanıtmak istedim. Ayrıca eşim Selma GÜRSEL’İN hazırladığı ÇORUM YEMEKLERİ kitabının bilgilerini de yayınladım. Bu anıtımın kalıcı olmasını da sağlamış oluruz diye düşündüm. Bu tanıtım ücretsiz olup, Çorum Halkına bir armağandır.”
    Bu çalışma ile birlikte görebildiğim festival etkinliklerini fotoğraflayarak FESTİVAL 2005 bölümünde yayınlıyorum.
    Çorumlu 2000 Aylık Kültür Sanat Tarih Ve Edebiyat Dergisi Sayı: 77   25 Temmuz 2005

    BU ÇALIŞMA TELİF ESERİDİR İZİN ALMADAN  KULLANMAYINIZ  corumlu2000@gmail.com

    Önceki Sayfaya gitmek için tıklayınız

    Bir sonraki sayfaya gitmek için tıklayınız

     

     

     

     

    https://gurselyayin.com

     

     

     

     

     

     24KİTAP BAŞINA DÖNMEK İÇİN TIKLAYINIZ

    Önceki Sayfaya gitmek için tıklayınız

    Bir sonraki sayfaya gitmek için tıklayınız

    DEVEYE SORMUŞLAR
    Burası ;  Kayırmacılıkların,önceliklerin,torpilin işlediği bir ülke. Bankalarımız kendi müşterilerine öncelik tanıyor,benzin istasyonları kurumuna öncelik tanıyor,hastanelerde çalışan personele öncelik tanınıyor,insanlar tanıdıklarına öncelik tanıyor. V.B.
                Deveye sormuşlar:
                -Neden boynun eğri ?
                -Nerem doğru ki ?
                Doğruluk ve insanlık adına öncelikli olanlar bu ülkenin insanı da ya diğerleri ? Diğer öncelik tanınmayan insanlar bankaların,istasyonların     KONU MANKENİ Mİ ?
                Eşitlikten bahsediyoruz.
               Örnek olarak bir bankamızın sıra numarası önceliği kartları olan müşterilerine öncelik tanıyor.
               Kartı olan kişiler mi bu kartları kullanıyor ?
                Hayır. Kartları olmayanlar,torpillilerden olan bir zümre koruma görevlisinin kartıyla,şefin kartıyla,memurenin kartıyla sıra alıyor ve kendilerine bir öncelik tanıyorlar. Nasıl olsa orada kimsenin sesi çıkmıyor. Kimse itiraz etmiyor ve gönüllü olürük olmazsa da mecburen KONU MANKENLİĞİ yapıyor. Bankanın içi dolu,dışarıdan geçenler bu konu mankenliğini bilmiyorsa “Aman ne kadar dolu bir banka (!)” diyerek geçtiğini zannediyorlar.
    Resimleriiii
    İnsanlarımız eşit değil mi ? Banka fişi ile saat beraber sıra geldiğinde çekildi.

     
    YORUMSUZ olarak:
    “(Değişik : 03/10/2001 – 4709/1 md.) Hiçbir faaliyetin Türk milli menfaatlerinin, Türk varlığının, Devleti ve ülkesiyle bölünmezliği esasının, Türklüğün tarihi ve manevi değerlerinin, Atatürk milliyetçiliği, ilke ve inkılapları ve medeniyetçiliğinin karşısında korunma göremeyeceği ve lâiklik ilkesinin gereği olarak kutsal din duygularının, Devlet işlerine ve politikaya kesinlikle karıştırılamayacağı;
    Her Türk vatandaşının bu Anayasadaki temel hak ve hürriyetlerden eşitlik ve sosyal adalet gereklerince yararlanarak milli kültür, medeniyet ve hukuk düzeni içinde onurlu bir hayat sürdürme ve maddi ve manevi varlığını bu yönde geliştirme hak ve yetkisine doğuştan sahip olduğu;
    Topluca Türk vatandaşlarının millî gurur ve iftiharlarda, millî sevinç ve kederlerde, millî varlığa karşı hak ve ödevlerde, nimet ve külfetlerde ve millet hayatının her türlü tecellisinde ortak olduğu, birbirinin hak ve hürriyetlerine kesin saygı, karşılıklı içten sevgi ve kardeşlik duygularıyla ve "yurtta sulh, cihanda sulh" arzu ve inancı içinde, huzurlu bir hayat talebine hakları bulunduğu;
    FİKİR, İNANÇ VE KARARIYLA anlaşılmak, sözüne ve ruhuna bu yönde saygı ve mutlak sadakatle yorumlanıp uygulanmak üzere,
    TÜRK MİLLETİ TARAFINDAN, demokrasiye âşık Türk evlatlarının vatan ve millet sevgisine emanet ve tevdi olunur
    X. Kanun önünde eşitlik
    Madde 10.- Herkes, dil, ırk, renk, cinsiyet, siyasî düşünce, felsefî inanç, din, mezhep ve benzeri sebeplerle ayırım gözetilmeksizin kanun önünde eşittir.
    (Ek : 7.5.2004 - 5170/1 md.) Kadınlar ve erkekler eşit haklara sahiptir. Devlet, bu eşitliğin yaşama geçmesini sağlamakla yükümlüdür.
    Hiçbir kişiye, aileye, zümreye veya sınıfa imtiyaz tanınamaz.
    Devlet organları ve idare makamları bütün işlemlerinde kanun önünde eşitlik ilkesine uygun olarak hareket etmek zorundadırlar.”
    Ve:
    Resimlerde bulunanların hepsi gerçektir. Sırada olmayıp gelip tek bir gişeye önceliklerle giriyorlar.

    Çorumlu 2000 Aylık Kültür Sanat Tarih Ve Edebiyat Dergisi Sayı: 78   25 Ağustos 2005

    BU ÇALIŞMA TELİF ESERİDİR İZİN ALMADAN  KULLANMAYINIZ  corumlu2000@gmail.com

    Önceki Sayfaya gitmek için tıklayınız

    Bir sonraki sayfaya gitmek için tıklayınız

     

     

     

     

    https://gurselyayin.com

     

     

     

     

     

     25KİTAP BAŞINA DÖNMEK İÇİN TIKLAYINIZ

    Önceki Sayfaya gitmek için tıklayınız

    Bir sonraki sayfaya gitmek için tıklayınız

    GEL DE SÖYLEME
                Bir öğleye doğru Bahçelievler birinci caddede bir motor gürültüsü ile uyandım. Balkona çıktığımda tam bizim evin önünde asfaltı testere ile kesen bir işçi çalışıyordu. İşçiye seslendim:
                -Delikanlı ne için asfaltı kesiyorsun? Dediğimde :
                -Karşı apartmanın gazı için. Cevabını aldım.
                Delikanlı o apartmanın gazı bağlandı,bir zahmet bahçesine baksan. Dediysem de dinlemedi. 1. caddenin asfaltını iki sıra boydan boya kesti ve koydu. On beş dakika sonra bir kepçe gelerek kesilen yeri kavlatmaya hazırlanınca tekrar ben:
                Usta, gaz içinse oranın gaz kutusu bağlandı. Asfaltı boşa kesmen! Dememe rağmen kepçeyi asfaltın kesilen yönüne çevirdi. Birkaç komşu da söylediler dinletemedik. Ustada Nuh dedi Peygamber demedi. Allahtan kazma işine tratuvardan başladı,birinci kepçe tamam,ikinci kepçe tamam,üçüncü kepçede yer hattından alınan elektrik kablosu sizlere ömür. Bende balkondan resim çekip kıs kıs gülüyorum. Neyse,elektrik kurumu arızası geldi,o sıra gaz işlerine bakan ekip geldi,komşularında gazcılara söylemeleri üzerine bir zahmet inerek bahçede bulunan gaz kutusunu gördüler ve 1. cadde asfaltı kazılmaktan kurtuldu.
                Şimdi iki çizgi halinde testere yarası ile yatmakta. Yarın yağışlar başlayacak,buradan asfaltın altı su alacak,o güzelim asfalt patır patır patlayacak.
                Olan vergileri verenlere olacak. Asfaltı yapanlar işini görecek, asfaltı satanlar kesesini dolduracak.
                Şimdi bana göre bu destere ile kesilen yere mucur sermeden önce yola dökülen eritilmiş asfalttan bir bahçıvan kovası ile kesilen asfaltın iç kenarı temizlenerek doldurulursa zannedersem asvaltın yarası kapanmış olur.
             

    Çorumlu 2000 Aylık Kültür Sanat Tarih Ve Edebiyat Dergisi Sayı: 78   25 Ağustos 2005

    BU ÇALIŞMA TELİF ESERİDİR İZİN ALMADAN  KULLANMAYINIZ  corumlu2000@gmail.com

    Önceki Sayfaya gitmek için tıklayınız

    Bir sonraki sayfaya gitmek için tıklayınız

     

     

     

     

    https://gurselyayin.com

     

     

     

     

     

     

     26KİTAP BAŞINA DÖNMEK İÇİN TIKLAYINIZ

    Önceki Sayfaya gitmek için tıklayınız

    Bir sonraki sayfaya gitmek için tıklayınız

    BİLMEK VEYA BİLDİRMEK İSTEMEZSENİZ SAYGI DUYARIM;ULAMADIĞINI SÖYLERSENİZ İTİRAZ EDERİM
    Mahmut Selim GÜRSEL

    DÜZELTİLMESİ UMUDUYLA

        17 Eylül 2005 tarihili gazetenizde Prof. Dr. Ahmet SAMSUNLU köşesinde:
        "Bugün bilgisayardan “Çorum Basını” hakkında bilgi bulmaya çalıştım. Ne yazık ki pek bir bilgiye rastlamadım. Bu nedenle benim hatırladıklarımı sizlere aşağıda aktaracağım. İnşallah birileri bu konuda Çorumla ilgili bilgileri bilgisayar ortamına girerler"
        Arayan her şeyi bulmak isterse bulur. Fakat aramadan aradım derse tabiiki hiçbir şey bulamaz. Birde bu bilginin Şu an başkanlığını şapan bir şahıstan ve üstelikte kendisine Anitta Otelde bizzat kendisine taktim ettirg "ÇORUM 1997" Adlı çalışmam da "ÇORUM BASIN TARİHİ:176-189 sayfaları arasında detaylı bulunmaktadır. Çorum Haberle ilgili 185. sayfada da:
        "17  Eylül1985 tarihinde “Çorum Haber Gazetesi” haftada  bir gün olarak yayım hayatına atıldı,sahibi Yaşar Yolyapar, genel  yönetmeni  Mehmet Yolyapar, sorumlu yazı işleri  Müdürü  Müslüm  Tunaboylu tarafından  yönetilen  gazete, Ankara İlk Öz Matbaasında basılmakta idi,5 Haziran1986 tarihinde gazete Çorum İstikamet Matbaasında üç sayı basıldıktan sonra,kendi  tesislerinde  günlük olarak basılmaya başlandı,gazete Beytaş Basım Yayın ve Ticaret A.Ş. adına Aydın Çırakoğlu genel yönetmen Mehmet Yolyapar,sorumlu yazı işleri Müdürü Müslüm Tunaboylu tarafından yayı mına devam etti,2 Ocak 1988 tarihinde aynı şirket adına sahibi Erturul Akkaya tarafından çıkartılan gazete, 9 Haziran 1989 tarihinde aynı şirket adına sahibi Feyyaz  Çetintürk, 22  Kasım  1993  tarihinde  aynı  şirket adına  sahibi  Nusret  Duran, 15 Nisan 1996 tarihinde aynı  şirket adına sahibi K. Battal’ı görmekteyiz,bu tarihe kadar genel  Müdür  olarak  Mehmet  Yolyapar’ın  görev  yaptığı gazete yayım hayatına devam etmektedir. <18>" bilgileri bulunmaktadır.
        Bu bilgiler ise 1998 tarihinden bu güne yayınlanmaktadı. Bu bilgileri kaynak belirtmeden yazdıkları için aşağıdaki serzeniş sitemde halen mevcuttur:
        "Çorum'da Basın ile 1997 tarihine kadar detaylı bir çalışma yapılmamıştı. 1991 Çorum İl Yıllığı için Valilik tarafından tarafıma verilen görev gereği "Bütün İl Halk Kütüphaneleri" ile "İlçe Halk Kütüphaneleri" ile 1991 tarihinde yaptığım yazışmalar neticesinde ortaya çıkan bu çalışmayı ÇORUM 1997 adlı çalışmamda güncelleyerek bastırmıştım.
        Burada bulunan bazı bilgiler;bazılarınca çalışmamı kaynak göstermeden kullanmaktadırlar. Bu bilgilere ulaşmaları için ya bütün ilçe kütüphanelerini teker teker gezmeleri,yada bu bilgileri hazır bularak ÇORUM 1997 isimli eserimden almaları gerekmektedir. Bu bilgileri kullanmalarına karşı değilim. Her ne hikmetse kaynak olarak da göstermemektedirler.  Mahmut Selim GÜRSEL "
        Yine adı geçen kitabımda 190-202 sayfalarında Çorum'da basılan gazete,dergi,kitapları sıralamaktayım.193 sayfada yine gazetenizin künyesi bulunmakta olup bu dizinde sitemde bulunmaktadır.
        Yine kitabımda Sayın Ahmet Samsunlu:için:
        "SAMSUNLU Ahmet 1937-<Çalışma Meclis Üyesi-Öğretim Görevlisi> 
        1937 tarihinde Çorum’da doğdu. 1963 tarihinde Yüksek İnşaat Mühendisi oldu. 1964 tarihinde iktisat bölümünde eğitim gördü,1968 tarihinde Hanover Teknik Üniversitesinde Doktorasını verdi. 1970-1971 ODTÜ öğretim görevlisi olarak çalıştı,1980-1981 tarihleri arasında Danışma Meclisi Üyesi olarak görev yaptı,1982-1983 tarihleri arasında İmar ve İskan Bakanlığı,1984-1986 tarihleri arasında Dokuz Eylül Üniversitesi Rektör Yardımcılığı ve öğretim üyeliklerinde bulundu. 100’ü aşkın bilimsel makalesi bulunmaktadır. " aynı bilgi sitemde de  Çoruma Hizmet Edenleri  S harfinde bulunmaktadır.
        Mehmet Yolyapar olarak Bu kitabın hazırlık aşamasında sizden bilgi aldığım kitabımın yukarıda gazeteniz hakkında bilgiledre isminizi zikrettiğim:
        ""YOLYAPAR Mehmet 1951- <Gazeteci-Siyasetçi> 
        1951 tarihinde Çorum’da doğdu. Çorum Lisesini bitirdi. 1970 tarihinde gazeteciliğe başladı. 1973 tarihinde Uyanış Gazetesini CHP Gençlik kolları Başkanı Sıfatıyla gazete sahipliğini üstlendi. 20 Ağustos 1974 tarihinde Ocak Dergisi sorumlu Yazı İşleri Müdürü,8 Nisan 1976 tarihinde Çorum Gazetesi sorumlu Yazı İşleri Müdürü,1975 tarihinde Ocak Dergisi yazı İşleri Müdürü,1980-1985 tarihleri arasında ticaretle uğraştı,Çorum Gazeteciler Başkanlığında bulundu,17 Eylül 1985 tarihinden bu güne kadar Çorum Haber gazetesi genel yönetimindi bulunmaktadır. " Aynı bilgi http://corumlu.com/corumahizmetedenler/index.htm   Y Harfinde bulunmaktadır.
        Bu kadar bilgi her için emekli olmadan Bakanlığın idare olarak tarafımızdan istediği bilgilere ek olarak Bütün ilçelere basılı materyaller içinde bilgi istediğim ve gazete,dergi,kitap araştırmasında da ilçelerimizi dahil ettim. Şu anda ve ileride hiçbir araştırmacı bu bilgileri edinmek için aylırcı bu konu için çalışamaz.
        Kitap hazırlamanın ne kadar zor ve meşakkatli bir işlem olduğunu herkes bilmektedir. Bari emeğe saygı göstermiyorsunuz, bulamadığınızı, göremediğihizi, rastlayamadığınızı cümleleriniz içinde kullanmayınız. Yada bildiklerinizi aynen saklamadan yayınlayınız.
        Gereğinin yapılmasını rica ederim.
        Aynen 19 Eylül günü sitemde de yayınlanacaktır.
     
    Mahmut Selim GÜRSEL 
    SİTEM : http://corumlu.com
    Özel yazışma corumlu200@gmail.com
    Tel ulaşım: Saat 13.30'dan sonra 90-542-362 2 078  
    Bu ileti şahsa münhasır olup;isminiz dışında geldi ise özür dilerim. 
    DİKKAT: Eğer Türkçe karakterleri göremiyorsanız; muhtemelen yazı ayarlarınızı yeni kota göre ayarlayınız . Görünüm/Dil kotlaması/Diğer/Unicode (UTF-8) Tıklarsanız karakterler düzgün gözükür

    Çorumlu 2000 Aylık Kültür Sanat Tarih Ve Edebiyat Dergisi Sayı: 79   25 Eylül 2005

    BU ÇALIŞMA TELİF ESERİDİR İZİN ALMADAN  KULLANMAYINIZ  corumlu2000@gmail.com

    Önceki Sayfaya gitmek için tıklayınız

    Bir sonraki sayfaya gitmek için tıklayınız

     

     

     

     

    https://gurselyayin.com

     

     

     

     

     

     27KİTAP BAŞINA DÖNMEK İÇİN TIKLAYINIZ

    Önceki Sayfaya gitmek için tıklayınız

    Bir sonraki sayfaya gitmek için tıklayınız

    ZAVALLI ARAŞTIRMACI !
                Birkaç kitabın ve periyodiğin adını yazarak Çorum Hakkında yazılanları yayınladığını zanneden arkadaşa da lazım olur bilgilenir diyerek o arkadaşa ithaf edilir. (aşağıda olanların pek çoğu  Çorum 1997 çalışmamda var. O  arkadaş bunları biliyor da her halde kendisine de hediye ettiğim halde 500 sayfa olduğundan okuyamadığından göremedi )
                Muhakkak benim de eksiklerim vardır. Yeni kitaplardan görmediklerim vardır.  Aşağıda bulunan kitapların tamamı tarafımdan incelenerek görülerek yazılmıştır. Görmediklerimi de yazamam. Eksiklerin tamamlanması için beni arayarak eserini gösteren arkadaşlar bilgi verirse sevinirim Internet’te bulunan sayfalarıma ilave ederim. Ustamın adı Hıdır;elimden gelen budur.
    Şaka bir tarafa böylece de kısa bir Çorum yayın hayatına alfabetik olarak göz atmış oluyoruz      
    Benim görüp bulabildiklerim:

    ADİL DÜZEN DİYE DİYE  RP’nin Çorum Dosyası ve Günlükler. Araştırma,Murat Acıpayamlı  Basım,Dizgi,Montaj Tuğra Lim.Şti. Çorum 1997,320 S.

    AKİSLER  Haftalık  Gazete  19 Nisan 1952  Sahibi Nuri Yavuzer  AJANS Anap harfli İlk Çorum  Gazetesi. Sahibi Abidin Efendi (Çetin)

    ALACA HÖYÜK Hamdi  Zübeyr Koşay, Ankara 1951.Türk T.K. Basım-evi Türk T.K. Yayınlanı Seri No:21,105S.35 Levha

    ALACA HÖYÜK HARFİYATI  1935  Çalışmaları  ve  Keşifler  Ait  Rapor. Remzi Arık Ankara 1937  Türk T.K. Basımevi, Türk T.K. Yayınları V Seri No:1 113 S.157 Şekil

    ALACA HÖYÜK KLAVUZU  Dr. Hamdi Zübeyr, Ankara  1965 Türk T. K. Basımevi, TC. Milli Eğitim  Bakanlığı  Eski Eserler Genel Müdürlüğü Seri:1 Sayı 16 30 S.

    AYLIK OKUL BÜLTENİ  1985 İnkılâp İlkokulu Adına Sahibi Murat Yurttan

    BELDE  Gazete  1985 Çorum Belediyesi Adına Sahibi Necdet Diken

    BIRAKIN TARİHİMİZ BİZE KALSIN Çorum  Ticaret  Odası  Karikatür  Yarışması   Albümü 1996  İstanbul Stil Mat. Çorum Valiliği ile Çorum Ticaret ve Sanayi Odası,48 S.

    BİN DOKUZ YÜZ SEKSEN DÖRT TURİZM ENVANTERİ  Çorum Turizm ve Tanıtma Brosu 1984 25S.

    BİR ANADOLU KENTİ İSKİLİP Fügen İLTER Ankara 1992 Türk Tarih Kurumu 1992 114 Sh. 18 plan 218 resim

    BİZİM İSKİLİP Gazete,15 Ocak 1970,Sahibi Adnan Babuççu

    BOĞAZKÖY REHBERİ Kurt  Bittel, Dönmez  Ofset  Ankara, Türkçe, İngilizce, Fransizca Boğazköy Müzesi,57 S.

    BOĞAZKÖY HATTUSAS Kurt  Bittel, W. Köhl Hammer,Verlag Stutgart 1952 Al-manca Boğazköy Müzese 179 S.

    BU GÜN GAZETESİ sahibi Ahmet Emiroğlu 1 Ağustos 1958

    COĞRAFYA,TARİH,KÜLTÜR DEĞERLERİYLE KARADANİZ BÖLGESİ İlker Çakan 1991.Eser Matbaası Samsun,174 S. (Çorum Bölümü 47 S.)

    ÇEKVA Çorum Evi Dergisi

    ÇİFTÇİYE HABER BÜLTENİ

    Dergi,Sahibi Tarım Orman ve Köyişleri Bak. İl Müdür-lüğü adına İmdat Aydostlu,Çorum İlkadım mat

    ÇABA DERGİSİ 1989 sahibi Sevim Sevici Çorum Kardeş Matbaası

    ÇEVRE DERGİSİ 3  Aralık 1992 sahibi  Çorum  Çevre Vakfı Adına Vali Mustafa Yıldırım.

    ÇİFTÇİYE HABER BÜLTENİ   1985 sahibi İmdat Aydostlu Çorum İstikamet mat .

    ÇORUM Osman Yalçın 1.Basım İstanbul 1961 Özyürek Yayın-evi, 60 S.  2. Basım 1968  Özyürek  Yayınevi 60+4 S. 3.Basım Özyürek Yayımevi 60+4 S

    ÇORUM Çorum  Valiliğince  Hazırlattırılmıştır, Baskı Ünal Mat. San.ve Tic.Ltd. 127 S.

    ÇORUM ADALET  GAZETESİ  25 Eylül 1992 sahibi Remzi Demirbaş

    ÇORUM AĞZINDAN DERLEMELER Tayyar Kerman Çekva Yayını :1 1997 İstanbul 142 S.

    ÇORUM AKTÜEL DERGİSİ 1997 Mayıs ,sahibi Ahmet Kaya

    ÇORUM ALTINIŞIK  18 Aralık 1992 Gazetesi  sahibi İsmail Çabuk

    ÇORUM ANA ANATOLİA PİCTURES Traugott Fuck,İstanbul Boğaziçi Üni. 1968 ,129 S.

    ÇORUM ANADOLU GAZETESİ Sahibi Şenay ILIMAN 2003 Haftalık Gazete

    ÇORUM BAROSU LİSTESİ 1981-1982 Çorum İstem Basımevi 47 S.

    ÇORUM BEDEN TERBİYESİ BÖLGE MÜDÜRLÜĞÜ SPORUNDE 50.YIL 1923 -1973 Çorum Beden Terbi-yesi Bölge Müdürlüğü 26 S.

    ÇORUM BELEDİYESİ DERGİSİ 1994  Prof. Dr. Arif Ersoy

    ÇORUM BELEDİYESİ HİZMET REHBERİ  Çorum  Belediyesi  Eğitim  ve Sosyal İşler Md. Yayınları 1.  Bilge Yay.Or.Ltd.Ştd. 1995 88S.

    ÇORUM 1990  Baskı Desen Matbacılık Ldt.Sti. 180 S.

    ÇORUM 1997 Mahmut Selim Gürsel Ağustos 1997 Ankara,540 S.

    ÇORUM ÇANKIRI KIRSAL KALKINMA PROJESİ DE ĞERLENDİRME RAPORU TC.Gıda Tarım ve Hayvan cılık Bakanlığı Çorum Çankırı Kırsal Kalkınma Projesi Md. Ankara 1976 ,3+101 S.

    ÇORUM ÇANKIRI KIRSAL KALKINMA PROJESİ DE ĞERLENDİRME RAPORU TC.Gıda Tarım ve Hayvan cılık Bakanlığı Çorum Çankırı Kırsal Kalkınma Projesi Md. Ankara 1976 ,111+101 

    ÇORUM ÇANKIRI KIRSAL KALKINMA PROJESİ SOSYO-EKONOMİK YAPI RAŞTIRMASI AİLE BAŞKANLIĞI SORU KAĞIDI1976 37.S

    ÇORUM ÇEVRESİNDE BULUNAN ESKİ TUNÇ ÇA-ĞI ESERLER   Prof. Dr. Tahsin  Özgüç  Belleten Dergisi Cilt MLIV Sayı 175

    ÇORUM EVLİYALARI “Teskire-i Makamat” 1997 Çorum Belediyesi Eğitim ve Soyal işler Müdürlüğü Yayınları Ekrem Erkoç 59+2 S.

    ÇORUM GENEL NÜFUS SAYIMI 26 Ekim 1975  Ankara 1979 D. İst. Enstitüsü Mat. XII+44 S.

    ÇORUM GENEL NÜFUS SAYIMI 26 Ekim 1980  Ankara 1979 D. İst.Enstitüsü Mat. XIII+86 S.

    ÇORUM  2003 Mahmut Selim GÜRSEL  Çorum Tarih ve Coğrafyası 36 S.

    ÇORUM İLİ TOPRAK KAYNAĞI ENVANTER RAPO-RU   1972 Toprat Etütleri ve Haritalama Dairesi Arazi Tasnif  Fen  Heyeti   Müd. Köy İşleri Bakanlığı Toprak Su Genel Müd. Yay. 275 S.

    ÇORUM İL YILLIĞI 1967 Ankara Bilgi  ve Dönmez Basımevi 6+344S 53 Resim ve Grafik

    ÇORUM İL YILLIĞI 1973 Cumhuriyetin 50.Yılında Çorum,Ankara 1973 Ayyıldız Mat. 385 S.

    ÇORUM 1980 İLİ GENEL SANAYİİ ve İŞ YERLERİ SAYIM SONUÇLARI   Başbakanlık  Devlet    İstatistik Enstitüsü IX+60 S.

    ÇORUM EKSPRES GAZETESİ 15 Ağustos 1967,sahibi Reşat Narok

    ÇORUM EVİ ÇEKVA  sahibi Prof. Dr. Turan Ilgaz

    ÇORUM GAZETESİ 1 Mayıs 1921 İl Meclisi Adına,

    ÇORUM GAZETESİ 1 Şubat 1972 Aydın Kalelioğlu Çorum Basımevi

    ÇORUM HABER GAZETESİ 17 Eylül1985 sahibi Yaşar Yolyapar

    ÇORUM HAKİMİYET GAZETESİ 1 Şubat 1991 Sahibi Mustafa Ilıca

    ÇORUM HALKEVİ BROŞÜRÜ Çorum Vilayet Matbaası1933 40 sayfa

    ÇORUM İÇİN NE YAPILSA AZDIR Dört Yılda Benim Yapabildiklerim A.Adnan Türkoğlu 1997

    ÇORUM İLİ ÇEVRE DERGİSİ Sahibi Mustafa Yıldırım

    ÇORUM  İLİ  HALK OYUNLARI KIYAFETLERİ TEK-NİK ÇİZİMLERİ  Yener ltuntaş, Mücella Kahveci, Yücel Şahin Kültür Bakanlığı Halk kütüphaneleri Araştırma ve Geliştirme Genel Müd. Kültür Dizisi 13, 1996

    ÇORUM İLİ TOPRAK KAYNAĞI Köy İşleri Bak. Toprak Su Genel Müd. Yayınları 27S.

    ÇORUM İLİ TRAFİK KAZALARI ve FAALİYET İSTATİSTİĞİ Çorum  Valiliği  Emniyet  Müd. 1983    Çorum İstem Basımevi

    ÇORUM JEOLOJİK VAZİYETİ HAKKINDA MUHTURA Dr. E. Lahn Daktilo,3 sayfa,1 Harita.

    ÇORUM KIRAÇ KOŞULLARINDA NADAS BUĞDAY EKİM  NÖBETİ  ARASINDA  ARPA  VE  TEK YILLIK BAKLAGİL KARMALARINDAN GÜZLÜK ve YAZLIK EKİM YÖNTEMİYLE OT ÜRETİMİ Dr.Ali Tan Ankara 1984 31 S.

    ÇORUM KOÇBEY Hüseyin,Ertuğrul Şahinci Ank. Arsan Mat.1984 144 S.

    ÇORUM   KÖY   ENVANTER   ETÜTLERİNE  GÖRE ÇORUM 19 Yarıaçık   Cezaevi  Matbaası .  Köyişleri Bakanlığı Yayını,168+X S.

    ÇORUM KUŞSARAY Dr, Hamit  Zübeyr  Türk  Antolojisi  Dergisi    Sayı 15-111966 dan Tıpkı Basım Ankara  Türk  Tarih Kurumu Bas. 89+97 S.

    ÇORUM LİDER GAZETESİ 27 Şubat 1995 Beyler Ltd. Şir. sahibi Kemal Sünnetçi

    ÇORUM  MAARİF  HAYATI  HAKKINDA  BAZI NOT-LAR  M.İhsan Sabuncuoğlu Çorum 1945 İl Bası.48 S.

    ÇORUM  MERKEZ  AHMETOĞLAN  KÖYÜ  HİDRO-ELEKTRİK SANTRALİ Köy İşleri Bakanlığı YSE. Ge-nel  Md. No :126  Grup No:4 1972 Şenyuva Mat.14 S.

    ÇORUM MESLEK OKULU 100.YIL ÖZEL SAYISI  1981 Çorum Meslek Yüksek Okulu

    ÇORUM OLAY GAZETESİ 1986  sahipleri Kadir Serdaroğlu ve Muammer Avcı Çorum İlkadım bs

    ÇORUM 19  Şahinci Kitapevi Yayınları,Ertuğrul Şahinci.

    ÇORUM ORTA ANADOLU’DA TOPLU TONUT UY-GULAMASI İÇİN KENT ÖLÇEKLERİNDE ÇALIŞMALAR Altuğ Çinici Ankara 1973 Ajans Türk Mat. Sanayi 13+227 S.

    ÇORUM SANAYİİ VE MESLEKLER REHBERİ 1996 Çorum Deniz Reklam 125+70

    ÇORUM SANAYİ VE MESLEKLER REHBERİ 1997 Karadeniz Reklam 67+59 S.

    ÇORUM  STUDİES  AT  NATİONAL URBAN SCHES FOR A HOUSİNG PROJENT İN CANTRAL ANATO-LİA   Altuğ Çinici ankara 1976 Ajans Türk Matbaacılık Sanayi 36 S.

    ÇORUM  TARİH VE COĞRAFYASI 2003 M. Selim GÜRSEL Çorum Tarih ve Coğrafyası 36 S.

    ÇORUM  TARİH VE COĞRAFYASI Nazmi Tuğrul Çorum Vilayet Matbaası 1921  65 S.

    ÇORUM TARİHİ Tayyar Anakök Çorum,Daktilo,176 S.

    ÇORUM TARİHİ 1985 Çorum Hitit  Fes. Komitesi,Ortadoğu Teknik Üniversitesi Öğretim Üyeleri,284 S.

    ÇORUM TARİHİNE AİT DENEMELERİM M. İhsan  Sabuncuoğlu 1.  kısım 1972 Kardeş Mat.83S.

    ÇORUM TARİHİNE AİT DENEMELERİM M.İhsan Sabuncuoğlu 2.Kısım 1973 Kardeş Mat.187  

    ÇORUM TİCARET VE SANAYİ GAZETESİ 1 Şubat 1983 sahibi Vahit Benderli

    ÇORUM TİCARET VE SANAYİ ODASI KATALOG 1995 Çorum Tic. ve San.Od.ile SG.Dış Ticaret Ltd.Ş.

