DİKKAT ! BU BİLGİ TELİF ESERİ OLUP YAZARI VE YAYINEVİMİZDEN  İZİN ALINMADAN KULLANILMAMALIDIR

Hazırlayan  Mahmut Selim GÜRSEL yazışma adresi  corumlu2000@gmail.com

 
TAKDİM
HAYAT HİKAYESİ

 

 01

KİTAP BAŞINA DÖNMEK İÇİN TIKLAYINIZ

Önceki Sayfaya gitmek için tıklayınız

Bir sonraki sayfaya gitmek için tıklayınız

TAKDİM           

Bir kitabın doğması, o kitabı yazmaya kalkan kişinin amacına ve bilgi birikimine göre değerlendirilmesi uygun olarak görülmelidir.

            Elinizde bulunan bu çalışmanın sizlere ulaşması için günlerini veren bu çabası için şükranlarımı sunarken, bu çalışmada da benim ufacık bir katkımın da bulunması beni bahtiyar etmiştir.

            Bu çalışma ile sizlerde bazı bilgileri edinmiş ve faydalanmış olarak uzun yılların birikimlerinden aydınlanacağınızı göreceksiniz.

            Bilgi; yazılmadıkça kaybolmaya açık birikimlerdir. Her insan bir kitaptır; onu okumamız gereklidir.

            Tanımadığımız ve anlamadığımız kişiler hakkında nasıl kararlar veremezsek; bir çalışmayı da incelemeden, okumadan karar veremeyiz. 

Mahmut Selim GÜRSEL

BU ÇALIŞMA TELİF ESERİDİR İZİN ALMADAN  KULLANMAYINIZ  corumlu2000@gmail.com

Önceki Sayfaya gitmek için tıklayınız

Bir sonraki sayfaya gitmek için tıklayınız

 02

KİTAP BAŞINA DÖNMEK İÇİN TIKLAYINIZ

Önceki Sayfaya gitmek için tıklayınız

Bir sonraki sayfaya gitmek için tıklayınız

  Mahmut Selim GÜRSEL
 
GÜRSEL YAYINEVİ ve ÇORUMLU DERGİSİ SAHİBİ
 
1947  tarihinde babamın subay olarak bulunduğu Erzurum'da bir at arabasında doğum evine giderken doğmuşum. Babam  Eminsu Ali Rıza Gürsel,annem ise Fahriye hanımefendi idi. 
 
İlkokula İskenderun'da başladım. Ankara' da bitirdim. Ankara Yenimahalle  Ortaokulunun birinci  sömestrsinde  babamın  emekli olmasından dolayı 1960 yılında Çorum'a gelince Atatürk Ortaokuluna devam ettim. Babamın "oku da oğlum ceketimi satar  seni  okuturum" diyerek bana yaptığı nasihatleri ters tepki  yaptı. İlkokul sıralarında okuyarak pilot olmanın düşlerini kurardım. Bu hayalim gerçekleşmedi. Babamın baskısı karşısında babama okumuyorum diyerek okulu birinci sınıfta bıraktım. Marangoz çırağı olarak Azmi Başar ustanın yanına girdim.  Askere gidene kadar ustanın yanında çalıştım. 1967 tarihin de askerlik dönüşü, 28 Mart 1969 Ankara  Emniyet   Müdürlüğüne teknisyen  olarak göreve  başladım.  Ortaokulu dışarıdan 2 yılda bitirdim 09 Ekim 1972  tarihinde polis memuru olarak Ankara'da altıncı şube ve kara kollarda çalıştım. 16 Eylül  1973  tarihinde  Selma (Kurşuncu) Hanımefendi ile evlendim.  10 Temmuz 1978 yılında ayında naklen Çorum İl Halk Kütüphanesine Memur olarak geçtim.  Dışarıdan  Çorum Ticaret Lisesini iki yılda bitirdim. Kendi kendime Osmanlıcayı öğrenmeye uğraştım, Hat sanatı ile biraz ilgilendim 150 ye yakın Ser levham var, Çorum Güzel Sanatlar Galerisinde  ve Kütüphane salonlarında bu levhaları sergiledim.  03 Ağustos 1988 tarihinde İl Halk Kütüphanesi Müdür yardımcılığına atandım. 
 
1990  tarihinde ilk kitabım olan Dewey Onlu Tasnif isimli kütüphanelerdeki kitapların tasnifi yapılan kitabı 10 yıllık bir araştırma ve çalışma iye "Alfabetik Onlu Tasnif Fihristi (Dewey)" kitap haline getirip Kültür Bakanlığına sundum.   Kitabımdan Türkiye'deki bütün kütüphanelere  dağıtılmak  üzere 1000 adet satın aldılar.
 
 
Marangozluk,oymacılık, polis memurluğu,memurluk  ve  idarecilik yaptım. Her çalıştığım meslekte çeşitli önemli olaylar oldu ise de son çalıştığım kurumda  bence en önemli bir hatıramı anlatmak istiyorum: Kütüphanedeki çalışmalarım  ve " El  Yazması Kitapların Çorum'da kalması için verdiğim  çabalar neticesinde  Bitlis Tatvan’a tayin edilme olayım beni çok yıktı. Fakat bu  üzüntümün  boş olduğunu  zamanla  gördüm. Rabb’imin  izni  ile Hacca gitmek nasip oldu, iki kitap daha yayımladım ve elinizde bulunan bu derginin çıkmasına vesile oldum. Mesleklerin  insanlara sağladığı maddi avantaj olarak,evinizi geçindirecek,namerde muhtaç  etmeyecek  avantajından  başka,manevi olarak;sizin yaptığınız işlerle ilgili karşılaştığınız problemleri değerlendirirseniz avantajların neler olabileceğini hayat okulundan  öğrenmiş  oldum.
 
1993 yılında Türkiye'deki bütün kütüphanelerde bulunan " El Yazması " kitapların Ankara Milli Kütüphanesine toplanma kararı veren Kültür Bakanlığına karşı Çorumlu hemşerilerimi haber dar ettim, mahalli radyodan ve gazeteler ile parti il Başkanlarını ile Millet Vekilimiz Adnan Türkoğlu ve Belediye Başkanımız rahmetli Turan Kılıççıolu'nun destekleri ve diğer kuruluşların da katkısı ile "El Yazma kitapları" Çorum'da kaldı. Açık öğretim için üniversite sınavlarına girip kazandım. İkinci sınıfta iken Çorum'a tam teşekküllü bilgisayar ortamında bir kütüphane kazandırmaktır. Yazma kitapların korunması ve Çorum'da kalması için yaptığım girişimim yüzünden 25 Nisan 1994 tarihinde Tatvan Bitlis'e Müdür olarak tayinim çıktı, tayin edildiğim yere gitmeyerek emekliliğimi istedim.
 
1994 Tarihinde nasip oldu eşimle birlikte Hacı olduk.
 
27 Mayıs 1998 tarihinde Çorum'da ilk Kültür Bakanlığından tescilli "Gürsel Yayınevi" tarafımdan açıldı. 
 
Yazı yazmaya beni  kimse  teşvik  etmedi   Kütüphane için hazırladığım  kitap beni  yazmaya teşvik etti. Yazılarım mahalli basında yayımlandı. Yazılarımdan dolayı bir ödül almadım; fakat kitapları ve bu dergi benim için en büyük ödüldür. 
 
Yayımlanmış çalışmalarım : 
 
" Alfabetik Onlu Tasnif Fihristi (Dewey) Haziran 1991 ", 
"Çorum 97 1997"
"Çorum'da Yatan Meşhur Yatırlar Haziran 1997- 2. basım 1998",
" Çorumlu 2000 Aylık Kültür Sanat Tarih Ve Edebiyat Dergisi Temmuz 1998,
" Sarı Çiğdem Şiir Defteri  Mart 2002" ,  
“Çorum 2002” adlı basılmış çalışmalarım bulunmaktadır. 
"Menakıb-ı Koyun Baba 2004"
"Çorum Yemekleri 2004 Eşimin Çalışması"
"Hacım Ağustos 2007"
"Çorumlular ve Çorum'a Hizmet Edenler Temmuz 2008"
 
Bakanlığa sunulmuş;"Alfabetik Türk ve Yabancı Yazarlar Fihristi" ve "Ne Nerede Başlıklı Arama Fihristi" basım için  hazır  beklemektedir.  Yazılarım  daha çok araştırma dalı ile makale türüdür. Tiyatro çalışmalarım, şiir ve  hikaye denemelerim bulunmaktadır.   Şu  anda  dergimde yazılarım çıkıyor. Benim okuyucularıma  diyeceklerim  şudur ki. Doğru bildiğiniz konuları savunun. Bu  savunmanız  size belki tepkiler getirecektir. Bu  tepkileri inceleyerek doğru olup olmadığını araştırın. 
 
Saygılarımla. 

BU ÇALIŞMA TELİF ESERİDİR İZİN ALMADAN  KULLANMAYINIZ  corumlu2000@gmail.com

Önceki Sayfaya gitmek için tıklayınız

Bir sonraki sayfaya gitmek için tıklayınız

 

 

 

 

https://gurselyayin.com

 

 

 

 

 

 03KİTAP BAŞINA DÖNMEK İÇİN TIKLAYINIZ

Önceki Sayfaya gitmek için tıklayınız

Bir sonraki sayfaya gitmek için tıklayınız

 
EL MAHKUM
İşte bir yılı daha arkamızda bırakarak yeni bir yıla,yeni beyaz sayfalara geçiyoruz. 25. sayıda 2001 Nisanında  %50 lik bir fiyat artımı yapmıştım. 2002’de de inat ederek fiyat artırımına girmedim. 21 sayılık fiyat artırımı ekonomik krizi kendimiz karşılamaya çalıştık. Fakat; ticaretin ne olduğunu bilemediğimizin, öğrenemediğimizin göstergesini zaman gösterdi. Ne oldu: Pek çoğunuzun bildiği gibi iş yerini kapatmak mecburiyetinde kaldım.
Bu yeni yılda 1.500.000 lira olan fiyatımızı 2.000.000 liraya çıkartmaya mecbur kaldım. Bu fiyat düzenlemesi ile de ne kadar idare edebilirsek devam etmeye çalışacağım.
Dergimiz öğünmek gibi olmasın epeyce yol aldı. 1998 tarihinde dört renkli 32 sayfalık bir dergi olarak siz Çorumluların görüşüne sunmuştum. Çorum'da Dergimiz üçüncü cildini 36. sayıda bitirmiş; bu elinizdeki 46.sayısından birkaç sayı sonra da yayınlanacak olan 48. sayı ile dördüncü cildini tamamlamış olacak.
Bir çok hemşerimiz dergimizi sırtında taşımaya çalıştı. Bir çok Çorumlu da yazılarıyla dergimize katkılarda bulundu. Ben sözümde durdum. Onlarında bazıları sözlerinde durdular. Bazıları da olumsuz baskılardan yada tepkilerden ayrıldılar. Onlar bizim için halen Çorumlu 2000’li olup,dergimizin web sitesinde hayat hikayeleri bulunmaktadır.
Çorumlu Dergisi sahibi olarak ve Çorum adına hepinize teşekkür ederim.
Dergimiz; mahalli bir dergi vasfında 21. sayıya kadar varlığını sürdürdü. 24. sayıdan itibaren ise; MAHALLİ DERGİLİKTEN, BÖLGESEL-ULUSAL bölümlerini de atlayarak EVRENSEL bir dergi statüsüne geçti. Bu başarımızı basın tarihi içerisinde hiçbir periyodik yayında görülmeyecek atlama ve atılım olarak görmemiz hiç de abartılı değildir. Çorum’da yayınlanan hangi yayınımızın sitesi aylık olarak değiştiriliyor?  Çorumlu 2000 dergimizin bütün yazıları https://gurselyayin.com adresinden piyasaya çıktığı gün yazılarının tamamı (yazı olarak) yayınlanmakta. Sarı Çiğdem dergimiz de aynı şekilde aşnı sitede yayınlanmakta.
Biz Çorumluyuz. Bizim yaptığımızı her babayiğit başaramaz dersek abartmış olmayız.
Sizlerde biraz daha katkılarınızla dergilerimizi desteklerseniz; ben de elimden geleni bu güne kadar yaptığım gibi Rabb’imiz sağlık ve afiyet verirse devam ettiririz.
YENİ YILDA YAPMAYA ÇALIŞACAKLARIMIZ:
Gelelim yeni yıl neler yapmayı düşündüğümüze:
Bildiğiniz gibi “SARI ÇİĞDEM ŞİİR DEFTERİ” gelecek sayı ile 12. sayısını tamamlamış oluyor. Bu sayfadan Şiir Defterine reklam ve şiir vererek katkıda bulunanlara da teşekkür ederim. Bu ay 11. sayı yayınlanmış oldu. Şiir dergisinden 10 sayı olarak üzerinde bulunan 500.000 lira olarak 25 adet kadar dergi ücreti aldım. Maalesef aldığım reklam parası ile kaldık. Şiire meraklı hemşerilerimiz katkıda bulunurlarsa yayınlamaya devam ederiz. Katkıları kalkarsa Çorumlu 2000 Dergimizde iki sayfalık şiir bölümünü arttırır, şiir severleri ve şair arkadaşlarımızı kırmamaya çalışırız inşallah. (1)
Yeni yılda başka bir projem de; Çorumlu 2000’de yayınlanan hikayeleri antoloji olarak yayınlanma tarihleri ile kitap haline getirmeye çalışacağız. Ayrıca 80-100 sayfalık yazıları bulunan yazarlarımıza bir jest olarak “ÇORUMLU 2000 DE “ başlığı altında yazar ve çizer arkadaşların yazılarını kitaplaştırmayı düşünmekteyim. (2) Dergimizi yaşadığı sürede sayfalarını dolduramayan arkadaşlarımız da gayret ederek önümüzdeki yıl içerisinde sayfa sayılarını artırırlar, Çorumlu 2000 den  serisine kendi yazıları ile de katılımları olur.
Geçen yıl hazırladığımız 1-12. sayılar CD si maalesef katkı reklamı bulamadığım için” bir hemşehrimiz hariç” kaldı. Bazı meraklı hemşehrilerimizin özel istekleri karşılığında onlara CD kopyalanarak verilmektedir. Merak ederek soranlara da bu sayfadan toptan cevap vermiş oluyoruz.
Ben ve yazar arkadaşlarımız sıhhatli, neşeli, ekonomik krizlerden uzak, aile problemleri olmayan bir yeni yıl dileriz. Her iş Rabb’imizin dediği gibi olur. Bizler sadece temennilerde bulunuruz, gerisi O’na kalmış işlemden ibarettir. O ol der olur, öl der ölürüz. O ne derse o olur,geresi boş söz vesselam.
SEN NEYMİŞSİN BE ABİ!
Biz, elimize kalem alınca kendimizi, en dindar, en üstün, en yüce, en bilgili, en Rabb’ine yakın, en, en, en zannediyoruz. Bu enlerle neyiz mi diyoruz,yoksa nefsimizin bizi herkesten yüce gösteren bir BÜYÜKLENME, kendini BEĞENME, kendini YÜCELTME hastası mıyız?
Her halde bizler böyleyiz. Bizden dindar kimse yok. Bizden iyi ibadet eden yok. Bizden iyi bilen yok. Fakat işin aslı öyle değil. Elimize geçen fırsatları en iyi değerlendiren biziz. Elimize verilen imkanları kendi çıkarlarımıza kullanan biziz. İktidar olur olmaz, hemen bizden, bizden değil, bize yarar, bize yaramaz diye hemen kolları sıvarı, o ilin en gözde kimse hemen o ilin biliri kesilir, o bilgisi ile de vurduğu vurduk, kırdığı kırdık, yazdığı, doğru, ettiği tamam gözükür.
Acaba o kişi nedir, nasıldır? Nasıl bir grubun temsilcisidir? Taraflı mıdır, tarafsız mıdır? Hak, hukuk bilir mi? Tevazuu gösterirken acaba büyüklük taslayıp taslamadı denenmiş mi? Acaba doğru karar verecek bir seviyede midir? Yoksa kendi bildiği doğru, kendi yazdığı tam, yeni ve düzgündür. Hatta o kadar ileriye gidebilir ki; bırak şahısları ülkeleri bile kendisine göre yorumlar. Müslüman ülkeleri ne kadar Müslüman? Falanca kişi şöyle davranıyor, anlında yazıyor MÜŞRİK, davranışı böyle KARFİR, Falan ülkeli ya, muhakkak TOTEME tapar, Müslüman bir ülkede yaşar ama MÜSLÜMAN değil?
Be kardeşim sen bu adamların kalplerini yarıp da içlerine bakabilecek bir kabiliyete mi sahipsin? Yoksa seninde bazı bilmediğimiz gizli güçlerin mi var? 
Çorumlu 2000 Aylık Kültür Sanat Tarih Ve Edebiyat Dergisi Sayı: 46    25 Ocak 2003

BU ÇALIŞMA TELİF ESERİDİR İZİN ALMADAN  KULLANMAYINIZ  corumlu2000@gmail.com

Önceki Sayfaya gitmek için tıklayınız

Bir sonraki sayfaya gitmek için tıklayınız

 

 

 

 

https://gurselyayin.com

 

 

 

 

 

 04KİTAP BAŞINA DÖNMEK İÇİN TIKLAYINIZ

Önceki Sayfaya gitmek için tıklayınız

Bir sonraki sayfaya gitmek için tıklayınız

 
OKUYUNUZ!
Oku diyerek ilk emrini veren Rabb’imiz; kulu Peygamberine OKUMA dememiştir.
Bizler her olumlu emri MA-ME eklerini olumsuz hale getirebilmekteyiz. Bu ekle; Oku emrini olumsuz yapmak için “OkuMA”; yaz emrin olumsuz yapmak için “YazMA”; tut olumsuz yapmak için ”TutMA” bu örnekleri çoğaltmamız mümkün.
Bizim zamanımızın ilkokul birinci sınıflarında bizlere OKUMA kitabı ile okumayı  öğretirlerdi. O zamanki; Türkiye düşmanlarının bizlerin ilgisizliği ile  okuyun kitabı olumsuz olarak okuma kitabı olarak lanse etmeleri yüzünden bizlerin okumalarını da böylece önlemişlerdir. Şuur altımıza okumamamızı işlemişlerdir.
Bu günlerde bir “kitap okuma”  kampanyası ile de kitap okutmama imajını bilmeyerek devam ettiriyoruz.
Gürsel Yayınevi bu kampanyanın yanlış olduğunu bilinci ile KİTAP OKUYUNUZ başlığı altında yeni bir kampanya açmış bulunmaktadır.  Dergimizin abonelerin de katılabileceği; 12 sayı abone ücretlerini peşin ödeyen abonelerimize yayınevimizin ikinci baskısını yaptığı Kaynak Eserler Dizisi 3: “Çorum’da Yatan Meşhur Yatırlar (Tezkire-i Makamat Ali İzzet) ” Efendinin kitabını ücretsiz HEMEN verilecektir. Bu kampanyamız Şubat, Mart; Nisan, Mayıs ve Haziran ayına kadar devam edecektir. Ayrıca dergimizin yazarları ile de konuşularak diğer aylarda onların kitaplarını da sizlere promosyon olarak vermeyi düşünmekteyim.
Bu ay ile dergimiz 2002 yılını sizlerin sayesinde eksiksiz aya ay olarak yani; on iki sayı olarak tamamlamış ve sizlerin görüşüne sunmuştur. Yayınevimizin bürosunu ekonomik sıkıntı yüzünden kapatmış bulunmaktayız. Benimle konuşmak ve işleri için bilgi almak isteyenler telefonla e-maille bana uğraşmaktadırlar. Sizlerinde bilgi ve yazılarınızı veyahut isteklerinizi bu iletişim vasıtaları ile  tarafıma bilgi verirseniz, görüşür ve buluşuruz.
Bildiğiniz gibi; dergimize yazı veren arkadaşlarımız sadece Çorumlu olmamakla beraber kendilerini Çorumlu sayan arkadaşlarımızdır. Fransa, Almanya gibi yurt dışı yazarlarımız ve İstanbul, Ankara, İzmir, Antalya ve başka illerden de yazarlarımız yazılarını peyder pey göndermektedirler. Ben de onlara; yazılarının yayınlandığı sayıları posta kanalı ile yollamaktayım.
Yayınevimizin ikinci dergisi olan “Sarı Çiğdem” de bu ay bir yılını doldurmuş bulunmaktadır. Bu dergide bulunan ön sözümü buradan da siz Çorumlu okurlarımıza taktim ediyorum:
Sarı çiğdem’in BİRİNCİ YILINI BİTİRDİK! Reklam verenler; şiir verenler ve Gürsel Yayınevi. Ömür bir su sel gibi aktığını işte bu günde gözüktü. Bir yıl önce onlarca hemşehrimizi reklam verin diye rahatsız ettiğim güne dönersek, önceleri bu savımın tutulmayacağını düşünmüştüm. Savım üç bölümdü. Birinci bölümü %50 olabilirliliği olan “Reklam” bulabilip almamı kapsıyordu. Bu bölümde analizini yaptığım gibi %50 ile sınırlı kaldı. Bu benim beklediğim bir sonuçtu. Savımın ikinci bölümü için tereddüt etmeme gereği olmayan “Şiir” bulma imkanı idi ki,bu imkan yüzünden “Sarı Çiğdem”i düşünmüştüm. 12. sayıya kadar şiir sıkıntısı çekmedik. Mahalli Aşıklara bu yıl girmek istemedim ve girmedim. Bunu bir eksiklik olarak içimde halen saklamaktayım. Savımın üçüncü bölümü ile bu günlere geldim. Bu tezimiz ise maalesef benim %30’luk tahminimi bulması olmayan maddi dönüş %1’lerde kaldı.
Şiir veren arkadaşların bazılarına şiirlerinizi yayınlarım. Siz de tanıtımını yapın dedik, sponsor bulun dedim, bir arkadaştan başkası ilgilenmedi. Daha doğrusu kendi şiirlerinin yayınlandığı dergiyi bile tanıtmaktan çekindiler ya da istemediler.
Yeni sayımız belki biraz gecikir, belki de  yayın hayatımız sona ererse, bana darılmayınız. Birazda bu eksiklikler için  siz çabalayınız. Mahmut her işin peşinden koşması ile tanınır demeyiniz.
Çorumlu 2000 Aylık Kültür Sanat Tarih Ve Edebiyat Dergisi Sayı: 47    25 Şubat 2003

BU ÇALIŞMA TELİF ESERİDİR İZİN ALMADAN  KULLANMAYINIZ  corumlu2000@gmail.com

Önceki Sayfaya gitmek için tıklayınız

Bir sonraki sayfaya gitmek için tıklayınız

 

 

 

 

https://gurselyayin.com

 

 

 

 

 

 05KİTAP BAŞINA DÖNMEK İÇİN TIKLAYINIZ

Önceki Sayfaya gitmek için tıklayınız

Bir sonraki sayfaya gitmek için tıklayınız

 
KIBRIS VE TÜRKİYE
KKT Cumhuriyeti'nin ilanının 18. yılını bitirdi 19'uncu yılına   15 Kasım 2002  tarihinde coşkuyla kutlandı.  Tabii bu kutlamanın Türkiye ve Kıbrıs açısından alışagelmişlikle ve her zamanki devlet törenleri ile geçiştirildi.
Bizce bu törenlerin alışa gelmişlikten daha ötesinde kutlamalarla dünyaya gösterilmesi gereklidir biz Türklerin en kötü irsi özelliğimizden birisi de bize yapılan kötülükleri çabuk af etmemiz ve yapılanları da çabuk unutmamız olarak Kıbrıs için 1974 tarihinde Barış Harekatının yapılma gereği ve Türkiye'ye getirdiği sıkıntılar unutuldu. Kıbrıs'ta ve Kıbrıs dışında yaşayan Kıbrıs Türkleri aradan geçen bunca zaman aşımı neticesinde yok edilme tehlikesi altında yaşadıkları günleri; bazı Kıbrıslılar çabuk unuttular. Unutmalarının sebebi ise zaman aşımı ile, yeni yetişen gençlerin geçmişteki sıkıntıların içinde bulunmamalarından dolayı; büyüklerinin anlattığı korkulu günleri bir masal olarak dinlemeleri neticesinden olsa gerek dersek yanılmış olmayız.
Türkiye'de yaşayan  halkımızın da bazıları; aynen Kıbrıs'ta yaşayanların anlayış bakımında yeni düşüncelerle “Ver de Kurtul” düşünce tarzı içinde olmalarını irdelersek; onlarında o sıkıntılı ve üzüntülü günleri unuttuklarını, Milli heyecanlarını yitirmeleri neticesini gösterirsek onları da  analiz etmiş sayılabiliriz.
Kıbrıs probleminin baş gösterdiği yıllarda Türkiye'nin hemen hemen her vilayetinde Kıbrıs için yapılan “Ya Ölüm; ya Taksim!” gösterileri tarihin tozlu sayfalarında yok olmuş görünmektedir. Bu gösterileri bilmeyenler, ya da bilmek istemeyenler tarafından benimsenmektedir diye düşünülmesi gerektir.
1974 harekatının getirdiği öldürülmeden kurtulma ile beraber Türk Ordusunun getirdiği özgürlük ve bağımsızlık Sonunda Kıbrıs Türk'ünü ve Anavatan Türk'ünü idare edenlerin Avrupa ve ABD ye Kıbrıs'ı tam manası ile tanıtamaması, hatta ve hatta belli zamanlarda Türkiye'yi tamamen karşısına alan Arap kökenli eski tebaalarımız bile Kıbrıs'ı tanımak istemediler. İslâm Birliğini sağlamakla görevli olan bir etkinlik olan İslam Konferanslarına bile Kıbrıs Hükümetleri bir gözlemci sıfatı ile davet edilmeleri ile de İslâm ülkelerince de Kıbrıs'ın tanınmadığının göstergesi olduğu bir gerçektir.
Türkiye ve Kıbrıs'ın tanınmamasına karşın; Kıbrıs Rum kesimi ile de uzun süren, çıkmazlarda ve belirsizliklerde ilerletilen görüşmelerin devam ettiği günlerde yapılan bazı blöflerin gerçekleştirilmemesi de bizlerin zaafı olarak düşünülmesi gerekli olan etkenlerdir. Yapılan bir blöfte Ana Vatana bağlanmaları için bir karar alınması ve bağlanması bu işi kökünden halleden bir bağlanması bu işi kökünden halleden bir hareket olacakken, elde olan bu kozun kullanılmaması da düşündürücüdür. Ayrıca Avrupa  Birliğinin Kıbrıs Rum kesimini kendi bünyesine alma çalışmaları içerisinde de bu konuyu halletmeleri basit bir kararla olacakken Birleşmiş Milletler  Genel Sekreteri Kofi Annan'ın Kıbrıs planı meydana çıkartılmıştır. Bu plan ve diğer girişimleri bir çırpıda halledecek basit uygulamaları görmemezlikden gelen  Avrupa Birliği de bu planla uzun bir süre içerisinde Kıbrıs Türk tarafını asimize edecek olan birleştirmekten çok parçalamak ve yok etmek görüşünü dayatması da göz önünde bulunmaktadır.
Birleşmiş Milletler  Genel Sekreteri Kofi Annan'ın Kıbrıs planı bir çözümsüzlük ve iki kesiminde katılmayacağı bulunan maddeleri propaganda ile gençleri kışkırtıcı, ayartıcı sanki bu plan kabul olur olmaz hemen Avrupa'da işleri, aşları, maaşları hazırmış gibi davranmaya itmesi, onları bu plan ile kandırılması da düşündürücüdür.
Bu düşünceleri empoze edenlerin kimler olduğunu da bilmememiz, araştırmamamız çok düşündürücüdür.
Birleşmiş Milletler  Genel Sekreteri Kofi Annan'ın Kıbrıs planının bizlere adeta zorlanarak kabul ettirilmeye çalışılmasının sebeplerini düşünüyor muyuz? Zannetmiyorum. Düsünenlerimiz ise kendilerini pek yormuyor. Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri Kofi Annan'ın Kıbrıs planının kabulünü isteyenler ise çok ileride bir tanıtım, çok ucuz bilgilerle çalışamayan kesimi etkisi altına alıyor. Bu etkinin karşısında bulunanlarla, etkide kalanlar birbirlerini hıyanetle suçluyorlar. Bu iki grupta kendi açılarından haklı olduklarını düşünmelerine karşın eski tecrübeleri ile Rum kesiminin eski durumunu bilenlerin haklı olduklarını düşünmemiz gerekmektedir ki; bu kesim: Türk kısmına yerleştirilecek Rumların ilerideki eşitliği bozması, Türk bölümünün elinde bulunan mümbit yerlerin çoğunluğu Rum kesimine bırakılmakta, Kıbrıs Türklerine mukayyet olan Türk Ordusunun Kıbrıs Adasından azaltılarak geri çekilmesi, Türk Gençlerinin Avrupa içinde eritilmesi ve başka Kıbrıs Türk kesimi enayi yerine konmuyor mu ? Şartları kısaca incelersek:
-Kıbrıs'ta 82 yerleşim merkezinin boşaltılması,
-70-80 bin Türk'ün göçmen durumuna düşmesi,
-%36 dolayında olan toprak miktarının %26lara indirilmesinin istendiği anlaşılmaktadır.
-Türk Bölümüne bırakılan %26 oranındaki topraklara, tüm Rum göçmenlerin de geri dönme hakkı tanınmaktadır.
-80 bin civarındaki Rum'un bizden alacakları topraklara yerleşmesi ,      
- Türk tarafından alınan topraklarda şu anda oturan Türklerin bu toprakları terk etmeleri ile muhacir durumuna düşecekleri,
-70 bin Rum nüfusun da Kıbrıs adabında serbest dolaşım ve yerleşim hakkından istifade ile içimize dönmesi halinde Kıbrıs Türk'ünün toprak oranı %20 hatta %18'e düşecektir.
-Rum tarafına bırakılacak olan yerlerin içinde kalan havaalanını da kapsadığı görülmektedir.
-Kıbrıs'ta nüfus dengesi Türk'ünün aleyhine 7'ye 2 görünmektedir. Toprak tavizi ve zorunlu göç sorunu bu oran Kıbrıs Türk'ünün aleyhine değişecektir.
-Kıbrıs Türk'ünün yaşam garantisi olan Türk Silahlı Kuvvetleri'nin sayısının azaltılıp, mevcudiyetinde bulunan ağır silahlardan arındırılıp bir polis gücüne dönüştürülmesi.
-Kıbrıs Türk'ün korumakla mükellef bulunan Türk Birliği adayı terk etmesi durumunda Kıbrıs Türk'ünün can güvenliği çok uluslu gücün insafına terk edilecektir.
Bu maddelerin tümünü, hatta bizim gözümüzden kaçan bölümlerinde bulunduğunu da göz önüne alarak; KIBRIS ÜZERİNDE OYNANA OYUN” yeni değildir. Bu oyunların en yeni bilgisi ise 28 Ocak 2003 tarihinde televizyonlarda Kıbrıs Rum kesiminin başında bulunan idarecinin verdiği cevapları dikkatli dinlemeli ve iyice irdelemeliyiz.
Dikkat edelim. Bu bize sunulan “Birleşmiş Milletler  Genel Sekreteri Kofi Annan'ın Kıbrıs plan” aynen kabul edilmesi durumunda başımıza nelerin geleceğini, Kıbrıs Türk kesiminin Avrupa Birliğine katılacağı umutlarına karşın, temelli Milliyetlerinin yok olacağını düşünmeleri gerekmektedir. Bizce aç olarak hür yaşamak; Tok olarak tasma altında bulunan “Kurt ile köpek” hikayesini burada tekrar anlatmana gerek görmüyorum.
Eğer AVRUPA isteseydi,birliğin sınır probleminin kalmamasından dolayı Kıbrıs ile birlikte Türkiye'yi de üye yapar, hiçbir problem olmadan, Rum tarafı Türk tarafına, rahatlıkla AT üyesi olarak geçer, Türkler de Avrupa'ya rahatça girer çıkar ve hatta Rum kesimini de bile yatırımlar yaparak bizi de kendi içlerinde asimize ederlerde. Avrupa aptallığına yansın.
Saygılarımla
Çorumlu 2000 Aylık Kültür Sanat Tarih Ve Edebiyat Dergisi Sayı: 47   25 Şubat  2003

