DİKKAT ! BU BİLGİ TELİF ESERİ OLUP YAZARI VE YAYINEVİMİZDEN  İZİN ALINMADAN KULLANILMAMALIDIR

Hazırlayan  Mahmut Selim GÜRSEL yazışma adresi  corumlu2000@gmail.com

 
TAKDİM
HAYAT HİKAYESİ
 

 

YIL 17  SAYI 194    24-Nisan-2015

Hazırlayan  Mahmut Selim GÜRSEL yazışma adresi  corumlu2000@gmail.com

DİKKAT ; BU BİLGİLER TELİF ESERİ OLUP YAZARI VE YAYINEVİMDEN  İZİN ALINMADAN KULLANMAYINIZ!

YAZARLARIMIZIN HAYAT HİKAYELERİNE GİTMEK İÇİN TIKLAYARAK GİDİNİZ!

Aşağıdaki dizinler ile tıklayarak üye olmadan sayfalara girebilir ve inceleyebilirsiniz!1

 

 

 

 

 

https://gurselyayin.com

 

 

 

 

 

KİTAP İÇİNDEKİLER GİDİNİZ

BİR ÖNCEKİ SAYFAYA GİDİNİZ!

 01BİR SONRAKİ SAYFAYA GİDİNİZ!

TAKDİM           
Bir kitabın doğması, o kitabı yazmaya kalkan kişinin amacına ve bilgi birikimine göre değerlendirilmesi uygun olarak görülmelidir.
            Elinizde bulunan bu çalışmanın sizlere ulaşması için günlerini veren bu çabası için şükranlarımı sunarken, bu çalışmada da benim ufacık bir katkımın da bulunması beni bahtiyar etmiştir.
            Bu çalışma ile sizlerde bazı bilgileri edinmiş ve faydalanmış olarak uzun yılların birikimlerinden aydınlanacağınızı göreceksiniz.
            Bilgi; yazılmadıkça kaybolmaya açık birikimlerdir. Her insan bir kitaptır; onu okumamız gereklidir.
            Tanımadığımız ve anlamadığımız kişiler hakkında nasıl kararlar veremezsek; bir çalışmayı da incelemeden, okumadan karar veremeyiz. 
Mahmut Selim GÜRSEL

BU ÇALIŞMA TELİF ESERİDİR İZİN ALMADAN  KULLANMAYINIZ  corumlu2000@gmail.com

BİR ÖNCEKİ SAYFAYA GİDİNİZ!

BİR SONRAKİ SAYFAYA GİDİNİZ!

 

 

 

 

https://gurselyayin.com

 

 

 

 

 

KİTAP İÇİNDEKİLER GİDİNİZ

BİR ÖNCEKİ SAYFAYA GİDİNİZ!

 02BİR SONRAKİ SAYFAYA GİDİNİZ!

  Mahmut Selim GÜRSEL
 
GÜRSEL YAYINEVİ ve ÇORUMLU DERGİSİ SAHİBİ
 
1947  tarihinde babamın subay olarak bulunduğu Erzurum'da bir at arabasında doğum evine giderken doğmuşum. Babam  Eminsu Ali Rıza Gürsel,annem ise Fahriye hanımefendi idi. 
 
İlkokula İskenderun'da başladım. Ankara' da bitirdim. Ankara Yenimahalle  Ortaokulunun birinci  sömestrsinde  babamın  emekli olmasından dolayı 1960 yılında Çorum'a gelince Atatürk Ortaokuluna devam ettim. Babamın "oku da oğlum ceketimi satar  seni  okuturum" diyerek bana yaptığı nasihatleri ters tepki  yaptı. İlkokul sıralarında okuyarak pilot olmanın düşlerini kurardım. Bu hayalim gerçekleşmedi. Babamın baskısı karşısında babama okumuyorum diyerek okulu birinci sınıfta bıraktım. Marangoz çırağı olarak Azmi Başar ustanın yanına girdim.  Askere gidene kadar ustanın yanında çalıştım. 1967 tarihin de askerlik dönüşü, 28 Mart 1969 Ankara  Emniyet   Müdürlüğüne teknisyen  olarak göreve  başladım.  Ortaokulu dışarıdan 2 yılda bitirdim 09 Ekim 1972  tarihinde polis memuru olarak Ankara'da altıncı şube ve kara kollarda çalıştım. 16 Eylül  1973  tarihinde  Selma (Kurşuncu) Hanımefendi ile evlendim.  10 Temmuz 1978 yılında ayında naklen Çorum İl Halk Kütüphanesine Memur olarak geçtim.  Dışarıdan  Çorum Ticaret Lisesini iki yılda bitirdim. Kendi kendime Osmanlıcayı öğrenmeye uğraştım, Hat sanatı ile biraz ilgilendim 150 ye yakın Ser levham var, Çorum Güzel Sanatlar Galerisinde  ve Kütüphane salonlarında bu levhaları sergiledim.  03 Ağustos 1988 tarihinde İl Halk Kütüphanesi Müdür yardımcılığına atandım. 
 
1990  tarihinde ilk kitabım olan Dewey Onlu Tasnif isimli kütüphanelerdeki kitapların tasnifi yapılan kitabı 10 yıllık bir araştırma ve çalışma iye "Alfabetik Onlu Tasnif Fihristi (Dewey)" kitap haline getirip Kültür Bakanlığına sundum.   Kitabımdan Türkiye'deki bütün kütüphanelere  dağıtılmak  üzere 1000 adet satın aldılar.
 
 
Marangozluk,oymacılık, polis memurluğu,memurluk  ve  idarecilik yaptım. Her çalıştığım meslekte çeşitli önemli olaylar oldu ise de son çalıştığım kurumda  bence en önemli bir hatıramı anlatmak istiyorum: Kütüphanedeki çalışmalarım  ve " El  Yazması Kitapların Çorum'da kalması için verdiğim  çabalar neticesinde  Bitlis Tatvan’a tayin edilme olayım beni çok yıktı. Fakat bu  üzüntümün  boş olduğunu  zamanla  gördüm. Rabb’imin  izni  ile Hacca gitmek nasip oldu, iki kitap daha yayımladım ve elinizde bulunan bu derginin çıkmasına vesile oldum. Mesleklerin  insanlara sağladığı maddi avantaj olarak,evinizi geçindirecek,namerde muhtaç  etmeyecek  avantajından  başka,manevi olarak;sizin yaptığınız işlerle ilgili karşılaştığınız problemleri değerlendirirseniz avantajların neler olabileceğini hayat okulundan  öğrenmiş  oldum.
 
1993 yılında Türkiye'deki bütün kütüphanelerde bulunan " El Yazması " kitapların Ankara Milli Kütüphanesine toplanma kararı veren Kültür Bakanlığına karşı Çorumlu hemşerilerimi haber dar ettim, mahalli radyodan ve gazeteler ile parti il Başkanlarını ile Millet Vekilimiz Adnan Türkoğlu ve Belediye Başkanımız rahmetli Turan Kılıççıolu'nun destekleri ve diğer kuruluşların da katkısı ile "El Yazma kitapları" Çorum'da kaldı. Açık öğretim için üniversite sınavlarına girip kazandım. İkinci sınıfta iken Çorum'a tam teşekküllü bilgisayar ortamında bir kütüphane kazandırmaktır. Yazma kitapların korunması ve Çorum'da kalması için yaptığım girişimim yüzünden 25 Nisan 1994 tarihinde Tatvan Bitlis'e Müdür olarak tayinim çıktı, tayin edildiğim yere gitmeyerek emekliliğimi istedim.
 
1994 Tarihinde nasip oldu eşimle birlikte Hacı olduk.
 
27 Mayıs 1998 tarihinde Çorum'da ilk Kültür Bakanlığından tescilli "Gürsel Yayınevi" tarafımdan açıldı. 
 
Yazı yazmaya beni  kimse  teşvik  etmedi   Kütüphane için hazırladığım  kitap beni  yazmaya teşvik etti. Yazılarım mahalli basında yayımlandı. Yazılarımdan dolayı bir ödül almadım; fakat kitapları ve bu dergi benim için en büyük ödüldür. 
 
Yayımlanmış çalışmalarım : 
 
" Alfabetik Onlu Tasnif Fihristi (Dewey) Haziran 1991 ", 
"Çorum 97 1997"
"Çorum'da Yatan Meşhur Yatırlar Haziran 1997- 2. basım 1998",
" Çorumlu 2000 Aylık Kültür Sanat Tarih Ve Edebiyat Dergisi Temmuz 1998,
" Sarı Çiğdem Şiir Defteri  Mart 2002" ,  
“Çorum 2002” adlı basılmış çalışmalarım bulunmaktadır. 
"Menakıb-ı Koyun Baba 2004"
"Çorum Yemekleri 2004 Eşimin Çalışması"
"Hacım Ağustos 2007"
"Çorumlular ve Çorum'a Hizmet Edenler Temmuz 2008"
 
Bakanlığa sunulmuş;"Alfabetik Türk ve Yabancı Yazarlar Fihristi" ve "Ne Nerede Başlıklı Arama Fihristi" basım için  hazır  beklemektedir.  Yazılarım  daha çok araştırma dalı ile makale türüdür. Tiyatro çalışmalarım, şiir ve  hikaye denemelerim bulunmaktadır.   Şu  anda  dergimde yazılarım çıkıyor. Benim okuyucularıma  diyeceklerim  şudur ki. Doğru bildiğiniz konuları savunun. Bu  savunmanız  size belki tepkiler getirecektir. Bu  tepkileri inceleyerek doğru olup olmadığını araştırın. 
 
Saygılarımla. 

BU ÇALIŞMA TELİF ESERİDİR İZİN ALMADAN  KULLANMAYINIZ  corumlu2000@gmail.com

BİR ÖNCEKİ SAYFAYA GİDİNİZ!

BİR SONRAKİ SAYFAYA GİDİNİZ!

 

 

 

 

https://gurselyayin.com

 

 

 

 

 

KİTAP İÇİNDEKİLER GİDİNİZ

BİR ÖNCEKİ SAYFAYA GİDİNİZ!

 03BİR SONRAKİ SAYFAYA GİDİNİZ!

NELER OLUYOR ÜLKEMDE!
Bu günlerin pek çok şeye gebe olarak karşımızda bulunmakta olduğunu görüyoruz.
Birkaç oy uğruna soysuzluk ve Vatansızlık kokan bir günlerin içinde sessizce hiç tepkisiz olmazsa da tepki verenlerin sesinin de kesildiği bir düzenin çarkları içinde kaldık.
Yaklaşan seçimin ve 100 yılların kutlandığı bir düzen ile bilgi ve gördüklerimizi alabora edecek bir girdabın başlangıcında olduğumuzu görüyorum.
BANA NE diyemiyorum.
Belki benim bu tepki veya tespitimi okuyan birkaç kişinin bana hak vermesi ile benim önerimin de katılanlarını göremesem de onlara bilgi verdiğimin rahatlığını hissetmem gerekir diye düşünüyorum!
Neden banan ne diyemememin sebebi benim bundan sonra arkamda bu ülke için kalacak ve kalan için de üzülecek bir mirasçım bulunmayışı.
Yaşamım ise Allah C.C. müsaade eder ise Çorum’un tabiri ile bir koyun ömrü kadar ömrümün olması.
Bana ne diyemememin sebebi ise; bu Güzel Ülkemin içimizdeki ve çevremizdeki düşmanlarının bir mantar gibi türemesi ve bu mantarların Ülkemizin tamamını kaplamasının üzüntüsü ile için için kahroluyorum.
Bu yazının yazıldığı zaman idilimi içerisinde neleri anacak nelerden konuşacağız?   
ATATÜRK’ÜN GENÇLİĞE HİTABESİNDEKİ:
Türk ve Türkiye için en önemli bulgulardan ve Ülkemin ne hale geldiğini çok uzun yıllar önce gören ATATÜRK’ÜN GENÇLİĞE HİTABESİNDEKİ:
“Ey Türk Gençliği!
Birinci vazifen, Türk istiklâlini, Türk Cumhuriyetini, ilelebet, muhafaza ve müdafaa etmektir.”
Bu hitabedeki binici paragrafındaki emirini ne yazık ki pek çok gencimiz uykuda olduğu için duymamış veya görmemiş gibi davranmaktalar. En büyük hata ise gençlerin kim olduğunu anlayamamasından olsa gerek. Gençlik sadece belli bir yaş grubu olmayıp kendisini bu grubun içinde görebilen, hissedebilen bütün TÜRK VATANDAŞLARININ olması gerektiğini anlamaz gözükerek elimizdekilerin gideceğinden korkarak Cumhuriyetin muhafızından ve cumhuriyeti savunmaktan uzak durmamızdır! Yine ATATÜRK Aynı hitabede:
“Mevcudiyetinin ve istikbalinin yegâne temeli budur.”
TÜRK’ÜN mevcudiyet ve istikbalinin temelinin cumhuriyet olduğunu, başka bir idare şekli ile yönetilince TÜRK’ÜN yok olacağını işaret ederek;
Bu temel, senin, en kıymetli hazinendir.
Demiş ve Cumhuriyet idaresini muhafaza ve müdafaa etmez isek bu kıymetli hazinenin başına gelecekleri de şöyle izah ederek UYARMAKTADIR!
“İstikbalde dahi, seni bu hazineden mahrum etmek isteyecek, dahilî ve haricî bedhahların olacaktır.” 
Bu günlerin açık ve net görünüşünün izahı olarak algılayamadığımızı ve
“Bir gün, İstiklâl ve Cumhuriyeti müdafaa mecburiyetine düşersen, vazifeye atılmak için, içinde bulunacağın vaziyetin imkân ve şerâitini düşünmeyeceksin!”
Bu günlerin şimdiki yaşadığımız zaman diliminin içinde aynen meydana geldiğini ve Türk Gençlerine hitabesinin neleri gördüğünü ve ne yapılmasını önerdiğini anlamamızı istemektedir devam ile;
“Bu imkân ve şerâit, çok nâmüsait bir mahiyette tezahür edebilir. “
Bir gün olayların durumu uygun olmayan durum ortaya çıkabilir.
 “İstiklâl ve Cumhuriyetine kastedecek düşmanlar, bütün dünyada emsali görülmemiş bir galibiyetin mümessili olabilirler. “
Özgürlük ve Cumhuriyetimize kast edenler bütün dünyada görülmemiş bir çoğunluk (galibiyet) tensil edebilirler!
“Cebren ve hile ile aziz vatanın, bütün kaleleri zaptedilmiş, bütün tersanelerine girilmiş, bütün orduları dağıtılmış ve memleketin her köşesi bilfiil işgal edilmiş olabilir.”
Zorla ve HİLE ile vatanın bütün kaleleri zapt edilmiş, tersanelerine girilmiş, orduları dağıtılmış ve memleketin her köşesi bizzat işgal edilmiştir.
“Bütün bu şerâitten daha elîm ve daha vahim olmak üzere, memleketin dahilinde, iktidara sahip olanlar gaflet ve dalâlet ve hattâ hıyanet içinde bulunabilirler.
Hattâ bu iktidar sahipleri şahsî menfaatlerini, müstevlilerin siyasi emelleriyle tevhit edebilirler.”
Dış düşmanlardan daha tehlikeli ve vahimi olarak da Ülke dâhilinde İktidar sahibi olanların dikkatsiz, boş bulunma, dalgınlık içinde olabilirler ve hatta; ihanet, hainlik içinde bulunabilirler. Hatta bu iktidar sahipleri kendi çıkarları için, şahsi çıkarları için, işgal ettikleri yönettikleri yerleri siyasi emellerine kullanabilirler ve hatta “TEVHİT” tek olduğunu söyeyebilirler
“Millet, fakr ü zaruret içinde harap ve bîtap düşmüş olabilir.”
Millet olarak sizler İhtiyaç, fakirlik ve yoksulluk içinde yorgun ve bezgin duruma düşmüş muhtaç kalmış olabilirsiniz diyor ve
Ey Türk istikbalinin evlâdı! İşte, bu ahval ve şerâit içinde dahi, vazifen; Türk İstiklâl ve Cumhuriyetini kurtarmaktır! Muhtaç olduğun kudret, damarlarındaki asil kanda mevcuttur!
Demektedir! 
23 Nisan ve bu günler
Neler oluyor?                                                                                                                                                      194 SAYI    24-Nisan-2015

BU ÇALIŞMA TELİF ESERİDİR İZİN ALMADAN  KULLANMAYINIZ  corumlu2000@gmail.com

BİR ÖNCEKİ SAYFAYA GİDİNİZ!

BİR SONRAKİ SAYFAYA GİDİNİZ!

KİTAP İÇİNDEKİLER GİDİNİZ

BİR ÖNCEKİ SAYFAYA GİDİNİZ!

 03BİR SONRAKİ SAYFAYA GİDİNİZ!

NELER OLUYOR ÜLKEMDE!
Bu günlerin pek çok şeye gebe olarak karşımızda bulunmakta olduğunu görüyoruz.
Birkaç oy uğruna soysuzluk ve Vatansızlık kokan bir günlerin içinde sessizce hiç tepkisiz olmazsa da tepki verenlerin sesinin de kesildiği bir düzenin çarkları içinde kaldık.
Yaklaşan seçimin ve 100 yılların kutlandığı bir düzen ile bilgi ve gördüklerimizi alabora edecek bir girdabın başlangıcında olduğumuzu görüyorum.
BANA NE diyemiyorum.
Belki benim bu tepki veya tespitimi okuyan birkaç kişinin bana hak vermesi ile benim önerimin de katılanlarını göremesem de onlara bilgi verdiğimin rahatlığını hissetmem gerekir diye düşünüyorum!
Neden banan ne diyemememin sebebi benim bundan sonra arkamda bu ülke için kalacak ve kalan için de üzülecek bir mirasçım bulunmayışı.
Yaşamım ise Allah C.C. müsaade eder ise Çorum’un tabiri ile bir koyun ömrü kadar ömrümün olması.
Bana ne diyemememin sebebi ise; bu Güzel Ülkemin içimizdeki ve çevremizdeki düşmanlarının bir mantar gibi türemesi ve bu mantarların Ülkemizin tamamını kaplamasının üzüntüsü ile için için kahroluyorum.
Bu yazının yazıldığı zaman idilimi içerisinde neleri anacak nelerden konuşacağız?   
ATATÜRK’ÜN GENÇLİĞE HİTABESİNDEKİ:
Türk ve Türkiye için en önemli bulgulardan ve Ülkemin ne hale geldiğini çok uzun yıllar önce gören ATATÜRK’ÜN GENÇLİĞE HİTABESİNDEKİ:
“Ey Türk Gençliği!
Birinci vazifen, Türk istiklâlini, Türk Cumhuriyetini, ilelebet, muhafaza ve müdafaa etmektir.”
Bu hitabedeki binici paragrafındaki emirini ne yazık ki pek çok gencimiz uykuda olduğu için duymamış veya görmemiş gibi davranmaktalar. En büyük hata ise gençlerin kim olduğunu anlayamamasından olsa gerek. Gençlik sadece belli bir yaş grubu olmayıp kendisini bu grubun içinde görebilen, hissedebilen bütün TÜRK VATANDAŞLARININ olması gerektiğini anlamaz gözükerek elimizdekilerin gideceğinden korkarak Cumhuriyetin muhafızından ve cumhuriyeti savunmaktan uzak durmamızdır! Yine ATATÜRK Aynı hitabede:
“Mevcudiyetinin ve istikbalinin yegâne temeli budur.”
TÜRK’ÜN mevcudiyet ve istikbalinin temelinin cumhuriyet olduğunu, başka bir idare şekli ile yönetilince TÜRK’ÜN yok olacağını işaret ederek;
Bu temel, senin, en kıymetli hazinendir.
Demiş ve Cumhuriyet idaresini muhafaza ve müdafaa etmez isek bu kıymetli hazinenin başına gelecekleri de şöyle izah ederek UYARMAKTADIR!
“İstikbalde dahi, seni bu hazineden mahrum etmek isteyecek, dahilî ve haricî bedhahların olacaktır.” 
Bu günlerin açık ve net görünüşünün izahı olarak algılayamadığımızı ve
“Bir gün, İstiklâl ve Cumhuriyeti müdafaa mecburiyetine düşersen, vazifeye atılmak için, içinde bulunacağın vaziyetin imkân ve şerâitini düşünmeyeceksin!”
Bu günlerin şimdiki yaşadığımız zaman diliminin içinde aynen meydana geldiğini ve Türk Gençlerine hitabesinin neleri gördüğünü ve ne yapılmasını önerdiğini anlamamızı istemektedir devam ile;
“Bu imkân ve şerâit, çok nâmüsait bir mahiyette tezahür edebilir. “
Bir gün olayların durumu uygun olmayan durum ortaya çıkabilir.
 “İstiklâl ve Cumhuriyetine kastedecek düşmanlar, bütün dünyada emsali görülmemiş bir galibiyetin mümessili olabilirler. “
Özgürlük ve Cumhuriyetimize kast edenler bütün dünyada görülmemiş bir çoğunluk (galibiyet) tensil edebilirler!
“Cebren ve hile ile aziz vatanın, bütün kaleleri zaptedilmiş, bütün tersanelerine girilmiş, bütün orduları dağıtılmış ve memleketin her köşesi bilfiil işgal edilmiş olabilir.”
Zorla ve HİLE ile vatanın bütün kaleleri zapt edilmiş, tersanelerine girilmiş, orduları dağıtılmış ve memleketin her köşesi bizzat işgal edilmiştir.
“Bütün bu şerâitten daha elîm ve daha vahim olmak üzere, memleketin dahilinde, iktidara sahip olanlar gaflet ve dalâlet ve hattâ hıyanet içinde bulunabilirler.
Hattâ bu iktidar sahipleri şahsî menfaatlerini, müstevlilerin siyasi emelleriyle tevhit edebilirler.”
Dış düşmanlardan daha tehlikeli ve vahimi olarak da Ülke dâhilinde İktidar sahibi olanların dikkatsiz, boş bulunma, dalgınlık içinde olabilirler ve hatta; ihanet, hainlik içinde bulunabilirler. Hatta bu iktidar sahipleri kendi çıkarları için, şahsi çıkarları için, işgal ettikleri yönettikleri yerleri siyasi emellerine kullanabilirler ve hatta “TEVHİT” tek olduğunu söyeyebilirler
“Millet, fakr ü zaruret içinde harap ve bîtap düşmüş olabilir.”
Millet olarak sizler İhtiyaç, fakirlik ve yoksulluk içinde yorgun ve bezgin duruma düşmüş muhtaç kalmış olabilirsiniz diyor ve
Ey Türk istikbalinin evlâdı! İşte, bu ahval ve şerâit içinde dahi, vazifen; Türk İstiklâl ve Cumhuriyetini kurtarmaktır! Muhtaç olduğun kudret, damarlarındaki asil kanda mevcuttur!
Demektedir! 
23 Nisan ve bu günler
Neler oluyor?                                                                                                                                                      194 SAYI    24-Nisan-2015

BU ÇALIŞMA TELİF ESERİDİR İZİN ALMADAN  KULLANMAYINIZ  corumlu2000@gmail.com

BİR ÖNCEKİ SAYFAYA GİDİNİZ!