    ÇORUM TOPLU OCAK 1980 Sahibi Ümit Leblebici Ankara Mine Ofset

    ÇORUM  TÜM  ÖĞRETMENLER BİRLEŞME DAYANIŞMA  DERNEĞİ  ÇORUM ŞUBESİ KONGRE ÜZERİNE GÖRÜŞLERİMİZ Ankara 1977 30 S.

    ÇORUM TÜRKİYE CUMHURİYETİ KÖY İŞLERİ BAKANLIĞI  SU  VE  ELEKTRİK  ÇORUM  GRUP  KÖY YOLLARI,Teksir

    ÇORUM    TÜRKİYE   CUMHURİYETİ   KÖY  İŞLERİ BAKANLIĞI SU VE ELEKTRİK ÇORUM GRUP KÖY YOLLARI PLANLANMASINDA ÇORUM İLİ Ankara 1969 YSE. Ofset

    ÇORUM  TÜRKİYE   TİCARET   ODALARI  SANAYİ ODALARI VE  TİCARET  BORSALARI BİRLİĞİ 100. YILDA  ÇORUM  TARİHİ  EKONOMİK  ve   SOSYAL YÖNLERİYLE ADRES REHBERİ Ankara 1981 Ajans Türk Matbaası 195 S.

    ÇORUM VE KARADENİZ BÖLGESİ Osman Yalçın 1984 İstanbul Özyürek Mat. 78+1 S.

    ÇORUM VE YOZGAT KÜTÜPHANELERİNDEN BAZI MÜHİM ARAPÇA YAZMALAR Ahmet Ateş 1959 Osman Yalçın Matbaası 32 S.

    ÇORUM ve TARIM 1994 127 S.

    ÇORUM VİLAYETİ TEKNİK ZİRAAT TEŞKİLATININ 1954  YILI FAALİYET  RAPORU  VE  1 955  YILI   İŞ PROGRAMI TC. Çorum Valiliği Teknik Ziraat Müdürlüğü Ankara 1955 Türkiye Mat. Ve Gazetecilik AO. Ye-ni Matbaası 35 S.

    ÇORUM VİLAYETİNDE BİR TEKNİK RAPOR Rahmi Kören Daktilo,12 S.

    ÇORUM YAPI MALZEMELERİ ve MAHALLİ ŞART-LARI1969  Bayındırlık  Bakanlığı  Yapı  ve İmar İşleri Reisliği  Araştırma ve Geliştirme Dairesi Mahalli Şartlar Fen Heyeti Müdürlüğü Teksir,2+145 S.

    ÇORUM YEMEKLERİ Selma GÜRSEL Gürsel Yayınevi Kaynak Eserleri :5 104 Sayfa 2005 Merhaba Ofset Çorum 

    ÇORUM YÜKSEK  TAHSİL  GENÇLİĞİNİ  KORUMA BİRLİĞİNİN ANA TÜZÜĞÜ Çorum Tahsil Gençliğini Koruma Derneği Ankara 7 S.

    ÇORUM’DA CUMHURİYETİN ON BEŞ YILI İstanbul Resimli Ay Matbaası 110+81 S.

    ÇORUM’DA YATAN MEŞHUR YATIRLAR Teskire-i Makamat Kaynak Eserler Dizisi Mahmut Selim Gürsel 1987 İstikamet Matbaası 5+127+10 S.

    ÇORUM’DAN DERLENEN MANİLER Eşref Ertekin Çorum 1971 Yeni Basımevi 122+4 S.

    ÇORUM’DAN SESLER 38 ŞAİR 139 ŞİİR Çorum 1959 Yeni Adım Matbası 210 S.

    ÇORUMLU DERGİSİ  938 Çorum Halkevi Halkevi Başkanı Bedri Bilginer Çorum  İl Basımevinde

     ÇORUMLU 2000 AYLIK KÜLTÜR SANAT TARİH VE EDEBİYAT DERGİSİ

    1998 Çorum Gürsel Yayınevi Sahibi 63 Sayı basıldı ve Internet’te yayınlandı 64-71 Internet’te http://www.corumlu.com yayınlanmakta Mahmut Selim GÜRSEL

    ÇORUMLU PİYESİ Nazmi Tombuş Çorum Vilayet Matbaası 1945 18 S.

    ÇORUMLU TEKE TEK GAZETESİ Mahmut Selim GÜRSEL Çorum 2002 

    ÇORUMLUYA ÇAĞRI FİKİR VE MEMLEKET DER-GİSİ 1 Şubat 1962 sahibi Yüksek Tahsil Talebe Cemi yeti Ankara Şubesi  

    ÇORUM’UN COĞRAFİ VAZİYETİ Çorum Maarif Müdürülüğü 1932 50 S.

    ÇORUM’UN SESİ GAZETESİ 6 Ağustos 1968,Sahibi Cemal Ercan Samsun Demok-rasinin Sesi Matbaası

    ESNAFTAN AKİSLER GAZETESİ 1954 sahibi Esnaf Der. Başkanlığı Çorum İl Bas.

    FİKRET GAZETESİ 1925 Suheyb Rumi ( Karafakioğlu)

    FRÜHE KARAMİK VO BOĞAZKÖY Wınfried Orthmenn Verlag Gabr Menn Berlin Alman-ca Boğazköy Müzesi 1963 51 S.

    GAZİ ÜNİVERSİTESİ ÇORUM İLAHİYAT FAKÜLTE-Sİ  ÖĞRENCİ DERGİSİ 1996  sahibi Aytekin Özel,

    GEÇMİŞTEN  GÜNÜMÜZE  KAYMAKAM GÖZÜYLE ORTAKÖY GERÇEĞİ  ANILAR  Kaymakam   Yılmaz Arslan 1994 Kaymakamlık Hiz. Birliği Yayını 270 S.

    GERÇEK  GAZETESİ 1976 sahibi Orhan Uysal

    GÖNÜLDEN DAMLA DAMLA 1994-1995 Çorum Atatürk Lisesi Öğrenci Şiirleri Anto lojisi 1995 Aydın Ofset

    GÜZEL OSMANCIK GAZETESİ 9 Nisan 1979 sahibi Kadir Fındık

    HABERDEN HABERE ÇORUM 19 GAZETESİ 1986 sahibi İlhami Ilıman

    HALKIN SESİ HAKKIN SESİDİR GAZETESİ 11 Ekim 1957 sahibi Osman Eftekin

    HİTİT GAZETESİ Alaca’da 1 Eylül 1972 sahibi Semahat Çakar,Çorum İstikamet Matbaası

    HÜR ÇORUM GAZETESİ 4 Ağustos 1952,sahibi Akif Leblebici

    HÜR YOL GAZETESİ 10 Mayıs 1955 sahibi Akif Leblebicioğlu

    İDRAK DERGİSİ 1989 sahibi  Yahya Acar Çorum Aydın Basımevi

    İĞDELİ GELİN SANAT VE KÜLTÜR DERGİSİ 1 Ocak 1969 Halk Eğitim Baş. adına sahibi Hayrettin Koyuncu,Çorum Yeni Gün Matbaası

    İLİMİZ 19 Rahmi Beşikçi-M. Recep Beşikçi 1977 Ankara Bahar Matbaası 126 S.

    İSKİLİP DERGİSİ 1947 H. Ilgaz  İskilip Halkevi Çorum Basımevi

    İSKİLİP DOLMA GECESİ İskilip Yüksek Yahsil ve Yardımlaşma Derneği

    İSKİLİP GAZETESİ SAHİBİ Ali Genç Şener Matbaası

    İSKİLİP GECESİ Özel Sayı,İskilip Yük.Tahsil ve Yardımlaşma Derneği.

    İSKİLİP HALK EĞİTİM BÜLTENİ 1 Kasım 1976 Halk Eğitim Merkezi Müdürlüğü adına sahibi Mustafa Bilir

    İSKİLİP’İN SESİ GAZETESİ 4 Ağustos 1987  sahibi Recep Gökçe An.Ercan Mat.

    İSKİLİP’TEN SESLER DERGİSİ  23 .4.1951sahibi M.Şakir Kuran Ankara Çankaya Mat

    KALKINMADA ÇORUM MODELİ Ziya Baydur Çorum Belediyesi Yayımları 2. 1997

    KİLİM DERGİSİ  Nisan 1997 sahibi Mustafa Kaçmaz,

    KOPARAN GAZETESİ 10 Ocak 1972 Çorum Anadolu Basımevi sahibi Mehmet Balaban

    KÖYLÜNÜN SESİ 6 Mayıs 1972 Sahibi Atıf Leblebicioğlu

    KURTULUŞ DERGİSİ  1Nisan 1926 Çankırı matbaasında muallimler birliği

    KURTULUŞ YOLU Çorum Vilayet Matbaası 1927 Arap Harfli Türkçe İskilip Halk Kütüphanesi

    KÜLTÜR VE SANATTA ÇORUM’UN SESİ Sahibi Aydın Yürüten Otağ Matbacılık Koll.Şti.

    MAARİF HAYATI HAKKINDA BAZI NOTLAR İhsan Sabuncuoğlu Çorum İl Basımevi1945 48 s

    MADIMAK GAZETESİ 12 Şubat 1972 Halkevi Başkanı Müslüm Tunaboylu

    MENAKIB-I KOYUN BABA  Mahmut Selim GÜRSELGürsel Yayınevi  Kaynak Eserleri Dizini :4 -160 Sh. Merhaba Ofset 23/7/2004

    MERHABA ÇORUM GAZETESİ 5 Mayıs 1992sahibi  Şahin Örgel

    MERZİFON GAZETESİ 18 Şubat 1957 Sahibi Akif Leblebicioğlu

    MESAJ GAZETESİ Mayıs 1992 sahibi R. Ufuk Ertekin

    MESLEKİ KÜLTÜR DERGİSİ Çorum Meslek Okulu Adına İrfan Çağlar

    OBJEKTİF GAZETESİ Temmuz 1996 sahibi L.Sevinç Acıpayamlı

    OBJEKTİF DERGİSİ 1997 Sahibi L.Sevinç Acıpayamlı

    OCAK DERGİSİ 1975 Maden İş Sen. sahibi Mehmet Kocatüfek

    14.YÜZYILDAN GÜNÜMÜZE ÇORUMLU ŞAİRLER Abdullah Ercan 1991,Hitit Festival Komitesi 525 S.

    ORTAKÖY GAZETESİ 1993 Sahibini Ortaköy Kaymakamı Yılmaz Aslan

    OSMANCIK Gazetesi 1966 Öğretmenler Sendikası  

    OSMANCIK SESİ GAZETESİ 23 Ocak 1989 sahibi Muttalip Karakaş

    ÖZEL İDARE DERGİSİ GELİŞEN ÇORUM 17 Haziran 1993  Vali Yardımcısı Metin Demirtaş

    SARI ÇİĞDEM ŞİİR DEFTERİ Gürsel Yayınevi 2002 Şiir Dergisi

    SUNGURLU POSTASI GAZETESİ 13.12.1966 Sahibi Vahit Malkoç Sungurlu Malkoç Mat

    SUNGURLU MİLLİ EĞİTİMİN SESİ DERGİSİ 1996 Sahibi Ömer Lütfi Çırak

    SUNGURLU’NUN SESİ GAZETESİ 1970 Sahibi Muammer Özel Sungurlu Hitit Matbaası

    ŞİRİN OSMANCIK GAZETESİ 25 Haziran 1985 Sahibi Mustafa İnce

    ŞU BİZİM ÇORUM (Devane Hatıraları) Mustafa Özçatalbaş 1996 152 S.

    TERAKKİ POSTASI GAZETESİ 28 Mayıs 1956 Sahibi Muzaffer Çağlayan Çorum İl Bas

    TESKERE-İ MAKAMAT Ali İzzet Efendi Arap harfli Matbu 46 S.

    TOPLU DERGİSİ 1990,sahibi Birlik Ajans

    ULUSLARARASI 1. HİTİTOLOJİ KONGRESİ BİLDİRİLERİ Ünal Ofset Ankara 253 S.

    UYANIŞ GAZETESİ  1973 CHP gençlik kolları Baş.  Mehmet Yolyapar

    VURGU GAZETESİ 13 Ağustos 1975 İskilip Sahibi Kemal Beşikçi

    YAZILIKAYA Kültür ve Sanat Dergisi Çorum Haber Gaz eki 1966

    YENİ ADIM GAZETESİ sahibi Ahmet Küreli 1 Mayıs 1955

    YENİ ÇORUM GAZETESİ  sahibi,Cahit Angın29 Ağustos 1951

    YENİ GÜN GAZETESİ 3 Ocak 1966 sahibi Ahmed Emiroğlu Çorum Yeni

    YENİ UFUK GAZETESİ 20 Haziran 1973  Sungurlu  sahibi  Memduh  Karataş Sungurlu Yeni Ufuk Matbaası

    YENİ VE İLERİYE ÇORUM GAZETESİ 19 Mayıs 1962 sahibi Mehmet Şahinci ve Mustafa Karakaşlı Yeni Çorum Matbaası

    YEŞİL  BELDE  İSKİLİP BELEDİYESİ HABER BÜL-TENİ  11 Nisan 1988 Mustafa Çalık

    YEŞİL İSKİLİP DERGİSİ 4 Ocak 1969 İskilip Yüksek Talebe ve Yardımlaşma Derneği adına Dr. A. Alpaslan

    Çorumlu 2000 Aylık Kültür Sanat Tarih Ve Edebiyat Dergisi Sayı: 80   25 Ekim 2005

    BU ÇALIŞMA TELİF ESERİDİR İZİN ALMADAN  KULLANMAYINIZ  corumlu2000@gmail.com

    Önceki Sayfaya gitmek için tıklayınız

    Bir sonraki sayfaya gitmek için tıklayınız

     

     

     

     

    https://gurselyayin.com

     

     

     

     

     

     

     28KİTAP BAŞINA DÖNMEK İÇİN TIKLAYINIZ

    Önceki Sayfaya gitmek için tıklayınız

    Bir sonraki sayfaya gitmek için tıklayınız

    DÜNYANIN ÇİVİSİ ÇIKTI
                Son iki ay içerisinde;dünya meteoroloji olaylarının ne gibi zararlara meydan verdiğini düşündüğümüzde,konu başlığımıza gayet uygun olduğunu görürsünüz.
                Biraz hafızamızı yoklarsak meteoroloji olaylara biz insanların yanlış hareketlerimiz ve bilinçsiz tabiata müdahalelerimizin sebebiyet verdiğini görebiliriz.
                Bizler artık,beğenmediğimiz toprakları kendi görüşümüze göre sulamakta,verimler almaya çalışmaktayız. İstediğimiz akarsuyun önüne setler çekerek tabiatın gerek görmediği yapay göller yapıyoruz. Dikkat etmeyerek ekilebilen arazilerimizi çeşitli yanlışlıklarla çöle çevirmeye aday yerler haline getiriyoruz.
                Dünyamızın akciğerleri olan ormanları birkaç kuruş menfaat karşılığı,kesiyor,yakıyor bir daha yerine gelmeyecek şekilde yok ediyoruz.
                Şimdi;şapkamızı önümüze koyarak düşünelim. Havanın yani meteorolojik olayların değişmesini çok görmeyelim. Kendi yaptıklarımızın cezasını bizler çekiyoruz. Dünyada bazı ülkelerde sel,bazı ülkelerde ise kuraklı almış başına gidiyor. TV belgesellerinde buzulların büyük bir hızla eridiğini,normal kış yağışlarının olmadığını,hava sıcaklıklarının normalin üzerinde seyrettiğini izliyoruz.
                Evet. Bu meteorolojik olaylar bizlere bazı şeyleri söylüyor fakat biz her halde bu konuşmayı anlayamıyoruz.

    Çorumlu 2000 Aylık Kültür Sanat Tarih Ve Edebiyat Dergisi Sayı: 80   25 Ekim 2005

    BU ÇALIŞMA TELİF ESERİDİR İZİN ALMADAN  KULLANMAYINIZ  corumlu2000@gmail.com

    Önceki Sayfaya gitmek için tıklayınız

    Bir sonraki sayfaya gitmek için tıklayınız

     

     

     

     

    https://gurselyayin.com

     

     

     

     

     

     29KİTAP BAŞINA DÖNMEK İÇİN TIKLAYINIZ

    Önceki Sayfaya gitmek için tıklayınız

    Bir sonraki sayfaya gitmek için tıklayınız

    GEL DE GÖRMEMEZLİKTEN GEL
    Gözüme çarpan bazı görüntüleri sizlerle paylaşmak istiyorum.
    Bildiğiniz gibi Bahçelievler 1. cadde gaz borularının döşenmesinden kazıldı, döşendi, kapatıldı. Sıkıntılarını hep birlikte çektik, nimetinden faydalanıyoruz sonra,1.caddenin ortasından geçen atık su büzleri yapıldı, bunların üzeri kapanmadan yağan ilk yağmur suları ile yarı yarıya toprakla doldu, böylece üzerleri kapatıldı. Bizim bulunduğumuz yere çok güzel bir asfalt döküldü. Geçen sayı bir yanlışlık eseri bu yeni asfalt kesildi, Allah’tan kaldırım tarafından kazmaya başladılar elektrik kablosunu kopardılar da yaptıkları yanlışlığı gördüler.
    Şimdi ise elektrik direkleri için hatlar kazıldı, iki taraflı panolar konuldu, elektrik direkleri dikildi. O güzelim asfalt yine boydan boya açıldı kesildi ve yamanarak kapatıldı.
     
    Acaba diyorum; bu alt yapı için kazılan bu sokakların ne günahı var; her ay başka bir hizmet için buraların açılıp kapatılmasına hiçte gerek olmayacak bir altyapı yapılamaz mı? Misal; atık su boruları döşenirken birinci cadde yaklaşın iki buçuk metre derinliğinde kazıldı ve büzler döşendi. Bu kazı alanının eni yaklaşık iki metreye yaklaştı. Kazı yapılırken bu ebat biraz daha fazla tutulsa. Kazılan yerin eni iki buçuk metre tutulup altı, kenarları ve üstü beton ile kapatılsa. Yapılan bu menfezin alt kısmından atık su ve lağım akıtılsa, kenarlarına da her apartmanın girişine yakın çıkış verilse. Elektrik, su, doğalgaz, telefon boruları monte edilse, arızalarda veya eksim alt yapılarda bu caddenin bir başından girilecek yer bırakılarak buralara bu eksiklikler monte edilse, halkın ve trafiğin bir kere rahatsız olması ile önlenemez mi?
     
     
    Bu ayın ikinci gel de görmesi ise Resmi bir dairede kitaba verilen kıymetin görüntüsü bulunmaktadır. Resmi çekerken kitaplarla ilgili bir bakanlığımızın şube müdürü yanımdaydı. Aramızda geçen konuşma ise gayet orijinaldi:
    -Bakın bunlar Resmi Gazete, ciltlenmiş, fakat gelişi güzel buraya atılmış. Dedim
    -Bizim müdürlüğümüze ait değil. Cevabını aldım. Bende:
    -Sizin bakanlık bu işlere bakmıyor mu? Dedim ve devam ettim. En azından bu kurumun müdürüne kaldırılması için söyleyebilirsin. Dedim.
     

    Çorumlu 2000 Aylık Kültür Sanat Tarih Ve Edebiyat Dergisi Sayı: 82   25 Aralık 2005

    BU ÇALIŞMA TELİF ESERİDİR İZİN ALMADAN  KULLANMAYINIZ  corumlu2000@gmail.com

    Önceki Sayfaya gitmek için tıklayınız

    Bir sonraki sayfaya gitmek için tıklayınız

     

     

     

     

    https://gurselyayin.com

     

     

     

     

     

     30KİTAP BAŞINA DÖNMEK İÇİN TIKLAYINIZ

    Önceki Sayfaya gitmek için tıklayınız

    Bir sonraki sayfaya gitmek için tıklayınız

    YANLIŞ HESAP BAĞDAT'TAN DÖNER DERDİK;YANLIŞ BİLGİ NEREDEN DÖNER?
    Bizlerin artık görevleri neler olmalı diye düşünürken; bazı taraftar ve bilgi eksiklikleri nedeni ile ilimize ait yanlış bilgilerle dopdolu birçok bilgi etrafta dolaşmaktadır.
    Bu bilgilerin pek çoğu araştırılmadan, bazı gerçekler saklanmak üzere olduğunu düşündürecek boyutları bulmakta.
    İlimizi tanıtan ÇORUM VALİLİĞİ ve ÇORUM BELEDİYESİ yemekler bölümünde her ne hikmetse UN HELVASI ile KARAÇUVAL helvasını karıştırmışlar. Bu sitelerde de aynen yayınlanmaktalar.
    Un helvası sitemde tanımı eşim tarafından hazırlanan sayfalarda bulunmaktadır. Ayrıca Karaçuval helvası da bu günkü diyet yapma modasına uygun olarak, iki beyazın kullanılmaması ile de tatlı ihtiyacını karşılayan bir helva çeşididir. Burada birinci beyaz olarak yağ maddesi bu helvada un kavurma da dahil olarak kullanılmamaktadır. İkinci beyaz şeker ise bu tatlıda hiç kullanılmamaktadır. Tatlandırıcı olarak kara pekmez olmazsa bu tatlı olmaz. Üçüncü beyaz ise bu tatlıda kullanılmasına karşın iyice bir kapta yağsız kavrulduğundan unda bulunan pek çok şişmanlatıcı unsurlar daha az faydalı hale getirilmektedir.
    Aşağıda bulunan bilgi ile Çorum’un Karaçuval helvasının hiçbir ilişkisi yoktur.
    Valilik sitesinde bulunan tarif:
    Karaçuval Helvası: Un,  tereyağı,  pekmez şekerden yapılır.  Un tavada rengi koyulaşıncaya kadar karıştırılarak kavrulur, koyulaşınca tereyağı ilave edilip iyice yedirilir.  Kara pekmez,  toz şeker,  ceviz içi ve soğuk su birbirine karıştırılıp unun üzerine dökülür.  İyice karıştırılıp yumurta büyüklüğünde parçalar yapılır ve üzerine isteğe göre hindistan cevizi dökülür.
    Çorum Belediyesinin sitesinde Çorum'un Eski Mutbah ve Yemekleri bölümünde de şu bilgi veriliyordu. Yalnız bu bilgi şu anda sitede gözükmemekte. İnşallah bu saçma tarifi kaldırırlar.
    “20. Karaçuval helvası:Bira/ yağ ile un kızartılır. Pekmez ilâve siyle helva hâline getirilir. Sıkılarak küçük topaklar yapılır. Bu sitede her ne ise BİRA ilave edilmiş.”
    Çorum Kültür Müdürlüğü sitesinde de: Fazladan: “Karaçuval Helvası : Un,  tereyağı,  pekmez şekerden yapılır.  Un tavada rengi koyulaşıncaya kadar karıştırılarak kavrulur, koyulaşınca tereyağı ilave edilip iyice yedirilir.  Kara pekmez,  toz şeker,  ceviz içi ve soğuk su birbirine karıştırılıp unun üzerine dökülür.  İyice karıştırılıp yumurta büyüklüğünde parçalar yapılır ve üzerine isteğe göre hindistan cevizi dökülür.” Bu sitede de Hindistancevizi ilave edilmiş.
    Çorumlu 2000 Aylık Kültür Sanat Tarih Ve Edebiyat Dergisi Sayı: 83   25 Ocak 2006
     

    BU ÇALIŞMA TELİF ESERİDİR İZİN ALMADAN  KULLANMAYINIZ  corumlu2000@gmail.com

    Önceki Sayfaya gitmek için tıklayınız

    Bir sonraki sayfaya gitmek için tıklayınız

     

     

     

     

    https://gurselyayin.com

     

     

     

     

     

     31KİTAP BAŞINA DÖNMEK İÇİN TIKLAYINIZ

    Önceki Sayfaya gitmek için tıklayınız

    Bir sonraki sayfaya gitmek için tıklayınız

    BU ÇALIŞMA TELİF ESERİDİR İZİN ALMADAN  KULLANMAYINIZ  corumlu2000@gmail.com

    Önceki Sayfaya gitmek için tıklayınız

    Bir sonraki sayfaya gitmek için tıklayınız

     

     

     

     

    https://gurselyayin.com

     

     

     

     

     

     

     32KİTAP BAŞINA DÖNMEK İÇİN TIKLAYINIZ

    Önceki Sayfaya gitmek için tıklayınız

    Bir sonraki sayfaya gitmek için tıklayınız

    BİZE NELER OLUYOR?
    Bu günlerde küçükler büyükleri,büyükler küçükleri sevmiyorlar. Sevgileri adeta bir nefrete dönüştü. kuşak farkı görüşlerden artık vazgeçtim,SAYGI denilen şey kalmadı.
    Sizce bunların nedenleri nelerdir ?
    Kabahat büyüklerde mi; Küçüklerde mi ?
    İnançsızlığa itilmekte mi ?
    Sadece bu dünyayı düşünmekte mi ?
    Sizce bunların dışındaki etkenler var mı ?
    Kabahat hepimizde. Dünya nimetlerini daha fazla kazanmak ve dünyada daha refah yaşadığımızı zannederek güzel gözüken görünümlere kanmamız değil midir ? bu geçici hayatın müreffek ve modern yaşamını almamıza karşı değilim. Sadece para kazanma hırsımız ve “Helal haram ver Allah’ım;çoluk çocuk yer Allah’ım” felsefesini benimsememizden bu sıkıntılara girdiğimizi düşünememekteyiz.
    Bu sıralarda çok yoğun olan ve geçmiş iktidarların yanlışlığının semeresi gözüken AT  yavrumuz büyüyerek gelişti. AT yavrumuzun artık kundaktan çıkarak serpilmeye başlaması birkaç on yılı buldu,artık yürüyor,konuşuyor. Fakat AT yavrumuzun başka AT ülkelerinde dolaşıp iş araması kısıtlı. Belki 2020 yıllarında yani birkaç on sene sonra AT yavrumuzun kendi çıkarlarını arayabilecek yaşa gelecek mi ? Zannetmiyorum. Çünkü AT yavrumuzu bizler laf salatası ile büyüttük,bilgi eksikliği ile emzirdik,kapalı kapı arkası lapaları yedirdik. AT yavrumuz da anlayamadı,gelişemedi,fikir beyan eder duruma gelemedi.
    Nedir bu AT yavrusu derseniz,bir zamanlar kurucusu olduğumuz AT a Yunanistan’la gireme teklifini ret ettiğimiz zamanlar kundakta olan Avrupa Topluluğu’dur. Bu yavru Avrupa’da gelişti,serpildi fakat Ülkemizde bazı sebeplerden dolayı büyüyemedi. Halende büyümesi önlenmeye çalışılıyor.
    Kurucusu olduğumuz bu birliğin içine girmezsek neler olur ? Bana göre hiçbir şey olmaz. Zaten Avrupa’dan aldığımız malları yine alırız,zaten Avrupa bizden kaç kalem mal alıyor ki? Biz AT dışında bulunan ülkelere yalvar yakar sattığımız mallardan kazandığımızı AT a adeta hibe ediyoruz. Zaten imtiyazlı ortak olarak Avrupalıların gözündeyiz. Bizden iyi sağmal olur mu ? Üstelik ülkemizin olmazsa olmazlarını da bazı kararlarla baltalamaktalar,bizim idarelerimiz de bu baltanın sapı veya eli olmaktan geri kalmıyorlar. Tarımı yok ettik,ekonomiyi sanal olarak ayakta tutuyor fakat insanlarımızı aç ve geçinemez hallerde görmek istemiyoruz. Küçük esnaf ülkemizin bel kemiği iken ortadan kaldırılması için adeta üzerine bazı yeni vergiler sindiriliyor. Kara para ortada cirit atarken,ak parayı da görebilmek mesele.  Hani AT gireceğiz derken asgari ücretin en düşük Avrupa ülkesinin ayarında olması gerekmez mi ? İşsizlik sigortası alanlar artık ülkemizde gözükse de bu bazı şartları yerine getirenlere uygulanan bir sosyal yara değil mi ?
    İşin kolayına kaçarak,oyalama taktiği ile AT çerçevesinde verimleş kararlar ile ülkemiz belirsiz olmayan bir bataklığı adım adım çekiliyor. Büyük Komutan Atatürk Muasır medeniyete girin dememiş,ondan daha ileriye gidin demişti. 1950 yıllarında işçi olarak Avrupa’ya giden birisinin ağzından duymuştum. “Ben ülkemde burada çalıştığımın yarısı kadar çalışsam burada kazandığımdan daha fazlasını kazanırdım” Demişti.
    Çalışmadan hiçbir iş olmuyor. Çalışırken de ailemizi,etrafımızı kollayacağız. Onlarında kendilerine göre bir üretici olmalarını sağlayacağız. Sadece çalışmamızla değil,bilgi ve kültürümüzle de barışık olacağız,dinimizi imanımızı para karşısında terk etmeyeceğiz. Bu vatanın bilinen potansiyelini hep beraber belirli bir ritimle ortaya koyacağız. Hepimizin önünde bazı engeller olacak,bunları birleşerek ortadan kaldıracağız ki ülke refah içinde olsun. Dış yardımlarla,başka gelirlerle,bu işler yürütülemez. Daha doğrusu “Taşıma su ile değirmen dönmez”

    Çorumlu 2000 Aylık Kültür Sanat Tarih Ve Edebiyat Dergisi Sayı: 84   25 Şubat 2006

    BU ÇALIŞMA TELİF ESERİDİR İZİN ALMADAN  KULLANMAYINIZ  corumlu2000@gmail.com

    Önceki Sayfaya gitmek için tıklayınız

    Bir sonraki sayfaya gitmek için tıklayınız

     

     

     

     

    https://gurselyayin.com

     

     

     

     

     

     33KİTAP BAŞINA DÖNMEK İÇİN TIKLAYINIZ

    Önceki Sayfaya gitmek için tıklayınız

    Bir sonraki sayfaya gitmek için tıklayınız

    HEMŞERİMİZ,YAZARIMIZIN RUSYA’DAKİ BAŞARISI SÜRÜYOR! “TUNCER CÜCENOĞLU  RUSYA’DA ÇIĞ’IN GALASINA KATILDI.”    
                Oyun yazarı ve dergimizin yazarı hemşerimiz Tuncer Cücenoğlu  Rusya’da 500 bin nüfuslu Kurgan kenti Devlet Dram Tiyatrosu’nun sahnelediği ve 2 Aralık tarihinden bu yana sergilenmekte olan Çığ (Lavina) adlı oyununun l8 Ocak’ta yapılan galasına Ankara Devlet Tiyatrosu rejisörlerinden Kemal Başar’la birlikte katıldığını öğrenmiş bulunuyorum.
    Daha önceki sayımız olan 83. sayıda “Elena OGANOVA ÇIĞ KURGAN'A DÜŞTܔ yazısını yayınladığımız ve oyunun Rusça çevirisini Elena Oganova’nın yaptığı oyunu Litvanyalı yönetmen  Linas Zaikauskas sahneye koyduğunu ve Viktor  Antipin’in genel sanat yönetmenliğini yaptığı ve bu yıl 63 üncü kuruluş yıldönümü kutlanmakta olan “Kurgan Devlet Dram Tiyatrosu”nda ilk kez bir Türk oyun yazarının oyunu böylece sahnelenmiş oldu.
     
    Rus izleyicilerin büyük beğenisiyle dakikalarca ayakta alkışlanan oyunu izleyen Cücenoğlu ve Başar oyun sonunda görüşlerini soran basın mensuplarına hem rejiyi hem de oyunculuğu mükemmel bulduklarını söylediler.
    Basının ve izleyicinin  ilgisi karşısında  mutlu olduğu görülen Cücenoğlu ve Başar 20 Ocak günü de Devlet Akademik Dram Tiyatrosu genel sanat yönetmeni Vladimir Gurfinkel’in davetlisi olarak bir milyon iki yüz bin nüfuslu Chelyabinsk kentine geçtiler ve 23 Ocak tarihine kadar da orada kalıp kültürel bağlamda temaslarda bulunup Türkiye’ye dönmüş bulunuyorlar.
     Bilindiği gibi Cücenoğlu’nun Çığ adlı oyunu gene Rusya’da Ufa Devlet Tiyatrosu’nca  iki sezon önce sergilenmeye başlanmış ve başarıyla sürmekte olan bir oyundur. Çığ’ın Rusya’nın çeşitli bölgelerinde değişik tiyatrolarca da repertuarlara alındığı ve değişik yönetmenlerce sahnelenme  hazırlığına başlandığı da işin sevindirici bir başka yanı. Hemşerimize yazarımıza daha büyük başarılarını bekler, çalışmaların devamını dilerim.
    Hepinize gönüz olmamasını dilediği zemherisiz günler geçiriniz derim.
    Hemşerimize yazarımıza daha büyük başarılarını bekler, çalışmaların devamını dilerim.
    Hepinize gönüz olmamasını dilediği zemherisiz günler geçiriniz derim.
     

