YIL 12     SAYI 136    25 Haziran 2010

Hazırlayan  Mahmut Selim GÜRSEL yazışma adresi  corumlu2000@gmail.com

DİKKAT ; BU BİLGİLER TELİF ESERİ OLUP YAZARI VE YAYINEVİMDEN  İZİN ALINMADAN KULLANMAYINIZ!

YAZARLARIMIZIN HAYAT HİKAYELERİNE GİTMEK İÇİN TIKLAYARAK GİDİNİZ!

Aşağıdaki dizinler ile tıklayarak üye olmadan sayfalara girebilir ve inceleyebilirsiniz!1

 

BİLGİ PAYLAŞILDIKÇA KIYMETİ ARTAR!

 
Mahmut Selim GÜRSEL TEKRAR GELEBİLİRSEM!
Sakin KARAKAŞ OSMANCIK ÜZÜMÜ
Ali EMİROĞLU ALAŞKANLIK DIŞILAR
Mustafa Nevruz SINACI  DAVOS’TA SON TANGO!
Atilla ALPAY ATATÜRK LİSESİNDE YEŞİLAY HEYECANI
Üzeyir Lokman ÇAYCI DÜNYA TEZGÂHINDA OYALANIRKEN GERİYE DÖNÜP BAKMAK GEÇMİYOR İÇİMİZDE
İsa KAYACAN 12 AĞUSTOS 2009 ÇARŞAMBA ÇANAKKALE
Mustafa Nevruz SINACI ANKARA’DA TOPLU TAŞIM TRAJEDİSİ  VE SÖZDE HUKUK (!) REZALETİ
Mahmut Selim GÜRSEL SESSİZLİK VE ZAMAN
Selma GÜRSEL BÖREK SU
Özkan KARACA YÜREĞİMİN İSTASYONU
Muhsin AKTAŞ  DURDURUN ŞU ZALİMİ
Ayşe PASLANMAZ ÜRGÜP
Mehmet KARADAĞ SÖMÜRÜYÜ İŞLEYEN YOK
 
   
 
 
 
 01

Bu sayının içindekiler bölümüne dönmek için tıklayınız

Bir önceki Sayfaya Gitmek İçin Tıklayınız!

Bir sonraki Sayfaya Gitmek için Tıklayınız!