BU ÇALIŞMA TELİF ESERİDİR İZİN ALMADAN  KULLANMAYINIZ  corumlu2000@gmail.com

Önceki Sayfaya gitmek için tıklayınız

Bir sonraki sayfaya gitmek için tıklayınız

 

 

 

 

https://gurselyayin.com

 

 

 

 

 

 06KİTAP BAŞINA DÖNMEK İÇİN TIKLAYINIZ

Önceki Sayfaya gitmek için tıklayınız

Bir sonraki sayfaya gitmek için tıklayınız

AVRUPA BİZİ NEDEN ALMAK İSTEMİYOR ?
Avrupa; eski Avrupa ve yeni Avrupa diye ayrılacağını düşünmememiz gereklidir. Bu düşünce ile hareket edenler; tespitlerini maalesef düzgün yapmış sayılamazlar. Gerekçelerini şöyle sıralamamız yanlış olmaz diye düşünüyorum:
Türk’ün Müslüman olduğu için kendi içine almaktan korkmaktadır. Neden korkmasın ki; Almanya bizi ülkesinde çalıştırmak için götürdüğünde bu günlere geleceğini her ne hikmetse düşünemedi. Onun amacı; ücretli köle olarak götürdüklerini çalıştırdı, çalıştırdığı bu Türk ailelerinin çocuklarını okuttu, kendi ülkesinin vatandaşları olarak yetiştirmek istedi. Bu yanılgısının en büyük payını; kendi gelenekleri ile örtüşmediğini akıl edememesinden oldu.
O kendi gelenekleri ve yetişme tarzında 18 yaşını tamamlayan bir çocuk ailesinden kopar. Kendi ayakları üzerinde dururlar, pişerler ve katı tutum karşısında katı tutumlarını olduğu zaman de da kendi çocuklarına uygularlar. Türk aile yapısı; evlatlarının 60 yaşına da gelse halen çocukları olduğunu, bu çocuklarına halen anne ve baba hakkı olarak çocuklarını korumaları, çocuklarının ise anne ve babalarını 70 yaşına da gelse sayıp, onların önüne geçemeyeceklerini düşünememelerinden yanıldılar. Bazı istisnalar bu tezimin dışında kalabilirlerse de onlarında ailelerinin temelinde veya kuruluşunda bazı sakınca ve terslikler bulunabilir. Bunlar; ya aile uyuşmazlığı, ya kültür farklılığı, ya ekonomik gerekler veyahut diğer psikolojik etkenler kapsar.
Avrupa Türk’ü kendi mayası ile mayalamaya çalışsa da  bu mayayı tutturamamıştır. Yeni bir insan türü geliştirmiş ve bu geliştirdiği tür ile başı çeşitli şekillerde belaya girmiştir. Bu yeni nesil ya tamamen onların 20 yıl önceki genç kuşağının yaşadığı “Hipi” görüşü ile eş bir görüşü benimseyenler olmuştur  ki bunlar yukarıda istisnalar olarak gösterilen tür için gösterebiliriz. Diğer grup ise hem İslâm; hem Müslüman yaşayışa uygun, hem de Almanya’nın politikasını bilen, akıllı ve teknik kadroları yavaş yavaş ele geçiren bir kuşak olarak gördüler. Ellerinden bazı önemli mevkilerin bu kuşağa geçtiğini görünce korktular ve tarihlerinde bilinen Türk akıncılarının 400 yıllık egemenliklerinde gösterdikleri adalet, birlik, beraberlik ve vatan hasreti ile çalışan kişileri görünce çok korktular, bu korkuları ile yaşamaya alışamadılar ve  korkuları büyüdü. Korkularının gerekçesi gayet basitti. Düşünün; Almanya’ya getirilen Türk aileleri bunları yaparsa; serbest dolaşıma kavuşacak bir Türk kitlesinin on veya on beş yıl sonra Almanya’yı bırakın Avrupa’yı nasıl ele geçireceklerini uzakta da olsa gördüler.
Peki bizlerin bu uyumumuz ile Avrupa uyum gösteremeyecek miydi diye soracak olursan; o zaman Türk’ü yok etme planlarının ters tepki ile Avrupa ülkelerini yok edeceğini gördüler. Peki bu korkuları ile Türk’ü ortadan tamamen kaldırmayı akıl etmediler mi diye sorarsanız ki tabii ki bunu da  pek çok zamanlar düşündüler, tarihin pek çok zamanlarında uygulamaya çalıştılar. Fakat bu çalışmalarından sonra gördüler ki, tarihte Türk’ü yok edersek ortada tarih diye bir bilim kalmayacak, bu bilimin köküne kendi elleri ile kibrit suyu döktüklerinin farkına vardılar.
Türk’ü yok etmediler, yok etmek de istemediler. Kendi gerekçeleri her zaman bir başka modelle karşılarına çıktı; bazen savaş ile onun işgalinde iyilikleri öğrendiler, adaleti buldular, temizlik nedir gördüler, tababeti öğrendiler, astronomiyi buldular, matbaayı gördüler, inanın Avrupa uygarlığı her şeyi Türk’lerden öğrendiler kendileri bulmuş, kendileri icat etmiş havalarına girdiler.
Bu buluş ve icatların belli bir zamanla bütünleştiren tarihçiler kendilerine göre tarihleri tahrif ettiler. 1453 yılı Avrupa için büyük bir yenilgi gibi gözükse de bu yenilginin arkasından gelen keşifler ve sanatın oluşumu için gemiler dolusu kitapların Vatikan’a Fatih Sultan Mehmet  tarafından verilen müsaade ile götürüldüğü bilinen bir gerçektir. Ayrıca şunu da iddia edebilirim ki; Osmanlı Arşivleri gerçek şekilde tasnif edilip, gerçek şekilde yayınlanabilse bildiğimiz “Dünya Tarihi”ni sil baştan yeniden yazmamız gerekir.
Şimdi tarihi gerçeklerin dışında Avrupa bizi şu sebeplerden dolayı da almak istememektedir. Kilise idaresi kendi özerkliğini Türk topraklarında halen sürdürmektedir. Eğer Türkleri Avrupa Birliğine kabul ederlerse bu özerklikleri Türklerin girişimi ile yok olma sebebi görmektedirler. Bizim özümüzde olan, fakat bilerek veya bilmeyerek göremediğimiz bazı özelliklerimiz onlar için büyük  korku yaratmaktadır. Bu özelliğimiz artık ticareti öğrenmemiz ve bu yeni sistemi benimsememiz Avrupalıyı korkutmaktadır. Bundan otuz kırk sene önce Avrupa’nın pazarı bir nevi sömürgesi idik, bu gün ise Avrupa’yı Pazar yapma hareketi içinde görünmekteyiz. Birçok Türk firması ilk önce et, sonra ekmek, daha sonraları diğer gıdaları satarak Avrupa piyasasına el attılar, sonra konfeksiyon satışları başladı. Bu girişimlerin sonucu Türk ulaştırma şirketleri mantar gibi Avrupa’da bitti. Avrupa bütün bu ticaret ve ulaştırma şirketlerini kendi kanunlarını çiğneme bahasına da olsa engelledilerse de 16 Ocak günü televizyonlarından ulaştırma konusunda Avrupa’nın kendi en büyük mahkemesinde serbest dolaşımı söke söke aldılar. Diğer önlemler ile de laçkalaşmayan Avrupa mahkemelerinden çıkacağını ummaktayım.
Avrupa’nın elinde şimdi her zaman kullandığı tek bir silahı kalmış bulunmaktadır ki bu silahı televizyonlarda bu sıra sık olarak gördüğümüz bizi a, b, c, d gibi gruplara bölmesidir. Dinimizi bize öğrendiğimiz şekilde değil, yeni sistemlerle öğreten, sonra da politikaya geçen din adamları ile cıvıtmaktalar.
Tarihe dikkat edersek, bizi silahla yenemedikleri zamanlar bizi içimizden parçalamaya giriştiler. Bu girişimleri gerçekleşmeye çok elverişli olarak bizlerin de çanak tutmamız ve ufak çıkarlarımız karşısında göz yummamız, sesimizi çıkarmamamız onları güçlendirmiş, parçalana hareketleri halen devam etmeye, halen gündemde olmaya devam etmektedir.
En yakın örnek bu gün Kıbrıs planında görülmektedir. Avrupa ya hep ya hiç demiyor. Ya Kıbrıs’ta birleş ya da gireme demektedir. İşsiz birkaç genci iş bulamayacağı korkusu ile Kıbrıs Rum kesimi ile birleşmeleri için etkilemektedirler. Bu empozeden etkilenenleri kınamak istememekteyim. Onlar geleceklerini düşünen dünya vatandaşlarıdır.
Verenin de, alanın da Allah olduğunu akıl edemedikleri için, sanki Avrupa Topluluğuna girince hemen iş hazır, hemen işsizlik sigortası hazır gibi görmeleri, daha doğrusu öyle göstermeleri bu olayların olmasını sağlıyor. Bu gibi kışkırtmalara açık olmamız da bizim kabahatimiz.
Avrupalı Türk korkusu; onun gerçek benliğine kavuşması ile son bulacağını bilmekte. Onun; gerçek eğitimini alması, gerçek dinini bilmesini istememektedir. Ahlaki değerlerinin yok olmasını sağlamaya çalışmaktadır. Bu ahlaki çöküntü eğitimle birlikte çöktürülmeye, fazla işe yaramayan bilimlerle eğitim verilmesi, gelenek ve göreneklere sahip çıkılmaması gibi sebepleri halka benimsetmeye çalışılmaktadır.
Bizler gerçek hüviyetimize döndüğümüzde Avrupalının medeniyetinin yıkılacağını bizden iyi bilmektedir.
Yukarıdaki sebep ve ilişkileri bir çok konuda çoğaltmamız mümkündür. Dikkat edersek, bu tuzakları bir bir bertaraf ederiz.
Yeterki bizi parçalamaya çalışanların kimliklerini tespit ederek onları iyi tanımamaız bizim ve ülkemiz bakımından önemlidir. Bu önemi hiç bir zaman bir TÜRK olarak aklımızdan çıkartmamalıyız.
Yeni yetişen genç nesillere Türklüğün ne demek olduğunu, Milli değerlerimizin, Manevi değerlerimizin, gelenek ve örfümüzün neler olduğunu ilice öğretmeliyiz ki genç ve istikbalin Türk Vatandaşları Vatanının kıymetini bilsin!
Saygılarımla.
Çorumlu 2000 Aylık Kültür Sanat Tarih Ve Edebiyat Dergisi Sayı: 47   25 Şubat  2003

BU ÇALIŞMA TELİF ESERİDİR İZİN ALMADAN  KULLANMAYINIZ  corumlu2000@gmail.com

Önceki Sayfaya gitmek için tıklayınız

Bir sonraki sayfaya gitmek için tıklayınız

 

 

 

 

https://gurselyayin.com

 

 

 

 

 

 07 KİTAP BAŞINA DÖNMEK İÇİN TIKLAYINIZ

Önceki Sayfaya gitmek için tıklayınız

Bir sonraki sayfaya gitmek için tıklayınız

 
ÖZÜR VE İNAT
Bizler yaratılışımızdan bu güne birbirimizle iyi geçinmemizin yanı sıra,bazen de birbirlerimize ters düşebilmekteyiz. Bu ters düşmelerimizin birinci sebebi inatçılığımı, bizim doğruyu veya daha iyi bildiğimizi beyan etmemizden daha doğrusu inadımız yüzünden olduğunu gerçekçi bir düşünme ile olduğunu görebiliriz. Bu bizim doğrucu ve gerçekçi olduğumuzu göstermez. Biz kendimizi dikkatli öz eleştiri bombardımanına tutabilirsek ki; göreceğiz bazı konularda değil tamı ile bütün konuların pek çok yerinde haksız olduğumuzu göreceğiz.
Bu haksız olduğumuz durumlarda ise özür dileme ile kırdığımız yakınlarımıza barışma çabalarında ilk adımı atarak dünyada da Ahrette de kazançlı olabiliriz.Hz. Peygamber’in Müslümanlar arasındaki dargınlıkların giderilmesi bağlamındaki beyanlarından çıkartıyoruz bu değer yargısını. Bu ilk adımı atabilmek içinde insanın kendi şeytanı ile de büyük mücadele vermesi gerekmektedir. Bu mücadeleyi kazanabilenlere ne mutlu!
İlk önce en yakınımız olan eşimiz, evladımız, kardeşimiz, amcamız, halamız,dayımız gibi kan bağı olan akrabalarımızla bizim aramızda bulunabilecek sürtüşmeleri irdelememiz gerekmektedir. Eşimiz ile olar sürtüşmelerimizi incelememiz, onun pek çok konuda haklı olduğunu gösterebilir. Biz bu haksızlığa nefsimizin verdiği inat yüzünden yüz çevirerek kendimizin haklı olduğu kanaatine varır ve bu katı tutumumuzu devam ettirerek.eşimizi ve ailemizi kırabilecek seviyelere getirebiliriz. Hani bir ata sözümüz der ya” incir çekirdeğini bile doldurmaz” deyimi bu gibi sürtüşmelerin bir incir çekirdeğini bile doldurmayacak kadar küçük olduğunu görebiliriz.
Yakın akrabalarımızla olan en büyük sürtüşmemiz çoğunlukla miras hukukunun bizlere gerektiği gibi pay verilmemesini düşünmemizden ola gelir. Mal paylaşımı yapılmayan aileler bu sıkıntıyı pek çok yaşamaya mahkumdurlar. Mal paylaşımı önceleri ölünün arkasında saygı, aman benden çıkmasın gibi pek çok sebeplerden dolayı ertelenerek akrabalar arasında başlayan dedikodu seviyesine gelebilir. Bu akraba içi duruma dışarıdan bazı yakın arkadaş zannettiğimiz kesiminde karışması, akrabalar arasında kendi düşünce ve yorumları ile iki tarafında aklını çelen bilgiler aktarması akrabalar arasında küs,  kavga ve inatlaşma olarak karşımıza çıkması olağan gözükmektedir.
Yukarıdaki inat ve küsmek sebeplerinin kendimizi ne kadar yıprattığını acaba hiç düşündük mü? Hayır düşünmemekteyiz. Neden derseniz kin ve zıtlaşmak bize daha tatlı gözükerek aslında şeytana teslimiyetin bir başka adı olarak karşımıza çıkar. Şeytan bu kin ve küsü bizlere tatlı göstererek kinimizi ayakta tutar. Bu dünyamızı perişan ettiği gibi ahretimizi de perişan etmeye çalışır. Bu dünyada hiçbir alakası olmadığı zamanda, ibadet yaparken bu küskünlüğü akla getirir, ibadeti geçersiz kılacak bir zevk ile seni yönlendirir, nefsimize olan güvencimizin zayıflamasından dolayı da bu bu tatlı gözüken şeytanın oyunun kendimizi kaptırır, kaç rekat namaz kıldığımızı bile hatırlamadan selam verdiğimizi görürüz. Şeytanın bize yaptığı en baştan çıkartıcı hareket gel zaman, git zaman tat alınan bir boyuta erişir. Biz Rabb’imizin huzurunda olduğumuzu zannettiğimiz anlarda şeytanın vesvesesi ve kurduğu tuzak sayesinde, kinimizi, yapmak istediğimiz ağız dalaşlarını, neler söyleyeceklerimizi bir bir düşünerek ağzımızın ezbere okuduğu ayetleri bile hiçe sayarak ibadet yaptığımızı zan ederiz.
Bu pozisyona düşürüldüğümüzü bilmeyi dahi akıl edemeden kısacık ömrümüz gelir geçer. Birde görürüz ki; kabirdeyiz. Başımız salma tahtasına değer ama ne çare?
Biz Mümin olarak bu gibi kırgınlıklarımızı, inadımızı kullanarak sona erdirmeliyiz. Allah ve Rasulü’nün emir ve tercihleri karşısında nefsimize rağmen kırgınlıkları, dargınlıkları ve inadı bırakmamız, kendi açımızda daha iye ve güzel olur. Bu tercihi kullanabilenlere ne mutlu. Onları tercih ederlerken inatlarını Allah C.C. ve Yüce Elçisinin sözünü tutan,onların yapma dediklerini yerine getirebilenler olarak iki cihanda da mutlu olurlar.
Hepimiz bu safta olarak kendimizi iki cihanda da kurtaralım.
Çorumlu 2000 Aylık Kültür Sanat Tarih Ve Edebiyat Dergisi Sayı: 48    25 Mart 2003

BU ÇALIŞMA TELİF ESERİDİR İZİN ALMADAN  KULLANMAYINIZ  corumlu2000@gmail.com

Önceki Sayfaya gitmek için tıklayınız

Bir sonraki sayfaya gitmek için tıklayınız

 

 

 

 

https://gurselyayin.com

 

 

 

 

 

 08KİTAP BAŞINA DÖNMEK İÇİN TIKLAYINIZ

Önceki Sayfaya gitmek için tıklayınız

Bir sonraki sayfaya gitmek için tıklayınız

GÜLE GÜLE SAYIN ÜZELGÜN!
Bir gün gelir, bulunduğumuz makamı başkalarına terk eder gideriz. Bu Türkiye için olağan bir işlem ve süreçtir. Sayın Valimiz Atıl ÜZELGÜN’DE Çorum’a geldi, çalıştı, çabaladı. Pek çok kişiyi memnun etti, pek çok kişiyi de memnun edemedi. Bu memnun etme ve edememe de doğal bir işlev olarak görmemiz gerektir. Herkesi memnun etmek, herkesin dediğini yapmak bir mucize olarak görmemiz yanlış olmaz.
Sayın ÜZELGÜN ile karşılıklı bir gün oturup sohbetimiz oldu. Bu konuşmamız ona da yetti, bize de yeterli oldu. O benim ne yapmak istediğimi anladı, ben de onu olur olmaz rahatsız etmedim. Toplantılar ve açılışlarda merhabalaştık, hal hatır sorduk.
Gürsel Yayınevi, Çorumlu 2000 Dergisi ve Sarı Çiğdem Şiir Dergisi olarak bize de dergimize Kaymakamlıkları abone ettirme ile katkıları oldu.
Sayın Valimize yeni görevinde başarılar dilerim.
Çorumlu 2000 Aylık Kültür Sanat Tarih Ve Edebiyat Dergisi Sayı: 48    25 Mart 2003

BU ÇALIŞMA TELİF ESERİDİR İZİN ALMADAN  KULLANMAYINIZ  corumlu2000@gmail.com

Önceki Sayfaya gitmek için tıklayınız

Bir sonraki sayfaya gitmek için tıklayınız

 

 

 

 

https://gurselyayin.com

 

 

 

 

 

 09KİTAP BAŞINA DÖNMEK İÇİN TIKLAYINIZ

Önceki Sayfaya gitmek için tıklayınız

Bir sonraki sayfaya gitmek için tıklayınız

 

BİR CİLT DAHA BİTERKEN

1998 tarihinde dergimiz yola çıkarken, bu günlere gelebileceğini ben de dahil pek çok kişi hayal bile edememişti. Bu hayal edilemeyen periyodik çıkış bu sayı ile 4. cilt de tamamlanmış oldu.

Arşivimizde tam takım olarak çok az biriktirmemden dolayı kıymeti de oldukça artmakta olup, 1.cilt için yaptığımız CD gibi diğer ciltler içinde CD yapmaya uğraşmaktayım.

48. sayı ile karşınızda bulunmaktayız.

Çorumlu 2000 Aylık Kültür Sanat Tarih Ve Edebiyat Dergisi Sayı: 48    25 Mart 2003

BU ÇALIŞMA TELİF ESERİDİR İZİN ALMADAN  KULLANMAYINIZ  corumlu2000@gmail.com

Önceki Sayfaya gitmek için tıklayınız

Bir sonraki sayfaya gitmek için tıklayınız

 

 

 

 

https://gurselyayin.com

 

 

 

 

 

 10KİTAP BAŞINA DÖNMEK İÇİN TIKLAYINIZ

Önceki Sayfaya gitmek için tıklayınız

Bir sonraki sayfaya gitmek için tıklayınız

SARI ÇİĞDEM ŞİİR DEFTERİMİZ BİR YAŞINA GİRDİ !

2002 yılında Gürsel Yayınevi olarak; yeni bir dergi yayınlamak mecburiyetinde kalmıştık. Bu dergimizin bir defter olarak isimlendirilmesinin sebebi sayfaların bazılarını hemşerilerimizin sponsor olarak katkıları idi.

Yayınevi olarak Internet’te de tamamını yayınladığımız “Sarı Çiğdem Şiir Defteri” bu ay 13. sayısının çalışmalarını yapmakta. Bu ekonomik krize karşı yinede bazı hemşerilerimizin katkılarını isteyeceğiz. Belki de mahalli Aşıklarımıza da ulaşacağız.

Bakalım Mevla'm neyler,neylerse güzel eyler. *

*Ne yazıkki derginin basımı 12. sayıda son verdim. Sanal olarak yayınlamaya devam ederek 200. sayıda yayına son verdim. Halen bütün sayılar arşivde bulunmaktadır. https://gurselyayin.com

Çorumlu 2000 Aylık Kültür Sanat Tarih Ve Edebiyat Dergisi Sayı: 48    25 Mart 2003

BU ÇALIŞMA TELİF ESERİDİR İZİN ALMADAN  KULLANMAYINIZ  corumlu2000@gmail.com

Önceki Sayfaya gitmek için tıklayınız

Bir sonraki sayfaya gitmek için tıklayınız

 

 

 

 

https://gurselyayin.com

 

 

 

 

 

11KİTAP BAŞINA DÖNMEK İÇİN TIKLAYINIZ

Önceki Sayfaya gitmek için tıklayınız

Bir sonraki sayfaya gitmek için tıklayınız

40 YILLIK SİRKE

Bir gün; Nasrettin Hoca’nın kapısı çalınmış. Hoca kapıyı açmış. Karşısında komşusunun küçük oğlu duruyor.

-  Hocam! Annem 40 yıllık sirkesi var mı diye sormamı istedi. Hoca:

- Tabi evladım var. Diyerek cevap verdi. Çocuk bir şey demeden dönüp gitti. Nasrettin Hoca’da eve girdi tam yerine otururken kapı tekrar çaldı. Kapıyı açtı, karşısında yine komşu çocuğu duruyordu. Bu sefer elinde 2 litrelik bir tas bulunmakta idi ve Hocaya uzatarak:

- Hocam! Annem bu tası dolduruversin diye yolladı. Dedi. Nasrettin Hoca’da:

- Yavrum her isteyene sirke verse idim bende 40 yıllık sirke ne gezerdi? Diyerek kapısını kapattı.

Nereden çıktı bu fıkra derseniz; bazı okuyucularımız arşivimizde bulunan tam takım dergilerimizden ücretsiz talep etmektedirler. Bizim sirke 40 yıllık olmadı fakat 6. yıla girmek üzere ve arşiv dergilerimizin adedi de bu sayı ile 48’e ulaşarak 4. cilt bitmiş oldu.

Talepte bulunanlara duyurulur. Yine hocamızın dediği gibi  “parayı veren düdüğü çalar” bizde beş yıldır arşivimizi sakladık. İhtiyacı olanlar için biriktirdik.

Çorumlu 2000 Aylık Kültür Sanat Tarih Ve Edebiyat Dergisi Sayı: 48    25 Mart 2003

BU ÇALIŞMA TELİF ESERİDİR İZİN ALMADAN  KULLANMAYINIZ  corumlu2000@gmail.com

Önceki Sayfaya gitmek için tıklayınız

Bir sonraki sayfaya gitmek için tıklayınız

 

 

 

 

https://gurselyayin.com

 

 

 

 

 

 12KİTAP BAŞINA DÖNMEK İÇİN TIKLAYINIZ

Önceki Sayfaya gitmek için tıklayınız

Bir sonraki sayfaya gitmek için tıklayınız

ADAM GİBİ ADAM!

Arife akşamı yani; 11 Şubat 2003 tarihinde bizim mahalli televizyonlarımızdan birini tesadüfen açtım. Bir konuşmacı bir topluluğa, birisini tanıtıyordu ve şöyle dedi “ İşte size adam gibi bir adam!” Ne demekti bu?

Kendisi de dahil olmak üzere, orada bulunanların tamamını, televizyondan dinleyenlerin hepsini adam yapmamıştı, farkında değildi. Acaba o kişi Çorum’a vekil olurken kendisini adam yerine koyanlara bir şeyler mi demek istiyordu?

Biz bu yaşa gelene kadar kimler adam gibi adam olarak  bize lanse edildi?

Bir çok kişiler geldi geçti. Fakat Çorum için pek çalışan adam birkaç taneden başka kimse gelmedi.

Çorumlu 2000 Aylık Kültür Sanat Tarih Ve Edebiyat Dergisi Sayı: 48    25 Mart 2003

BU ÇALIŞMA TELİF ESERİDİR İZİN ALMADAN  KULLANMAYINIZ  corumlu2000@gmail.com

Önceki Sayfaya gitmek için tıklayınız

Bir sonraki sayfaya gitmek için tıklayınız

 

 

 

 

https://gurselyayin.com

 

 

 

 

 

 

13KİTAP BAŞINA DÖNMEK İÇİN TIKLAYINIZ

Önceki Sayfaya gitmek için tıklayınız

Bir sonraki sayfaya gitmek için tıklayınız

NİHAYET FESTİVAL ALANININ TEMELİ ATILDI 2003
Nihayet beklenen an geldi, geldi de gelmesine biraz şişirtilmiş gibi bir izlenim bıraktı bendi. Neden derseniz, temel eski havuzun üzerine kondurulmuş. On santimlik bir düzlem üzerine büyük bir kütle binanın temelinin kondurulması acaba doğrumu?
Temel atılan bu alan ki; bizim çocukluğumuzda deprem risksi en çok olan bir alanda bulunması da cabası. Allah vermesin bir sarsıntıda kızak gibi bütünce bu bina kayabilme ihtimali yüksek gibi geldi.
Buradan; Belediye Fen Müdürlüğü, Bayındırlık Müdürlüğü, Çorum Mühendisler Odası, Zemin etüt gibi kuruluşlara sesleniyorum. Belki yanılıyorum. Fakat bence böyle bir temel çok sakıncalı.
Biliyorsunuz en son deprem yaşayan bir ilimizin deprem konutları ve resmi daireleri zarar gördü diyerek medya bas bas bağırdı, yayın yaptılar.
Telafisi zor olmadan,bina yükselmede bu inşaatın kontrolünü isterken verilecek raporun da dergimize belge olarak gönderilmesini rica ediyorum.
Bu aylık yaptığımız tek taraflı da olsa bilgilendirme size belki de yeterli olmuştur. Başınızı ağrıttığım için özür diler,hayırlı bir ilkbahar dilerim.
Saygılarımla.
Çorumlu 2000 Aylık Kültür Sanat Tarih Ve Edebiyat Dergisi Sayı: 48    25 Mart 2003
 

BU ÇALIŞMA TELİF ESERİDİR İZİN ALMADAN  KULLANMAYINIZ  corumlu2000@gmail.com

Önceki Sayfaya gitmek için tıklayınız

Bir sonraki sayfaya gitmek için tıklayınız

 

 

 

 

https://gurselyayin.com

 

 

 

 

 

 14KİTAP BAŞINA DÖNMEK İÇİN TIKLAYINIZ

Önceki Sayfaya gitmek için tıklayınız

Bir sonraki sayfaya gitmek için tıklayınız

 
ALLAH C.C. HAYIRLARA VESİLE ETSİN
Bu gün bu satırları yazarken Amerika Birleşmiş Milletleri kararını kaale almadan Irak'a ilk saldırısını yaptı. Şu anda 20 Mart 2003 saat 04,32 Bağdat'a füzeler gelmeye başladı. Allah oradaki din kardeşlerimize sabır ve metanet versin dileklerimden başka bir şey gelmiyor.
Atalarımız “gökten kırk yıl taş yağmışta, vadesi yeten ölmüş” demişlerdi. Bu satırları baskıya gireceğimiz saate kadar devam ettireceğim. Bu savaşı ne Bush ne de Saddam yaptırıyor. Allah C.C. böyle taktir etmiş.
20 Mart 2003 Saat 15.09 Büyük Millet Meclisi “Teskere” için toplandı ve teskere çıktı. 21 Mayıs 2003  en büyük hava saldırısı Bağdat'ı vurdu. 22 Mart 2002 Savaşın korkusunu ve stresini görmemek elde değil.
ABD ordusu 48 saatte aşacağı ve alacağı yerlere erişmesi şöyle dursun  yerinde saymaya devam ediyor. Yanlışlıklara düşen Koolisyon Birlikleri Irak Milliyetçiliği ve Din birliğini hesap edemedi.
23 Mayıs 2003 Çorum Belediye Encümeni seçimleri savaş yüzünden Ulusal medyada gerçek tanıtımını bulamadı. Bu seçimde iktidarın mensuplarının çoğunluğu ilimiz için bir ümit olmasını diliyorum. Savaş rutin hızı ile devam ediyor. Bütün şehirler bombalanıyor.
24 Mayıs 2003 Saldırı devam ediyor. Koalisyon Birlikleri ilerlemeye çalışıyorlar.
25Mayıs 2003 Birbirlerini eşit silahlarla öldürmüyorlar.
26 Mayıs 2003 Koalisyon Birlikleri Pazar yerini bombaladı.
27 Mayıs 2003 Koalisyon Birlikleri Dediklerini yapmakta gecikiyor. Kuzey cephesine  1000 ABD paraşüt birliği indirildi.
Şu anda 28 Mart 2003 saat 01,35 Kayıplar Irak 350 ölü çoğunluğu çoluk çocuk ve sivil olmak üzere 3600 ‘den fazla yaralı. ABD 22 ölü ve 24 yaralısı olduğunu söylüyor.
Saat 3,35. Şu an Bağdat en büyük bombardımana maruz kalıyor.
Çorumlu 2000 Aylık Kültür Sanat Tarih Ve Edebiyat Dergisi Sayı: 49    25 Nisan 2003

BU ÇALIŞMA TELİF ESERİDİR İZİN ALMADAN  KULLANMAYINIZ  corumlu2000@gmail.com

Önceki Sayfaya gitmek için tıklayınız

Bir sonraki sayfaya gitmek için tıklayınız

 

 

 

 

https://gurselyayin.com

 

 

 

 

 