    Çorumlu 2000 Aylık Kültür Sanat Tarih Ve Edebiyat Dergisi Sayı: 84   25 Şubat 2006

    BU ÇALIŞMA TELİF ESERİDİR İZİN ALMADAN  KULLANMAYINIZ  corumlu2000@gmail.com

    Önceki Sayfaya gitmek için tıklayınız

    Bir sonraki sayfaya gitmek için tıklayınız

     

     

     

     

    https://gurselyayin.com

     

     

     

     

     

     34KİTAP BAŞINA DÖNMEK İÇİN TIKLAYINIZ

    Önceki Sayfaya gitmek için tıklayınız

    Bir sonraki sayfaya gitmek için tıklayınız

    ATASÖZLERİMİZDE ZEMHERİ (ZEMHERİR)
    Zaman içinde; mevsimler gelir geçer ve bu zaman dilimleri belirli sıcak,ılık,soğuk ve ılık olarak birbirlerini takip eder, Dünyamızın dört mevsimi devamlı tekrarlar durur. Bizimde ömrümüz olduğu müddetçe bu mevsimleri yaşarız.
                Bu yıl yaşanan kış mevsimi Türkiye açısından yaşanan en şiddetli kış olarak ilan edildi. Hatta; kuzey kürede bulunan Amerika kıtasında bulunan Kanada da yaşayan teyzemin kızı ile e-posta ile mesajlaşırız 09-02-2006 tarihinde yolladığı mesajında “Kanada’da son iki güne kadar Antalya’nın bahar havası vardı. 100 senedir böyle bir hava olmamış burada. Şikayet etmedik ama hayra alamet değil. Dünya ısınmaya başlıyor. Buzullar çözülmeden Türkiye’ye gelsek mi ne dersin? Saka bir tarafa; bakalım dünyanın öbür taraflarında ne olacak.” diye yazmıştı.
    Bende Türkiye’de son yüz yılın en soğuk günlerini yaşadık diye yazmıştım.
    Bildiğiniz gibi atalarımız mevsimlerin belirli zamanlarına, kendilerine göre vakit dilimlerine belirli isimler vermişlerdir. “Zemherir” halk arasında; 21 Aralık gündönümünden sonraki gün olan  22 Aralık ile  Ocak’a kadar süren şiddetli soğukların bulunduğu zaman dilimine verilen isimdir.
                Bu senenin kışı en şiddetli 100 yılın soğukları ile birleşince, dünya bir nevi buzul çağının birkaç gününü yaşamış oldu. Bu soğuk günlerin atalarımızın dediği “zemherir” günlerinde gözükmesi ile onların söyledikleri atasözleri ve deyimlerin ne kadar doğru olduğunu biz modern çağda yaşayanlara tekrar hatırlatılmış oldu. Bu yıl yaşanan zemherir fırtınası (Zemherir fırtınası: bu tarihler arasında olan fırtına adıdır.)olmadı ise soğukların kesiciliği ve havanın soğukluğu fırtınayı aratmadı.
                Bu soğuk günleri geride bıraktığımız tarihte bu satırları yazarken bazı zemheri zühefalarını da (Zemheri zürefa’sı [zarif] :kışın şıklık olsun diye, ince ve açık renk elbiselerle gezen kimselere denilirdi.) pek çok gördük. Bu şahıslar İnşallah ileriki günlerinde sağlık problemleri yaşamazlar dileğinde bulunmaktan başka yapacağımız yoktu.
                Bu soğukların ne kadar şiddetli olduğunu atalarımız şu sözle gelecek kuşaklara uyarı olarak söyledikleri bir de atasözümüz ise zemheririn şiddetli geçmesinde de çiftçiye faydalı olabileceğini söyleyen atasözlerimiz de bulunmaktadır. ”Zemheri ya iti öldürür, ya çiftçiyi güldürür.” Demişlerdir ki; kışın şiddetli geçmesinde it yani köpek açlıktan daha çok soğuktan donarak öldüğü görülmüştür. Çiftçiyi güldürmesi ise şiddetli zemherir olunca kar yerden normal zamanından geç kalkar, toprak ve ağaçlarda geç uyanarak ileriki aylarda olacak olan sayılı soğuklardan korunmuş olduğundan çiftçinin meyve ve ekini bereketli olduğu görülmüştür.
                Geçmiş yıllarda zemheririn ılık geçtiği, bizleri fazla üşütmemiştir yine bu gibi günler içinde atalarımız “Zemheri hoş giderse kömüş göle yatar.” Burada söylenen de bilindiği gibi “kömüş” yani manda su gördüğü zaman fırsatı (yaratılışı itibariyle) gereği hemen suya girer. Zemherir zamanında havaların güzel gittiği günlerde göle sulamaya götürülen mandalar hemen suya girdikleri bilinmektedir.
    Çorum’da bilinen ata sözlerimiz;” Zemheride gece açılır gün bozulursa yıl azgındır” denilmiştir. Zemheri günlerinde devamlı aynı ayarda soğuk giderse gelen mevsimlerin de düzgün olarak devam edeceği, gece bulutsuz ve soğuk olup; gündüz ılık ve yağışsız olursa gelen mevsimlerinde düzensiz olacağı yılında azgın yani zorlu geçeceğinin işareti saymışlardır.
    Başka iki atasözümüz de: Ağustosta beyni kaynamayanın, zemheride kazanı kaynamaz.”,” Ağustosta gölge gezen, zemheride karnını ovar.”, Ağustos ayı bilindiği gibi çiftçinin tarlada hasat ve harman zamanına denk geldiğinden, bu aylarda çalışmayan çiftçilerin zemherir de aç kalacağını bildiren atalar sözümüz söylemektedir.
    Görüldüğü gibi; atalarımız şiddetli soğuklarımızın bizlere faydalarını, zararlarını gözlem ve tecrübeleri ile iletmeye çalışmıştır. Bizler ise atalar sözlerimizi dikkatli olarak anlamaya ve ne söylediklerine baktığımız zaman bizleri yönlendirecek, faydalanacak, gözümüzün önüne bakmamızı sağlayacak bilgilerin yüklü olduğunu görürüz. Hiçbir atalar sözümüz boşa söylenmemiştir, eğer boşa söylendiğini düşünen babayiğit varsa bildirsin, bizde bilelim. Bilindiği gibi bilginin yaşı, zamanı yoktur.
    Numaraları tıklayarak bir hafta içerisinde yağan kar manzaralarını sizlerle paylaşmak istedim
    Hepinize gönüz olmamasını dilediği zemherisiz günler geçiriniz derim.

     

    Çorumlu 2000 Aylık Kültür Sanat Tarih Ve Edebiyat Dergisi Sayı: 84   25 Şubat 2006

    BU ÇALIŞMA TELİF ESERİDİR İZİN ALMADAN  KULLANMAYINIZ  corumlu2000@gmail.com

    Önceki Sayfaya gitmek için tıklayınız

    Bir sonraki sayfaya gitmek için tıklayınız

     

     

     

     

    https://gurselyayin.com

     

     

     

     

     

     35KİTAP BAŞINA DÖNMEK İÇİN TIKLAYINIZ

    Önceki Sayfaya gitmek için tıklayınız

    Bir sonraki sayfaya gitmek için tıklayınız

    KEŞKE
                Keşke; 25-30 yaşında olsaydım. Yaş altmış İş bitmiş yaştayım. Teknolojik özürlü değilsem de bu işleri çok geç öğreniyorum.
                Yaklaşık 7 yıldır Internet’ten bir şeyler öğrenmeye çalıştım,bir şeyler yaptım sayılırsa da tam istediğim gibi değil.
                Birkaç e-postam,birkaç sitemiz var. Birisi çok önemli,(Şu an taşınıyorum,tamamı yüklendi,sıkıldıkça e-postalarımı okuyorum)
                Benim kim olduğumu merak edenler ise SARIÇİĞDEM ŞAİRLER  BÖLÜMÜNDEN Mahmut Selim Gürsel'i tıklayarak görebilirler. Aynı hayat hikayesi Çorumlu 2000 Yazarları bölümünde de varsa da şu anda yüklenmedi. Yine yeni düzenlediğim sayfadan da bulabilirler;

    http://yazarlar.dergisi.info

    Eskiye bakmak,eskisi iyi ise çok güzeldir. Şimdi buna zannedersem Nostalji diyorlar,halbuki buna gerek yok ki;hatıralar denilmiş zamanında.
    Birde resimlerimi,(daha o da yüklenmedi)sitemde eş-dost-akraba bölümünde  yayınlamaktayım. Kendi çektiğim belki sanat değeri olmayan ilimizle ilgili bitmeyen Çorum'u resimlerle gezdirmek istediğim bir çalışmam var,yaklaşık Çorum'um ana sokak ve
    caddelerini 50 metre ara ile tıkayarak geçecekleri bir sanal yol bölümünü hazırlıyorum.
    Biraz,yazıyor,biraz okuyor,biraz da öğrenmeye çalışıyorum. Başarılı oldukçada kendimce seviniyorum. Birkaç Internet grubuna üyeyim,kendisini sanal alemde saklayanlara çok kızıyorum. Saklanacaksan burada ne işin var ? Diyerek  medeni cesaretlerinin olmadıklarına içerliyorum. Söyleyeceğini gizlenerek söylediğini zanneden bu gafiller bilmiyorlar ki,bütün bilgilerini bu teknoloji biliyor,hafızasında saklıyor,zannediyorlar ki ben gizlendim,ben falan  Internet kahvesinden aradım bilmezler umudundalar.
    İşte bu kadar kendimi belki anlatmadım,fakat bir fikir verdim kanaatindeyim. 
     
    Not: özel yazmak isterseniz ataçsız e-posta yollayınız
    corumlu2000@gmail.com

    Çorumlu 2000 Aylık Kültür Sanat Tarih Ve Edebiyat Dergisi Sayı: 85   25 Mart 2006

    BU ÇALIŞMA TELİF ESERİDİR İZİN ALMADAN  KULLANMAYINIZ  corumlu2000@gmail.com

    Önceki Sayfaya gitmek için tıklayınız

    Bir sonraki sayfaya gitmek için tıklayınız

     

     

     

     

    https://gurselyayin.com

     

     

     

     

     

     36KİTAP BAŞINA DÖNMEK İÇİN TIKLAYINIZ

    Önceki Sayfaya gitmek için tıklayınız

    Bir sonraki sayfaya gitmek için tıklayınız

    YAZARIMIZ CÜCENOĞLU’NUN  BAŞARI HABERİLERİ!
                ÇIĞ bütün dünyada düşmeye devam ediyor!  Cücenoğlu’nun “Çığ” adlı oyunu  şimdi de İsveç’te “Boyacı” Adlı Oyunu Ukrayna’da
                Hemşerimiz Tuncer Cücenoğlu’nun Çığ  adlı oyunu bu kez de İsveç diline çevrildi.
    Durusoy Yazan’ın İsveç diline kazandırdığı Çığ oyunu önümüzdeki günlerde İsveç’te kitap olarak yayımlanacak. Hemen hemen bütün Dünya dillerine çevrilen ve çevrilmeye devam edilen “Çığ” böylece  Belçika’dan sonra İsveç’e de düşecek.
                Polonya, Rusya, Bulgaristan, Gürcistan’dan sonra “Çığ”ın AB üyesi ülkelerde de değerlendirilmeye başlanması Türkiye’yi tanıtımı bağlamında  ayrı bir sevinç yaratıyor.
                Konuyu sorduğumuzda; Cücenoğlu :
                “İngilizce’den İspanyolca’ya, Farsça’dan Gürcüce’ye,Rusça’dan Bulgarca’ya, Fransızca’dan İsveç’çeye  hemen bir çok  dünya diline çevrilen ve repertuarlara giren,sahnelenen Çığ, inanıyorum ki Türkiye’mizin tanıtımında önemli bir işlevi yerine getiriyor….
    Hem ülkem, hem de kendi adıma seviniyorum.” Dedikten sonra:
                “Oyunlarımın Dünyanın bir çok ülkesinde hızla değerlendirilmeye başlanması bir Türk yazarı olarak beni mutlu ediyor… Hem ülkem adına hem de kendi adıma seviniyorum” Dedi.
                Öte yandan Çığ’ın yapılmakta olan Almanca çevirisi de Mart ayında Alman tiyatrolarına sunulacağını da öğrenmiş olduk.
                Hemşerimizin “Öğretmen” Azerbaycan’da;Azerbaycan “Yug Devlet Tiyatrosu” rejisörü ve “Bakü Slavyan Üniversitesi Öğretim Üyesi Rasim Aşin”in verdiği bilgiye göre; Tuncer Cücenoğlu’nun  oyunlarından “Öğretmen”,Azerbaycan’da Bakü Slavyan Üniversitesi Türkoloji Bölümü öğrencilerinin doğru Türkçe öğrenmeleri için,  pratik dersi yardımcı kitabı olarak seçildi.  Cücenoğlu’nun tüm oyunlarının Azeri diline çeviri işleri de hızla devam etmekti.
                Ayrıca;Tuncer Cücenoğlu’nun “Boyacı” adlı oyunu “Ukrayna’da Kiev Üniversitesi  Türkoloji Bölümü” öğrencileri tarafından sahnelenmek üzere hazırlanıyor.  Kiev Üniversitesi Türkoloji Bölümü öğretim üyelerinden Doç.Dr. Tudora Arnaut’un verdiği bilgiye göre Türkçe bölümü öğrencilerinin Türkçe’lerinin gelişmesi için seçilen Boyacı, kısa bir zaman içinde hazırlanacak ve sahnelenecek.
                Öte yandan 2000 yılından bu yana “Rusça” olarak Rusya’da “Rostov Maksim Gorki Akademik Dram Tiyatrosu”nda ve “Tatarca” olarak da “Kazan Kamal Devlet Tiyatrosu”nda sahnelenmekte olan “Boyacı” ise  altıncı yılda da başarıyla sürüyor.

    Çorumlu 2000 Aylık Kültür Sanat Tarih Ve Edebiyat Dergisi Sayı: 85   25 Mart 2006

    BU ÇALIŞMA TELİF ESERİDİR İZİN ALMADAN  KULLANMAYINIZ  corumlu2000@gmail.com

    Önceki Sayfaya gitmek için tıklayınız

    Bir sonraki sayfaya gitmek için tıklayınız

     

     

     

     

    https://gurselyayin.com

     

     

     

     

     

     37KİTAP BAŞINA DÖNMEK İÇİN TIKLAYINIZ

    Önceki Sayfaya gitmek için tıklayınız

    Bir sonraki sayfaya gitmek için tıklayınız

    BUNLAR NE?
    Bu günlere geldiğimden tam otuz beş yıl önce; zamanı gelecek, her şey bir (hayal) sanal alemde bulunacak, bütün bilgiler bir makine ile bütün kullanıcıların emrinde olacak deseler, inanır mıydık?
    İnanmayı şöyle bırakın, o kişinin beklide arkasından değil yüzüne gülerdik. Diyeceksiniz ki böyle kehanetlerde bulunanlar çıkmadı mı? Tabi ki çıktı; bir Jules VERNE 1828-1905 böyle birisi idi. Daha denizaltı keşfedilmeden denizlerin altında bizleri gezdirdi, Ay’a seyahat ettirdi.
    Zamanı gelince yenilikleri kabulleniyoruz. Bilimin bizlere hizmetlerini izliyor, uygulamaları anladığımız kadar uyguluyoruz. Bizlere hizmet edenlerin, bizlere öğrettikleri ile yetinmekle beraber, bunların neler ve niçin yapıldığını araştırmıyoruz.
    Bize hizmet eden bilim, bizlere birçok yeniliği getirdi.
    Bilgilerin saklandığı ufacık karmaşık görünüşlü bilgisayar cipleri. İnsanın aklı almıyor,havsalasına sığmıyor.
    İnsanoğlu; birçok şeyi artık minyatürleştirerek hizmetine sunuyor. Bu çalışmalardan yeni başka bir işe yarayan aletler yapıyorlar.
    Burada benim aklıma gelen ufaltılmış ürünlerin başında,cep telefonları, fotoğraf makineleri, bilgisayarlar, arabalar ve başkaları.
    Bunlardan başka, büyük bataryaların yerini alan küçücük piller ve bu pilleri şarj eden aletleri kullanıyoruz.
    Dünya artık küçüldü. Bilgi ve görüntü artık birleşti. Televizyonlardan dünyanın her tarafından bilgileri görüntülü olarak alıyor, sanki oradaymış gibi olayları inceliyor ve görüyoruz. Bilgileri ise Internet’te bulunan arama motorlarından bulup hemen o siteye giderek görüyor ve oradan öğreniyoruz.
    İşte bütün bunların tamamına BUNLAR NE ? Diyoruz.

    Çorumlu 2000 Aylık Kültür Sanat Tarih Ve Edebiyat Dergisi Sayı: 86   25 Nisan 2006

     

    BU ÇALIŞMA TELİF ESERİDİR İZİN ALMADAN  KULLANMAYINIZ  corumlu2000@gmail.com

    Önceki Sayfaya gitmek için tıklayınız

    Bir sonraki sayfaya gitmek için tıklayınız

     

     

     

     

    https://gurselyayin.com

     

     

     

     

     

     38KİTAP BAŞINA DÖNMEK İÇİN TIKLAYINIZ

    Önceki Sayfaya gitmek için tıklayınız

    Bir sonraki sayfaya gitmek için tıklayınız

    BAKMADAN GÖRMEK
                Bilmem ki bakmadan görme başlığı size yanlış geldi mi? Bunun sebebi ise insanların yedi duyusundan başka duyularının da olduğunun farkında olup olmadığını sorgulamak için buraya yazmak istedim.
                Bizi yaratan; bizlere kendimizle ilgili pek çok duyu vermiş olmasına rağmen modernleştikçe bu duyularımızın kaybolması sonucu pek çok faydalı işlevlerimizi de kaybetmiş bulunmaktayız.
                Bunlardan birisi de sezme hasletimizdir. Bir tehlikeyi, bir iyi haberi, bir ölüm haberini pek çoğumuz sezeriz fakat üzerinde durmayız. Bu hepimize verilmiş bir duyu olmasına rağmen bunu köreltmiş, kulak arkasına atmışızdır. Yine de bazen, bu hissimizi istemeden kullanırız. Bununda çok faydasını görürüz.
                Acaba bu bizim bundan önce Rabbimizin huzurunda dünyaya gönderilirken bize gösterilen hayatımızın tamamı ile ilgili bir bilgi olma ihtimali var mıdır?
                Muhakkak hafızamızdan silinen bu bilgilerimizin ufak tefek önsezi olarak karşımıza gelmesinin nişanesi olabilir mi?
                Saygılarımla.
    Not: https://gurselyayin.com/ant/cevremiz.htm dergimize Çevremiz ve hava kirliliği ile ilgili yazı resimlerinizi gönderiniz adınızla yayınlarım!

    Çorumlu 2000 Aylık Kültür Sanat Tarih Ve Edebiyat Dergisi Sayı: 87   25 Mayıs 2006

     

    BU ÇALIŞMA TELİF ESERİDİR İZİN ALMADAN  KULLANMAYINIZ  corumlu2000@gmail.com

    Önceki Sayfaya gitmek için tıklayınız

    Bir sonraki sayfaya gitmek için tıklayınız

     

     

     

     

    https://gurselyayin.com

     

     

     

     

     

     39KİTAP BAŞINA DÖNMEK İÇİN TIKLAYINIZ

    Önceki Sayfaya gitmek için tıklayınız

    Bir sonraki sayfaya gitmek için tıklayınız

    TANITIMIN İYİSİ KÖTÜSÜ OLMAZ (!)
    Bu yıl yine erersek Çorum Fuar ve Festivali hazırlıkları yapılmaya başlandı. "26. Uluslar arası Hitit Fuar ve Festivali 5 Temmuz 2006 tarihinde başlayacak ve 10 Temmuz 2006 tarihinde son bulacak." Diye gazeteler yazdı.
    Geçen yıl Çorum'da güzel iki tanıtım fuarı yapıldı. Yapıldı da;katılanlara sonuldu mu acaba memnun musunuz ?
    Binincisinde;
    Ben sordum,fakat medeni cesareti olmayan katılımcı temsilcileri fikirlerini söylediler,fakat...ziyaretçi....köyler... bu şikayetler oldukça çoktu.
    Evet;yapılan işlerde muhakkak aksaklıkların olması olağan sayılan ülkemizde,karşı çıkacak veya itiraz edecek cesareti görememek çok can sıkıcı. Bu yüzdende bir sonraki etkinliklerde etkinliği yaparlara da ön bilgi vereceklerinin bilgisinden de yoksun olduklarını bilmiyorlar.
    Ya etkinliği yapanların yapılan tenkitleri dikkate alacaklarına yapılan önerileri sanki bir karalama olarak görmeleri de ayrı bir dert. Halbuki yapıcı tenkitler bilindiği gibi bir sonraki yapılacak işlerde yaptığımız eksiklikleri tamamlamamıza yaradığını anlamamız gerekli değil mi ?
     
    Geçen yıl;Çorum ve çevresini çok ilgilendirecek bir fuar organizasyonu oldu. Bir Çorumlu olarak hemşerilerimizi burada yeni teknolojiyi tanısın istedim. Kendime göre bir araştırma-soruşturma yaptım. Benim gördüğüm iki afişten başka bir tanıtım yoktu;birisi o firma ile tanıtıma katılan firmanın gubbeli camii yanındaki dükkanı ve birisi de Paşa hamamının karşısında bulunan bir dükkandı. Dükkana sorduğumda katılımcı olmadıkların afişi astıklarını söyledi. Yaklaşık 100 kişiye ile fuarı sordum,sadece 1 kişinin haberi olduğunu söyledi. Bazı o fuarla ilgili firmaların tanıdıklarım ile konuştun sadece birisinin haberinin olduğunu söyledi.
     
    Tanıdık birkaç muhtarı aradım onlarında haberleri yoktu.
    Evet bu ticaretti. Karşınızdakine sizi tanıtacağız diyerek belli bir katılım ücreti almak ve ziyaretçileri buralara yönlendirmek gerekli değil mi?
    Bakalım bu yıl ne olacak?

    Belki Çorum medyasında 17 Haziranda çıkan gazete haberlerini de basarak Çorum'da mahalli basından haberler diye bir broşür bile bastırabilirler. Belli bir ölçümde de birkaç bir ziyaretçi istatistiği verecekler.
     
    Ben ve yazarımız Yaşar Kılıç’la birlikte ikindiden sonra gezelim dedik;gezdik. Bizden başka birkaç kişinin dışında katılımcılar oturuyorlardı. Resimlerden de gördüğünüz gibi,bekleşiyorlardı.
     
    Yönetime bilgi verdiniz mi diye sordu;anlayamadığım birkaç söz söylediler. Bende önerilerde bulundu. Fuar açıldıktan sonra ziyaretçi çağırdılar.
    Bizler ne yazık ki gerçeklerle değil,gerçek dışı bilgilere inanmaktayız.
     
     
    Çorum da böyle bir etkinliğe ev sahipliği yapması güzel bir şey de;bir kaç kişinin gelip gitmesi hem katılımcıyı,hem de ziyaretçiyi memnun etmesi ve Çorum'un bu sadece buraya getirilerek ÇORUMLUNUN İLGİSİZ GİBİ GÖSTERİLMESİNE karşıyım. Yapacaksanız gerçek tanıtımları yaparak Çorum'u ve Çorumluyu bilgilendirin. Ziyaretçi toplamak için açılıştan sonra arabalarla tellalları önce çıkartın,fuar açıldıktan sonra davet etmeyin. Çorumlu  onurludur davet edilmediği yere de gitmediği gibi geç davet edilen yere de Çorumluğun verdiği onurla gitmez.
    İkincisinde; ise giriş ücreti kondu. Tabi mali açıdan girerken alınan biletlerin toplanması ile de o günün parası ile kaç kuruş toplandı,kaç tanesinden Belediye rüsumu alındı,kaçının vergisi verildiği de bana göre meçhuldür. Eğer böyle bir seri numaralı giriş bileti olmadığı da malumdur.
    Evet bu yıl da ilimizde festival ve fuar açılacak. Naçizane tavsiyem ise:  Bu gibi etkinliklere katılanların daha dikkatli olmaları ve eksiklikleri ise yöneticilere söylemeli ve onlara verdikleri eksik hizmetlerin de ücretlerini geri istemelerini salık veririm. Tabii karar katılımcıların.
    Ben bildiğimi söyledim “Anlayana sivri sinek az. Anlamayana davul zurna az”
    Bu toprağın insanlarını birde katılımcı değiller imajını verdirmeyelim.

    Çorumlu 2000 Aylık Kültür Sanat Tarih Ve Edebiyat Dergisi Sayı: 88   25 Haziran 2006

     

    BU ÇALIŞMA TELİF ESERİDİR İZİN ALMADAN  KULLANMAYINIZ  corumlu2000@gmail.com

    Önceki Sayfaya gitmek için tıklayınız

    Bir sonraki sayfaya gitmek için tıklayınız

     

     

     

     

    https://gurselyayin.com

     

     

     

     

     

     

     40KİTAP BAŞINA DÖNMEK İÇİN TIKLAYINIZ

    Önceki Sayfaya gitmek için tıklayınız

    Bir sonraki sayfaya gitmek için tıklayınız

    BİLİNCE NE OLACAK?
                Bilmek!
                Bilince ne olacak?
                Bilmezsem ne kaybederim? Bilsem ne kazanırım?
                Öğrenmek.
                Önemli olan verilen bilgiyi öğrenmek istemeyen kişiye zorla kabul ettirmek gibi bir zorunluluğumuz ve mecburiyetimiz yok.
    İnsanlar bildiklerini, anlatırlar, gösterirler, yazarlar ki; diğer bilgiye ihtiyaçları olanların bilgi dağarcığına bildiklerimizi aktarabilirim.
                Bilgi sahibinin de bilgisini verme mecburiyeti de yok. Fakat bildiğini anlatmaları, göstermeleri, yazmaları gerekli değil midir?
                Bilgi paylaşılmadıkça bilgi olmaktan çıkar görüşüme sizlerinde katılacağını düşünmekteyim. “Bilenlerle bilmeyenler bir olur mu? “
                Bilgi ile ilgilenmeyenlerimiz de olabilir. Onlar için bir şey söylemeye hakkımız var mı?  Hayır, onlara bir şey söylemeye hakkımız yok. Neden? Derseniz ki; bilgi zorla öğretilmez, ilgisi olmayana da bilgi veremezsiniz. Belki yaşınıza başınıza bakarak sizi dinler gözükse de ilgisi dâhilinde ki bir bilgiyi öğrenmek istemez. Beklide öğrenme kapasitesi düşüktür, bu da bizi ilgilendirmez. Ya da; ilgi alanı dışındadır, bu bilgileri almak istemez.
                Bazıları da, bilmezsem ne kaybederim? Bilsem ne kazanırım? Diye sorarak bilgiyi öğrenmek için düşünürler. Bence; bilmek insan olarak bize verilen kabiliyetimize katkısı olan bir olgu olmakla beraber, bizi olgunlaştırır ve öğrendiğimiz yeni bilgilerle gerek olduğunda bilinçli davranmamıza imkân vermesi açısından önemlidir.
                Öğrenmek. İşte, bu bizim için en önemli yetenekle ilgili bir kelime. Her şeyi öğrenmek istememiz bizlerin yaratılışında olan bir veri. Bu veriyi her birimiz çeşitli şekil ve işlerde kullanırız. Kimimiz sanatkâr, kimimiz zanaatkâr oluruz. Mesleğimiz ile ilgili öğrenmek istediklerimizden başka bizi ilgilendiren konularla da merakla izleyenlerim olabilirler. Bazen bu merak onlara yeni mesleklerde kazandırabilir, hayatlarında yeni bir sayfa açabilirler.
                Öğrenmenin yaşı ve zamanı yoktur. Hepimizin merak ve ilgi alanlarını geliştirmek için öğrenciliğimizi bitiremediğimizi biliyoruz. Bu öğrenciliğin sinir ve mekânının sonsuzluğu karşısında da bazen şaşırıyoruz yukarıdaki soruları kendimize sorabiliyoruz. Bilmek! Bilince Ne olacak? Bilmezsem ne kaybederim? Bilsem ne kazanırım? Diye kendimize sorular soruyoruz.
                Bilmek ve öğrenmek. Kendi imkânımızla ve diğer imkânları kullanarak elde edeceğimiz değerli bir işlem. 11/06/2007

    Çorumlu 2000 Aylık Kültür Sanat Tarih Ve Edebiyat Dergisi Sayı: 88   25 Haziran 2006

     

    BU ÇALIŞMA TELİF ESERİDİR İZİN ALMADAN  KULLANMAYINIZ  corumlu2000@gmail.com

    Önceki Sayfaya gitmek için tıklayınız

    Bir sonraki sayfaya gitmek için tıklayınız

     

     

     

     

    https://gurselyayin.com

     

     

     

     

     