BİR SONRAKİ SAYFAYA GİDİNİZ!

 

 

 

 

https://gurselyayin.com

 

 

 

 

 

KİTAP İÇİNDEKİLER GİDİNİZ

BİR ÖNCEKİ SAYFAYA GİDİNİZ!

 04BİR SONRAKİ SAYFAYA GİDİNİZ!

ATATÜRK’ÜN GENÇLİĞE HİTABESİNDEKİ:
Türk ve Türkiye için en önemli bulgulardan ve Ülkemin ne hale geldiğini çok uzun yıllar önce gören ATATÜRK’ÜN GENÇLİĞE HİTABESİNDEKİ:
“Ey Türk Gençliği!
Birinci vazifen, Türk istiklâlini, Türk Cumhuriyetini, ilelebet, muhafaza ve müdafaa etmektir.”
Bu hitabedeki binici paragrafındaki emirini ne yazık ki pek çok gencimiz uykuda olduğu için duymamış veya görmemiş gibi davranmaktalar. En büyük hata ise gençlerin kim olduğunu anlayamamasından olsa gerek. Gençlik sadece belli bir yaş grubu olmayıp kendisini bu grubun içinde görebilen, hissedebilen bütün TÜRK VATANDAŞLARININ olması gerektiğini anlamaz gözükerek elimizdekilerin gideceğinden korkarak Cumhuriyetin muhafızından ve cumhuriyeti savunmaktan uzak durmamızdır! Yine ATATÜRK Aynı hitabede:
“Mevcudiyetinin ve istikbalinin yegâne temeli budur.”
TÜRK’ÜN mevcudiyet ve istikbalinin temelinin cumhuriyet olduğunu, başka bir idare şekli ile yönetilince TÜRK’ÜN yok olacağını işaret ederek;
Bu temel, senin, en kıymetli hazinendir.
Demiş ve Cumhuriyet idaresini muhafaza ve müdafaa etmez isek bu kıymetli hazinenin başına gelecekleri de şöyle izah ederek UYARMAKTADIR!
“İstikbalde dahi, seni bu hazineden mahrum etmek isteyecek, dahilî ve haricî bedhahların olacaktır.” 
Bu günlerin açık ve net görünüşünün izahı olarak algılayamadığımızı ve
“Bir gün, İstiklâl ve Cumhuriyeti müdafaa mecburiyetine düşersen, vazifeye atılmak için, içinde bulunacağın vaziyetin imkân ve şerâitini düşünmeyeceksin!”
Bu günlerin şimdiki yaşadığımız zaman diliminin içinde aynen meydana geldiğini ve Türk Gençlerine hitabesinin neleri gördüğünü ve ne yapılmasını önerdiğini anlamamızı istemektedir devam ile;
“Bu imkân ve şerâit, çok nâmüsait bir mahiyette tezahür edebilir. “
Bir gün olayların durumu uygun olmayan durum ortaya çıkabilir.
 “İstiklâl ve Cumhuriyetine kastedecek düşmanlar, bütün dünyada emsali görülmemiş bir galibiyetin mümessili olabilirler. “
Özgürlük ve Cumhuriyetimize kast edenler bütün dünyada görülmemiş bir çoğunluk (galibiyet) tensil edebilirler!
“Cebren ve hile ile aziz vatanın, bütün kaleleri zaptedilmiş, bütün tersanelerine girilmiş, bütün orduları dağıtılmış ve memleketin her köşesi bilfiil işgal edilmiş olabilir.”
Zorla ve HİLE ile vatanın bütün kaleleri zapt edilmiş, tersanelerine girilmiş, orduları dağıtılmış ve memleketin her köşesi bizzat işgal edilmiştir.
“Bütün bu şerâitten daha elîm ve daha vahim olmak üzere, memleketin dahilinde, iktidara sahip olanlar gaflet ve dalâlet ve hattâ hıyanet içinde bulunabilirler.
Hattâ bu iktidar sahipleri şahsî menfaatlerini, müstevlilerin siyasi emelleriyle tevhit edebilirler.”
Dış düşmanlardan daha tehlikeli ve vahimi olarak da Ülke dâhilinde İktidar sahibi olanların dikkatsiz, boş bulunma, dalgınlık içinde olabilirler ve hatta; ihanet, hainlik içinde bulunabilirler. Hatta bu iktidar sahipleri kendi çıkarları için, şahsi çıkarları için, işgal ettikleri yönettikleri yerleri siyasi emellerine kullanabilirler ve hatta “TEVHİT” tek olduğunu söyeyebilirler
“Millet, fakr ü zaruret içinde harap ve bîtap düşmüş olabilir.”
Millet olarak sizler İhtiyaç, fakirlik ve yoksulluk içinde yorgun ve bezgin duruma düşmüş muhtaç kalmış olabilirsiniz diyor ve
Ey Türk istikbalinin evlâdı! İşte, bu ahval ve şerâit içinde dahi, vazifen; Türk İstiklâl ve Cumhuriyetini kurtarmaktır! Muhtaç olduğun kudret, damarlarındaki asil kanda mevcuttur!
Demektedir! 
23 Nisan ve bu günler.
 
                                                     194 SAYI    24-Nisan-2015

BU ÇALIŞMA TELİF ESERİDİR İZİN ALMADAN  KULLANMAYINIZ  corumlu2000@gmail.com

BİR ÖNCEKİ SAYFAYA GİDİNİZ!

BİR SONRAKİ SAYFAYA GİDİNİZ!

 

 

 

 

https://gurselyayin.com

 

 

 

 

 

KİTAP İÇİNDEKİLER GİDİNİZ

BİR ÖNCEKİ SAYFAYA GİDİNİZ!

 05BİR SONRAKİ SAYFAYA GİDİNİZ!

YENİ İCAT (BİD’AT) KUTLU DOĞUM HAFTASI
                Peygamber Efendimiz S.A.V. Efendimizin doğduğu gün kaynaklarda “FİL YILI” denilen yılı Rebiü’l-evvel on ikinci günü dünyaya geldi.
Bu yıl 2013 yılında Rebiü’l-evvel on ikinci günü yani Mevlid Kandili 23 Ocak’ı 24 Ocak’a bağlanan gece kutladık. Mevlid Kandili de yeni icat (Bid’ad) olan bir kutlama ve anma olaydır. Peygamber Efendimizi anmak için belirli gece ve haftalar içinde sıkıştırmak onu anmaktan çok belirli günlere sıkıştırılmış ve sadece o günlerde anılmasını sağlamaya çalışılan diğer haftalarla eş değer tutulması Müslüman olarak benim çok zoruma gitmektedir.
Hz. Ömer zamanında Hicret'in 17. yılında alınan bir kararla kabul edilmiştir. Hicret'in olduğu sene birinci sene olarak alınarak kararlaştırılmış ve Peygamber Efendimizin Mekke’den Medine’ye Hicret’i için Hz. Ebubekir R.A. ile ayrıldığında Sefer ayının 27 idi 4 gece Sevr Mağarasında kalmışlar ve 1 Rebiülevvel Pazartesi günü Sevr Mağarasından Medine'ye doğru yola çıkmışlardır. Bu nedenle Arabi aylardan 1 Muharrem'in rastladığı için Yıl Başı da 1 Muharrem olarak takvim başı olarak kabul edilmiştir.
Hicri Takvim'de aylar; Muharrem, Safer, Rerebiülevvel, Rebiülahir, Cemaziyelevvel, Cemaziyelahir, Recep, Şaban, Ramazan, Şevval, Zilkade ve Zilhicce şeklinde sıralanırlar. 
Ay, dünya etrafında 12 defa döndüğü zaman bir kameri sene olur 354 gün 8 saat 48 dakika 34.68 saniyedir. Miladi aylarda da artık aylar mevcuttur. Bunlar 30 yıllık dönemlerin 2, 5, 7, 10, 13, 15, 18, 21, 24, 26 ve 29 yılları 355 gün, diğer yıllar ise 354 gündür.
Kısaca incelediğimiz Miladi aylardan sonra Peygamber Efendimizin vefatından uzunca bir süre sonra Mevlid Kandili icat edildi (Bid’at)
Mevlit Yeni İcat Badat’ının bilinen tarihi süreci söyle sıralayabiliriz: Mevlid Peygamberimiz S.A.V. Efendimizde üç dört asır sonra icat (Bid’at)  edilen Müslümanlara iyi bid’at olarak tanıtıldı.
Sünnî Müslümanlarda ilk mevlit merasimi, Hicri 604 yılında, Selahaddin Eyyubî'nin eniştesi ve Erbil atabeği Melik Muzafferuddun Gökbörü tarafından tertiplenmiştir. 
Mevlit;  Merasim olarak ilk defa, Mısır'da hüküm süren Fatımîler (910-1171) tarafından tertiplenmiştir. Bu merasimler saraya ait olup, sadece devlet erkanı arasında cereyan etmekte idi.
Osmanlılar tarafından mevlit, ilk defa III. Murat zamanında, 1588'de resmi hale getirildi.
1989 Tarihinde Yeni İcat (Bid’at) Türkiye Diyanet İşleri tarafından “Kutlu Doğum Haftası” olarak ilan etmiştir.
                Mevlid Kandili ve Kutlu Doğum Haftası insanları sonradan BİD’AT yani icat ettikleri günlerden birisidir.
                Peygamber Efendimiz S.A.V. Müslüman Dini için gönderilmiş olduğu ve kendisinden önceki peygamberler gibi sadece bir kavme veya millete değil, bütün insanlığa peygamber olarak gönderilmiştir.
Kur’an-ı Kerim de Allah C.C. Neygam Efendimiz S.E.V. için:
Sebe, ayet: ayet:  28 Biz seni bütün insanlara ancak müjdeci ve uyarıcı olarak gönderdik; fakat insanların çoğu bilmezler.
Enbiya Suresi ayet: 107. (Resulüm!) Biz seni âlemlere ancak rahmet olarak gönderdik. 
Kur’an- Kerim Hakkında Allah C.C. :
Enbiya Suresi ayet: 10. And olsun, size içinde sizin için öğüt bulunan bir kitap indirdik. Hâlâ akıllanmaz mısınız? 
En'am Suresi, 38. Yeryüzünde yürüyen hayvanlar ve (gökyüzünde) iki kanadıyla uçan kuşlardan ne varsa hepsi ancak sizin gibi topluluklardır. Biz o kitapta hiçbir şeyi eksik bırakmadık. Nihayet (hepsi) toplanıp Rablerinin huzuruna getirilecekler.   
Peygamberimize hitaben Allah C.C. :
Necm Suresi ayet: 3 -4 Resulüm de ki: Eğer Allah'ı seviyorsanız hemen bana uyunuz ki, Allah da sizi sevsin ve günahlarınızı bağışlasın.
Demektedir. Ayrıca yeni icat için de  
Haşir Suresi, ayet: 7 Peygamber size ne verirse onu alın. Size neyi yasak etti ise, ondan uzak durun.
En’am Suresi ayet: 153. Şüphesiz bu, benim dosdoğru yolumdur. Buna uyun. (Başka) yollara uymayın. Zira o yollar sizi Allah'ın yolundan ayırır. İşte sakınmanız için Allah size bunları emretti. 
Peygamber Efendimiz S.A.V.  Ayrım yapmadan her BİD’AT sapıklıktır. Demektedir.
Düşman yağma etmek için sabah ve akşam geliyor, kendinizi koruyunuz.  Şehadet parmağıyla orta parmağını birbirine yaklaştırarak şöyle buyurdu: Ben Peygamber olarak gönderildim, kıyametle aranız işte şu iki parmak gibi yakındır. Vâcib olanı yerine getirdikten sonra şunu bildiririm ki Sözlerin en hayırlısı Allah'ın kitabıdır, en hayırlı hidayet, Hz. Muhammed'in hidayetidir. Dinde olmayan şeylerin en kötü olanlara sonraları çıkarılan şeylerdir, her BİD’AT sapıklıktır.
Hz. Ali radıyallahu anh anlatıyor: "Biz Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm'dan Kur'ân-ı Ker'im ve bir de şu sahifede olandan başka bir şey yazmadık.. (Bu sahifede bulunana gelince,) Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm buyurmuştu ki:     "Medine Ayr dağı ile Sevr dağı arasında kalan hudud içerisinde haramdır. Kim orada bir bid'atte bulunur veya bid'atçiyi himaye ederse, Allah, melekler ve bütün insanların lâneti onun üzerine olsun. Allah onun ne farz, ne nafile hiçbir hayrını kabul etmesin. Müslümanların garantisinde ihanet ederse, Allah'ın meleklerin ve bütün insanların lâneti üzerine olsun. Onun (Kıyamet günü) ne farz ve ne nafile hiçbir hayrı kabul edilmez."  Buhari, Fezailu'l-Medine 1, Cizye 10, 17, Feraiz 21, İ'tisam 5; Müslim, Hacc 467, (1370); Ebu Davud, Menasik 99, (2034, 2035), Tirmizi, Vela ve'l-Hibe 3, (2128). Bu rivayetin metni Sahiheyn'e uygundur.
Abdullah İbnu Abbâs radıyallahu anhüma anlatıyor: "Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm buyurdular ki: "Allah, bidat sahibi, bid'atını terketmedikçe, onun amelini kabul etmeyecektir.
Ebu't-Tufeyl radıyallahu anh anlatıyor: "Ali İbnu Ebi Tâlib radıyallahu anh'a bir adam gelerek:     "Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm'ın sana tevdi ettiği sır nedir?" diye sormuştu. Hz. Ali buna öfkelendi ve:     "Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm, halka gizlediği hiçbir şeyi bana sır olarak vermedi. Şu kudar var ki, bana dört kelime söyledi!" dedi. Adam:     "Nedir onlar, söyler misin?" deyince, Hz. Ali:     "Allah'tan başkasının adına kesene Allah lânet etsin. Ebeveynine lânet edene lânet etsin. Bid'atçıyı himaye edene Allah lânet etsin. Tarlanın sınır taşlarını değiştirene Allah lânet etsin!"  Müslim, Edâhî 43, (1978); Nesâî, Dahâya 34, (7, 232).
Hz. Câbir (radıyallahu anh) anlatıyor: "Resulullah (aleyhissalâtu vesselâm) hutbe verdi mi gözleri kızarır, sesi yükselir, öfkesi artardı. Sanki bir orduya "Düşmanınız akşama veya sabaha size baskın yapacak!'' diye tehlikeyi haber veren komutan gibi (fevkâlade ciddi bir eda ile):    "Ben size, Kıyamet şu iki parmak kadar yakınlaşmış olduğu bir zaman da peygamber gönderildim '' der ve şehadet parmağı ile orta parmağını birbirine yaklaştırarak gösterir, sözlerine şöyle devam ederdi:  "Emmâ bâd! Bilesiniz, sözlerin en hayırlısı Kitabullah'tır. En güzel yol da Muhammed'in yoludur. İşlerin en şerlisi de sonradan ihdâs edilenlerdir. Her bid'at dalâlettir." Ayrıca şunları da söyledi:    "Ben her mü'mine kendi nefsinden daha yakınım. Nitekim, kim bir mal bırakırsa bu ailesi içindir. Kim bir borç veya (bakıma muhtaç) horanta bırakırsa bu bana aittir ve benim üzerimedir."  Müslim, Cum'a 43, (867); Nesâî, İydeyn 22, (3, 188, 189).
İbnu Abdillah İbnu Muğaffel (rahimehullah) anlatıyor: "Ben (namazda) bismillâhirrahmânirrahîm'i okumuştum. Babam işitti. Bana: "Oğulcuğum, (bu yaptığın) bir bid'attir. Bid'atten sakın!" dedi. Ben Resülullah (Aleyhissalâtu Vesselâm)'ın ashâbından her kimle karşılaştı isem, hepsinin de bid'atten nefret ettiği kadar bir başka şeyden nefret etmediğini gördüm. Babam sözlerine şöyle devam etmişti:    "Ben Resülullah (aleyhissalatu vesselâm)'Ia, Hz. Ebu Bekr'le, Hz. Ömer'le, Hz. Osmanla (radıyallâhu anhüm) namaz kıldım. Onlardan hiç birinin bunu (besmelenin okunacağını) okuduklarını işitmedim. Onu sen de okuma. Sadece "Elhamdülillahi rabbi'l-âlemîn" de." Tirmizî, Salât 180, (244); Nesâî, İftitah 22, (2,135).
Ebü Dâvud'un bir rivayetinde şöyle gelmiştir: "Ben İbnu Ömer (radıyallâhu anhümâ)'le beraber idim, bir adam öğle veya ikindi namazında tesvîbte bulundu. Bunun üzerine (İbnu Ömer): "Bizi (buradan) çıkar, zîra şu (yapılan tesvîb) bid'attir" dedi." Ebü Dâvud, Salât 45, (538).
Müslümansak eğer doğru bildiğimizi ve öğrendiğimizi paylaşmamız gerekir!
 