Mahmut Selim GÜRSEL
Mahmut Selim GÜRSEL Hayat Hikayesi
TEKRAR GELEBİLİRSEM!
            Yaşamımızda bir ömür boyu beklenilen bazı anlar bulunmaktadır. Bunlar bizlerin isteklerinin yönlendirilmesinden çok bizi yaratanın yönlendirmesi ile meydana gelen emir ve yapılması gerekenlerdir. Doğmak, Yaşamak, Gitmek, Gelmek ve Ölmek gibi.
            Hazreti İbrahim A.S. Kabe’yi Allah C.C. yeniden yapılandırınca emredildiği gibi insanlara buraya gelmesin tebliğ etmesini istemiş ve o tebliği duyabilenlerin Kabe’ye gelmelerin nasıp olmuştur. İnsanların nerede vefat edecekleri bilinmemektedir. Toprağının alındığı yerde kalıp vefat ederlerinde oralardaki topraktan halk edildiği ve toprağının alındığı yerde defnedildiğini hepimiz bilmekteyiz.
            İnsan olarak yaratılan bizlerin; bazı kolaylıklara erebilmesi isteklerimizin Yüce yardana ulaşması ile mümkün gözükmekle birlikte Amentünün “Hayrihi ve Şerrihi” imanımızı gereği bazı bilmediklerimizin bizlere yön verdiğini görmüş ve hayatımızda yaşamış oluyoruz.
            Bütün hayatımız boyunca istememize rağmen on beş yıl önce Hac borcumuzu ödemek nasip oldu. Gidenlerin bildiği gibi Mekke ve Medine’nin çekiciliği gittikten sonraki hasreti insanın içini kavurmakta ve tekrar tekrar oraları ziyaret etmek istemektedir. Bizimde bu hasret gidermemiz İnşallah giderilmiş olacak ve bu yerleri tekrar görebilmemiz nasip olacak. Gidip Görmeye niyetlendik, nasip olursa yarın 26’tısnda yolculuk başlayacak.
            Kapağa da oranın bir resmini almayı uygun gördüm.
            Nasip olup Umre yapabilirsek ve Kabe’yi tavaf ederken 6. şaftta (dönüş) Rabbimizden mealen:
“Ey rabbimiz!
Şüphesiz sen çok esirgeyicisin, çok merhametlisin.
            Allah’ım. Sana karşı görevlerimde birçok eksiğim var.
Yarattıklarının da benim üzerimde de birçok hakkı bulunmaktadır. Allah’ım sana karşı olan eksikliklerimi bağışla.
Yarattıklarına karşı olan haklardan ve alacaklarından beni kurtar.
Bana helali ver, haramdan uzak kalayım. İbadetinle meşgul et, günaha düşmeyeyim. Lütfünü ver, başkalarına muhtaç olmayayım.
Ey bağışlaması bol olan Rabbim!
Rabbimiz. Bize dünyada iyilik ver. Ahrette de iyilik ver.
Bizi Cehennem azabından koru. İyilerle birlikte cennetine koy beni de iyilerden eyle.
Ey sınırsız güç sahibi!
Ey günahları çok bağışlayan, Ey âlemlerin RABBİ! “
İşte bu yakarış insanın borçlarını kabullenerek acizliğinin nişanesi olarak Rabbine sunduğu ve istediği andır.
Selam Gönderenlerin selam ve dileklerini İnşallah ulaştıracağım.
Rabbimizden gitmeyenlere de gitmeleri için sebepler ihsan etmesini dileyeceğim.
Gidip gelmemek ver. Gelip Görmemek var. Allah erdirirse dergimizi devam ettirmemizi de nasip ederse yine sizlerle olacağız.
25 Haziran 2010  12,05

 

 
 

 

 02

Bu sayının içindekiler bölümüne dönmek için tıklayınız

Bir önceki Sayfaya Gitmek İçin Tıklayınız!

Bir sonraki Sayfaya Gitmek için Tıklayınız!