     41KİTAP BAŞINA DÖNMEK İÇİN TIKLAYINIZ

    Önceki Sayfaya gitmek için tıklayınız

    Bir sonraki sayfaya gitmek için tıklayınız

    BİLMEM Kİ NE DEMELİ?
    Acaba neden benden değilsin,sen o yüzden bu işleri yapamazsın. Yaparsan döverim haa diyen,Hindistan’a kolaylık sağlarken İran'a Bak karışmam diyen zihniyen için bilmem ki ne demeli?
    Cumhurla cumhuriyeti bağdaştıramayarak,globalleştik diyenlerin sarı,mavi,kırmızı, yeşil gibi sermayeleri ayıkmaları sizce ne kadar mantıklı ve ne kadar da içten pazarlıklı olduklarını göremediğimiz için bilmem ki ne demeli ?
    Türk'e Türk'ten başka dost yok diyenleri,Türkleri çok seviyorlar diyerek göz boyayanların bazı yalanışlıkları artık görebilecek olgunluğa ulaştıklarını görerek,bir şeyerin artık değişmesi gerektiğini görebildiğimiz için bilmem ne demeli ?
    Ülkemin insanlarının dini görüş ve yaşayışlarını Türk Devletlerinin hiç birisinde engel görmediğinin,iyi niyeti suiistimal edenlere bile "gel yine gel" diyebilme büyüklüğünü bilemeyenlerin,çağrılanların ise bizleri ENAYİ görerek biz ne yaparsak yapalım,Türkler anlamıyorlar zihniyeti güren sözde dostlarımızın,dinler diyalogu diye kavramlar akanların;
    Allah'u Telalanın Yüce Kelamı Olan Kur'an-ı Kerim'inde:
    2:134. Onlar bir ümmetti, gelip geçti. Onların kazandıkları kendilerinin, sizin kazandıklarınız sizindir. Siz onların yaptıklarından sorguya çekilmezsiniz.
    2:135. (Yahudiler ve Hıristiyanlar Müslümanlara:) Yahudi ya da Hıristiyan olun ki, doğru yolu bulasınız, dediler. De ki: Hayır! Biz, hanîf olan İbrahim'in dinine uyarız. O, müşriklerden değildi.
    2:136. ‘Biz, Allah'a ve bize indirilene; İbrahim, İsmail, İshak, Ya'kub ve esbâta indirilene, Musa ve İsa'ya verilenlerle Rableri tarafından diğer peygamberlere verilenlere, onlardan hiçbiri arasında fark gözetmeksizin inandık ve biz sadece Allah'a teslim olduk’ deyin
    2:139. De ki: Allah bizim de Rabbimiz, sizin de Rabbiniz olduğu halde, O'nun hakkında bizimle tartışmaya mı girişiyorsunuz? Bizim yaptıklarımız bize, sizin yaptıklarınız da size aittir. Biz O'na gönülden bağlananlarız.
    2:140. Yoksa siz, İbrahim, İsmail, İshak, Ya'kub ve esbâtın Yahudi, yahut Hıristiyan olduklarını mı söylüyorsunuz? De ki: Siz mi daha iyi bilirsiniz, yoksa Allah mı? Allah tarafından kendisine (bildirilmiş) bir şahitliği gizleyenden daha zalim kim olabilir? Allah yaptıklarınızdan gafil değildir.
    2:137. Eğer onlar da sizin inandığınız gibi inanırlarsa doğru yolu bulmuş olurlar; dönerlerse mutlaka anlaşmazlık içine düşmüş olurlar. Onlara karşı Allah sana yeter. O işitendir, bilendir
    2:88. (Yahudiler peygamberlerle alay ederek) ‘Kalplerimiz perdelidir’ dediler. Hayır; küfür ve isyanları sebebiyle Allah onlara lânet etmiştir. O yüzden çok az inanırlar
    2:89. Daha önce kâfirlere karşı zafer isterlerken kendilerine Allah katından ellerindeki (Tevrat'ı) doğrulayan bir kitap gelip de (Tevrat'tan) bilip öğrendikleri gerçekler karşılarına dikilince onu inkâr ettiler. İşte Allah'ın lâneti böyle inkârcılaradır.
    2:109. Ehl-i kitaptan çoğu, hakikat kendilerine apaçık belli olduktan sonra, sırf içlerindeki kıskançlıktan ötürü, sizi imanınızdan vazgeçirip küfre döndürmek istediler. Yine de siz, Allah onlar hakkındaki emrini getirinceye kadar affedip bağışlayın. Şüphesiz Allah
    her şeye kadirdir.
    2:110. Namazı kılın, zekâtı verin, önceden kendiniz için yaptığınız her iyiliği Allah'ın katında bulacaksınız. Şüphesiz Allah, yapmakta olduklarınızı noksansız görür.
    2:111. (Ehl-i kitap:) Yahudiler yahut Hıristiyanlar hariç hiç kimse cennete giremeyecek, dediler. Bu onların kuruntusudur. Sen de onlara: Eğer sahiden doğru söylüyorsanız delilinizi getirin, de.
    2:112. Bilâkis, kim muhsin olarak yüzünü Allah'a döndürürse (Allah'a hakkıyla kulluk ederse) onun ecri Rabbi katındadır. Öyleleri için ne bir korku vardır, ne de üzüntü çekerler.
    2:113. Hepsi de kitabı (Tevrat ve İncil'i) okumakta oldukları halde Yahudiler: Hıristiyanlar doğru yolda değillerdir, dediler. Hıristiyanlar da: Yahudiler doğru yolda değillerdir, dediler. Kitabı bilmeyenler  de birbirleri hakkında tıpkı onların söylediklerini
    söylediler. Allah, ihtilâfa düştükleri hususlarda kıyamet günü onlar hakkında hükmünü verecektir
    2:120. Dinlerine uymadikça Yahudiler de Hıristiyanlar da asla senden razı olmayacaklardır. De ki: Doğru yol, ancak Allah'in yoludur. Sana gelen ilimden sonra
    onların arzularına uyacak olursan, andolsun ki, Allah'tan sana ne bir dost ne de bir yardımcı vardır.
    2:119. Doğrusu biz  seni (Muhammed.S.A.V.) Hak (Kur'an) ile müjdeleyici ve uyarıcı olarak gönderdik. Sen cehenmemliklerden sorumlu değilsin.
    2:134. Onlar bir ümmetti, gelip geçti. Onların kazandıkları kendilerinin, sizin kazandıklarınız sizindir. Siz onların yaptıklarından sorguya çekilmezsiniz.
    2:135. (Yahudiler ve Hıristiyanlar Müslümanlara:) Yahudi ya da Hıristiyan olun ki, doğru yolu bulasınız, dediler. De ki: Hayır! Biz, hanîf olan İbrahim'in dinine uyarız. O, müşriklerden değildi.
    3:111. Onlar (ehl-i kitap) size, incitmekten başka bir zarar veremezler. Sizinle savaşa girecek olsalar, size arkalarını dönüp kaçarlar. Sonra kendilerine yardım da edilmez.
    3:112. Onlar (Yahudiler) nerede bulunurlarsa bulunsunlar, Allah'ın ahdine ve insanların (Müminlerin) himayesine sığınmadıkça kendilerine zillet (damgası) vurulmuştur; Allah'ın hışmına uğramışlar ve miskinliğe mahkum edilmişlerdir. Çünkü onlar, Allah'ın âyetlerini inkâr ediyorlar ve haksız yere peygamberleri öldürüyorlardı. Bu da, onların
    isyan etmiş ve haddi aşmış bulunmalarındandır. 
    5:17. ‘Şüphesiz Allah, Meryem oğlu Mesih’tir’ diyenler andolsun ki kâfir olmuşlardır. De ki: Öyleyse Allah,Meryem oğlu Mesîh'i, anasını ve yeryüzündekilerin hepsini imha etmek isterse Allah'a kim bir şey yapabilecektir (O'na kim bir şeyle engel olabilecektir)! Göklerde, yerde ve ikisi arasında ne varsa hepsinin mülkiyeti Allah'a aittir. O dilediğini yaratır ve Allah her şeye tam manasıyla kadirdir.
    5:18. Yahudiler ve Hıristiyanlar ‘Biz Allah'ın oğulları ve sevgilileriyiz’ dediler. De ki: Öyleyse günahlarınızdan dolayı size niçin azap ediyor? Doğrusu siz de O'nun yarattığı insanlardansınız. O, dilediğini bağışlar ve dilediğine azap eder. Göklerde, yerde ve
    ikisinin arasında ne varsa mülkiyeti Allah'a aittir. Sonunda dönüş de ancak O'nadır.
    5:19. Ey ehl-i kitap! Peygamberlerin arası kesildiği bir sırada size elçimiz geldi. Gerçekleri size açıklıyor ki (kıyamette): ‘Bize bir müjdeleyici ve uyarıcı gelmedi’ demeyesiniz. İşte size müjdeleyici ve uyarıcı gelmiştir. Allah her şeye hakkiyle kadirdir
    5:64. Yahudiler, Allah'ın eli bağlıdır (sıkdır), dediler. Hay dedikleri yüzünden elleri bağlanası ve lânet olasılar! Bilâkis, Allah'ın elleri açıktır, dilediği gibi verir. Andolsun ki sana Rabbinden indirilen, onlardan çoğunun azgınlığını ve küfrünü arttırır. Aralarına, kıyamete kadar (sürecek) düşmanlık ve kin soktuk. Ne zaman savaş için bir ateş yakmışlarsa (fitneyi uyandırmışlarsa) Allah onu söndürmüştür. Onlar yeryüzünde bozgunculuğa koşarlar;
    Allah ise bozguncuları sevmez.
    5:65. Eğer ehl-i kitap iman edip (kötülüklerden) sakınsalardı, herhalde (geçmiş) kötülüklerini örter ve onları nimeti bol cennetlere sokardık.
    5:66. Eğer onlar Tevrat'ı, İncil'i ve Rablerinden onlara indirileni (Kur'an'ı) doğru dürüst uygulasalardı, şüphesiz hem üstlerinden, hem de ayaklarının altından yerlerdi (yeraltı ve yerüstü servetlerinden istifade ederek refah içinde yaşarlardı). - Onlardan aşırılığa kaçmayan (iktisatlı, mutedil) bir zümre vardır; fakat çoğunun yaptıkları ne kötüdür!
    5:67. Ey Resûl! Rabbinden sana indirileni tebliğ et. Eğer bunu yapmazsan O'nun elçiliğini yapmamış olursun. Allah seni insanlardan koruyacaktır. Doğrusu Allah,
    kâfirler topluluğuna rehberlik etmez.
    5:68. ‘Ey Kitap ehli! Siz, Tevrat'ı, İncil'i ve Rabbinizden size indirileni hakkiyle uygulamadıkça,(doğru) bir şey (yol) üzerinde değilsinizdir’ de. Rabbinden sana indirilen, onlardan çoğunun küfür ve azgınlığını elbette artıracaktır. Kâfirler topluluğuna
    üzülme.
    Allah C.C. dediklerini bilmedikleri için bilmem ki ne demeli ?
     

     

    Çorumlu 2000 Aylık Kültür Sanat Tarih Ve Edebiyat Dergisi Sayı: 89   25 Temmuz 2006

    BU ÇALIŞMA TELİF ESERİDİR İZİN ALMADAN  KULLANMAYINIZ  corumlu2000@gmail.com

    Önceki Sayfaya gitmek için tıklayınız

    Bir sonraki sayfaya gitmek için tıklayınız

     

     

     

     

    https://gurselyayin.com

     

     

     

     

     

     42KİTAP BAŞINA DÖNMEK İÇİN TIKLAYINIZ

    Önceki Sayfaya gitmek için tıklayınız

    Bir sonraki sayfaya gitmek için tıklayınız

    TÜRKÇE KELİMELER; DİLİMİZ BU MU?
                Bizler;evet bizler yazarlar ve okuyanlar ile konuşan insanlar. Birbirimize baka baka bu günlere geldik. Neler ettik o güzelim Türkçe’mize neler ekledik,nelerini yok ettik.
                Bizler;evet bizler. Bilerek veya bilmeyerek,günün albenisine kapılarak Anadolu’muzun o güzelim dilimizi ne hale getirdik. Hem de temizlenmeyecek duruma getirdik.
                Atatürk’ün kurduğu Dil Kurumu bile yeni sözlüğünde içine ettiğimiz kelimeleri almak mecburiyetinde gören bir zihniyetle karşı karşıya geldi. Yabancılardan alarak benimseyerek kullandığımız kelimeleri ayrı bir sözlükte toplamaya bile gerek görmeden Türkçe Sözlüğünün içine alma çalışmalarını yaptığını tv den öğrendik. Bu çalışmayı da gururla izleyicilere söyleyen,arayınca hiç olmazsa sözlükte bulunsun diyebilen idarecilerle yönetilir hale getirildik.
    Karaman Oğlu Mehmet Bey
     
    Çorumlu 2000 Aylık Kültür Sanat Tarih Ve Edebiyat Dergisi Sayı: 89   25 Temmuz 2006

    BU ÇALIŞMA TELİF ESERİDİR İZİN ALMADAN  KULLANMAYINIZ  corumlu2000@gmail.com

    Önceki Sayfaya gitmek için tıklayınız

    Bir sonraki sayfaya gitmek için tıklayınız

     

     

     

     

    https://gurselyayin.com

     

     

     

     

     

     43KİTAP BAŞINA DÖNMEK İÇİN TIKLAYINIZ

    Önceki Sayfaya gitmek için tıklayınız

    Bir sonraki sayfaya gitmek için tıklayınız

     BİR FESTİVAL DE BÖYLE GEÇTİ!
                Festival. Hem de uluslar arası festival. Sitemizde ay sonuna kadar kalacak olan resimlerden,festivale gelmezseniz bile;bazı festival kesitlerini ve kimlerin bu festivale katıldıklarını göreceksiniz.
                Bildiğiniz gibi;Gürsel Yayınevi sahibi olarak kendi çabalarım ile bu sayfaları sizlere ulaştırmaktayım ve kendi çabalarımla ile resimlemekte ve kendi çabamla da sizlere ulaştırmaya çalışmaktayım.
                Bir ata Sözümüz “İyilik yap,denize at. Balık bilmezse Halik bilir” görüşü ile en hızlı akan nehrin bir şelalesinde suyun geliş istikametine doğru kürek çekmekteyim. Ömrüm oldukça da kürek çekmeye devam edeceğim.
                Resimleri incelerseniz; resim aralarında festival hakkında katılımcılara memnuniyetinizi yada memnun olmadığınızı yazın yayınlayalım demekteyim. Bu uyarımızı bundan önce Çorum’da yapılan “Tarım Fuarında” da  e-posta sorular sordum ve cevaplarını vermelerini istedim. Bu çağrıma iki firma e-posta ile katıldılar.
    Onları aynen size sunuyorum:
     
    H.Attila Düvencioğlu
    Hidroser Ltd.Şti.
    Pazarlama Müdürü aduvenci@hidroser.com
     
    Sayın Gürsel;
    Tarum fuarı gerek hazırlanış ve gerekse sunuş olarak yetersizdi.
    Fuar yönetiminin deneyimsizliği,kadro azlığı,zamanın iyi ayarlanmaması gibi nedenlerden dolayı fuar istenildiği gibi geçmedi. Bunda Çorum halkının suçu var mıdır bilmem ama, katılımdan anlaşılacağı gibi Çorumlular bu fuara sahip çıkmadı.
    80 katılımcı oldukça hatırı sayılır bir parayı Çorum'da bıraktı ama, yöneticilerin hiçbirisini aramızda göremedik. Sayın Çorum milletvekili daha sonraları ziyaret etti ama, o da ziyaretçi çekmeye yeterli olmadı. Sanırım Çorum halkı Hitit Festivalini bölgenin yegane fuarı olarak gördüğünden bu fuara rağbet etmedi.
    Gelecek yıl aynı şartlar altında fuar organizasyonu yapılırsa katılmayı düşünmüyoruz. Firmamız Çorum fuarında yaklaşık olarak 10.000.YTL para harcamıştır. 80 firmayı düşünürseniz Çorum kaybı göz önüne çıkacaktır.
    Saygılarımla.
     
     
    Sükrü KILIÇ
    Ekerler Tarim Makina Sanayi
    Üretim ve Proje Müdürü
    Ekerler Makina Sanayi 
    info@ekerlermakina.com  
    Gürsel Yayınevi Sahibi’ne:
    1-2006 TARUM fuarından beklediklerinizi aldınız mı ?
    Tarum  2006 Fuarından Beklentilerimizi tersine çıkaran bir tablo vardı.
    Ekerler makine sanayi olarak Tarum 2005 fuarına da katılmıştık. Geçen sene bu talep daha fazla olduğunu tespit ettik. Standımızı yaklaşık 22 kişi ziyaret etti geçen  seneki oran 155 kişi idi...
     
    2-2006 TARUM fuarında size göre eksiklikler nelerdir?
    Tarum 2006 Fuarındaki eksikliğin En büyüğü;evet her şey eksikti. Tanıtım,Dağıtım,Reklam Yapılmamıştı bu nedenle çiftçi yeterince haberdar
    Edilmemişti. İşte bunun sebebi yerel yönetimlerin bu konuyla alakasızlığı olarak değerlendiriyorum. Eğer ki; Yerel Yönetimler Tarum 2006 Fuarını geçen seneden itibaren tanıtımını  yapsalardı daha iyi olacaktı. Tabi Bunun birinci Sorumlusu Yerel Yönetimler, ikinci Sorumlusu Millet Vekilleri, üçüncü Sorumlusu CNT Fuarcılık Firmasının organize bozukluğudur.
    Kapıya bir kaç güvenlik Koymakla organize olunmaz. Organize Yarışmalar düzenlenir.  Şehrin her kenarına Afişler ve yön levhaları asılır. Sebebi ziyaretçinin haberi
    olmasa bile gördüğünde ziyaret amacı ile gelmesidir. Ne yazık ki her adımda  yapılan hataları iki senedir biz çekiyoruz.
    Bilindiği Gibi Tarum 2006 Fuarına Katılan Firmalar hemen hemen hepsi Türkiye’nin en büyük Tarım Makineleri firmaları ve bayileri idi. İşte bu fuarla birlikte Çorum Tarum
    2006 bir son kez can verdi.  Bence CNT fuarcılık bu işi bıraksın yerel yönetimler ve Ticaret Odası kendileri yapsınlar. Yapamıyorlarsa bıraksınlar bu işte, biz görevimizi yaptık Fuarı makinelerimizle şenlendirdik her türlü masraftan kaçınmadık tanıtım için katılım için ama tek eksik Çorum çiftçisi idi...
     
    3-2006 TARUM fuarında istediğiniz ziyaretçi geldi mi ?
    Bence Hiç Ziyaretçi Gelmedi Yaklaşık 160 bin Kişilik Çorumda günde 160 Kişi Ziyaret Etmedi ....
     
    4-2006 TARUM fuarından fuar tanıtımı yeterli olduğunu düşünüyor musunuz ?
    Tanıtım Organizasyon iyi değildi Bunun Tek Sorumlusu CNT Fuarcılık.
    Katılımcı firmalara yersiz vaatlerde bulundu...
     
    5-2006 TARUM fuarı gibi fuarlara katılıyor musunuz ?
    Evet Mesela Ankara Altın Parktaki Fuara ve Konya Tüyapa Geçen sene  iştirak
    Ettik  Ama inanın bundan daha iyi sonuçlar aldık ve Ne yazık ki Çorum Fuarına firma olarak katılmayı düşünmüyoruz ama Farklı Bir Organizatör Alır O zaman Düşünüle bilir.. Yerel Yönetimler Görevlerini tam yapar, o zaman düşünüle bilir...
     
    6-Fuar sebebi ile Çorum'u gezebildiniz mi ?
    Çorum Gezme Fırsatımız olmadı. Çünkü Fuardan çıkınca günün sıcaklığını
    çekiyorsun ve ayrıca yorgun oluyorsun, yeni güne dinç başlamak için otelin
    bulunduğu caddeden farklı bir yere gidemedik ..
     
    7-Çorum'da bayileriniz var mı ?
    Görüştüğümüz bir kaç tane  bayi var. Henüz Anlaşma aşamasındayız
     
    8-Böyle bir etkinlik yapılır size bilgi verilirse  katılır mısınız ?
    Bildiğiniz gibi nakliyeden tutun,konaklamadan tutun,yemek içme her şey artı
    maliyet iste bu nedenle katılmamızın zor olduğu görünüyor İste en son söyleyeceklerim
    Çorum için Bu fuarın çok etkisi olması beklenirken  hiç bir artısı olmamasıydı. Bu
    tür Fuarlar Şehir Ekonomisini düzeltir,ticareti canlandırır. Bu nedenle bu tür fuarların daha ciddiyetle Çorumun gönül verenleri tarafından yapılması ve bu  fuarlar için Ticaret Odası, yerel yönetimler,belediye,köy muhtarları, birlik beraberlik olup şehrin tanıtımını yapması gerekir  Millet Vekili geldi ismini söylemek istemiyorum ve çok  yakıştıramadığım bir şekilde
    belirli standları gezerek nabız yokladı ve 45 dakika gibi çok kısa bir süre bizleri dinlemeden gitti...
    Teşekkür.

    Çorumlu 2000 Aylık Kültür Sanat Tarih Ve Edebiyat Dergisi Sayı: 90   25 Ağustos 2006

     

    BU ÇALIŞMA TELİF ESERİDİR İZİN ALMADAN  KULLANMAYINIZ  corumlu2000@gmail.com

    Önceki Sayfaya gitmek için tıklayınız

    Bir sonraki sayfaya gitmek için tıklayınız

     

     

     

     

    https://gurselyayin.com

     

     

     

     

     

     44KİTAP BAŞINA DÖNMEK İÇİN TIKLAYINIZ

    Önceki Sayfaya gitmek için tıklayınız

    Bir sonraki sayfaya gitmek için tıklayınız

    BİLGİ İSTENİNCE VERİLİYOR!
    Bolu Emniyet Müdürlüğüne yazdığım e-posta; Ayşe Çoban Hakkında bildirilen trafik kazası sonucu ölümü hakkında istediğimiz bilgi Bolu Emniyet Müdürlüğü’nden gelmiştir.
    Burada Bolu emniyet Müdürlüğüne tekrar teşekkür ederken Hüseyin Çoban’a ve Akrabalarına tekrar baş sağlığı diler,Ayşe Çoban ve R.Okan Çoban’da da Allah’tan rahmet dilerim.
    Çorumlu Dergisi ve Sarı Çiğdem dergisi yazarlarına da baş sağlığı dilerim.
     
    Tue, 12 Sep 2006 15:11:59 +0300 bilgiedinme@bolu.pol.tr
                19 KY249  plakalı araçta Bolu Metro Tesisleri önünde meydana gelen kaza ile ilgili olarak  yapılan araştırmada  05.06.2006  cumartesi günü 15:45 sıralarında ilimiz Tem  Otoyolu Metro tesisleri civarında sürücü
    Hüseyin ÇOBAN’ın  sevk ve idaresinde 19KY 249 plakalı Renault Clio marka
    Otomobilin önünde seyreden  Sürücü Murat KAYA ‘nın sevk ve idaresindeki 33 P 5969  plakalı kamyonun arkasından çarparak direksiyon hakimiyetini  yitirdiği ve  kendisine göre solunda kalan demir oto korkuluğuna iki kez  çarparak  araçta  bulunan  R.Okan ÇOBAN’ın  ölümü Ayşe ÇOBAN’ın yaralanması ile kazanın oluştuğu tespit edilmiştir.
                Kazada  Sürücü Hüseyin ÇOBAN’ın 2918 sayılı Trafik kanunun 84 .
    maddesinde yer alan sürücü  asli kusurluluk hallerinden  04-ARKADAN ÇARPMA“ kuralını  ihlal etmesi nedeniyle  kusurlu bulunduğu, diğer sürücünün ise herhangi bir kusurunun bulunmadığı  Bölge Trafik Denetleme Otoyol Büro amirliği görevlilerince tanzim  edilmiş 05.08.2006 tarihli Trafik kaza tespit tutanağından  anlaşılmıştır.
               Bilgilerinize rica olunur.
     
    Tue, 12 Sep 2006 13:37:17 -0700 (PDT) "Çorumlu2000Dergisi" corumlu2000@yahoo.com   
    İlginize teşekkür eder;çalışmalarınızda başarılar
    dilerim
    Mahmut Selim GÜRSEL
    Emekli Kütüphane Md. Yar.
     
    Ayşe ÇOBAN
    İLMEZ MİSİN ?
    Yürü behey fani insan,
    Varım diye yitmez misin ?
    Topraktan oluşur bu can,
    Tohum olsan bitmez misin ?
    Yaratanı bilmez misin ,
    Sen bu sırra ermez misin ?
    Doğduğunda çırıl çıplak,
    Ağlayınca buldun kucak,
    Ana kucağı sım sıcak,
    Ak sütüne yetmez misin ?
    Ana nedir bilmez misin,
    Gonca güller dermez misin ?
    Damarında dolaşan kan,
    Emanettir sana bu can,
    Bu dünyada misafire han,
    Ölüm kabul etmez misin ?
    Yaratanı bilmez misin,
    Kul olduğunu görmez misin ?
    Ömür boyu sürdün cefa,
    Mazlumlara ettin sefa,
    Bak çevrene,son bir defa,
    Tahta at’la gitmez misin ?
    Yaratanı bilmez misin,
     
    “Tahta at’la gitmez misin ?” Dediğin gibi sıran geldi ve bindin gittin. Yerinde rahat et. Allah Rahmet Eylesin

    Çorumlu 2000 Aylık Kültür Sanat Tarih Ve Edebiyat Dergisi Sayı: 91   25 Eylül 2006

    BU ÇALIŞMA TELİF ESERİDİR İZİN ALMADAN  KULLANMAYINIZ  corumlu2000@gmail.com

    Önceki Sayfaya gitmek için tıklayınız

    Bir sonraki sayfaya gitmek için tıklayınız

     

     

     

     

    https://gurselyayin.com

     

     

     

     

     

     45KİTAP BAŞINA DÖNMEK İÇİN TIKLAYINIZ

    Önceki Sayfaya gitmek için tıklayınız

    Bir sonraki sayfaya gitmek için tıklayınız

    BİR SÖYLEDİ BİN İŞİTTİ!
    Bir gün e-postama bir mesaj geldi:
    Aynur Ç.
    Merhabalar;
    Size Ankara T.R.AC.'dan yazıyorum. Firmamız Aselsan, Meteksan, Alarko gibi büyük kurum ve kuruluşlara uzun dönemli filo kiralama ve araç servisi bakım hizmetleri vermektedir.
    Sitenize ilgi duymamın ve sizlere yazmamın sebebi Firma sahibi Ahmet T. Bey'in de hemşeriniz-Çorumlu oluşu.
    Son zamanlarda Ankara içinde Çorumlu İş adamlarını üst düzeyde örgütleyen ve ile sahip çıkma hemşerilik ilişkilerini geliştirerek vefa borcunu ödeme adına ÇOR… adında bir dernek adı altında  toplanmış bulunmaktadır. Halen Ahmet T. Bey bu oluşumun aktif bir üyesidir.
    Bir hemşeriniz olarak sizlerin varlığınızdan ve çalışmalarınızdan haberdar olmak bizleri memnun etti. Dergi içerisinde Dernek üyeleri ile ilgili röportajların ilgi çekici olabileceğini düşünüyorum. Dernek üyeleri içerisinde bürokratlardan, üst düzey yöneticilere ve firma  sahiplerine kadar uzanan geniş bir alan söz konusu.
    Çorumdan çıkan başarı haberlerinin yer alması ise hepimiz adına bir onurun paylaşımı olacaktır. Bu  konudaki nacizane fikirlerimi de sizinle bu şekilde  paylaşmak isterim.
    İYİ ÇALIŞMALAR DİLERİM.
    T.R.A.C
    GENEL MÜDÜR-Aynur Dž.
    tel:  0312 278
    fax: 0312 278
    www.t..com
    Ne güzel değimli ?
    Dergimize yapacak bir önerisinin olması normal de
    Alışmışlar kendilerini ücretsiz tanıtmaya. Bilmem kimlerele iş yapıyorlarmış,şunları yapıyorlarmış ne güzel. Tanıtmalıymışım, bababa ”Çorum’dan çıkan başarılı haberlerin” Denmiş. Denmişte “Siteme ilgi duymuş” muş. Ne güzel. Yukarıdaki fikirde sen emekli biri olarak bunları yapıyorsun,bu değirmenin suyunu nereden buluyorsun diyen var mı ?
    Olur mu be adam. Bilmiyor musun ? Anlayan anlar da anlamamazlıktan gelir.
    Bende;bu mesajı yazan arkadaşa:
     
    Merhabalar Aynur Hanım !
    İlginize ve önerilerinize teşekkür ederim.
    Çorumlu 2000 dergime Ülkemize,Dinime ve dinlere,şahısların şahsi ve özel yaşamlarına karışmayan,toplumları alaya almayan yazıları,hikayeleri,bilgileri yayınladım ve
    yayınlamaktayım.
    1998'den bu güne 63 sayı basılı ve sanal,64'üncü sayıdan sonra ise sadece sanal olarak dergimi devam ettirmekteyim.
    Basımı yapılırken hemşerilerimizi Çorum'da ilkler olarak tanıttık,birkaç sayfa harcadık ve hatta bunlardan bir tanesi şu an milletvekili olan firma ve şahıslardan REKLAM olarak sadece hem de yazarım olan İsmet Çenesiz'den reklam aldım (tabii o verdi de verdiği para ile o reklamın yapılıp yapılamayacağını sormadı) bende söylemedim,faturasını kestim,KDV sini
    verdim.Her neyse;
    O teklifinizi firmanız hazırlar yollarsa yine de yayınlarım. Benim birkaç DPA yerimi alır,tabiri caizse verdik kırkı çıktı korku 02-02-2007'ye kadar domainimiz ve yerimizi aldık,ondan sonra kim öle kim kala.
    Bu yazışmayı 91. Sayıma bir e-posta ve cevabı diye alacağım.
    Burada bir dört anımı anlatmadan geçemeyeceğim bunlar içimde ur gibi büyüyorlar; ilgili hemşerim Ahmet T. Bey de çıkışını veriver, hemşerilerime de dağıtıversin:
    1- Yıl 1998 Temmuzu Ankara'dan haber geldi. Dergi yarın hazır alabilirsin dediler. Hatunu da yanıma aldım bindik arabamıza çıktık yola. Saat 10'da dergiyi matbaadan aldık ücretini ödedik. O zamanların Ankara Çorum derneği başkanı Sargül'ün bürosuna karnımızı
    doyurup gittik, Kuğulu parkın arkasında bir büro,hatun ben çıkmam arabada otururum dedi. Sekreter hanıma,Çorum 1997 isimli çalışmamı,Çorum'da Yatan Meşhur Yatırlar kitabımı ve 4 renkli kuşe selefon kaplı dergimi verdim. İnanın reklam veya katkı istemek için değil bilsinler,Çorum'da da böyle bir dergi ve Çorum hakkında kitaplar var desinler diye. İnanın saat 13,20'den saat 17.05'e kadar kapısında bekletti,sona çok af edersin işesi geldi de nasıl olsa tanımaz diye  dışarı çıktı,dedim ki kitap ver dergiyi gördünüz mü ? Cevabını beklemeden çıktım geldim.
    2-5'i sayıyı almaya yine hatunla arabamızla Ankara'ya gittik. Maltepe’den geçiyoruz, Kızılay’dan köprüye doğru giderken koca bir pankartta Çorum Dershanesi. Gayri ihtiyari o trafikte firen yapmışım,pankartı okuyayım diye. Kornalar,küfürler,indim. Ne var be araba durdu ne yapalım dedim. Kocaman bir bina sanki benim. Trafik filan hiç umurumda değil,hatun yalvarıyor gel bir kenara çekte bak diye bağırıyor. Neyse camiden sonraki üst geçidin altında arabaya bir yer bulduk,çıkan dört dergi ve kitaplarımı aldım gittik
    dershaneye. On kapı çaldık yetkili soruyoruz neden diyorlar dergiyi vereceğim diyorum o ona,o ona yolluyor. Neyse dershaneye açtıkları kitaplık yazan yere geldik,kapıyı vurduk  bir kızcağız oturuyor.
    Kızım bu dergiler Çorum'da yayınlanıyor,bu kitapları da ben hazırladım bir yetkili bulup veremedik,kitaplığınıza hediyemiz olsun dedik ve 5'in kattan indik Yeni sayıyı alıp Çorum'a döndük.
    3-Arif Ersoy Belediye Başkanı;Gidip dergiyi elden veriyorum,her gittiğimde abone olalım diyor. Dergiden 12 adet müdürlere vermekteyim,(sadece birisi cebinden ödedi ismi bende kalsın) Bende olur başkanım diyorum. Yıl sonu Belediye basın yayından çağırıyorlar faturanı getir abone paranı al diyorlar,gidiyorum 1 adet 12 sayı abone ücreti faturası keseceksin komisyondan böyle çıktı diyorlar. Gülüyorum. Yahu mahalli gazetelerden her gün 33 adet alıyorsunuz da benim dergiden neden bir tane alıyorsunuz diyorum,fatura
    kesmeden para almadan çıkıyorum. Adı para aldı olacak.
    Neyse ertesi sene sonu  yaklaşırken Başkan Mahmut Bey Abone olduk değil mi diyince: Başkan ben 12 dergi veriyorum,komisyon bir dergi parası ödediği için almadım diyorum,tamam diyor hallederiz,ertesi yıl yine aynı hikaye 1 abone 12 sayı parası almıyor ve bir daha da dergi bırakmıyorum.
    Şeker Fabrikasına dergi bırakıyorum,bir yılı dolunca reklamda veririz diyorlar
    14'üncü sayıda biz ücretsizdi diye kabul ediyorduk diyorlar,masanın üzerinde duran 13. eski sayıyı da alıp  çıkıyorum.
    Çimento fabrikası müdürü içeriye aldırmadan telefonla kapıya bir bahane ile teşekkür et diyor,teşekkür ediyorlar dergiyi bırakıp dönüyorum,on dördüncü sayıda kapıdaki kişiye telefondaki müdür mü diyorum,evet cevabını alınca dek ki birde ben teşekkür edeyim diyor 14. sayısı olan dergiyi getirdim diyince;biz ücretsiz zannediyorduk,getirmesin diyor.
    Posta ile Çorum dışına 1250 ayrı şahıslara dergi gönderdim. Pek çok Çorumlu dergiyi biliyor. bu 1250 kişiden sadece;Millet Vekili idi Adnan Türkoğlu, Ziraat Bankası Genel Müdürlüğünde Mahmut bey ile yazarım olan Gül Yayınevi sahibi abone oldular
    4-Hep kötü olacak değil ya: Oğuz Leblebicioğlu İstanbul'da bir toplantıda Kaynının yanına gider. Ona yayınladığımız 2 sayıyı verir. Ne dediyse buna bende yazı veriyorum,bu dergiyi yaşatın diyince,bana ne söylüyorsun oğluna söyle o Samsun Bölge Müdürü,dergilere bakar arkadaşlarına öğünerek gösterir. Bu da bizim Çorum'un dergisi der. Neyse üçüncü sayıyı hazırlıyorum. Oğuz Leblebici elime bir telefon numarası vererek bunu ara reklam verecekler Bölge Müdürü ile Görüşeceğim Çorum'dan arıyorum de,dedi ve gitti. Baktım Samsun'a ait bir telefon hayırlısı diyerek aradım. Bir bayan çıktı anlayamadığım bir dolum tesisi dedi bende; Bölge Müdürü ile görüşeceğim Çorum'dan arıyorum dedim. Bir bay çıktı,bende beyefendi Oğuz Leblebicioğlu telefonunuzu verdi,üçüncü sayıya reklam verecekmişsiniz dedim. Tamam Amca,yaz ve şu telefonu ara onunla konuş diyerek İstanbul'dan bir numara verdi. Teşekkür ettim hemen aradım. Bir bayan çıktı ismini söyledi,bende Çorum'dan arıyorum Çorumlu 2000 Dergisine reklam verecekmişsiniz dedim. Doğrudan Evet dedi arka kapağa ne kadar istiyorsunuz ? Sorusunu sonra bende attım 100.000.000 lira bir kahkaha,bir kahkaha ki sorman. Herhalde çok istedim dedim. Hanımefendi ne oldu acayip bir şey mi söyledim dedim. Yok hayır. Ben bu fiyata daha hiç reklam vermedim de ondan gülüyorum,çok az söylediniz ciddi mi ? Diye sordu bende,alay ediyor taviz vermem diyerek evet dedim. 
    Tamam dedi,100+KDV fatura kes yolla dedi,renk ayrımı ve çalışmayı ben yaptırırım dedi,iyi günler diledi. Sonradan öğrendik,reklama bana 100.000.000 M verdiler,sayfa çalışmasına 1.000.000.000 vermişler ona gülmüş. 7 sayı arttırmadan düzenli reklam verdiler. Samsun’a da personele dağıtmak üzere 12 sayı olmak üzere 20 dergi abone oldular kargo ile Samsuna yolladım . Yaklaşık 2,5 sayımın basılması için sponsor olmuş oldular çünkü o zaman renk ayrımı kuşe kağıt ve baskı 575.000.000 Lira veriyordum. Yeri gelmişken yukarıda  Merak ederseniz İstanbul ÇOSİAT ile de olan diyalogumuzu yazayım:
    İstanbul’da Çorumla ilgili bir dernek var sevinirler ve üye olurlar denildi. Telefon ettim. Çorum’da dergi çıkartıyorum,açık adresinizi verirseniz kitaplarımla yollayayım. Diyorum;adresi veriyorlar. Birinci sayıdan bir tane ve kitaplardan birer tane yolluyorum. Derneğin kapısına da ilan asarsanız ilgilene hemşerilerimiz abone olurlar yada posta parası sizde kalsın bir tuz parası katkımız olur,dergi o zaman 500 lira. Neyse bir vakit sonra Çekva’dan telefon ediyorlar, Derginiz çok güzel 50 adet yollar mısınız dediler. Bende kargo ile 50 dergi yolladım. İkinci dergiden 100 adet istediler onu da yolladım. Üçüncü sayı baskıya girerken Çekva’yı aradım dergilerin parasını sordum. Sekreter hanım “DERGİNİZİ ATATÜRK ÇİZGİSİ DIŞINDA BULDUKLARI İÇİN ALMAYACAKLARINI” söyledi. Şaşırdım. Dedim ki af edersiniz siz ikinci sayıyı gördünüz mü ? Dedim. Sekreter bayan,bayan dediysem bir bankanın müdürlüğünden emekli,evet önümde duruyor dedi. Kapakta ne var söyler misiniz dedim Uğur Pamuk’un çizdiği bir gözü Türkiye,bir gözü Kıbrıs karartılı ATATÜRK POSTERİ var dedi,yazılardan neler var dedim: Teşekkürler Çorumlu 200’i tanıyanlara ve Tanıtanlara Mahmut Selim Gürsel, Tekkelihocaoğlu,Hakkı Ertekin,İslam Dini ve Temizlik Recep Camcı,Çorum’da basın Tarihi Mahmut selim Gürsel,Çorumlu 2000’ne Nice Yıllar Salim Savcı, Türk Milleti Çok Yaşa Oğuz Leblebicioğlu,Müze Gibi Bir Ev Katipler Konağı Muzaffer Gündoğar,Kültür Kaynaklarımız Muzaffer Gündoğar,Dergimizin açılış fotoğrafları ve dergimizin sergisi,Paylaşılan Vizyon Ümit Uzel,Geleceğin Çorum’u M. Şakir Çıplak,Çorum ve Pir Sultan İsmail Pamuk,Atv Bam Teli Yapımcısı Tayfun Talipoğlu’nun Çorum Sevgisi Memduh Tuluk,İlimizin Nüfusu Azalıyor Oğuz Leblebicioğlu,Kronolojik Çorum Tarihi Mahmut Selim Gürsel,Şiir ve İmaj Metin Demirci,Dünyada Erol Duygun,Çorum türküleri Rıfat Kurtoğlu,Birlik Olalım,Hakka Doğru Cuma Türkmen.
    Bu yazıların hangisini ATATÜRK ÇİZGİSİ dışında buldular dedim ve Bende bu Dergi ile ATATÜRKÇÜLÜĞÜMLE ÖVÜNÜYORUM diyerek,ya dergilerimi yada parasını acilen yollar dedim.
    Dört ay sonra 49 adet 1. sayı 99 adet de 2. sayıyı iade ettiler. Sizin anlayacağınız birer tane alıkoyup dergileri yolladılar.
    Çekva da ayrı bir iş. Sonrada  ileride başkan kinayeli bir kart yolladı. Bende iki sayı bu kartlar ve çekva hakkında sorular sordum cevap bile veremediler.
    Selamlar.
     