BİDAT VE KUTLU DOĞUM HAFTASI İLE REGAİP KANDİLİ
BİDAT
İnsanlara bidati iyi, güzel bidat diye anlatmaları da onların Müslümanlıkta bidatin ne olduğunu bilmemelerinden değil Müslümanlara; Kur’an ve Peygamberimizin yapmamış olduğu sünnetlerine BİLEREK ek ve ilaveler ekleyerek Müslümanlığı yozlaştırma, ibadetleri bozma girişimi olarak gözükmektedir.
Bid’atçiler için Ehl-i bid’at; yani bid’atçiler karşılığında bazen Sahibu’l-bida’, Ehlü’l-ehva, Mübtedia, Ehlü’d-dalale gibi tanımlamaları kitaplarda görebilirsiniz.
Bid’at, Peygamber efendimizin Müslümanlara gösterdiği ibadet ve hareketlerinde olmayan ve sonradan çıkarılan dindeki yeniliktir. Yanı; Peygamber Efendimizin söylediği ya da uyguladığı sünnete aykırı ek ve ilave şeyleri ortaya koymaktır.
 Müslümanlık ile ilgisinin olmayan ve atalarımız yapıyordu diyerek veya sadece gönlümüz istedi diye sonradan çıkan işleri Müslümanlıkla ilgili diye yapmamalıyız.
Sözün en hayırlısı Allah’ın kitabıdır. Yolların en hayırlısı Muhammed Sallallahu Aleyhi Vesellem’in yoludur. İşlerin en kötüsü, sonradan ortaya çıkarılmış olan bidatlardır.
Her bid’at dalâlettir, sapıklıktır.
Bidatin iyisi – kötüsü- faydalısı- faydasızı olmaz!
Bismillâhirrahmânirrahîm 41:25. Biz onlara birtakım arkadaşlar musallat ettik de onlar önlerinde ve arkalarında ne varsa hepsini bunlara süslü gösterdiler. Kendilerinden önce gelip geçmiş olan cinler ve insanlar için (uygulanan) azap onlara da gerekli olmuştur. Kuşkusuz onlar hüsrana düşenlerdi.
Bismillâhirrahmânirrahîm 45:23. Hevâ ve hevesini tanrı edinen ve Allah'ın (kendi katındaki) bir bilgiye göre saptırdığı, kulağını ve kalbini mühürlediği, gözünün üstüne de perde çektiği kimseyi gördün mü? Şimdi onu Allah'tan başka kim doğru yola eriştirebilir? Hâla ibret almayacak mısınız?
 
 
KUTLU DOĞUM HAFTASI
Müslümanlığı parçalamak ve bunun gibi kutlamalar ile sadece kutlanan bilgiyi bir güne veya bir hafta ile sınırlayarak insanlara ibadetlerini sınırlama girişiminden ve en yeni BİDAT yanı SAPKINLIK olarak Kutlu Doğum Haftası saçmalığını görmekteyiz!
Türkiye’de Said-i Kürdi cemaatinin Müslümanlığı Diyanet işleri Vakfı ile 1989 yılında başlatılan ve Diyanet İşleri Başkanlığı bu güne kadar desteklenerek sadece Türkiye'de kutlanan en yeni BİDAT olarak resmiyet kazandırılarak her yıl farklı tarihlerde ve günlerde Sadece Türkiye’de kutlana geldi.
Kutlu Doğum Haftası’nı, Hıristiyanlıktaki gibi yortuları bulunmayan Müslümanlığı Protestanlaşması süreci ve Büyük Ortadoğu Projesi çerçevesinde Amerika'nın yeşil kuşak projesinin günümüze uyarlanmış hali olan ılımlı İslam projesi kapsamında bir çalışma olduğu, (Haksöz Dergisi - Sayı: 158/159 - Mayıs/Haziran 04  http://www.haksozhaber.net/okul/article_print.php?id=4037)
Doğum kutlamasının Müslümanlıkta yerinin olmadığı, bunun İsa'nın doğumu ile bağlantılı bir gelenek olduğu bilinmekte olduğunu buradan yazmama da gerek var mı?
Peygamber Efendimizin doğum gününün miladi takvime göre 20 Nisan kabul edilerek kutlandığı bir etkinlik haftasıdır. Aşağıda yıllara göre yapılan bidatin çizelgesi verilmiştir.
1          12 Eylül-17 Ekim 1989
2          1 Eylül-7 Ekim 1990
3          20 Eylül-26 Eylül 1991
4          9 Eylül-15 Eylül 1992
5          30 Ağustos-5 Eylül 1993
6          20 Nisan -26 Nisan 1994
7          20 Nisan-26 Nisan 1995
8          20 Nisan-26 Nisan 1996
9          20 Nisan-26 Nisan 1997
10        20 Nisan-26 Nisan 1998
11        20 Nisan-26 Nisan 1999
12        20 Nisan-26 Nisan 2000
13        20 Nisan-26 Nisan 2001
14        20-26 Nisan 2002
15        20-26 Nisan 2003
16        20-26 Nisan 2004
17        20-26 Nisan 2005
18        20-26 Nisan 2006
19        20-26 Nisan 2007
20        14-20 Nisan 2008
21        14-20 Nisan 2009
22        14-20 Nisan 2010
23        14-20 Nisan 2011
24        14-20 Nisan 2012
25        14-20 Nisan 2013
26        14-20 Nisan 2014
27        14-20 Nisan 2015
D:
REGAİP KANDİLİ VE KANDİLER
Regâib kelimesi Arapça kelimedir. Kökü "Reğa-be", olan kelime; istemek, arzulamak,  meyletmek ve onu elde etmek için çaba sarf etmek demektir.
Regâib kelimesi Kur an da geçmemektedir. Yoktur!
Peygamber Efendimiz Hazreti Muhammed Mustafa S.A.V. Efendimizin hadisleri arasında da REGAİP GECESİ ile ilgili hiç bir Hadis-i Kutsi yoktur.
Peygamberimiz Recep-Şaban-Ramazan ayları hakkında bilgi vermiştir.
Kur'an-ı Kerim ve Peygamber efendimizin bu konu ile bahsetmemesi REGAİP GECESİ (KANDİLİ) sonradan yapıldığının emaresidir ki bu da BİDAT olduğunu yani sonradan icat olduğunun delilidir. Peygamber efendimizin Regaip Kandilini övdüğünü söylenerek bu gecenin kutsilerinden bahsetmek ise Peygamber efendimizin:
“Muğîre b. Şu’be (r.a.)’den rivâyete göre, Rasûlullah (s.a.v.) şöyle buyurdu: “Kim yalan olduğunu bildiği halde benden bir hadis anlatırsa iki yalancıdan biri kendisidir.” (Müslim, Mukaddime: 17; İbn Mâce, Mukaddime: 27)”
Ali b. ebî Tâlib (r.a.)’den rivâyete göre, Rasûlullah (s.a.v.) şöyle buyurmuştur: “Bana ait imiş gibi, bir sözde yalan söylemeyin kim benden olmayan bir şeyi bendenmiş gibi yalan olarak söylerse Cehenneme girer.” (Buhârî, İlim: 27; İbn Mâce, Mukaddime: 17)
ž Bu konuda Ebû Bekir, Ömer Osman, Zübeyr, Saîd b. Zeyd, Abdullah b. Amr, Enes, Câbir, İbn Abbâs, Ebû Saîd, Amr b. Abese, Ukbe b. Âmir, Muaviye, Büreyde, Ebû Musa el Gafıkî, Ebû Umâme, Abdullah b. Amr, el Mukanna’ ve Evs es Sekafî’den de hadis rivâyet edilmiştir.
Tirmizî: Ali hadisi hasen sahihtir.”
Dikkate almadığının eseridir.
Bismillâhirrahmânirrahîm 45:7. Vay haline, her yalancı ve günahkâr kişinin!
Günümüzde birçok bidat ve hurafenin yaygın bir şekilde hayata aktarıldığını görmekteyiz. Bizden öncekilerin yaptıklarını incelemeden uygulamamız ise bizim bilgiyi kulaktan duymamız, olur olmaz kişilerin sözlerine kulak vermemizden dolayıdır. Olmayan Regaip kutlamak Müslümanların ibadetlerini belirli gecelerin yeterli olacağını ima etmek için yapılan bidat değil mi? 
 

BU ÇALIŞMA TELİF ESERİDİR İZİN ALMADAN  KULLANMAYINIZ  corumlu2000@gmail.com

BİR ÖNCEKİ SAYFAYA GİDİNİZ!

BİR SONRAKİ SAYFAYA GİDİNİZ!

 

 

 

 

https://gurselyayin.com

 

 

 

 

 

KİTAP İÇİNDEKİLER GİDİNİZ

BİR ÖNCEKİ SAYFAYA GİDİNİZ!

 05BİR SONRAKİ SAYFAYA GİDİNİZ!

YENİ İCAT (BİD’AT) KUTLU DOĞUM HAFTASI
                Peygamber Efendimiz S.A.V. Efendimizin doğduğu gün kaynaklarda “FİL YILI” denilen yılı Rebiü’l-evvel on ikinci günü dünyaya geldi.
Bu yıl 2013 yılında Rebiü’l-evvel on ikinci günü yani Mevlid Kandili 23 Ocak’ı 24 Ocak’a bağlanan gece kutladık. Mevlid Kandili de yeni icat (Bid’ad) olan bir kutlama ve anma olaydır. Peygamber Efendimizi anmak için belirli gece ve haftalar içinde sıkıştırmak onu anmaktan çok belirli günlere sıkıştırılmış ve sadece o günlerde anılmasını sağlamaya çalışılan diğer haftalarla eş değer tutulması Müslüman olarak benim çok zoruma gitmektedir.
Hz. Ömer zamanında Hicret'in 17. yılında alınan bir kararla kabul edilmiştir. Hicret'in olduğu sene birinci sene olarak alınarak kararlaştırılmış ve Peygamber Efendimizin Mekke’den Medine’ye Hicret’i için Hz. Ebubekir R.A. ile ayrıldığında Sefer ayının 27 idi 4 gece Sevr Mağarasında kalmışlar ve 1 Rebiülevvel Pazartesi günü Sevr Mağarasından Medine'ye doğru yola çıkmışlardır. Bu nedenle Arabi aylardan 1 Muharrem'in rastladığı için Yıl Başı da 1 Muharrem olarak takvim başı olarak kabul edilmiştir.
Hicri Takvim'de aylar; Muharrem, Safer, Rerebiülevvel, Rebiülahir, Cemaziyelevvel, Cemaziyelahir, Recep, Şaban, Ramazan, Şevval, Zilkade ve Zilhicce şeklinde sıralanırlar. 
Ay, dünya etrafında 12 defa döndüğü zaman bir kameri sene olur 354 gün 8 saat 48 dakika 34.68 saniyedir. Miladi aylarda da artık aylar mevcuttur. Bunlar 30 yıllık dönemlerin 2, 5, 7, 10, 13, 15, 18, 21, 24, 26 ve 29 yılları 355 gün, diğer yıllar ise 354 gündür.
Kısaca incelediğimiz Miladi aylardan sonra Peygamber Efendimizin vefatından uzunca bir süre sonra Mevlid Kandili icat edildi (Bid’at)
Mevlit Yeni İcat Badat’ının bilinen tarihi süreci söyle sıralayabiliriz: Mevlid Peygamberimiz S.A.V. Efendimizde üç dört asır sonra icat (Bid’at)  edilen Müslümanlara iyi bid’at olarak tanıtıldı.
Sünnî Müslümanlarda ilk mevlit merasimi, Hicri 604 yılında, Selahaddin Eyyubî'nin eniştesi ve Erbil atabeği Melik Muzafferuddun Gökbörü tarafından tertiplenmiştir. 
Mevlit;  Merasim olarak ilk defa, Mısır'da hüküm süren Fatımîler (910-1171) tarafından tertiplenmiştir. Bu merasimler saraya ait olup, sadece devlet erkanı arasında cereyan etmekte idi.
Osmanlılar tarafından mevlit, ilk defa III. Murat zamanında, 1588'de resmi hale getirildi.
1989 Tarihinde Yeni İcat (Bid’at) Türkiye Diyanet İşleri tarafından “Kutlu Doğum Haftası” olarak ilan etmiştir.
                Mevlid Kandili ve Kutlu Doğum Haftası insanları sonradan BİD’AT yani icat ettikleri günlerden birisidir.
                Peygamber Efendimiz S.A.V. Müslüman Dini için gönderilmiş olduğu ve kendisinden önceki peygamberler gibi sadece bir kavme veya millete değil, bütün insanlığa peygamber olarak gönderilmiştir.
Kur’an-ı Kerim de Allah C.C. Neygam Efendimiz S.E.V. için:
Sebe, ayet: ayet:  28 Biz seni bütün insanlara ancak müjdeci ve uyarıcı olarak gönderdik; fakat insanların çoğu bilmezler.
Enbiya Suresi ayet: 107. (Resulüm!) Biz seni âlemlere ancak rahmet olarak gönderdik. 
Kur’an- Kerim Hakkında Allah C.C. :
Enbiya Suresi ayet: 10. And olsun, size içinde sizin için öğüt bulunan bir kitap indirdik. Hâlâ akıllanmaz mısınız? 
En'am Suresi, 38. Yeryüzünde yürüyen hayvanlar ve (gökyüzünde) iki kanadıyla uçan kuşlardan ne varsa hepsi ancak sizin gibi topluluklardır. Biz o kitapta hiçbir şeyi eksik bırakmadık. Nihayet (hepsi) toplanıp Rablerinin huzuruna getirilecekler.   
Peygamberimize hitaben Allah C.C. :
Necm Suresi ayet: 3 -4 Resulüm de ki: Eğer Allah'ı seviyorsanız hemen bana uyunuz ki, Allah da sizi sevsin ve günahlarınızı bağışlasın.
Demektedir. Ayrıca yeni icat için de  
Haşir Suresi, ayet: 7 Peygamber size ne verirse onu alın. Size neyi yasak etti ise, ondan uzak durun.
En’am Suresi ayet: 153. Şüphesiz bu, benim dosdoğru yolumdur. Buna uyun. (Başka) yollara uymayın. Zira o yollar sizi Allah'ın yolundan ayırır. İşte sakınmanız için Allah size bunları emretti. 
Peygamber Efendimiz S.A.V.  Ayrım yapmadan her BİD’AT sapıklıktır. Demektedir.
Düşman yağma etmek için sabah ve akşam geliyor, kendinizi koruyunuz.  Şehadet parmağıyla orta parmağını birbirine yaklaştırarak şöyle buyurdu: Ben Peygamber olarak gönderildim, kıyametle aranız işte şu iki parmak gibi yakındır. Vâcib olanı yerine getirdikten sonra şunu bildiririm ki Sözlerin en hayırlısı Allah'ın kitabıdır, en hayırlı hidayet, Hz. Muhammed'in hidayetidir. Dinde olmayan şeylerin en kötü olanlara sonraları çıkarılan şeylerdir, her BİD’AT sapıklıktır.
Hz. Ali radıyallahu anh anlatıyor: "Biz Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm'dan Kur'ân-ı Ker'im ve bir de şu sahifede olandan başka bir şey yazmadık.. (Bu sahifede bulunana gelince,) Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm buyurmuştu ki:     "Medine Ayr dağı ile Sevr dağı arasında kalan hudud içerisinde haramdır. Kim orada bir bid'atte bulunur veya bid'atçiyi himaye ederse, Allah, melekler ve bütün insanların lâneti onun üzerine olsun. Allah onun ne farz, ne nafile hiçbir hayrını kabul etmesin. Müslümanların garantisinde ihanet ederse, Allah'ın meleklerin ve bütün insanların lâneti üzerine olsun. Onun (Kıyamet günü) ne farz ve ne nafile hiçbir hayrı kabul edilmez."  Buhari, Fezailu'l-Medine 1, Cizye 10, 17, Feraiz 21, İ'tisam 5; Müslim, Hacc 467, (1370); Ebu Davud, Menasik 99, (2034, 2035), Tirmizi, Vela ve'l-Hibe 3, (2128). Bu rivayetin metni Sahiheyn'e uygundur.
Abdullah İbnu Abbâs radıyallahu anhüma anlatıyor: "Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm buyurdular ki: "Allah, bidat sahibi, bid'atını terketmedikçe, onun amelini kabul etmeyecektir.
Ebu't-Tufeyl radıyallahu anh anlatıyor: "Ali İbnu Ebi Tâlib radıyallahu anh'a bir adam gelerek:     "Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm'ın sana tevdi ettiği sır nedir?" diye sormuştu. Hz. Ali buna öfkelendi ve:     "Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm, halka gizlediği hiçbir şeyi bana sır olarak vermedi. Şu kudar var ki, bana dört kelime söyledi!" dedi. Adam:     "Nedir onlar, söyler misin?" deyince, Hz. Ali:     "Allah'tan başkasının adına kesene Allah lânet etsin. Ebeveynine lânet edene lânet etsin. Bid'atçıyı himaye edene Allah lânet etsin. Tarlanın sınır taşlarını değiştirene Allah lânet etsin!"  Müslim, Edâhî 43, (1978); Nesâî, Dahâya 34, (7, 232).
Hz. Câbir (radıyallahu anh) anlatıyor: "Resulullah (aleyhissalâtu vesselâm) hutbe verdi mi gözleri kızarır, sesi yükselir, öfkesi artardı. Sanki bir orduya "Düşmanınız akşama veya sabaha size baskın yapacak!'' diye tehlikeyi haber veren komutan gibi (fevkâlade ciddi bir eda ile):    "Ben size, Kıyamet şu iki parmak kadar yakınlaşmış olduğu bir zaman da peygamber gönderildim '' der ve şehadet parmağı ile orta parmağını birbirine yaklaştırarak gösterir, sözlerine şöyle devam ederdi:  "Emmâ bâd! Bilesiniz, sözlerin en hayırlısı Kitabullah'tır. En güzel yol da Muhammed'in yoludur. İşlerin en şerlisi de sonradan ihdâs edilenlerdir. Her bid'at dalâlettir." Ayrıca şunları da söyledi:    "Ben her mü'mine kendi nefsinden daha yakınım. Nitekim, kim bir mal bırakırsa bu ailesi içindir. Kim bir borç veya (bakıma muhtaç) horanta bırakırsa bu bana aittir ve benim üzerimedir."  Müslim, Cum'a 43, (867); Nesâî, İydeyn 22, (3, 188, 189).
İbnu Abdillah İbnu Muğaffel (rahimehullah) anlatıyor: "Ben (namazda) bismillâhirrahmânirrahîm'i okumuştum. Babam işitti. Bana: "Oğulcuğum, (bu yaptığın) bir bid'attir. Bid'atten sakın!" dedi. Ben Resülullah (Aleyhissalâtu Vesselâm)'ın ashâbından her kimle karşılaştı isem, hepsinin de bid'atten nefret ettiği kadar bir başka şeyden nefret etmediğini gördüm. Babam sözlerine şöyle devam etmişti:    "Ben Resülullah (aleyhissalatu vesselâm)'Ia, Hz. Ebu Bekr'le, Hz. Ömer'le, Hz. Osmanla (radıyallâhu anhüm) namaz kıldım. Onlardan hiç birinin bunu (besmelenin okunacağını) okuduklarını işitmedim. Onu sen de okuma. Sadece "Elhamdülillahi rabbi'l-âlemîn" de." Tirmizî, Salât 180, (244); Nesâî, İftitah 22, (2,135).
Ebü Dâvud'un bir rivayetinde şöyle gelmiştir: "Ben İbnu Ömer (radıyallâhu anhümâ)'le beraber idim, bir adam öğle veya ikindi namazında tesvîbte bulundu. Bunun üzerine (İbnu Ömer): "Bizi (buradan) çıkar, zîra şu (yapılan tesvîb) bid'attir" dedi." Ebü Dâvud, Salât 45, (538).
Müslümansak eğer doğru bildiğimizi ve öğrendiğimizi paylaşmamız gerekir!
 
BİDAT VE KUTLU DOĞUM HAFTASI İLE REGAİP KANDİLİ
BİDAT
İnsanlara bidati iyi, güzel bidat diye anlatmaları da onların Müslümanlıkta bidatin ne olduğunu bilmemelerinden değil Müslümanlara; Kur’an ve Peygamberimizin yapmamış olduğu sünnetlerine BİLEREK ek ve ilaveler ekleyerek Müslümanlığı yozlaştırma, ibadetleri bozma girişimi olarak gözükmektedir.
Bid’atçiler için Ehl-i bid’at; yani bid’atçiler karşılığında bazen Sahibu’l-bida’, Ehlü’l-ehva, Mübtedia, Ehlü’d-dalale gibi tanımlamaları kitaplarda görebilirsiniz.
Bid’at, Peygamber efendimizin Müslümanlara gösterdiği ibadet ve hareketlerinde olmayan ve sonradan çıkarılan dindeki yeniliktir. Yanı; Peygamber Efendimizin söylediği ya da uyguladığı sünnete aykırı ek ve ilave şeyleri ortaya koymaktır.
 Müslümanlık ile ilgisinin olmayan ve atalarımız yapıyordu diyerek veya sadece gönlümüz istedi diye sonradan çıkan işleri Müslümanlıkla ilgili diye yapmamalıyız.
Sözün en hayırlısı Allah’ın kitabıdır. Yolların en hayırlısı Muhammed Sallallahu Aleyhi Vesellem’in yoludur. İşlerin en kötüsü, sonradan ortaya çıkarılmış olan bidatlardır.
Her bid’at dalâlettir, sapıklıktır.
Bidatin iyisi – kötüsü- faydalısı- faydasızı olmaz!
Bismillâhirrahmânirrahîm 41:25. Biz onlara birtakım arkadaşlar musallat ettik de onlar önlerinde ve arkalarında ne varsa hepsini bunlara süslü gösterdiler. Kendilerinden önce gelip geçmiş olan cinler ve insanlar için (uygulanan) azap onlara da gerekli olmuştur. Kuşkusuz onlar hüsrana düşenlerdi.
Bismillâhirrahmânirrahîm 45:23. Hevâ ve hevesini tanrı edinen ve Allah'ın (kendi katındaki) bir bilgiye göre saptırdığı, kulağını ve kalbini mühürlediği, gözünün üstüne de perde çektiği kimseyi gördün mü? Şimdi onu Allah'tan başka kim doğru yola eriştirebilir? Hâla ibret almayacak mısınız?
 