15KİTAP BAŞINA DÖNMEK İÇİN TIKLAYINIZ

Önceki Sayfaya gitmek için tıklayınız

Bir sonraki sayfaya gitmek için tıklayınız

 
BEŞİNCİ CİLDE BAŞLARKEN
Hey gidi günler hey!
Neler neler yapmaya çalıştım. Neler yaptım.
Neler yaptım diyerek başlamak isterdim sözlerime de bu kelimelerle başlamayı da uygun göremedim doğrusu. Gerekçesi ise;”Doğrucu Davut” gibi olanları yazmam lazım. Böyle de yazmaya çalışmam mı beni etkiledi ne ? Olmayanları, olmuş gibi gösterilenleri, gösterilmeye çalışanları, kalleşleri, yalanları, dolanları, sözleri, duruşları, görüşleri vb. vb.
Bunları geçirdiğimiz altı yıl içerisinde sık sık devamlı okuyucularımıza bildirdik. Bildirdikte ne oldu bir kocaman hiç. Kendimi de eleştirdim Mahmut dert yanma diye;ne şiş yandı yakınmalarımdan,ne de kebap. Bizi anlayan sekiz elin parmaklarından birazcık eksik. Onlarda usanmazlarsa,onlarda sıkılmazlarsa dergiye devam. Devam etmem için ne gerekçe göstermeme gelince “Bilenler,bilmeyenlere söylesin” Derim.
Dergi olarak buluşmalarımız geçen yılın sıkıntılı geçmesine karşın birkaç günü geçmeyen periyodik zaman dilimi olarak devam etti. Bu yılda Rabb’im müsaade ederse aynı periyodik inatlaşmayı sürdürmeye devam etmeye çalışacağım.
Benim gibi ısrarcı; inat ile dergimize yazı yazar arkadaşlarıma da buradan tekrar teşekkür etmem ayıp kaçmasa gerek. Kendilerine çeşitli şekillerde ulaşıyorum, yazışıyoruz, telefonlaşıyoruz, e-mailleşiyoruz. Çorum’da olanlarla da her ay en azından bir kere görüşüyoruz. Tabii ki yazı verenlerle oluyor bu alış verişimiz. Düşünebiliyor musunuz 72 adet Çorumlu 2000 Dergisinin hayat hikayesi https://gurselyayin.com/corumlu2000/zzzyazar.htm adresinde yazarlar bölümünde bulabilirsiniz. Burada kendisini göremeyen yazar arkadaşlarımız da pek çok. Onların da bir sorusunu bu konu açılmışken cevaplıyı vereyim. Dergimize en az üç sayı yazı veren yazarlarımız burada bulunmaktadır.
Bu satırları yazdığım sıralarda televizyonda savaş tamtamları tam hızı ile çalıyor. Savaş tamtamlarımızın çalmamasını RET eden Vekillerimiz bakalım neler yapacaklar? Onların elinde de hiçbir şey yok “Bakalım Mevla’m Neyler, neylerse güzel eyler” demekten başka bir şey elimizden gelmiyor. Bir vekilimizin mahalli gazetede bu güne kadar savaşı önledik mealindeki demecini görünce ağladım. Artık TANRILIĞA da soyunmaya başladık. Bir vekilimizde bir fıkra ile “Çizmeden yukarıya çıkmayın” diye bir fıkra anlattı. Ne cevherler yaratmışsın ya Rabb’i. Bu hemşehrim bu gafları neden yapıyor? Merak etmiyor da değilim hani!..
Bahar geliyor demiştik geçen sayımızda. Nisan ayı Çorum için bilinmeyen hava olaylarının yaşandığı günler olarak büyüklerimiz bilirler. Erersek Çorum’un ilk baharının ne zaman başlayıp ne zaman biteceğini ancak ve ancak Hıdrellez yani 6 Mayıs’ta anlayabiliriz.
Tabi Mayıs ayının el verdiği bir müsaade ile.
Buradan bir habere de sevindiğimi belirtmek istemeden geçemeyeceğim. Gencecik, bekar ve Çorum’u tanımayan bir Kütüphaneci gelmişti Çorum’a Dursun ÖZTÜRK Beraber çalıştık. Görüşmemizde epey kopukluk oldu. Belki kabahat bizdeydi. Şimdi duydum ki; mesleğinin en yüksek makamına ulaşmış Kütüphaneler Genel Müdürü olmuş. Çalışmalarında başarılar dilerken yaptığı işlerin hayırlara vesile olmasını dilerim.
Çorumlu 2000 Aylık Kültür Sanat Tarih Ve Edebiyat Dergisi Sayı: 49    25 Nisan 2003

BU ÇALIŞMA TELİF ESERİDİR İZİN ALMADAN  KULLANMAYINIZ  corumlu2000@gmail.com

Önceki Sayfaya gitmek için tıklayınız

Bir sonraki sayfaya gitmek için tıklayınız

 

 

 

 

https://gurselyayin.com

 

 

 

 

 

 

16KİTAP BAŞINA DÖNMEK İÇİN TIKLAYINIZ

Önceki Sayfaya gitmek için tıklayınız

Bir sonraki sayfaya gitmek için tıklayınız

 
GERÇEK KEŞİF
Ülkemizde bazı yaşayan dehalarımızın bulunması bir gerçektir. Fakat bazı bağnaz kişilerin bu dehaların yaptıklarını hazmedemedikleri gibi, onların yaptıkları,buldukları yenilikleri kabullenmemektedir.
Aşağıda onlarca yeniliğin ve faydalı materyalin buluşunu yapan bir memleketi için çalışan kişiyi sizlere tanıtıyoruz.
Bu  kısa tanımlamadan sonra Sayın Prof. Dr. Abdullah ÇOBAN tarafından aşağıda belirtilen başlıca çalışmaları bulunmaktadır.
1.Kibritle tutuşan mangal kömürü: Üretilen kömür sağlığa zararlı hiçbir madde ihtiva etmemekte ve yanması esnasında zararlı madde yaymamaktadır. Üretimi için tabii kömürler ve çeşitli atıklar kullanıldığı için orman katliamını kısmen önlemektedir. Ayrıca çeşitli fabrikaların değerlendirilemeyen atıkları da bu şekilde hem değerlendirilmekte hem de çevre temizliği sağlanmaktadır. Bu kömürün sanayi çaplı üretimine başlanmıştır.
2. Kağıt fabrikaları atıklarından boya çözücüsü olarak kullanılan saf terebentin ve benzin üretimi: Kağıt fabrikalarında üretim esnasında zorunlu olarak açığa çıkan ve çok kötü kokulu merkaptanlar ihtiva eden sülfat terebentini geliştirmiş olduğumu metotlar ile ucuz ve ekonomik olarak saflaştırılabilmektedir. Ayrıca bu terebentinden %25 lere varan yakıt tasarrufu sağlayan benzine alternatif yakıt ve benzin, fuel oil katkı maddeleri üretimi gerçekleştirilmiştir.
3. Üre formaldehit ve saf melamin formaldehit kalitesinde melamin üre formaldehit kopolimerinin üretimi: Üre formaldehit reçinesi sunta ve kontrplak üretiminde yaygın olarak kullanılan bir reçinedir. Dünyada ve ülkemizde bu reçine uygun üre ve formaldehit karışımının 5 saat süre ile 115 °C de ısıtılması ile üretilmektedir. Bu üretim esnasında genellikle formaldehit emisyonu yüksek E3 kalite tutkal üretilmektedir. E1 ve E0 kalite tutkal üretimi ise kısa süren stoklama süresi ve farklı üretim prosesi nedeni ile genellikle üretilememektedir. Yapılan çalışmalarda E0 kalite tutkal üretimi gerçekleştirilmiştir. Ayrıca tamamen farklı üretim prosesi ile üretim süresi 1 saate düşürülmüş, üretim sıcaklığı ise 50-60 °C ye değiştirilmiştir.
Melamin formaldehit reçinesi laminasyon tutkalı olarak kullanılmakta olup ham maddesi olan melaminin pahalı olması nedeni ile üre formaldehite göre oldukça pahalı bir tutkaldır. Yüzde yüz melamin kullanmak yerine ekonomi sağlamak için belli yüzdelerde üre ortama ilave edilerek melamin üre formaldehit kopolimerleri üretilmiştir: Üretilen kopolimerlerin kaliteleri incelendiğinde saf melamin formaldehit ile aynı oldukları görülmüştür.
4. Bimisden ısı ve ses izolasyonu yüksek  inşaat tuğlası üretimi : Bimis, volkanik patlamalarda açığa çıkan silisyum dioksit esaslı kapalı gözenekli malzemelere denir. Sanayi de bimis, çimento ile karıştırılıp kalıplanarak inşaat tuğlaları üretilmektedir. Ancak bu şekilde bimise iletkenlik özelliği kazandırılmakta ve çimento nem ile sertleştiği ve nem çekici olduğu için üretilen bu briketlerden inşaa edilen binalar sürekli rutubetli olmaktadır. Bimisden farklı bağlayıcılar ile üretmiş olduğumuz briketler, çimento ile üretilen briketlerden yaklaşık on kat daha serttir. Isı ve ses izolasyonu daha iyidir. Bimisin yoğunluğu düşük olduğu için çimento ile yoğunluğu artırılmaktadır. Çalışmamızda kullanmış olduğumuz bağlayıcılar yoğunluğu değiştirmediği için daha hafif tuğlalar üretilmektedir. Bir deprem kuşağı olan ülkemizde ise hafif malzemelerin inşaatlarda kullanılması halinde muhtemel depremlerde can kaybının daha da azaltılabileceği düşünülmektedir. Ayrıca kullanılan bağlayıcılar ile kendiliğinden renklenmeler olduğu için dış cephe kaplama malzemesi olarak da kullanılabilecektir.
5. Lastik kırpıntılarından yer karosu üretimi: Lastiklerin tıraşlanması ile küçük kırpıntı lastikler açığa çıkmaktadır. Bunların uygun bağlayıcılar yardımı ile kalıplanması sonucunda yumuşak yer karoları üretilmiştir. Bu karolar futbol sahalarında, çocuk parklarında kullanılabilecektir.
6. Madenden petrol üretimi: Adı şimdilik belirtilmeyecek olan bir madenden petrol üretimi gerçekleştirilmiştir. Belirtilen madenin 100 milyon ton belirlenmiş rezervi vardır. Türkiye’nin çeşitli bölgelerinde mevcut olan bu madenin tüm rezervi 1 milyar ton civarındadır. Petrol kayalarından petrol üretiminde %6 lik verim oldukça ekonomik bulunmaktadır ve hemen işletmeye başlanılmaktadır. Belirtilen maden ile yapılan çalışmada üretim verimi %25-30 civarındadır. Numuneler yüzeyden alındığı için bol miktarda kül ihtiva etmektedirler. Kül miktarı az olan, derinden alınmış numunelerde bu verimin daha da artacağı görülecektir. Petrolü alındıktan sonra geriye kalan bakiye 3800 kalori olup dumansız yakıt olarak kullanılabilmektedir. Yapılan çalışmalarda madende mevcut petrolün hafif fraksiyonları alınmaktadır. Eğer fuel oil gibi ağır fraksiyonlarda alınacak olursa üretim verimi %45-50 lere kadar çıkabilecektir.
7. Torf ve düşük kaliteli turblardan humik asit esaslı gübre üretimi :Bu proje için hazırlanan ayrıntılı bilgi ileride sunulacaktır.
8.Donma ve buzlanmayı önleyici malzeme üretimi :Kış aylarında yolların buzlanması ve donmasını engellemek için tuz atılmaktadır. Atılan bu tuz korrozif olup metal aksamı önemli ölçüde korozyona uğrattığı gibi asfaltın kabarmasına, kaldırımlarında plakalar halinde aşınmasına sebep olmaktadır. Ayrıca tuz -10 °C ye kadar buz çözmede etkili bir maddedir. -10 °C den itibaren giderek buz çözme etkisi azalmakta ve -20 °C de ise tuzun kendisi de donmaktadır. Bilindiği gibi ülkemizin bir çok bölgesinde sıcaklık zaman zaman -20 °C nin de altına düşmekte ve kaldırımlar bir  defa buz tuttuktan sonra kış boyunca bu buzların sökülmesi çoğu yerde mümkün olmamaktadır. Atılan tuzun miktarı da oldukça yüksek olup düzgün bir şekilde dağıtılamamaktadır. Karla yapılan mücadele oldukça büyük masraflar gerektirirken yeterince etkili olunamamaktadır. Bu problemi çözebilmek amacı ile yapmış olduğumuz çalışmalarda önemli ve başarılı sonuçlar elde edilmiştir. Bunun için şeker, alkol, nişasta ve kağıt fabrikalarının atıklarından önemli ölçüde yararlanılmıştır. Çeşitli konsantrasyonlarda değişik sıvı çözeltiler ve katı buz çözücüler elde edilmiştir. -35 °C de dahi donmayıp buz çözme etkisini gösterdiği gibi korrozyonu %90 oranında düşürmüştür.
Özellikle kar yağmadan önce yollara serpilmesi halinde karın asfalt ve kaldırımlara yapışması engellenebilmektedir. Metrekareye atılan miktar da oldukça düşüktür. Bu da ayrı bir ekonomi sağlamaktadır.
9. Yağmur kovucu: Hazırlanan çözelti araba camına uygulandıktan sonra bir süre kuruması için beklenilir ve kuru bir bezle silinir. Daha sonra yeniden uygulanır ve kurulanır. Yağmur yağarken camın ıslanmasını engeller ve cam sileceği kullanmaksızın arabayı kullanma imkanı verir.
10. Su geçirmez sıva ve mdf üretimi: Sıva yapıldıktan sonra üzerine uygulanan uygun karışım sıvanın su tutma özelliğini azaltır ve su geçirmez bir hal alır. Aynı karışımın biraz farklı şekli mdf yüzeyine uygulandığında yüzeyde ince bir zar meydana getirerek mdf’nin su emmesini engeller. Ayrıca tutkal ile birlikte tüm mdf bünyesine uygulandığında mdf’nin tamamen su absorplaması engellenir.
Bu  çalışmaların sahibi Adullah ÇOBAN 22.09.1951 tarihinde doğmuştur. Derece Alan Üniversite Yıl Lisans Kimya İstanbul Üniversitesi1975;Lisans Kimya İstanbul Üniversitesi1975;Doktora Kimya Leeds Üniversitesi1980. Yardımcı Doçent;1888 Doçent, Kimya İsdemir 1988, Profesör Kimya Erciyes Üniversitesi 1995 Yüksek Lisans Tezleri:
1. M. Salih Keskin, Suda çözünmeyen bağlayıcı üretimi, bağlayıcı cins ve miktarının kömür briket üretimine ve kalitesine etkisinin incelenmesi, Şubat 1988, Kayseri
2. İsmail Karataş, Isı ile sertleşen reçinelerin üretimi ve bağlayıcı olarak kullanılması, Ekim 1999, Kayseri
3. Tuncay Şimşek, Anilin esaslı reçinelerin üretimi ve bağlayıcı olarak kullanılması, Ocak 2001, Kayseri
4. Senem Aygün, Yüksek sıcaklığa dayanıklı epoksi reçinelerin üretimi ve reçine kalitesine etki eden faktörlerin belirlenmesi, Eylül 2001, Kayseri
5. Zeliha Avcı, Amino reçinelerinin üretimi ve bağlayıcı olarak kullanılması, Eylül 2001, Kayseri
Doktora tezi:
Ayşe Benk, Fenolik reçineleri bağlayıcı olarak kullanarak kok tozundan döküm koku ve metalürjik kok üretimi, Temmuz 2001, Ankara
Uluslar arası hakemli dergilerde yayınlanan makaleler:
1.“ Formed Coke From Lignite and Critical Role of Air “,J. W: Taylor and Abdullah Çoban, Sixt London International Carbon and Graphite Conference, Carbon 82, London, 20 to 24th September 1982, pp 211-213
2.“13C NMR Investigation of The Chemical Structures of Coking and Non-Coking Coals in The Original and Reductively Alkylated Solid States” , Gaye Erbatur, Oktay Erbatur, Abdullah Çoban, Mark F. Davis and Gary E. Maciel, Introduction Advanced Topics and Applications to Fossil Energy, 569-574, 1984 by Reidel Publishing Company
3.“Investigation of The Chemical Structures of Coking and Non-Coking Coals in Original and Reductively Alkylated Solid States via 13C NMR and IR Spectroscopies” , Gaye Erbatur, Oktay Erbatur, Abdullah Çoban, Mark F. Davis and Gary E. Maciel, Fuel, 1986, vol 65 September , pp 1273-1279
4.” Factors Affecting The Strength of Formed Coke Made From Lignite Char”, J. W. Taylor and Abdullah Çoban, Fuel, 1987, vol 66, September, pp 1274-1286
5.“Formed Coke From Lignite and Critical Role of Air”, J.W.Taylor and Abdullah Çoban, Fuel 1987, vol 66, January,  pp 141-142
6.”Turkish Steel and Coking Coal Demand“,Osman Kılavuz, Abdullah Çoban, Coal Trans International, October, 1989, pp 35-52
7.“Turkish Coking Coal Demand”, Coal Trans International, vol 5 February, 1990, pp 20-21 (Özet olarak tekrar yayınlandı)
8.”Upgrading Lignites via Thermal Reduction with Coke Oven Gas”, Oktay Erbatur, Levent Ertok, Abdullah Çoban ve Gaye Erbatur, Fuel, 1991, vol 70, December, pp 1476-1480
Uluslararası bilimsel toplantılarda sunulan ve bildiri kitabında (Proceedings) basılan bildiriler :1.”The Energy Situation in Turkey”, Abdullah Çoban, Rapor, Seapac Gazi Project (Built- Own- Operate Model), Submitted to Seapak Control Service, Ltd. as a Potential Consultant Report, 1986
2.”3. Amerika-Avrupa Kömür Konferansı, Roma 27-29 Nisan 1987, Hakkındaki Rapor” ve bu konferanstaki Abdullah Çoban’ın görüşleri,. Abdullah Çoban, Financial Times, International Coal Report, No 172, 8.May.1987
3.” Production of Smokeless Fuel From Turkish Lignites for Ankara”, Abdullah Çoban, Bekir Sami Yılbaş ve Ali Koç, 8th Miami International Conference on Alternative Energy Sources, 14-16-December 1987  Miami Beach, Florida, USA
4.“ Production of Heat and Sound Insulating Briquettes of High Tensile Strength from Bimisi”, Ayşe Benki Abdullah Çoban, Muzaffer Talu,p 263-270, ECOS’01 July 4-6, 2001, Istanbul
Ulusal hakemli dergilerde yayınlanan makaleler:
1. “ Türk Linyitlerinden Metalurjik Kok ve Dumansız Yakıt Üretimi Pilot Tesis Çalışmaları”, Abdullah Çoban, Araştirma Raporu, Yurttaşlar A.Ş. Kayseri, 1985
2.” Linyitten Kok Üretimi, 500 kg/saat Tunçbilek Linyiti İşleyecek, 2000 ton/yıl Kapasiteli Pilot Tesis Dizayn Hesapları”, Abdullah Çoban, 1985, Yurttaşlar A.Ş., Kayseri
3.”Türk Linyitlerinden Yapay Kok Üretiminin Hava Kirliliği ve Enerji Tasarrufu Bakımından Önemi”, Abdullah Çoban, İsdemir, 1986
4.”ASTM Standartlarından Uygun olarak Kok ve Kömürden Numune Alma ve Hazırlama Metodları”, Abdullah Çoban, İsdemir, 1986
5.”Kömür ve Kokun Analizleri için ASTM Standartları”, Abdullah Çoban, İsdemir, 1986
6. ”ISO Standartlarında Uygun olarak Demir Cevherlerinden Numune Alma”, Abdullah Çoban, İsdemir, 1986
7.”Karabük Demir-Çelik Fabrikalarında Çelik Maliyetini Azaltmak için Kok Kalitesinin İyileştirme Çalışmaları”, Abdullah Çoban, İsdemir, 1987
8. ”Isdemir Enerji Durumu ve Tasarrufu”, Abdullah Çoban, Isdemir, 1989
9.”ISO Standartlarına Uygun olarak Ferroalejlerden Numune Alma,Numune Hazırlama ve Kimyasal Analizlerinin Yapılması”, Abdullah Çoban, Isdemir, 1989
10.”Isdemir’de Yapılacak Master Planı Çalışmalarında Dikkate Alınması Gerekli Hususlar”, Abdullah Çoban, İsdemir, 1990
11. ” Iron and Steel Potential in Turkey”, Abdullah Çoban, İsdemir, 1990
12. ”Hava Kirliliği ve Çözümü için Alınması Gerekli Tedbirler”, Abdullah Çoban, TMMOD Makine Bülteni, Aralık 1993, Yıl 2, Sayı 7, Sayfa 7-9
Ulusal bilimsel toplantılarda sunulan ve bildiri kitabında basılan bildiriler:
1.”Türk Linyitlerinden Yapay Kok Üretimi”, Abdullah Çoban,Uluslararası Kömür Teknolojisi Semineri, İTÜ Maden Fakültesi, 1982, İstanbul
2.“ Problems of Coking Process at Isdemir Coking Plant”, Abdullah Çoban, Ankara Energy Meeting on New Coal Technologies and Policy Development, Middle East Technical University, October 18-21, 1983
3. “Present Status and Future Developments at The Turkish Iron and Steel Works”, Çakıcı, T., Ergin, O., and Çoban, A.,  United Nations Economic Commission for Europe, Seminer, İzmir/Çeşme (Turkey), 5-9-May-1986
4. “İsdemir’de Kullanılan Andaluzit Tuğlaların X-Işınları Toz Difraksiyonu Metoduyla İncelenmesi”, Abdullah Çoban, Esin Uysal and Turgay Akdoğan, Seramik Teknik Kongresi, Bildiriler Kitabı, 24-28-Ağustos-1987, İstanbul, Türkiye, Sayfa 100-129
5.”Kolay Tutuşan Mangal Kömürü, Dumansiz Yakit Üretim Metodlari ve Hava kirliliginin Önlenmesine Katkilari”, Abdullah Çoban, Murat Saraçoğlu, Ayşe Benk, X.Ulusal Kimya Kongresi, 19-21 Eylül 1994, Uludağ-Bursa, bildiri Özetleri, Sayfa 218
Diğer yayınlar:
1.Abdullah Çoban,”Kömürlerin Değerlendirilmesi için Uygun Metod ve Teknolojilerin Seçimi”, Erciyes Üniversitesi Yayınları, No 53, ISBN 975-7598-62-3, Kayseri 1993
İdari görevler:
1.Araştirma Mühendisi, Kalite Kontrol ve Laboratuvarlar Müdürlüğü, Kömür ve Kok Laboratuvarları, İskenderun Demir Çelik Fabrikaları (İSDEMİR) İskenderun, 1981-1983
2. Araştirma ve Proje Müdürü, Yurttaşlar A. Ş., Ambar, Kömür ve Dumansiz Yakit Üretim Tesisleri, Kayseri, 1983-1986
3. Proje Sorumlusu, J.W. Taylor ile birlikte, T.D.Ç. İşletmeleri Genel Müdürlüğü, İSDEMİR adına, “Defining The Factors Efecting the Strength of Coke and Formed Coke Briquettes” adlı projenin İsdemir Sorumlusu, 1985-1987
4. Proje Sorumlusu, İsdemir Endüstri Bölümü Sorumlusu olarak, Çukurova Üniversitesi, Sherbooke Üniversitesi (Kanada) ile İsdemir’in ortak yürüttüğü, “ Upgrading Turkish Lignites”, adlı , IDRC Project File No: 3-P-84-1031 sayılı proje, 1987-1990
5. Yardımcı İşletmeler Grup Başkanı, İSDEMİR, İskenderun, 1986-1988
6.Müessese Müdür Muavini, İSDEMİR; İskenderun, 1988-1990
7. Yönetim Komitesi Üyeliği, İSDEMİR, İskenderun, 1988-1990
8. Öğretim Üyeliği, Erciyes Üniversitesi, Fen Edebiyat Fakültesi, Kimya Bölümü, Fizikokimya Anabilim Dalı Başkanı, 1991- devam ediyor.
9.Bölüm Başkani, E.Ü. Fen Edebiyat Fakültesi, Beden Egitimi ve Spor Bölümü Başkani, 1991-1993
10.Yönetim Kurulu Üyeliği, E.Ü. Fen Bilimleri Enstitüsü Yönetim Kurulu Üyeliği, 1992-1995
11.Yönetim Kurulu Üyeliği, E.Ü. Fen Edebiyat Fakültesi Yönetim Kurulu Üyeliği, 1992-1995
12.Yönetim Kurulu Üyeliği, E.Ü. Kocasinan Meslek Yüksek Okulu Yönetim Kurulu Üyeliği, 1992-1995 Bilgileri veren Prof Dr. Abdullah ÇOBAN’a  TEŞEKKÜR EDERİM

Çorumlu 2000 Aylık Kültür Sanat Tarih Ve Edebiyat Dergisi Sayı: 49 25 Nisan 2003

BU ÇALIŞMA TELİF ESERİDİR İZİN ALMADAN  KULLANMAYINIZ  corumlu2000@gmail.com

Önceki Sayfaya gitmek için tıklayınız

Bir sonraki sayfaya gitmek için tıklayınız

 

 

 

 

https://gurselyayin.com

 

 

 

 

 

 17KİTAP BAŞINA DÖNMEK İÇİN TIKLAYINIZ

Önceki Sayfaya gitmek için tıklayınız

Bir sonraki sayfaya gitmek için tıklayınız

 
DÜNYA TERÖRÜ
Geçen ay yazımı yazarken Irak İşgalinin etkisi ile Mart ayı yazacakken, o karışık duygulardan olsa gerek Mayıs ayı yazmışım.
Hani ne derler: “Söyleyene değil, söyletene bak!” Bende diyorum ki: Yazana değil, yazdırana bak” bu tarihler gelecek sayıda Dünyanın ne gibi terör girişimleri olacağını bir Allah C.C. bilir. Irak işlerin bitirmek üzere olan Amerika ve İngiliz birliklerinin başkomutanı olan kişi birkaç ay önce Irak’a dediği gibi; bizimle iş birliği yap” baskısını şimdi de Suriye’ye yapıyor. Bu baskı sonucu önce dünyanın dikkatini çekmeye, yönlendirmeye çalışıyor. Yine malum senaryoyu gündeme getiriyor. Aynı oyunlardan sonra Suriye’nin de başına birkaç ayın bitiminde çorap örülecek gibi geliyor.
Daha sonra İran, sonra da Türkiye’ye sıra gelecek. İşlerine gelmeyen yönetimlere bir bahane sunularak o ülkenin düzeninin yıkılması artık bir alışkanlık haline gelecek gözüküyor.
Terör ve teröristleri yok etme amacı ile yola çıkan, dünyanın polisliğine soyunan, kendisini tek olarak gören bu güç  esas terörü kendisinin yaptığını maalesef göremiyor, yada görmek istemiyor. Kendi değerlerinden başka bir değerin olduğunu düşünmesi şöyle dursun kabul bile etmek istemiyor görünüyor. Kendisinin değerleri ile dünyayı yönetmeye çalışmaya uğraşması, bu uğraşı ile de yeni düzenleri meydana çıkarmasının planlarını kendince yapmış oldukları görülüyor, izleniyor.
Ülkelerin yer altı ve yer üstü zenginliklerini kökünde bulunan işgalcilik ve korsanlık içgüdüleri ile kendi çıkarları doğrultusunda kullanmak için elinden gelen bütün düzenbazlıkları yapmaktan da çekinmiyor. Zamanın değerli saydığı ticari emtialara sahip olma planlarını zaman geçirmeden uyguluyor. Kendi çıkarlarını başkalarının canı ve malı ile yok etmekte de beis görmüyor. Bu ülkenin zamanında o kıtayı bulan atalarının, oranın yerli halkına yaptığı zulmü, onların topraklarını işgal etme yöntemlerini bu asırda da görüyoruz. Bu terör önleyen teröriste de maalesef bir dur diyecek de bulunmaması acı gerçek olarak karşımızda duruyor.
Şimdi Irak’ta durum ne olacak? Büyük ağabey pozundaki ülke terör ile savaşırken Terörist durumuna düşmüş olmadı mı? Bu soruları şimdi cevaplamanın zamanı değil diyebiliriz. Gerekçesi ise ileride bu olayların tarih içinde yorumlanması ile gelecekte yaşayanlara anlatılacak. “Bakalım Mevla neyler; neylerse güzel eyler” demekten başka yapabileceğimiz yok.
Şu satırları yazdığım an televizyonda Türkiye’den ve ağabeyin kendine yakın gördüğü hükümetlerden Irak için bazı insani yardım ve askeri yardım için isteklerde bulunduğunu söylendi. Aynı anda Suriye Dışişleri Bakanı; Ağabeye “Kitle imha silahlarının denetimi ile ilgili müsaade verilmeyeceğini” bildiren beyanı okundu. Suriye ile Arap ülkelerini şamarlama alışkanlığının devamlılığının sürdüğünün kanıtları devam etmektedir. Eğer ağabeyin dürüstlüğü tam ve gerçek ise bizce İsrail’inde bu potada bulunmasının gerekliliğinin olması ve öncelikle burada bulunan kitle silahlarının denetlenmesi gerekli değil midir (?)
Bu ikilemin gerekleri acaba şu anda bu iki dinin ellerinde bulunan “Yeni-Eski Ahit”le ilgili olmasın diye de düşünmeyi istememekteyim. Bu olgu ve süreçte bu ahir zaman senaryolarını kendi küçük kafaları ile Rabb’e yardım etme, Rabb’in işini kolaylaştırma gibi şartlanmış o küçük kafaların işleri gibi de görülmektedir. Rabb’imiz bu küçük kafalı kişilere de bu görevleri vermiş olması ve onlarında bu emirlere bilerek olmazsa da, İlâhi emir karşılığında yapmaları kaçınılmaz olarak yazılmışta olabilir. Bizlerin de bu yazılmış “kader”i izleyerek ne gibi işlerin olabileceğini düşünmekten başka yapılacak işlemlerimiz, elimizden gelen önleme imkânımızın da olması, Rabb’in yazdığını gözümüzün görüp gönlümüzün izlemesinden başka yapabileceğimizin yokluğu ile yaratılmışlığın çaresizliğini yaşamaktayız.
Bu kadar Irak için yapılanların ve bundan sonra da yapılacakların gerçeklerini yaşayarak göreceğiz. İşgalcilerin Irak toprağının bütünlüğünü korumak ve yönetim değişikliği içinde kendi emekli generalinin bu ülkede bir nevi “vali” olarak atanması da düşündürücüdür. Artık orasının bir sömürge olduğunun apaçık kanıtı değil de nedir? Bizce bu yönetim şeklinin acaba yetiştirecekleri bazı azınlıkları ülkenin yönetimine kukla olarak bırakmayı mı düşünmektedir?
Sorumuzun cevabını da biraz zamanın ilerlemesi sonucunda görüp anlayacağız.
Bir ülkenin “Milli, Manevi, Dini, Kültürel” değerlerinin yok edilmesi ile, o ülkenin başka dış güçlere karşı direnmelerinin ne kadar cılız olarak karşılık verildiğini gördük. Biz ve diğer dünya ülkelerinin bizim gibi şapkalarını önlerine koyup düşünmelerini sağlık vermemiz acayip karşılanmalıdır. Bu gerçekleri gördük, izledik. Bu gerekçelerin birer insani değer olduğunu bu devirde düşünmedik, daha doğrusu bazı baskılardan dolayı düşünülmesi istetilmedi. Bir insan olarak: aile, akraba! Köy veya mahalle, kasaba, ilçe, il vatan, bayrak, milli değerler, dini değerler, kültürel değerler, gelenek ve görenekler, mahalli kıyafetler, milli kıyafetler, ülke temsilciliği, ülke savunuculuğu, büyüklere saygı, küçüklere sevgi, çevre bilinci gibi ülkenin değerlerini; köşe dönücülük, vatan da ne imiş, akraba da kim, ailesini beğenmeme, bulunduğu köyden uzaklaşma, beyin göçü, bayrağın her türlü yerde kullanılması, dini alet etme, duygu sömürüsü gibi değerlerle değiştirilen toplum; elbette ki asıl değerlerini unutur.
Bu unutmanın sonucunda da ne vatanı, ne milleti ne de değerleri o kişi için yoktur. O kişi artık paradan başka bir şeyi olmayan, parayı tanrı edinen bir varlığa dönüşür. O dönüşümün diğer fertlere de cazip ve şaşaalı yaşayışı ile bir büyük örnek olarak bizzat yetkililerce sunulması sonucu toplum yok olma, maddi ve çıkarcı olarak karşımıza uzun sürede değil de bir kuşak sonra çıkıyor.
Bizler elimizden geldiği kadar yazıyoruz, yayınlıyoruz, okutmaya çalışıyoruz. Bu ülkenin gerçek sahipleri yüzyıllarca bu topraklarda yaşayanlarız. Başka toprağımız yok. Dikkat etmemiz bizim menfaatimiz gibi şu anda gözükmese de, evlatlarımızın emanetini kötü emellerimiz için yok etmemeliyiz. Bu emaneti onlara tam ve eksiksiz, milli ve manevi değerlerimizle teslim etmeliyiz.
Biz Türk Milleti olarak bu duyguları daha iyi bilmemize karşın aramızda sızmış bulunan bazı gafillerin bizleri din ve duygularımızı yok etmek için uğraşlarını bilerek onlarla adeta alay edercesine benliğimize sahip çıkmamız gerekir. Misyonerlik faaliyetleri devam etmiş, etmemiş fark etmez. Yetiştirdiğimiz evlatlarımıza dinimizi tam öğretirsek misyonerlerin çabalarını da boşa çıkartmış oluruz.
Her şeyimiz olan bu güzel Vatanımızı canımızla, kanımızla, bilgimizle, birliğimizle korumalıyız. Su uyuyor düşmanımız uyumuyor. Biz de uyumayalım, düşmanımız bizi uyuyor gibi görsün, bilgimizi, bildiklerimizi kuvvetlendirelim. Çağın gereçlerini kullanalım, silahlarını da üretmeye çalışalım.
Her Türk bunları eğer Türküm diyorsa yapmalıdır. 1000 yılı aşkın bu topraklarda bulunan halklar artık bu Milletin evladı olmuştur. Şayet Türklüğü kabullenemiyorlarsa; bulundukları konumda en çok hangi ülke varsa oraya gitsinler. Oralarda yaşasınlar biz üzülmeyiz. Bizden olmayan, bizi sevmeyenin bu Vatanda işi ne?           
Çorumlu 2000 Aylık Kültür Sanat Tarih Ve Edebiyat Dergisi Sayı: 50