Sakin KARAKAŞ
Sakin KARAKAŞ Hayat Hikayesi
 OSMANCIK ÜZÜMÜ
            Takvim yapraklarının muhtemelen 1940 ları gösterdiği yıllarda Aydın Kuşadası nüfusuna kayıtlı bir genç vatani görevini yapmak üzere Osmancık’a gelir. Yaklaşık 2 yıl boyunca Osmancık askerlik şubesinde vatani görevini yerine getirir.
            O yıllarda Osmancık’ta bağcılık yaygındır. Özellikle Dereboğazı,Göğbel,Gürleyik  bağlarının yanı sıra Kargı ve İncesu köylerinde bağcılığın yaygın olduğunu tesbit eder. Bağcılığa meraklı olan bu genç mevcut imkanları değerlendirir. Komutanlarının izni ile  askerlik şubesi  bahçesinde de bağcılık faaliyetlerinde bulunur. Bu arada bağcılık faaliyetlerinde bulunan yöre halkı ile de iletişim kurar.
            Bölgenin bağcılığa uygun mikroklima özelliğine hayran kalır. Üzüm yetiştiriciliğinin yanı sıra  sebzecilikte de oldukça tecrübeli olan Kuşadalı bu genç Osmancık’ta yetiştirilen iri bol sulu pembe renkli ve şekilli domateslerden tohum elde eder.
            Artık tezkere vakti gelmiştir. Kuşadalı gencimiz Osmancık’tan ayrılırken bol miktarda domates tohumu ve bağ çubukları ile ilçeden ayrılır. Bağ çubuklarını yanında köyüne götüren Ege’li bu delikanlı özellikle  bir çeşit üzerinde durmuştur. Etkili sonuç alacağını düşündüğü için bir türü tercih eder.
            O dönemlerde yaptığı araştırmalarda Osmancık yöre halkı bu üzüm türünün adını bilmemektedir. Egeli delikanlı ısrarla sorsa da yöre halkı üzümün adını bilmediği için “Osmancık üzümü” olduğunu söyler.
            O dönemlerde  adı Küplüce ve şimdiki adı Kirazlı olan köyüne vardığında Osmancık’tan getirdiği bağ çubuklarını çoğaltır. Köylü sorduğunda da üzümün adının Osmancık üzümü olduğunu söyler. Köylü bu üzüm türünü pek sever. Yıllar yılları kovaladıkça Osmancık üzümü Ege bölgesi içerisinde geniş bir coğrafyaya yayılır.
            Ancak Osmancık üzümü yörede yaygınlaşsa da Küplüce köyünün bir markası olarak bilinir. Küplüce’li gencimiz bununla da kalmaz. Osmancık’tan götürdüğü domates tohumlarını da kullanır ve etkili sonuçlar alır.  Yetiştirdiği domatesler de küplüce pembe  domatesi olarak bilinir.
            Takvim yaprakları ikibinli yılları gösterdiğinde artık Küplüce köyünün adı Kirazlı olmuştur. Ancak Kirazlı köylüleri Küplüce isminin bereketi ifade ettiğine inanırlar. Köyde ürettikleri bütün ürünlere “KÜPLÜCE” markası verirler. Bu arada Osmancık üzüm markasından da vazgeçmezler.
             Bakınız; Küplüceliler Osmancık üzümü ve köyde yetiştirdikleri diğer ürünlerle ilgili olarak  nasıl çalışmalar yapmışlar.