    Kim olduğum ve neler yaptığım:
    https://gurselyayin.com
    Bu linkte vardır. Ayrıca site girişlerinde bulunan her yazı ayrı bir siteme gider

    Çorumlu 2000 Aylık Kültür Sanat Tarih Ve Edebiyat Dergisi Sayı: 92   25 Ekim 2006

     

    BU ÇALIŞMA TELİF ESERİDİR İZİN ALMADAN  KULLANMAYINIZ  corumlu2000@gmail.com

    Önceki Sayfaya gitmek için tıklayınız

    Bir sonraki sayfaya gitmek için tıklayınız

     

     

     

     

    https://gurselyayin.com

     

     

     

     

     

     46KİTAP BAŞINA DÖNMEK İÇİN TIKLAYINIZ

    Önceki Sayfaya gitmek için tıklayınız

    Bir sonraki sayfaya gitmek için tıklayınız

    10 KASIM ATATÜRK’Ü ANDIK MI?
             10 Kasım Ülkemizin bu günlere gelmesinin ve temelini atan Mustafa Kemal Atatürk’ün vefat yıl dönümü.
             Uzun yıllar yas tutularak Atatürk’ü anmak için belirli anma etkinlikleri ülkemizde yapıldı. Zaman geldi bu yas sadece anma törenleri olarak kutlanmaya başlandı.
             13 Kasım günü Ankara’ya gitmem gerekliydi. İsimi bitirince Anıtkabir’e gittim. İmkanım dahilinde resimler çektim. Fotoğraf makinemin otomatik ayarı ile resimler çektim. Ankara’da otururken Anıtkabir’i ziyaret etmiştim,Askerdeyken de birkaç kere ziyarete gitmiştim,Ankara’da otururken de birkaç kere misafirlerimizi götürmüştük,bu ziyaretim kadar detaylı bir ziyaret yapamamıştım. Neden mi derseniz,fotoğrafla bu ziyaretleri belgelendirememiştim.
    Fotoğraf çekerken ekserlerimizin merasimlerini da kaydettim. Ben de askerdeyken  Türkiye Büyük Millet Meclisinde aynı şekilde ve ciddiyetle nöbet tuttuğum gözümün önüne geldi.
     

    Çorumlu 2000 Aylık Kültür Sanat Tarih Ve Edebiyat Dergisi Sayı: 93   25 Kasım 2006

     

    BU ÇALIŞMA TELİF ESERİDİR İZİN ALMADAN  KULLANMAYINIZ  corumlu2000@gmail.com

    Önceki Sayfaya gitmek için tıklayınız

    Bir sonraki sayfaya gitmek için tıklayınız

     

     

     

     

    https://gurselyayin.com

     

     

     

     

     

     47KİTAP BAŞINA DÖNMEK İÇİN TIKLAYINIZ

    Önceki Sayfaya gitmek için tıklayınız

    Bir sonraki sayfaya gitmek için tıklayınız

    BİR ÇINAR DEVRİLDİ MUSTAFA BÜLENT ECEVİT
    28 Mayıs 1925; İstanbul’da doğdu.
    Gazeteci, şair, yazar, siyasetçi ve Millet Vekili Türkiye başbakanlık görevlerinde bulundu
    1944 yılında Robert Kolej'den mezun oldu.
    1944 tarihinde Basın Yayın Genel Müdürlüğü'nde çevirmen olarak çalıştı
    1946 yılında okul arkadaşı Rahşan Aral ile evlendi.
    1946-1950 tarihleri arasında Londra Elçiliğinin Basın Ateşeliğinde kâtip olarak çalıştı.
    1950 yılında Ulus Gazetesi'nde çalışmaya başladı. 
    27 Ekim 1957 seçimlerinde CHP'den milletvekili olarak siyasete girdi
    6 Ocak 1961-25 Ekim 1961Kurucu Meclis Cumhuriyet Halk Partisi Temsilcisi olarak bulundu.
    1973 seçimlerinde CHP'nin seçim kampanyasında, yaşlı bir kadının "Karaoğlan nirede ha evlatlar, Karaoğlan'ı görmek istiyom" demesi üzerine adı Karaoğlun olarak anıldı.
    Türkiye Büyük Millet Meclisi'nde 11. ve 12. Dönem Ankara Milletvekilliği, 13., 14., 15., 16. ve 19. Dönem Zonguldak Milletvekilliği, 20. ve 21. Dönem İstanbul milletvekili olarak görev yaptı.
    Cumhuriyet Halk Partisi Genel Başkanı, Demokratik Sol Parti Genel Başkanı oldu. Çalışma Bakanı, Devlet Bakanı, Başbakan Yardımcısı ve Başbakan olarak görev yaptı; ancak üniversite mezunu olmaması nedeniyle Cumhurbaşkanlığı'na aday olamadı. Koalisyon partilerinin bu hükmü değiştirme teklifini ve kendisine cumhurbaşkanlığı teklifi getirmesini ise teşekkür ederek reddetti. Beş kez Türkiye Cumhuriyeti başbakanlığı yaptı
    5 Kasım 2006 tarihinde 81 yıllık çınar hayata gözlerini kapadı. 11 Kasım 2006 tarihide Devlet Töreni ile ebedi istirahat agâhına defnedildi.
    Cenaze namazı Ankara Koca Tepe Camiinde kılındı. Yaklaşır 7 kilometrelik defin alanına kadar sevenleri cenazesine iştirak ettiler.
    Bu uzun sayılacak ömründe tek sevdiği Raşan Ecevit, metanetini koruyarak yaşı için uzun ve meşakkatli sayılacak menzili sevgilisi, eşi Bülent Ecevit’in cenaze arabasını tutarak yürüdü. Defin alanına getirilen cenaze dualarla kabrine defnedildi.
    Allah C.C. Geçmiş günahlarını af etsin. İnsanoğlu doğar, yaşar ve sırası gelince ölür. Bunu her yaşayan görecektir. Gelin girmeyen ev olur; ölüm girmeyen ev olmaz demiş atalarımız.
    Ankara'ya bir daha gittiğimizde de onu ziyaret ederiz İnşallah
    Bülent Ecevit, düşünceleri ve uygulamalarıyla, 20. yüzyıl Türk siyasal yaşamının en önemli isimlerden biri olmuştur.

    Çorumlu 2000 Aylık Kültür Sanat Tarih Ve Edebiyat Dergisi Sayı: 93   25 Kasım 2006

    BU ÇALIŞMA TELİF ESERİDİR İZİN ALMADAN  KULLANMAYINIZ  corumlu2000@gmail.com

    Önceki Sayfaya gitmek için tıklayınız

    Bir sonraki sayfaya gitmek için tıklayınız

     

     

     

     

    https://gurselyayin.com

     

     

     

     

     

     48KİTAP BAŞINA DÖNMEK İÇİN TIKLAYINIZ

    Önceki Sayfaya gitmek için tıklayınız

    Bir sonraki sayfaya gitmek için tıklayınız

    YAZARIMIZI ZİYARET
             Ankara’da bulunan ağabeyimiz Salim Savcı’yı da ziyaret ettim. Bir çayını içtim,Çorum’dan konuştuk,bazılarının kulaklarını çınlattık. Yeni hazırladığı Masal Kitabından bahsettik. Hayırlı olsun dileğimle

     

    Çorumlu 2000 Aylık Kültür Sanat Tarih Ve Edebiyat Dergisi Sayı: 93   25 Kasım 2006

    Önceki Sayfaya gitmek için tıklayınız

    Bir sonraki sayfaya gitmek için tıklayınız

    BU ÇALIŞMA TELİF ESERİDİR İZİN ALMADAN  KULLANMAYINIZ  corumlu2000@gmail.com

    Önceki Sayfaya gitmek için tıklayınız

     

     

     

     

     

    https://gurselyayin.com

     

     

     

     

     

    49KİTAP BAŞINA DÖNMEK İÇİN TIKLAYINIZ

    Önceki Sayfaya gitmek için tıklayınız

    Bir sonraki sayfaya gitmek için tıklayınız

    GEÇMİŞLE VE DİĞER KUTSAL SAYILAN BİLGİLERİ HAFİFE ALMA HASTALIĞI
                Internet’te birçok gruplara üye oldum,bir çoklarında da ayrıldım. Gurup kurmak için hem paralı hem de  paraya ihtiyaç bulunmayan siteler var. Paralı sitelerde,belli bir ücret vermeniz gerekli. Parasız sitelere üye olmanız yapacağınız tek şey. Üye olduktan sonra istediğiniz grubu kurabilirsiniz. Birazda İngilizce’niz varsa çabucak sistemi kavrayıp kendinize bir paye ve de gelir getiren bir sisteme sahip olma imkanınız da bulunmaktadır. Gerçi site sisteminde ücretli katılım ve reklam amaçlı gönderimleri yasaklayan kararlar olsa da bunları da aşmanın çeşitli yollarını bulmanız mümkün.
                Konumuza gelince;belli bir kitleye ulaşmak isteyen grup kurucuları bazı zamanlar içerisinde devamlı düzgün gelen yazıları biraz alevlendirmek için belli konuları ihtiva eden grubun içerisine çomak sokarak* karıştırmak ve tepkileri ölçmek isterler. Bu tepkileri de pek çok zaman,bilenlerin karşı çıkması ile o karşı çıkan kişinin yazılarına odaklanmaya başlanır böylece sessiz ve sadece okuyucu olan grup üyelerinin de yazılara verecekleri cevapla grup trafiğinin arttırılma imkanı sağlanır. Bunlar daha çok birkaç e-postası olan kişilerdir ve birbirlerini grupta destekler gözükürler. Dikkatli bir izleyici kullandıkları üslubu yakalarsa onların birkaç kişi değil aynı şahıs olduğunu bilir. Muhakkak bir açık verdikleri olur.
                Başka bir çomak sokmak sistemi Milli ve Manevi değerlerin yüksek olduğu grupların birlikteliğini bozmak için kullanılan ve daha çok karşı tezlerle grup üyelerini hezeyana getiren şahıs veya kuruluşlardır ki;bunlarla uğraşmak daha çok bilgi ve birliktelik isteyen güçle karşı konulabilir. Çoğunlukla bu gibi çomak sokanlarla uğraşmak birikim ve bilgi yoğunluğunun yeterliliğinden daha fazla grup içinde desteklenmeye dayalıdır ki bunu da pek çok zaman bir iki cılız esten başka destekçi bulamaz,sonunda usanır,yada grup yöneticisi tarafından dışlanırsınız.
    Diğer bir çomak sokma şekli de,bilmedikleri konular hakkında kendilerine gelen bir e-postayı komik veya kendilerine göre güzel bulan bilgisiz ve niçin bu e-postanın kendisine geldiğini bilemeyecek kadar cahil kişilerdir ki,bunlarla uğraşmak ise daha zordur. Kendilerini savunmak için yırtınırlar,didinirler. Sonunda da baklayı ağızlarından çıkarırlar. Bu e-postayı ben gönderdim fakat ben yazmadım diyerek işin içinden çıkmaya çalışırlar.
    Internet güzel bir katılım aracı. Bu aracın faydalarını bilmemiz ve öğrenmemiz gerekli. Artık;kimin neler yaptığı ve nerelerde bulunduğu ve ne gibi girişimlerde bulunduğunu buradan öğrenmek bilenler için oldukça kolay bir sistem.
    Keşke bu bilgi ile 30 yaşında olsaydım.
    Bu gruplarda bazen de dini,milli,kutsal ve özel değerlere bilerek veya bilmeyerek dil uzatırlar. Bunların cevabını her ne hikmetse kimse vermek istemez. Verenleri de aynı sistem içerisinde yukarıda bahsettiğim aynı şahısın diğer e-postaları ile susturmaya çalışır. Desteksiz kalan itirazcı ya pes eder,yada gücünün yettiği kadar yazar,yazar.
    Yine de bence gruplara üye olmanız,biraz beyin jimnastiği yapmanız için iyi olur derim. 
    *Çomak sokmak (Arı kovanına çomak sokma) babından ortalığı karıştırma anlamında kullandım

    Çorumlu 2000 Aylık Kültür Sanat Tarih Ve Edebiyat Dergisi Sayı: 94   25 Aralık 2006

     

    BU ÇALIŞMA TELİF ESERİDİR İZİN ALMADAN  KULLANMAYINIZ  corumlu2000@gmail.com

    Önceki Sayfaya gitmek için tıklayınız

    Bir sonraki sayfaya gitmek için tıklayınız

     

     

     

     

    https://gurselyayin.com

     

     

     

     

     

     50KİTAP BAŞINA DÖNMEK İÇİN TIKLAYINIZ

    Önceki Sayfaya gitmek için tıklayınız

    Bir sonraki sayfaya gitmek için tıklayınız

    DOSTLUK!
    Bir gün 1960 tarihide babamım emekli olduğu yıl,konuşurken babama:
    -Baba,benim 5 tane dost bildiğim arkadaşım var dedim. Babam da bana:
    -Oğlum bir dost az iki dost fazla demişti.
    Aradan yıllar geçti,bu gürlere geldik. Grubunuzda dostluk üzerine yazılar gelmeye başladı. bu konu hakkında benim görüşümü yazarak sizlere bildiğimi bu satırlarla anlatmak istedim.
    Geçen 45 yıl içerisinde pek çok dost zannettiklerim,pek çok dost bildiklerim oldu. Meşhur,Aşık Veysel'in:"Dost dost diye nicesine sarıldım,benim sadık yarim kara topraktır" dizilerinin bir hayat gerçeğini belli bir yaşa gelince öğrenebiliyoruz.
    Birkaç yıl öncede dergimde dostluk hakkında bir yazı yazmıştım. Onda da konu gereği,bana dostun var mı diye soran bir gence:
    -Bir buçuk dostum var demiştim. Oda şaşırmış sormuştu:
    -Biri anladım da Mahmut amca buçuğu anlayamadım ? Demişti. Bende:
    -Birinci dostuma tam güveniyorum. Tam manası ile dost biliyorum. Yarım dosta da gelince,onu denemeğe korkuyorum. Yarımda olsa dost,onu kaybetmek istemiyorum demiştim.
    Bu bilgiler gençler için gerekli olduğunu düşünerek anlatmak istedim. Dostlar birbirlerine iki elleri kanda dahi olsa yardıma koşan kimselerdir.  O yüzden her dostum denen kişi ne sizin dostunuzdur,ne de siz onun dostu olursunuz.
    Dost kazanmanın bazı ufak tefek sırlarını yazabildiğim kadar yazmaya çalışayım:
    1-Önce arkadaşınızı tanıyın.
    1-a)Sakın ha sakın arkadaşınız hakkında fikir soranlara en az 4 yıl ne iyi arkadaştır,ne de kötü arkadaştır deyin. Bu dört yıl içerisinde arkadaşınızın nasıl birisi olduğunu anlamış,tartmış ve denemiş olursunuz. Geleyim neden iyi ve kötü demeyin kısmına. Bir arkadaşınıza iyi dediğiniz an;ondan istemediğini bir hal ve hareket gördüğünüzde bir daha onun hakkında kötü diyemeyeceğinizi biliyorsunuzdur. Eğer kötü derseniz,dediğiniz kişi daha önce iyi dediği kişiye kötü diyor diyerek sizin notunuzu verebilir. Tersi olursa bir arkadaşınız için kötü derseniz bir zaman olur onun öyle bir iyiliğini görürsünüz ki soranlara iyi dersiniz,bu da sizin notunuzun verilmesine bir sebep olabilir.
    1-b)Arkadaşınızla uzun bir yolculuğa çıkın. O zaman o arkadaşınızın nasıl birisi olduğunu keşfetmenizi sağlar. Kendinden çok size değer vermesi,sizi düşünmesi,yemeyip yedirmesi gibi hareket ve davranışları onun nasıl birisi olduğu hakkında size bilgi sunar.
    1-c)Arkadaşınızı denemek için günlü fazla miktarda olmamak şartıyla borç para isteyin. Mesela üç gün sonra veriri diyerek isteyin. Üç gün sonra tabii ki istediğiniz parayı verirse; aldığınız parayı götürün verin. iki gün sonra yine aynı miktarda para isteyin iki gün sonra veririm deyin parayı vermeyin. Gözüne sık sık gözükün;para için kıvranıp kıvranmadığını gözleyin. Sanki para almamış gibi davranın. Bir hafta sonra hatırlamış gibi;yahu senden şu kadar para almıştım diyin,tepkisin ölçün. Şayet acele etme,mühim değil gibi candan sözler görürseniz. Hemen aldığınız borcu kendisine verin. Sakın ha sakın onu denediğinizi öyle veya böyle söylemeyin. Onurunu kırabilirsiniz.
    1-d) Arkadaşınızla buluşmak için sözleşin. Uzaktan seyredin vaktinde geliyor mu,gelirse biraz bekletin. Tepkisini uzaktan seyredin. Orada beklemekten usanırsa cep telefonu ile geciktiğiniz için özür dileyin iki dakikaya kadar oradayım deyin. Beş dakika sonra yanına gidin. alacağınız tepkilere göre arkadaşınızı değerlendirin. Bunu en fazla iki kere yapın,üçüncüsünde ise ondan önce buluşma yerine gidin.
    Yukarıdaki a-b-c-d maddelerine göre arkadaşınız sizden olumlu bir not aldıysa artık sizin arkadaşınız yarım dostunuz olmuş olur.
    2- Dikkat edeceğiniz bir konuda;aynı testleri arkadaşınızın size uygulama ihtimalini de unutmayınız.
        Başınızı fazla ağrıtmayayım.

    Çorumlu 2000 Aylık Kültür Sanat Tarih Ve Edebiyat Dergisi Sayı: 94   25 Aralık 2006

    BU ÇALIŞMA TELİF ESERİDİR İZİN ALMADAN  KULLANMAYINIZ  corumlu2000@gmail.com

    Önceki Sayfaya gitmek için tıklayınız

    Bir sonraki sayfaya gitmek için tıklayınız

     

     

     

     

     

     

     

     

     

     

     51KİTAP BAŞINA DÖNMEK İÇİN TIKLAYINIZ

    Önceki Sayfaya gitmek için tıklayınız

    Bir sonraki sayfaya gitmek için tıklayınız

    TUNCER CÜCENOĞLU OYUNLARI BULGARİSTAN’DA DA YAYGINLAŞIYOR…
    “MATRUŞKA” nın galası Rusçuk Dram Tiyatrosu’nda l3 Ekim’de  gerçekleşti.
    Tuncer Cücenoğlu’nun oyunları Bulgaristan’da hızla yaygınlaşıyor.
    Cücenoğlu’nun bir çok ülkede sahnelenmiş oyunlarından “Matruşka”, bu kez İsmail Ağlagül’ün çevirisiyle Rusçuk Dram tiyatrosu’nda izleyici karşısına çıktı
    Ventsislav Asenov’un sahneye koyduğu oyunda Müzik: Pavel Vasef, Dekor tasarımı: Manoela Doyçinova, Dans tasarımı Marin Udvarev tarafından gerçekleştirildi.
    l3 Ekim gecesi galası yapılan oyunda Bulgaristan’ın ünlü iki oyuncusu Evgeniya Yavaşeva ve K.Habil görev alıdılar…
    Diğer rollerde Krum Berkov’la Silviya Terziyeva görev alıyorlar…
    Tuncer Cucenoğlu da kendi oyununu izleme şansı buldu
    Bu arada Hüseyin Mevsim tarafından Bulgarca’ya çevrilen Cücenoğlu’nun Çığ adlı oyunu da önce kitap olarak yayımlanacak daha sonra da Sofya Devlet Tiyatrosu’nda sahnelenecek…

    Çorumlu 2000 Aylık Kültür Sanat Tarih Ve Edebiyat Dergisi Sayı: 94   25 Aralık 2006

     

    BU ÇALIŞMA TELİF ESERİDİR İZİN ALMADAN  KULLANMAYINIZ  corumlu2000@gmail.com

    Önceki Sayfaya gitmek için tıklayınız

    Bir sonraki sayfaya gitmek için tıklayınız

     

     

     

     

    https://gurselyayin.com

     

     

     

     

     

     52KİTAP BAŞINA DÖNMEK İÇİN TIKLAYINIZ

    Önceki Sayfaya gitmek için tıklayınız

    Bir sonraki sayfaya gitmek için tıklayınız

    TARİH VE BİZ
             Bir zamanlar, bizlerden önceki insanların yaşadıkları, toplandıkları ve barındıkları yerleri bizler keşfettikçe hepimizin hiç dikkat etmediği ortak özelliklerin olduğunu göremiyoruz. Bu yerleşim yerlerinin ortak özellikleri olarak önceleri; su, toprak ve flora zenginliği olan yerler tercih edilmiş, daha sonraları ise insanların alet yapımında kullanacakları madenlerin yakınlarında topluluklar barınmışlardır.
             Bu toplulukların uygarlık verileri arttıkça daha büyük toplu yaşama alanları ve şehirler kurmuşlardı. Bu şehirlerin atıklarını o zamanın verdiği bilgilerle kendilerine göre çözmüşlerdir. Eski mağara yaşamı zamanlarında insanlar atıkların mağaranın uzak bir yerine gömerek kaldırmaya çalışmışlar, daha sonraları büyüyen toplulukların yerleşimlerinde bulunan atıkların yerleri pekte bulunamadığı yapılan bütün kazılarda bu atıklara pek de rastlandığı gözükmemektedir.
             Ülkemiz bu günlerde toprağa gömülmüş olarak zehirle veya zehirsiz atıkların gömülü oldukları yerleri bulmaları biraz beni şahsen düşündürdü. Gerekçe olarak zaten bu atıkların gömülmesi, çaylara bırakılması, derelere karıştırılması, ırmaklara salıverilmesi ve denizle haşır neşir olmalarız kanunlar ve yönetmenlikler gereği cezai yaptırımlar getiren bir yükümlülüğünün olmamasından dolayı açık olarak yapılmakta idi ki; bunu sağır sultanlar bile bilmekteydiler.
             Bizlerin ve ülkemizin havasını, toprağını ve suyunu kirlememiz için eğitilmişçesine boyuna atıklarımızı açık, sere serpe, aleni bilinçli veya bilinçsiz kirleterek “ben çıkarım için”, ”bence zarar vermez”, ”benim atığım zararsızdır”, ”boş ver cezası yok ya” ve buna benzeyen pek çok gerekçeler ile doğamızı; daha doğrusu çocukların emanetlerini yok etmekteyiz.
             Bizler neleri yok etmedik ki doğayı kirleterek, kendimizce bahanelerle, yok etmeye çalıştıkça bizlerde bön bön, trene bakar gibi baktık. Birkaç cılız ses ile itirazlar olsa da onların kendi çevre veya girişimleri son gördüğümüz gibi kolluk kuvvetlerinin çalışmaları suçlanacak kanun olmadığı için adliyede ellerini kollarını sallayarak çıktılar.
             Fikirlerimizi, bilgilerimizi biraz daha sonralara saklayarak yürürlüğe girecek kanunu beklememiz ve bu kanunin özünü inceleyerek, ceza bakımında geriye dönüş olacak yanı; geçmişteki kirliliklere ceza verecek maddeler yoksa ağzımızın fermuar kapayarak kendi kendimize bildiklerimizle yetineceğiz.
             Eğer, geçmişte yapılan çevre hatalarının da cezaların içerisinde olduğunu görürsek bildiklerimizi yetkililere verme medeni cesaretini göstermemiz gereklidir.
             Her ilin kendine göre bir atık toplama, yada dökme yerleri bulunmaktadır. Bu kanunun gecikme sebebi ise malumdur. Yaptırım ve cezaların pek çoğunu özel sektörden çok kamu sektörlerinin verme ihtimalinin olması gözükmektedir ki, bu da normaldir.
             Hepimizin gelecek kuşaklara daha güzel hava, daha güzel toprak, daha sağlıklı su bırakmak hem insanlık, hem de Vatandaşlık görevidir.

    Çorumlu 2000 Aylık Kültür Sanat Tarih Ve Edebiyat Dergisi Sayı: 95   25 Ocak 2007

     

    Önceki Sayfaya gitmek için tıklayınız

    Bir sonraki sayfaya gitmek için tıklayınız

     

     

     

     

    https://gurselyayin.com

     

     

     

     

     

     53KİTAP BAŞINA DÖNMEK İÇİN TIKLAYINIZ

    Önceki Sayfaya gitmek için tıklayınız

    Bir sonraki sayfaya gitmek için tıklayınız

    ÇÖZDE AL
             Birbiri ile ilişkisiz iki kelimeyi bildikleri halde bilmeyenlerimizin olması ne acı;
             Bilenlerle bilmeyenlerin artık birbirine karıştığı, bu karmaşa içinde de bilenlerin bilmeyenlere mağlup olduğu bir dünyada yaşıyoruz.
    Bir yanlışı doğru gibi ortalığa sürenlerin araştırılmadığı dünya.
             Bunlara karşı birde bilenlerin; kendilerine verilen emaneti bilmeyenlere öğretme yükümlüğünden uzak yaşamalarına ne demeli?
             Öğreticilerin de bir menfaat karşılığında satın alındığı ya da susturulduğu bu dünyanın sonu ne olacak?
    Bilenler var mı acaba?
             Konu başlığımız olan çözme işlemini bu yanlış veya doğru bilgileri aktarmayı hangimiz yapacağız. Çözebilirsek bu bilgileri nasıl ve nerede yayınlayacağız?
    Yayınlama imkanına kavuşsak bile eğri ve yanlışlarla doldurulmuş bu dimağları nasıl doğrularla dolduracağız?
             İşte çöz de al dememin özü burada.
             Çözmek ve almak içinde bir sürü fedakarlıklar yapmamız gerekmez mi  Gerekenleri gerektiği gibi yapanların arkasında kaçımız durabiliyoruz?
    Durmamamızın sebebi acaba neden ? Niçin onları desteklemiyoruz?
             Bu söylediklerimizi kanunlar mı engelliyor,yoksa başkaları mı önlüyor ?
             Çözmek veya çözmemek elimizde. Almak veya almamakta öyle! Özgür irade sahibi olanların ülkesinde yaşıyoruz.
             Çözdüğümüz doğruları da başkaları ile paylaşmanın yollarını aramamız yine bizim özgür düşüncemizin, özgür faaliyeti içine girmekte.
             Sözün özü: bu çözde al bilmecesinin çözümünü bulanlar olursa bu sayfalardan yazmasını dilemekten başka yapabileceğim yok.
             Çözülmüş doğrularla olmanız dileği ile.