 
KUTLU DOĞUM HAFTASI
Müslümanlığı parçalamak ve bunun gibi kutlamalar ile sadece kutlanan bilgiyi bir güne veya bir hafta ile sınırlayarak insanlara ibadetlerini sınırlama girişiminden ve en yeni BİDAT yanı SAPKINLIK olarak Kutlu Doğum Haftası saçmalığını görmekteyiz!
Türkiye’de Said-i Kürdi cemaatinin Müslümanlığı Diyanet işleri Vakfı ile 1989 yılında başlatılan ve Diyanet İşleri Başkanlığı bu güne kadar desteklenerek sadece Türkiye'de kutlanan en yeni BİDAT olarak resmiyet kazandırılarak her yıl farklı tarihlerde ve günlerde Sadece Türkiye’de kutlana geldi.
Kutlu Doğum Haftası’nı, Hıristiyanlıktaki gibi yortuları bulunmayan Müslümanlığı Protestanlaşması süreci ve Büyük Ortadoğu Projesi çerçevesinde Amerika'nın yeşil kuşak projesinin günümüze uyarlanmış hali olan ılımlı İslam projesi kapsamında bir çalışma olduğu, (Haksöz Dergisi - Sayı: 158/159 - Mayıs/Haziran 04  http://www.haksozhaber.net/okul/article_print.php?id=4037)
Doğum kutlamasının Müslümanlıkta yerinin olmadığı, bunun İsa'nın doğumu ile bağlantılı bir gelenek olduğu bilinmekte olduğunu buradan yazmama da gerek var mı?
Peygamber Efendimizin doğum gününün miladi takvime göre 20 Nisan kabul edilerek kutlandığı bir etkinlik haftasıdır. Aşağıda yıllara göre yapılan bidatin çizelgesi verilmiştir.
1          12 Eylül-17 Ekim 1989
2          1 Eylül-7 Ekim 1990
3          20 Eylül-26 Eylül 1991
4          9 Eylül-15 Eylül 1992
5          30 Ağustos-5 Eylül 1993
6          20 Nisan -26 Nisan 1994
7          20 Nisan-26 Nisan 1995
8          20 Nisan-26 Nisan 1996
9          20 Nisan-26 Nisan 1997
10        20 Nisan-26 Nisan 1998
11        20 Nisan-26 Nisan 1999
12        20 Nisan-26 Nisan 2000
13        20 Nisan-26 Nisan 2001
14        20-26 Nisan 2002
15        20-26 Nisan 2003
16        20-26 Nisan 2004
17        20-26 Nisan 2005
18        20-26 Nisan 2006
19        20-26 Nisan 2007
20        14-20 Nisan 2008
21        14-20 Nisan 2009
22        14-20 Nisan 2010
23        14-20 Nisan 2011
24        14-20 Nisan 2012
25        14-20 Nisan 2013
26        14-20 Nisan 2014
27        14-20 Nisan 2015
D:
REGAİP KANDİLİ VE KANDİLER
Regâib kelimesi Arapça kelimedir. Kökü "Reğa-be", olan kelime; istemek, arzulamak,  meyletmek ve onu elde etmek için çaba sarf etmek demektir.
Regâib kelimesi Kur an da geçmemektedir. Yoktur!
Peygamber Efendimiz Hazreti Muhammed Mustafa S.A.V. Efendimizin hadisleri arasında da REGAİP GECESİ ile ilgili hiç bir Hadis-i Kutsi yoktur.
Peygamberimiz Recep-Şaban-Ramazan ayları hakkında bilgi vermiştir.
Kur'an-ı Kerim ve Peygamber efendimizin bu konu ile bahsetmemesi REGAİP GECESİ (KANDİLİ) sonradan yapıldığının emaresidir ki bu da BİDAT olduğunu yani sonradan icat olduğunun delilidir. Peygamber efendimizin Regaip Kandilini övdüğünü söylenerek bu gecenin kutsilerinden bahsetmek ise Peygamber efendimizin:
“Muğîre b. Şu’be (r.a.)’den rivâyete göre, Rasûlullah (s.a.v.) şöyle buyurdu: “Kim yalan olduğunu bildiği halde benden bir hadis anlatırsa iki yalancıdan biri kendisidir.” (Müslim, Mukaddime: 17; İbn Mâce, Mukaddime: 27)”
Ali b. ebî Tâlib (r.a.)’den rivâyete göre, Rasûlullah (s.a.v.) şöyle buyurmuştur: “Bana ait imiş gibi, bir sözde yalan söylemeyin kim benden olmayan bir şeyi bendenmiş gibi yalan olarak söylerse Cehenneme girer.” (Buhârî, İlim: 27; İbn Mâce, Mukaddime: 17)
ž Bu konuda Ebû Bekir, Ömer Osman, Zübeyr, Saîd b. Zeyd, Abdullah b. Amr, Enes, Câbir, İbn Abbâs, Ebû Saîd, Amr b. Abese, Ukbe b. Âmir, Muaviye, Büreyde, Ebû Musa el Gafıkî, Ebû Umâme, Abdullah b. Amr, el Mukanna’ ve Evs es Sekafî’den de hadis rivâyet edilmiştir.
Tirmizî: Ali hadisi hasen sahihtir.”
Dikkate almadığının eseridir.
Bismillâhirrahmânirrahîm 45:7. Vay haline, her yalancı ve günahkâr kişinin!
Günümüzde birçok bidat ve hurafenin yaygın bir şekilde hayata aktarıldığını görmekteyiz. Bizden öncekilerin yaptıklarını incelemeden uygulamamız ise bizim bilgiyi kulaktan duymamız, olur olmaz kişilerin sözlerine kulak vermemizden dolayıdır. Olmayan Regaip kutlamak Müslümanların ibadetlerini belirli gecelerin yeterli olacağını ima etmek için yapılan bidat değil mi? 
 

BU ÇALIŞMA TELİF ESERİDİR İZİN ALMADAN  KULLANMAYINIZ  corumlu2000@gmail.com

BİR ÖNCEKİ SAYFAYA GİDİNİZ!

BİR SONRAKİ SAYFAYA GİDİNİZ!

 

 

 

 

https://gurselyayin.com

 

 

 

 

 

KİTAP İÇİNDEKİLER GİDİNİZ

BİR ÖNCEKİ SAYFAYA GİDİNİZ!

 06BİR SONRAKİ SAYFAYA GİDİNİZ!

ERMENİLER
            Ermeniler. Osmanlı tabasının  şımarık çocukları. Geçmişte Osmanlı İmparatorluğunda en etkili ve en yetkili  yerleri kapmışlar,Osmanlı’nın iyi niyetini kendi emelleri için rahatça kullanmışlar ve Anadolu’da zaman içerisinde her türlü muafiyetler içerisinde zenginleşmişler ve Anadolu topraklarının bütün sathını kendi aralarında adeta pay ederek atalarını olduğu şehirlerin dışındaki şehirlere de yerleşerek adeta imparatorluk içinde görülmeyen bir imparatorluk kurmuşlardı.
            Zaman içerisinde bilindiği gibi Ermenilerin de bir zayıf bulunan karnını bulan dış mihraklar Osmanlı topraklarında adeta dokunulmaz bir hayat yaşayanların içinden geçirdikleri atalarından kaldığını iddia ettikleri ve aslında Anadolu Tarihinde hiçbir zaman devlet kuramamış olmalarını bildikleri halda Dünya devletlerinin can çekişen Osmanlı’sından toprak beyanlarının tam zamanı olduğunu düşünerek önce Osmanlı Padişahına suikast girişiminde bulundular. Daha sonra ise  ülke dışında bir Osmanlı paşasını katlederek iddialarını adeta kanla tasdik ettirmeye çalıştılar.
            Eh;Osmanlı kendi tebaasının hıyanetine her halde iyi yaptınız,aferin diyecek hali yoktu ya. Karar alınarak Anadolu’da bulunan Ermenileri toplu olarak bir yerlere yerleştirerek daha dikkatli olarak kontrolünü sağlama düşünceleri ile  Anadolu’nun güneyine götürülmesi kararı mucibince Anadolu’dan toplanarak mecburi tehcir (göç ettirme) işlemine girişmiştir. Anadolu’nun o günkü imkanları sonuna kadar kullanılarak Osmanlı Ermenileri götürülmüştür.
            Kinin sonu olmaz denildiği gibi;Ermeni kini bitmemiş ;Daha sonraları ise Osmanlı İmparatorluğunun yedi düvelden ülkesini savunduğunda da Ermeni tebaası  tarafından arkasından hançerlenmesi ve bu da yetmemiş gibi Ruslarla işbirliğine girişmesi yetmiyormuş gibi sonraları da Fransız ordularında asker olarak Türkiye’de bulunmalarına ne diyorsunuz ?
            Sonrada 38 hariciye vatandaşımızı katletmişlerdir. Halen kendilerini haklı olarak görmeleri ise bir şarlatanlıktan başka bir şey değildir. Bu şarlatanlıkları halen devam etmesinin sebebi ise Türkiye Cumhuriyeti sınırları içerisinde bilinen Ermeni komitacılarının katlettikleri,yaktıkları ve topluca çoluk çocuk gömdükleri Müslüman Türk evlatlarının tespit edilen mezarlarının kendilerinin olmadığını nasıl ispat edersiniz diyebilen ve Ülkemizde eğitimini öğretmen olarak yapmış ve şu anda Cevizkabuğu Programında da Ermeni din adamı olduğunu söyleyen ve Malatyalı olduğunu beyan eden kişinin kendi ağzından duymamız her halde şarlatanlığın da daniskası olarak durmakta. Aynı kişinin bir programa gelirken olmayan belgeleri bilseydim getirirdim diyebilme yüzsüzlüğü de  Türkiye’mize mahsus  bir kara mizahı olarak görebiliyor musunuz ?
            Ermeni vatandaşlarımızın hepsinin aynı görüşte olduğunu söylememiz yanlış olur. Yukarıda bahsi geçen programa katılan ve sunucu tarafından sizin kimliğini mealinde sorulan soruya :
            -Ben: ERMENİ TÜRK VATANDAŞIYIM ! Diyenler de bulunmaktadır.
            Bizim Ermenilerle bir alış verişimiz yoktur. Onlar eğer kendilerini Türk olarak görüyorlarsa başımızın üzerinde yerleri bulunmaktadır. Şayet kendilerini sadece Ermeni olarak görüyorlarsa Türkiye’de ne işleri var. Zaten onlar zorlanarak,istekleri dahilinde göç etmeyi severler. Buyursunlar gitsinler. Onlara nereye gidiyorsunuz diyecek bir Türk vatandaşının da olacağını zannetmemekteyim. Türküm diyenler ancak bu vatanda yaşarlar. Yaşanan bu vatanın ismi de zaten herkesin bildiği gibi TÜRKİYE dir. Türkiyeli falanım,Türkiyeli fişmanım diyenlerin Türkiye’de ne işleri var ? Bunlar ancak Türkiye’yi tarihin içinde olduğu gibi parçalamaya,yok etmeye çalışanlar olarak görmemizde bir sakınca var mı. Var diyen bana yazsın.
 
73   SAYI 25 Mart 2005
 
 

 

 

 

 

https://gurselyayin.com

 

 

 

 

 

KİTAP İÇİNDEKİLER GİDİNİZ

BİR ÖNCEKİ SAYFAYA GİDİNİZ!

 07BİR SONRAKİ SAYFAYA GİDİNİZ!

FİLİSTİN 100 YIL ERMENİ ANMA PULU
1915-2015 100 th Anniversary of the Armenian genocide
NE diyor
1915-2015 Ermeni soykırımı 100. Yıldönümü
Kim diyor FİLİSTİN PULU
Sayfamda : Ermenistanlı dediklerim SOYKIRIM YAPIP sonra soykırım yapılan TÜRK insanlarını suçlayanlardır! Ermenistanda Soykırım abideleri vardır, Müzeleri vardır! İspat edecek delilleri yoktur!Sayfamda paylaştığım fotoğraflar

BU ÇALIŞMA TELİF ESERİDİR İZİN ALMADAN  KULLANMAYINIZ  corumlu2000@gmail.com

BİR ÖNCEKİ SAYFAYA GİDİNİZ!

BİR SONRAKİ SAYFAYA GİDİNİZ!

 

 

 

 

https://gurselyayin.com

 

 

 

 

 

 

KİTAP İÇİNDEKİLER GİDİNİZ

BİR ÖNCEKİ SAYFAYA GİDİNİZ!

 08BİR SONRAKİ SAYFAYA GİDİNİZ!

BUGÜNE KADAR ERMENİ SOYKIRIMI’NI RESMEN TANIYAN ÜLKELER:
1Uruguay – (1965)
2.Kıbrıs-(1982)
3.Rusya-(1995)
4.Yunanistan – (1996)
5.Kanada- (1996)
6.Fransa – (1998)
7.Arjantin-(1998)
8.Belçika- (1998)
9.Lübnan- (2000)
10.İtalya – (2000)
11.Vatikan- (2000)
12.İsviçre- (2003)
13.Holandia- (2004)
14.Slovakya- (2004)
15.Almanya- (2005)
16.Litvanya- (2005)
17.Venezuela – (2005)
18.Polonya- (2005)
19.Şili – (2007)
20.Güney Avustralya – (2009)
21.İsveç- (2010)
 
İsviçre, Slovakya, Yunanistan ve Kıbrıs ise Soykırımı inkar edenleri cezalandıran yasa tasarısı kabul etti.
 
SOYKIRIM OLARAK TANIMLAYAN ABD EYALETLERİ
Alaska
Arizona
Arkansas
Kaliforniya
Colorado
Connecticut
Delaware
Florida
Georgia
Güney Karolina
Idaho
Illinois
Kansas
Kentucky
Kuzey Dakota
Kuzey Karolina
Louisiana
Maine
Maryland
Massachusetts
Michigan
Minnesota
Missouri
Montana
Nebraska
Nevada
New Hampshire
New Jersey
New Mexico
New York
Ohio
Oklahoma
Oregon
Pensilvanya
Rhode Island
Tennessee
Utah
Vaşington
Vermont
Virjinya 
Wisconsin

BU ÇALIŞMA TELİF ESERİDİR İZİN ALMADAN  KULLANMAYINIZ  corumlu2000@gmail.com

BİR ÖNCEKİ SAYFAYA GİDİNİZ!

BİR SONRAKİ SAYFAYA GİDİNİZ!

 

 

 

 

https://gurselyayin.com

 

 

 

 

 

KİTAP İÇİNDEKİLER GİDİNİZ

BİR ÖNCEKİ SAYFAYA GİDİNİZ!

 09BİR SONRAKİ SAYFAYA GİDİNİZ!

ERMENİLER KARARINA TEPKİ
Evet;tepkiler hemen gözüküyor. Bizler tepkilerimizi niçin geç gösteriyoruz ?
Bizlere zulmedenler;kendi hatalarını örtbas etmek için bizleri zalim göstermeye çalışmıyorlar mı ? Şu anda tantanaları ile birçok devleti kandırarak “Türkiye’yi Kınama” kararı çıkarttıran Ermenilerin yaptıkları bu kararları çıkartan ülkelerce yok sayılmadı mı ? Yok sayılmaya devam edilmiyor mu ?
Bu gün Türkiye Büyük Millet Meclisi Tarihi bir karar aldı. Bence bu kararın arkasında sıkı olarak durulması gerekmektedir. Ayrıca Ermenilerin oyununa gelen ülkelerin Türkiye’den sadece özür dilemesinin haricinde bu güne kadar vakur ve sabırla cevap vermeyen ülkemize maddi tazminatlar vermesi de talep edilmelidir. Ülkemize halen dost gözüken ve aşağıdaki dergimde çıkan tepkinin ses getirdiğini de sizlerle paylaşmak istiyorum.
Mahmut Selim GÜRSEL FRANSA'YA CEVAP Arşivimiz
“03 Mart 2001 sayı 24 Çorumlu 2000 Dergisi
FRANSA'YA CEVAP
Mahmut Selim GÜRSEL
24. Sayıda yayınlanacaktır; diyerek aşağıdaki yazımı e-mail yoluyla Reisi Cumhur Başbakan, Başbakan Yardımcıları, Bakanlar ve Millet Vekillerinin e-mail adresi olanlara yolladım.  Mesajım pek çok milletvekillerini e-mail alanlarının dolu olduğu gerekçesi ile geri geldi. Her ne hikmetse MHP Genel Merkezinden yazımın virüslü olduğunu belirten cevap aldım. Sonuçta iki cevap aldım onları sizlerle paylaşmak istiyorum.  Cevap verenlere Çorumlular adına teşekkür ederim.
Biz, bize dost görünen düşmanlarımızdan korkalım. Neden korkalım derseniz, geçen günlerde Fransa'nın aldığı SÖZDE "Ermeni Soy Kırım Tasarısı" bizi oldukça üzdü.
Her devletin kırılacağı, üzüleceği bir duyarlı noktası, yumuşak karnı vardır. Fransa'nın yumuşak karnı ekonomisi, turizmi, tarihi değildir. Fransa'nın yumuşak karnı "FRANSIZ KÜLTÜRÜ"DÜR. Duyarlı, duyarsız her Fransız "KÜLTÜR" ile ilgilenir, korur, gözetir ve kollar.
Türkiye'nin, Fransa'ya karşı yapabileceğimiz dayanışma ancak "FRANSIZ KÜLTÜRÜNÜ" ret etmemizle, aldıkları karar çerçevesinden ricat ettirebiliriz.
Ne yapmamız gerekir? Sorusuna ise, şu önlemleri bütün Türkiye genelinde, gerekirse Kanun, gerekirse Bakanlar Kurulu Kararı ile en acil şekilde uygulamaya koymamız gerekir.
1- Fransızca Dil Eğitimini bütün okullarımızdan kaldırarak, inadına Fransızca yerine Ermenice Dilini koymak.
2- Ülkemizde bulunan Fransız Kültür kurumlarını acılan kapatmak.
3- Ülkemizde eğitim veren Fransız Eğitim Kurumlarını kapatmak.
4- Fransa ile ilgili bütün haberlere bütün Türkiye dâhilinde yasaklama getirmek.
5- Fransa ile ilgili bağlantıları olan okullar arası bilgi alış verişini kesmek  
vb. Eğer biz bu kararları birkaç hafta içerisinde uygulamaya koyma girişiminde bulunursak, Fransa geri adımını atar. Aldığı kararla örnek ülke vasfını Avrupa'da kaybeder. Bu kaybetme ile beraber, diğer Avrupa ülkeleri buna benzer tasarılarını rafa kaldırır.
Biz bu uygulamaların benzerlerini, diğer devletlerin yapacakları eylemleri susturma bakımından gerekli olan çalışmalara hemen başlayıp, ileride hemen uygulamaya koyabileceğimiz pozisyonda elimizin altında bulundurmamız gerekir.
Saygılarımla.
 