            Kirazlı Köyü ürünlerini pazarlayabilmek için bir dernek kurulmuştur. Dernek yararına üreticiler tarafından ürünlerinin satışa sunulabilmesi amacı ile köy içinde paketleme ve etiketleme atölyesi de kurulur. Kirazlı köyünün önemli ürünlerinden olan  “Osmancık üzümü” pekmezi, sirkesi, kurusu, sarma yaprağı; kara kirazın sapı, reçeli, kurusu; yerli zeytinin yağı ve ezmesi; yerli pembe domates, bük nohut, beyaz kuru bamya, oturak fasulye, karnıkara kuru börülce için üretim planları ve etiket çalışmaları yapılır. Daha sonra Türkiye’nin ilk eko-köy pazarı geçtiğimiz Mayıs ayında Kirazlı köyünde açılır.
Evet; Osmancık üzümü ve yörenin pembe domatesi yaklaşık atmış yıl öncesinde Osmancık’tan Kuşadası’na tarihi bir yolculuk yaptı. Bugün yörenin en sevilen ekolojik ürünleri olarak markalaştı.
Haliyle merak edecek ve  soracak “Osmancık üzümü” markası bizim hangi üzümümüzdür diyeceksiniz. İşin kolayına kaçanlarımız hemen çavuş üzümü diyecekler. Ancak bu üzüm Çavuş üzümü değil. Üstelik Çavuş üzümü sadece Osmancık’a özgü bir marka da değil. Çavuş üzümü Gökçeada’da bol miktarda üretiliyor ve daha çok şarap üretiminde kullanılıyor. Farklı olan aroması nedeni ile çavuş üzümünden yapılan şaraplar kaliteli oluyor.
Osmancık üzümü ile ilgili sorunun cevabını henüz kimse bilmiyor. Araştırmalarıma göre seyrek taneli Osmancık kara üzümü olabileceği ihtimalinin yüksek olduğunu düşünmekteyim. Osmancık için son derece önemli olan bu sorunun cevabı Kuşadası Kirazlı köyünde. En iyisi bir Pazar günü Kuşadası Kirazlı (Küplüce) köyünü ziyaret etmek gerekir.
Bu araştırmalar neticesinde durumun net tespitini yapma görevinin Osmancık belediyesi,Osmancık İlçe Tarım müdürlüğü ve Ziraat odası başkanlığını gibi kuruluşlar tarafından yapılması gerektiğini düşünmekteyim.
Bu bağlamda oluşturulacak bir gezi heyetinin Tekirdağ bağcılık müzesi ve Kuşadası Kirazlı  köyünü ziyaret etmesi halinde etkili sonuçlar alınacağı; hazır markalaştırılmış ve bizim olan Osmancık üzümünün  anavatanına döndürülmesi gerektiğini düşünmekteyim.
Böylece pek çok yöreye nasip olmayan ve adeta bereket fabrikası olan mikroklima  ilkim özelliği değerlendirilmiş, unutulmaya yüz tutan bağcılığımız  geliştirilmiş olacaktır.
Birde markalaşmış Osmancık pirincinin yanında markalaşmış Osmancık üzümü sahibi olacağız. Bir düşünsenize yaz sezonunda çevre yolunda pirinçle birlikte ne üzüm satılır. Eeee Allah akıl vermiş, iklim vermiş,toprak ve bereket vermiş, çevre yolu vermiş Osmancık’lı çalışsın,üretsin, tanıtsın,pazarlasın diye. Haydi kolay gelsin.
 