    Çorumlu 2000 Aylık Kültür Sanat Tarih Ve Edebiyat Dergisi Sayı: 95   25 Ocak 2007

     

    BU ÇALIŞMA TELİF ESERİDİR İZİN ALMADAN  KULLANMAYINIZ  corumlu2000@gmail.com

    Önceki Sayfaya gitmek için tıklayınız

    Bir sonraki sayfaya gitmek için tıklayınız

     

     

     

     

    https://gurselyayin.com

     

     

     

     

     

     54KİTAP BAŞINA DÖNMEK İÇİN TIKLAYINIZ

    Önceki Sayfaya gitmek için tıklayınız

    Bir sonraki sayfaya gitmek için tıklayınız

    ÇANAKKALE
                Osmanlı İmparatorluğu. Ortadoğu’nun en büyük askeri ve siyasi gücü. Bazı idare eksikliklerinden ve tabasının ihanetlerinden dolayı,parçalanmaya,ufalmaya ve erimeye başlayan bir cihan imparatorluğu. Parçalana parçalana elinde kalanlarla idare ederken bir zaman diliminde;yedi düvel geldi,koskoca ve dünyada eşi ve emsali gözükmemiş bir donanma ile  dayandı ülkemin kapısına. “Amiral Carden'in 15 Ocak 1915 tarihinde yaptığı dört  aşamalı taarruz planına göre: Boğaz bir ay içinde geçilmiş olacaktı. Buna göre birinci aşamada dış savunma tabyaları imha edilerek ortadan kaldırılacak, ikinci aşamada orta savunma tabyaları ve üçüncü aşamada iç savunma tabyaları yok edilecek, dördüncü ve son aşamada ise; boğazda arta kalan mayınlar temizlenecek boğaz emniyet altına alınacak, Marmara Denizi'ne çıkılacak ve İstanbul'a girilecekti.Boğazın kara bölgesinde güvenliği sağlamak üzere Midilli'de yeterince kara kuvveti toplanacaktı.(1)” Bu raporun ön çalışmasını 11 Ocak 1915 tarihinde İngiltere  Bahriye Nezareti'ne Çanakkale Boğazı'na Taarruz İçin Hazırlattığı Planı Sunmuş ve Çanakkale Boğazı'na Taarruz İçin Hazırlanmış Planın Uygun Olduğunun Amiral Carden'e Bildirilmesi; 28 Ocak 1915 Savaş Komitesinin  Toplantısında Çanakkale Boğazı'nın Yalnız Donanmayla Zorlanmasına Karar Verilmesi 19 Şubat 1915'in Taarruz Tarihi Olarak kararlaştırıldı. Rapor ve plan ve kuvvetlerin çokluğu yedi düveli gururlandırmış fakat Napolyon'un bir sözünü unutmuş görünüyorlardı. "Türkler öldürülebilir ancak asla mağlup edilemezler."

                Almanlar harp boyunca ani karlarla ve acele kararları Çanakkale’de de gözükmüş,Çanakkale Boğazı’nın zorlanacağını düşünmediklerinden burada bulunan 32 bataryayı 22'ye indirmişlerdi. Bu raporlar ve istihbarat üzerine yukarıdaki karar alınmış oldu.

                Geldi,geçti. Deldi,geçti.

    Çanakkale’nin savunmasında düşman;ülkesini,askerini seven bir komutanla karşı karşıya geldi. O savaşın;bir ülkenin kaderini etkileyen,yedi düvelin Çanakkale’de oyalanarak geri gitmesine sebebiyet verecek ve o günlerin verdiği zor kararlara imzasını atarak,zaman içerisinde yeni kararlarla vererek halen bir paylaşma alanı olarak gözüken “Güzel ve Tek” ülkemi bu günlere getiren Mustafa Kemal Atatürk’ün yine bu günleri görerek,ülkenin satılabileceğini gençlere bildiren dahidir. Bu dahinin Avrupa tarafından kuyruk acısı olarak halen düşmanlıklarının sürmesi olağan değil midir ?

                O günün Osmanlı ülkesi ve Anadolu’nun  çeşitli şehitlerinden gelen gençler bu topraklar için kendilerini gözlerini kırpmadan feda ettiler. 300000 savaş katılan Türk birliklerinin 211000 şehit olması düşündürücüdür.

    Mehmet Akif ERSOY’UN

    ÇANAKKALE ŞEHİTLERİNE

    Şu Boğaz Harbi nedir ? Var mı ki dünyâda eşi ?
    En kesîf orduların yükleniyor dördü beşi,
    -Tepeden yol bularak geçmek için Marmara'ya-
    Kaç donanmayla sarılmış ufacık bir karaya,
    Ne hayâsızca tahaşşüd ki ufuklar kapalı!
    Nerde -gösterdiği vahşetle "bu: bir Avrupalı"
    Dedirir-yırtıcı, his yoksulu, sırtlan kümesi,
    Varsa gelmiş, açılıp mahbesi, yâhud kafesi!
    Eski Dünyâ, Yeni Dünyâ, bütün akvâm-ı beşer,
    Kaynıyor kum gibi, tûfan gibi, mahşer mahşer.
    Yedi iklimi cihânın duruyor karşına da;
    Ostralya'yla beraber bakıyorsun: Kanada!
    Çehreler başka, lisanlar, deriler, rengârenk.
    Sâde bir hâdise var ortada: Vahşetler denk.
    Kimi Hindû, kimi Yamyam, kimi bilmem ne belâ...
    Hani tâ’ûna da züldür bu rezil istîlâ...
    Ah o yirminci asır yok mu, o mahlûk-u asil,
    Ne kadar gözdesi mevcûd ise hakkıyla sefil,
    Kustu Mehmedciğin aylarca durup karşısına;
    Döktü karnındaki esrârı hayâsızcasına.
    Maske yırtılmasa hâlâ bize âfetti o yüz...
    Medeniyyet denilen kahpe, hakîkat, yüzsüz.
    Sonra mel'undaki tahrîbe müvekkel esbâb,
    Öyle müdhiş ki: eder her bir mülkü harab.
    Öteden sâikalar parçalıyor âfâkı;
    Beriden zelzeleler kaldırıyor a'mâkı:
    Bomba şimşekleri beyninden inip her siperin;
    Sönüyor göğsünün üstünde o arslan neferin.
    Yerin altında cehennem gibi binlerce lâğam;
    Atılan her lâğamın yaktığı yüzlerce adam.
    Ölüm indirmede. gökler, ölü püskürmede yer;
    O ne müdhiş tipidir: savrulur enkaz-ı beşer...
    Kafa, göz, gövde, bacak, kol, çene, parmak, el, ayak;
    Boşanır sırtlara, vadîlere sağnak sağnak.
    Saçıyor zırha bürünmüş de o nâmerd eller,
    Yıldırım yaylımı tûfanlar, alevden seller.
    Veriyor yangını, durmuş da açık sînelere,
    Sürü halinde gezerken sayısız tayyâre.
    Top tüfekten daha sık, gülle yağan mermiler...
    Kahraman orduyu seyret ki bu tehdîde güler!..
    Ne çelik tabyalar ister, ne siner hasmından;
    Alınır kal'a mı göğsündeki kat kat îman?
    Hangi kuvvet onu, hâşâ, edecek kahrından râm?
    Çünkü te'sis-i ilâhî o metîn istihkâm.
    Sarılır, indirilir mevki-i müstahkemler,
    Beşerin azmini tevkîf edemez sun’-i beşer;
    Bu göğüslerse Hüdâ'nın ebedî serhaddi;
    "O benim sun’-i bedî’im, onu çiğnetme!" dedi.
    Âsım'ın nesli... diyordum ya... Nesilmiş gerçek;
    İşte çiğnetmedi nâmûsunu, çiğnetmiyecek,
    Şühedâ gövdesi, baksana, dağlar, taşlar
    O, rükû olmasa dünyâda eğilmez başlar,
    Yaralanmış tertemiz alnından uzanmış yatıyor,
    Bir hilal uğruna, yâ Rab, ne güneşler batıyor!
    Ey, bu topraklar için toprağa düşmüş, asker!..
    Gökten ecdâd inerek öpse o pâk alnı değer.
    Ne büyüksün ki kanın kurtarıyor tevhidi...
    Bedr'in arslanları ancak, bu kadar şanlı idi...
    Sana dar gelmiyecek makberi kimler kazsın?
    "Gömelim gel seni târîhe!" desem, sığmazsın.
    Herc ü merc ettiğin edvâra da yetmez o kitâb...
    Seni ancak ebediyyetler eder istiâb.
    "Bu, taşındır" diyerek Kâbe'yi diksem başına;
    Rûhumun vahyini duysam da geçirsem taşına;
    Sonra gök kubbeyi alsam da, ridâ namıyle,
    Kanayan lâhdine çeksem bütün ecrâmıyle;
    Mor bulutlarla açık türbene çatsam da tavan
    Yedi kandilli Süreyyâ'yı uzatsam oradan;
    Sen bu âvîzenin altında, bürünmüş kanına,
    Uzanırken, gece mehtâbı getirsem yanına,
    Türbedârın gibi tâ haşre kadar bekletsem;
    Gündüzün fecr ile âvizeni lebriz etsem;
    Tüllenen mağribi, akşamları, sarsam yarana...
    Yine birşey yapabildim diyemem hâtırana.
    Sen ki, son ehl-i salîbin kırarak savletini;
    Şarkın en sevgili sultânı Salâhaddîn'i,
    Kılıç Arslan gibi iclâline ettin hayran...
    Sen ki, İslâmı kuşatmış, boğuyorken hüsran;
    O demir çenberi göğsünde kırıp parçaladın;
    Sen ki rûhunla berâber gezer ecrâmı adın;
    Sen ki a'sâra gömülsen taşacaksın... Heyhât!
    Sana gelmez bu ufuklar, seni almaz bu cihat...
    Ey şehîd oğlu, şehîd isteme benden makber,
    Sana âğûşunu açmış duruyor Peygamber.

    (1) Milli Savunma Bakanlığı, Çanakkale-1915, T.T.K. Basımevi, Ankara, 1999,  s.17

    Çorumlu 2000 Aylık Kültür Sanat Tarih Ve Edebiyat Dergisi Sayı: 97   25 Mart 2007

    BU ÇALIŞMA TELİF ESERİDİR İZİN ALMADAN  KULLANMAYINIZ  corumlu2000@gmail.com

    Önceki Sayfaya gitmek için tıklayınız

    Bir sonraki sayfaya gitmek için tıklayınız

     

     

     

     

    https://gurselyayin.com

     

     

     

     

     

     55KİTAP BAŞINA DÖNMEK İÇİN TIKLAYINIZ

    Önceki Sayfaya gitmek için tıklayınız

    Bir sonraki sayfaya gitmek için tıklayınız

    KÜTÜPHANE VE KİTAPLAR
    Geçmiş zaman olur ki hayali cihan değer. Diyen atalarımız her söz gibi bu sözü de boşa söylememişler.
     Hani derler eski defterleri karıştırırken defterin içinden bir kart çıktı. Elime alınca bu kartın Hasan Paşa Kütüphanesinin kitaplarını aylık istatistikler için tuttuğum çetene olduğunu anladım.
    Kartı incelediğimde 2 ayın 1987 yılında başlanan çetene tutmuşum. O ay için 15848 nolu demirbaştan 16292 nolu demirbaşa kadar 808 adet kitabın tasnifini yapmışım. Kartı incelediğimde niçin 15000 li kitaplardan başladım diye baktığımda her halde demirbaş defterinin herhangi birisinden başladığım aklıma geldi. Bu çizelgeye göre:
     02.1987 15484-16292 = 808 adet kitap
     03.1987 15059-15483= 424 adet kitap
     04.1987 26217-26983= 766 adet kitap
     05.1987 tarihinde tespit fişi çalışması yapmışım
     06.1987 27272-30030=2758 adet kitap
     07.1987 30031-32138 =2107 adet kitap
     08.1987 22027-26216=4189 adet kitap
     09.1987 26984-24271=287 adet kitap
     10.1987 32139-36029=3890 adet kitap
     11.1987 10028-12027= 1999 adet kitap
     12.1987 13405-15058=1653 adet kitap
     01.1988 18256-20491=2135 adet kitap
     02.1988 12864-15058=2194 adet kitap
     03.1988 16293-18255=1962 adet kitap
     04.1988 20492-21300=808 adet kitap
     05.1988 21301-22026=725 adet kitap
     06.1988 12028-12863=860 adet kitap
     07.1988 36029-36681=652 adet kitap
     08.1988 12889-13404=515 adet kitap
     09.1988 36682-37297=615 adet kitap
     toplam 29347 kitabın tasnifini yaparak demirbaş defterine yazdım. Hem de yalınız. Koskoca üç tane de kütüphaneci kadrosunu işgal eden kişilere rağmen. Tam on dokuz ay süren bir çaba. Bu sıralamaya göre 10000’den önceki kitapların tasnifi ne oldu diyebilirsiniz. Bende bu soruyu kendime sordum, sonradan hatırladım. O sayıları ihtiva eden defterin bazılarına tasnif vermiştim. Bazılarına dememin sebebi o defterin Osmanlıca olarak yazılı olması gereği ile istatistik çizelgesi ni yazmamış olabilirim.
     Ne yapalım ki Rabb’imin dediğinden fazlası olmuyor. Hiç bilenlerle bilmeyenler bir olur mu? Olmaz! Hiç çalışanlarla çalışmayanlar bir olur mu? O da olmaz. Fakat her ne hikmetse o zaman sicil amirim olan Mehmet Yüce, Ahmet Ertekin Mümine GÜLCÜ bana düşük sicil vermişler ve memuriyet hayatım boyunca hiçbir zaman işten kaçmadığım ve çalışmayı sevdiğim halde sicil amirlerimin elleri bana olumlu sicil vermediklerinden o zamanki mükafat olarak verilen terfilerden faydalanamadım. Ne yapalım? Bu dünyanın birde öbür dünyası var!
     Gelelim bu çalışmalardan başka bir şeyler üretip, üretemediğime. Demirbaş defterlerine kayıt olan kitaplar yıllar itibariyle kayıtlar yapıldığından, satın alınan veya kütüphanede biriktirilen periyodiklerin peş peşe kayıtlarından aynı gazetelerin, dergilerin, kitapların yenilerinin kayıtları çıktıkça, tasnif kitabına bakmaktansa demirbaş defterinden aynı kitabı bularak tasnifi atmamın daha da kolay olduğunu gördüm. Zannedersem üçüncü sene kayıtlarında da bir fihrist alarak bu tasnifleri atılan kitap ismini ve tasnifini yazmaya başladım. Hiç unutmam ilk yazdığım Resmi Gazete ismi ve tasnifi idi. Bu zamanla bir yıl içerisinde üç adet fihrist defterini dolduracak kadar bilgi sahibi ve kayıta malik olmuştum. Kütüphane kitaplarının tasnifi bitince, bu defterleri bir ıraya koyayım istedim. Yeni bir büyükçe bir fihrist aldım ve yazmaya başladım. Hatta biraz daha da bilinçlendiğim için ara sıra çıkan önemli bilgileri de tasnifini atarak deftere kaydettim.
    Defterin bitimine akın aklıma bir fikir geldi. Yaptığım bu çalışma basılmamıştı. Tasnifleri attığımız bir Dewey onlu tasnif vardı fakat herkes bu cetvelleri kullanamıyordu. Bilhassa ilçe kütüphaneleri de tasnif için o zamanlar bize müracaat ediyorlardı. Hem ilçelerin, hem de kütüphanelerin işini görecek bir çalışma yapmaya karar verdim.  Hazırlıklarını kullanılmış kâğıtların arkasına yazarak sıralamalarını bunlarda yaptım. Bana fırsat buldukça yardım eden bir arkadaşımızda teşekkür etmek isterim. 1991 yılında yayınladım ilk kitabım olan “DEWEY ALFABETİK ONLU TASNİF FİHRİSTİ” meydana çıktı.
     Demek ki yapılan her işin sonradan bir mükafatı oluyormuş.

    Çorumlu 2000 Aylık Kültür Sanat Tarih Ve Edebiyat Dergisi Sayı: 97   25 Mart 2007
     

     

    BU ÇALIŞMA TELİF ESERİDİR İZİN ALMADAN  KULLANMAYINIZ  corumlu2000@gmail.com

    Önceki Sayfaya gitmek için tıklayınız

    Bir sonraki sayfaya gitmek için tıklayınız

     

     

     

     

    https://gurselyayin.com

     

     

     

     

     

    56KİTAP BAŞINA DÖNMEK İÇİN TIKLAYINIZ

    Önceki Sayfaya gitmek için tıklayınız

    Bir sonraki sayfaya gitmek için tıklayınız

    SANAL MÜZEM
    Bilenlerle bilmeyenler bir olur mu ?
    Olmaz.
    Zengin fakirin halinden anlar mı ?
    Anlamaz.
    İnsanoğlu her nedense kendi gelirinin,bütün insanlarla aynı olduğunu,kendi bilgisinin de herkesle aynı olduğunu,kendi bilgisayarındaki programların da bütün kullanıcılarda olduğunu zannederek büyük bir "YANILGI" içerisindedir.
    Bu yüzden yaptığımız site veya tanıtımlarda;karşımızdaki izleyicinin en eski teknoloji ile sizi izlediğini ve takip ettiğini düşünmemiz gerekmektedir.
    Çorum Müzesi açıldıktan bir müddet sonra 25,3,2005 Kodak Easy Schare cx6200 dijital makinem ile 5 gün ardı ardına birkaç kere makinamı boşaltarak tekrar çekim şartı ile en düşük ayarda çekimler yaptım. Neden mi o zamanlar makineme bir ek ram alamamış  makinenin ramı ile durumu idare ediyordum da onun içindi. Neyse bu resimleri kendi görüş ve sırası ile sınıfladım ve 2005 yılının turizm haftasında da sanal olarak  yayınlamaya başladım. Sayfamın sağ tarafında bulunan ÇORUM MÜZESİ lingini tıklayınca yine sağ tarafta;NASIL ULAŞILIR,NASIL GİDİLİR,MÜZE TARİHÇESİ, MÜZE GİRİŞ,MÜZE GİRİŞİ,MÜZE ÖN GİRİŞİ,MÜZE İÇİ ANTRE,MÜZE 1.KAT,MÜZE 2.KAT,MÜZE 3.KAT,MÜZE 4.KAT,MÜZE BAHÇESİ,MÜZE ESERLERİ 1 ve MÜZE ESERLERİ 2 linkleri bulunmaktadır. bu linkleri tıklayınca ortada yeni bir sayfa açılarak sanal bilgilere ulaşılmaktadır.
    Neyse sitemiz yayınlanmaya başladıktan sonra bir e-posta aldım:
    -Sayfalarınız pek amotörce,flas'la yapsanız diye önerine bulunuyordu. O zata:
    -Bilmiyorum bilyor musunuz;belli bir yaş ve belli bir Internet kullanıcı kesimi bilgisayarında flas bilgisayarınızda yüklü değil,bilgileri ve resimleri düsgün görmeniz için flas programını yükleyiniz ön bilgisini alınca bir daha o sitenin yayından bile geçmediklerini ve bu flas programının virüs olduğunu zannettiklerini. diye yazdım.
    Birkaç gün sonra da başka bir e-postada:
    -Acaba Neden ilimizdeki Alacahöyük ve Boğazköy  müzeleri yok. Diye yazmıştı. Bende yukarıda demiştim ya herkesi kendimiz gibi biliriz:
    -Gazım yok. Diye yazmıştım. dört gün sonra cep telefonum çaldı. "Gazım yok" diye yazdığım arkadaş arıyordu. kendisini tanıttı:
    -Beyefendi;benimle dalgamı geçiyorsunuz ? Dört gündür düşünüyorum,bu bana niçin gazım yok diye kafa patlatıyorum. Nedir bu gazim yok ? Söyleyebilir misiniz ? Dedi.
    -Bende gülerek,ben emekli birisiyim,arabamda gazla çalışıyor,onu yazmıştım. Arabaya gaz alamadım ve gidemedim. dedim,Gülüştük.
    -Yaptığım bu sitenin cd sini Çorum müzesine verdim. Sonradan onlarda kendi bildikleri formatta site yapıp Çorum Müzesini tanıtıyorlar,sizde bilgi olarak yazmışsınız. Benimde bilgisayarımda o program ve ramımım düşüklüğünden halen müzenin sayfasına giremedim.
    Birkaç yere müracaat ettim,katkınız olsun,Müzelerimizle ilgili çalışma yapıyorum dedim. İmkanım yok,gittiğiniz yerde kalacaksınız,resim  çekeceksiniz, konaklayacaksınız, yiyeceksiniz. velhasıl bu güne kadar kimse sesini çıkarmadı.
    Sitelerimi Aralık 2006 ve Şubat 2007 tarihlerinde hecklediler. Sayfaları yenileme ve düzenleme ile vakit geçiriyorum. Arama motorlarında corumlu veya Çorumlu yazılınca hemen üst sıralarda,ziyaretçimde tekil 10000 ortalamasında.
    Pek çok kişi soruyor bunları yapıyorsun kandile bir şey damlıyor mu? Diye. Bende:
    -Hazreti Ali R.A. "Bana bir harf öğretenin kırk yıl kölesi olurum" demiş,bu on bin kişi birer harf öğrenirse bende köşelik oluyorum diyorum.

    Çorumlu 2000 Aylık Kültür Sanat Tarih Ve Edebiyat Dergisi Sayı: 97   25 Mart 2007

     

    BU ÇALIŞMA TELİF ESERİDİR İZİN ALMADAN  KULLANMAYINIZ  corumlu2000@gmail.com

    Önceki Sayfaya gitmek için tıklayınız

    Bir sonraki sayfaya gitmek için tıklayınız

     

     

     

     

    https://gurselyayin.com

     

     

     

     

     

     57KİTAP BAŞINA DÖNMEK İÇİN TIKLAYINIZ

    Önceki Sayfaya gitmek için tıklayınız

    Bir sonraki sayfaya gitmek için tıklayınız

    ALLAH RAHMET ETSİN!
                Bir gün Çorum İl Halk Kütüphanesinde otururken uzun boylu,esmer,cüsseli birisi kapımı tıklatarak:
                -Müdür Bey,müsait misiniz ? Diye sordu.
    -Buyurun. Diyerek odama davet ettim. Birkaç ay kadar önce Abdullah Ağabey odama gelerek:
    Mahmut,koçum. Ben Çorumlu Şairler diye bir kitap hazırlıyorum. Seninde tanıdığın şairler varsa onlarla temas kur,hayat hikayeleri ile birkaç şiirini al bana Ankara’ya posta ile yollayıver diye tembihte bulunmuştu. Bende bildiğim şiir yazan arkadaşlara bu duyuruyu ağızdan söylemiş,kendi bildikleri arkadaşlarına da bildirmelerini söylemiştim. Pek çok Çorumlu arkadaşın hayat hikayelerini derleyip şiirleri ile birlikte Abdullah Ağabeye yolladım. Bir çıkar,bir övgü beklemeden yardım için çalıştım. Pek çok arkadaş şiirlerini göndermediğimi zannettiler. Ben aldığım bilgileri aynen yolladım,kitabın yazarı almadıysa benim günahım nedir ki ? Neyse. Kitap yayınlandı benim gönderdiğim arkadaşlardan iki tanesinin hayat hikayesi ve şiirleri kitapta yayınlanmıştı. Kitaptan bir adette Abdullah Ağabey tarafıma imzalayarak verdi,kütüphaneye de birkaç kitap bıraktı. Bana bıraktığı kitabın içerisine:
    “Karakeçili’mizin yetiştirdiği değerli kültür adamı sevgili yeğenim Mahmut Selim Gürsel’e Resimde de okunmakta.(aşağıda)
    1991 baskısını Çorum Belediyesi bastı ve dağıttı. Arkadaşlar bize kırıldılar,pek çoğu bu kırgınlığını göstermediler.
    Emekli oldum,Gürsel Yayınevini açtım,arkadaşların yazılarını bilgisayarda yazarak dergi olarak bastırıyorum. O günlerden;bir gün Abdullah Ağabey kitabı güncelliyoruz yeni şair arkadaşların şiir ve hayat hikayelerini isteyince:
    Ağabey,ben sana onlarca kişinin şiirlerini,hayat hikayelerini gönderdim. Siz sadece ikisini yayınlamışsınız dedim.
    Neyse kitap yayınlandı. O sene Çorum Festivalinde Belediyenin verdiği yerde sergilerimizi açtık. Kitabı da orada Çekva bölümünde gördüm. Bir tane aldım baktım bir iki yazarımızı daha kale almışlardı. Bu yazarların içerisinde de rahmetli Paşa Çeten’de bulunmaktaydı.
    Bu hikayede anlattığım gibi yazar arkadaşlarımızı ben elimden geldiği kadar yazılarını ve şiirlerini yayınladım ve yayınlıyorum.
    İlk satırlarda bahsi geçen kapıyı vurarak içeri giren kişi de Paşa Çeten’di. Sonraki günlerde fırsat buldukça geldi,gitti. Şiirlerini dinledim. Okudum.
    Bir gün Çorum’dan ayrılacağını söylemek için kütüphaneye gelmişti. Vedalaştık. Emekli olduktan sonra açtığım yayınevime de bir Çorum’a geldiğinde uğramıştı. Hayat hikayesini birlikte iş yerimde kaleme aldık. Çorum dışında iken dergiler yayınlandıkça kendisine yolladım. Şiirlerini yayınladım. Sora Sarı  Çiğdemi çıkartacağım şiirlerini yayınlayayım mı dedim sevindi,Sarı Çiğdemde de şiirlerini yayınladım ve halen dergilerimde şiirlerini yayınlamaktayım.
    Paşa tekrar  Çorum’a ta taşındı. Kalp ameliyatından sonra oralarda duramamıştı. Birkaç kere bize geldi konuştuk,dertleştik.
    Geçen sene yine bir gün Avukat Teoman’ın orada karşılaştık. Yanında Metin Demirci vardı. Dergi çıkartacaklarını söyledi. Bende çok zor bir işe girişmişsiniz. Allah işinizi kolay getirsın. Yalnız ISSN sini alın diye öneride bulundum. Dergi çıktı. Bana dergi ulaşmadı. Bende sitemde bilgi veremedim. Zannedersen ikinci sayısında Teoman’a gittiğimde bir dergi uzattı,baktım güzel bir dergi idi. Teoman istersen al,bu Paşa’nın dergisi diyince dergi senin diyerek Almadım.
    En son vefatından on gün kadar önce eve geldi. İçeri buyur ettim. Beşinci sayıyı hazırladıklarını,sitelerinin olduğunu söyledi. Siteye girdik baktık. Bir ara bu dergiyi corumlu.com da da yayınlamamı istedi. Bende arkadaşım bu işler yani Internet para ile olacak bir iş,zaten ve neden senin siten var neden tekrar burada yayınlayayım dedim. Anladım ki link verilmesini istiyordu. Sizin siteden benim siteye link verin,logonuzu yollayın logonuzla link vereyim dedim. Logo gelmedi fakat link verdiklerini yazdılar. Hemen bende dergiye link verdim. Halen duruyor.
    İnsan oğlu fani. Yaşayacak yaptığı çalışmaları,eserleri.
    Buradan tekrar;arkadaşım Paşa Çeten’e Allah C. C. Rahmet dilerken,ailesine,akrabalarına,eş ve dostlarına ve Çorumlu 2000 dergisi ile Sarı Çiğdem Şiir defteri okurları adına da baş sağlığı dilerim.

    Çorumlu 2000 Aylık Kültür Sanat Tarih Ve Edebiyat Dergisi Sayı: 98   25 Nisan 2007

     

    BU ÇALIŞMA TELİF ESERİDİR İZİN ALMADAN  KULLANMAYINIZ  corumlu2000@gmail.com

    Önceki Sayfaya gitmek için tıklayınız

    Bir sonraki sayfaya gitmek için tıklayınız

     

     

     

     

    https://gurselyayin.com

     

     

     

     

     

     

     58KİTAP BAŞINA DÖNMEK İÇİN TIKLAYINIZ

    Önceki Sayfaya gitmek için tıklayınız

    Bir sonraki sayfaya gitmek için tıklayınız

    INTERNET HAFTASI
    Bu ay kutlanan iki haftanın bilgi ve tanıtımı ile ilgili sitenin banner'ini sitemize aldım.
    -Yeterli mi ?
    -Değil;
    -Neler yapmalıyız ?
    -Her şey.
    -Peki sen neler yapıyorsun?
    -"Bindik bir alamete gidiyoruz kıyamete" dersen yanlış olmaz. Neden ?
    erseniz,60'ını bitirmek üzere bir adam ne öğrenebildiyse onu yapıyor derim.
    -Neler yapmak isterdin ?
    -Ah bir genç olsaydım serzenişi ile başlarsam kırılmayın. Neden derseniz,genç olsaydım acaba Internet'le gençlerin ilgilendiğinden başka şekilde ilgilenir miydim diye düşünmediğim de olmadı değil,gençler evlerinde,kafelerde birbirleri sohbet etmek,arkadaş bulmak ve oyun oynamak için giriyorlar. Geçen ay sitemi güncelledikçe sokağımızda bulunan kafeye giderek sitemi kontrol ederim. Bu bilgisayar bazen sıkışınca üçkağıtçılık yaparak sahibini aldatıyor,belki de biliyorsunuzdur,belki de bilmiyorsunuzdur,bilmeyenlere anlatayım: windows'un içinde "temp" dosyası var,bilirsiniz bilgisayarın başı sıkışırsa Internet'te bulamazsa hemen oradan yada "Temporary Internet Files" dosyasından aranan sayfayı tamam gibi gösteriverir. Bu üçkağıtçı sizi yanıltır. Sizde sayfam tamam der bırakırsınız. Yine bir gün bir sayfa güncellenmesinden sonra arkadaşımın yanına gittiğimde hava atayım dedim:
    - Derginin sayfaları yeniledim dedim,hemen açtı,eski sayfalar gözüküyor,bozuldum.
    - Expoler'in tuşlarından yenile yi tıkla dedim arkadaş tıkladı bu sefer sayfa bom boş gözüküyor,yutkundum,çayımı içip müsaade isteyip kalktım,en yakın Internet kafeye gittim,sitenin ismini yazdım site bom boş,arabaya atlayarak eve geldim,bilgisayarı açtım Internet’e girdim siteyi açtım sayfalar tamam. Şaşırdım. Biraz araştırınca sayfaları ftp’den yüklerken eksik yüklese de bilgiler tam gözüküyormuş. Onun için Internet kafeye sık sık giderek sitemi güncelleyince kontrol   ederim. Geçen ayki kontrolde de yukarıda serzenişte bulunduğum “kafelerde birbirleri sohbet etmek” bölümünü bizzat gözlerimle gördüm. Sağ tarafımda oturan 20 yaşındaki genç arka masada oturan gence dönerek:
    -Niçin öyle yazdın ? Diye sorunca dikkatimi çekti,dayanamayarak sordum:
    -Ne yazmış ? O da gayri tabii cevap verdi,
    -Sinemaya gidelim mi diyor. Diyince ben:
    -Artık Internet te mi konuşuyorsunuz ? Diye takıldım. Gençler aynı yerde yazışıyorlar. Bilmiyorlar ki,Internet bir hazine,bir bilgi küpü. İyi araştırınca neler yok ki !
    Bizim bu gençlere bu iyi ve faydalı siteleri tanıtmamız gerekli değil midir ?