Gelen Cevaplar:
Sayın Selim,
Fransa'nın yaptığı son terbiyesizlik hakkındaki yazımı ilişikte size gönderiyorum.
Aslında kültürel bağları koparmak yerine maddi zarar verici davranışlarda bulunmak günümüz dünyasında daha can yakıcı ve etkili olmaktadır. Milletçe bunlar üzerinde yoğunlaşmak sesimizi duyurmak için iyi bir vesile olacaktır.
Saygılarımla.
Dr. Ahmet Tan  İstanbul Milletvekili   AGİTPA Türk Grubu Başkanı
AHMET  TAN  24.1. 2001
Yeni diplomasi..
Diplomasi artık yalnızca diplomatlara bırakılmayacak kadar önemlidir.
Fransız Meclisi'nin yaptığı edepsizliğin benzerini, başka ülke meclislerinin de yapabileceği artık gün gibi ortada.
Bu edepsizlikleri, geleneksel diplomasi ile, Dışişleri Bakanlığımızın meslek memurlarıyla önlenmek kolay değildir, mümkün de değildir. Çünkü o arsızlık ve edepsizler söz konusu ülkelerin Dışişleri Bakanlıkları ve diplomatlarından edepsizliğin benzerini, başka ülke meclislerinin de yapabileceği artık gün gibi ortada.
Bu edepsizlikleri, geleneksel diplomasi ile, Dışişleri Bakanlığımızın meslek memurlarıyla önlenmek kolay değildir, mümkün de değildir.   Çünkü o arsızlık ve edepsizler söz konusu ülkelerin dışişleri bakanlıkları ve diplomatlarından değil parlamentolarından, politikacılarından kaynaklanıyor.
Parlamenterler yani seçilmişler, dünyanın hiçbir yerinde atanmışları, yani diplomatları muhatap almak istemezler. Bunu doğru görmezler. Çünkü seçilmiş yasamanın, atanmış yürütmenin temsilcisidir.
Birbirlerinin eşiti değildirler. Bu yüzden müzakereye de oturamazlar, fazla gerekmedikçe aynı masaya dahi oturmazlar.
İyi ki de oturmazlar.
Türkiye'ye yönelik edepsizlik diplomasiden değil politikadan kaynaklanıyor. Hem de en ilkelinden iç politika ve en ucuzundan oy hesaplarından kaynaklanıyor.
Bir ülke politikacısının ve parlamentosunun yaptığı arsızlığa, "dur!" deme olanağına, ancak karşı ülkenin politikacısı ve parlamentosu sahiptir.  Bu nedenledir ki, önümüzdeki dönem artık, Parlamento Diplomasisi dönemidir.
Geçtiğimiz aylarda bu köşede parlamento diplomasisi üzerinde çeşitli nedenlerle yazılar yazıldı. Yeri geldiğinde konuşmalar yapıldı, demeçler verildi.
Türkiye'nin ve TBMM'nin parlamento diplomasisine önem vermesi gerektiği anlatıldı.
Parlamento diplomasisi aslında ne Türkiye için yeni, ne de dünya için. Ama nedense Türkiye iç politikanın cazibesi ve cerbezesiyle diplomasinin bu türüne pek kulak asmadı.
Oysa NATO'ya ve Avrupa Konseyi'ne girişle birlikte 1950'den başlayarak Türkiye en yetişmiş en güçlü kadrolarını Parlamento diplomasisinin hizmetine vermişti.
Rahmetli profesörler. Muammer Aksoy,Turan Güneş, Turan Feyzioğlu gibi  çok değerli milletvekilleri, Türkiye'yi parlamento  platformlarında temsil ettiler.  Belki de o dönem incelense parlamento diplomasisi alanında ülkenin uluslararası çıkarlarına üstün hizmetler sundular. O dönemlerde diplomatlarımızın uluslar arası başarısında onların desteklerinin büyük payı var.
Ne yazık ki Rahmetli Özal'la 1980 sonrası dönemde parlamento diplomasisine sırt çevrildi.
Ülkelerin parlamenterleri yalnızca ikili ilişkiler sırasında, bir araya gelmiyorlar. Onları uluslararası parlamentolar  var. Hem de elli küsur, yüz küsur yıldan beri var.
Dünya Parlamentosu niteliğindeki Parlamentolar arası Birlik 1889'dan beri onlarca ülkeden yüzlerce milletvekilinin ortak platformu. TBMM  ise bu  parlamentonun 1945'ten beri üyesi.
Millet vekillerimiz,  Avrupa Konseyi Parlamenterler Meclisi'nin ise 51 yıldan  beri kurucu üyeleri.
TBMM üyelerinin asli olarak görev yaptığı başka uluslar arası platformlar da  var:
Avrupa Parlamentosu Karma Parlamento Komisyonu'nda, NATO ve AGİT Parlamenter Asamblesi'nde ve Karadeniz Ekonomik İşbirliği Parlamenterler Asamblelerinde, her partiden çok sayıda TBMM üyesi görev yapıyor.
Evet, Fransa Meclisi'nin edepsizliğiyle başlayan yeni dönem artık Parlamento diplomasisi dönemidir.
TBMM artık parlamento diplomasisine önem ve ağırlık vermelidir.
Edepsizlik yumurtası kapıya geldiğinde, 48 saatlik ziyaretlerle parlamento diplomasisinin sonuç vermesi mümkün değildir.
TBMM Başkanlığı konuya eğilmeli, siyasi parti yöneticileriyle, Dışişleri Bakanlığı yetkilileriyle ve konunun uzmanlarıyla bir araya gelmelidir.
Bağımsızlık savaşı yapma onuru taşıyan TBMM artık,
 
 
 
Sayın Mahmut Selim Gürsel
ÇORUMLU 2000 Aylık Kültür, Tarih, Sanat ve Edebiyat Dergisi Sahibi
E-Mail: corumlu2000@yahoo.com
1 Şubat 2001 tarihli mesajınız için teşekkür ederim. Desteğiniz ve görüşleriniz çalışmalarımıza güç katmaktadır. Sözde Ermeni Soykırımı Yasasını Kabul eden Fransa için yapılacak tepki dayanışmasına ilişkin görüşlerinizin yer alacağı Derginizin 24. Sayısını, Başkanı olduğum Türk Demokrasi Vakfının aşağıdaki adresine ulaştırmanızı bekler iyi günler dilerim.
Bülent Akarcalı Başkan,
Türk Demokrasi Vakfı Ahmet Rasim Sok: NO:27 06550, Çankaya/ANKARA “
dergimizin tepkisinden sonra Internette de araştırırken tesadüfen aşağıda bulunan bülümü arama motorundan buldum:
 
TEPKİ OLUNCA NELER OLUYOR?
 
“(10/10) Esas Nolu Meclis Araştırması Komisyonu
BİRİNCİ OTURUM
Açılma Saati : 13.40
            BAŞKAN: Ertuğrul YALÇINBAYIR (Bursa)
            BAŞKANVEKİLİ: Mustafa VERKAYA (İstanbul)
            SÖZCÜ: Ali Rahmi BEYRELİ (Bursa)
            KÂTİP: Bayram Fırat DAYANIKLI (Tekirdağ)
 
……Bu arada web sitemiz faaliyete geçti, web sitemizin faaliyeti cümlesinden olmak üzere, gelen rapor web sitemize yüklenmiş, bu arada Fransa’ya cevap bizim web sitemize geldi, bir vatandaş Fransa’nın kınanmasıyla ilgili kendisinin özel eylem planını arz etmiş, Çorumlu 2000 Aylık Kültür, Sanat, Edebiyat Dergisi sahibinin yazısı... Komisyonumuzla ilgisi yok.”
            İşte böyle. Bizler tepkilerimizi göstermeye devam edelim. Hepimiz bu tepkilerin arkasında duralım. Bu yazıyı yazarken bir kulağımda haberlerde idi ve Genel Kurmay Başkanlığı Arşivlerinden bir kitap yayınlandığını duydum. İstekte bulunacağım verirlerse fotoğraf ve yazılarının baskı CD nin tamamını sitemde aynen yorumsuz yayınlayacağımı bildireceğim.
 
 
 
 
ERMENİ BELGELERİ
http://www.devletarsivleri.gov.tr
 
 
 
Bitlis Vilâyeti'nden alınan 11 Mayıs sene [1]332 târîhli
telgrafnâmenin sûretidir.
 
C. [cevab] 9 Mayıs sene [1]331
 
1- Hudûd köylerinde ta‘arruz-ı nâgehânî ile bidâyet-i harbde kalan kırk bini mütecâviz ahâlî-i İslâmiyye cins ve sinn tefrîk edilmeyerek nâmûslarına ta‘arruz ile imhâ edildikleri, kaçabilen pek az efrâdın ifâdeleriyle sâbitdir.
 
2- Narman hudûdunda Rusya'nın Hot karyesi ahâlîsini mitralyözlerle kâmilen imhâ edip bazı hânelerden tek tük kadın ve erkek olarak kurtulanlar Erzincan'ın Mitini karyesinde iskân edilmişler. Hot'a civâr köylerin de aynı ta‘arruza hedef olduklarını ifâde ediyorlar. Ruslar İslâm tebe‘alarına ta‘arruzla harbe başlıyorlar.
 
3- Üç yüz otuz bir Şubatı'nın üçünde Bitlis'e mülhak Çukur nâhiyesinin Morh-i Süflâ muhâcirîni Bitlis'e gelirken Kazak askeri tarafından muhâsara ile oraya civâr mahalde bulunan askerlerimizin muvâcehesinde kılınçdan geçirilmişlerdir ki, ancak üç yüz kadın kurtulabilmişlerdir.
 
[4]- Van'ın Şatak köylerinde kalan İslâm ahâlînin bu son günlerde katli‘âm edildiği haber alınarak Ergani, Cinis karyelerinin nüfûslarıyla birlikde Ermeni ve Ruslar tarafından ihrâk edildiği Mekteb Müdîri Mutîullah Bey'in tahkîkâtıyla sâbit olmuşdur. Hoşablı Bahri Bey nezdine o havâlî muhâcirîninden gönderilen câsûslar da bu katli‘âmı te’yîd etmişlerdir. Arâzînin hâlî kalmasından ve erzâksızlıkdan müte’essir olan Rus kumandanı, Van'da on iki Ermeniyi i‘dâm ve iştirâk eden Rus efrâdını tecziye ile Hoşâb'da kalan Kürdleri teskîne tevessül etmişlerdir.
 
5- Bitlis'de Kürdleri Ruslara ısındırmak denâ’etinde kullanılan Bedirhânî Kâmil'in Çukur'da, Gölbaşı, Ağaçur Kotni, Pan [Pav], Çapkis, Meşkan, Kakito, Müştak, Siz, Zurnaçur [Zirnaçur], Kisham, Morh-i Ulyâ, Müsürüp [Müsürü], Bizatum [Bizatun], Tahtalı-yı Boy[r]an, Muş'un Martektuk [Mongok] ve civâr köylerinin ihrâk ve ahâlîsinin Ermenilerle birlikde Ruslar tarafından imhâsını te’sîr-i nüfûzuna ve teşebbüsüne mâni‘ olduğu şarla[ta]nlığıyla Prens Şahofski ile Rus kumandanına bildirmesi üzerine ele geçen efrâdı Bitlis'e karîb bir köyde ikâmet etdirmişler ise de açlıkdan kısm-ı küllîsi telef olup bir kaçı Mutiki [Mutki]'ye firârla ahvâli söylemişlerdir.
 
6- Van'da pederi Yüzbaşı Selim Efendi ile vâlide ve akrabâlarına vukû‘ bulan ta‘arruz-ı şenî‘i, muhâcirîn arasında aylarla [aylarca] dolaşmış, nihâyet Şırnak dağlarında yalnız gezmekde iken getirilen jandarma kumandanının beslediği sekiz yaşındaki Mehmed, vekâyî‘-i fecî‘anın şâhid-i ma‘sûmudur.
 
7- Uzak yakın hiç bir akâribi olmadığından dolayı Bitlis Dârü'l-eytâmı'na toplatılan beş yüze karîb etfâlin biraz müdrik olanları ne kadar vekâyi‘in şâhididir. Bunların yetmişi Diyârbekir Dârü'l-eytâmı'na gönderilmişdi. Ağır hasta olan ma‘sûmların Bitlis Hastahânesi'nde vahşiyâne itlâf edildiği mervîdir.
 
[8]- Muhâcirînin istîlâ edilen mahaller nüfûsunun üçde biri râddesinde[n] az olması, târîhinde bir misli daha görülmemiş katli‘âma ma‘rûz olmalarındandır ki, arâzî-i müstevliyenin ._ atılacak derecede hâlî bulunmasıyla müsbitdir. Şimdilik esîrlerin iştirâklerini ketm ile Ermenilerin cins ve sinn tefrîk etmeyerek Kürdleri imhâ etdikleri Siird'de ifâde olunmuşdur. Bu bâbda kumandanlık nezdinde ifâdât-ı mazbûtaları olacakdır.
 
[9]- Kosor(?)'un Pezentan karyesi bir ferd kurtulmamak üzere şenâ‘atden sonra ihrâk edilmişlerdir. Bulanık'ın Semerşeyh karyesi ahâlîsi şenî‘ ef‘âlden sonra katli‘âm olunmuşlardır. Çukur'un Müsürü karyesi ahâlîsinden on beş nefer kesildikden sonra, parça parça olunmuşlardır. Baltan [Balekan] karyeli iki kişinin, Meşkan karyesi önünde şehîd edilerek na‘şları kelblere yedirilmişdir. Çukur'da esîr edilip sevkedilen yüz sekiz kişiden on üçü Bulanık yolu üzerinde itlâf edilirken, diğerleri muhâfızlara ta‘arruzla firâr etmişlerse de Bitlis'de ve Surih karyesinde genç kadın ve kızlara şenâ‘at icrâsıyla dâhile sevk, ihtiyarlar ihrâk, sıbyân süngü ile itlâf olunmuşlardır.
 
10- Van polis müdîr vekîli olup, Bitlis Serkomiseri Vefik Efendi'nin sûret-i şehâdetini, Komiser Mehmed Efendi'nin mecrûhiyetini, ma‘sûmînin katlini Bitlis'den firârında Deliktaş'daki ilticâgâhından gördüğünü yazan Siird Jandarma Tabur Kumandanı Muvaffak Beyin hâtırât-ı mufassalası pek fecî‘ vekâyî‘i hâkîdir ki, posta ile gönderilecekdir.
 
11- Diyarbekir'deki Bitlis komiser ve polislerinin o sırada çıkan ahâlîyi bildiklerinden fecâ‘ate dâ’ir meşhûdât-ı vâkı‘alarının tanzîm etdirilmesi menût-ı re’y-i sâmîleridir.
 
Dâhiliye Nezâreti
 
Emniyyet-i Umûmiyye Müdîriyeti
 
ERMENİ PROBLEMİ
Ermeni;Ülkemizin bu güne kadar başına gelmiş en korkunç olayların yaşadığı bir zamanların beraberliğinden

 74 SAYI   25 Nisan 2005

BU ÇALIŞMA TELİF ESERİDİR İZİN ALMADAN  KULLANMAYINIZ  corumlu2000@gmail.com

BİR ÖNCEKİ SAYFAYA GİDİNİZ!

BİR SONRAKİ SAYFAYA GİDİNİZ!

 

 

 

 

https://gurselyayin.com

 

 

 

 

 

KİTAP İÇİNDEKİLER GİDİNİZ

BİR ÖNCEKİ SAYFAYA GİDİNİZ!

 10BİR SONRAKİ SAYFAYA GİDİNİZ!

NEDEN BÖYLE OLDUK!
Bizden gelen kötülükler hiçbir yerden gelmedi.
Dağlarımızı bekleyen Mehmetciklerimizi yok eden şer güçleri tam manası ile yok edemedik.
Ovalarımızda,şehirlerimizde bizleri korumak için,kol gezen kolluk kuvvetlerimizi destekleyemedik. Onlardan taraf olmadık
Şehir ve metropollerde bulunan polis gücümüzü  destekleyemedik.
Sonra ?
Sonra bugün,bu gördüklerimiz oluyor.
Bir zamanlar bazı çizgilerimiz vardı.
Bu çizgiler savaş şartlarımızdır dedik.
Bazı olmazsa olmazlarımız vardı.
Bunlara ne oldu ?
Bir zamanlar eşkiyalarla uğraşan Türkiye,sonra o eşkiyaların oğullarını besledi,büyüttü ve şu anda Irak'ın başına yönetici olarak atadı.
Bir zamanlar Küvette öldürülen Kadın ve Çocukların bulunduğu yerleri korumak şöyle dursun,koruyanları da boşlayarak,YAVRU VATAN ismini verdiğimiz yerleri AT gireceğiz bahanesi ile terk etmeye kadar varan tavizlerimiz oldu.
AT’a gireceğiz diyerek hiçmi hiç,düzensizlikler beldesi olan Yavru vatanın karşı tarafını AT aldılarda bizi tongaya getirerek onları bir bütün olarak tanımamızı önümüze bürdüler. Biz tanımıyoruz dediysekte onlar tanıyacaksın diye zorlamaya halen devam ettiler.
Bir zamanlar Avrupa'da Elçilik görevlilerimizi Şehit edenleri;yok sayarak Ermenistanın nerede ise hamiliğine soyunduk.
Bu yalnışlıklar önce de vardı şimdi de var.
Biz kendimizi yok etmeye çalışırken,dış mihraklarda buna çanak tutmaları nahoş değil ki. Biz bunu istiyorsak,onlarda bunları yaparlar. Irak'ı yok eden,şu anda iktidar olmaya çalışanlar değil mi ? Onlar işgal güçlerini çağırmadı mı ? Onlar işgalcilere yardım etmedi mi ?
Şu anda güzel ülkem de bu sürece girdi. Kimse bunu görmüyor,konuşmuyor. Dağ eşkiyası şimdi şehirde gösteriler yapıyor. PKK başının ismini bas bas bağırıyor. Güvenlik Kuvvetime silah çekip öleni de büyük merasimlerle gömüyorlar da,kimsenin gıkı bile çıkmıyor. Bu Vtan hainleri kendilerince kahraman olarak lanse ediliyor,leş bile sayılmayacak bedenleri Müslümanlığın en büyük payesi sayılan Şehitlikle taltif ediliyor da hiçbir din adamımız sesini çıkartmıyor. Şehit Vatanını bölmeye çalışanlara verilecek bir paye olmadığını hiçbir kimse söylemiyor.
Bazen acaba cidden burası benim Vatanım değil mi? Diye kendi kendime

 75 SAYI   25 Mayıs 2005

 

BU ÇALIŞMA TELİF ESERİDİR İZİN ALMADAN  KULLANMAYINIZ  corumlu2000@gmail.com

BİR ÖNCEKİ SAYFAYA GİDİNİZ!

BİR SONRAKİ SAYFAYA GİDİNİZ!

 

 

 

 

https://gurselyayin.com

 

 

 

 

 

KİTAP İÇİNDEKİLER GİDİNİZ

BİR ÖNCEKİ SAYFAYA GİDİNİZ!

11BİR SONRAKİ SAYFAYA GİDİNİZ!

MİSYONERLİK VE ASİMİLASYON (*)

            Bu günlerde ülkemizin en önemli gündeminde yer eden konuların başında gelmektedir. Acaba gündemimizde Türkiye’nin başka problemleri yok mu ? Elbette var fakat (?) Her ne hikmetse gündeme getirememekte.
            Türkiye’de Hıristiyan Misyonerliğin başlaması bu günlere mahsus bir uygulama değildir. Hıristiyan inanışına gere bütün Hıristiyanlar dinlerinin gereği zeten bir misyonerdir. Hıristiyanlığı yaymak ve Hıristiyan olmayanları muhakkak Hıristiyan yapmakla görevlidirler.
            Ülkemizin kendisini Türk Ülkesinin içinde bulunan gerçek Hıristiyanların bile bu girişimlerden rahatsız olduklarını düşünüyorum.
            Avrupa Birliğine girmemizi için verilen süre ile Milli Eğitim Bakanlığının Gençleri yetiştirme programları ve yapılan uygulamalarda bir kuşağımızı meydana gelecek olan gençlerimiz bu uygulamaların dikkat edilmemesi,bu uygulamaların belli bir kesimin eline geçmesinden dolayı olabilecek felaketi düşünmek bile istemiyorum.
            Avrupa’nın bizler için sadece düşündükleri dinimizi yok etmek olarak görmek çok safça bir düşünce olarak görmemiz düşünülemez. Pek çoğumuzun bildiği;dini ayrılıkların körüklenmesi,ırksal ayrılıkların AT tarafından bile azınlıklar statüsüne sokulması,pek çok kendisini çağdaş olarak bildiğimiz konuşmacı ve yazarlar konuşma ve yazılı ürünlerinde Türkiye’nin bir etnik mozaik olarak tanıması, mezhep farklılıkları,aileler arasında fitne sokmak,Kültürel varlıklarımızı yok etme çalışmaları,kanuna uymama,nizam tanınamama,bazı faydalı konuların halkın bilgilerinden saklanması yani sansür gibi bilgi edinmelerine karşı çıkılması,
            Bu verileri hep birlikte toplayarak incelersek ülkemizin üzerindeki oyunları araştırmak her Türk vatandaşının görevi ve bilmeyenlere bu gidişatın yanlışlığını bildirme,tebliğ etme ile görevli olması gereklidir. Bu görevin başında da en küçük  birim olan ve geleceğin nüvesini teşkil eden Türk ailesinin en büyük denetleyicisi olması gerekmektedir. Evlatların milli değerlerimizi,dini değerlerimizi bilerek öğretelim. Bu öğretilerin de devamını sağlayacak kalıcı bilgilerle donatalım. Bu ülkede evlatlarının hür,bağımsız ve dinini bilere yaşamak isteyenlere duyurulur.
 (*)Kendine benzetme

75 SAYI   25 Mayıs 2005

BU ÇALIŞMA TELİF ESERİDİR İZİN ALMADAN  KULLANMAYINIZ  corumlu2000@gmail.com

BİR ÖNCEKİ SAYFAYA GİDİNİZ!