 

 03

Bu sayının içindekiler bölümüne dönmek için tıklayınız

Bir önceki Sayfaya Gitmek İçin Tıklayınız!

Bir sonraki Sayfaya Gitmek için Tıklayınız!

Ali EMİROĞLU
ALIŞKANLIK DIŞILAR
            İnsanların alışkanlık dışıları hep anormal olarak karşılanır. Bir bayram bizim alışkanlıklarınız içinde evde geçirilir. Hele dini bayramlar söz konusu olursa;bunlarda başkalarının,yakınlarınızın da alışkanlıkları yer bulmak isterler. Genel olarak,bütün memleketlerde,dini bayramlarda aile buluşmaları adet olmuştur. O zaman siz bu alışkanlık dışında olmanız bile,başkalarının,yakınlarınızın alışkanlıklarını da hesap içi sayarak bazı zorlukları karşılamak durumundasınız. Biz bir şeyi ehemmiyet vermeyerek,içinizden geldiği gibi yaşayarak normal ölçüler içerinde olduğunuzu kabul ettiremezsiniz. Toplum içinde yaşamış olmanın gerekliliğini yerine getirmek zorundasınız. Bunları yazıyorum ki;Kurban Bayramı ve Yıl Başı Tatilini bahane ederek evlerinden uzaklaşmak isteyen insanların hareketleri normal değildir.
            Ben;bu size verdiğim nasihatlerin içinde olamadım. Evimden ayrılıp çocuklara gittim ama;ben aslında doğrusunu yaptım. Ben yalnız bir evde oturuyorum. Bayram ve yılbaşı tatilinde çocuklarımı yanıma çağıracağıma,yol sıkıntısına yalnız ben katlanıp,onların yanına gitmiş oldum. İyi de ettiğimi söyleyebilirim. Bizim çocuklardan küçük kızım hariç,hemen hepsi ya çalışıyor yada tahsilde bulunuyorlar. Tatilin başladığı akşam,onları yola düşürmek bir baba düşüncesi ile bağdaşamaz. En azından ben böyle düşünüyorum. Yaşlı bile olsam,bir çok insanın rahatı için,ben bazı şahsi sıkıntılara katlanabilirim. Galiba normal düşünen çoklarınız da benim gibi yapmış bulunuyorsunuz. Ayrıca,yollardaki trafik canavarına yalnız ben muhatap olmuş bulundum.
            Benim düşüncelerimde olmayanları da gördüm. Yine az sayılamayacak insan’da tatil geçirip sözüm ona kafasını dinlemek için otel ne kadar lüks olursa olsun,tek odaya hapis olarak;nasıl pişirildiğini bilmediğimiz yemekleri tüketmenin ne zevki olacağını ben bilmiş değilimdir. İnsanlardan bunu da tercih edenler olduğuna göre,demek ki;bunlardan da zevk alanlar bulunmaktadır. Milletin adını reddetmenin bile insan hakları arasında bulunduğunu iddia eden insanların yaşadığı bir devirde;eski alışkanlıklardan sıyrılarak dilediği gibi yaşamak isteyen insanların zevklerine karışmak istediğimiz de yoktur. Biz sadece fikirlerimizi okurlara intikal ettirmek istedik. Hiç olmazsa,maddi imkansızlıklar yüzünden evinde kalanlar içinde düştükleri üzüntünün ölçüsünü de kaçırmış olmasınlar.
            Meteorolojik uyarılara rağmen;İstanbul’da havalar şikayet edilecek kadar değildi. Yılbaşı eğlencelerini biz evimizde yaptık. Çorum’dan götürdüğüm hindiyi gereği gibi pişirdikten sonra,yemesinde de gereken kaideleri ihmal etmedik. Geç saatlere kadar kendi aramızda eğlendik. Televizyon değişiklikleri de bizi meşgul etti. Canlı eğlenceler kadar zevk aldığımızı söyleyebilirim. Sabah kalktığımızda da cüzdanlarımızın boşalmadığının farkında idik. Onun rahatlığını duyanlar bilir. Bir gecelik eğlencenin parası,insanın bir aylık kazancı olan ülkede eğlenmekten bahsedilemez. Aksine parayı ödeyenler eğleniyor değiller,onlar eğlenenleri seyrediyorlar. Bunlara eğlence demek bile hata olur kanaatim var.
            Size gezdiğimiz yerlerin yalnız isimlerini vereceğim. Eğer fırsat bulur İstanbul’a gitmek isterseniz,tıpkı bizim gibi şu gördüğümüz yerleri sizde görebilirsiniz. Sabancıların Atlı Köşkü ve sergilenen Picasso Sergisi;aynı yerde bizzat köşkte tertip edilmiş olan Sakıp Sabancı Koleksiyonu,Boğaz’ın Anadolu yakası gezintisi ve Çengelköy’de çay içimi,Haliç’te Min Türk adı verilen ve Anadolu’nun her yerinden toplanmış şaheserlerin minyatürlerinin bulunduğu park;yine Haliç’te sol cenahta bulunan Feshane ve şaheser park,sağ cenahta Rahmi Koç adına tertiplenen makine parkı,vakiniz olursa bir günde Pier Loti Tepesi.
            Görüyorsunuz ki;bir tatili dolduracak kadar benim gördüğüm yerleri yazmış bulunuyorum. Buraların her birinde bir tam günü rahat geçirebiliyormusunuz. Bu arada,güzelliğin ne anlama geldiğini de görüyorsunuz. Para olunca,bilgili insanlar da bulununca neler yaratıldığını da rahatlıkla görüyorsunuz. Adamlar bilgi sahibi olmayınca para insanı soytarıya çevirebilir.
            her akşam haberlerinde,trafik kazalarını takip ettik. Hiçbir ülkede trafik kazalarının bizdeki kadar acımasız olduğunda görüyorsunuz. Bunlar için artık ne yolları ve nede trafik kaidelerinin öğretilmediğini,öğretilmemiş olduğunu bahane edemezsiniz. Bunların dereceleri içine gireceğimiz AB ülkelerinden farklı değildir. Güzel yollar yapılmıştır. Polis teşkilatımızın da hatalarına rağmen,canla başla çalışıyor. Siz;kanun emri dışında kalmaktan izah edilmez vahşi bir zevkin içinde iseniz,sizi yaratanın bile faydası olmaz. İnsan yaratılmanın sorumluğunu tanımaz mısınız?
 
 

 
 
 04

Bu sayının içindekiler bölümüne dönmek için tıklayınız

Bir önceki Sayfaya Gitmek İçin Tıklayınız!

Bir sonraki Sayfaya Gitmek için Tıklayınız!