BU ÇALIŞMA TELİF ESERİDİR İZİN ALMADAN  KULLANMAYINIZ  corumlu2000@gmail.com

Önceki Sayfaya gitmek için tıklayınız

Bir sonraki sayfaya gitmek için tıklayınız

 

 

 

 

https://gurselyayin.com

 

 

 

 

 

 

 18KİTAP BAŞINA DÖNMEK İÇİN TIKLAYINIZ

Önceki Sayfaya gitmek için tıklayınız

Bir sonraki sayfaya gitmek için tıklayınız

 
SANAT DOSTLARI TARAFSIZ MI?
Bizce sanat evrensel bir olaydır. Ne dini kesimin, ne sağ kesimin ve ne de sol kesimin tekeli altında bulunmamalıdır. İlimizde Sanat Dostları toplantılarının mazisi o yıl içerisinde bazı Çorumluların girişimleri ile başlatılmıştı. Bu toplantının ilki ise Aşık Yazar Rıfat Kurtoğlu’nun köyünde yapıldı.
İkincisi ve daha kapsamlısı ise bir nevi “Edebi Sanatkarlar” toplantısı gibi şimdiki Cumartesi Pazarının karşısında yeni bitmiş bir inşaatın dükkan bölümünde yapıldı. Kimler yoktu ki toplantıda. Rahmetli İsmail Pamuk, Emekli Vaiz Yazar Mürsel Şahinbaş, O zamanın Kültür Müdürü Ahmet Ertekin, Kütüphane Müdür Yardımcısı Mahmut Selim Gürsel, emekli Anadolu Lisesi Müdürü Abdulkadir Ozulu, Avukat Abdullah Ercan, Aşık Rıfat Kurtoğlu, Emekli Öğretmen Muzaffer Gündoğar vb. Bu gün bu toplantılara kaçı katılıyor acaba? Katılanların amacıda bize göre hazırladığı kitabının burada ücretsiz bastırma umudu ,fakat ÇEKVA ancak aylık gelir yarım milyar ile milyarı aşan hemşerilerimizi (A.E.,T. K.) seçmesi acaba neden?
Bu etkinliklerin devamı ile her toplantıda bir katılımcının hem kendi çalışmalarını, hem de mesleği ile bilgiler sunması kararlaştırıldı. Hatta bir kamera ile katılımcıların kendi seslerinde hayat hikâyeleri de kayıt altına alındı. (Bu kayıt şimdi kimde belli değil) Bu etkinlik Çorum’da kendilerine paye çıkartma gayesi güden bir gazete kendi tekeli altına alması üzerine pek çok katılımcı bu toplantılara bir daha gitmediler. Çünkü böyle gruplar evrensel olup, dini ve politik görüşlerin pek üstündedir. Herhangi bir kesimin bu gibi toplulukları kendi bünyesi veya çatısı altında bulundurması hem o topluluğun görüşüne ve idealine ters düşeceği ve o görüşün bir nevi maşası olması sonucunun kaçınılmaz sonucu olacaktır. Bu oluşum ise o kesime ve o kesimi benimseyen toplulukların buluştuğu ve toplandığı bir kesim olmaktan ileri gitmediğini daha sonraları ÇEKVA çatısı altında toplanan Sanat Gönüllüleri ile de bizce tespit edilmiş sayılmaktadır.
Bazı Sanat Gönüllülerinin bahsi geçek gazete çatısı altında               1 Mayıs 1996 tarihinde yedi sayılık bir ücretsiz ilave olarak yayımlandı. Bu ücretsiz ekin olduğu gazete yok satması ticari bir müessese olan gazete yöneticisinin yanlış kararı ile maalesef yayınını sürdüremedi. O yıllarda yine de Çorum için büyük bir başarı yakalanmış ve yedi sayı ilave de olsa bir dergi 1938’den sonra bu başarıyı yakalamıştı. Bizce bu ilavenin başarısızlığı sadece bir kesimi kendi bünyesinde toplaması ve bu kesimin dışında bulunan yazarları yok saymaları ile, o kuruluşun yönetim kurulu başkanının dergiyi paralı olarak ve bir yıllık ta peşin para ile abone kaydına başlaması olarak görmekteyim. Zannedersem iki veya üç kişi bu dergiye katkı olsun diyerek abone oldu, bunlardan birisi de buraya yazı veren bir hemşerimizle kardeşi olarak hatırlamaktayım. Tabi olarak ücret istemek bir yayının hakkıdır. Fakat bu hak önce deneme mahiyetinde ilave olarak verilip sonrada para ile satılma yanlışlığı geleceği tek taraflıda olsa bir yayının sonu oldu.
Ne yapalım sağlık olsun.
Geçe ayın on altısında yapılan etkinlik de maalesef aynı hatanın devamı olarak görülmektedir. ÇEKVA maalesef Çorum’un bir kuruluşu olarak yalnız İstanbul için kurulmuş ve elit bir tabakaya hizmet veren bir kuruluştur. Bu güne kadar kendi görüşü doğrultusunda çalışmalar yapmıştır. Bizce en büyük yanlışlığı genel merkezinin İstanbul’da olmasıdır.
Böyle bir çalışmanın karşısında olmamakla beraber, yöneticilerine sadece bir kesime değil bütün Çorumlulara hizmet götürmelerini sağlık veririm.
Çorumlu 2000 Aylık Kültür Sanat Tarih Ve Edebiyat Dergisi Sayı: 50 25 Mayıs 2003

BU ÇALIŞMA TELİF ESERİDİR İZİN ALMADAN  KULLANMAYINIZ  corumlu2000@gmail.com

Önceki Sayfaya gitmek için tıklayınız

Bir sonraki sayfaya gitmek için tıklayınız

 

 

 

 

https://gurselyayin.com

 

 

 

 

 

  19KİTAP BAŞINA DÖNMEK İÇİN TIKLAYINIZ

Önceki Sayfaya gitmek için tıklayınız

Bir sonraki sayfaya gitmek için tıklayınız

 
SAKALIM DA VAR YA (!)
48. sayımın kapağını karlı bir manzara altında bir inşaat alanının resmini koymuş ve dergimin 6. sayfasında “...temel eski havuzun üzerine kondurulmuş. On santimlik bir düzlem üzerine büyük bir kütle binanın temelinin kondurulması acaba doğrumu?...” diye merak edip sormuş ve “...Allah vermesin bir deprem  sarsıntıda kızak gibi bütünce bu bina kayabilme ihtimali yüksek gibi geldi. ...”demiş;” ...en son deprem yaşayan bir ilimizin deprem konutları ve resmi daireleri zarar gördü diyerek medya bas bas bağırdı,...”bilgilendirmiştim.
Fazla bir zaman geçmeden; Rabb’imiz bize yeni bir deprem daha göstermiş ve bir resmi daire sayılan yatılı bir okulun talebelerine nasıl mezar olduğunu göstermişti.
Biz yine de tarafımıza yöneltilecek olan “sen bildiğin işle uğraş” kelamını duymamış gibi davranarak bu önemli bilgi istediğimiz cevabı olarak algıladık ve Sayın Bakanımızın katılımı ile temelin resmi atılışı “Hıdrellez” günü yapıldı. Temel atılması yapılmasına yapıldı da; yukarıda resmini tekrar yayınladığım “Eski Havuz Zemin”i üzerine atılmasını anlama güçlüğü çekmekteyim.
Ben yanılmış olmayı dilerim. Dilerim de, dilemem “Deprem” tabii afetini durdura bilir mi?
Bu havuzun yapılma tarihi ile bu gün arasından kaç yıl geçti? Bu yıllar arasında bu havuz kaç kere su ile dolduruldu? Bu havuzun beton hesabı kaç metre küp su için yapıldı (tabii yapıldıysa)? Şimdi bu havuzun zeminine düzgünce kalıplar yerleştirildi, üzerine bir büyük bina yapılacak. Bu yapılacak binanın meydana getireceği basınç ile eski havuzun taş blokajla beraber 25 santimlik geniş alanlı yere bilmem kaç tonluk bir beton, demir, kum ve diğer inşaat malzemelerinin yükünü çekebilecek mi?
Buraya harcanacak para inşaat ilerlemeden meydana gelebilecek çöküntülerin ününe geçmeliyiz. Harcanan para, emek, beton, demir hepsi bizim paramız, bu paraları boşa atmayalım. Ben size demiştim, şu sayıda yazmıştım demek istemiyorum. Güzel işlerin hepsi ile beraberim. Yanlış işlerin ise her zaman karşısında oldum ve yine de olacağım. Doğruları ya da doğru gördüklerimi sizlerle paylaşacağım.
“Doğru söyleyeni dokuz köyden kovarlar” Atasözü gerçekleri bizlere göz yumdurmamalı diye düşünmekteyim.
Çorumlu 2000 Aylık Kültür Sanat Tarih Ve Edebiyat Dergisi Sayı: 51 25 Haziran 2003 

BU ÇALIŞMA TELİF ESERİDİR İZİN ALMADAN  KULLANMAYINIZ  corumlu2000@gmail.com

Önceki Sayfaya gitmek için tıklayınız

Bir sonraki sayfaya gitmek için tıklayınız

 

 

 

 

https://gurselyayin.com

 

 

 

 

 

  20KİTAP BAŞINA DÖNMEK İÇİN TIKLAYINIZ

Önceki Sayfaya gitmek için tıklayınız

Bir sonraki sayfaya gitmek için tıklayınız

HİTİT FUAR VE FESTİVALİ YİNE Mİ GELDİN?

Geçen yıl yani 2002 tarihinde yayımladığım yazımdan bir alıntı ile başlamak istiyorum: ”Bu ayı inanın hiç sevmiyorum. Neden mi? Nedeni ilimize mahsus festivalin gününü hangi fikre göre bu aya alındığını anlamamdan geçmektedir.

Neden bu ay? Neden bu ayı sevmiyorum? Bunların birincisini cevabını bilemiyorum ve anlayamıyorum. Neden festival bu ay içinde oluyor? Bir sebze, bir meyve mi yetiştiriyoruz da onu öne çıkartalım. Bizim baş aktörümüz Leblebi her mevsim yapılır ve satılır. Neden Mayıs Ayının 21 veya 26'tısı yada  Haziranın son günü olmuyor; bunu havsalam almıyor.

Fakat ikinci sorunun cevabı bence malum. Bu ay yani Haziran  ayı “GÜN DÖNÜMÜ FIRTINALARI ” nın olduğu aldır ki, ne yazık ki bizim festivalimiz de bu ay ve tam da fırtınaların başlanıcı sayılan 21 Hazirandan hemen sonra olmakta. Her festivalde muhakkak bir fırtına, bir sağanak yağmurla festival alanı ve festivali gezmeye gelenlerin ıslandığı veya toza bulandığı günlerdir. Her halde bu kararı alanlar bu tabiat değişimini bilmiyorlardı (!)” Demiştik de ne oldu? Hiçbir şey! Yine tarihimiz 20 Haziran. Yine mevsim fırtınaları, yağmur, toz ve toprak içinde geçecek.

Ya havuzun içine temeli atılan tesisin de döküntüsü işin tuzu biberi olacak. Bu temelin atılımı hatırladığım kadarı ile 21. Festivalin hemen bitiminde yapılacaktı. Neden ilgililer bu kadar geciktirip, 2003'ün baharına sarkıttılar?

Yine mi geldin? Festival!

Çorumlu 2000 Aylık Kültür Sanat Tarih Ve Edebiyat Dergisi Sayı: 52 25 Temmuz 2003

BU ÇALIŞMA TELİF ESERİDİR İZİN ALMADAN  KULLANMAYINIZ  corumlu2000@gmail.com

Önceki Sayfaya gitmek için tıklayınız

Bir sonraki sayfaya gitmek için tıklayınız

 

 

 

 

https://gurselyayin.com

 

 

 

 

 

 21KİTAP BAŞINA DÖNMEK İÇİN TIKLAYINIZ

Önceki Sayfaya gitmek için tıklayınız

Bir sonraki sayfaya gitmek için tıklayınız

 

BİR YAŞ DAHA GELİŞTİK

Bu ay içinde iki kere yayınlandı. Bu ayın sonunda Çorumlu 2000 Dergimiz beş yılı geride bırakarak altıncı yılına başladı. Elinizdeki sayı ile 52’inci sayıya erdik.

1938’de yayınlanan “ÇORUMLU” Dergisi o dönemin tek parti idaresinin Halkevleri desteği ile 61 sayı Çorum’da yayınlandı. Bu rekoru Rabb’imiz izin verirse 10 ay sonra yenileyeceğiz.

Bizler Çorum’u sevenler olarak bildiklerimizi, yanlış gördüklerimizi sizlere yazarak bildiriyoruz. Belki faydalanıyorsunuz, belki faydalanmıyorsunuz. Bizler görevimizi bu sayfalardan yaptığımıza inanıyoruz. Bir belge olarak gelecek günlere kalan deliller olarak elinize geçiyor. Zamanı gelince haklılığımız ya da haksızlığımız ortaya çıkacak.

Biz bunu göz önüne alarak yazıyoruz. Yazılı belgenin ne olduğunu bilerek sizlere sunuyoruz. Önerilerimizi kulak ardı etmeyin. Bizlerin yanıldığı yer varsa bize yazın, yanlışımızı bildirin dergide bu yazdıklarınızı yayınlayalım, gerçeği ve doğruyu bulalım.

            Dergimiz halen https://gurselyayin.com/corumlu2000/corumlu00.htm adresinde yayınlanmaya devam ediyor. 51. sayımızı,52. sayı ile birleştirerek yeni sayıya yüklemeyi düşünüyorum.

Buradan bütün öz verisi ile dergiye yazı ve abone ile reklam desteği veren hemşerilerimize teşekkür ediyorum.

Çorumlu 2000 Aylık Kültür Sanat Tarih Ve Edebiyat Dergisi Sayı: 52 25 Temmuz 2003 

BU ÇALIŞMA TELİF ESERİDİR İZİN ALMADAN  KULLANMAYINIZ  corumlu2000@gmail.com

Önceki Sayfaya gitmek için tıklayınız

Bir sonraki sayfaya gitmek için tıklayınız

 

 

 

 

https://gurselyayin.com

 

 

 

 

 

 22KİTAP BAŞINA DÖNMEK İÇİN TIKLAYINIZ

Önceki Sayfaya gitmek için tıklayınız

Bir sonraki sayfaya gitmek için tıklayınız

 
İL MERKEZ KÜTÜPHANELERİNDE NELER OLUYOR?
Yeni hazırladığım ÇORUM 2003 CD sinin güncellerken bugün aldığım Kütüphanelerin 2002 kitap istatistiklerinde büyük bir kitap düşümü olduğunu görünce üzüldüm.
Geçen sene yani 2001 yılı istatistiklerine göre Hasan Paşa Kütüphanesinde 46.664 adet olan kitap sayısı 2002 istatistiklerinde 46.338’e, yine 2001 yılı istatistiklerine göre İl Halk Kütüphanesi kitap âdeti 13.185’den 12.252’ye düşmüş bulunmaktadır. İlçelerde bu dönemler arasında artış olurken ne hikmetse merkez ilçe kütüphanelerinden kitaplar eksilmiştir.
Bir dönemin iktidarı; kütüphanelerde bulunan bir kısım kitapların ayrılarak düşülmesi emrini vermişlerdi. Yine bu iktidar zaman içinde yerini başka iktidarlara devretti.
Merkez ilçemizde bulunan üç kütüphanenin istatistiklerin de kitap sayılarının artması gerektiğini göreceğimi umarken muazzam kitap eksilmesi beni üzdü. Bu kitaplara ne oldu?
Acaba diyorum; Arap harfli kitapların ve yazma kitapların içinde de düşümler var mı diye korkuyorum.
El yazma kitaplardan iki yıl kadar önce bir mücellitte “Mahkeme Sicil Kayıtları”nın ciltletilmek için FOTOKOPİ olarak çekili olarak gördüm. Cilt yapan arkadaş da bellidir, kimin bu fotokopiyi yaptırdığını da söylemişti. Bir öğretim görevlisi arkadaşın nasıl kıyarak bu eserin fotokopisini aldığı da meçhuldür.
Ben bu sorumsuzlukların içinde memurluk ve idarecilik yaptım. Kütüphanenin düşmek için kalorifer dairesinden kaç yazma adet kitap kurtardığım o günkü demirbaş kayıtlarında mevcuttur. Artık; Arap harfli muazzam bir gazete arşivinin ben senelik izinde iken nasıl yaz günü yakıldığını da yaşadım.
Yine el yazma eserlerin Türkiye Yazma Eserler Katalogu için Ankara’ya kamyonla gönderilmesine karşı çıkan ve o zamanın yönetimine bildirip sonuçsuz kalan şikayetimin ezikliğini halen kalbimde taşıyorum.
Aynı yazma eserlerin tekrar geldiğinde kitapların bazılarında meydana gelen hasarları ve kitapların içerisinden kesilen vakıf mühürlerinin  tespitimi rapor olarak ilgili makama sunduğumu, gelen inceleme komisyonunun da o kitapları inceleyenlerden olabileceğini düşünmeme rağmen nakliye anında olan “Miklep” kırılması, cilt deformasyonu ile mekan değişikliğinden dolayı kitap sayfalarında kavrulma ve buruşmaların sorumlularının bulunmadığını halen hatırlıyorum.
Bu gidişte çok korktuğum kitap kaybını önlemek için; kitapları bizzat elimle kolilere yerleştirerek arkadaşlara eksiksiz ve kitapların risaleleri ile yazılı liste ile teslim ettiğim zaman bana gülenlerin olduğunu, evhamım yüzünden üç aylık bodrumda çalışma yüzünden birkaç daktilo arkadaşımla aramın bozulduğu da bir gerçektir. Bu itinam yüzünden kitaplara dokunamayıp sadece mühür kayıpları ile kaldığını gördüm.
Efendiler!
Nedir bu kitap düşmanlığı?
Neden mütesellisel emanet edilen bu kitaplara neden sahip çıkılmıyor?
Geçen yıl içinde düşülen kitapların onayını veren bakanlık oluruna da ne demeli?
Benim eski mesai arkadaşlarım!
Size emanet edilen bu kitapları iyi koruyun. Eski Kültür Bakanlığı Müsteşarı olan ağabeyim Adnan BİNYAZAR’IN hibe ettiği kütüphanesinde bulunan eserleri dikkatle koruyun. Aman ha bu kitaplar bir düşünürün kitap koleksiyonu olduğunu unutmayın.
Eski bir kütüphane çalışanı olan eski mesai arkadaşımın yükselerek İl Kültür Müdürlüğü makamına gelmesi kütüphanelerin nasıl işlediğini bilmesi açısından çok şanslı illerden biri durumunda olmamız
Çorumlu 2000 Aylık Kültür Sanat Tarih Ve Edebiyat Dergisi Sayı: 52 25 Temmuz 2003
 

BU ÇALIŞMA TELİF ESERİDİR İZİN ALMADAN  KULLANMAYINIZ  corumlu2000@gmail.com

Önceki Sayfaya gitmek için tıklayınız

Bir sonraki sayfaya gitmek için tıklayınız

 

 

 

 

https://gurselyayin.com

 

 

 

 

 

 23KİTAP BAŞINA DÖNMEK İÇİN TIKLAYINIZ

Önceki Sayfaya gitmek için tıklayınız

Bir sonraki sayfaya gitmek için tıklayınız

 
BU NE PERHİZ, BU NE LAHANA TURŞUSU!
 
Bu güne kadar bizler her ne şekilde olursa olsun, her kes tarafından bilmeyen yerine konuluyoruz. Bizleri halen 1930-35 yıllarında yaşayan topluluk statüsünde görüyorlar. Bizlerin de en az onlar kadar ülkenin düzeni ve menfaatini düşünecek kafalara sahip olduğunu ne yazık ki o makamlara gelenler akıl edemiyorlar.
Bizi idare edenlerin en büyük hatalarından bir tanesi de her şeyi onların bildiğini düşünmeleri ve bu felsefeleri ile halkı idare etmeye çalışmaları.
Bizlerin nelere akıl erdirebileceğini hiç düşünmüyor, her ne hikmetse hiç akılların ucuna bile getirmiyorlar. Bizleri idare ediyorlar gibi görünmek, onlara ayrı bir zevkte veriyor. Onları doyuma ve tatmine itiyor. Onların; yaşadıkları beldenin geleceği hakkında hiç bir düşünceleri ve hiçbir kaygıları yok. Bizi idare edenlerini en alt sırasında bulunanlar bile, bir emretmenin verdiği haz ile doğru veya yanlış bilgileri ile emrinde olanları yönettiklerini anıyorlar. Onlara da bir üste bulunan amirlerinin emrini kabulsüz şartsız uygulama düşüyor. Bu emirler ve tamimler silsilesi en üst makama kadar uzanıyor.
Bu satırlara kadar hep bizi idare edenlere verdik veriştirdik. Hep kabahat onlarda mı? Hayır! Esas en büyük kabahat idare edilen bizlerde! Yanlış olanları kanuni hakkımız olan dilekçeler ile o yetkiliye bildirmiyoruz. Sonra ki hakkımız olan on beş günlük sureyi bekleyip, ikince üste verilecek, üçüncü üste verilecek dilekçe haklarımızı da kullanmıyoruz. Bu işlemlerden sonra da mahkemelere açacağımız davalarımızın olduğunu düşünmüyoruz.
İtirazlarımızı bildirmemizde, bizleri bekleyen zaman darlığının en büyük engel olduğunu söyler gibi olduğunuzu duyuyorum. Bu zaman uzaklığı en azından on beşer günlük en üst makama varana kadar verilecek dilekçelerin toplam zamanının on beş çarpı on beş kadar zaman tutacağı, bu zamanı da sabırla bekleyen idare edilenin, mahkemelere bilmem ne kadar yatıracağı harçların paraları, avukat paraları, karşısındakilerin idare ettikleri için mahkemelere gelmemeleri gibi ters tepkiler de ve ayrıca uzayan mahkeme celseleri de işin cabası olarak karşımıza geliyor.
İdare edilenlerin itirazı kadar, memnuniyetlerini bildirme haklarının da aynı yöntemle kendilerini idare edenlere bildirmeleri de gerekli oluyor. Bu gereği hiç birimiz düşünmüyoruz, uygulamıyoruz.
Şimdi bu kadar lakırdı ile yazı başlığının ne alakası olduğunu soranlara diyorum ki: Bu günlerde bizi idare edenler bizlerden fazladan, konut vergisi adı altınca bir salma aldılar. Bu salmanın alınmasından sonra ilimizin merkez ilçe belediyesi kimilerine göre güzel, kimilerine göre de çirkin bir şehir güzelleştirmesi yaptılar. Ben şunları merak ediyorum: Acaba gül yağı çok olan hacı gül yağını orasına burasına sürer gibi bizi idare eden, konut vergisini oldukça çok bularak bu güzelleştirmeyi (!) yapmaya kalktı?
Yoksa herhangi bir sebeple, bu işlemleri yapanlara, bizi idare edenlerin bir diyeti mi vardı?
Eski dönemin yaptırdığı Belediye önündeki eski havuzun nesi vardı da bu “katledilmiş ağaç” kompozisyonun taşıyan ve zavallının yaşam çabalarını gösteren sürgünlerinin bile yok edilerek betonlaştırılarak adeta “Ağaçlara Ölüm” diye bağıran görünümün amacı nedir?
Yine bu sayımıza kapak yaptığım yerde bulunan durağın ağaçtan yapılması ve aynı ağaçlara düşmanlığın ikinci kompozisyonunun göstergesi mi?
            Bu dikilen ağaçlar, Çorum iklimine uygun olan herhangi bir ağaç olarak seçilemez miydi?
Bu ağaçlar bizim bildiğimiz, tanıdığımız ağaçlar, tropikal iklim ağacı. Acaba diyorum bu ağaçların fiyatları ne kadardır?
Ayrıca bu ağaçları onayan makamın doğup, büyüdüğü, yetiştiği yerde varda biz mi bilmiyoruz?
Bir baştan bir başa her direğe yılan misali sarılmış göstermelik lambalar acaba diyorum; her birisi her gecede ve bir haftada, bir ayda, bir yılda kaç liralık cereyan yakacaklar? Acaba bu her direk için her gece kaç adet konutun yıllık gelirini uçuracak, beklide yanılıyorum sayın başkanım bu elektrik faturasını her halde maşından mı ödeyecek?  Gerçi o masrafı yani elektrik paralarını maaşından ödese bile o maaşı da toplanan vergilerden almıyor mu?
Bir de en son olarak, birisinin Hacı ağabey sen bilirsin. Aşağıdaki (yani saat kulesi) ağaç yeşil de, yukarıda ki ağaç niçin kırmızı? Diye sorması da merakımın cabasıdır?
Görünümü çok güzel ve faydasının olacağını ve yeşil sahaların korunması için yapılan engel zinciri çok hoş ve güzel oldu. Gönül isterdi ki; bu engelin orta bölümde olacağı yerde iki karşılıklı yolun kaldırımlarında olsa idi, hem trafik polislerinin işlerini kolaylaştırırdı, hem de sürücüler ana caddede olur olmaz yerlere park ettiklerinden bir sürü ceza yemezler, trafik akışı daha düzgün olur, daha da göz alıcı bir görünüm kazanmaz mıydı?
Bu soruların cevapsız kalacağını biliyorum. Biz yaptık. Beğensen de, beğenmesen de bu mantığı ile günler geçerken, yine seçim gelecek.
Çorumlu 2000 Aylık Kültür Sanat Tarih Ve Edebiyat Dergisi Sayı: 53 25 Ağustos 2003 

BU ÇALIŞMA TELİF ESERİDİR İZİN ALMADAN  KULLANMAYINIZ  corumlu2000@gmail.com

Önceki Sayfaya gitmek için tıklayınız

Bir sonraki sayfaya gitmek için tıklayınız

 

 

 

 

https://gurselyayin.com

 

 

 

 

 

 24KİTAP BAŞINA DÖNMEK İÇİN TIKLAYINIZ

Önceki Sayfaya gitmek için tıklayınız

Bir sonraki sayfaya gitmek için tıklayınız

 
TARİH Mİ YAZALIM; HİKÂYE Mİ?
Geçen bir arkadaşın yanında otururken; yapılacak bir araştırma için; araştırma yapabilecek, bilgileri toplayabilecek, deneklerle konuşabilecek, Çorum’un merkez ve ilçe köylerini dolaşabilecek, kaynakları irdeleyecek, Osmanlıca metinleri okuyabilecek ve hatta bu bilgileri de toparlayarak yazabilecek bir kişiye ihtiyaçları olduğunu söyledi.
Evet; konu cazipti. Çorum için böyle bir araştırma yüzeysel olarak da olsa yapılmamıştı. Yaklaşık 100 köy ziyareti, en azından binlerce kişi ile görüşme ve bu konuşmalardan elde edilecek bilgilerle Çorum’un diğer köylerini dolaşmak gerekiyordu.
Konuyu dinleyince aklımdan yukarıdaki paragraf geçti. Arkadaşın konuşması bitince güzel bir konu olduğunu söyledim. Sponsorunun kim olacağını söyleyince ne dese beğenirsiniz? Ücretsiz çalışabilecek birisini arıyoruz!.
Yüzüne hayretle bakarak! Hey Allah’ım! Ne günlerde yaşıyoruz diyebilmişim. Merak etti. Niye böyle söyledin ağabey diyince sadece güldüm. Yüzüne söyleyemediğimi buradan yazayım.
Be evladım. Sen bir yerin müdürlüğünü yapıyorsun. Acaba o çalıştığın yer; birader sen ücret istemeden üç yıl çalışsan da bu işleri yapıversen, diyiverse acaba o kurumda geçirdiğin hizmet baremini düşünmeden başka bir iş aramaz mısın?
Senin istediğin işlemi ben hazırlayıp bastırdığım “Çorum’da Yatan Meşhur Yatırlar” isimli çalışmamda düşündüm. Bu Osmanlıca eseri Türkçeleştirirken köylerde bulunan yatırların bu günkü menkıbelerini dinleyeyim, bu günkü gelenekleri de yerinde inceleyeyim diye düşünmüştüm. Emekli de olmuştum. Vakit problemimde yoktu. Bir Çorum haritasını önüme alarak güzergâhların kilometresini çıkarttım aracın yakacağı benzini hesap ettim, yapacağım masrafı da üzerine koyunca Çorum’un köylerini dolaşmam için yaklaşık 10,000 kilometre gidiş geliş için yol yapmam ve o kilometreler içinde araca benzin koymam gerekliydi. Ayrıca yolda yapılacak masraflardan barınma, yeme içmesi de cabası!
Acaba diyorum, böyle bir çalışmaya sponsor olacak bir babayiğit olur muydu?
Olmazdı dedim ve kitabı aynen yayınladım.
Gelelim o çalışmanın gezilmeden yapılıp yapılamayacağına. Tabi ki yapıla bilinir. Hiç gezmeden oturursun masana, alırsın önüne bir sürü kitap, belge. Notlar alırsın. Biraz o kitaptan, biraz bu kitaptan bulduklarını aktarırsın. Bu dökümleri toparlayınca da bunları birbirine ulayarak kitap haline nasıl getirisin? İşte sonuç burada diyebilecek kalemi nereden bulursun? Yine de bu araştırma için günler değil de birkaç yıl kitap gagalaman gerekir. Bunu da hem de ücretsiz yapabilecek kişiyi bulabilir misin? (!)
Gel arkadaşım bu konu hakkında ücret almadan, araştırmadan, soruşturmadan bir şeyler yazalım derseniz bu tarihi araştırmanın ismi başka olur; buna da hikâye dememizde bir beis görmeyiveririz, olur biter.
Sözün kısası; araştırmacılara saygılı olunuz. O kendi hobisi için bireyler araştırabilir de sizin vereceğiniz konuları araştırma için de biraz hoşgörünüzle, yaptığı işin emeğini vermenizi beklemesi tabii değil midir?
İsteklerin akla ve mantığa uygun olunması dileğiyle.
Çorumlu 2000 Aylık Kültür Sanat Tarih Ve Edebiyat Dergisi Sayı: 54 25 Eylül 2003 

BU ÇALIŞMA TELİF ESERİDİR İZİN ALMADAN  KULLANMAYINIZ  corumlu2000@gmail.com

Önceki Sayfaya gitmek için tıklayınız

Bir sonraki sayfaya gitmek için tıklayınız

 

 

 

 

https://gurselyayin.com

 

 

 

 

 