BİR SONRAKİ SAYFAYA GİDİNİZ!

KİTAP İÇİNDEKİLER GİDİNİZ

BİR ÖNCEKİ SAYFAYA GİDİNİZ!

 12BİR SONRAKİ SAYFAYA GİDİNİZ!

YENİ BİR OYUNLA MI KARŞI KARŞIYAYIZ?
Ermeni problemi gündemini korurken; bizlerin bun karşı çeşitli tezleri ortaya sürmemizde şartlanmış Hıristiyan topluluklarını acaba yeterince ikna edip bilgilendirebiliyor muyuz?
Zannetmiyorum.
Zannedersem siz okuyucularımızda aynı kanaatte olduğunuzu tahmin ediyorum. Şöyle dediğinizi duyar gibi oluyorum. Neden bizlerin bu tezlerini acaba bir anti tezle çürütmüyorlar da bildikleri teraneleri bizlere okuyarak yandaşları ile “Bremen Mızıkacıları” gibi hep bir ağızdan Ermeni Soykırımı da, soy kırımı teranesini söylüyorlar?
Bizlerin artık biraz daha uyanık olarak; onların kendi tutturdukları ve ülkelerinde uygulamaya başladıkları kanunlarla eş değer kanun tekliflerini vermemiz ve Büyük Millet Meclisimizde aynı ters tepkili Kanunları çıkartarak yürürlüğe koymamızın ne gibi bir sakıncalarının olduğunu havsalam almamakta. Ayrıca bana göre yine bize karşı Ermenileri savunduklarını zanneden ülkelerin tarihlerinde bulunan açıkları bularak onları herhangi bir toplum, herhangi bir dünya olayı, herhangi bir hayvan katliamcısı olarak bizlerde abideler ve kınama ve lanetleme günleri tahsis etmemiz gerekmez mi?
En basit Fransızların Lejyon erlerinin yaptığı Afrika savaşlar incelenmeli, Kanada’nın fok yavrularına yaptıkları katliamları kınamalı, İsviçre’nin bankalarında barındırılan Türk veya Türk ismi taşıyan mudilerinin Dünya Bakalar birliğine müracaat edilerek bu mevduatların Türkiye’ye getirilmese bile Türk Vatandaşı olarak kendisini tanıyan ve buralara hesap açanlarca mevduatlarını Türkiye’ye getirmeleri, getirilmese bile başka ülke bankalarına paralarını transfer etmeleri bile büyük bir tepki sayılamaz mı?
Evet! Ey Milletim artık uyku mahmurluğunu üzerinizden atın. Dikkat edin,bu günden yarınlarınızı elinizden almaya kalkanlar var. Bunlara taviz vermeyin. Birkaç kuruş tek ülkemin insanı az kazansın, Allah’u Te’ala başka bir yerden nasipler açar. Madenlerimiz bize yeter. Yeter ki siz isteyin.
 
 
Çorum'da bir konserde arka fonda bulunan istavrozların ne işi var acaba? Hangi yönetici bu fonu kullandı? Bir bilen varsa cevaplayabilir mi?
76  SAYI  25 Haziran 2005

BU ÇALIŞMA TELİF ESERİDİR İZİN ALMADAN  KULLANMAYINIZ  corumlu2000@gmail.com

BİR ÖNCEKİ SAYFAYA GİDİNİZ!

BİR SONRAKİ SAYFAYA GİDİNİZ!

 

 

 

 

https://gurselyayin.com

 

 

 

 

 

 

KİTAP İÇİNDEKİLER GİDİNİZ

BİR ÖNCEKİ SAYFAYA GİDİNİZ!

13BİR SONRAKİ SAYFAYA GİDİNİZ!

ÇORUM'DA DEPREM 05/04/2005 ile 25/11/2005
http://www.koeri.boun.edu.tr/scripts/sondepremler.asp
Adresinden
 
Süreye Bagli Büyüklük (Md)
Daha büyük bir depremin, sismometre üzerinde daha uzun bir süre için salinimlara yolaçacagi ilkesinden hareket edilir. Depremin, sismometre üzerinde ne kadar uzun süreli bir titresim olusturdugu ölçülür ve deprem merkezinin uzakligi ile ölçeklenir. Bu yöntem küçük (M<5.0) ve yakin (Uzaklik<300 km) depremeler için kullanilir.
Yerel (Lokal) Büyüklük (Ml)
Bu yöntem 1935'da Richter tarafindan depremleri ölçmek için önerilen ilk yöntemdir. Bu yöntem, havuza atilan tas örnegine dönecek olursak, tasin suya çarparken olusturdugu ses dalgalarinin suyun içerisine yerlestirilmis bir mikrofon ile dinlenmesine benzetilebilir. Ses kayidinda olusan en yüksek genlik degeri, uzaklik ile ölçeklenerek tasin büyüklügü hakkinda bilgi verecektir. Depremin büyüklügünü kestirirken de ayni ilke uygulanir. Bu yöntem de görece küçük (büyüklügü 6.0'dan az) ve yakin (uzakligi 700 km'den az) depremeler için kullanilir. Dogru degerlerin bulunmasi için sismometrelerin çok iyi kalibre edilmis olmasi esastir.
Yüzey Dalgasi Büyüklügü (Ms)
Bu yöntem ilk iki yöntemin yetersiz kaldigi büyük depremleri (M>6.0) ölçmek için gelistirilmistir. Havuz örnegine geri dönecek olursak, suyun yüzeyinde olusan ve halkalar seklinde merkezden çevreye yayilan dalgalarin en yüksek genliginin ölçülmesi esasina dayanir. Bu tür dalgalar yeryüzünde kaynaktan çok uzak mesafelere yayilabilirler. Diger yöntemlerin aksine bu yöntemin güvenilirligi uzak mesafeden yapilan ölçümlerde daha da artar.
 
 
Tarih      Saat      Enlem(N)  Boylam(E) Derinlik(km)  MD   ML   MS    Yer
2005.04.05 01:36:29  41.1393   34.9710        5.0      3.0  -.-  -.-   OSMANCIK (ÇORUM)
2005.04.09 02:40:04  40.6185   34.8420       18.9      3.0  -.-  -.-   ÇORUM
2005.04.30 01:28:05  40.7005   34.8602       13.3      -.-  4.7  -.-   ÇORUM
2005.04.30 01:31:01  40.6730   34.8298       21.1      3.1  -.-  -.-   ÇORUM
2005.04.30 03:05:32  40.6148   34.8468       55.9      2.8  -.-  -.-   ÇORUM
2005.04.30 03:09:32  40.6842   34.8818       15.8      3.6  -.-  -.-   ÇORUM
2005.04.30 03:54:37  40.6785   34.8600       14.8      2.9  -.-  -.-   ÇORUM
2005.04.30 08:18:00  40.6230   34.7777       36.0      2.8  -.-  -.-   ÇORUM
2005.04.30 20:00:52  40.6630   34.9348       28.3      3.0  -.-  -.-   ÇORUM
2005.04.30 21:36:00  40.6433   34.3912        6.0      2.7  -.-  -.-   İSKİLİP (ÇORUM)
2005.05.01 05:53:14  40.5903   34.8338       38.3      3.0  -.-  -.-   ÇORUM
2005.05.01 05:49:16  40.6635   34.8510       16.1      3.2  -.-  -.-   ÇORUM
2005.05.01 15:25:53  40.6533   35.0112       44.4      2.8  -.-  -.-   ÇORUM
2005.05.01 18:09:12  40.6777   34.8585       16.9      3.1  -.-  -.-   ÇORUM
2005.05.01 22:02:22  40.6593   34.9203       32.1      3.0  -.-  -.-   ÇORUM
2005.05.02 18:47:36  40.6963   34.4287       12.1      2.9  -.-  -.-   İSKİLİP (ÇORUM)
2005.05.06 02:00:46  40.6795   34.8865       20.8      3.4  -.-  -.-   ÇORUM
2005.05.11 08:10:28  40.6697   34.9068        9.8      3.2  -.-  -.-   ÇORUM
 
  
Değerli ziyaretçiler! Sitemizden alacağınız her türlü bilgiyi, veriyi ve haritayı, Telif Hakları Yasası gereğince B.Ü. Kandilli Rasathanesi ve Deprem Araştırma Enstitüsü Ulusal Deprem İzleme Merkezi'ni kaynak göstererek kullanmanızı rica ederiz.
 
Tarih   Saat    Enlem            Boylam          Şiddet            Yer
03 09  968                41.15  34.75  IX        Kastamonu,Corum,Amasya
1598              40.40  35.40  IX        Amasya,Corum
                          
  NO                TARİH          OLUŞ ZAMANI (T.S.)         YER      ŞİDDET            MAG MS          CAN KAYBI                      HASARLI BİNA
21       21.11.1942    16:01 Osmancık   (ÇORUM)        VIII      5.5      2          150
77       14.08.1996    01:55  Mecitözü (AMASYA)          VI+      5.6      1          2606
76  SAYI  25 Haziran 2005
 

BU ÇALIŞMA TELİF ESERİDİR İZİN ALMADAN  KULLANMAYINIZ  corumlu2000@gmail.com

BİR ÖNCEKİ SAYFAYA GİDİNİZ!

BİR SONRAKİ SAYFAYA GİDİNİZ!

 

 

 

 

https://gurselyayin.com

 

 

 

 

 

KİTAP İÇİNDEKİLER GİDİNİZ

BİR ÖNCEKİ SAYFAYA GİDİNİZ!

 14BİR SONRAKİ SAYFAYA GİDİNİZ!

DOSTUMUZ MU; DÜŞMANIMIZ MI ?
               Bu sıralar; bir ayrımcılık ve parçalama çabaları ortalıkta kol gezmekte. Bu çabaların arkasında yatıp emellerin  neler olduğunu hemen herkes biliyor. Bilenlerin güvendikleri tek şeyin Rabbimizin bize yazdığı yazı olarak gözüküyor. Çaba gösterme gereği duymuyorlar, itirazda bulunmuyorlar. Birkaç kişi göstermelik danışma kurulları olabiliyor, bu danışmanların güya verdikleri bilgi ve şiirlerle işleri yürütüyoruz, bazı itirazları olanların birde bakıyoruz ki o itirazları sanki ben yapmışım gibi heç itirazlarının arkasında durmadıklarını hayretle izliyoruz.
            Ülkemizde halen bir Anayasa var. Bunda birkaç ufak tefek düzeltmeler yapılması ile bazı aksaklıkların çıkabileceği gözükmekte. Bazı özgürlükler bazılarınca yanlış anlaşılmakta ve bilinçli olarak da yanlış yorumlanarak halkın midesi bulandırılmakta, kafası karıştırılmakta.
            Ülkemizde olan bir isyanı dış mihrakların istedikleri yöne çekmekte bir moda oldu. Güneydoğuda tarih boyunca devamlı kargaşa ve çapulculuk çıkmıştır. Bunu incelerseniz bütün tarih kitaplarında ap açık bulursunuz. O zamanın Mecut Devletine karşı bir kafa tutma olayı orada bulunan ağalık yönetiminin eseridir. Bu sebeple şimdi sunulan KÜRT PROBLEMİ olarak gösterilen sistemin oradaki zaten ÖZGÜR olan halka faydadan çok PKK nın bir iktidar probleminin eseri olarak gözükmektedir. Bu farkı gözden kaçıranlar dikkatlice konuyu incelemeleri gerekmektedir.
            Kökenlerimiz itibarıyla buralarda yaşayanların birbirlerinin evlatlarını PKK sayesinde yok etmeleri yüzünden kırgınlıkları bulunması normaldir. Var olan bir devlet topraklarında başkaldıran her kim olursa olsun Devletin Bekası için şerleri yok etmesi asıl vazifelerinden birisidir. Bu vazife esnasında kandırılmış olsun, bilerek olsun baş kaldıranların yok edilmesi ve bu yok etme vazifesi içerisinde Vatanı için hayatını veren ŞEHİTLERİN ailelerinin de yok olduğunu düşündükleri evlatların ŞEHİT edenlere tepkilerini göstermeleri normaldir. Vatanına karşı gelerek olmayan bir ideal için vatanını bölmeye kalkanların arkasından Vatandaşlarımızın ağlamaları abestir. Evlat acısı olarak karşı gelenlerin ana ve babaları da yetiştirdikleri evlatlarına Vatan sevgisi vermemelerinin acısını elbette böylece çekmiş olmaları da normaldir.
            Bu ülkenin bölünmesi ve parçalanması için bazı adına aydın denen ve ülkemizin yok olması için çalışanların yaşayan TÜRK HALKINI kökenleri itibarı ile sınıflara ayırdılar, mezheplere ayırdılar zaman içerisinde ülkemiz insanlarına MOZAİK dediler ve demeye devam etmektedirler. Mozaik suni bir taştır zaman içerisinde eriyip parçalanması çok kolaydır, ülkemizin vatandaşları bir granit bütünlüğünde bulunmaktadır. ŞAYET BU ÜLKEYİ BEĞENMİYORSANIZ BURADAN GİDİNİZ.
77 SAYI 25 Temmuz 2005

BU ÇALIŞMA TELİF ESERİDİR İZİN ALMADAN  KULLANMAYINIZ  corumlu2000@gmail.com

BİR ÖNCEKİ SAYFAYA GİDİNİZ!

BİR SONRAKİ SAYFAYA GİDİNİZ!

 

 

 

 

https://gurselyayin.com

 

 

 

 

 

KİTAP İÇİNDEKİLER GİDİNİZ

BİR ÖNCEKİ SAYFAYA GİDİNİZ!

15BİR SONRAKİ SAYFAYA GİDİNİZ!

DEVEYE SORMUŞLAR
Burası ;  Kayırmacılıkların,önceliklerin,torpilin işlediği bir ülke. Bankalarımız kendi müşterilerine öncelik tanıyor,benzin istasyonları kurumuna öncelik tanıyor,hastanelerde çalışan personele öncelik tanınıyor,insanlar tanıdıklarına öncelik tanıyor. V.B.
            Deveye sormuşlar:
            -Neden boynun eğri ?
            -Nerem doğru ki ?
            Doğruluk ve insanlık adına öncelikli olanlar bu ülkenin insanı da ya diğerleri ? Diğer öncelik tanınmayan insanlar bankaların,istasyonların     KONU MANKENİ Mİ ?
            Eşitlikten bahsediyoruz.
           Örnek olarak bir bankamızın sıra numarası önceliği kartları olan müşterilerine öncelik tanıyor.
           Kartı olan kişiler mi bu kartları kullanıyor ?
            Hayır. Kartları olmayanlar,torpillilerden olan bir zümre koruma görevlisinin kartıyla,şefin kartıyla,memurenin kartıyla sıra alıyor ve kendilerine bir öncelik tanıyorlar. Nasıl olsa orada kimsenin sesi çıkmıyor. Kimse itiraz etmiyor ve gönüllü olürük olmazsa da mecburen KONU MANKENLİĞİ yapıyor. Bankanın içi dolu,dışarıdan geçenler bu konu mankenliğini bilmiyorsa “Aman ne kadar dolu bir banka (!)” diyerek geçtiğini zannediyorlar.
Resimleriiii
İnsanlarımız eşit değil mi ? Banka fişi ile saat beraber sıra geldiğinde çekildi.

 
YORUMSUZ olarak:
“(Değişik : 03/10/2001 – 4709/1 md.) Hiçbir faaliyetin Türk milli menfaatlerinin, Türk varlığının, Devleti ve ülkesiyle bölünmezliği esasının, Türklüğün tarihi ve manevi değerlerinin, Atatürk milliyetçiliği, ilke ve inkılapları ve medeniyetçiliğinin karşısında korunma göremeyeceği ve lâiklik ilkesinin gereği olarak kutsal din duygularının, Devlet işlerine ve politikaya kesinlikle karıştırılamayacağı;
Her Türk vatandaşının bu Anayasadaki temel hak ve hürriyetlerden eşitlik ve sosyal adalet gereklerince yararlanarak milli kültür, medeniyet ve hukuk düzeni içinde onurlu bir hayat sürdürme ve maddi ve manevi varlığını bu yönde geliştirme hak ve yetkisine doğuştan sahip olduğu;
Topluca Türk vatandaşlarının millî gurur ve iftiharlarda, millî sevinç ve kederlerde, millî varlığa karşı hak ve ödevlerde, nimet ve külfetlerde ve millet hayatının her türlü tecellisinde ortak olduğu, birbirinin hak ve hürriyetlerine kesin saygı, karşılıklı içten sevgi ve kardeşlik duygularıyla ve "yurtta sulh, cihanda sulh" arzu ve inancı içinde, huzurlu bir hayat talebine hakları bulunduğu;
FİKİR, İNANÇ VE KARARIYLA anlaşılmak, sözüne ve ruhuna bu yönde saygı ve mutlak sadakatle yorumlanıp uygulanmak üzere,
TÜRK MİLLETİ TARAFINDAN, demokrasiye âşık Türk evlatlarının vatan ve millet sevgisine emanet ve tevdi olunur
X. Kanun önünde eşitlik
Madde 10.- Herkes, dil, ırk, renk, cinsiyet, siyasî düşünce, felsefî inanç, din, mezhep ve benzeri sebeplerle ayırım gözetilmeksizin kanun önünde eşittir.
(Ek : 7.5.2004 - 5170/1 md.) Kadınlar ve erkekler eşit haklara sahiptir. Devlet, bu eşitliğin yaşama geçmesini sağlamakla yükümlüdür.
Hiçbir kişiye, aileye, zümreye veya sınıfa imtiyaz tanınamaz.
Devlet organları ve idare makamları bütün işlemlerinde kanun önünde eşitlik ilkesine uygun olarak hareket etmek zorundadırlar.”
Ve:
Resimlerde bulunanların hepsi gerçektir. Sırada olmayıp gelip tek bir gişeye önceliklerle giriyorlar.                                                                                                                                                     78 78. SAYI 25 Ağustos 2005

BU ÇALIŞMA TELİF ESERİDİR İZİN ALMADAN  KULLANMAYINIZ  corumlu2000@gmail.com

BİR ÖNCEKİ SAYFAYA GİDİNİZ!

BİR SONRAKİ SAYFAYA GİDİNİZ!

 

 

 

 

https://gurselyayin.com

 

 

 

 

 

 

KİTAP İÇİNDEKİLER GİDİNİZ

BİR ÖNCEKİ SAYFAYA GİDİNİZ!

16BİR SONRAKİ SAYFAYA GİDİNİZ!

NEDEN BU GÜNLER HEP BÖYLE BOZUK?
         Nedeni bizlerin bu günlere gelir iken yaptığımız sahtekarlıkları ve diğer Dinen ve İnsani olarak yaptığımız bozuklukların birikimi olarak burada karşımıza çıkmasından değil midir?
         Bunları inceler isek; Hakkımız olmadığı halde başkalarının haklarını almadık mı?
Benim olsun onun olmasın diye birbirimizin hakkını gasp etmedik mi?
Hakkımız olmadan hak sahibine iftira ve suç atarak onun hakkını yemedik mi?
Birisinin hakkın yediğimiz zaman o kişinin bakmakta olacağı ailesini de hakkını yemedik mi?
Çalmayı alma olarak görmek işte bunda olsa gerek!
Dedelerimiz herkes savaşa gider iken bazıları askerden kaçarak dağlarda eşkıyalık yaparak onun bunun ufak tefek mallarını gasp etmediler mi?
Anamız babamız da bir zamanlar para biriktirerek faiz parası alarak bizlerin özüne haramı sokmadılar mı?
Okur iken imtihanda kopya çekerek haksız olarak bir üst sınıfa geçmedik mi?
Okur iken diğer talebelerin haklarını yemek için önceden tarafımıza verilen şifreler ile üniversitelere girmedik mi?
Okul bitiminde torpil yaptırarak başkalarının hakkı olan makamlara girerek eşimize ve evlatlarımıza hak etmediğimiz paralar ile iaşelerini sağlamadık mı?
Esnaf olduk devlet teşvik verdi diye hak etmediğimiz halde hak etmiş gibi teşvik alarak belki helal olan kazancımızı haram ile taçlandırmadık mı?
Sıkıştıkça banka denen faiz tuzağına giderek hem alır iken hem verir iken faizi vererek helal olacak kazancımıza dolayalı da olsa faiz haramını katmadık mı?
Adalet için müracaat ettiğimizde gereğini yapmayan adaletin kurbanı olarak sesimizin kısılması işte hep bundan değil mi?
Bizi idare edenlerin de layık olduğumuz için bu günleri gördüğümüz düşünmüyor muyuz?
Yalanı, dolanı, hak yemeyi, başkasını kayırmayı, aklanmaya, paklanmayı, katilleri kendi kendisine af etmeyi, faiz almayı, faiz vermeyi, kumar oynatarak, genelevi patronundan vergi alarak, kâr getiren fabrikaları ve işletmeleri yandaşlarımıza peşkeş çekerek idare edilmen hepimizin yediği haramlar yüzünden değil mi?
Bana bu gün ben hiç haram yemedim diyen bir kişi gösteremezsiniz!
Neden mi nedenleri yukarıda aklımın yettiği kadar sıralamaya çalıştığım nedenlerde bulunmaktadır.