Mustafa Nevruz SINACI
Mustafa Nevruz SINACI Hayat Hikayesi
  DAVOS’TA SON TANGO!
Ülkemizde 27 Mayıs’tan bu güne ısrarla sürdürülen bir kirli oyun var.
Zaten o büyük kırılma, 11 Kasım 1938 şeametinden sonra gelen ikinci karşıdevrim ve meş’um sapma Türkiye’yi çökertmek içindi.
Bu gün akredite medyanın adını utanmadan, ar, hayâ etmeden, tam bir kast-ı mahsusla ‘Ergenekon’ koyduğu Ümraniye davasına esas cürüm ve caniyane emellerin tahakkuk mebdei ve milâdı da aynı tarihe rastlar. (İşte bu nedenledir ki, bahusus dava ve soruşturmanın 48 yıl geriye kadar uzanmasını ve 27 Mayıs’ı da içine alan tam bir hesaplaşma ve yüzleşme ‘temiz eller operasyonu’ olmasını istemekteyiz.)
Demokrat Parti tarafından (Halk Partisinin şiddetli muhalefetine rağmen) kanlı Kıbrıs olaylarını önlemek ve Milli davayı koordine etmek için kurulan Genelkurmay Özel Harp Dairesi Başkanlığı ile 1960’a kadar bu dairenin iştigal ettiği yegâne kritik konu olan TMT’yi suçlamak, büyük haksızlık, yalan ve iftiradır. Nitekim 27 Mayıs’ın önce kendi Genelkurmay Başkanı’nı yediği ve Türk Ordusunda tarihinin (8.800’leri bulan her derece ve düzeyde) en büyük tasfiyesini gerçekleştirdiği ve TSK’nın Atatürkçü unsurlardan bütünüyle ayıklandığı da asla unutulmamalı.. Dolayısıyla, ‘Encümeni Daniş’ 12 Mart, 12 Eylül ve sürecin bekraund’u 28 Şubat da bu bağlamda büyüteç altına konulmak, araştırılmak-soruşturulmak ve muhakeme edilmek zorundadır. Aksi taktirde sadece ahtapotun bir kolu kesilmiş olacak, menfur beyni ve hain gövdesi hükmünü sürdürmeye devam edecektir!..
Yani, milli birlik komitesi bu örgüt’ün günümüze uzanan ilk temeli, İsmet İnönü’de bir numarası idi. (Araştır: Encümeni Daniş) Sonra bunun yerini A. Atila Sözer tarafından isim ve eylem bazında bütün ayrıntılarıyla açıklanan ‘karayılan’ örgütü (gladyo) aldı. Bu kitap ilk baskısının yapıldığı dönemde yolsuzluklardan sorumlu Devlet Bakanı Orhan Kilercioğlu’na verildi. Akabinde de tebahur etti, piyasadan kayboldu, buharlaştı. (Bak: Karayılan Doktrini-devrimci güçler, A.Atila Sözer, Saycom-kırmızı kurdele, http://www.gittigidiyor.com/)
İsmet İnönü’nün Lozan’dan itibaren üstlenerek yürüttüğü gerçek misyonu da Anayurt Gazetesi yazarı Hasan Hüseyin Memiş’in ‘Diken’ isimli kitabından öğrenebilirsiniz. (Diken, Hükümet Sistemleri, Akasya Kitap, Mayıs-2007, Ankara) Prof. Dr. Oktay Sinanoğlu’nun AB sürecine ilişkin değerlendirmeleri ve Yılmaz Dikbaş’ın bu süreçte oynanan oyunlara dair kitaplarına bir göz atarsanız sanırım ‘oynanan oyun’ bütün boyutlarıyla ortaya çıkacaktır.MESELA!... 16 Şubat 1999 tarihinde terör ve tedhiş örgütü başı Abdullah Öcalan’ın, Kenya`nın Başkenti Nairobi`de derdest edilerek Türkiye`ye getirilmesini, 56. hükümet’in başı Bülent Ecevit’in ‘kahraman’ ilân edilişini ve akabinde 18 Nisan 1999’da erken Genel Seçime gidilmiş olmasını nasıl yorumlarsınız? Derken, hükümeti kurma görevinin 9. Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel tarafından DSP Genel Başkanı ‘milli kahraman’ Bülent Ecevit'e verilmesi!Böylece, Bülent Ecevit, başbakanlıktan istifa ettiği 1979 yılından 20 yıl sonra 5. kez Başbakanlık görevini üstlenmiş oldu. Ecevit, DSP, MHP ve ANAP ile 28 Mayıs 1999 günü (Mesut Yılmaz’ın ‘Milliyetçi Sol’ olarak tanımladığı) üçlü (17.) koalisyon hükümetini kurdu. Bu arada, MHP 21 yıl sonra hükümete girdi. 22 yıl aradan sonra il kez bağımsız adaylar (!?) (millet) vekili seçildi. Bunlar hep bir tesadüften mi ibaret acaba? yoksa sahnelenen oyunun bir parçası mı? Gelelim günün Davos meselesine!..
3.02.2009 günü grup toplantıları ve genel kurulda mesele çözüldü, suçlu moderatör!..
Zaten farklı bir durum olsaydı, Gazze’de soykırım yapan İsrail pilotlarının Konya’da (Bolu da telaffuz edilmekte?) eğitimine son verilir, yılan hikâyesine dönen 2000 yılı ‘M60 tank modernizasyonu’ yolsuzluğunun üstüne gidilir ve milletin kanını emen 37 temel sektör Yahudi şirketinin lisansları askıya alınırdı!. Bunların hiçbirisi olmadı. Üstelik 200 nokta atışı ile İsrail ateşkesi bozarak Hamas’ı suçladı. Ortada doğru dürüst bir ateşkes de kalmadı.
Peki, sırada ne var? Cevap: 29 Mart 2009 Yerel Seçimleri!...
Yani, AKP’nin parlatılması ve Recep Tayip Erdoğan’a “milli kahraman” rolü!..
(*) Siyaset Bilimci, Hukukçu, Araştırmacı-Yazar, 7. ve 9. dönem DP Genel Başkan Yardımcısı