 25KİTAP BAŞINA DÖNMEK İÇİN TIKLAYINIZ

Önceki Sayfaya gitmek için tıklayınız

Bir sonraki sayfaya gitmek için tıklayınız

 
BURADA MIYIZ?
Ne kadar duyarsızlaştık.
Bilmiyorum hiç dikkatinizi çekti mi?
Her konuda dikkatimiz, ilgimiz ve bilgimiz kopuyor. Duygusuz, taş yürekli ve gaddarlık zırhlarına bürünmekten çekinmiyoruz.
O kadar ileriye gittik ki; yaşadığımız yer Müslüman ülkesi değil de sanki bir dini olmayanların yaşadığı ülke görünümünde.
Müslüman gibi görünüyoruz, Müslüman gibi ibadet ediyor görünüyoruz fakat Müslümanlığın yaşadığı bütün yasakları günlük işlerimizde olağan gibi yaşıyor ve bu yaşantıyı da teşvik ediyoruz.
Yalan söylemek çok olağan, alkol almayanlar toplum dışı bir yaşayış içinde imiş görülüyor, zina olağan oldu, faiz yemek bir üstünlük göstergesi, hak yemek ise hepimizin özlemi olmaya başladı. O kadar ileriye gittik ki; her türlü rezalet ve kepazelik bir üstünlük,  bir paye gibi gözüküyor.
Hepimiz birbirimizin çobanıyız. Bizi yaratan din ve inanışımızı ayırmadan yarattığı kullarının fıtratında bu duyguları ile yarattı. Bu duyguları, bu bilgileri bize verirken, bizlerin bunu düzgün kullanmamız için halk etti.  İyiyi ve yanlışı ayıracak akıl ile donatıldık.
Donatıldıkta ne oldu?
Bu aklı kullanamadıktan sonra ne işe yarar.
Ancak aklın kullanımı insanların faydası için olursa faydalı olur.
Şimdi birbirimizi değil, çok samimi yakınımızı bile uyarmaya kalksan “Sana ne!” cevabını almanız çok yüksek imkân dâhilinde. Bu zamanın en büyük kozu, büyüğün söylediklerini anlamak istememe, istenilenin isteyenin kendisi için mi önemli yoksa söylenen için mi önemli ayırt etme kabiliyeti kayboldu.
Neleri kaybettiğimizi, nelerle uğraştığımızı bilmeden yaşamak şayet yaşamaksa; yaşıyoruz. Kendimizi yaşıyor zannediyoruz. Bu hareketimizin ne kadar doğru olduğunu anlayabiliyor muyuz?
Zannetmiyorum. Anlasak; zaten bu halle düşmüş olmayız.
Her değeri maddiyatla ölçüyoruz. Her hareketin altında başka bir işlem arıyoruz.
Yakında ve çok yakınımızda neler olacak görmek, bilmek istemiyoruz. Dikkatimiz dağılıyor. Sanki bir bilgisayarın ramındaki sanal hayat gibi yaşıyoruz. Bizleri başkaları klavye veya Mouse ile idare ediyor; biz de işin kötü tarafı bu komutlara uyuyor verilen emirleri harfiyen yerine getiriyoruz.
Dikkat edelim!
Önce en yakınımızdaki insanlara yani ailemize, sonra en yakın akrabalarımıza, sonra en yakın komşularımıza, sonra mahallemize, şehrimize ve yaşadığımız Vatan’a. Dikkat edelim. Elden gitmesin.
Önceki sayılarımızda; Kürt haritasını, sonra Irak’ın halini yazdım. Elin oğlu Irak’ı işgal etti. Şimdi bizleri uyutuyor. Dört bölgeye bölüyor, parçalıyor. Bu hikâyeyi iyi hatırlayın.
Bize de  mi yapmışlardı ne! Hani fazla uzak tarihimizde değil Kurtuluş Savaşı öncesinde Pek çoğumuz bende dâhil yaşananları hatırlayamayız da okuduklarımızı bir hatırlayıverelim. 
Değil mi?
Osmanlı’yı da parça parça bölmüş, işgal etmişlerdi, bir Atatürk ve arkadaşları çıktı da birliğimizi ve dirliğimizi sağladılar, bu günlere yedi düvele kafa tutarak dedelerimiz bu vatanı bize bıraktılar. O Vatanın kara topraklarında huzur içinde yatıyorlar. Dikkat edelim de bu emaneti bir yüz yıl dolmadan hain kurtlara teslim etmeyelim.
Dikkat edelim de; Mehmetçiğimizi birkaç dolara öldürtmeyelim. Bu gençler bizim. Maalesef; Vatanı için değil görevi için şehit yapmayalım, görev gazisi haline getirmeyelim.
Bu günü yaşayanların dikkatine ve vicdanına sunalım. Sunalım da tepkimizi de verelim. Acaba bu milletvekillerimizin kaç tanesinin çocuğu bu savaşa katılacak diye de merak etmiyor da değilim; bir bileniniz varsa bildirirse sevinirim.
Ben yine yazdım, belki siz yine okudunuz.
Bir fikir dahi beyan etme cesaretiniz olmayacak.
Bir paragrafta ben yollayayım da yayınlansın demeyeceksiniz.
Uyanalım lütfen, uyanalım. Üzerimizde serpilmiş şu ölü toprağını artık üzerimizden silkeleyelim.
Çorumlu 2000 Aylık Kültür Sanat Tarih Ve Edebiyat Dergisi Sayı: 55  25 Ekim 2003 

BU ÇALIŞMA TELİF ESERİDİR İZİN ALMADAN  KULLANMAYINIZ  corumlu2000@gmail.com

Önceki Sayfaya gitmek için tıklayınız

Bir sonraki sayfaya gitmek için tıklayınız

 

 

 

 

https://gurselyayin.com

 

 

 

 

 

 

 26KİTAP BAŞINA DÖNMEK İÇİN TIKLAYINIZ

Önceki Sayfaya gitmek için tıklayınız

Bir sonraki sayfaya gitmek için tıklayınız

BİR 284 YIL DAHA BEKLEYECEĞİZ
Bizi yaratan; verdiği merak olgusu ile her işin gerçeğini öğrenmemizi, ondun fayda ve ders çıkarmamızı kotlamış. Bu kotlama bazımızda yüzeysel, bazımızda içtensel olarak halk edildiğinden, bazılarımız bazı konulara daha çok ilgi alanına girmeyen konular hakkında merakımız olmamaktadır.
Birkaç yıl önce bütün dünya ülkelerini ve bizim ülkemizin de bazı şehirlerini bir  telaş sarmış, o günün üç yıl öncesinden hazırlıklar ve rezervasyonlar yapılmış, Çorum’da ise herhangi bir telaş emaresi son haftaya kadar da görülmemişti. Aynı duyarsızlık ne yazık ki 27 Ağustos’ta da yaşandı. Bu tarihte acaba kâinatta ne olmuştu da bunu yazma gereğini duydum.
Merih; gezegeni 27 Ağustos günü, dünyamıza son 60,000 seneden beri en yakın mesafede oldu. Merih'in dünyadan en uzak olduğu zaman aramızdaki mesafe 299 milyon kilometre olduğu düşünülürse 27 Ağustos'ta ise bu mesafe 57 milyon kilometreye inecek ve bize beş kat yaklaşmış oldu.
Önümüzdeki yıllarda ise 28 Ağustos 2287'de 55 milyon 686 bin km ile olacak. 2729 yılındaki bir sonraki yaklaşmada ise Mars'ın Dünya'ya uzaklığı 55 milyon 651 bin kilometre olacağı bildiriliyor.
İnsanlığın dünyada var oluşundan bu güne gökyüzünde gördüğü milyar çarpı milyar yıldızların içinde Ay’dan sonra göze batan tek yıldız yani gezegen olan Mars’ın dünyamıza altmış bin yıldır bu karan yanaşmadı. Bu yanaşmadan dünyamız nasıl etkilenecek diye bir düşünce ortaya atılmasına rağmen bu sıkıntıları inşallah görmeyiz.
Araştırmalarımızı bu yazıya konu olan gezegeni bulabildiğimiz kaynaklardan inceleyelim:
MERİH’E İLİŞKİN BİLGİLER
GÜNEŞ’TEN ORTALAMA UZAKLIK 228 Milyon kilometre
ORTALAMA YÜZEY SICAKLIĞI  -230C
YIL UZUNLUĞU 687 Dünya günü
ATMOSFER YAPISI  %95 karbondioksit,%3 azot, %1,6 argon
GÜN UZUNLUĞU 24 saat 27 dakika 22,6 saniye
ÇAP  6787 kilometre
KÜTLE 0,11(Dünya:1)
AĞIRLIK 6,42x1023 kg
YÜZEYİNDEKİ ORTALAMA ÇEKİM KUVVETİ 0.38(Dünya:1)
ORTALAMA YOĞUNLUK 3940 kg/m3
GENEL ÖZELLİKLER
Merih; Güneş’e uzaklık bakımından güneş sisteminde dördüncü sırada yer alır.
Dünyayla olan benzerliklerinden ve yüzey görünümünün sürekli olarak değişmesinden ötürü her zaman astronomların özel ilgisini çekmiştir. Mars’ın Güneş’ten ortalama uzaklığı 228 milyon kilometredir. Mars’ın Eliptik yörüngesi oldukça dışmerkezli olduğundan Güneş ile arasındaki mesafe çok değişkendir. Bu uzaklık yaklaşık 248 000 000 km ile; yaklaşık 208 000 000 km.dir.
Ekseninin eğikliği Dünyanınkine çok yakındır olduğu ile dikkati çeker : 40.(Dünya=23,50). Mevsimler dünyada olduğu gibi güney yarıkürede yaz mevsimi gezegenin Güneş’e en yakın olduğu zamanlarda yaşanır. Dolayısıyla buradaki yaz kuzey yarıküreye göre daha kısa ve sıcak; kış daha uzun ve soğuk geçer.
Merih dünyaya göre biraz serin bir gezegendir.”Sıcak” bir yaz gününde ekvatordaki sıcaklık 100C’a kadar çıkabilir, ancak herhangi bir Mars gecesi Dünyadaki herhangi bir kutup gecesinden daha soğuk olacaktır.
Eksensel dönme süresi 24 saat 27 dakika 22,6 saniyedir. Bu değerin bu kadar kesin bir şekilde bilinmesinin sebebi, gezegen yüzeyinde bulunan belirli şekillerin apaçık görünebilmesi ile ilişkilidir.
Merih yaklaşık 780 günlük aralıklarla karşı konuma gelir. Teleskopla incelendiğinde Mars her zaman Ay’ın dolunay şeklinde olduğu gibi görülür. Bunun nedeni onun bir dış gezegen olmasıdır. Astronomik ölçütlere göre bize yakın sayılabilecek olan Mars’ın gözlemlenmesi hiç de kolay değildir. Bunun ilk nedeni küçük olmasıdır. Çapı 6790 km. kadardır. Yani Mars, Dünya ile Ay arasında bir büyüklüğe sahiptir.
Ay ve benzeri büyüklükte bulunan küçük gök cisimlerinin atmosferi bulunmaz. Fakat Dünya boyutlarındaki bir gezegen sahip olduğu yüksek kurtulma hızı sayesinde kalın bir atmosfer tutma özelliğin kazanmış olur.
YÜZEY ŞEKİLLERİ
Merih’i ilk olarak 1659 da Hollandalı astronom Christiaan Huygens uzay haritasında işaretlemiştir. Onun yaptığı ‘V’ biçimli koyu renkli şekil kolayca tanınır. Şeklin ismi “Syrtis Major”dur. Merih yüzeyinin büyük bir kısmı kırmızıyken kutup bölgeleri beyazdır. Kutup’lar buzla kaplıdırlar. Bu buz donmuş CO2’tir. Kuzey buzul takkesinde az miktarda su buzuna da rastlanmıştır. Kışın kutupların bulunduğu bölge genişler, yazın da küçüldüğü gözlenmektedir. Kuturların büyüklükleri birbiri ile eşit değildir.
Merih yüzey haritaları 19.yy ilk yarısında çizilmiştir. Bu haritalar oldukça başarılı sayılır. Karanlık bölgelerin deniz, açık renkli bölgelerin de kara olduğu varsayılıyordu. Onlara gezegeni gözlemleyen gök bilimcilerin isimleri veriliyordu. Örnek olarak Madler Kıtası, Lassel arazisi gibi. Daha sonra 1877’de İtalyan gök bilimci Giovanni Virginio Schiaparelli kullandığı 22 cm.lik mercekli teleskop ile bir dizi gözlem yaparak bilinen terminolojiyi değiştirdi. Beer Kıtası,Lockyer Arazisi gibi isimler gitti, yerlerini Solis Lacus,Chryse,Utopia ve Margaritifer Sinus gibi isimler aldı. Kırmızı çölleri boydan boya geçen bu çizgilere İtalyanca’da ‘oluk’ anlamına gelen canalli ismini verdi ise de bu sözcük İngilizce’ye kanal olarak çevrilince ünlü Merih kanalları hikayesinin de temelleri atılmış oldu. Bu kanalları gören ve ilgilenen başka birisi çıkmadı. 1886 tarihinde, Perrotin ve Thollon adlı iki Fransız gözlemci Nice’deki bulunan güçlü teleskop vasıtasıyla onları gözlemlediklerini bildirdiler. Sonra bu tezi inceleyen zengin bir Amerikalı olan Percival Lowell Arizona Flagstaff’ta gezegeni gözlemlemek için özel olarak büyük mercekli bir gözlemevi kurdu. 1916 tarihinde ölene kadar yüzlerce çizim yaptı. Çizimlerinde gözüken kanalların doğal yollardan oluşması imkansız gibi gözükmesi Lowell’i; bu kanalların Merihliler tarafından kutuplarda bulunan bu buzları, ekvatora yakın kuru bölgelere su taşıma amacıyla yapılmış suni bir sulama ağı olduğu kanaatini verdi.
Merih’in kanalların olup olmadığı gizemi 1965 yılında Merih yakınlarından geçen ilk uzay aracının gönderdiği yakın plan yüzey fotoğraflar sayesinde çözüldü.  Mars üzerinde kanal olarak adlandırılabilecek hiç bir şey yoktu. Bundan başka uzay araçlarının verilerine dayanarak hazırlanan bir haritayla  Lowell’in çizdiği harita karşılaştırılmıştır ve birbirlerine hiç uymadıkları görülmüştür. Bu kanallar sadece basit bir göz yanılmasıydı ve bu tartışma da böylece sona ermiş oldu.
Yüzey şekilleri arasında Olympus Dağı, Tharsis Yaylası, Pavonis, Arsia ve Ascraeus, Valles Marineris  kanyonlar, Noctis Labyrinthus’un(Avize adıyla bilinir) ,Hellas ve Argyre  havza, Tharsis Yaylası isimleri ile bilinen yerleri bulunmaktadır
Çorumlu 2000 Aylık Kültür Sanat Tarih Ve Edebiyat Dergisi Sayı: 55  25 Ekim 2003 
 
 

BU ÇALIŞMA TELİF ESERİDİR İZİN ALMADAN  KULLANMAYINIZ  corumlu2000@gmail.com

Önceki Sayfaya gitmek için tıklayınız

Bir sonraki sayfaya gitmek için tıklayınız

 

 

 

 

https://gurselyayin.com

 

 

 

 

 

 27KİTAP BAŞINA DÖNMEK İÇİN TIKLAYINIZ

Önceki Sayfaya gitmek için tıklayınız

Bir sonraki sayfaya gitmek için tıklayınız

HARİTANIN SOLUNDA BULUNAN BİLGİ LEVHASI İLE LATİN HARFE ÇEVİRİSİ

İş bu kasaba şimalen 12 saat mesafede  Osmancık ve garben 10 saat mesafesinde İskilip ve cenuben 9 saat mesafede Alaca ve şarken 6 saat mesafesinde Mecitözü ve 12  saat mesafesinde Merzifon kazaları mahdud olub 169 kurayı ve nefsi kasaba 44 mahalle ile bir camii kebir ve 23 minareli camii şerif ve 21 mescit şerif ve 10 medrese ve 3 kütüphane ve 6 han  ve1100 dükkan ve 3554 İslam ve 119 Hıristiyan hanesi ola cem an 3673 hane ve 130 çeşmesi ve kasaba-i mezkur 7455 zükür Müslümü ve 7753 ünüs Müslümeyi ve 265 zükür gayri Müslümü ve  176 ünüs gayri Müslümeyi 15353 zükürü 13781 ünas havi olub  ebniyei merirden bir mektebi rüştiye ve bir musalla hümayun ve belediye dairesi ve bir hükümet konağı ve bir telgraf hanesi ve bir kırrathanesi ve bir adet de gayri Müslüm içun mabethane ve haritada  gösterildiği vecihle 48 saat masafesinde Kayseri sancağı şosesi 18 saat mesafesinde Yozgat sancağından mürür ederek vasatı kasabadan bilmarr Merzifon uğrayarak 32 saat mesafesinde Samsun sancağı iskelesine müntehi olunduğundan  ticaretce oldukca ehemmiyeti vardır Kasabanın garb tarafında Hıdırlık nam mahal mürtefada aiz ashabı kiramdan Suhib-i Rumi R.A. hazretleri medfun bulunduklarından Tarfci padişahtan zuhur haritada gösterildiği  vecihle bir camii şerif inşa buyurmuştur.

         İş bu kasabanın cenub garbi tarafında tıpkı Rami kışlay-ı Hümayın resim ve cesametde nisfı kargir ve nisfı ahşab bir kışla mevcut olub bir alay piyade ve birAlay süvarinin istiabına kafi olduğu ve derununda bir alay piyadenin manevresine müsait talimhane bulunduğu gibi cenub tarafında kapısı üzerinde bir camii şerif ve mukabilindeki kapının üzerinde ve yanında ümera ve zabıtana mahsus mütaddid daireler mevcuttur  iş bu kışlanın emsali civarında bulunan elviye ve kasabalarda yoktur yakınında kargir bir adet cephanesi ve kasabanın vasatında ve cami kebir nezdinde bulunan hükümet konağı havlusunda bir retif debboy ve Refit Dairesi vardır ve kışlanın mukabilinde asar-ı antikadan on beş arşın irtifaında mükemmel divarlı kale mevcut olup derununda bir mahalle ve bir camii şerif olduğu gibi eyyamı resmiyede mezkur kale burcu üzerinde bulunan uzun bir adet kaval tob  endaht edilir kasabai mezkure arazisi gayet münbit  mahsuldar olmagla etrafında heman hiç boş bir mahal olmayıb kafisi ziread ittigi gibi bağ ve meyve bagceleri ile  tezyin edilmiştir kasaba ahalisinin ekseriye ticaretle ve kura ehalisi kamilden ziraaetle meşgul oldukları gibi  derecei nihayede misafirperver Olduklarından anıda derununda yeataam ve taam ettirip mukabelinde hic bir hace kabul itmezler.

Çorumlu 2000 Aylık Kültür Sanat Tarih Ve Edebiyat Dergisi Sayı: 56  25 Kasım 2003 

BU ÇALIŞMA TELİF ESERİDİR İZİN ALMADAN  KULLANMAYINIZ  corumlu2000@gmail.com

Önceki Sayfaya gitmek için tıklayınız

Bir sonraki sayfaya gitmek için tıklayınız

 

 

 

 

https://gurselyayin.com

 

 

 

 

 

 

 28KİTAP BAŞINA DÖNMEK İÇİN TIKLAYINIZ

Önceki Sayfaya gitmek için tıklayınız

Bir sonraki sayfaya gitmek için tıklayınız

 
AĞZIMIZDAN ÇIKANI KULAĞIMIZ DUYSUN!
İncinmek, acaba karşımızdakinin nelere kırılabileceğini düşünebiliyor muyuz? Acaba; bu kişinin nelere duyarlı olduğunu biliyor muyuz? Acaba hareketlerimizin bizim için normal olarak gördüğümüz davranışımızın karşımızdaki kişi üzerinde nasıl bir etki yaptığını düşüne biliyor muyuz?
Yukarıda bulunan soruların pek çok çeşidini kendimiz de üretebiliriz. Fakat; bu duyarlılıkları hiçbir zaman düşünmeyiz, akıl edemeyiz.
Karşımızdaki şahsın bu hareketlerimizden ve konuşmalarımızdan ne kadar etkilendiğini, ne kadar kırdığımızı, yaraladığımızı düşünmeyi her ne hikmetse akıl edemiyoruz.
Konuşuruz, karşımızdaki için ne düşündüğümüzü saklamadan şuur altımızın emrettiği şekilde söyleriz. Belki pişman oluruz. Fakat ağızdan çıkan söz çıktığı yere geri dönmez. Belki biraz olgunsak, özür dileyebiliriz, bu özür ise gerçek olup olmadığını karşımızdakine hissettirdiğimizin farkında olmayız.
Okuruz, bir veya birkaç diploma sahibi oluruz da, adam olamayız. Hani meşhur bir kıssa vardır “adamın birisinin zamanın beherinde bir oğlu varmış. Haylaz; adam olacak bir yapıya sahip olmayan cinstenmiş. Adam oğluna ikide bir sen adam olmazsın diye serzenişmiş. Gel zaman git zaman o çocuk o ülkenin veziri olmuş. Adamlarına emrederek falan yerdi bir adam var! Onu buraya yürüterek getirin diye emretmiş. Vezirin adamları o şehre gelmişler, adamı bulmuşlar yürüterek vezirin yanına götürmüşler. Vezir babasına dönerek: Bak baba bana adam olmazsın diyordun ben vezir oldum diyince. Adam: oğlum ben sana vezir olamazsın demedim, adam olamazsın dedim ve haklı çıktım. Sen vezir olmuşsun ama adam olamamışsın. Babanı şu kadar yerden yürüterek getirmen senin halen adam olmadığının göstergesi değil mi? Sen halen adam olmamışsın! Der.” İşte bizde doktor oluruz, mühendis oluruz, falan oluruz, filan oluruz da adam olamayız.
İşte. Biz böyleyiz. Biz de okuyoruz, bir makam sahibi oluyoruz da adam olamıyoruz.
Gelelim; adam olanlara: Adam olanların; bu günlere gelebilenlerin nasıl olup da bu yerlere gelebildiklerini düşünemiyoruz. Her işin sonucunda olanları görüyoruz. Başlangıcı hayal bile etmek istemiyoruz. O kişinin hangi aşamalarla bu yerlere geldiğini hiç düşünmüyoruz, düşünmek istemiyoruz demiyorum; düşünmüyoruz.
Bir makam sahibinin hangi badirelerden ve hangi uğraşlardan sonra o makama geldiğini aklımızın ucuna dahi getirmiyoruz.
Bir bilim adamının, neler yaptığını, neler okuduğunu, neler araştırdığını, hangi denemeleri yaptığını, hangi imtihanları vererek o payeye çıktığını düşünmüyoruz. Gerçi diyeceksiniz ki hangi ilim adamlarından bahsediyorsun?
Önlerindeki ilimle uğraşmak, öğretmek yerine politika ile uğraşıyor, hatta politikanın da üzerinde görüyorlar. Birde ben bilirim davaları ve davranışları da cabası olarak sunulmaz mı?
Adam olmak!
İşte bütün mesele bunda! Adam olmakta. Adamın bir manası da “Adem” dir. Adam olmak için mektebe gitmek gerekmez. Atalarımız bunu gayet iyi gözlemiş ve “ Adam olacak çocuk bo…dan belli olur” demiş.
Dikkat edelim. Dinimizin emrettiği gibi tefekkür edelim. Yani düşünelim.
Ağzımızdan çıkan sözlere de dikkat edelim. Her adam kendi işi ve gücü ile uğraşsın.
Her adam olan da kendini bilsin. Bunların buralara gelmesinin sebepleri ise tartışılır.
Gelin bu konuyu tartışmayalım. Sonu yine benliğe döner ki, sizler bu yazıyı yine kendine nalıncı keseri gibi yonttu dersiniz.
Sağlıcakla kalarak, ”Adam” olmaya çalışalım
Çorumlu 2000 Aylık Kültür Sanat Tarih Ve Edebiyat Dergisi Sayı: 56  25 Kasım 2003 

BU ÇALIŞMA TELİF ESERİDİR İZİN ALMADAN  KULLANMAYINIZ  corumlu2000@gmail.com

Önceki Sayfaya gitmek için tıklayınız

Bir sonraki sayfaya gitmek için tıklayınız

 

 

 

 

https://gurselyayin.com

 

 

 

 

 

 29KİTAP BAŞINA DÖNMEK İÇİN TIKLAYINIZ

Önceki Sayfaya gitmek için tıklayınız

Bir sonraki sayfaya gitmek için tıklayınız

 
BENİM DEDİĞİM DOĞRU!
Birimizin bir fikrini; bir düşüncesini kabul etmek, karşımızdakilerin düşüncelerini benimsemek, hepimiz için oldukça zor ve meşakkatli bir iş gibi gözükmesinin asıl sebebi, tefekkür etmek yani düşünme melekemizin kaybolmaya yüz tutmasından başka bir şey değildir. Bizlerin bu hale gelmesini sebebi modernleştikçe pratik olarak gördüğümüz düzene geçtiğimizi sanmamız, bu boyuta uyum sağlayarak ve bu sanıyı da gerçek olarak görmemiz veya hissetmemiz olsa gerek.
Bizi Yaratanın; bizlere verdiği akıl, fikir ve duygular bu asrın pratikliğinde yok olmaya başladı. Yaratanın bu asır içinde bizler için yazdığı çizgi ile sınırlı olmasının sebebi olsa gerek. Bizlerin bu yeni düzenek içinde yuvarlanmamız için bizlere fırsatı verende O’dur.
Bizlere verdiği aklı kullanmamızı tavsiye ederken de, bilemeyeceğimiz şeyler içinde düşünmemizi tavsiye etmiştir.
Bugün bizlerin, birbirimizi anlamama gibi, dinlememe gibi bir lüksü bulunmaktadır. Bu birazda kibir ve benden başka bu konu bilmez gibi yalnız bir saplantının eseri olarak bilinmelidir.
Yaratanımız bizi bilinen, bilinmeyen, bilinecek bütün bilgilerle donatmış olmasına rağmen, bizleri bilim, ilim, sanat, edebiyat, hitabet, politika vb. özellikleri öne çıkartarak o konularda bizi ileriye götürerek, o alanda yetkili bir şahıs olmaktayız.
Şimdi bu açıklamalar ile bir düşünelim: Bildiklerimiz olduğu kadar; bilmediklerimizin ne kadar çok olduğunu aklımıza getirelim. Gurur ve bilmişliğimizi bir kenara bırakarak, uzmanı olmadığımız konuları bir bilen uzmana danışalım. Danıştığımız konu hakkında, son kararı kendimiz verme hakkımız her zaman saklı kalacağını sizlere buradan söylemeye gerek yok. Bu danışmadan ve istişareden sonra da kendi kararımızı uygulayarak, karşımızdakilerin tepkilerini almayalım, onların eğrilerini, kendi doğrularınızla kesiştirmeyerek verdiğiniz kararı uygulayalım.
Bütün; bir yaşam boyunca her türlü bilgi ve hizmete ihtiyacımız bulunacağını biliyoruz, her işimizi kendimizin yapma imkânımız bulunmamaktadır. Ben her işi yaparım diyebilenler yanılarak kendilerini aldatmaktan başka bir iş yapmamakta ve bu yanlışlıkları ile yaşamaya çalışmaktadırlar. En büyük yanılgıları ise onların ihtiyaçlarının pek çoğunu başkalarının yaptığını düşünememektedirler. Bulundukları yerin içerisinde bulunan çeşme suyunu; onun bulunduğu yere kadar gelmesinde kaç kişinin emeğinin olduğunu her nasılsa akıl etmemektedir. Bu zaruri ihtiyaçlarımızın her biri için onlara varan kişilerin teker teker emekleri ve hizmetlerinden sonra da ham madde olarak bizlere gelebilmekte ve ham maddelerle de kendimize yarayan yiyecekler, giyecekler hazırlamaktayız.
Diyemeyiz ki; ben her işimi kendim yaparım. Hiç kimseye muhtaç değilim, bütün işlerin ve yaşamım boyunca da bütün gereksinmelerimi kendim karşılayabilirim gibi bir saçmalığı söyleyemez. Şayet böyle bir fikre kapıldığını zannediyorsa bir yâda iddia ediyorsa bir psikologa danışmasını salık veririm. Bence değil bütün hepimizce malumdur ki; böyle bir yanlış inanış veya saplantıyı dikkatle çözecek bir uzmana gidebilmesi için de acele etmeden kendi düşüncelerini dikkatlice analiz etmeli ve bu analizi kendisine yakın olarak gördüğü kimseye anlatarak onun da fikrini almasında fayda bulunmaktadır diye düşünüyorum. Bizlerin hapsi yalnız yaşamak için yaratılmadık. Hepimizin kendi görevleri ile yetiştiğini de bilerek dikkat etmemiz gereklidir.
Kısaca; bütün ihtiyaçlarımızı kendimiz karşılayamayız. Karşılayabilmek için de yaratılmadık. Yukarıda ihtiyaçlardan birisi olan su gibi evde un alarak ekmek yaparak fırıncıya muhtaç değilim tezi de ne kadar eksiklikler içinde olduğunu şöyle anlatmamıza rağmen halen ben ekmeğimi evde yapıyorum, fırıncıya muhtaç olmam demenin ne kadar yanlış bir iddia olduğunu düşünelim.
Çorumlu 2000 Aylık Kültür Sanat Tarih Ve Edebiyat Dergisi Sayı: 57  25 Aralık 2003 

BU ÇALIŞMA TELİF ESERİDİR İZİN ALMADAN  KULLANMAYINIZ  corumlu2000@gmail.com

Önceki Sayfaya gitmek için tıklayınız

Bir sonraki sayfaya gitmek için tıklayınız

 

 

 

 

https://gurselyayin.com

 

 

 

 

 