 

BU ÇALIŞMA TELİF ESERİDİR İZİN ALMADAN  KULLANMAYINIZ  corumlu2000@gmail.com

BİR ÖNCEKİ SAYFAYA GİDİNİZ!

BİR SONRAKİ SAYFAYA GİDİNİZ!

 

 

 

 

https://gurselyayin.com

 

 

 

 

 

KİTAP İÇİNDEKİLER GİDİNİZ

BİR ÖNCEKİ SAYFAYA GİDİNİZ!

 17BİR SONRAKİ SAYFAYA GİDİNİZ!

AKRABALARIMIZI YOK ETMEK İSTİYORLAR
            Zaman içinde bazı empozeler,bazı aileler için de doğru görüldüğünden olsa gerek tek çocuklu aileler ülkemizde epey çoğaldı. Bu çocuklar bazı akraba ilişkilerinden de yoksun kalmış oldular. Bu çocukların ileride büyüdükleri zaman da bazı akrabalık duygularını tadamayacakları da gözükmektedir.
            Şöyle bir kurgu yapalım. Ülkemizde 20 yıl sonra bütün ailelerin tek çocukları olduğunu var sayalım. Bu sürede bu çocuklar erkekse amca ve dayı olamayacaklar. Kızsa hala ve teyze olamayacaklar. Böylece ülkemizde amcalı,dayılık,teyzelik ve halalık denilen akraba bağları olmayacak. Ayrıca da bu kuşak bir sonra olacak tek çocuklardan dolayı,büyük babalarının amcalarını,dayılarını,teyzelerini ve halalarını tanıyamayacaklar.
            Diyeceksiniz ki;böyle olursa ne olur ?
            İnsan evladı yaratılışında bulunan bazı duygular vardır ki bu gereksenmeleri başka yollarla karşılanmayacak olması bu tek çocukları sevgilerini başka yollardan karşılayacakları çok açıktır. Bu düşünce ülkemiz için acaba nasıl bir sonuç doğuracaktır ? Tabii bu sonuç tam olarak tespit etmemiz,böyle bir senaryonun tam olarak uygulanması ile mümkün olacaktır.
            Yukarıda bahsettiğimiz akrabalarımızı yok olmasından çok yaşadığımız zaman dilimleri içinde de pek çok çocuk amca,hala,dayı ve teyze akrabalarının birinden yada bazısından yoksun olmuştur. Bazı ailelerin sadece birkaç çocuğun olmasına karşın aynı cinsiyetten olması onları bazı akrabalarından yoksun bırakmıştır. Bu durumu yaşayan ailelerin çocukları,bu akrabalık duygularını tatmadıkları için nasıl bir duygu olduğunu ömür boyu kendilerine etrafımızdan öğrenmekteyiz.
            Örneğin,erkek kardeşi olmayan kız çocukları erkek kardeşlerinin eksikliğini,erkek kardeşlerin de kız kardeşin ne demek olduğunu bilmediklerinden anlattıklarına şahit olmuşuzdur. Bazen de bir önceki kuşaktan dolayı,benim amcam,benim halam,benim teyzem,benim dayım olmadı  serzenişinde bulunduklarına pek çoğumuz şahit olmuşuzdur.
            Ülkemizde bundan başka bazı aile planlamacılarının kendilerinin de katılmadığı az çocuk,çok çocuk tartışmasının da bazı kesimlerce kabul edilerek o ülkenin ırksal,etniksel olarak ayrımcılıkların ve başka bir etnik topluluğun nüfusunun azalmasına,bazılarının da alabildiğine nüfus üzerinde adeta baskı unsuru yapacak kadar çoğalmasına ses çıkartılmamaktadır. Burada ülkenin nüfus yönünden dikkat edileceği hususlar hepimizce dikkatle incelenmesi gerektiği çok yakınımızda olmakta olan Irak Kürt üstünlüğünü adeta dünyanın gözü önünde başta Türk topluluğunun adeta eritilerek bir asimile girişimi yapılmaktadır.Bizce bu durumların ülkemizce göz ardı edilmemesi gerekmektedir.

201 SAYI 25 Kasım 2015

BU ÇALIŞMA TELİF ESERİDİR İZİN ALMADAN  KULLANMAYINIZ  corumlu2000@gmail.com

BİR ÖNCEKİ SAYFAYA GİDİNİZ!

BİR SONRAKİ SAYFAYA GİDİNİZ!

 

 

 

 

https://gurselyayin.com

 

 

 

 

 

 

KİTAP İÇİNDEKİLER GİDİNİZ

BİR ÖNCEKİ SAYFAYA GİDİNİZ!

 18BİR SONRAKİ SAYFAYA GİDİNİZ!

TARİHE YAZILDIN; YASER ARAFAT
Tarihe yazılmak kolay değildir. Tarihin sayfalarında hem de epey yer tutmak kolay olmaz. Tarihin tozlu sayfaları herkesi kolay kolay sayfalarına kabul etmez. Buraya adını yazdırması için kişilerin kendilerini dünya milletlerine tanıtması gerekir. Belki birkaç bin kişiyi öldürtme ile,belki bir ülkenin tamamını tehdit etmek,bir kısmını yok etmekle de tarihin sayfalarına girebilirsin. Fakat Yaser Arafat gibi tüm ömrünü ülkenin geleceği için çalışman gerekir,önderlik etmen gerekir.
Dünya;kendisine Filistin’i tanıtan,Filistin için hayatını ortaya koyarak yaşamını tamamlayan bir ademini koynuna aldı.
Arafat;doğduğu yerde değil,atalarının yaşadığı yerde tanındı. Tanındığı yerde yaşadı. Ülkesi için elinden geldiğini değil elinden gelenin fazlasını yaptı. Gerektiğinde yıllarca ölümünden bir hafta kadar önceki yerde yaşadı. Kendisine yapılan baskılara dayandı.  Arkasında bir avuç kahramandan başka ülkesinin küçük generalleri vardı. Bir işgal ordusuna bu küçük generallerinin azmi ve cesaretiyle karşı koydu. Kendisi için değil vatanı için yaşadı ve ebediyen yaşayacaktır da.
Hayatının son bulması ile ideali olan Filistin Bağımsız Devletini kuramadı. Göstermelik,işgal güçlerinin ona gösterdiği yerlerde Filistin’i yaşatmaya çalıştı. Fakat işgal güçleri istedikleri gibi Arafat’a gösterdikleri ülkesi içinde fink attılar,istedikleri gibi yaktılar, yıktılar hiç kimse ne yapıyorsunuz demedi. Halende aynı haltı işliyorlar da dünya polisliğine soyunan ülkelerden hiçbir ses ve tepki gelmedi,gelmeyecekte. Arafat’ı halkı ile yalnız bıraktı. O vefat etti. Ülkesi artık öksüz. Artık onun gibi başka bir savunucusu yok.
Şimdi o bu dünyanın kavga ve telaşından kurtuldu. Ebedi aleme göçtü. Arkasında binlerce Arafat bıraktığını tahmin etsek de bu tahminimizin nasıl tahakkuk edeceğini yaşarsak göreceğiz. Binlerce Arafat memleketini savunur,işgal güçlerine teslim etmez İnşallah.
Son yolculuğu bile Dünyanın gündeminde idi. Kahire’de Devlet Töreni Ülkesinde değil gurbette yapıldı. Pek çok devlet adamı organizasyonun bozukluğundan dolayı merasime katılamadılar. Ramallah’ta defin edildi. Halkı son görevde O’nu yalnız bırakmadı.
 
69. SAYI 25 Kasım 2004

BU ÇALIŞMA TELİF ESERİDİR İZİN ALMADAN  KULLANMAYINIZ  corumlu2000@gmail.com

BİR ÖNCEKİ SAYFAYA GİDİNİZ!

BİR SONRAKİ SAYFAYA GİDİNİZ!

 

 

 

 

https://gurselyayin.com

 

 

 

 

 

KİTAP İÇİNDEKİLER GİDİNİZ

BİR ÖNCEKİ SAYFAYA GİDİNİZ!

  19BİR SONRAKİ SAYFAYA GİDİNİZ!

YANLIŞ HESAP BAĞDAT'TAN DÖNER DERDİK;YANLIŞ BİLGİ NEREDEN DÖNER ?
            Bizlerin artık görevleri neler olmalı diye düşünürken;bazı taraftar ve bilgi eksiklikleri nedeni ile ilimize ait yanlış bilgilerle dopdolu birçok bilgi etrafta dolaşmaktadır.
            Bu bilgilerin pek çoğu araştırılmadan,bazı gerçekler saklanmak üzere olduğunu düşündürecek boyutları bulmakta.
            İlimizi tanıtan ÇORUM VALİLİĞİ ve ÇORUM BELEDİYESİ yemekler bölümünde her ne hikmetse UN HELVASI ile KARAÇUVAL helvasını karıştırmışlar. Bu sitelerde de aynen yayınlanmaktalar.
            Un helvası sitemde tanımı eşim tarafından hazırlanan sayfalarda bulunmaktadır. Ayrıca Karaçuval helvası da bu günkü diyet yapma modasına uygun olarak,iki beyazın kullanılmaması ile de tatlı ihtiyacını karşılayan bir helva çeşididir. Burada birinci beyaz olarak yağ maddesi bu helvada un kavurma da dahil olarak kullanılmamaktadır. İkinci beyaz şeker ise bu tatlıda hiç kullanılmamaktadır. Tatlandırıcı olarak kara pekmez olmazsa bu tatlı olmaz. Üçüncü beyaz ise bu tatlıda kullanılmasına karşın iyice bir kapta yağsız kavrulduğundan unda bulunan pek çok şişmanlatıcı unsurlar daha az faydalı hale getirilmektedir.
Aşağıda bulunan bilgi ile Çorum’un Karaçuval helvasının hiçbir ilişkisi yoktur.
Valilik sitesinde bulunan tarif: Karaçuval Helvası : Un,  tereyağı,  pekmez şekerden yapılır.  Un tavada rengi koyulaşıncaya kadar karıştırılarak kavrulur, koyulaşınca tereyağı ilave edilip iyice yedirilir.  Kara pekmez,  toz şeker,  ceviz içi ve soğuk su birbirine karıştırılıp unun üzerine dökülür.  İyice karıştırılıp yumurta büyüklüğünde parçalar yapılır ve üzerine isteğe göre hindistan cevizi dökülür.
Çorum Belediyesinin sitesinde Çorum'un Eski Mutbah ve Yemekleri bölümünde de şu bilgi veriliyordu. Yalnız bu bilgi şu anda sitede gözükmemekte. İnşallah bu saçma tarifi kaldırırlar.
“20. Karaçuval helvası:Bira/ yağ ile un kızartılır. Pekmez ilâve siyle helva hâline getirilir. Sıkılarak küçük topaklar yapılır. Bu sitede her ne ise BİRA ilave edilmiş.”
Çorum Kültür Müdürlüğü sitesinde de: Fazladan: “Karaçuval Helvası : Un,  tereyağı,  pekmez şekerden yapılır.  Un tavada rengi koyulaşıncaya kadar karıştırılarak kavrulur, koyulaşınca tereyağı ilave edilip iyice yedirilir.  Kara pekmez,  toz şeker,  ceviz içi ve soğuk su birbirine karıştırılıp unun üzerine dökülür.  İyice karıştırılıp yumurta büyüklüğünde parçalar yapılır ve üzerine isteğe göre Hindistan cevizi dökülür.” Bu sitede de Hindistancevizi ilave edilmiş.

83 Sayı 25 Ocak 2006

BU ÇALIŞMA TELİF ESERİDİR İZİN ALMADAN  KULLANMAYINIZ  corumlu2000@gmail.com

BİR ÖNCEKİ SAYFAYA GİDİNİZ!

BİR SONRAKİ SAYFAYA GİDİNİZ!

 

 

 

 

https://gurselyayin.com

 

 

 

 

 

KİTAP İÇİNDEKİLER GİDİNİZ

BİR ÖNCEKİ SAYFAYA GİDİNİZ!

  20BİR SONRAKİ SAYFAYA GİDİNİZ!

ADI GÜZELLEME KENDİ YEMEK KİTABI
            Aşık Edebiyatında; doğayı, yöreyi, kişiyi, hayvanı veya bir aracı övmek ve güzelliğini anlatmak amacı ile söylenen “LİRİK ŞİİRE” ‘GÜZELLEME denilir.
            Geçimini saz çalarak sağlayan ve gezdiği yerlerde konuk edilen saz şairlerinin gördüğü ikram ve hürmet karşısında hane sahibini kendisini dinleyenler karşı hane sahibini ve o mahalli öven ve güzelliğini anlatan “KOŞMA” biçiminde şiirlerdir. Divan Şiirinde de güzellemenin karşılığı ise “METHİYE”DİR.
            Ayrıca gü­zelleme, koşmanın konusuna göre aldığı adlardan biri sayılır.
      Genç kız ve gelinler için söylenen güzellemelerde onların cilve­sinden; ağız, diş, yüz, kaş, göz ve saç güzelliğinden; boylarının uzunluğundan söz edilir.
Doğa güzellemelerinde dere, pınar, çiçek, dağ ve ağaçlarla ilgili izlenimlere, övgülere yer verilir. Âşığın bu varlıklardan yola çıkarak kendi sorunlarını dile getirme­si, sevgilisinden ya da felekten yakınması güzellemelerde sık rastlanan özelliklerden­dir.
Gezginci âşıkların sıla özlemini dile getiren şiirleri de güzelleme sayılır.
Bazen bir güzellemede birkaç konunun birlikte ve karışık olarak anlatıldığı da olur. Azerbay­can ve Doğu Anadolu'da yetişen bazı âşıklar güzelleme dörtlüklerinin arasına bağlantı sözleri eklerler. Bu bağlantı sözleri yerine, güzellemenin konusuna uygun ba­yanların yerleştirildiği de olur. Güzelleme­ler, saz eşliğinde ve konuya göre oynak ya da hüzünlü makamlarla söylenir.Âşık edebiyatında güzelleme söyleyen pek çok âşık vardır.
Başta Karacaoğlan olmak üzere Türkmen âşıklarının birçoğu güzellemeleriyle ünlüdür.          
Güzelleme Örneği:
Nasıl vasfedeyim güzelim seni 
Rumeli Bosna'yı değer gözlerin 
Dünyaya gelmemiş eşin akranın 
İzmir'i Konya'yı değer gözlerin 

Kimsede görmedim sendeki nazı 
Tunus Tırablus Mısır Hicaz'ı 
Kars'ı Kağızman'ı Acem Şiraz'ı 
Girid'i Yanya'yı değer gözlerin 

Yüzünde görünür Yusuf nişanı 
Yüzünü görenler çeker efganı 
Büsbütün Gürcistan Erzurum Van'ı 
Belh-i Buhaça'yı değer gözlerin 
Ruhsatı'm eyledim senin de mehdin 
Al yanaktan bir buse ver himmetin 
Yüzbin saraf gelse bilmez kiymetin 
Âhirî dünyaya değer gözlerin
 
           Çorum Valiliğinin hazırlattığı “ÇORUM MUTFAĞINA GÜZELLEME” Edebiyat ile mutfak ilişkilendirilmesi ve bu başlık ile yayınlanan kitabın 12. sayfasında bu konu hakkında ne kadar bilgili olduğunu “Tüm zenginliğini karşın şimdiye dek kendisini pek göstermemiş Çorum mutfak kültürünün tanıtımı amacıyla” diyerek yayınlanmış çalışmaları görmemezlikten gelmiştir. Bu serzenişim kendi yayınevimi için değildir. Bu çalışma için beni de davet etmişler ben kabul etmeyerek eşimin çalışmalarından ve yayınladığımız sitelerde bulunan resim ve alıntı yapılmamasını bana gönderilen yazıda çalışacaklara bizzat e-posta ile yazdım.  Bu tiüabı yayınlayan Metro Yayınları’ndan çıkan ‘Hitit Mutfağı’ isimli kitap ile basılmış adı geçen bu kitabın 148-149 kaynakçalarda da gelenek ve göreneklerde bahsedilen ve Çorum Valiliğinin İl Yıllıkları, Başka yayınevlerinin şahısların da araştırmaları yayınladığı göz ardı edilmiştir.
 
Çorum Güzellemesi ismiyle müsemma kitapta her ne hikmetse Çorum Tarihinde ve topraklarında Devlet, kavim ve milletlerin sadece “Hititlerin” alınması da Çorum’un Hititlerden sonra başka devlet kurulmamış ve başka devlet yaşamamış gibi lanse edilmiştir.
Kitabın 19. sayfasından sonra gelen 22-23-26-27-30-31. sayfalarında Hititlerden bahsedilmiş sadece bu yazının içerisinde 19 sayfanın 1. paragrafında Balık, ekmek, besin ve “şimdi sen ekmek yiyeceksin ve su içeceksin” kullanılmıştır.
Bu kitabı yayınlayan ve  “Yayınları’nın ikinci kitabı olan “Deneysel Bir Arkeoloji Çalışması Olarak Hitit Mutfağı” kitabının” gerçi görmedim fakat kitap için yazılan :
“Çivi yazılı tabletlerde geçen yemek adlarından ve pişirme tekniklerinden yola çıkılarak o döneme ait muhtemel yemeklerin neler olabileceği ortaya konulmaya çalışılmış.” Bilgilere de yer verilmemiştir.
            Bu kitabın: 34-35-38-3940-41 sayfalarında hiç yemekle ilgili bir bilgi bulunmamaktadır
            Bu kitabın: 44-45 48 ve 49 sayfalarında yemekle ilgili yazı bulunmaktadır. Ve İskilip ziyaretinden ve oraya gidenlerden bahsedilmektedir.
Bu kitabın:52-53-54-55 yemekle ilgili yazı vardır.
Bu kitabın: 56-83 sayfaları yemek pişirme alet ve edevatları ile yemek isimleri alfabetik dizinde verilmiştir.
Bu kitabın: 86-87-90-9194-9598-99102-13104-105106-107-108-109110-111-112-113-116-117-120 Mutfak ve yemeği ilgilendirmektedir
Bu kitabın: 121-122-123-124- sayfalar ise gelenek ve göreneklerle ilgili bilgileri kapsar.
Bu kitabın: 125-128-129-130 Bu kitaba alınması için gerekçe “Evlenme Töreni” bölümünde verilen yemekle ilişkilendirilmiş olsa gerek! 131-132-133-134-135-136-137140-141142-143146-147 Gelenek ve göreneklerde bilgiler aktarılmış.

155 SAYI 25 Ocak 2012  

BU ÇALIŞMA TELİF ESERİDİR İZİN ALMADAN  KULLANMAYINIZ  corumlu2000@gmail.com

BİR ÖNCEKİ SAYFAYA GİDİNİZ!

BİR SONRAKİ SAYFAYA GİDİNİZ!

 

 

 

 

https://gurselyayin.com

 

 

 

 

 

KİTAP İÇİNDEKİLER GİDİNİZ

BİR ÖNCEKİ SAYFAYA GİDİNİZ!

 21BİR SONRAKİ SAYFAYA GİDİNİZ!