    Çorumlu 2000 Aylık Kültür Sanat Tarih Ve Edebiyat Dergisi Sayı: 98   25 Nisan 2007

     

    BU ÇALIŞMA TELİF ESERİDİR İZİN ALMADAN  KULLANMAYINIZ  corumlu2000@gmail.com

    Önceki Sayfaya gitmek için tıklayınız

    Bir sonraki sayfaya gitmek için tıklayınız

     

     

     

     

    https://gurselyayin.com

     

     

     

     

     

      59  KİTAP BAŞINA DÖNMEK İÇİN TIKLAYINIZ

    Önceki Sayfaya gitmek için tıklayınız

    Bir sonraki sayfaya gitmek için tıklayınız

    BİR YIL DAHA BİTERKEN
                27 Mayıs 1998 Gürsel yayınevinin açılış tarihi.
                Yıllar geçiyor, ömür bitiyor. Yapılan işler işlevlerini sürdürüyorlar. Birikimler çoğalıyor, bilgilendirmeler bizlere kalıyorlar.
                Ne amaçlar ve ne hizmetler yapmak için Gürsel Yayınevini zaman zaman bu satırlardan anlatmaya çalıştım.
                İşyerini Ölçek İş merkezinde açtığımın ikinci günü, bir partinin toplanılıp oturularak istişare yaptıkları yere gelen; İmam Hatip Lisesi emekli öğretmenlerinden birisi; Allah’ın selamını bile vermeden kapıdan başını uzatarak:
                “-Müdür; İkramiyenin reposu ile burayı mı açtın?” Dediğini hiç unutamadım. Sonradan gidip gelirken sadece yayınevine bakmakla yetinen bu kişini dediklerin halen unutamadım.
                Hâlbuki Yüce Dinimizde hüsn-ü zan vardır. Su-i zan insanı Allah vermesin dinden edebilir.  Bu şahız zannı ile bana iftira da ettiğinin farkında bile değildi.
                Allah C.C. bize nasip ettiği emekliğin kendi yoluna sarf olmasını nasip etmişti. Bizde bize sunulan bu daveti kabul etmiş, Sevgili Resulünün misafiri olmuş, sonradan da Müslümanların yöneldiği kutsal makamda bilmediğimiz hazları almamızı sağlamıştı.
                27 Mayıs 1998 tarihinde açtığım yayınevi için pek çok şeyler,pek çok zanlar oldu. Kimileri politikaya atılacağımı, kimileri başka başka zanlarda bulundular. Benim amacımı gerçekleştirip gerçekleştirmediğimi soran pek olmadı. Benim yaptığım hizmetin amacı; yerini yüzde elli gerçekleşmesine karşı; diğer yüzde ellisinin içinde olmayan daha başka hizmetlerin olması eksikliği giderir gibi olsa da, Yayınevinin en önemli hizmeti, para kazanıp, çalışmalarını yayınlayamayan arkadaşların eserlerini güncelleyerek bastırtarak Çorumlulara sunmaktı. Bu olamadı. Bir uhde olarak halen ezikliğini duymaktayım.
                27 Mayıs tarihi benim hayatımda ve ailemizin geçmişinde bazı etkinliklerin zuhur ettiği sayılı günlerden birisidir. Babam 27 Mayıs 1960 İhtilalinde emekliye sevk edilen “Eminsu”lardan birisi olması, Ankara’da okumakta olduğum ortaokulun yarıyılında Çorum’a gelmem ve daha başka özel anıların olduğu bir tarih noktasıdır.
                Bu sayımızla da 99’u bulmuş olduk. Allah C.C. nasip ederse 15 Haziran 2007 tarihinde 100. sayımızı sanal da olsa yayınlayacağız.

    Çorumlu 2000 Aylık Kültür Sanat Tarih Ve Edebiyat Dergisi Sayı: 99   25 Mayıs 2007

    BU ÇALIŞMA TELİF ESERİDİR İZİN ALMADAN  KULLANMAYINIZ  corumlu2000@gmail.com

    Önceki Sayfaya gitmek için tıklayınız

    Bir sonraki sayfaya gitmek için tıklayınız

     

     

     

     

    https://gurselyayin.com

     

     

     

     

     

     60KİTAP BAŞINA DÖNMEK İÇİN TIKLAYINIZ

    Önceki Sayfaya gitmek için tıklayınız

    Bir sonraki sayfaya gitmek için tıklayınız

    SEÇİMLER VE SONUÇLARI
                Türkiye’de seçim denilen olgu.
                Seçilen ve seçen,
                Bizler bunlardan birisi muhakkak olmalıyız diyerek bizlere zorla kabul ettikleri seçim olgusu.
    Acaba bizler; seçimlerde kullandığımız oyları kendi seçtiklerimize verebiliyor muyuz? Belki verebiliyoruz.
    Nasıl verebiliyoruz?
    Ancak ve ancak bağımsız adaya oy verdiğimizde kendi hür irademizi kullanıyoruz.
    Hayır; mı diyorsunuz?
    O zaman ispat etmenizi rica edebilir miyim?
    Evet; ispat edemediğinizi görüyorum. Bilhassa ilimiz Çorum’da bu seçimde bizim sadece bir futbol takım tutar gibi fanatiği olduğumuz partinin bizlere zorla kabul ettirdiği Millet Vekillerin seçiyoruz.
    Ne yapalım, elimizden gelen ancak bu. Seçim kanunları bu şekilde parti genel merkezlerine hak tanımış.
    Evet; ne yazık ki bu seçim kanunlarını da yapan yine milletvekilleri ile partilerin genel başkanlarının direktifi ile çıkmakta.
    Bana göre milletvekilini ve belediye başkanını benim seçtiğim kişi olmasını isterim. Adam gibi adam diye sunulan, falanca parti başkanını önerdiği adam diye seçmemeliyim.
    Bir dahaki seçimler şöyle yapılsın diye öneriyorum. Bu önerim yeni değildir. Her seçimde “Temcit Pilavı” gibi konuşmalarım da, yazılarım da belirtiyorum.
    İki tur ile seçilen milletvekili aday adayları seçimi.
    Şimdi seçin günü belli olduğunda; her parti kendi aday adaylarını kabul eder. Sonra bütün aday adaylarını partilerin sırasına göre alt alta sıralarlar. Bu aday adayları resimleri ile birlikte bir veya birkaç sayfada yayınlanır.
    Diyelim Çorum’un milletvekili adedi beş. Seçmen olarak ben bütün partilerin aday adaylarından “beş” aday adayı işaretleyerek seçeyim. Bu seçim kâğıtları tasnif edilerek bütün partilerin milletvekili adaylarından 5 adedini seçeyim. Sonra ikinci turda ben sadece ve sadece istediğim partiden yana sadece bir partiden beş milletvekili seçeyim.
    İki tur ile seçilen belediye başkanı aday adayları seçimi.
    Aynı şekilde o ilde seçime katılacak partilerden bir aday seçeriz.  İkinci turda da kendi tuttuğumuz partinin belediye başkanını adayını seçeriz

    Çorumlu 2000 Aylık Kültür Sanat Tarih Ve Edebiyat Dergisi Sayı: 99   25 Mayıs 2007

     

    BU ÇALIŞMA TELİF ESERİDİR İZİN ALMADAN  KULLANMAYINIZ  corumlu2000@gmail.com

    Önceki Sayfaya gitmek için tıklayınız

    Bir sonraki sayfaya gitmek için tıklayınız

     

     

     

     

    https://gurselyayin.com

     

     

     

     

     

     61KİTAP BAŞINA DÖNMEK İÇİN TIKLAYINIZ

    Önceki Sayfaya gitmek için tıklayınız

    Bir sonraki sayfaya gitmek için tıklayınız

    100. SAYI
                Allah C.C. Nasip ederek bu günleri de gösterdi. Zamanın behrinde Çorumlu 2000 Dergisinin hazırlığını yaparken fikir sorduğum iki arkadaşın burada kulakların çınlatmak her halde gerekli. Neden mi?
    Nedeni bu arkadaşlar 1998 tarihinde bir Pazar günü Gürsel Yayınevinin o günkü Ölçek İş Merkezinde bulunan büromdan çıkarak biraz yürüyelim diyip, emniyet sarayının oradan geçerken arkadaşlara ben dergi çıkartmayı düşünüyorum. Sizlerde yazı verirseniz burada yayınlarım dediğim. İsmini Çorumlu2 mi olsun? Diye sorduğum iki arkadaş. Benimle sonraları alay için söyledikleri ve o yıllarda önümüzde bulunan 2000 yılını kastederek ÇORUMLU 2000 koy diye tekliflerini kabul ettim. Dergimin adını ÇORUMLU 2000 AYLIK KÜLTÜR SANAT TARİH VE EDEBİYAT ismi ile yayınlayacağımı söyledim.
    Çorum’da ilk olarak ISSN alınarak 63 sayı basılan 23’ü sayıdan beride sanal olarak yayınlanan ve bu gün yayınına “Ekonomik sebepler ve Çorumluların katkı vermemeleri”nden dolayı sanal olarak yayınlanan ÇORUMLU 2000 dergimin 100. sayısı bu gün görüşünüze sunulmuştur.
                 Bir işi yapabilmek için önce bilgi, sonra kapitalin olması ve araştırma ve geliştirme (ARGE) yapılması gereken bir girişim olduğu malumdur. Çorum’a bir ilk olarak açtığım ve 27 Mayıs ayında kutladığımız “GÜRSEL YAYINEVİ”NİN amaçlarından bir tanesinin de yapılacak ticari faaliyetlerden kazanılacak kapitali çalışmalarını bastırma imkânı olmayan yazarların eserlerini gün yüzüne çıkartma ve yayınlama düşüncesi olması maalesef Çorumlular tarafından her nedense benimsenemedi. Tabii bu bir görüş ve kültür farklılığı olmasından başka yayınevinin hizmetlerini kendilerine rakip görmelerinden ileri gelmesidir.
                Gelen geçti, konan göçtü hesabı ile eskileri açmamızın hakkımızda yanlış bilgi ve düşünceleri bertaraf etmek görevi ile bu satırları yazıyorum. Yayınevimizin Çorum’un en güzel dergisi ile Çorumluların karşısına çıkması pek çok kişiyi şok etmesi ve ilk sayılarda bazı gecikmelerin olması bizim acemiliğimiz ve yazı veren arkadaşların yazıların geciktirmesinden başka Ankara’da bastırdığımız derginin de zamanında gelmemesinin etkenleri fazladır.
                Yayınevi olarak Çorum Valiliği Bütün ilçe Kaymakamlığı ile abone olarak destekleri haricinde başka bir katkılarını görememem, zamanın belediye başkanının ise dergiye sadece Çorum Belediyesini 1 sayı abone etmeleri, günlük gazeteleri katkı amacı ile o günlerde otuzun üzerinde aboneliği olması dolayısı ile zaten belediyeye benim tarafımdan en az 9 adet  dergi bırakmama karşılık gülünç bir abone teklifinin bir iki yıl encümenden çıkmasına karşı o dergi paralarını da almaman sebebini anlamışsınızdır. O günkü politik konuşmalarda bizlerden birisinin, ÇORUMLU 2000 abonesiyiz, destekliyoruz, denilmesinde; hangimizin kaç abone olundu? Sorusunu soracağı ya da belediye bünyesinde bulunan müdürlüklere de gazeteler gibi alındığı düşüncesi olmayacak mıydı?
                Bazı firmalarında bize reklâm vererek destek verdiklerini zan etmeleri de bizce ve basın işleri ile uğraşanlar tarafından basılan emtianın sayfa maliyeti, vergisi ve KDV si ile birlikte katkımı yoksa başka bir şey mi yaptıkları da konuşulabilecek bir olgudur.
                Basılan dergimizin 63 sayısında aldığımız dergi paraları da ancak % 3 olduğu düşünülürse. Bu işin sonucunda elimde bulunan bir evin kaybı ile sonuçlanmış olsa da dergiyi kurarken amacımın birisi olan ve Çorum’da tek parti döneminde 1938 tarihinde basılan “ÇORUMLU” dergisini ekarte etmeyi başarmanın heyecanı bana yetmiş olup, zaten sanal olarak yayınlanan derginin devamında da başarımızın okuyucularımız tarafından bilinmesinin kıvancı yeterli olmaktadır.  2007 MAYIS tarihinde 12406 TEKİL ZİYARETÇİ okuyucu ve ziyaretçilerimize buradan teşekkür ederim. Geçmiş geçmişte kalmıştır. Bu günlerde ise her ergiye kısıtlı bütçemden yaptığım katkıyı aklım erdikçe, elim tuttukça buradan devam ettireceğim.
                Yazı veren arkadaşlarımızdan da yüzüncü sayı için özel yazı istedim. Katılan olmadı. Burada yanlış bir anlama olduğu kanısındayım. Ben beni övmelerini değil, yüzüncü yıldan sonra neler yapalım diye fikir katkılarını beklemiştim. Artık yüzüncü sayı yayınlandı. Zaten biz bildiğimizi yapmasaydık arkadaşlarımızın önerilerine gitseydik değil yüz sayı 2 sayı bile yayın yapamazdık.
                “Bilenlerle bilmeyenler bir olur mu? “
                Sevgilerimle.
    NOT: Yeni yazı,bilgi,resim göndermek isteyen arkadaşların corumlu2000@yahoo.com adresime yazmaları ve ayrıca sitemizin iki yerinde bulunan SİZDE YAZIYORSANIZ daki linkte bulunan şartları uygulayınız.

    Çorumlu 2000 Aylık Kültür Sanat Tarih Ve Edebiyat Dergisi Sayı: 100   25 Haziran 2007

     

    BU ÇALIŞMA TELİF ESERİDİR İZİN ALMADAN  KULLANMAYINIZ  corumlu2000@gmail.com

    Önceki Sayfaya gitmek için tıklayınız

    Bir sonraki sayfaya gitmek için tıklayınız

     

     

     

     

    https://gurselyayin.com

     

     

     

     

     

     62KİTAP BAŞINA DÖNMEK İÇİN TIKLAYINIZ

    Önceki Sayfaya gitmek için tıklayınız

    Bir sonraki sayfaya gitmek için tıklayınız

     
    YAZDIĞINA BAKMAK YETİYOR MU?
                İnsanların bir objeye bakmalarında görünüş beyne anında yansıtılır. Baktığımızda gördüğümüz bize beynimiz tarafından görüntü halinde gösterildiğini bilim adamları ispat etmiş bulunuyorlar.
                Ayrıca yine insanlar gördükleri belgelerin üzerinde bulunan bütün bilgileri aynen bilgisayarlarda bulunan ram (sanal bellek) gibi algıladıktan sonra beynin çözümlemesi ile görüntünün yazı ise harf harf birleştirerek okuduğunu tespit ettiklerini söylüyorlar. Bu yazışmaları yapan kurumların daktilografın yazdığını bir şefin okuduğu ve yanlışlıkları düzettiği ve yeniden yazıldığı şefin parafından sonra da müdür yardımcısının okuyup gözüken eksiklik tamamlatarak tekrar şefin okuduğu ve müdür yardımcısından sonra da müdürün okuyarak evrakı imzalaması bu bilgiyi zaman içerisinde tecrübe ile edindikleri ve bürokraside kullandıkları görmüşsünüzdür.
                Sizde bir yazılı kağıtta ilk olarak gözün ramının yanlışı algıladığını beynin bunu çözümleyerek sizin o yanlış yazılmış yere geldiğinde o yanlış yazılmış yeri gördüğünüz olmuştur.
                İnsanlar yanlışlıklar yaparak pek çok kurum veya kişilere zarar verebilirler. Mesela geçenlerde başımda geçen bir noter işleminde daha sonradan gözüken eksik bir bilginin düzeltilmesi için yazılı dilekçe ile müracaat ettiğimde noterin düzenleme bilgisi vermemek için savsakladığını ve hatta dilekçemi kabul etmeyerek almadığı üzerine ben de Cumhuriyet Savcılığına dilekçemin kabul edilmediği hakkında bir müracaatta bulundum. Bu soruşturma belki aylar sürecek sonuç olarak yanlış yapılan işlem aynen kalarak benim kağıttaki yanlış bilgiyi düzelttirebilmem için mahkeme kararı almam gerekecek.
                Buna benzer pek çok yanlışlıklar ile insanlar tarafından yapılmakta ve yapılmaya devam edilmektedir.

    Çorumlu 2000 Aylık Kültür Sanat Tarih Ve Edebiyat Dergisi Sayı: 101   25 Temmuz 2007

    BU ÇALIŞMA TELİF ESERİDİR İZİN ALMADAN  KULLANMAYINIZ  corumlu2000@gmail.com

    Önceki Sayfaya gitmek için tıklayınız

    Bir sonraki sayfaya gitmek için tıklayınız

     

     

     

     

    https://gurselyayin.com

     

     

     

     

     

      63KİTAP BAŞINA DÖNMEK İÇİN TIKLAYINIZ

    Önceki Sayfaya gitmek için tıklayınız

    Bir sonraki sayfaya gitmek için tıklayınız

    YARATICILIK!
    Bana göre bizleri yaratan zaten hepimize bu öğretiyi verdi.
    Hepimiz he bilgi ile zaten yüklüyüz.
    Bu bilgilerin yeniden gün ışığına çıkması ve bu ışıkla birlikte bizlere de yeni bir işlev ve keşifte bulunduğumuzu zannetmemizi sağlayan yine bizim ile beraber yaratılan beynimizin bizlere yaptığı bir oyundan ibaret diyorum.
    Hepimizde dünyada bilinen bütün bilgiler ile gelecekte keşfedilecek olan bilgiler belleğimizde bulunmakta.
    Bizlerin bunları algılamaya merak dediğimiz yetenekle yeniden yapılandırmamızdan başka bir şey değil.
    Bizim yeni bulunduğunu, keşfedildiğini zannettiğimiz bir sistem; aslında hepimizin bildiği bir sistem.
    Bizi yaratan öyle bir bilgilendirme ve yapı üzerine bizleri yaratırken inşa etmiş ki biz akıl yürütememekteyiz. Bilim adamları yenin yeni hücrenin, kromozomların sırlarını çözmeye çalışmaları bu yüzden. Bu şifreler çözülünce gelecekteki yapılacakların tamamını elde etmiş ve bu bilgilerle dünyada büyük bir güç kazanmış olacaklar.
    Şöyle bir iki şeyi düşünelim:
    1-Dünya yaratıldıktan sonraki hayatın son anına kadar bilgilerin yüklü olduğu bir hücrenin dünya sonunda da yok olmayacağını ve inananların sonraki yaşayacağımız denilen yerde bu hücredeki bilgilerle yeniden eksiksiz yaratılmamız ve sorgulanmamız ile ceza veya mükâfata kavuşacağımıza inanmaktayız. Bu inanç bütün semavi dinlerde ve semavi dinlerin bozulması ile halen geçerliliklerini sürdüren dinlerde de bulunmaktadır.
    2-Bu hücreyi yaratan; bütün bilgilerle donattıktan sonra, dünyanın ömrü olan zaman diliminde bulunan en son saniyeye kadar bilgilerle yüklü olması ve burada insanlığın da yaşamında kullandığı bilgi ve becerilerin yüklü olması ile savımdaki bölümden irdelersek; bilim adamlarının bütün dünya zaman dilimlerinde kullanılacak her şeye sahip olmalarını düşünebilmek bile bir beyin için yeterli olmasa gerek diyorum.
    Gelelim konumuzda bahsi geçen “Yaratıcılık öğretilebilir mi?” sorusuna.
    Zaten sorunun içinde cevabı saklı olan bir soru.
    Ben; yaratıcılık öğretilmez fakat önü açılır diyeceğim.
    Kabiliyet ve öğrenmeye istek açısından “yaratıcılık” olgusunu çıkartabiliriz. Bu bir der ile olur,bir konuşmada bilerek veya bilmeyerek tetikleyebiliriz,görünce genleri onu dürtükle vb. şeylerle yaratıcılık meydana çıkartılır diyorum.

    Çorumlu 2000 Aylık Kültür Sanat Tarih Ve Edebiyat Dergisi Sayı: 102   25 Ağustos 2007

     

    BU ÇALIŞMA TELİF ESERİDİR İZİN ALMADAN  KULLANMAYINIZ  corumlu2000@gmail.com

    Önceki Sayfaya gitmek için tıklayınız

    Bir sonraki sayfaya gitmek için tıklayınız

     

     

     

     

    https://gurselyayin.com

     

     

     

     

     

    64KİTAP BAŞINA DÖNMEK İÇİN TIKLAYINIZ

    Önceki Sayfaya gitmek için tıklayınız

    Bir sonraki sayfaya gitmek için tıklayınız

    NEDEN HEP BAKIYOR GÖRMÜYORUZ.
                Hepimiz; birbirimizi bazı şeylerle muhakkak karşımızdakileri deneriz. Bazen ihtiyacımız yokken arkadaşımızda borç para ister onun mazeretini dinler, bazen bir iş için yardım diler onun ne yapacağını merakla ve dikkatle inceleriz. Bazen de yazıyorsak ufak bariz hatalar yaparak o yazının okunup okunmadığını, o hatanın görülüp görülmediğini analiz etmek isteriz.
                Bun bu küçük hataları sık sık yapar ve okuyucumun dikkatini sınarım. Ne yapayım buda benim huyum.
                Geçen gece grubumuza 1406 kişi, onlara bir “23 Nisan Tebrik”  çalışmamı gönderdim.
    Ayrıca benim e-postalarımı tanıyanlarında dahil olduğu ve on’dan fazla yahoo grubunda dahil olmak üzere 9800 kişiye yaklaşık 17 saat önce bu kartı gönderdim.
                Şu an yahoo, google, ttmail, Hotmail adreslerime bakmak için satırlarıma kısa bir ara verip bu hatayı görüp yazabilen kaç kişinin olduğunu merak ediyorum. Ttmail  165 kutlama mesajı yalnız 2 tanesi hatayı bildiriyor, google grup 23 bayram kutlaması ve 1 tane hata bilgisi, yahoo da 134 kutlama 0 hatalı mesaj bilgisi. Bakın bakalım size gelen  kutlama e-postasında hangi hatam var?
                İşte bazen böyle bilgilendirmelerle sizlerin tepkilerini ölçmek istiyordum. Muhakkak bu yanlış olmuş bilgisini veren kişilerde benden cevap bekliyorlar. Onlar nasıl olsa bu sayfaları gagalayan okuyucularım. Buradan okurlar.
                Hepinize ufak da olsa hatasız günler dilerim.

    Çorumlu 2000 Aylık Kültür Sanat Tarih Ve Edebiyat Dergisi Sayı: 103   25 Eylül 2007

     

    BU ÇALIŞMA TELİF ESERİDİR İZİN ALMADAN  KULLANMAYINIZ  corumlu2000@gmail.com

    Önceki Sayfaya gitmek için tıklayınız

    Bir sonraki sayfaya gitmek için tıklayınız

     

     

     

     

    https://gurselyayin.com

     

     

     

     

     

     65KİTAP BAŞINA DÖNMEK İÇİN TIKLAYINIZ

    Önceki Sayfaya gitmek için tıklayınız

    Bir sonraki sayfaya gitmek için tıklayınız

    DAVET HAK GİTMEYEN AHMAK
                Başlık belki sizlere biraz kaba gözüke bilir. Bu Atalar sözümüzü biraz irdelersek birilerinin sizi davet etmelerinin altındaki incelikleri veya karşınızdaki davetçinin nedenin bilmemizin önemi ve gereğini bilmemiz lazımdır.
                Davet edilen kişi; yemek, düğün, çalışma, bilgi paylaşımı, sizi teşvik, iş görüşmesi ve başka konuları kapsayabilir. Bu verilerden veya başka sebeplerden dolayı sizinde davet edilmenizin gerekçelerini anlamadan davete icabet etmeniz veya etmemeniz size kalan bir fiildir.
                Şimdi diyeceksiniz ki: Nereden çıktı bu davet yazısı? İzah edeyim:
                Benim bu Açık Kapıda bir sanal dergim var. Bilenler bilir. http://cevremiz.dergisi.info bu derginin 4. sayısını hazırlıyorum. Yalnız ve tek başına; neden tek başına? İşte bu yazının gerekçesi de bu.
    Her ayın birinde güncellenen yazım bir gruba katılma ile oldu. Burada”  Türkiye ve Dünya'da Hava Kirliliği “  sayfasını açtım. Bir bilenin tavsiyelerine uyarak yapılan herhangi bir şikayet ile gruptan atılman ve buraya girememenden dolayı; ayrı bir yerde de yeriniz bulunsun önerisini kabul ederek sayfada üye olanlara belirttim. Şu an bu sayfada 28 arkadaş birlikteliği var. Hem de bu arkadaşlar öyle veya böyle kirlilikle ilgili bilgilerle donatılmış kişiler. Nedense yazmak istemiyorlar. Güzel gönülleri bilir. http://corumlu.com bölümünden geçen ay ziyaretçinin olduğunu görüyoruz.
    Yine de diyoruz ki buyurun. Fikirleriniz sadece grupta kalmayıp diğer ziyaretçilerinde okuması için sunulan fırsatı görünüz.
    Ayrıca bu dergimizi de diğer dergilerle birlikte aynı zamanda yayınlanması için her ayın 15’ine aldım. Bilgilerinize sunulur.

    Çorumlu 2000 Aylık Kültür Sanat Tarih Ve Edebiyat Dergisi Sayı: 103   25 Eylül 2007

     

    BU ÇALIŞMA TELİF ESERİDİR İZİN ALMADAN  KULLANMAYINIZ  corumlu2000@gmail.com

    Önceki Sayfaya gitmek için tıklayınız

    Bir sonraki sayfaya gitmek için tıklayınız

     

     

     

     

    https://gurselyayin.com

     

     

     

     

     

     66KİTAP BAŞINA DÖNMEK İÇİN TIKLAYINIZ

    Önceki Sayfaya gitmek için tıklayınız

    Bir sonraki sayfaya gitmek için tıklayınız

    CUMHURİYET BAYRAMI
                Ülkemizin en önemli olan bir zaman dilimi için kutlamalarını yapmak için insanlarımızın Türkiye Kurtuluş Savaşının zaferle sonuçlanması sonunda kutlamak üzere toplanarak kutladığımız Milli Bayramdır. Bizlerin Türkiye'nin Bağımsızlığının imzalanmasından sonra ülkemizin devlet yönetiminin daha açık biçimde idare edilecek yönetimin isim verilmesi için Türkiye Büyük Millet Meclisi "Milli Mücadele"yi Büyük Önder Atatürk’ün başkanlığında başarıyla yürüten Türkiye Büyük Millet Meclisi Türkiye Hükümeti yapısı ve işleyişi yönünden cumhuriyet yönetimi gibi yapılandırılmış ve idare edilmişti.
                Türkiye'nin yönetimi dünya milletleri tarafından daha belirgin bir nitelik kazandırılması gerekiyordu.  2 Şubat 1925'te, Dışişleri Bakanlığı düzenlenen bir kanun teklifinde 29 Ekim'in bayram olması önerilmiştir. Türkiye'nin yönetiminin adının konulması için Türkiye Büyük Meclisi 29 Ekim 1923 günü yapılan Anayasa değişikliği ile Türkiye'nin İdaresinin CUMHRİYET, Türk devletinin adı "Türkiye Cumhuriyeti" ilk cumhurbaşkanı ise "Mustafa Kemal Atatürk" Türkiye'nin Cumhuriyet yönetimi ile yönetileceğini Büyük Millet Meclisi ilan etti.
                Türkiye Cumhuriyeti'nin kurucusu Mustafa Kemal Atatürk, Cumhuriyet'in "Onuncu Yıl Kutlamaları"nın yapıldığı 29 Ekim 1933 tarihinde verdiği 10. Yıl Nutkunda, bu günü en büyük bayram olarak nitelendirmiştir. Bu ilandan sonra her yıl 29 Ekim günü Türkiye'de ve Kuzey Kıbrıs'ta kutlanan bir millî bayramdır.
                Bütün dünya ve herkes ile her gelecek kuşak bilmelidir ki bu vatanda kurulan Cumhuriyet yönetimi Atatürk’ün önderliğinde bir ölüm kalım savaşından sonra gerçekleştirilmiştir. Bu başarının arkasında binlerce şehidin binlerce gazinin kurtuluş mücadelesi için yaptıkları bulunmaktadır. Türkiye Cumhuriyeti bu büyük eserin her yönü ile gelişmesi geliştirilmesi gerekmektedir. Bilhassa Atatürk'ün gençliğe hitabesinde ileride olabilecek olumsuzlukları ve her türlü tehlikeden titizlikle korunması Cumhuriyet kuşaklarının Atatürk’e ve onun arkadaşlarına borçlu olduğu bilmemiz bizim için bir görevdir. Hepimiz bilmeliyiz ki; Cumhuriyet korumak ve kollamak görevin bilinci içinde bırakılan bu emaneti devamlı korumak için çabalamamız ve şehitlerimiz ve gazilerimizin emaneti olan Türkiye ve Türkiye Cumhuriyetini sonsuza dek yaşatmamamız için fedakarlıklardan kaçınmamamız gerekmektedir!
                Ne Mutlu TÜRK'ÜM Diyene!
                29 Ekim Türkiye Cumhuriyetinin Kuruluşu ve Cumhuriyet Bayramı hepinize kutlu olsun!