 30KİTAP BAŞINA DÖNMEK İÇİN TIKLAYINIZ

Önceki Sayfaya gitmek için tıklayınız

Bir sonraki sayfaya gitmek için tıklayınız

GEÇMİŞ VE GELECEK
Geçmişin anılmasındaki özlemlerin; gelecekle de anılmasının bu asırda imkânsızlığını görebilmek ve hissedebilmenin gerekçesini düşünmek ve anlamak istemememizin sebebinin neler olduğunu acaba düşünebiliyor muyuz?
Düşünemiyoruz! Gerekçesi ise bunlar ile fazla ilgilenmememiz, bu günü gün etmemiz ve günü kurtarmaya çalışmamız olsa gerek.
Yayınevimiz de geçmişinde bazı kararlar almış, geleceği hakkında plan ve projeler üretmiş, genişleme ve uygulama imkânlarını araştırmıştı. Ne oldu? Neler yapabildi? Diye sorulabilir. Sorulabilir de; yalnız bu soruları soranların da kendilerine Çorumlu olarak bu yayınevi için ne gibi katkılarda bulunduk, derginin yürümesi için neler yaptık diye de kendilerine dikkatlice sormaları gerekmelidir.
Gürsel Yayınevi kendi çabaları ve kendi emeği ile 6 yıldır elinizde bulunan “ÇORUMLU 2000 AYLIK KÜLTÜR SANAT TARİH VE EDEBAYET” Dergisini bazı aksaklıklar olsa da yayınlanmasına devam etmektedir. “SARIÇİĞDEM ŞİİR DEFTERİ” ise 2002 tarihinde 12 sayı devamlı ve eksiksiz yayınlandı. Bir imece olarak yayınlanması tarafımdan planlandı ise de; bu projeye destek veren firmaların ikinci senede verdikleri ufak da olsa desteklerinin kalkması ile 2003 yılında 2 sayı çıkartabildim. Zaten Sarı Çiğdemin çıkartılma amacının Çorumlu 2000 Dergisine çok miktarda şiir gelmesi ve şiirlerin Çorumlu 2000 Dergisinde yayınlanmasında gecikmesi idi.
Geçmişi anmak işte böyle bilgileri öne çıkartıyor. Yine yakın geçmişimizde de bazı yapılan işler açısından Ağustos 54. sayımızda BU NE PEHRİZ, BU NE LAHANA TURŞUSU! Başlıklı yazımızda: “…Eski dönemin yaptırdığı Belediye önündeki eski havuzun nesi vardı da bu “katledilmiş ağaç” kompozisyonun taşıyan ve zavallının yaşam çabalarını gösteren sürgünlerinin bile yok edilerek betonlaştırılarak adeta “Ağaçlara Ölüm” diye bağıran görünümün amacı nedir?
Yine bu sayımıza kapak yaptığım yerde bulunan durağın ağaçtan yapılması ve aynı ağaçlara düşmanlığın ikinci kompozisyonunun göstergesi mi?
Bu dikilen ağaçlar, Çorum iklimine uygun olan herhangi bir ağaç olarak seçilemez miydi?
Bu ağaçlar bizim bildiğimiz, tanıdığımız ağaçlar, tropikal iklim ağacı. Acaba diyorum bu ağaçların fiyatları ne kadardır? Ayrıca bu ağaçları onayan makamın doğup, büyüdüğü, yetiştiği yerde varda biz mi bilmiyoruz?
Bir baştan bir başa her direğe yılan misali sarılmış göstermelik lambalar acaba diyorum; her birisi her gecede ve bir haftada, bir ayda, bir yılda kaç liralık cereyan yakacaklar? Acaba bu her direk için her gece kaç adet konutun yıllık gelirini uçuracak, beklide yanılıyorum Sayın Başkanım bu elektrik faturasını her halde maşından mı ödeyecek? Gerçi o masrafı yani elektrik paralarını maaşından ödese bile o maaşı da toplanan vergilerden almıyor mu?
Bir de en son olarak, birisinin Hacı ağabey sen bilirsin. Aşağıdaki (yani saat kulesi) ağaç yeşil de, yukarıda ki ağaç niçin kırmızı? Diye sorması da merakımın cabasıdır.
Görünümü çok güzel ve faydasının olacağını ve yeşil sahaların korunması için yapılan engel zinciri çok hoş ve güzel oldu. Gönül isterdi ki; bu engelin orta bölümde olacağı yerde iki karşılıklı yolun kaldırımlarında olsa idi, hem trafik polislerinin işlerini kolaylaştırırdı, hem de sürücüler ana caddede olur olmaz yerlere park ettiklerinden bir sürü ceza yemezler, trafik akışı daha düzgün olur, daha da göz alıcı bir görünüm kazanmaz mıydı?
Bu soruların cevapsız kalacağını biliyorum. Biz yaptık. Beğensen de, beğenmesen de bu mantığı ile günler geçerken, yine seçim gelecek.” Demişiz. Yazımızı da cevapsız kalmıştı. Yazımızın en son sorusu belki de benim gibi bazı tepki verenler için dikkate alındı, bir sebep gösterilerek kaldırıldı. İnşallah yine böyle ayrımcılık gibi gözükecek, bazı kesimlerin akıllarına bazı aykırı sorular getirmemesine çalışmak, ince düşünmenin gerekli olduğunu bilmeliyiz.
Bu satırlarda da ömrümüz olursa gelecekle ilgili çalışmaları anlatayım. Bilen bilir; dergimiz Eylül 2000 20. sayıdan bu güne on binlerce okura Internet kanalı ile ulaştırıldı. Beklide dünyada örneği olmayan bir şekilde bu aya kadar bu sayıyla 38 sayı aylık olarak yayımlandı. Birçok yergi, birçok övgü aldık. Bu sayıdan itibaren de sitemiz oldukça gelişti ve gelişmeye devam edecek. Sarıçiğdemin son sayısı ile Çorumlu 2000’in son sayısı yayınlanmakta olup şu alt dizinler bulunmaktadır:
ÇORUMLU 2000 DERGİSİ O ayın yazıları ve resimleri (eski Internet sayılarımızda resim yoktu)
SARIÇİĞDEM ŞİİR DEFTERİ Sarı Çiğdem Şiir Defterinin en son sayısı
TEKE TEK REKLAM GAZETESİ Gürsel Yayınevinin bir organının tanıtımı
GÜRSEL YAYINEVİ Yayınevimizi tanıtan, yapılan işler
ÇORUMLU YAZARLAR Çorumlu 2000 ve Sarı Çiğdem şiir defterine yazı veren yazarların hayat hikâyeleri 71 adat yazarımız.
CD ler bölümü. Yayınevimizin hazırladığı CD lerin tanıtımı
KİTAPLAR Yayınevimizin yayınladığı kitapların tanıtıldığı bölüm
DERGİLER Yayınevimizin yayınladığı dergilerin tanıtımı
EL YAZMASI VE MATBU KİTAPLAR Çorum’da bulunan el yazması ve matbu kitapların tanıtımı
ANTİKA EŞYALAR Çorum’da bulunan antika Eşyalar
ÇORUMLU 2000 DERGİSİ ARŞİVİ
ÇORUMLULAR Bölümünde ise; Çorum Büyükleri, Çorum’da Yatan Yatırlar,
ÇORUMLU LİNKLER Çorum ve Çorumlulara ait Internet linkleri; bizi sitelerinde tanıtanlar site adresleri
ÖNEMLİ LİNKLER Hepimize lazım olacak sitelerin adresleri
ÇORUMLU DERGİSİ ABONELERİ Çorumlu 2000 dergisinin Aboneleri ve adresleri
BİZE ULAŞ Yayınevimizin adres, telefon ve e-mailleri
ÇORUM TARİH VE COĞRAFYASI alt dizininde:  Çorum’un Adı, Çorum Coğrafyası, Çorum tarihi, Gezilip Görülecek Yerler, Çorum Evleri, Çorum Gelenek ve Görenekleri, eşim Selma Gürsel’in hazırladığı Çorum Yemekleri
ÇORUM İL VE İLÇELERİ alt dizininde:  Çorum’un İlçeler, Alaca, Bayat, Boğazkale, Dodurga, İskilip, Kargı, Laçin, Mecitözü, Oğuzlar, Ortaköy, Osmancık, Sungurlu, Uğurludağ ilçeleri;
ÇORUMLU ÇARŞISI burada; Çorum’da üretilen ve ilgilenenlerin bütün mamüllerini sanal ortamda pazarlama yapılması düşünülmektedir. Kitap, Leblebi, Mantı, Çorum Baklavası, Çorum unu, Çorum Kâğıdı, Enjektörü, Un fabrikası vb.
ÇORUMLU REKLAMLAR Burası da sitemizin yaşamasına katkıda bulunacak her türlü tanıtımı resimli ve renkli yayınlayacağım. İlgilenenlere duyurulur. (Örneğin bir yıl içinde dergimize 3 sayı reklam veren kuruluşlara ücretsiz bir yıl) Dergimize sadece Çorum için bahanesi ile reklam vermeyenlerinde ayrıca bilgilerine sunarken, bütün Çorumlu olduğunu iddia edenlerin sayfalarını yayınlayacağım.
RESİMLER Çorum’dan resimler, Merkez İlçe resimler, İlçelerin resimleri,Bekir Baki Aksu, Üzeyr Lokman Çaycı,Uğur Pamuk,Arap Çataroğlu ve Bizi tanıyan ve resim verenlerin resimleri TİCARET SANAYİ Ticaret ve sanayi,esnaf ve sanatkarlar,Serbest Meslek Sahipleri,Eczaneler,Doktor ve Diş tabipleri,Avukatlar,Gurbetçiler
BURASI SİZİN Mİ? Özel Reklam Alanları
Bakalım Mevla’m neyler, neylerse güzel eyler demişler. BİZ BİR YIL Buradayız. Gerisi önce Rabbimize sonrada ….
Ramazan Bayramınızı kutlarım.
Saygılarımla.
Çorumlu 2000 Aylık Kültür Sanat Tarih Ve Edebiyat Dergisi Sayı: 58  25 Aralık 2003

BU ÇALIŞMA TELİF ESERİDİR İZİN ALMADAN  KULLANMAYINIZ  corumlu2000@gmail.com

Önceki Sayfaya gitmek için tıklayınız

Bir sonraki sayfaya gitmek için tıklayınız

 

 

 

 

https://gurselyayin.com

 

 

 

 

 

 31KİTAP BAŞINA DÖNMEK İÇİN TIKLAYINIZ

Önceki Sayfaya gitmek için tıklayınız

Bir sonraki sayfaya gitmek için tıklayınız

 
DOĞRU SÖYLEYENİ DOKUZ KÖYDEN KOVARLAR!
Her zaman derim. Her zamanda savunurum. Atalar boşa söylememişler “Atasözlerini”. Bu sözler; belki onlarca, belki yüzlerce, belki de binlerce kere denendikten sonra çıkmış, bizlerce de benimsenmiş, bu günlere yazılısı olsa da, olmazsa da beynimize kazınmış,  severek yazılarımızda, konuşmalarımızda kullanmışız.
ÇORUM 1997 isimli çalışmada da Rahmetli Eşref Ertekin’in derlediği “Atasözlerini” benimde bildiklerimin ilavesi ile yayınlamıştım. Yine Eşref Ertekin’in derlediği “Manileri”nden örnekler almıştım.
Yukarıdaki Atasözünü başlık yapmamın sebebi ise bu çalışmaları yeni yapılandırdığım sitemizde bulunan çalışmaların da bulunması nedeni ile iki aydır gece gündüz çalışmam sonucu ancak dörtte birini yükleyip hazırlayabildim. Her gecede bu sayfalarla uğraşmaktan kafam ambale oluyor. Şikâyetim kafamın ambale olması değil. Aceleci site gezerlerimin çektikleri e-mailler. Maniler ne zaman, Atasözleri ne zaman yüklenecek diye sıkboğaz ediyorlar.
Bu siteyi hazırlarken; okuyucuların genel istekleri ile Çorum hakkında bende bulunan bütün bilgileri burada yayınlamaya karar verdim. Bu bilgileri bir gecede yükleyip rahat etmek isterim. “Boyacı küpü değil ki batırıp çıkartalım”.
Doğruyu söyleyince de bana cevap olarak bir daha bu siteye girmeyeceğim diyorlar. Doğru söylememin sebebi ile e-maillerine cevap yazıma da cevap vermiyorlar. Sağlık olsun. O da okuyucu kaprisi, kendisi bilir. Bir gün buradaki bilgilere erişmek için gelir, araştırır. Bize yazdıkları e-mail adreslerine sitemiz tamamlandığını bildiren e-mail ile; veya dergimizin diğer sayılarında bilgi veririz.
Sitemizi dizinine göre hangi bilgilerin tamamlandıklarını sizlere buradan bildiriyim: ÇORUM TARİH KÜLTÜR BÖLÜMÜ: Bitenler: Çorum Tarihi, Çorum Coğrafyası, Gelenek ve Görenekler, Çorum Mutfağı, Çorum Yemekleri, Çorum Ev düzeni, Çorum Manileri Derlemenin tamamı yüklendi, Çorum Atasözleri, Çorum Bilmeceleri, Çorum el yazması Çorumlu Hatta ve Müelliflerin kitapları listesi, Ünik kitaplar Ender el yazması ve matbu kitaplar. Bu dizinde bulunan bitmeyen dizinler ise: Merkez ilçe, Görülecek yerler, Çorum Türküleri, Çorum el işleri, Giyim kuşam bu dizinler hazırlanmakta.
ÇORUM İLÇELERİ: 6 ay önce Dergi gönderdiğim ilçelerden dilekçe ile bilgi istemiştim İstediğim bilgi halen gelmedi. Artık bizdeki “ÇORUM 1997”bilgileri ile yetineceğiz.
ÇORUM RESİMLERİ: Çorum'dan Resimler Hazırlanıyor, İlçelerden Resimler Hazırlanıyor, Tarihi Resimler Hazırlanıyor, Ören Yerleri Resimleri Hazırlanıyor, Eski Resimler Manzara Resimleri Hazırlanıyor, Bekir Baki Aksu Hazırlanıyor, Arap Çataroğlu Hazırlanıyor, Desen Üzeyir. Lokman Çaycı bitti, Hat Mahmut Selim Gürsel Hazırlanıyor, Karikatür Uğur Pamuk H,Engin Eryaşar Hazırlanıyor, Karikatür Sönmez Yanardağ Hazırlanıyor
ÇORUMLU 2000 DERGİSİ: Burada da yeni düzenlemeler yaptık. Yeni düzenlemede sayfaları resimlemeye çalıştık. Bizde bulunan yazar hayatına link verdik. Her sayıda; her sayfa yeniden düzenlenerek derginin yeni sayı yüklenecek. Geçmiş sayılarımız da ileride bir sonraki olarak hazırladıkça yükleyeceğim.
SARIÇİĞDEM ŞİİR DEFTERİ: En son sayıya kadar bütün yayınlanan dergiler sayı olarak yüklendi.
TEKE TEK REKLAM GAZETESİ: Burası şu anda boş. Internet ortamında tüm Çorumluların satacakları emlak, araç, otomobil ve diğer ikinci el malları yayınlanacak.
GÜRSEL YAYINEVİ: Tamamlandı.
ÇORUM’A HİZMET EDENLER: Çorumda Yatan Yatırlar Teskere-i Makamat yüklendi, Çorum Büyükleri yüklendi, Çorum Valileri Yüklendi, Çorum Merkez İlçe Belediye Başkanları yüklendi.
BİZİ DESTEKLİYEN FİRMALAR: Olanlar yüklendi
KİTAP DERGİ CD: Sadece Dergiler yüklendi
ÇORUMLU LİNKLER: Bizi linkleyenlerin linklerini yayınlayacağız. Çalışılıyor.
ÇORUM’UN ADI: Yüklendi
ÇORUM ÇARŞISI: Hazırlanıyor
ÇORUM RESMİ DAİRELER: Çorum Valiği Hazırlanıyor. Belediye bölümü Belediye Başkanları linklendi, Çorum Belediye tarihi yüklendi, Çorum Belediye Hizmetleri yüklendi. Belediye Başkanımız yüklendi, müdürlükler hazırlanacak.
ÇORUM TİCARET VE SANAYİ: Tarih Boyunca Çorum Ticaret ve Sanayi Yüklendi. Diğer Bölümlerde çalışıma yapılıyor. Katalog sırasına sadık kalınmaya çalışıldı.
ESNAF VE SANATKÂRLAR: Çalışma yapılıyor
ORGANİZE SANAYİ: Organize Sanayi Müdürlüğü tamamlandı. Diğer bölümlerde çalışma devam ediyor.
YENİ SANAYİ: Çalışma devam ediyor
KÜÇÜK SANAYİİ: Çalışma yapılıyor.
AŞAĞI SANAYİ: Çalışma yapılıyor.
SERBEST MESLEK: Çalışma yapılıyor
VAKIFLAR VE DERNEKLER: Çalışma Yapılıyor.
MAHALLE KÖY VE MUHTARLAR: Çalışma yapılıyor
BİZE ULAŞIN: Tamam, sonra anketler hazırlanacak
Bu çalışmaları Internet’e yüklemek yaklaşık 65 saatlik bir çalışma ürünü, sayfaların çalışması ise 58 günlük bir mesai gerektirdi.
Bir 6 ay daha çalışmam gerekecek. Damlaya damlaya göl oluyor. Bu bilgileri toplamak bir günün işi değil. Şu anda 333 MB lik yer işgal ediyorum, bu en azında 8 katı yer daha kullanacağız,3475 dosya,248 klasör var. Şu ana kadar site içi 21000 link komutu bulunmakta. Birde şunu söyleyeyim ki, ziyaretçilerimizin site bitince işi oldukça zor olacak. Meraklılarına duyurulur bu siteyi tam inceleyim derlersi en azından 90 saat incelemeleri gerekecek. Çorum için burada her şeyi bulmak çok güzel dediklerini duyuyor gibiyim.
Birde sitenin ne olduğunu bilmek gerekiyor. Ticaret Odasının hazırladığı katalogu Cihat Beyden aldım. İnceledim yaklaşık büyüklü küçüklü 510 reklam var. Bu reklamların altlarında 31 web adresi,64 nin üzerinde de e-mail adresi gördüm. Bu çok acı bir gerçek. Bulunan e-mailleri yazdım, pek çoğu da geri döndü. Arama motorlarında ise pek çok site yok. Birçok sitede cevap vermiyor. Site yaptırmak bir şey değil, o siteyi arayanlara buldurmak önemli. Tanıtmak önemli. Aynen yeni yetişen bir çocuk gibi kollamanız, ayakta tutmanız, etrafa da tanıtmanız gerekmektedir. Oldu, ben de yaptım, lazım olun bulur demekle olmuyor. Web sitenizi hazırlayınca uzayın derinliklerine atıp bırakmayın. Bırakmayın da tanıtın. Tanıtırsanız siteniz uzayda bir nokta olmaktan kurtarır. Düşünün; sizin ürettiklerinizden acaba kaç kişi faydalanacak?
Gelelim önümüzdeki günler için düşüncelerimize: Önce ticaret,esnaf,serbest meslek erbaplarını burada sizlere tanıtmak,sonra Internet’e bağlanan bütün eğitim kurumlarımızın sponsorlar sayesinde ya da kendi güçleri ile sup domain vererek bünyemizde bulundurmak, yani şöyle bir örneklersek: https://gurselyayin.com gibi;ayrı birer siteye kavuşturmak.
Ben hazırlıyorum. Sizlerde bu sitenin yaşaması için desteklerinizi esirgemeyin.
Bir atasözü ile de sözümü bitirmek isterim. “Ustamın adı Hıdır, Elimden gelen budur. Daha iyisini yapanlara saygı duyarım.” Beceremeyenlerde zaten halen laf salatası üretmektedirler” onlara bir sözüm yok. Son Atalar sözü ile yazımı bitireyim Tilki uzanamadığı üzüme koruk, koruk dermiş.
Çorumlu 2000 Aylık Kültür Sanat Tarih Ve Edebiyat Dergisi Sayı: 59  25 Ocak 2004 

BU ÇALIŞMA TELİF ESERİDİR İZİN ALMADAN  KULLANMAYINIZ  corumlu2000@gmail.com

Önceki Sayfaya gitmek için tıklayınız

Bir sonraki sayfaya gitmek için tıklayınız

 

 

 

 

https://gurselyayin.com

 

 

 

 

 

 

 32KİTAP BAŞINA DÖNMEK İÇİN TIKLAYINIZ

Önceki Sayfaya gitmek için tıklayınız

Bir sonraki sayfaya gitmek için tıklayınız

 
BU SÖZ BAŞKA SÖZ
Birkaç hafta önce; bir konuşma esnasında Çorum Hakkında büyük bir site hazırlayacağını, bu sitede de Çorum hakkında hemen hemen her şeyin bulunacağını söylemiştim.
Bu nasıl olur? Bu işin altından kalkabilir miyim? Gibi sorular sormuştum.
Şunu da belirtiyim. Bu işin altından kalkmak oldukça zor! Şu an sitenin yüzde otuzunu bitirdim. Eksiklikler veya gidilemeyen linkler varsa bildirin, dedim. “Bilenlerle; bilmeyenlerin bir olmadığını” , ”Aklın yaşta değil başta olduğunu” bir kez daha anımsadım.
Bilgi. Bilmek güzel bir şey! Evde bilgisayar var, Internet var yani “un var, yağ var helva yapan yok” bilmemek çok kötü. Hele bu bilmediğini söyleyememek daha da kötü! Konuyu bilmiş gibi savuşturmakla günü kurtarıyorsun. O an konuyu geçiştiriyorsun da, ya sonra, yalnızken o konu sana lazım olunca “Öküzün trene baktığı gibi” önündeki bilgisayara bakıyorsun.
Bu yazdıklarımı bir maile oturmaya gittiğimizde çay, pasta derken hanımlar kendiişleri ile meşgul oldular. Biz de arkadaşımla baş başa kaldık.
-Arkadaşım: Bizde bilgisayar var. Internet var da bende iş yok. Tam anlamı ile çocuğa da soramıyorum. Bana bilgisayarın bildiğin kadar öğretir misin? Dedi.  Gülümsedim:
- Çalkama değil ki özeyip ağzına akıtayım be birader. Bilgisayarın var. Açmayı kapamayı da biliyorsun. Biraz fedakârlık ve vakit ayırırsan bu iş olur. Senin istediğin gibi bir iki saatte bilgisayar komutları, kolaylıkları, kısa yolu öğrenilmez. Ben Yayınevini kurunca yazar arkadaşlarımızın pek çoğu bizim yaşımızda olgun kişiler olarak bu teknolojiyi öğrenmeleri gerek diye düşünürken, bir tanesi bile arkadaş, bu nasıl çalışır. Sen bize e-mail diyorsun, site diyorsun, posta adresi diyorsun bunlar nedir? Bize öğretmedin demediler. Sen bile bilgisayarla tanışalı üç dört yıl oldu daha yeni diyorsun! Dedim.
Bana bir sohbetimizde hayalini anlatırken, bir salon tutup, yazar arkadaşlar ile beraber burada devamlı toplanalım, buraya birkaç bilgisayar alalım, onlara bilgisayar öğretiyim, onlar yazılarını burada yazsın, birlikte dergiye yön verelim diye düşündüğünü, hatta bu dergiyi dernek haline getirelim dediğimi hatırlıyorum.
Yeni yaptığım sitedeki bilgileri de incelemenizi sağlık veririm. Tabi anlıyorsanız. Anlamıyorsanız da bir Internet kafeye gidin, orada bulunan gençlere söyleyin, sizin adınıza siteyi gezdirirler, tabi birkaç milyona kıymanız gerekecektir. Cebinizde akrep yoktur herhalde.
Yeni yılınızı kutlar. Yeni bilgilerle donanmanızı, bilmediğiniz konuları, bir bilene sormanızı sağlıcakla veririm. 25 Ocak 2004
Çorumlu 2000 Aylık Kültür Sanat Tarih Ve Edebiyat Dergisi Sayı: 59  25 Ocak 2004 

BU ÇALIŞMA TELİF ESERİDİR İZİN ALMADAN  KULLANMAYINIZ  corumlu2000@gmail.com

Önceki Sayfaya gitmek için tıklayınız

Bir sonraki sayfaya gitmek için tıklayınız

 

 

 

 

https://gurselyayin.com

 

 

 

 

 

 33KİTAP BAŞINA DÖNMEK İÇİN TIKLAYINIZ

Önceki Sayfaya gitmek için tıklayınız

Bir sonraki sayfaya gitmek için tıklayınız

AYRI AYRI
Beşinci Cildi De Bu Sayı İle Geride Bıraktık
1998 tarihinden bu güne kadar verdiğim çabanın sonucu olarak 5. cilti de 6 yıl içerisinde 60’ıncı sayı ile geride bıraktık.
Dergimize katkıda bulunanlara, yazarlarımıza ve siz okuyucularımıza buradan da teşekkür etmeyi bir borç bildim. Ömrüm yeter, sizlerin desteği devam ederse, bu dergiyi yaşatmaya çalışırız. Olmazsa bilenin, bulanın olsun der geçeriz. Karar sadece benim olmayıp kendisini ÇORUMLU sayanların.
           
KURBAN BAYRAMI
Bu sayımızla bir kutsal Bayramında kutlamasını yapıyoruz. KURBAN BAYRAMI.
Dergimizde bu vesile ile bütün yazarlarımın ve okuyucuların KURBAN BAYRAMINI buradan kutlar, nicelerine erişmelerini dilerim. 22 Şubat 2002
 
BU SAYIMIZDA
Çorum’un yeni bir ısıtma sistemi ile karşı karşıya geldiği olayla karşı karşıya kalmakta. DOĞAL GAZ. Ben ve yazarlarım ile bu işlerle ilgilenenlerin bilgilerini sizlerle bu sayımızda irdeleyeceğiz. Bulduğumuz ve bildiğimiz gerçeklerle sizlere bilgi vermeye çalışacağız.
 
INTERNET
            Dergimiz aynı şekilde Internet üzerinden yayınlanmaya devam etmektedir. http://corumlu.com adresimizde dergi dağıtımından sonra tamamı yüklenmekte,basılı dergi ulaştıramadığımız ÇORUMLULARA buradan ulaştırılmaya çalışılmakta.
            Sarı Çiğdem Şiir Defterinin tamamı yüklenmiş durumda olup,son sayı ile birlikte arşiv olarak okurlara sunulmaktadır.
            Çorum Resimleri ise bazı bölümlerinin eksikliğine rağmen,yeni resimlerle yüklenmiş durumda.
Çorumlu 2000 Aylık Kültür Sanat Tarih Ve Edebiyat Dergisi Sayı: 60  25 Şubat 2004 

BU ÇALIŞMA TELİF ESERİDİR İZİN ALMADAN  KULLANMAYINIZ  corumlu2000@gmail.com

Önceki Sayfaya gitmek için tıklayınız

Bir sonraki sayfaya gitmek için tıklayınız

 

 

 

 

https://gurselyayin.com

 

 

 

 

 

 34KİTAP BAŞINA DÖNMEK İÇİN TIKLAYINIZ

Önceki Sayfaya gitmek için tıklayınız

Bir sonraki sayfaya gitmek için tıklayınız

DERGİMİZİN ÖMRÜ

Dergimizin ömrü, sizlere bazı serzenişlerde bulunmama rağmen (katkıda bulunanlar hariç) aynı şekilde ve aynı düzeyde devam etmektedir. Bir zamanlara dergimiz sondan bir olmasın diyerek sizlere seslenmiştim, sesime birkaç kişi cevap vermiş dergi bu güne kadar gelmiş bulunmaktadır. Her halde artık bana da ağlamaktan başka yapacak bir iş kalmamakta, ben de bu işlevi yapıyordum.

Değişen bin gündem yok. Değişmeyecekte. Kimseye de bir diyeceğim yok. Kendim söylüyor, kendim dinliyorum. Bir yazarımızın  “ÇORUMLU 2000 DERGİSİ GEREKLİ FAKAT LÜZUMSUZ” demişti. O gün bu kelamı işitince çok üzülmüştüm. Bunu söyleyen birde yüksek tahsil idi. Üzülmemin sebebi, okumaya verilen önemin ne kadar bariz bir açıklama ile sözlere dizilmesi idi.

GEREKLİ FAKAT LÜZUMSUZ! Gerekliliğimizi yerine getirdim. Lüzumsuzluğunu da artık sizler karar verirsiniz.

ALTMIŞ sayı ile GEREKLİ FAKAT LÜZUMSUZ! sizlerle olduk, sizler karar verirseniz,Rabbimiz de bizlere sağlık ve ömür verirse birkaç sayı veya cilt çıkartabiliriz.

“Bakalım Mevla’m neyle. Neylerse güzel eyler”

Çorumlu 2000 Aylık Kültür Sanat Tarih Ve Edebiyat Dergisi Sayı: 60  25 Şubat 2004 

BU ÇALIŞMA TELİF ESERİDİR İZİN ALMADAN  KULLANMAYINIZ  corumlu2000@gmail.com

Önceki Sayfaya gitmek için tıklayınız

Bir sonraki sayfaya gitmek için tıklayınız

 

 

 

 

https://gurselyayin.com

 

 

 

 

 

 35KİTAP BAŞINA DÖNMEK İÇİN TIKLAYINIZ

Önceki Sayfaya gitmek için tıklayınız

Bir sonraki sayfaya gitmek için tıklayınız

 

MEKTUP’U DİLEKÇE OLARAK GÖRME VE BİR CD

Bir yönetici için yazılan bir mektup, bir öneri ve bir talep içermekte olup, bu mektup o yöneticiye verilmediği; yani yerine ulaşmadığını bildiren bir dilekçeye cevap olarak dönmesi beni düşündürdü.

Tarafımdan yazılan bir mektupla, bir talepte bulunulmuş, bu talep kabul görmemiş olabilmesine karşın, yardımcısı tarafından “yetkilinin işlerinin yoğunluğu” bahanesi ile ve mektubun bir dilekçe gibi işlem görmesi ve cevaplandırılması oldukça işlerin nasıl savsaklandığı ve bazı işlemlerin bu yetkiliye bile gösterilmeyerek, yardımcılar tarafından cevaplandırıldığı ispatı olarak 2004’ün ilk günleri elimize geçmiş bulunmaktadır.

Biz dilekçe yazmaktan uzak birisi değiliz. Mektup ve dilekçenin de ne olduğunu bilmeyecek kadar da bilgisiz değiliz. Biz isteklerimizi ve önerimizi dilekçe ile de sunmayı bilmeyecek kadar da yazışmadan yoksun değiliz. Verdiğimiz CD’nin nasıl açıldığını bilmiyorsanız o da sizin probleminiz.

Bence meraka düşüren cevaba, neden bir mektupla cevap verilmemesidir!

Çorumlu 2000 Aylık Kültür Sanat Tarih Ve Edebiyat Dergisi Sayı: 60  25 Şubat 2004 

BU ÇALIŞMA TELİF ESERİDİR İZİN ALMADAN  KULLANMAYINIZ  corumlu2000@gmail.com

Önceki Sayfaya gitmek için tıklayınız

Bir sonraki sayfaya gitmek için tıklayınız

 

 

 

 

https://gurselyayin.com

 

 

 

 

 

 36KİTAP BAŞINA DÖNMEK İÇİN TIKLAYINIZ

Önceki Sayfaya gitmek için tıklayınız

Bir sonraki sayfaya gitmek için tıklayınız

 
BİLMEDİĞİ HALDE BİLMİŞ GİBİ DİNLİYORDU.
Yaklaşık; altı yıldır bilgisayarla haşır neşirim. 1947 doğumlu olmam, bazılarını şaşırtmakta, beni yaşlı olarak görmeleri ve yaşımın onlara göre genç olması sokunu yaşatmakta. Ben yaşlı gözükmekten müşteki değilim. Görünüş yaşı değil, yaşayış yaşına bakarım. Benim bu düşüncem Aralık 2003 ayında yeni bilgilere ermemi sağladı. Hasbelkader bilgisayarı öğrendik.
1991 tarihinde Çorum İl Yıllığı için araştırma için senelik izin alarak Ankara Milli Kütüphaneye gittiğimde, katalogların bilgisayara geçirildiğini görmüş, bilmediğim bir makine karşısında apışıp kalmıştım. Ankara araştırmaya gitmiştim.  Fakat karşıma bir ekran ve sonradan adının klavye olduğunu öğrendiğim bir nesle çıkmıştı. Bu aletin adını biliyordum, fakat kullanmayı bilmediğim bir bilgisayar olduğunu gördüm.
Bilmediğim bir edevatı da kullanamazdım. Orada bir genç’e bilgisayardan kitap ismi arayacağımı söyleyince amca, aradığını yaz enterle varsa karşına çıkar demişti. Ben de anlamadığımı, yardım etmesinin mümkün olup olmadığını söylemiş ve aradığım kitapların isimlerini o genç sayesinde araştırmıştık.
Ahdettim. İlk iş olarak bu bilgisayarı öğrenmeliyim dedim. Zamanı geldi öğrendim.
Aralık ayında dergimizi okuyan arkadaşa konuşuyoruz. Arkadaş ben anlatıyorum, beni dinliyor, tasdik ediyor ve onaylıyordu. Hatta sen yaparsan tabii güzel olur gibisi ile de beni de pohpohluyordu. Neyse iş yerinden konuşarak bürosuna geçtik. Bu güne göre en az 3 milyarlık bir bilgisayar sistemini görünce sevindim. İçimden demek ki bizim siteyi de gezmiş, görmüş diye içimden geçirdim. Sekreteri ne içersiniz diye sordu. Ben çay istedim. O içmeyeceğini söyledi. Çayı beklerken, arkadaşa Internet’e bağlanıp bağlanmadığını sordum, bağlantının olduğunu söyledi. Açta bizim siteye neler yaptığıma beraber bakalım diyince ne dese beğenirsiniz?
- Mahmutçuğum! Ben bilgisayarı açmayı bilmiyorum ki!
Bu arkadaşım beni nezaketten dinlemiş, anlamış gözükmüş fakat masasında bulunan bilgisayarını kullanmayı bilmediğini söyleyebilmişti. Ben şaşırmıştım. Beni iyice anlamış gibi dinlemişti.
Beni taltif ve onura etmişti. Böylece, bazılarının bilmedikleri halde fikirler verebildiklerini, beleşten de onura ettiklerini bu yaşımızda öğrenmiş olduk. Bildiğiniz gibi atalarımız “Öğrenmenin yaşı yoktur” diye boşa söylememişler.
Bu gözlemimi islerle paylaşmamın yeni anladığım bu konu ile sebepli. Aman dikkat edin! Sizi tenkit edenlerin veya övenlerin sözlerine fazla önem vermeyin! Önce o konuyu bilip bilmediğini öğrenmeye çalışın. Sonra o konu hakkında konuşun. Yoksa benim gibi boşuna çenenizi yormuş olursunuz.
Çorumlu 2000 Aylık Kültür Sanat Tarih Ve Edebiyat Dergisi Sayı: 60  25 Şubat 2004 
 

BU ÇALIŞMA TELİF ESERİDİR İZİN ALMADAN  KULLANMAYINIZ  corumlu2000@gmail.com

Önceki Sayfaya gitmek için tıklayınız

Bir sonraki sayfaya gitmek için tıklayınız

 

 

 

 

https://gurselyayin.com

 

 

 

 

 

 37KİTAP BAŞINA DÖNMEK İÇİN TIKLAYINIZ

Önceki Sayfaya gitmek için tıklayınız

Bir sonraki sayfaya gitmek için tıklayınız

ŞİİR VE İLHAM!

Zaman olur ki şiir yazan kalemini bir harf bile oynatamaz. Neden?

İlham gelmez de ondan. Şevki yoktur dizeleri birbiri arkasına eklemek için. İsteği belki de son anda, tam uykuya dalmak üzere iken gelir, yazabilirse yazar, yazamazsa yazamaz. Bazen de rüyasına girer bir sanatkâr, ona söyler. O da can kulağı ile dinler. Uyanınca o sanatkârdan dinlediği dizeleri yazar sonra; o sanatkârın bildiği bütün eserlerini dinler acaba bu eseri var mı diye.

İlham işte böyle bir şeydir.

Bazı şiir yazanlar bu ilham denilen şeye inanmazlar. Çünkü onların kapısına uğramaz bu ilham denilen inanmadıkları şey. Nasıl uğrasın ki; duyguyu içten yaşayamayan kişinin kapısından. Bu kişiler çok okumaktan bahsedeler ki bu doğrudur. Benden okur, senden okur, ondan okur. Birde okurken hoşuna giren ilham göstergelerini bir bir toplar. Bunları yazar. Sonra ne yapar dersiniz? Bunları bir güzel harmanlar. Belki de yayınlar. Kimse diyemez yahu birader bu öz bulgu veya vurgu benimdi! Neden desin ki; zaten o vurguyu veren ilhamı onun yanında bulunmaktadır. İlhamı olanın gönlü o kadar geniştir ki, yayınladığı şiirinin altına başkası imzasını atsa bile güler geçer ve hatta sevinir.