ÜLKEMİZ NEREYE GİDİYOR
EY TÜRKÜM DİYENLER!
GÜZEL ÜLKEMİN YENİ KURULAN KÜRT VE İLERİDE KURULACAK PONTUS HÜKÜMETLERİNCE NASIL PAYLAŞILACAĞINI İNCELEYİNİZ!
Dikkat edelim!
Dikkatli olalım!
Ülkemiz elden gidiyor diyoruz.
Sesiniz çıkmıyor, PKK ya da sesiniz çıkmamıştı. Bir avuç serseri ile mi koca ülke baş edemiyecek dendi! Şimdi düşünün; bize bu afyonu yutturanlar mı haklı, dikkat ediniz PKK Türkiye’nin başına bela olacak diyenler mi haklı çıktı, ne dersiniz?
Yukarıdaki haritalar; Pontus’la ilgili bir siteden, diğer Kürdistan haritası ise başka bir siteden alındı.
Dikkat ederseniz; suriye’nin payı unutulmamış, Kürdisdan devleti de İskenderun Körfezini kendine çıkış yolu, denizlere açılış yolu yapmış.
Halen uyuyormuyuz?
Uyutuluyor muyuz?
Ey TÜRK OĞLU UYANIK OL!
Ne Amerika, ne Avrupa sana dost.
ÜLKEMİZ NEREYE GİDİYOR?
Bu güzel ülkemiz elden gidiyor mu? Bu güzel dilimiz kayboluyor mu? Bu güzel Vatanımız tekrar “Mondros Mütarekesi” şartlarını hatırlatan fakat, başka bir sistemle parçalanma ve ufaltılma oyunlarına mı sahne oluyor? Bunları kulak ardı ede ede bugün sıkıntılarını bütün ulusumuz çekmekte. Yanda gördüğünüz harita birleştirmesinde sınırların ne kadar birbirine çakıştığını sizlerle paylaşmak istedim. Aynı haritada bu günkü Türkiye haritasının üzerine “Yunanistan Pontus hayali haritası”nı (Yazısı gelecek sayımızda)altta ise “Kürdistan haritasını” monte ettim. Sizinde gördüğünüz gibi son derece şaşırtıcı bire bir çakışan sınırlar “hayali sınırlar” olamaz muhakkak planı daha önceden yapılmış. Aynen PKK nın yeni çıktığında bazı kesimlerin bir avuç çapulcu dediği, onca Türk evladının Şehit olduğu, milyarlarca dolar kaybımız bu gün bütçemizde olsa acaba IMF ye yalvarır mıydık?
Yine bugün bu oyunları yazanlara çanak tutan kişiler mevcuttur. Kürt Devleti haritasını yaklaşık 250 okuruma Internet’ten yolladım. Üç beş çatlak ses mesajı geldi. Yok efendim, bu harita sahte imiş? Yok efendim Kürt Hükümeti de kim oluyormuş? Diye bilerek mi, bilmeyerek mi yazdılar onu artık bilmiyorum.
Bizler tarihin tekerrür olduğunu bilmiyor muyuz? Bize bizden başka dost olmayacağını öğrenemedik mi? Televizyonlarda ülkemizde yaşayan Türk’üz diyen fakat Türk’ü Türkiye’yi yok etmek için kendilerini satan veya, kendilerinin kendi özünde görenlerin idaresi ile güzel ülkem yok edilmeye çalışıyorlar,uğraşıyorlar.
Dikkat edelim. Etrafımızda bulunan ülkeler; parçalanıyor. İlk önce koca bir ülke olan Rusya parçalandı. Parçalanan Rusya’nın yer altı zenginlikleri başkalarının egemenliğine girdi. Petrol yatakları başka ülkelerin kasalarına doldurulan döviz haline geliyor.
Bizim ülkemizde de buna benzer olaylar olmaya başladı. Dilimiz yok edilmeye yabancı dilde eğitime ağırlık verilmeye başladı. Bizi idare edenler de bilerek veya bilmeyerek bu oyunun dümen suyuna kapıldılar. Adı Anadolu Lisesi olan fakat adı ile hiç alakası olmayan bir eğitim sistemi ile gençlerimizi Anadillerinden nerede ise koparacak bir eğitim verilen yerler haline getirildi. O okulların ilk mezunları bugün bazı kurumlarda çalışmaya başları. Orada gördükleri yabancı eğitimin çalıştıkları yerlerde sadece öğrendikleri dilden başka faydalarını gördüler mi? unutturulan kendi dillerinin eksikliklerini acaba duyuyorlar mı? Konuşurken bazı kelimelerin ne Türkçe, ne de öğrendikleri dilde bulamadıklarından konuşmalarını tamamlayabiliyorlar mı? Bu sorularımı cevaplarını ancak onlarla çalışanlar ve o okullarda okuyanlar bilirler.
Bazı yazar-çizer takımının ülkemizdeki çeşitliliği “mozaik” olarak bizlere lanse etmesine hiç birimiz itiraz etmedik. Bir bütün kaya gibi olan ülkemizin topluluklarını mozaik yaparak çabucak parçalanabileceğimizi bize empoze ettiler. Bizleri alıştıra alıştıra bu kelimeleri şuuraltımıza yerleştirdiler. Bizler de saf saf dinledik, baktık, okuduk fakat hiç birimizin sesi çıkmadı.
Yabancı dilde dükkan ve işyeri isimleri ile halkımızın her zaman gelip alışveriş yaptıkları, yiyeceklerini edindikleri yerlerin isimleri İngilizce olarak bizlere lanse ettiler. Bizler artık bu yabancı isimli yerleri okuma yazması olmayanlarımızın bile gayet güzel telaffuz edebilecek duruma getirildik ve yabancılık çekmiyoruz artık.
Sonra bazıları çıkarak; ibadetlerimizi bozmaya çalıştı. İbadetinde bilmediğin zaman öğrenene kadar verilen müsaadeyi her zaman kullanabilirsin, bu senin hakkındır diyerek televizyonlarda bangır bangır bağırarak kulaklarımızı doldurdular. Birkaç cılız sesten başka doğrusunu söyleyen çıkamadı. Bulundukları makam ve koltuklardan kaldırılabileceklerini düşündürdüler,tehdit ettiler. Dünyalıktan olma korkusu galebe geldi ses çıkartamadılar.
Din ile alakası olmayan kimseler; göstermelik ibadet ve dindarlıkla takiye yaparak partiler kurdular. Bu partilere milyonların oylarını aldılar. Milletine, ülkesine faydalı işler yerine keselerini doldurdular. Hiçbir şeyleri olmayan kişiler milyon dolarlık oldular,ülkeyi sömürdüler. Bugün hepimizin kızdığı ülke ile anlaşmaları oralara giderek imzaladılar, sonra da istemiyoruk diyerek mitingler tertip ettiler.
Politikacılarımız bizleri uyuttular. Har vurup harman sürerek topladıkları paraları kendi taraftarlarına peşkeş çektiler. Sahte bir kriz ile ülkelerini sıkıntıya soktular. İnsanlarımızın sabit gelirlilerini süründürdüler, açlığa teslim ettiler. Bu satırları okurken yeni bir hükümetin  kurulma çabalarının olduğu günler gelmiş olacak. Yine kendileri çalıp,kendileri oynayacaklar. Bizler ise yine kendimize küsüp, keşke ona oy vermezseydim diyerek içimizi yiyeceğiz. Onlar bunları bile bile yine ülkemizin üzerinde oyunlara sebebiyet vermeye devam edecekler ve bildiklerini okuyacaklar.
Geçenlerde ise bazı sanatkar takımı büyük konserlerde çok sesli bir toplum olduğumuzu beyanla her toplumun müziklerini bizlere dinlettirdiler. Kimseler ses çıkartamadı. Kimselerin kılı bile kıpırdamadı.
Azınlık olarak ülkemizde belirtilen kesim belirli iken,bütün dil ve ırk ayrımında bulunan halkımızı azınlıksınız diyerek parçalama girişiminde bulundular. Yine kimseden bir ses çıkmadı.
Irak bölümünde, bir ülkenin iç işlerine karışmayalım ayağı ile; Türk halkının rızıkları ile besledikleri halk şimdi bir ülke, bir devlet olma yoluna girdi. Sadece çok ileri gidiyorsun, ”iş çığırından çıktı“ demekten başka bir sesimiz çıkmadı. Yakında bu halk Türkiye’mden de toprak talebinde bulunma girişiminde olacağı gün gibi aşikarken, onların sözlerini doğru kabul etme saflığı gösteriyor pozisyonlarında bizleri aldatıyorlar gibi geliyor bana. Acaba, bayrağını, meclisini, parasını ve diğer kuruluşlarını tamamlayan ve belki de haritalarını da tamamlamadıklarını bilebiliyor muyuz?
Yarınlarda, acaba Karadeniz Bölgesinde de bir ayrıcalıklı dil veya halkımızın ve bizlerin başına başka bir belanın hazırlığının ve senaryolarının hazırlandığını hissediyorum. Sizler hissetmiyor musunuz?
Dikkat edelim! Bizi istemeyenler, bizi Avrupa’ya kabul etmemelerinin birinci sebebi nüfusumuz ve dinamik gençliğimizin korkusu ile ülkemizin parçalanıp, bölünüp, darmadağın edilerek bazı kesimlerin Avrupa’ya kabulü de olabilir mi dersiniz? Neden bizi on yirmi yıl ile oyalıyorlar. Onların bildikleri bir bölünme ve yapılmış bir planın gereğini acaba bize söylemiş mi oluyorlar da biz anlamıyoruz?
Bu günlerde neler oluyor? “KUZEY IRAK’DA İŞ ÇIĞIRINDAN ÇIKDI “,“ KURT ANAYASASI HAZIRLANMAKDA”, ”APO TÜRKİYE’Yİ HAPİSDEN TEHDİT ETTİ “,”BARZANİ TÜRKMENLERİ  TANIMADIĞINI SÖYLEDİ”, ”KIBRIS BEKLEMEKDE”
Ey Türk Milleti uyan! Uyan ki geç olmasın. Ey Türk Ordusu sen dikkatle bu konuları izliyorsun. Bu uyuyanları sen uyandır.
Belki uyumuyoruz fakat dikkat etmiyoruz diyenlere de inanmıyorum. Onlar bilerek veya çıkarları için bu problemleri göz ardı ediyorlar gibi geliyor.
 44 SAYI   25 Kasım 2002

BU ÇALIŞMA TELİF ESERİDİR İZİN ALMADAN  KULLANMAYINIZ  corumlu2000@gmail.com

BİR ÖNCEKİ SAYFAYA GİDİNİZ!

BİR SONRAKİ SAYFAYA GİDİNİZ!

 

 

 

 

https://gurselyayin.com

 

 

 

 

 

KİTAP İÇİNDEKİLER GİDİNİZ

BİR ÖNCEKİ SAYFAYA GİDİNİZ!

 22BİR SONRAKİ SAYFAYA GİDİNİZ!

ÜLKEM İÇİN
Kürt dediğimiz aslı Türk oğlu Türk soyu olduğunu benden iyi biliyor Kürt oğlu.
            Türkiye’de var halen Milletvekili, Vali, Kaymakam, doktor, müteahhit, her meslekten vesselam. Yok ki Kürt olup da ülkemde rahatça iş göremeyen!
            Kürt olup da ben bu ülkede bu işi göremiyorum diyen; çıksın ortaya varsa böyle Türkiye’de yaşayan. Olmaz çünkü yok ki bu durumda olan.
            İşsizim derse iş bulamayan sadece Kürt mü?
Yok mu başka ülkemde yaşayan aile bireyi?
Bana ne, beni ilgilendirmez, ben karışmam öylesine içimize işlemiş ki inanamıyorum.
Bakmak istiyorum geçmişime inanın göremiyorum.
Elimizden alınıyor tek tek Milli Değerlerimiz ses çıkartmıyor, ilgilenmiyoruz.
Sanki bu ülkede biz yaşamıyoruz!
            Neleri kaybettik bilmek istemiyoruz.
Günü kurtarmak ile yaşıyor ve yaşamaya çalışıyoruz.
            Birkaç ülke seveni kaldı ortada, diğerlerinin hepsi içeride kaldı.
            Ağlamak istiyorum gönlüm karşı geliyor. Ağlama bildiğini yaz, ağlamakla ruhunun sükûnu olmaz. Bildiğini yaz diyor.
            Sessizlik içimizde olan volkanı bastırmaya imanımız ses çıkartmıyor fakat Müslümanlığımız içinde dayanamıyoruz. Doğru bildiğimi söylüyor ve yazıyorum.
            Bu zaman diliminde ülkem; ne hallere geldi biliyor musun?
Bu durumu şayet bilmiyorsan uyuyor musun?
Bak geçmeden zaman içinde pişmanlık için çok geç kalırız diyemiyoruz! 
            Neler oluyor bize Rabbim!
Basiretimiz mi bağlandı?
Analar ağlamasın dediler açılım adı altında ülkemin düzenini değiştirmeye çalışıyorlar!
Biz; “öküzün tirene baktığı gibi” bakıp, omuz silkerek izliyoruz.
“Bize dokunmayan yılan bin yaşasın” mı diyoruz!
Anaların ağlamadığı zamanda ülkem ağlıyor bilmiyor muyuz?
Bayramlarımızı yok sayanları başımıza taç yapıyoruz.
“Ne Mutlu Türk’üm!” Diyenleri ayrımcılıkla suçluyoruz.
            Olmayan bir açılımı sorgulayanımız yok!
            Türkiye’de yaşayanların problemleri yok.
Tek sıkıntı bir terör örgütünün dayatması!
Benim düze inmem gerek diye Ülkeme şart koşması.
            Kim oluyor bu örgüt silahlı canavar?
PKK diye çıkan Ermeni kırmaları elbette ki bunlar.
            Hangisi KÜRT bilen var mı?
Ben Kürdüm diye devam ediyor Asala sunuları ortada.
Ermenilerin Türk Soykırımını yaptıkları yetmediği gibi;
Tutturmuşlar, sürdürüyorlar Türkler soy kırımı yaptı diye,
Ermeni döküntüleri PKK devamı ile Ülkemi bölmeye çalışmaları,
Hiç düşünmüyoruz bu işlerin sonu nereye gider diye.                                                                                     171 SAYI 25 Mayıs 2013
 

BU ÇALIŞMA TELİF ESERİDİR İZİN ALMADAN  KULLANMAYINIZ  corumlu2000@gmail.com

BİR ÖNCEKİ SAYFAYA GİDİNİZ!

BİR SONRAKİ SAYFAYA GİDİNİZ!

 

 

 

 

https://gurselyayin.com

 

 

 

 

 

KİTAP İÇİNDEKİLER GİDİNİZ

BİR ÖNCEKİ SAYFAYA GİDİNİZ!

 23BİR SONRAKİ SAYFAYA GİDİNİZ!

ÜLKE KRİZ İÇİNDE Mİ?
            Türkiye kendi parasının değerini koruyamama sıkıntısı içerisine girerek yine Türk lirasını erimesini seyretmekte adeta dörtnala gitmekte!
            Verileri inceleyenlerin yüksek para değere karşısında hükümetin de kesin karar alamaması ise Türkiye’de yaşayanların fakirleşmesi karşısında kimsenin yapabileceği bir şey gözükmemekte. Bu duruma müdahale etmek için hiç kimse parmağını bile oynatmamakta ve sanki gittiği yere kadar gitsin görünümünde bulunmakta.
            Dolara bağlı olan petrol ürünlerinin zammı ile diğer enerji üretilenler bütün üretilenlerin ve tüketilenlerin zincirleme olarak bütün her şey pahalanarak insanların bütçelerini sıkıntıya ve krize uğrak Türkiye içinde yeni krizlere gebe kalacak gibi gözükmekte.
            Konu başlığımız olan:
            ÜLKE KRİZ İÇİNDE Mİ?
            Evet! Ülke kriz içinde!
            Ne olacak;
            Yaşayıp göreceğiz demekten başka bir yapacağımız yok.
            “Yukarı tükürsek bıyık, aşağı tükürsek sakal misali!
            Şu an ülkenin başka bir gruba girebileceği konuşulmakta bu grubun “Şanghay Paktı adını teşkilâtı” olarak dile getirilerek “Avrupa Birliği”nden çıkabileceğimizin konuşulduğu zaman içerisinde yaşıyoruz. Avrupa Parlamentosu, Türkiye'nin AB ile sürdürdüğü müzakerelerin geçici olarak dondurulmasını tavsiye eden tasarıyı kabul etti. Oturumda teklif 37 oya karşı, 479 oyla kabul etti. 107 parlamenter ise çekimser kaldı. Türkiye, oylama sonucunda ortaya çıkan metni AB'ye iade edecek. Ankara ile müzakerelerin dondurulması kararını sadece AB liderleri alabiliyor.
            Bu kararın altında pek çok sebeplerin bulunduğu ve bunların Türkiye için neler olacağını zaman içerisinde yukarıda yazdıklarımızı yaşayarak göreceğiz.
            Kasım ayı içerisinde kutladığımı “Atatürk Haftası ve Atatürk’ü Anma” programları yapıldı. Bazı kurumların katılıp katılmama kararları ve çelenk koyma problemleri ile geldi geçti.

213 SAYI 25 Kasım2016

BU ÇALIŞMA TELİF ESERİDİR İZİN ALMADAN  KULLANMAYINIZ  corumlu2000@gmail.com

BİR ÖNCEKİ SAYFAYA GİDİNİZ!

BİR SONRAKİ SAYFAYA GİDİNİZ!

 

 

 

 

https://gurselyayin.com

 

 

 

 

 

KİTAP İÇİNDEKİLER GİDİNİZ

BİR ÖNCEKİ SAYFAYA GİDİNİZ!

 24BİR SONRAKİ SAYFAYA GİDİNİZ!

ÜLKEM! NE OLUYOR?
            Ülkem neler, neler oluyor? Milli değerlerimiz, millilikten çıkartılıyor. Milletimiz ayrıştırılmaya çalışılıyor!
Ülkem! Bakıyorum sana neler, neler oluyor? Bir tarafta savaşların içindeyiz. Bir tarafta savaşta değilmiş gibi davranarak her yer güllük gülistanlık gibi davranıyoruz!
            Ülkem! Neler, neler oluyor? Sesin sedan çıkmıyor! Hiç olmadığı kadar kadın cinayetlerini duyuyoruz. Hiç olmadığı kadara cinayetleri görmemezlikten geliyoruz!
            Ülkem! Neler, neler oluyor savaş var diye sana sığınan sığınmacılar sanki sende çalışıyorlar da ülkelerinde savaş yok gibi bayram tatillerinde savaş olan ülkelerine koşa, koşa gidip bayram tatillerini yapıp Ülkem sana koşa, koşa geliyorlar!
            Ülkem! Neler oluyor? Tarım ülkesi olduğunu söyledikçe sende barınanlara yetersiz kalarak, eti, buğdayı, mercimeği, nohut’u ve diğer yiyecekleri dışarıdan alıp getirip birileri getiriyorlar. Üreticiler neden üretemiyorlar?
            Ülkem! Neler oluyor? Bir denizinde bulunan adaların alınıyor. Adalar silahlandırılıyor, orada işgal askerleri kuzu çeviriyorlar!
            Ülkem! Komşuların paylaşılıyor. Param parça ediliyor. Parçalanmaya sanki yardım ediyormuşsun gibi gözüküyorsun! Sıra sana geldiğini görmüyor musun?
            Ülkem! Ne oluyor. Eğitimde ve diğer çalışmalarda Dünya sıralamalarında en son sıralara düşüyorsun! Neden böyle oluyor?
            Ülkem! Neler oluyor? Sanki bütün herkes kesesini doldurarak kendine çıkarlar sağlıyor, nemalar yaratıyor?
            Ülkem! Neler oluyor? Bizler anlıyoruz da anlaşamazlıktan geliyoruz!

246 SAYI 25 Ağustos 2019

 

BU ÇALIŞMA TELİF ESERİDİR İZİN ALMADAN  KULLANMAYINIZ  corumlu2000@gmail.com

BİR ÖNCEKİ SAYFAYA GİDİNİZ!

BİR SONRAKİ SAYFAYA GİDİNİZ!

 

 

 

 

https://gurselyayin.com

 

 

 

 

 

BİLGİ PAYLAŞILDIKÇA KIYMETİ ARTAR!

Hazırlayan  Mahmut Selim GÜRSEL yazışma adresi  corumlu2000@gmail.com

DİKKAT ! BU BİLGİ TELİF ESERİ OLUP YAZARI VE YAYINEVİMİZDEN  İZİN ALINMADAN KULLANILMAMALIDIR
 
Gizlilik şartları ve Telif Hakkı © 1998 Mahmut Selim GÜRSEL adına tüm hakları saklıdır. M.S.G. ÇORUM
 Hukuka, Yasalara, Telif  ve Kişilik Haklarına saygılı olmayı amaç edinmiştir.