    Çorumlu 2000 Aylık Kültür Sanat Tarih Ve Edebiyat Dergisi Sayı: 104   25 Eylül 2007

     

    BU ÇALIŞMA TELİF ESERİDİR İZİN ALMADAN  KULLANMAYINIZ  corumlu2000@gmail.com

    Önceki Sayfaya gitmek için tıklayınız

    Bir sonraki sayfaya gitmek için tıklayınız

     

     

     

     

    https://gurselyayin.com

     

     

     

     

     

     67KİTAP BAŞINA DÖNMEK İÇİN TIKLAYINIZ

    Önceki Sayfaya gitmek için tıklayınız

    Bir sonraki sayfaya gitmek için tıklayınız

    ÇORUM’DA MISIN?
                Yazarsanız bilirsiniz, bir şeyler için sizi de arayan olur. Çorum’da da bu yıl pek evden dışarı çıkamadım. Bazı arkadaşlarımız bizi aramışlar, bulamamışlar. Onların bana söylediği bu. Gerçek olma ihtimali yüksek. 2010 Mayıs ı ile bu güne kadar neler yaptığımı soranlar okurlar inşallah.
                Mayıs ayında bir ateş düştü “Umre” yapalım diye düşündük. Gittim umre için kayıt oldum. Haziran ayında; Allah C.C. nasip etti eşimle birlikte bir “Umre” yapmak için Çorum’dan ayrıldık.
                Diyanet İşleri kanalı ile yaptığımız umre grubumuzun başkanlığını yapan hoca efendinin bu vazifeye ilk gitmesinden dolayı biraz ağır aksak oldu.
    Hani Nasrettin hoca bir gün vaaz vermek için kürsüye çıkar cemaate sorar:
    -Ey cemaat ne diyeceğimi biliyor musunuz? Cemaat hep bir ağızdan:
    -Bilmiyoruz hoca derler. Nasrettin Hoca Kürsüden inerken:
    -Öğrenin de gelin o zaman der. Ertesi gün Nasrettin Hoca yine kürsüye çıkar ve aynı soruyu sorar:
    -Ey cemaat ne diyeceğimi biliyor musunuz? Cemaat kendi aralarında kararlaştırmıştır yarısı başka yarısı başka cevap verecektir:
     -Yarısı biliyoruz yarısı da bilmiyoruz diye cevap verirler. Hoca bakar cemaat hazırlıklı. Kürsüde şöyle bir toparlanır ve cevap verir.
    - Bilenler bilmeyenlere söylesin der.
    Bizim 2010 7. grup umre de bu pozisyonda oldu desem yalan olmaz. Zaten yazılırken Müftülük görevlisine sormuştum:
    -Hocamız Mekke ve Medine’ye ilk defa mı gidecek? Memur arkadaş:
    -Hacı ağabey niçin soruyorsun? Diyince.
    -1995 te Hac görevimizi yaptıran hoca arkadaşta ilk defa gidiyordu. Ona şöyle yapalım diyince malım Hoca bildiğini okur derler hesabı bildiğini yapmıştı. Hoca ve Hacca gidenler grup olarak epey zorluk çekmişlerdi. Demiştim.
    Zaten organizasyon için başlangıçta bize mahsus vurdumduymazlık ve işi ciddiye alınmamıştı. Benim okuduğum ve öğrendiğim kadar Diyanet İşleri Umre ve Hacca gidenler. İçin üç günlük mecburi katılmaları gereken seminerler vermesi gerekli idi. Bilgilerimizi tazeleyelim diye her üç günde de seminerlere gittim. Konuşmacıyı beklerken bir ekran ve bir dvd oynatıcı camiye kurulmuştu. Burada Hac organizasyonu ile ilgili bilgiler verilmekte idi. Birkaç dinleyici kendi aralarında Arafat’a da mı çıkacağız, kurban mı keseceğiz diye konuşuyorlardı. Çünkü bu adaylar buraya ilk defa gidiyorlardı. Bilmemeleri normal idi; organizasyonun amacı da bilgi vermekti.
    Acaba Diyanet İşlerinin Umre için yaptırdıkları ayrı bir dvd çekimi yaptırıp Müftülüklere dağıtılmamış mıydı, yoksa adam Hac dvd yeter mi diye düşünülmüştü?
    Birkaç kişi birikince bir görevli geldi biraz bilgi verdi .Ben grubumuzun kaç kişi olduğunu ve grup hocasının umreye gidip gitmediğini sordum müftülükten öğrenmemi söylediler.
    Ertesi gün yine birkaç kişi Hac dvd sini izledik görevli 40 dakika kadar gecikti toplananların birkaçı da gitti. Bir iki çocuk, bir hacı ve birde ben kaldık. Konuşmacıyı dinledik. Konuşmacı eksiklik gördüğünüzü bize bildirin bizde yukarıya bildiririz diye de tembihte bulundu.
    Zaman geldi ve “Umre” için yola koyulma vakti gelmişti. Terminal’e gittik, otobüsümüzü bulduk. Otobüsümüz biraz gecikmeli de olsa hareket etti. Otobüsün çaldığı hangi mezhep’e, hangi görüşü belli olmayan TÜRKÜ formatında ilahi dinleyerek Ankara Havaalanına vardık. İhramlarımızı giydik.
    Hocamız otobüste bana:
    -Hacı ağabey ben 20 senelik imamım! Mekke ve Medine’ye gitmedim fakat oraya on kere gidenden fazla bilgi sahibiyim demesi de Müftülük görevlilerini benim söylediklerimi bildirmeleri şüphesini aklıma getirdi. Bende:
    -Bilgine diyeceğim yok!. Bilgi ile uçak kullanmazsın, bilgi ile ameliyat yapamazsın, bilgi ile yazamazsın. Bu gibi işlem ve görevlerde kâğıt üzerinde, bilgisayar üzerinde yapılması, tatbikatının esas mekânda yapılmamasından dolayı yanlışlıklara sebep olur. Bence senin gibi ilk defa göreve giden arkadaşları bir önceki kafile ile tecrübe kazanman için görevli göndermeleri, neyin nasıl olduğunu görerek yapman ve sana emanet edilen kişilere de layık görevlerini yaptırman gerekir. Dedim.
    Yukarıda konusu geçen müftülük görevlisi arkadaş yememiş içmemiş hoca arkadaşımıza bu konuşmayı aktarmıştı. Benim de korktuğum başımıza gelmişti. Korkum eşim ve kendim için değildi giden Çorum gurubu içindi. Grupta oraya ilk defa giden umreciler vardı. Korkum onlar içindi.
    Havaalanında 2 saate yakın bekledik. Bir kargaşalık ve bir telaş ile uçağa bulduğumuz yere oturduk.
    Uçakta kim nereye bulursa oturdu.
    Sayın görevliler!
    Bu uçaklarda yer numaraları yok mu?
    Biletlere her ilin umrecileri yan yana gelecek şekilde topluca oturacakları bir düzenleme sağlanamaz mı?
    Ben bu sistem ve düzende bu gibi ufak ayrıntıları göz ardı eden koskoca Diyanet İşlerini savsaklamakla suçlasam yanlış mı yapmış olurum?
    Çorum gurubu darmadağın olduğuna göre diğer illerin grupları da darmadağın oturdu. Nasıl olsa çay içme molası vermek için bir yerde uçağın durma ihtimali yok düşüncesi ile Cidde Havaalanına indik. Mekke’ye gitmek için her ile ayrı otobüs tutulmuştu. Arap şoförün ille de bahşiş diye tutturması üzerine hoca efendi bizlerden TL olarak da olsa biraz para verdi. Ben merak ediyorum: Bu görev ile giden yetkili kişilere böyle durumlarda harcaması için biraz harcırah verilmiyor mu?
    Hava alanına inince kimin nereye gideceği belli olmadın herkes etrafa dağıldı. Ben bagajımı alıp havaalanını çıkış kapısına yöneldim.
    Uçakta umreciler belirlenmiş koltuklarda otursa ve topluca uçaktan inip gümrükte topluca geçip, topluca bagajlarını almaları ve otobüslerine topluca gitmelerine yardımı olur. Görevli hoca da oradan oraya koşuşturmaktan yorulmamış olmaz mı?
    Orada otobüsler dizilmişti. Otobüslerde her ilin ismi yazıyordu. Kapıları kapalı olduğundan eşimle bir bankta oturarak Çorum kafilesini bekledik. Kafile geldi hocamız sayım yaptı tamamdık ve otobüse bindik. Otobüsümüz yine yukarıda bahsi geçen ilahiyi dinleye dinleye kalacağımız otele geldik. Hocamız bir saat sonra aşağıya inin otobüsle Tavaf yapmaya gideceğiz dedi. Bir saat sonra indim birkaç umreci vardı. Grubu sordum bilmiyoruz dediler. Hanımla ben kendimiz umremizi yaptık ve geldik.
    Otelimiz çok güzel ve temizdi. Çorum’dan tanıdıklarımıza ve otobüste tanıştıklarımıza sordum umrenizi hocamız yaptırdı mı dedim.
    -Hayır; hocayı bulamadık kendimiz yaptık. Dediler. İki gün sonra bir konuşmada hocamız tavaf ve sayı Ankara Müftüsü başka bir hoca ve kendisi olmak üzere kimsenin gelmediğini bu üçünün birlikte yaptıklarını söyledi. Bende:
    - Evet hocam doğru yapmamışsınız. Buraya ilk gelenler ne yaptılar acaba diyince de:
    - Ben şimdi soruyorum ve tavaf yaptırıyorum diye cevap verdi. Allah kabul etsin. Ne deyelim ceremesini ve sorgusunu bu organizasyonu yapanlar elbette bir yerde verirler. Acaba ihramdan çıkan umrecilerin say yapıp yapmadıkları ve umrelerini düzgün yapabildiklerini hüsnü zan edere bilir miyiz?
    Acaba bu şekilde görev yaptıran kişi görevini tam yapmış mı oluyor. Vicdanı rahat mı? Sorumluluğunu sonrada telafi etme çabaları umrecinin ihramını çıkarttıktan sonra yaptığı tavaf umre tavafı olur mu?
    Mekke Otelimizde hiç hiçbir sıkıntı çekmedik desem doğrudur. Yemekler eşimle bana göre çok güzeldi. (Eşimin sitesinde yemekleri yayınlanır ve dergilerimizde de güncel yeleklerini yayınlarım https://gurselyayin.com/yemekler/corumyemekleri.htm

    Çorumlu 2000 Aylık Kültür Sanat Tarih Ve Edebiyat Dergisi Sayı: 105   25 Ekim 2007

    BU ÇALIŞMA TELİF ESERİDİR İZİN ALMADAN  KULLANMAYINIZ  corumlu2000@gmail.com

    Önceki Sayfaya gitmek için tıklayınız

    Bir sonraki sayfaya gitmek için tıklayınız

     

     

     

     

    https://gurselyayin.com

     

     

     

     

     

     68KİTAP BAŞINA DÖNMEK İÇİN TIKLAYINIZ

    Önceki Sayfaya gitmek için tıklayınız

    Bir sonraki sayfaya gitmek için tıklayınız

    BAZI ŞAİRLERİMİZLE TOPLANTI
                Geçen hafta içinde arkadaşlarla toplanarak yaptıklarımızı, yapacaklarımı ve şiir içinde geçen birkaç saati ebedileştirdik.
                Şair arkadaşlardan bazılar şiirlerini verdi ve dergilerimizde şiirlerini yayınlamak için söz verdim. Allah C.C.  erdirirse arkadaşların şiirlerini sanal olarak yayınladığım Çorumlu 2000 Dergisi olan bu dergide Sarı Çiğdem Şiir Defteri’nde ve Aylık Şiir Antoloji Dergisi’nde yayınlayacağım.
                Şayet sizde yazıyorsanız, çiziyor ve fotoğraf çekiyorsanız sitelerimizde bulunan “SİZDE YAZIYORSANIZ” linklerini tıklayarak inceleyiniz ve sizlerde katılınız.

    Çorumlu 2000 Aylık Kültür Sanat Tarih Ve Edebiyat Dergisi Sayı: 105   25 Ekim 2007

    BU ÇALIŞMA TELİF ESERİDİR İZİN ALMADAN  KULLANMAYINIZ  corumlu2000@gmail.com

    Önceki Sayfaya gitmek için tıklayınız

    Bir sonraki sayfaya gitmek için tıklayınız

     

     

     

     

    https://gurselyayin.com

     

     

     

     

     

     69KİTAP BAŞINA DÖNMEK İÇİN TIKLAYINIZ

    Önceki Sayfaya gitmek için tıklayınız

    Bir sonraki sayfaya gitmek için tıklayınız

    BİR ASKERLİK ANISI
    Merhabalar!
    Bundan seneler önce Alayı Talimgâhında Çavuşluk kurusundayım. Bir çavuşumuz vardı Adanalı. Tek ve büyük bir kusuru vardı Hâşâ Dine ve kitaba söverdi. Çavuş adayları olarak benim gibi düşünen 20 kişi idik. Talimgâhın bitimi için “Karaların Memedi” hazırlıyoruz. Kış bir yandan üşütüyor, birde Kıbrıs Çıkartması yapılacak bütün Alay boşaldı sadece Talimgâh kaldı. Moraller yüksel yalnız o çavuş kafamızı bozuyor. Övünmek gibi olmasın birinci olmazsam bile ilk üçteyim. En son hafta artık o yirmi arkadaş Adanalı çavuşa o kadar bozulduk ki Talimgâh Bölüğü Yüzbaşısına Adanalı çavuşu şikâyet etmeye karar verdik. Toplandık önde ben kapısına vardık arkadaşların sesleri geldiğinden arkama bakmadım bile gel sesini duyunca içeri girdim.
    - Yüzbaşı ne var Onbaşı? Dedi. İrkildim. Arkama baktım. Kimsecik yok. Beni bir kahkaha aldı ki sormayın. Katıla katıla gülüyorum. Yüzbaşı tecrübeli. Yerinden kalktı kapıyı kapattı. Bana:
    -Masasının önündeki sandalyeye oturmamı söyledi. Oturdum. Gülme krizim gitti. Yüzbaşıya dönerek:
    -Komutanım özür dilerim. Arkama bakınca “Nasrettin Hocanın” bir hikâyesi aklıma geldi. Ona güldüm Sonra da kendimi tutamadım. Dedim. Yüzbaşı:
    -Hangi hikâyesi? Dedi. Bende:
    -Hani efendim “Fil” hikâyesi var ya. Timur’a bütün köy şikâyete giderler. Çadıra girince Nasrettin Hoca bakar arkasından gelenler yok olmuşlar. O hikâye diyince: Yüzbaşı gülümser ve sorar:
    -Ne şikâyetiniz vardı Onbaşı?  Diye sorunca. Ben de:
    -Komutanım! Biz talimgâhı bitirmek üzereyiz. Adanalı falan çavuşumuz devamlı dinimize ve kitabımıza sövüyor. Biz asker ocağına Vatanımızı, Namusumuzu, Dinimizi korumak için geldik. Benim gibi düşünen on dokuz arkadaşım vardı. Birlikte şikâyete gelmiştik. Arkamda hiç birisi kalmamış. Dedim. Yüzbaşı:
    -Tamam! Evladım anladım. Çıkabilirsin dedi. Çıktım. Biraz sonra arkadaşlar etrafımı sardı. Sordular cevap vermedim.
    Karaların Memedi bir geceliğine hazırlamıştık 4 gece Alayda oynadık Tebrikler aldık. Övgüler düzdüler. Dördüncü gün piyesten sonra Çavuşluk diplomaları dağıtıldı. İlk üçte ismimin okunmasını bekledim. Çıkmadı. 132 sırada adım okundu. Şikâyet etmemin cevabı verilmişti. Büyük Millet Meclisine döndüğümde bölük komutanımız odasına çağırdı. Bana:
    -Evladım!  Alayı Komutanı senin için özel bir not yollamış. Dinlemeni isterim dedi:
    -“Bölüğünüzün onbaşısı not bakımında ikinci olmasına karşı, arkadaşlarının oyununa gelerek yalnız bırakılmıştır. O yüzden onbaşınıza diploması en son tarafımdan verilmiştir.

    Çorumlu 2000 Aylık Kültür Sanat Tarih Ve Edebiyat Dergisi Sayı: 105   25 Ekim 2007

    BU ÇALIŞMA TELİF ESERİDİR İZİN ALMADAN  KULLANMAYINIZ  corumlu2000@gmail.com

    Önceki Sayfaya gitmek için tıklayınız

    Bir sonraki sayfaya gitmek için tıklayınız

     

     

     

     

    https://gurselyayin.com

     

     

     

     

     

     70KİTAP BAŞINA DÖNMEK İÇİN TIKLAYINIZ

    Önceki Sayfaya gitmek için tıklayınız

    Bir sonraki sayfaya gitmek için tıklayınız

    OBRUK VE ÇORUM
    “Sabırla koruk üzüm olurmuş” demiş atalarımız. Çorum da sabrederek barajını yaptı ve barajına su tutmaya başladı.
    Gidip yerinde görmek istedim ve bayramın ertesi günü Obruk’a gittim. Biraz da resim çektim.
    Yine dergimiz basılırken obruk baraj yapım alanına gitmiştik. Rahmetli İsmail Pamuk , Oğuz Leblebicioğlu, Müze’nin fotoğrafçısı Rahmetli Mustafa Büke ve ben. Orayı resimlemiş ve “Çorumlu 2000 Aylık Kültür Sanat ve Edebiyat Dergisi’nin Yıl:1 Ekim 1998 Sayı 4  15. sayfa’da Oğuz Leblebicioğlu’nun ‘Obruk Barajı’ yazısı ile renkli olarak basmıştık. İşte  9 yıl 2 ay sonra aslında 10 yılın içinde ikinci ziyaretimi yalnız yaptım ve resimledim. Kızılırmak’tan çok sular aktı. Baskı de olmazsa sanal olarak ve daha da çok okuyucuyla buluşarak dergimizi devam ettiriyorum. Çorum’un en uzun süreli basılan dergisi olarak da “63 sayı” sanal olarak da yayınımıza 107’inci sayı ile karşınızda yine Obruğu tanıtmaya çalışıyorum.
    Belki bir belge olarak sizlerle paylaşmak istedim.
                Burada yayınlanan yazıda belirtilen ve bilgileri o tarihte görevde olan ve dergimize bilgi olarak veren DSİ Proje inşaat Mühendisi İbrahim Hakkı Şenöz ve Obruk Şantiye Şefi Mehmet Karaca’dan almıştık.
    Baraj Gölü Alanı: 50.2 km2
    Baraj Gölü Uzunluğu: 38 km.
    Baraj Hacmi: 661.110.000 m3
    Baraj Tipi: Kil Çekirdekli yarı geçirimli
    Baraj Beton Hacmi: 400,000 m3
    Kret Uzunluğu: 504 m
    Kret Eni: 12 m
    Nehir Tabanından Yüksekliği: 67 m
    Temelden Yüksekliği: 125 m
    Derivasyon Tünel Uzunluğu: 655 m
    Derivasyon Tünel Çapı: 10 m
    Derivasyon Tünel Debisi: 1040 m2/saniye
    Dolu Savak Tipi: Karşıdan alışlı kapaklı
    Dolu Savak Boşaltım kapasitesi: 5000 m2/saniye
    Kapak sayısı ve cinsi: 4 adet radyal kapak
    Enerji Tünel ve tipi: 2 adet dairesel
    Enerji Tünel İç Çapı: 7 m
    Santral Tipi: Düşey Eksenli Francis
    Brütü Maksimum Düşme :66.6 m
    Üretilen Enerji Toplamı:473.000.000 kw saat/yıl
    Baraj Kazı Ve Dolgu Toplamı: 25.000.000.000 m3
    Sulama Yapısı ve Tipi: Dairesel
    Sulama Cebri Boru Çapı: 2 m
     
    10 YIL ÖNCEKİ OBRUK VE ŞİMDİKİ OBRUK BARAJI RESİMLERİ Fotoğraflar Gürsel Yayınevi telifidir

     

     

     
     
     

    Çorumlu 2000 Aylık Kültür Sanat Tarih Ve Edebiyat Dergisi Sayı: 107   25 Ocak 2008

    BU ÇALIŞMA TELİF ESERİDİR İZİN ALMADAN  KULLANMAYINIZ  corumlu2000@gmail.com

    Önceki Sayfaya gitmek için tıklayınız

    Bir sonraki sayfaya gitmek için tıklayınız

     

     

     

     

    https://gurselyayin.com

     

     

     

     

     

     71KİTAP BAŞINA DÖNMEK İÇİN TIKLAYINIZ

    Önceki Sayfaya gitmek için tıklayınız

    Bir sonraki sayfaya gitmek için tıklayınız

    EKSİK BİLGİ
                Bilgi; insanların aydınlanması için yazılan bir işlemdir.
    Bilginin yazılması ile bu bilinenin diğer bilmeyenlere aktarılması olayıdır. Bu işlemi yaparken ne yazık ki bilerek veya bilmeyerek diğer bilenlere de yanlış aktarılmaktadır. Ayrıca da bu bilgileri aldıkları gibi aktarmaları, araştırmaları ise ayrı bir komedinin ve yanlışlıkları aktaran bir araç olmanın da göstergesi cabasıdır.
                Bilgiyi aldığınız zaman bu bilginin doğruluğunu, bu bilgideki anlatıların yanlış veya doğruluğunu araştırmadan diğerlerine aktarmanın sorumluluğu yeni bilgiyi verene aittir. Bu sorumluluğun sonucuna da katlanmasının gerektiğini bilmesi ve yanlış bilgilerin devamını sağladığı için de susmayıp yanlışlıklarının düzeltme veya yeni bir çalışma ile aktarmaları gerekmektedir.
                Pek çok bu konu hakkında anım bulunması ve bunları burada yazarsam bir kitap olacağı Bir kaç anımı anlatayım:
    Birinci anım:
    Yeni emekli olduğum yıllarda Çorum’da yapılan bir panelde Hasan Paşa Kütüphanesi ile ilgili bilgiyi aktaran İlahiyat Fakültesi mensubunun Çorum İl Halk Kütüphanesinde bulunan “El Yazma Kitaplar” dan bahsederken devamlı “Milli Kütüphane” ye devredildi demesi dikkatimi ve şuur altımı çalıştırdı. Bu terimi ben; Hasan Paşa Kütüphanesi için hazırladığım bir raporda: Çorum’da bulunan Tekke ve Zaviyelerin kaldırılması hakkındaki Kanun” gereği olan senelerde gelen olayı anlatırken. Tekke, Zaviye ve Medreselerden toplanan “El Yazmaları” için Çorumluların yaptığı ve yapılan kütüphaneye “Milli Kütüphane” adını verdiklerini yazdığım halde konuşmayı yapan kişinin dipnotta olan bilgiyi es geçmesi yüzünden Çorum’da bulunan el yazma kitapların Milli Kütüphaneye gönderildiği sonucunun çıkması beni üzdü.
                Konuşmacı konuştu. Kürsüyü terk ederek tam önümdeki sıraya ve benim önümde bulunan boş yere oturdu. Ben o şahsın omzuna dokunarak:
                -Konuşmanızda belirttiğiniz “Milli Kütüphane” bilgisini nereden aldınız? Diye sorunca:
                -Size ne? Diye diklendi. Ben üsteledim.
                -Bu bilgiyi yanlış aktardınız. Sizi uyarmam benin görevim. Bu bilgiyi Hasan Paşa Kütüphanesinden mi aldınız?
    Diye üsteleyince. Cevap verme mecburiyetinde kaldı. Ben de:
                - Ben de öyle olduğunu düşündüm. Dedim. Bu cevabım üzerine:
                -Bu bilgiyi kütüphaneden bir rapor olarak verdiler. Hazırlayan da Mamut Selim Gürsel. Şimdi öğrendiniz mi? Diye cevap verdi. Bende.
                -Anlamıştım. Yalnız siz o raporu iyice incelememişsiniz. Bilgiyi yanlış veya kasıtlı olarak eksik verdiniz. Dedim. Bana doğru iyice dönerek:
                -Nereden biliyorsunuz? Dedi. Bende:
                -Ben Mahmut Selim Gürsel’im. O raporu ben yazdım. “Milli Kütüphane” o raporda üstte açıkladığım gibi Çorumluların toplanan kitapların konulması için şimdiki Belediye binasını hibe olarak yaptırdığı ve altının da irat getirmesi için vakıf edildiğini okumadınız mı? Dedim. İlave ettim. Eğer bu bilgi basılacaksa bu yanlışlığınızı düzeltiniz dedim.
                Bu birinci eksik bilgi ile yapılmıştı.
                İkinci anım:
                Adamcağızın birisi; bir gazetede halen yazı yazıyor. İşin tuhafı 1996 yılında ona da bir gün bir kitap çalışması için ortaklık teklif etmiştim. Ortak çalışmayı kabul etmişti. Beni altı ay kadar beklettikten sonra sen kendi çalışmanı yayınla. Ben sonra yayınlarım diyerek o zaman bilgi vermişti. Ben kitabımı yayınlamıştım. Birkaç yıl sonra yine o arkadaş “Çorum’da basın Tarihi” ile çalışma yaptığını yayınlamıştı. Bende o zamanlar Çorumlu 2000 Dergisi basılıyordu. Orada benim ortak olarak yayınlamak istediğimiz kitabımda “Çorum Basın Tarihi” çalışmamın olduğunu yazdım. Bir daha o konuya deyinmedi.
                Adamcağız bir gün gazete Çorum Hakkında yayınlanmış kitaplar ve dergiler diye bir liste yayınlamıştı. Ne yazık ki; benim yayınladım “Çorum’da Yatan Meşhur Yatırlar”, “Çorum 1997” Çorumla ilgili kitaplarım ile,”Çorumlu 2000 Aylık Kültür Sanat Tarih ve Edebiyat Dergisi” ile “Sarı Çiğdem Defteri” isimli dergilerden hiç bahsedilmemişti ki; Çorumlu 2000 dergisi 1. sayıda da gazetede kendisinin yayınladığı yazıyı yeni yazı diye dergimde yayınlatmıştı. Kendisine: Bir daha yayınlanmış yazı vermemesini söylemiş ve cidden bir daha dergime yazı vermemişti. Bu eksik yazıları yazı yazdığı gazetenin arşivlerinde halen bulunmaktadır.
                Bu da bilgileri bildirmemekle ilgili bir eksik bilgi anımdır.
                Üçüncü anım:
                Yine dergimizin bir yazarı; Çorum 1997 kitabımın özetini yayınlamış ve beni kızmasın diyerek de hiç alakası olmayan resim yardımı yaptığımı belirten bir bilgi ile işi geçiştirmişti.
    Son anım: Bu güne ait.
                Bu gün bir yazarımızdan bir vakıf için yazı yollanmıştı. Sitemizde o ilçeyi ilgilendiren ve iki baskı yaptığım bir kitabımdan hiç bahsetmemesi ve üstelik o çalışmamın sitemizde resmi ile yayınlanmakta olmasına rağmen her ne hikmetse bahsedilmemesi ve yazının yayınlanması için gönderilmesi de çok ilginç yeni bir anı birikimime girmiştir.
                Çok merak etmekteyim. Neden yapılan çalışmalar üstünkörü yapılmakta veya çalınmakta ya da görmemezlikten gelinmektedir.
    “Bir zamanlar bir siteye bunları yazmıştım”
    Yıkıcı tenkit çok acı bir içkidir.
    İçmek o kadar zordur ki kezzap gibi insanın canını yakar.
    Yapıcı tenkit ise en leziz şurup gibidir.
    Yeniler her zaman yerilir. Daha ileri gidilirse becerebilirsen daha iyisini sen yap diye cevap da gelebilir.
    Benim gibi insanlar uygun olmayan ya da eksiklikleri bildirmeden edemezler.
    Mahmut Selim GÜRSEL 9 Şubat 2008 Çorum

    Çorumlu 2000 Aylık Kültür Sanat Tarih Ve Edebiyat Dergisi Sayı: 108   25 Şubat 2008

     

    BU ÇALIŞMA TELİF ESERİDİR İZİN ALMADAN  KULLANMAYINIZ  corumlu2000@gmail.com

    Önceki Sayfaya gitmek için tıklayınız

    Bir sonraki sayfaya gitmek için tıklayınız

     

     

     

     

    https://gurselyayin.com

     

     

     

     

     

     72KİTAP BAŞINA DÖNMEK İÇİN TIKLAYINIZ

    Önceki Sayfaya gitmek için tıklayınız

    Bir sonraki sayfaya gitmek için tıklayınız

    BELKİ
    Kendisinden başka birisini düşünmeyen bir şahıs; ağlar mı güler mi belli olmayan dudakları ile bakan, saygıyı bile bilemeyecek kadar düşüce yoksunu, olan birisini düşüne bilir misiniz?
    Arakasında bir sürü bilmedikleri bu şahsı alkışlayan; kişilerin koştuğu ve alkışladığını düşünün.
    Bunun gibi kişileri birileri tarafından yetiştirildiğini ve o toplumun bütün değerlerinin yok edilmesin ve değiştirmeleri için elinden geleni yapar ve görevini tamamlayarak anasının kucağına gider ve oradan yapacaklarını yapmaya devam ederler.
    Yetiştirilenler filizlerini vermiş, Vatanın toprağına kök salarlar ve iyice benimsedikleri yeni görevlerine körü körüne bağlanır ve büyüdükleri, yiyip içtikleri Vatanlarını ya mürşitleri için ya da birkaç kuruş için satarlar. Bu yeni kök selenlerin esas köklerinin daha önceleri bu vatanın toprağında yaşamış ve o Vatanın idarecileri tarafından tolerans ve insandır diye ülkede kalmasına müsaade etmiş başka din sahipleridirler.
    Bunlar yeni yapılanmada kendi dinlerine de artık serbestlik olarak gördükleri ve ele geçirdikleri ülkenin artık sessizleştirilmiş fertlerinin sessizliği ölçüsünde artık tohum olmaya başladıklarını zannederler.
    Bu kişilerin; kendilerini ve etraflarındaki topluluktan başka hiçbir şey düşünmez, ülkenin diğer fertlerini sömüren ve kanını emen varlıklar haline gelirler.
    “Ey Bu Topraklar İçin Toprağa Düşenler” beni ve diğer susanları af edin. Susturulmuşları da af edin! Karışmayanları da af edin!
    Önündeki örnek olan ülkenin en yakın komşusunun hali seninde başına gelmesine ramak kalmadı mı?
    Onlar da; bu suskunlukları ve ülkelerin idarelerine katkıda bulunmadılar ve bildikleri doğruları söylemediler veya söyletilmediler. Birkaçı ülkelerini kurtarmak girişimi gibi göstererek Yeni Dünyadan güç ve kuvvet gelmesini dilediler. Onlar da geldiler. Onları öldürdüler. On binlerce kadının ırzına geçtiler ve bir o kadar çocukların masumluğuna bakmadan katlettiler. Onları çağıran kuklalarına da yönetimi bırakarak ilerde büyük bir yara olarak bıraktılar ve uzaktan kumandaya ait programlarını çalıştırmak için kontrol mekanizmalarını kurmaya başladılar.
    Ey uykuda olan ve üzerine ölüm toprağı serpilmiş insanlar!
    Ne diyeceğiz?
    Belki!

    Çorumlu 2000 Aylık Kültür Sanat Tarih Ve Edebiyat Dergisi Sayı: 109   25 Mart 2008

     

     BU ÇALIŞMA TELİF ESERİDİR İZİN ALMADAN  KULLANMAYINIZ  corumlu2000@gmail.com

    Önceki Sayfaya gitmek için tıklayınız

    Bir sonraki sayfaya gitmek için tıklayınız

     

     

     

     

    https://gurselyayin.com

     

     

     

     

     

     73KİTAP BAŞINA DÖNMEK İÇİN TIKLAYINIZ

    Önceki Sayfaya gitmek için tıklayınız

    Bir sonraki sayfaya gitmek için tıklayınız

    HOŞÇA KAL
                İlk ayrılıktan sonra etraftaki pek çok dedikodulara aldırmadan arkadaşı ile kırgınlıklarını unutmak için karar aldılar.  Birlikte geçirdikleri güzel ve maceralı günlerin hatırına bir daha birbirlerini kırmayacaklarına ve darılmayacaklarını söyleyerek arkadaşlıklarını pekiştirdiler.
                Birlikte memleketlerinin bilinmeyen yerlerini tanımış ve tanımayanlara tanıtmalardı. Eski tarihi köyler, eski ören yerleri ve gizli kalmış tabiat güzelliklerini ortaya çıkartmaları onlar için büyük bir haz ve macera idi.
                Birçok kereler birçok kişiye buldukları yerleri paylaşmak için onları gördükleri yerleri görmeleri için ellerinden geleni yapmışlardı. Hatırladıkları pek çok güzel olay olduğu kadar pek çok da tehlikeler atlatmışlar ve pek çok kere de ölümden dönmüşlerdi.
                Yedikleri ve içtikleri ayrı gitmeyen bu arkadaşlığın etrafında birçok arkadaşlıkların kurulu olması olağandı. Bu arkadaşlıklar iki arkadaşın birlikteliğine zarar vermemiş, birbirlerinin huy ve kişiliklerini tanıdıkça daha da artmıştı. Dini inanç ve felsefi görüşlerinin çok az bir ince ayrım farkı olması arkadaşlıklarının daha da ileriye götürmüştü.  Aradan tam on beş yıl geçtikten sonra arkadaşların birisi verdikleri karardan cayarak diğer arkadaşını ortada yalnız bıraktı. Giden arkadaş istemeden ayrılığa sebebiyet vermiş ve ebedi yolculuğa çıkarak hayatta kalan arkadaşını dünyaca yalnız bırakmıştı.
                Bu istenmeyen ayrılığın nişanesi olarak sağ kalan arkadaş, dünyadan göçen arkadaşına son görevini yaptı. Cenazesini toprağa verdi. Bütün cenazeye gelenlerin kabirden ayrılmaları üzerine kabre dönerek gözleri dolu dolu “hoşça kal” diye dudaklarından dökülen kelime ile o da kabirden ayrıldı. Kabirde yalnız kala hoca efendi de falan hanımın oğlu falan diye seslendiğini duyar gibi oldu. 

    Çorumlu 2000 Aylık Kültür Sanat Tarih Ve Edebiyat Dergisi Sayı: 110   25 Nisan 2008

     BU ÇALIŞMA TELİF ESERİDİR İZİN ALMADAN  KULLANMAYINIZ  corumlu2000@gmail.com

    Önceki Sayfaya gitmek için tıklayınız

    Bir sonraki sayfaya gitmek için tıklayınız

     

     

     

     

    https://gurselyayin.com

     

     

     

     

     

     74KİTAP BAŞINA DÖNMEK İÇİN TIKLAYINIZ

    Önceki Sayfaya gitmek için tıklayınız

    Bir sonraki sayfaya gitmek için tıklayınız

    ATATÜRK'Ü ANMA, GENÇLİK VE SPOR BAYRAMI 19 MAYIS
    Tarihimizin önemli ve kutlanması muhakkak elzem olan önemli günler vardır. Bunların içinde 19 Mayıs 1919 Anadolu'da yeni Türk Devleti'nin kuruluşunun temellerinin ve Türkiye Cumhuriyeti’nin başladığı gündür.
    Önderimiz; Atatürk Nutkunu bu tarihi olayı anlatarak başlaması ve  kendisine doğum gününü soranlara 19 Mayıs'ı olarak söylemesi bizleri düşündürmelidir.
    19 Mayıs'ın Millî Bayram olarak ilanı Atatürk’ün bu güne önem vermesi ve Millî Mücadele döneminde sonradan da 19 Mayıs yasa ile Millî Bayram kabul edildi.
    Atatürk; Millî Mücadeleden yana az sayıda, fakat etkin bir grup ile birlikte Millî Mücadele Anadolu'dan başlatmaya karar verdi. Bir görevle tevdisi ile Anadolu'ya geçme emri ile İstanbul'dan Samsun'a çıktı.
    19 Mayıs 1919 Türk millî kurtuluş hareketinin başlangıcı oldu. Yeni kurulan Türk Devletinin çağdaş değerlerle milletler ailesi içerisinde yerini almasını da sağladı. Mustafa Kemal Paşa'nın Samsun'a çıktığı gün bir devrin başlangıcının nişanesi olarak “Atatürk'ü Anma, Gençlik ve Spor Bayramı 19 Mayıs “ kutlanmakta ve kutlanmaya devam edecektir.
    Çorumlu 2000 Aylık Kültür Sanat Tarih Ve Edebiyat Dergisi Sayı: 111   25 Mart 2008

    BU ÇALIŞMA TELİF ESERİDİR İZİN ALMADAN  KULLANMAYINIZ  corumlu2000@gmail.com

    Önceki Sayfaya gitmek için tıklayınız

    Bir sonraki sayfaya gitmek için tıklayınız