İlhamı tanımayanlara ithaf olunur.

Çorumlu 2000 Aylık Kültür Sanat Tarih Ve Edebiyat Dergisi Sayı: 60  25 Şubat 2004 

BU ÇALIŞMA TELİF ESERİDİR İZİN ALMADAN  KULLANMAYINIZ  corumlu2000@gmail.com

Önceki Sayfaya gitmek için tıklayınız

Bir sonraki sayfaya gitmek için tıklayınız

 

 

 

 

https://gurselyayin.com

 

 

 

 

 

 38KİTAP BAŞINA DÖNMEK İÇİN TIKLAYINIZ

Önceki Sayfaya gitmek için tıklayınız

Bir sonraki sayfaya gitmek için tıklayınız

 
NİÇİN BİZ BURADAYIZ?
Çorumlu 2000 Dergisi 1999 tarihinde 2004 tarihine kadar çeşitli sitelerde, domainler altında INTERNETTE yayınlandı.
corumlu2000.8m.com, corumlu2000.mynet.com gibi ücretsiz sitelerde, daha sonra ise son üç yıl corumlu2000.com adresinde yayınlandı. Şimdi de https://gurselyayin.com yayınlanıyor!
INTERNETTE dergimizi takip eden okuyucu sayımız 1200’ün üstünde olup, bu okuyucularımızın %80’i Türkiye dışında bulunan Çorumlu hemşerilerimizdir.
Okuyucularımızın Dergimizden haklı istekleri oldu. Internet’te Dergimizin haricinde Çorum hakkında bilgiler, Çorum resimleri, ilçeler hakkında bilgiler ve en çokta Sanayi kuruluşları ile bilemedikleri adresleri tarafımdan istediler. Bende Internet’ten e-maille elimden geldiği kadar bilgi verdim. Temmuz 2003 tarihinde istekler o kadar arttı ki; e-mail adresimi kontrol etmezsem dolacak seviyeye geldi. Bu masum isteklerin tarafımıza sıkıntılarını burada dile getirmek istemiyorum. Maddi imkânsızlıkların had safhaya ulaştığı bir zamanda olmamıza karşın birde zaman ayırmama faktörü ile karşı karşıya kaldım. Günlük Internet’e 4 saat kadar e-mail cevaplama ile geçiyor olması, ayrıca okuyucularımızın tarafımızdan istenen bilgileri arşivden bulup yeniden yazarak istenilenlere cevap verilmesi beni zorladı.
Kasım 2003 Tarihinde dergimizin en son sitesi olan http://www.corumlu2000.com sitesi domainini kapatarak, uzun zamandır boşalmasını beklediğim http://www.corumlu.com adresine dergimizi taşındık. Okurlarımızın isteği olan resim, bilgi ve diğer konuları ihtiva eden bilgileri yüklemeye devam ettim.
Bazı firmalara müracaat ederek onlarında bilgilerini sitemizin bünyesinde tanıttık. Bundan sonraki bölümlerde tüm Çorum’un ticaret erbabını, esnaf ve sanatkarını, serbest meslek sahiplerini sitemizin bünyesinde tanıtacağız. Resmi daireleri, okulları, dernekleri de katılmak isterlerse tanıtacağız. Artık Çorum hakkında oradan buradan bilgi aramaya gerek kalmayacak duruma getireceğim.
Artık sitemiz bir portal konumuna geçmeye hazırlanmaktadır.
Tabii hepimizin birleşmesi ile bu portalın yaşatılması içinde elimizden gelenleri yapmaya çalışmamızla olacaktır.
Gayret bizden hidayet Allah’tan tüm Çorumlulara duyurulur.
Bizde burada bulunmak istiyoruz diyen tüm dünyada bulunan hemşerilerim bana corumlu2000@hotmail.com adresimden müracaat edebilirler.
Çorumlu 2000 Aylık Kültür Sanat Tarih Ve Edebiyat Dergisi Sayı: 61  25 Mart 2004 

BU ÇALIŞMA TELİF ESERİDİR İZİN ALMADAN  KULLANMAYINIZ  corumlu2000@gmail.com

Önceki Sayfaya gitmek için tıklayınız

Bir sonraki sayfaya gitmek için tıklayınız

 

 

 

 

https://gurselyayin.com

 

 

 

 

 

 39KİTAP BAŞINA DÖNMEK İÇİN TIKLAYINIZ

Önceki Sayfaya gitmek için tıklayınız

Bir sonraki sayfaya gitmek için tıklayınız

YAZMA KİTAPLARIN BAŞLARINA GELENLER
Hasan Paşa Kütüphanesi Kısa Tarihçesi: Osmanlı Döneminde ilimizde bulunan üç medresenin kütüphanelerinde mevcut olan el yazması ve matbu kitapların “Tekke ve Zaviyelerin Kapatılması Hakkındaki Kanun” gereği işlevini kaybeden Süleyman Feyzi Medresesi kütüphanesinden 600, Kurdoğlu Medresesi kütüphanesi banisi Ahmed Feyzi Kütüphanesinden 3000, Hasan Paşa Medresesinden 900 adet el yazması ve matbuu kitap bulunmakta idi.
Bu kitaplar Çorumlular tarafından bir araya getirilerek; şimdiki Belediye Binası olarak kullanılmakta olan binayı vakıf olarak yaptırtarak burada “Milli Kütüphane” olarak Çorumluların hizmetine sundular!
Kütüphane, burada bir müddet kaldıktan sonra Bahçelievler de bulunan şimdiki “Hasan Paşa Kütüphanesine “ taşınmış bulunmaktadır. Kütüphane sonradan Mimar Sinan Mahallesinde bulunan yeni binaya Müdürlük olarak taşınmış ve burada halen görevine devam etmektedir.
Kütüphane Müdürlüğü yeni binaya taşınırken Hasan Paşa Kütüphanesinde bulunan mükerrer matbu kitaplardan başka kitap yeni binaya götürmemiş olup, Arap Harfli Matbu ve El yazması kitaplar halen “Hasan Paşa Kütüphanesinde” muhafaza edilmektedir.
Hasan paşa kütüphanesi el yazma kitapları: Hasan Paşa Kütüphanesinde bulunan el yazması kitaplar belirli zamanlarda Kütüphaneler Genel Müdürlüğünce “Bölge Kütüphanelerine” götürülme kararları alınmış olup, tarafımdan Kütüphanede çalışırken Çorum’da şahsi gayretlerimle meydana getirdiğim kamuoyu ile yazma eserlerimiz Çorum’da kalmış, bilahare ikinci bir emir ile “Ankara Milli Kütüphanesine “ Devri istenmiş tekrar kamuoyunun itirazı ile Çorum’da kalmaları sağlanmıştır.
Bu girişimlerim sebebi ile tayinimin Tatvan’a çıkması üzerine emekliliğimi isteyerek GÜRSEL YAYINEVİNİ kurdum. En son olarak Kütüphaneler Genel Müdürlüğünün tekrar Çorum El Yazma Kitaplarını alma girişiminden önce bir araştırma grubuna hazırlattırılarak yazma kitapların Çorum’dan alınması için girişimde bulunulmuş, bu girişimde gelen elemanların basına verdikleri  beyanatlarına cevap olarak Çorumlu 2000 Aylık Kültür Tarih Sanat ve Edebiyat dergimde cevap vermeme rağmen kitapların götürülme isteği gayri resmi dile getirilmiş, bu isteğin sonucu Beklenirken, kütüphanede bulunan kitapların bazılarının bu günkü mirasçıları dedelerinden kalan kitapların götürülmesi karşısında taraflarına iadesi dergimde istenmiş ve Çorum aydınlarınca da el yazması kitapları hakkında yazılar yayınlanmasından sonra kitapların tekrar götürülme isteği bu güne kadar gündeme getirilmemiştir.
Yazma Kitapların Çorum’da Kalma Gerekçeleri:
Yukarıda bahsi geçen El yazmalarının acaba Çorum’da kalması için bu çabaların gerekçelerinin neler olacağı sorusuna verilecek cevap şudur:
1- Bu kitapların pek çoğu Çorumlu Müellif (yazar) ve hattatların emekleri ile meydana gelmiştir.
2- Bu eserlerin pek çoğunda Çorum hakkında bilgiler bulunmaktadır.
3- Bulunan bilgilerin Çorumlularca da araştırma yapabileceği göz önüne alınırsa; ata yadigârları incelemek için Çorum’dan Ankara veya Konya’ya gitmelerinin gerekeceği.
4- Çorum’da bulunan İlahiyat Fakültesi öğrencilerine tez için bu kitaplardan görev verilerek bunların pek çoğunun incelenerek bu günkü dile çevrilmesi için girişimlerde bulunulması gerekliliği.
5- Her yıl bu yazmaların içerisinden incelenmek için yabancı uyruklu araştırmacıların Çorum’a gelerek en az on beş gün bu kitapları yerinde yani Çorum’da incelemeleri neticesinde yiyecek, barınacak ve ihtiyacı için harcayacakları paraların ilimizde kalması ile bir nevi “Kültür Turizmi” olarak görülmesi. Bu gerekçeleri daha da çoğaltmamız mümkündür.
Hasanpaşa Kütüphanesi Alarm Sistemlerinin Yapılması
Son sayımızı derleme için Hasan Paşa Kütüphanesine bıraktığımızda, senelerce uğraştığım ve yazdığım bir sisteminin yapıldığını görmek sevindirdi. Sebep olanlara teşekkür ederim.
Hasan Paşa Kütüphanesi Yazma Eserlerin Cd Alınması
Bizce bu işlemi yapanların; çalışmalarda yalnız bırakılmaları, orada çalışan kişinin yazma eserlere nasıl davranacağını bilmeden; basit bir cam ile yazma kitapları düzlemle getirerek fotoğraflaması ne kadar yazma eserleri korur? Ayrıca Yazma Eserler deposuna her personel yalnız girmemelidir. Hele hele bu girip kitap çıkartan kişinin YAZMA kitabın ne olduğunu bilmeden depodan çıkartarak fotoğrafı çekene vermesi gibi basit gözüken milyon dolarlık eserlerin kimlerin elinde, kimlerce çekiminin yapılması, kimlerce kayıtları dahi tutulmadan yazma eserlerin depodan çıkartılması tarafımdan 14 Şubat 2004 tarihinde bizzat tespit edilmiştir.
Aynı saatlerde de orada bulunan bir yetkilinin duruma el koymaması da düşündürücüdür. Ayrıca bu yetkilinin o kütüphanede uzun yıllar memurlukta bulunması ve yazma eserlerin herhangi bir sebepten depodan çıkartılma usullerinin neler olduğunu bilmesi de gerekli değil midir? Acaba; el yazmaları bu işlemle başka bir komploya mı gidecek?
Hasan Paşa Kütüphanesi El Yazma Eserleri Katalog Basımı
Kültür Bakanlığı El Yazma Eserleri Ankara’ya götürüp künyelerini çıkartma girişimi maalesef bütün girişimlerime rağmen Çorum’da kalmalarına ve burada künyelerinin çıkartılması isteklerim havada kaldı. Ankara’ya bütün Yazma Eserlerin götürülme kararı alındı. Bizzat bir kış günü personeli nöbetleşe olarak depoya çağırarak başlarında bizzat bulunarak Tekel Müdürlüğünden getirttiğim yabancı sigara kolilerine yerleştirdim. Günü geldi bir köhne kamyon gelerek gözyaşlarım içerisinde nezaretimle kamyona yükledik. İnanır mısınız bir branda dahi getirilmemişti. Allah’tan O gün akşama kadar kar ve yağmur yağmasın diyerek dualarımla yolladım. Beraber gitme istemim ret edilmişti her nedense?
Ankara’yı arayarak kitapların geldiğini Bakanlık TÜYOTOK bölümüne indirildiğini öğrenince rahatladım. Orada El yazmaları uzun süre kaldı. Sonra eksiksiz Çorum’a geldi. Hemen bir komisyon kurarak kitapları tek tek, sayfa sayfa kontrol ettim. Yalnız orada yani Ankara da kolilere konulurken kitapların miklepleri diğer kitapların ağırlıkları ile kırılmış, kitap muhafazaları ise deforme olmuş, hoyratça kullanılarak şirazeliri koparılmıştı. Ayrıca da bazı kitaplardan vakıf mühürlerinin kesildiği tespit edildi. Bunları tek tek tespit tutanağı ile tespit ederek Kültür Bakanlığına rapor yazdım.
Bir müfettiş geldi, sonuçları gösterdik. Ne oldu? Hiçbir şey. Kitapların yıpranması, mikleplerin kırılması, ciltlerinin bozulması, mühürlerin alınması zararlarına da şükrettim. Ya kitapların başında bulunan dibaceler gitse idi ne olurdu?
Sevindiren taraf ise uzmanlarca kitap tespit katalogu Kültür Bakanlığınca çıkartılmıştı; fakat elemansızlık, ödeneksizlik bu katalog basılamadı. Emekli olduktan sonra da Ankara’da takip ettim en son bu katalogu yazdıracak uzman bulamadıklarını söylediler.
İnşallah Arapça, Osmanlıca, Farsça  ve Türkçe ile Arapça klavye kullanmayı bilen bir dizgici bilinir da aslı gibi hazırlanır, basılır ve bütün dünya kütüphanelerine ücreti ile dağıtılır mı? Her halde CD işi gibi yüzeysel bir şeylerle yaptıkta oldu denilir.
Hasan Paşa Kütüphanesinde Bulunan Ünik Eserle Ve Çorumlu Hattalar Baktık yine iş bize düştü. ÇORUM 1997 adlı çalışmamda; ünik kitapların künyeleri ile Çorumlu Hattatların eserlerini yayımladım. Araştırmacılara yardımımız oldu. Sonra da 2003 te kurduğum yeni siteme de bu bilgileri yükledim.
Ömrüm müsaade ettikçe, aklım erdikçe de El Yazma Kitapları savunacağım. Tabii bir dinleyen olursa (!)
Hepimizin bir ömrü var. Kitapların ömrü bizlerden en az 10-15 kat fazla. Dikkat eder, koruyabilirsek daha da uzun olur. Benim tespit ettiğim en eski kitap Hicri 319 Şubatın 21’inde 1425 Hicri seneye girdik gerisini merak eden hesaplar.
Çorumlu 2000 Aylık Kültür Sanat Tarih Ve Edebiyat Dergisi Sayı: 61  25 Mart 2004 

BU ÇALIŞMA TELİF ESERİDİR İZİN ALMADAN  KULLANMAYINIZ  corumlu2000@gmail.com

Önceki Sayfaya gitmek için tıklayınız

Bir sonraki sayfaya gitmek için tıklayınız

 

 

 

 

https://gurselyayin.com

 

 

 

 

 

 

 40KİTAP BAŞINA DÖNMEK İÇİN TIKLAYINIZ

Önceki Sayfaya gitmek için tıklayınız

Bir sonraki sayfaya gitmek için tıklayınız

ISBN-ISSN-BANDROL-FOTOKOPİ-CD
Bilenlerle bilmeyenler bir olur mu?  Olmaz tabi. Bir de eski Cumhurbaşkanımız Sayın Süleyman Demirel bile “Bir bilene sorun” demesi acaba boşa söylenmiş bir söz müdür?
Hayır. Bu sözlerin bir gerekçesi vardır.
2001 yılından sonra şikâyet olununca uygulamaya giren pek çok yayın ve çoğaltma işlemlerinde, Kanun ve Tüzüklere aykırı hareketler bilhassa RESMİ KURUMLARCA çiğnenmesi dikkate değerdir. Düşünebiliyor musunuz? ISSN vermekle görevle olan Kültür Bakanlığının kuruluşu bir dergi hazırlıyor. Bu dergide ISSN numarası yok. Ayrıca bütün okulların yayınladığı dergilerin tamamında ISSN yoktur. Almaya gerek görmezler demiyorum. İncelemediklerinden almak zorunluluğunu bilmezler. Bu konuma Valilik, Belediye Başkanlığı, Ticaret ve Sanayi Odası, ÇORUMSİAD gibi kuruluşlar, yazarlar, çizerler gibi onlarca olarak sizlere sayabilirim.
Kültür Bakanlığı; Uluslar arası Standart Kitap Numarası ISBN ve Uluslar arası Standart Süreğen Yayınlar Numaralandırma sistemi ISSN numaralarını acaba niçin kullanılmasını istemektedir?
ISBN ve ISSN Standart numaraların şu yararları bulunmaktadır:
Kütüphaneler ve Yayımlar Genel Müdürlüğü 13 Ekim 1987 tarih ve 19603 sayılı Resmi gazetenin 4. sayfasında yayınlanan Tebliğ No: KYM-87/1 maddeleri:
1-Milletlerarası Standart Teşkilatının ISO/2108 (1972) işareti ile tespit ettiği bu teşkilatın üyesi olan Türk Standartları Enstitüsünün (TSE) 2143 Kasım 1975 işareti ile Türk Standardı olarak kabul edilen ISBN (Milletlerarası Standart Kitap Numarası) uygulanmasına Resmi Gazetede Yayınlandığı tarihte başlanacaktır.
2-ISBN Standart kapsamına giren yayınlar bu standart hükümlerine uyacaklardır.
3-Bu standarda ait hükümler 2881 sayılı Kanuna ve 187 Sayılı Kanun Hükmünde Kararnameye göre Bakanlığımızca uygulanacaktır.
4-Bu Tebliğ yayın tarihinde geçer.
Demektedir. Merak edenler faydalarını da araştırıp bulurlar.
 
BANDROL 5846 SAYILI FİKİR VE SANAT ESERLERİ KANUNU
Madde 81- (Değişik: 21.2.2001-4630/33) Musiki ve sinema eserlerinin çoğaltılmış nüshaları ile süreli olmayan yayınlara bandrol yapıştırılması zorunludur Ayrıca kolay kopyalanmaya müsait diğer eserlerin çoğaltılmış nüshalarına da eser veya hak sahibinin talebi üzerine bandrol yapıştırılması zorunludur.
Bandroller, Kültür Bakanlığınca bastırılır ve satılır. Bakanlık, meslek birlikleri aracılığı ile de bandrol satışı yapabilir. Bandrol gelirleri, Bakanlık adına ulusal bir bankada açılacak hesaba yatırılır Gelirler, fikri mülkiyet sisteminin güçlendirilmesi ile yurt içindeki ve yurt dışındaki kültür varlıklarının korunmasına ve devam ettirilmesine yönelik faaliyetlerde kullanılır.
Bir esere bandrol alınabilmesi için, bandrol talebinde bulunanın yasal hak sahibi olduğunu gösterir bir taahhütnameyi doldurması zorunludur.  Kültür Bakanlığınca tesbit edilen diğer evrak ve belgelerle birlikte başvuru yapılır. Bakanlık, bu başvuru üzerine, başka bir işleme gerek kalmaksızın on iş günü içinde bandrol vermek mecburiyetindedir.
Merak edenler Kanunu bularak inceleyebilirler. Ayrıca da bu konu hakkında hükümetin ağırlık verdiği yeni bir kanun çalışmasını da yaptığını söyleyebilirim.
 
FOTOKOPİ İLE ÇOĞALTMA: Bir fikir eserini, çoğaltarak, bir
kısmından yara tamamından haksız kazanç sağlayanlar acaba ne gibi suçlar işlediklerini biliyorlar mı ? Fikir sahibinin ürettiği eseri hangi hakla sayfa olarak çoğaltarak ufak ta olsa MADDİ GELİR kazanması kanuni midir, insani midir?
 
CEZAİ YAPTIRIMLAR: İzinsiz çoğaltma, izinsiz eser kullanma gibi fiiller için çok ağır cezalar konulmuştur. Bu cezalar caydırıcı olmaktan başka meddi açıdan da bu günün fiyatlarına göre de çok yüksektir. Kanun koyucu:” dört yıldan altı yıla kadar hapis ve 50 milyar liradan 150 milyar liraya kadar ağır para cezasına hüküm olunur.” Demektedir.
Yukarıda belirttiğimiz işlemler dışında kalmak için, fotokopi ile alıntı yaparak ufak bir maddi çıkar için kopyaladığınız fikir eseri, CD ile çoğaltılması istenilen bir çalışmayı, bir fikri eser olan kitaptan izinsiz alıntı yapmayı biraz daha düşünerek yapmalıyız.
Dikkat edelim. Sonradan eser sahipleri hakkını arayınca mağdur duruma düşürüldük demeyelim.
Çorumlu 2000 Aylık Kültür Sanat Tarih Ve Edebiyat Dergisi Sayı: 61  25 Mart 2004 

BU ÇALIŞMA TELİF ESERİDİR İZİN ALMADAN  KULLANMAYINIZ  corumlu2000@gmail.com

Önceki Sayfaya gitmek için tıklayınız

Bir sonraki sayfaya gitmek için tıklayınız

 

 

 

 

https://gurselyayin.com

 

 

 

 

 

 41KİTAP BAŞINA DÖNMEK İÇİN TIKLAYINIZ

Önceki Sayfaya gitmek için tıklayınız

Bir sonraki sayfaya gitmek için tıklayınız

66 SENE ÖNCEKİ DERGİMİZİN ADAŞI ÇORUMLU
Dergimiz elinizdeki sayısı ile ÇORUM’DA yayınlanan en uzun ömürlü dergi olma bahtiyarlığına ulaşmış bulunmaktadır.
Bildiğiniz gibi Çorumlu 2000 altı yıldır sizlerle beraber oldu. İki ay kadar önce beşinci cildini bitirerek altıncı cilde başladı. Erersek Haziran 2004’te 7. yıla gireceğiz.
Dergimin birinci sayısından ufak bir alıntı yapmak istiyorum:
AMACIM:
Bilindiği gibi kalkınma sadece sanayi alanında olamaz. Sanayi alanında kalkınmanın yanı sıra, kültürel kalkınmanın da at başı gitmesi gereklidir. Yoksa kalkınma yalnız tek düze olur ki, topluma fayda yalnız tek taraflı olur. Bu nedenlerin ışığı altın da, kendim bir vazife çıkarttım.
Yayınevini açma amacımdan birisi, bildiklerimi başkaları ile paylaşmaktı. Benim gibi kendi çabaları ile eser veren arkadaşlara yardım etmek, onların çalışmalarını gün ışığına çıkartarak sizlerin görüşüne sunmaktı. Bazı yazar arkadaşlar için elimden gelen yardımlarda bulundum. Yazıtları kitap haline gelmeyecek durumda olan arkadaşların yazı yazma devamlılığını sağlamak amacı ile Çorumlu 2000 dergisine yazı yazmaları için baskılarda bulunuyorum. Bu yazıları birikince bir kitap haline getirerek sizlere sunmayı düşünüyorum.”
Bu görüşümün bu günde arkasındayım. Bu yıl sizlerde katkı verirseniz yazıları kitap haline gelecek yazarlarımızın yazılarını kitap haline getirmeye çalışacağım.
1938 tarihinde Çorum Halkevlerinin çıkarttığı ÇORUMLU Dergisi uzun uğraşılarla yayın hayatını sürdürdü. O zaman büyük öz verilerisi ile derginin yürümesi için çabalar sarf eden Rahmetli Meslektaşım Eşref Ertekin’i de burada anmadan geçemiyeceğim.
Dergimizin hikâyesinin ana donesi ÇORUMLU dergisini tıpkı basım olarak aylık yeniden bastırmak istememdi. Maalesef o tarihte bu isteğimi destekleyen katkı veren sponsor bulamadım. Bu arzum halen hayalimi süslemektedir. Yaklaşık 40-50 milyarlık ufak bir ücret olmasına karşı dikkate alınmadığından bu isteğimi burada tekrar ekmekte bir beis görmeyerek;1938 tarihide yayına geçen derginin içindekiler bölümünü de aşağıda sizlere sunuyorum.
1938 ÇORUMLU DERGİSİ
ÇORUMLU, Sayı:1: Çorumluyu Neden Çıkartıyoruz, Halkevlerinin Kuruluşundaki Maksat ve Gaye, 16. Asırda Çorum’un Askeri ve İdari Vaziyeti Hakkında Bazı Malumat, Osmancıklı Mehmet Paşanın İki Vakfiyesi, Çorum Havalisi Mamali Aşireti ve Ömer Osman Paşalar, Çorum’un Halay Oyunu ve Arzı Türküsü
ÇORUMLU, Sayı:2:İnkılâp Vazifeleri,19 Mayıs ve 23 Nisan, Kul Mustafa ve Çorum Erliği, Kaside-i Kapusuz, Çorum'da Nişan Adetleri, Çiğdem Eğlencesi, Çorum'un İklim Özellikleri, Fidayda Türküsü ve Oyunu,
ÇORUMLU, Sayı:3: İnkılâp Vazifeleri, Çorum'da Beyler Çelebi ve Muzaffer Paşa Cami Minberi, Çorum'da Cerit Aşireti, Onuncu Hicret Asrında Çorum, Yer Adları
ÇORUMLU, Sayı: 4: Çorum’da Sıhhat Teşkilatı, Çorum'da Eski Nişan Adetleri,
ÇORUMLU, Sayı: 5:İnkılâp Vazifeleri, Osmancık'ta Üç Kitabe, Deli Boran, Çorum'un Halk Oyunlarından Hüzünlü Oyunu ve Türküsü, Haydi Cumbam
ÇORUMLU, Sayı:6: Aklı Gözünde Olanlara, Yurtta Araştırmalarda Kuşsar, Kuşsaray  ve Kuşören Çorum Adı Üzerine Araştırma, Folklor Derlemeleri, Halk Ağzından Atatürk Bir Destan İki Ağıt, Kurtuluş Savaşı ve İnkılâp Destanı
ÇORUMLU, Sayı: 7:Cumhuriyetin 15. Yılında Çorum, Dil Bayramı, Mülga Şer’iyye Mahkemeleri, Derviş Mehmet, Bir Güzelleme, Ördek, Yekbas Bağları, Çorum'da Aşar Vergisi
ÇORUMLU, Savı 8: Atam’a Ağıt, Kaybın Akisleri, Atatürk'ün Ölüsünü Bekleyen Subaylar, Kırşehirli Şair İlhami, Çalkara Köyünde Soku Başı,
ÇORUMLU, Sayı: 9-10:Yeni İlbayımız, Mustafa Vazıh, Çorumludur, Güzelleme, Coştum, Anam anam, Sevgili Atam, Dünyaya
ÇORUMLU, Sayı: 11:Yeni Bulunan Paralar, Evliye Çelebiye Göre Çorum Havalisi, Mendil, Güzeller, Oy oy, Atatürk'e Ağıt, Aşık Haydar İstanbul'dan Samsun'a, Su Yolcu, Ne Güzel Uymuş, Hesap Veriyoruz
ÇORUMLU, Sayı: 12:Halkevlerimizde Tarihi Araştırmalar Nasıl Yapılmalıdır, Çorum Sancak Beyi Karayazıcı, Çorum Gazi Beydil, Akkoyun, Oydah, Çorum'a ait Atasözleri
ÇORUMLU, Sayı: 13:ikinci Yıla Girerken, Çorum Tarihi Hakkında, Evliya Çelebi’ye Göre İskilip, Çorumlu Yeğen Paşa, Köy Adlarına Göre Bir Araştırma
ÇORUMLU, Sayı:14:Çorum’da Bir Defter Nazırı, Zile, Gesi Bağları, İnönü
ÇORUMLU, Sayı:15:Çorum Tarihine Ait Vesjkalar, Tarihte Çorum Köyleri ve Paşaköy ile Sakız Divanı, Çorum Vilayeti Sulama Vaziyeti Hakkında Verilmiş Bir Rapordur,
ÇORUMLU, Sayı: 16:Çorum'un Folklorunu Derlemek Meselesi,
ÇORUMLU, Sayı:17: Kısa Bir Tevakkuftan Sonra, Halkevleri Dergilerinin Yazı Kadroları, Dil Bayramı, Bir Matem, Çorum'un Tarihte Karakteristik Vasıfları, Çorum Halayı, Cönklerden derlemeler, Destan-ı Kars,
ÇORUMLU, Sayı: 18:Yeni Yıla Girerken, Muhittin Yavsi, Müverrih (tarihçi} Ali ve Ahfadı, Türk Vicdanı, Ağıt
ÇORUMLU, Sayı: 19:Çorum Vilayetini Ait Bir Tedkik Raporu, Çorum’da Aşiret Meseleleri ve Bunların Mali Vaziyetleri, En Büyük Acı, Eski Çocuk Eğlence ve Oyunlarından, Bir Efsanenin İç Yüzü, Anadolu İsyanları
ÇORUMLU, Sayı: 20:Türk Milleti Aldanmaz, Çorum Vilayetine Ait Bit Tetkik Raporu, Gölün Yazı, Yıldırım Beyazıt ile Kadı Burhanettin Ahmet'in Çorum'daki Muharebeleri,
ÇORUMLU, Sayı:21: Medeniyet Anlayışları, Çorum Vilayetinin İskilip Kazasına bağlı Bayat Nahiyesindeki Devlete Ait Toprakların Ziraat Kabiliyeti Hakkında Bir Rapor, Ebussuud Efendi, Zelzele,
ÇORUMLU, Sayı:22: 23 Nisan, Bir Milletin Tarihi, Yalnız Onun Mazisinin Hikayesi Değil, Onun İstiklâl Aşkının Kaynağıdır da, Kızılırmak’tan kuvvet istihsali ve arazi sulama hakkındaki raporu, Destan'ı Ömer Paşa
ÇORUMLU, Sayı: 23: Muhit Dahiyi mi Dahi Muhiti mi Yaratır, Kardeşim Nazmi TOMBUŞ’A, Hayata Dair Tahayyüller, Nişanlanma ve Evlenmede Mesut olmak için Ruhi ve içtimai Temeller Neler olmalıdır
ÇORUMLU, Sayı: 24:Yeni Hadiseler ve Biz, Çorum'un Jeolojik Vaziyeti Hakkında Mulhtıra, Kadı Asker Çorumlu Alaattin Ali Efendi, Ağıt, Ziraat Esaslarına ait Türk Atasözleri
ÇORUMLU Savı: 25:Halkevleri Musiki Çalışmaları, Öğrenmek Aşkı, Mektep İhtiyacı, Yıl Çıbanı, Sırp ve Hersek Karadağlıların Teslim Olmasının Destanı, Hürünü
ÇORUMLU, Sayı: 26:30 Ağustos, Aziz Şef Geldi, Çorumlular Sevgili Başbuğuna Kavuşurken, Büyük İnönü ve Hayatı, İNÖNÜ'NÜN Seçme Sözleri Hakkında, Hoş Geldin
ÇORUMLU, Sayı: 27:Dil İnkılabı Savaşı, Şifreli Bir Ferman, Radyoma, Yeşil Çorum'dan
ÇORUMLU, Sayı: 28:Hicri ll. Asırda Çorum, Koşma, Çorum'da Yağmursuzluk ve Halktaki Ananeler, Çorum’da Köy Düğünü, Çorumlu, İnkılâp Ayı Temmuz, Demedim mi, Çığşaklar, Alaca Halkevinde bir Toplantı, Çorum Halkevi Faaliyeti
ÇORUMLU, Sayı: 29: Çorum’un Lise ve Sanat Okulu Derdi, Hazine-i Evrakın Maarif Kısmında Ait Vesikalar, Çorum’da Yerli Sanatlar, Dava ve Cezanın Düşmesi, Arzda ve Yurdumuzda Zelzele Bölgesi, Sabreyledim,
ÇORUMLU, Sayı: 30: Bayrağa ve İstiklâl Marşına Saygı, Çorum’da Benimsenen Bazı Kelimeler, Yeşil Çorum’un, Ne Desem Arlanmaz Utanmaz Felek, Çorum'un Osmanlı Zamanındaki Durumu, Şiirde İnkılap
ÇORUMLU, Sayı: 31 Eğitmenli Okul ve Köy Kalkınması,Çorum Ağzı Fonetik Hususiyetleri Üzerine Bir Kalem Tecrübesi,Cem Toplantısı,Bunun Halk Şairleri Üzerindeki Tesiri,Zührevi Hastalıklar,Musikimizde İnkılâp Nasıl Olmalı
ÇORUMLU Savı 32: Çorum Vilayetin Mülki Teşkilatına Tarihi Bir Kısa Bakış, Folklor ve Halkevi, Şiire Dair, Nasıl Bir Yolda Yürüyeceğiz, Çorum Halk Gecesi, Bu Gece, Oğlumun Düğünü
ÇORUMLU, Sayı: 33: Çorum’un Mahalli Oyunları, Osmancıklı Aşık Kadir USLU, Uyuz Hastalığı ve Tedavisi
ÇORUMLU, Sayı:34-35: Alacahöyük Müzesi, Çorum'da Benimsenen Bazı Kelimeler ve Rakamlardan, Çorum Halayına Dair, Halk Şiirine Dönüş, Perişan, lstırap, Saçların Kepeklenmesi ve Tedavi Şekli
ÇORUMLU, Sayı: 36-37: Köy Okullarında 23 Nisan Bayramı, Objektif Hukuk ve Sanat, Çorumlu Hacı Hasan Paşa, Halkevi Bir Çorum Gecesi Yaptı,Çorum'da Söylenen Bilmeceler,Buğu;Çorum ve Çorumlu
ÇORULU, Sayı: 38: Yolumuza Devam Ediyoruz, Ahiler-İcazetname ve Fütüvvet Şeceresi; Odalar, Tesis, Bedri Rahmi EYÜBOĞLU, Yaradana Mektuplar, Hodak Oyunu
ÇORUMLU, Sayı: 39: Altıncı Büyük Kurultay intibalarından, Erkek ve Kız ve Sanat Okullarındaki Sergiler, Ahiler Ahilik Nasıl Bir Teşekküldür, Zakkum Çiçekleri
ÇORUMLU, Sayı: 40: 30 Ağustos, Büyük Kurultay İntibaları, Taaddüdü Zevecata Dair, Güller Diken 0ldu, Çorum’un Eski Mutbah ve Yemekleri
ÇORUMLU, Sayı:41: Bizim Tes!isimiz, Partimiz, Ölsem Diyorum, Muassır Ahlak' ın Men' şei Üzerine Bir Tetkik,Çorum’un Eski Çocuk Oyunlarından,Naç Oyunu
ÇORUMLU, Sayı: 42: Cumhuriyetin 20. Yılında Duyuşlar, Muassır Ahlakın Menşei Üzerine Bir Tetkik, Tarihte Bir Güneş
ÇORUMLU, Sayı: 43: Acı Kaybın Yıldönümü, Çorum'da Oğuz Boyları, Hülyamın Sahillerinde, Muassır Ahlakın Menşei Üzerine Bir Tetkik, Töreye Bağlılık
ÇORUMLU, Sayı: 44: Parti Kaza Heyeti Kongresi Toplantısından Duşlar, Dedesli Aşireti, Şarkı, Hasanoğlan’a giderken, Gelin ile Kız Destanı
ÇORUMLU ,Sayı :45: Çorum’u Yükseltme ve Güzelleştirme Cemiyetini Selamlıyoruz,Yurt Büyük Kullarından Birini Gaip Etti,Cehri Yarenliği,Milli Şair Mehmet Emin YURDAKUL' a,Yer Adlarının Önemi,Çorum'un Eski Çocuk Oyunlarından 'Coş' Oyunu",Yabancıdan Türk'e Eş Olur mu?, Prenses İçing
ÇORUMLU, Sayı:46: Lise İstiyoruz, Elvan Çelebi, Pınar, Deniz, Ağaç Sevgisi ve İhmallerimiz, Çorum’un Eski Çocuk Oyunlarından ‘Uzun Urgan’ Oyunu, Yabancı Eşin Seciyeye Tesiri, Sarı Çiğdem
ÇORUMLU, Sayı:47: Çorum Tarihinde Kadın Elbiseleri, Sıtma Hastalığı ve Korunma Yolları, Sandal, Yollar, Türkler Eğitim Bölgesine Selam, Abdalata Eğitmen Bölgesine Veda, Yolculuk, Akşam, Köy Etütleri, Çorum'da Maarif Hayatı
ÇORUMLU, Savı: 48: 23 Nisan, Elvançelebi, Köy Etütleri, Beraber, Bahar, Teselli
ÇORUMLU, Sayı: 49-50: Sevr'den Lozan'a, Çorum'da Oğuz Boylar, En Güzel Şiir, Semai, Karpuz, Hamamözü
ÇORUMLU, Sayı: 51: Lozan Barışı, Köylerden İzlenimler, Kavacık Köyü, Uğurludağ, Kızılırmak, Sonbahar, Gönül, Zafer
ÇORUMLU, Sayı: 52: 1. İnönü Zaferi, Çorum'da Soyadları, Dilek, Radyofonik Tarihi Piyes
ÇORUMLU, Sayı: 53: Halkevleri Ülkü Birlik ve Beraberlik Kaynağıdır, Yiğide Kılıç, Köleye Kırbaç, Kuşsaray Köyünden Derlediği Bilmeceler
ÇORUMLU, Sayı: 54: İkinci İnönü, Sıtmalılara Sağlık Öğütleri, Azrail’le  Öfkelenişi, Kıskançlık, Minnik Kuş, Özel Dilekçe, Mecitözü İlçesi Köyleri Halk Şairleri Ağzından Belirlenen Yerli Destanlar
ÇORUMLU, Sayı:55: 23 Nisan, Sıtma Hakkında, Kıskançlık, Bektaşi duaları, Dağlar
ÇORUMLU, Sayı:56: Halkevlerinin 14. Yıldönümü, Kentimiz Niçin Çorum Diye Anılmış, Yüz yıl önce Çorum'da geçen yürekler acısı bir macerayı tasvir eden destan, Çorum'da Arıcılık, Halkevleri Çalışmalarına Toplu Bir Bakış, Ülkü, Aslanın Hikayesi
ÇORUMLU, Sayı: 57: Bir Adımla Yüzyıllar, Köyde Eğitim Davamız, Halkevi Destanı, Fukara Destanı, Çorum’da Dokumacılık, Arı Sırları
ÇORUMLU, Sayı: 58: 23 Nisan, Dünya Destanı, Mimar Sinan, Verem Hakkında
ÇORUMLU, Sayı: 59: 19 Mayıs, Türkiye Nüfus Yoğunluk Bölgeleri ve Çorum'un Yeri; Spor ve Cinsi Terbiye, Der-Beyan-ı Menak'b-ı Ali Osman, Canikli Ali Paşa'nın Islahat Layıhası, 1947 yılı CHP Sanat Mükafatı
ÇORUMLU, Sayı: 60:Seçim Münasebetiyle Bir Konuşma, Güfte-i Sultan Selim
ÇORUMLU, Sayı: 61: 14.Dil Bayramı Dolayısı İle Bir Konuşma
Çorumlu 2000 Aylık Kültür Sanat Tarih Ve Edebiyat Dergisi Sayı: 62  25 Nisan 2004 

BU ÇALIŞMA TELİF ESERİDİR İZİN ALMADAN  KULLANMAYINIZ  corumlu2000@gmail.com

Önceki Sayfaya gitmek için tıklayınız

Bir sonraki sayfaya gitmek için tıklayınız

 

 

 

 

https://gurselyayin.com

 

 

 

 

 

 42KİTAP BAŞINA DÖNMEK İÇİN TIKLAYINIZ

Önceki Sayfaya gitmek için tıklayınız

Bir sonraki sayfaya gitmek için tıklayınız

 
İNTERNET’TE NASIL SEÇİM YAPALIM?
Bu ülkenin 80 yılı aşan bir demokrasi denemesi var.
Acaba ülkemiz demokrasiyi tanıyor mu?
Demokrasinin tam manasıyla şartlarına uygun yaşayabiliyor mu?
Uyguluyorsak; uygulamaları takip edebiliyor muyuz?
Haklarımızı, Hukukumuzu, Hakları, Uygulamaları bilebiliyor muyuz?
Bu yıl Mahalli Seçimler oldu.
Belediye başkanımızı,
İl Encümen azalarımızı, Belediye Encümen Azalarımızı hatta Muhtarlarımızı oylarımızla seçtik.
Vatana;Millete hayırlı olsun!.
Seçim,
Seçme,
Seçilme,
Seçilememe,
Sandık,
Bunların birleşmesi ile bizler de bir seçim yaptık. Bu seçim ne ilk olacak, ne de son.
Biz burada seçim sistemini, seçilme sistemin irdeleyeceğiz.
Ben bir seçmen olarak nasıl bir davranışta bulunmam gerektiğini araştıracağız.
Seçimler; ülkemizin ender olan bir iktidar ile, inanılmayacak kadar bir muhalefetin çekişmesinin sonucu ile karşımızda durmaktadır.
Mahalli seçim Benim bir oyum var.
Onu da kullandım oldubitti.
Sizler de benim gibi düşünüyorsunuz zannedersem.
Hepimiz sandık başına giderek görevimizi yaptık.
Başkanımız sandıktan çıkardık,
İl Encümenini sandıktan çıkardık.
Belediye Encümeni sandıktan çıkardık,
Muhtarlarımız sandıktan çıktılar.
Ne diyelim?
Hayırlısı olsun!
Hayırlısını seçmişizdir bakarsın.
Ya da Rabbimin mealen dediği gibi: “Sizin için: hayır var dediğiniz işte sizin için şer vardır, sizin için şer var dediğiniz işte hayır vardır. Diyor ve ekliyor. Siz akıl edemezsiniz!”
Evet, biz akıl edemiyoruz!
Bizi yaratan zaten bizi akıl etmemekle suçlamıyor. Diyor ki:
Siz akıl edemezsiniz! Diyor.
Biz sizleri hür irademizle mi seçiyoruz?
Zannedersem sadece Muhtarlarımızı hür irademizle seçiyoruz. Muhtarlarımız kendi İhtiyar heyetini bize istesek de, istemesek de kendi istedikleri İhtiyar Heyetini seçtiriyorlar.
Belediye encümeni de en çok oy alan partinin oranına göre il encümeni çıkartıyor.
Yani bizler şahısları değil partinin gösterdiği İl Encümenlerini verdiğimiz oylarla seçiyoruz.
Belediye başkanlıkları da öyle oluyor. İlimizde Bağımsız adayların seçimlerde ne hale geldiklerini hepimiz biliyoruz. O bağımsız adayın oyların geçersiz saydığı gibi ayrıca zarflarına herhangi bir partinin mühürlenmiş oy pusulasını da koyarak bilinçsizce kendi hür oylarını da, seçilmek isteyen bağımsız adayı ve tuttuğunu zannettiği partinin de oyunu yok ediyor.
Biz seçmenleri eğitmek gerektiği gibi, seçim kanunu ile de tek turlu seçimlerinde artık kaldırılması gerektiğini düşünmeliyiz. E-devlet, e-türkiye diye uğraştığımız Internet teknolojisinden artık faydalanma zamanı geldi. Ülkenin bütün ilçeleri dâhil, bütün beldelerinde bilgisayar artık bulunmakta! Bulunmayan yerlere de devletimiz bilgisayar ve Internet ulaşımını götürebilecek kuvvette.
Ön seçim için her oy kullanma hakkına sahip olan vatandaşlarımız bir yıl içerisinde Internet cafelerde, kendi evinde, okullarda vatandaşlık numarasını kullanarak ili için seçmek istediği seçime katılmak isteyen adaylarını teker teker seçerek oyunu kullanır. Köy okullarda yeminli bir görevli bu işlemi yapar ve hatta oy kullanan şahsa da kullandığı oyun dökümünü printır çıktısını verebilir. Prıntır çıktısı ise orada görevli olanın kendi dediğine mi oy kullandığı, yoksa kafasına mı göre oy kullandığının belgesi olarak yazılmış olur.
Adayları nasıl seçeceğimizi ise ilk turda şöyle düzenleyebiliriz:
Her parti seçim çevresinin seçilecek milletvekili adayının dört katı aday gösterir.
Bütün partiler bunu yaptıktan sonra oy kullanacak birisi olarak ben giderim her partinin adaylarından örneğin:
Belediye başkanlarını teker teker her partiden seçerim bunlar veri bankasında birikir her partiden en çok hangi şahıs seçildi ise ikinci turda da partisine göre ya da bu daha çok çalışır diyerek bir adet Belediye Başkanın seçerim! En çok oy alan başkan olur.
Milletvekillerini de aynı şekilde tek tek ilimizin milletvekili kadar her partiden adayımı seçerim, sonra bu adaylar o partinin adayı olarak ikinci tura kalır. İkinci turda da yine ben ilimin vekilini hangi partiden istersem seçerim. O ilde en çok oy alan aday sayısı kadar vekil çıkartırız. Seçmelerde eşitlik olursa ilk seçimlerde aldığı oya bakılır. İlk seçimlerde aldığı oy yüksekliği seçimi o vekile kazandırır.
Vatandaş olara ta ben o seçilen bütün vekillere partinin kartını götürmeden alnım açık gönlüm rahat olarak derdimi söyleyebilirim. O vekilde, o başkanda bu seçmen beni seçti diyerek gönül rahatlığı ile bu gelen kişi başka partiden,başka görüşten diyerek vicdani bir sıkıntıya girmez.
Çorumlu 2000 Aylık Kültür Sanat Tarih Ve Edebiyat Dergisi Sayı: 62  25 Nisan 2004 

BU ÇALIŞMA TELİF ESERİDİR İZİN ALMADAN  KULLANMAYINIZ  corumlu2000@gmail.com

Önceki Sayfaya gitmek için tıklayınız

Bir sonraki sayfaya gitmek için tıklayınız

 

 

 

 

https://gurselyayin.com

 

 

 

 

 

 43KİTAP BAŞINA DÖNMEK İÇİN TIKLAYINIZ

Önceki Sayfaya gitmek için tıklayınız

Bir sonraki sayfaya gitmek için tıklayınız

12-25 Nisan 2004 11. YIL INTERNET HAFTASI
Internet Kurulu Internet’in Türkiye'ye gelişinin 11. yıl dönümünde Türkiye Internet’ini büyütmek, yeni projeler başlatmak, Internet’i geniş kitlelere tanıtmak, yaymak, toplumun gündemine Internet’i yerleştirmek ve Türkiye Internet’ine ivme verecek etkinliklerin yapılması amacıyla 12-25 Nisan'ı Internet Haftası olarak ilan etmiştir,
Türkiye Internet’i 12 Nisanda 11. yılını doldurmuş olacak. Türkiye Internet Kamuoyunu, e-dönüşüm Türkiye projesi bir ivme kazandığı bu noktada Internet Haftasını, tüm ülkede Internet’e verdiğimiz öneme yakışır bir şekilde kutlamaya çağırıyoruz. Tümk esimlerden, Üniversiteler, Ticaret ve Sanayi Odaları, Çiftçi Birlikleri, Ziraat Odaları, Mühendis Odaları, Barolar, Tabip Odaları, Bankalar Birliği, Noterler Birliği, Organize Sanayi Bölgeleri, Yerel Yönetimler, Internet Cafeler, Okullar, Kaymakamlıklar, Valilikler, Bakanlıklar, tüm kamu yönetimi, özel sektör, Internet şirketleri, Bilişim/ bilgi/ İletişim STK'ları, Demokratik Kitle Örgütleri, Bilişim Klüpleri, Tüm Medya Kuruluşlarını, Bireyleri bu Internet Haftasını tüm ülkeyi saran bir Internet Şenliğine, e-dönüşüm, E-Türkiye ve E-Devlet kavramlarının geniş kitlelerle tanıştırıldığı bir Internet ve Bilişim Fırtınasına döndürmeye çağırıyoruz.
Internet Kurulu 12-25 Nisan 2004 tarihlerini bu yılki Internet haftası olarak kararlaştırdı. 1998 yılında çalışmalarına başlayan Internet Kurulu, ülkede Internet’le ilgili bütün grupları bir araya getiren yarı sivil bir oluşumdur.
Internet Kurulu, Türkiye Internet’inin tüm sorunlarının tartışıldığı, Internet’in önünü açacak çözümlerin arandığı, ortak akıl arayışının öne çıktığı bir platformdur. Kurul, Kamu ve Üniversitelerin yanında geniş çapta mesleki ve sivil toplum örgütünü kapsıyor:
Bilişim, Internet, Telekom Örgütleri, İcafe, Tüketici, İşçi ve esnaf temsilcileri, Barolar, Bankalar, Tabipler Birliği, TESID, TOBB, TMMOB, KOSGEB, Türk Kütüphaneciler Derneği. Kurul, bu katılımcı ve yarı resmi yapısıyla, sorunların çözümü için bir katalizör rolü üstlenmektedir. Internet Haftası toplumda Internet bilincini yaratmak, Internet’i tanıtmak, büyütmek, yeni projeler başlatmak, sorunları ve çözüm yollarını tartışmak, kısaca Internet’i Türkiye gündemine yerleştirmeyi amaçlamaktadır.
E-Türkiye ve E-Devlet kavramlarıyla tüm toplumu tanıştırmak, bu Internet Haftası için seçtiğimiz önemli bir hedeftir.
Bu kapsamda yukarıda saydığımız tüm kurumlar, örgütler, firmalar, yerel yönetimler ve bireylerden bu etkinliklere katkıda bulunmalarını bekliyoruz. Bu etkinlikleri, tüm Türkiye'ye yaymak istiyoruz. Geçen yıllar 50 civarındaki ilde Internet haftası etkinliği yapabilmiştik. Bu yıl bunu tüm illere çıkartmak istiyoruz.
Tüm ilçelerde, tüm okullarda, tüm belediyelerde, ziraat odalarında, ticaret ve sanayi odalarında, organize sanayi bölgesinde, halk kütüphanesinde bir etkinlik yapılsın istiyoruz. Internet’in önemine inanmış her kişi ve kurumu bu çorbaya kendi olanakları ölçüsünde katkıda bulunmaya çağırıyoruz.
Bu yıl çok geniş bir afişleme hedefliyoruz. Gönlümüzde 1 milyon afiş var. En azından okullar, kütüphaneler, bankalar, belediye otobüsleri, Internet Cafeler, Postahaneler, TT ve Telefon dükkanlarını afişle donatmak istiyoruz.
Basından Internet’i, olanakları, sorunları, projeleri, özellikle E-Türkiye ve E-Ddevleti anlatmasını ve ne yapılmalı, nasıl yapalım sorusuna yönelik yazılar, ve haberler çıkmasını istiyor; Internet sayfaları, Internet ilaveleri; Internet’in çeşitli uygulamalarını anlatan yazılar bekliyoruz. Internet haftasında dağıtılan Internet kitapçıkları yararlı olur diye düşünüyoruz. TV'lerden gene tanıtıcı programlar; ve `prime time' da  Internet’i Türkiye'nin gündemine girmesine katkıda bulunacak açık oturum, forum gibi programlar bekliyoruz. Özellikle, siyasal kadroları da bu tartışmaya çeken, ulusal politika oluşturulmasına katkıda bulunacak programlar arzulamaktayız. Üniversitelerden ve ISS'lerden bu konularda basına destek olmasını bekliyoruz.
Her kamu kurumundan kendi E-Devlet projesini önce kendi webinde anlatmasını, vatandaşlara yönelik broşür hazırlamasını, kurum içinde tanıtım ve eğitim yapmasını, basın ve vatandaştan geri besleme mekanizmaları kurmasını istiyoruz, öneriyoruz. Kamu kurumlarından küçük de olsa yeni bir "E-Devlet" hizmeti başlatması güzel bir katkı olur. Küçük, büyük her kurumun kendi webini gözden geçirmesi, yeni sayfalar, yeni hizmetler eklemesi çok güzel olur. Bir tarama mekanizması, telefon rehberleri, e-mail adresleri, sıkça sorulan sorular dokümanı ilk anda akla gelen konular. Tüm kurum çalışanlarına sunulan e-posta ve webmail hizmeti, kurum içi haberleşme mekanizmaları gene mütevazı hedefler arasında. Kültürel mirasın Internet’e akatarılmasına yönelik katkılarda yararlı olur.
Bireylerden kendi kişisel weblerini oluşturmalarını, uzmanlıklarını, meraklarını, katkılarını Internet’e taşımaları destekliyoruz. Yurt dışı alan uzayındaki kişisel sayfaların. name.tr ve .tel.tr ile Türkiye alan uzayına taşınmasını öneriyoruz. Avukatlarımızı, av.tr altında çalışmaya çağırıyoruz. Internet haftasında Internet’i geniş kitlelere tanıtacak, bir `Internet’e Dokunun' sloganlı etkinlik yapabiliriz. Büyük alışveriş merkezlerinde, kütüphanelerde ve tüm üniversitelerde `Internet cafe', Internet evi, gibi Internet erişim mekânları açılması önem verdiğimiz etkinlikler arasında. Özellikle bankalarımızdan, ISS'lerden ve bilgisayar firmalarımızdan bu konuda katkı bekliyoruz.
Bunu özellikle, buna gereksinim duyulan, bölgelerde teşvik etmek istiyoruz.
Internet kullanmayı öğreten kursları ücretsiz yada mütevazı ücretlerle sunan kampanyalar. Internet cafelerde ucuzluk kampanyaları. Web yapmayı, kişisel güvenliği, spam ve virüse karşı korunmayı öğreten mütevazı kursları Sivil Toplum Kuruluşlarından, Internet Cafelerden, Üniversitelerden, ISS'lerden yurdun dört bir köşesinde bekliyoruz. Öğretmenlere, hakim ve savcılara, avukatlara yönelik etkinliklerin altını çizmek isteriz.
Konferanslar, bu sürede yapılabilecek en kolay ve önemli etkinlikler arasındadır. Genel tanıtıcı konuşmalar, çeşitli özel konuları, etkileri, sorunları uygulamaları gibi, örneğin eğitim, hukuk, tıp, ticaret, eğlence, turizm gibi konular bu tür etkinlikler arasında sayılabilir. Internet’in tarihi, siyasal etkileri, olanakları ve sorunları da tartışılabilecek konular arasında. E-Türkiye, E-Avrupa özellikle konuşulması gereken konuların başında geliyor. Internet’in altyapısı, çalıştırılması ve uygulamalarının teknik boyutları konusunda da seminerler yapılabilecek etkinlikler arasında. Türkiye Internet’inin çeşitli sorunlarını irdeleyen ve özellikle, Ne yapılmalı sorusuna cevap aramaya yönelik açık oturum türü etkinlikler önemlidir.
KOBI'ler, Kamu ve Okulların Internet’e taşınması, Ulusal Eylem planı yapılması ve uygulanmaya başlanması gibi Ulusal Politikaları gündeme getirmek, Internet ve temsil ettiği teknolojileri Türkiye gündemine yerleştirmeye yönelik çabalara öncelik vermek istiyoruz.
Bu etkinliklerin planlanması ve hayata geçirilmesinde, ilgili herkesten katkı bekliyoruz. Bu kapsamda, haftaya sponsorluk yapacak kurumları arıyoruz. Planlama ve neler yapılması konusunda çeşitli toplantılar yapılacaktır. Bunlar listeler ve internethaftasi.org.tr webinde duyurulacaktır.
Şu konuların altını çizmek istiyoruz:
Kendi Okulunu Internet’e Bağla! Özellikle devlet okullarını kurumsal kimliği ile Internet’e bağlamaya çok önem veriyoruz. Okulun kendi webi ve e-posta sunucusunun olması, öğretmen ve öğrencilerin e-posta adresleri olması, kişisel weblerinin olmasına çok önemsiyoruz. Internet bağlantısının devamlı olması tercih edilir, ama yukarıdaki amaçları sağlayan diğer çözümler de kabulümüzdür. ADSL ile Internet’e bağlı okullarda bu hizmetlerin hayata geçmesi çok önemlidir.
Bir halk kütüphanesini Internet’e bağlama Bugün kütüphane ve Internet enformasyon kaynaklarına erişim anlamında bütünleşmiştir. Bilgisayarı olmayan vatandaşlara ucuz Internet erişimi sağlamakta kütüphaneler önemli görev üstlenebilirler.
Belediyeler bünyesinde halka açık Internet evlerinin açılması. Burada ucuz Internet erişiminin yanında, belediyenin hizmetlerini Internet üzerinden sunması, kendini tanıtması, Internet’i bir hesap verme, saydamlık ve geri besleme mekanizması olarak kullanması önemlidir.
Organize sanayi bölgesinde Internet evi açılması Burada amaç KOBI'lerin yoğun olduğu bir merkezde, bir pilot proje olarak Internet kültürünü yaymak ve ticaret için kullanmaktır.
Kültürel Mirası Internet’e Taşıma Kurumlar ve sivil örgütler olarak, kültürel mirasımızı, çok kültürlü, çok sesli yapımızı Internet’e aktaralım. Buna ulusal boyutta tanıtıma da ekleyelim.
Bir e-devlet hizmetini başlat.
Yukarıda belirtilen etkinlikler esasta bir fikir vermek içindir. Türkiye Internet’ini büyütecek her türlü etkinliğe açığız, destekleriz. Her Internet gönüllüsünden, Internet’in önemini kavramış her kişi ve kurumdan, Türkiye Internet’inin parçası olan her kez den destek bekliyoruz.
Çorumlu 2000 Aylık Kültür Sanat Tarih Ve Edebiyat Dergisi Sayı: 62  25 Nisan 2004 

BU ÇALIŞMA TELİF ESERİDİR İZİN ALMADAN  KULLANMAYINIZ  corumlu2000@gmail.com

Önceki Sayfaya gitmek için tıklayınız

Bir sonraki sayfaya gitmek için tıklayınız

 

 

 

 

https://gurselyayin.com

 

 

 

 

 

 44KİTAP BAŞINA DÖNMEK İÇİN TIKLAYINIZ

Önceki Sayfaya gitmek için tıklayınız

Bİ TARAF
Bizim işlerimiz hiçte belli olmuyor değil mi?
Dergimizi destekleyen üç elin sayısını geçmeyenlere burada teşekkür ederim.
Bizim işlerimiz Çorum’da Bİ TARAFLIĞIMIZI ilanımızdan sonra kendini belli etti. Birçok kesim ve şahıs bizden ol, şu kadar abone bulalım, bizi destekle, şu kadar yardım edelim demişlerdi. Ben bu sözleri kulak ardı ettim.
Onlara benim kuruluşum bir yayınevi olduğunu, sizin taraflarınızın böyle bir yayına ihtiyacı varsa onlar içinde ayrı bir dergi, gazete veya başka bir periyodik yayınevimiz tarafından yayınlanmasında bir sakınca olmadığın belirttim. Birkaç gayri ciddi müracaat ise fiyat almadan ileriye gitmedi.
Gelelim bizim bi taraflığımıza Bİ TARAF Ferit Develinin Osmanlıca Sözlüğünde şöyle yazıyor:” TARAFSIZ” Dergimizin Bİ TARAF olmasının gerekçesi dergimizin ismi olan “ÇORUMLU” olmasıdır. Çünkü Çorum bir il, Çorumlu ise bu ilin hemşerileri ve hatta o şehirde Çorum’da doğmamış fakat Çorum’da ikamet edenlerin tamamını kapsamaktadır. Biz bir tarafı tutarak hem dergimizin ismine, hem de hemşerilerimize ihanet mi edelim?
Bazı kendilerini bilmeyen kişiler halen bu gibi teklifleri yapmaya kalkmadan önce dergimizin adını, bu yazıyı dikkatli okumaları gereklidir diye yazdım. Yine de biz o dergide görüşümüzü yayınlayalım, bizimde sesimizi duyurun derlerse, önce kendilerine karşı olanları yanlarına alarak biz böyle bir yerde yazı yazacağız, sizde gelin beraber yazalım diyebilirlerse ne ala. Oturur konuşur, iki, üç, beş tarafı dinler onlardan taahhüt alır ve onların da bilgilerini yayınlayarak Bİ TARAFLIĞIMIZI bozmayız.
Bizim işlerimiz olarak başlık attığım bu yazının önemli tarafını bildirdim.
Yayınevimizin Çorum için birçok iş yapmakta. Bazı müracaat edenlerinin kitaplarını bastırdık, bazılarına bilgi verdik, bazılarına site yaptık. Fakat Çorum’da büyük bir matbaanın sahibi geçen ay içerisinde bazı kurum ve kuruluşlara sitem etti. Evet, siteminde haklıdır. “Çorum’un danası ne yazık ki Öküz olamıyor” “Çorumlunun tatlısını zehir, elin zehirli kazığı tatlı geliyor” ne hikmetse. Acaba bende o arkadaşımız gibi soruyum mu? Bir yayınevi olarak neden adresi belli olan matbaalardan, Çorum’da tek olarak bulunan yayınevimden bu güne kadar teklif alınmadı? Alınmaz. Neden? Yalakalık yapıp, vatlarla bu işi bize verin demememizden olsa gerek. Bu işleri herhangi bir yerin kişileri neden Çorum’dan teklif almıyorlar derseniz yine bu yukarıda bahsettiğimiz Bİ TARAF olmamızdan olamaz mı?
Tabii ki bu yorucu olduğu kadar zevkli bir çalışma olarak sizlerin karşısına çıkıyoruz. Ben bu işten meşakkatlide olsa zevk alıyorum. Bildiklerimi sizinle paylaşıyor, sizlerden gelen önerilerle de dergimize yazılar yazıyorum. Ayrıca bu derginin TÜM DÜNYADA TAMAMI İLE YAYINLANAN INTERNET’TEN okunması da cabası. Sanmayın ki bu dergi, mahalli bir dergidir. Bu dergi Ulusal bir dergi de değildir, diğer illerden yazı yollayan yazarlarımız var, bu dergi EVRENSEL bir dergidir.
Okuyucularımızın pek çoğu, Çorum dışından olup ay ortalaması günlük 180 sayfa girişi ortalaması 480 olması bir tesadüf değildir. Bu sayfamızı Internet’te arama motorlarından bulabilirsiniz. Hele bundan sonraki giren sayıları daha da artacak girişimlerde bulunmaktayız. Fransa’da bulunan yazarımız ve benim girişimlerimle daha çok tanıyanların çıkacağını biliyorum. Hele bir ay sonra en azında bütün üniversitelerin, bütün Türkiye’de bulunan kütüphanelerin sitemize girmeleri mecbur olacak kadar önemli bir çalışmada bulunmaktayım. Bütün Türkiye’de ve Türkçe eğitim veren her yerde bulunan ilköğretim ve ortaöğrenim okullarının kaynak sitesi olacak şekilde çalışmalarımın bitmesi için çabalamaktayım. Bu çabamı buradan duyurmamda bir beis yok.
9500’in üstünde Türk ve Dünya Edebiyatçılarının tasnif numaraları yüklendi, çalışmakta. Tam Kur’an-ı Kerim Meali yüklendi. Son çalışmam bir ay kadar sonra yüklenecek. DOS 20 arama motoru. Yaklaşın 500 sayfalık 3 cilt’in tamamı sitemde olacak. Şu anda deneme babından sadece b harfi ile olan biten bölümler bulunmakta.
Düşünebiliyor musunuz? 1500 sayfada arayacağınız bilgiyi sadece yazarak sitemizde o tasnifi bulacaksınız! Bu demektir ki; üniversite kütüphaneleri, Yüksekokul Kütüphaneleri, Kültür Bakanlı Kütüphaneleri, Özel kütüphaneler, Lise Kütüphaneleri, Ortaöğrenim kütüphaneleri hepsi bu imkândan ücretsiz faydalanacaklar.
Bİ TARAF olmanın nimetlerinden sizlerde faydalanınız.
Çorumlu 2000 Aylık Kültür Sanat Tarih Ve Edebiyat Dergisi Sayı: 63  25 Mayıs 2004 

BU ÇALIŞMA TELİF ESERİDİR İZİN ALMADAN  KULLANMAYINIZ  corumlu2000@gmail.com

Önceki Sayfaya gitmek için tıklayınız

 

 

 

 

https://gurselyayin.com

 

 

 

 

 

BİLGİ PAYLAŞILDIKÇA KIYMETİ ARTAR!

Hazırlayan  Mahmut Selim GÜRSEL yazışma adresi  corumlu2000@gmail.com

DİKKAT ! BU BİLGİ TELİF ESERİ OLUP YAZARI VE YAYINEVİMİZDEN  İZİN ALINMADAN KULLANILMAMALIDIR
 
Gizlilik şartları ve Telif Hakkı © 1998 Mahmut Selim GÜRSEL adına tüm hakları saklıdır. M.S.G. ÇORUM
 Hukuka, Yasalara, Telif  ve Kişilik Haklarına saygılı olmayı amaç edinmiştir.