 

 
 
 
 05

Bu sayının içindekiler bölümüne dönmek için tıklayınız

Bir önceki Sayfaya Gitmek İçin Tıklayınız!

Bir sonraki Sayfaya Gitmek için Tıklayınız!

Atilla ALPAY
Atilla ALPAY Hayat Hikayesi
 ATATÜRK LİSESİNDE YEŞİLAY HEYECANI
Yeşilay Haftası Kutlamalarının gerçekleştirildiği Çorum Atatürk Lisesi geçtiğimiz gün heyecanlı saatlere sahne  oldu.
İlimizde ilk defa ödüllü yarışmaların tertiplendiği ve birincilere kıymetli armağanların verildiği kutlama etkinliklerine gençler resim, kompozisyon, afiş, maket, bilgisayar sunumu ve şiir dallarında katılarak hüner ve yeteneklerini sergilediler.
Üç aydır devam eden çalışmalarının neticesinde ortaya koydukları eserlerinin jüri tarafından incelenmesi ve sergilenmesinin ardından geçtiğimiz gün okullarında tertiplenen Yeşilay Gün’ünde ödüllerini alan genç Yeşilaycılar; sigara ve alkol kullanmadıklarını, hayatları boyunca da kullanmayacaklarını belirterek Yeşilay davasına sadık kalacaklarına da söz verdiler.
Okul Müdürü Ahmet Güngör’ün yaptığı açılış konuşmasının ardından bir sinevizyon  sunumu  yaparak  Yeşilay  haftasının önemini anlatan Türkiye Yeşilay Derneği Çorum Şubesi Başkanı Attila Alpay bağımlılık yapan maddelere hiç başlamamış sağlıklı ve  tertemiz  nesiller  istediklerini  anlatarak özetle şunları  söyledi:
“İlimizde ilk defa böyle bir Yeşilay haftası kutlaması yapıyoruz. Senelerdir bütün eğitimcilerimize yalvardığımız halde kimse bizi ve Yeşilay haftasını önemsemedi. Aynı zamanda benim de eski okulum olan Çorum Atatürk Lisesinde böyle ciddi ve önemli bir çalışma yaptık. Bir kaç aydır hazırlıklar devam ediyor. Kırka yakın öğrencimiz bu hafta münasebetiyle ciddi eserler hazırladı. Onları geleceğin Yeşilay gönüllüsü gençleri olarak görüyor ve muhabbetle selamlıyoruz. Bu etkinliği tertipleyen okul müdürümüz Sayın Ahmet Güngör Beyefendiye ve Biyoloji öğretmeni Sn. Sebiha Küçüker’ e sonsuz şükranlarımızı sunuyor, Türkiye Yeşilay derneği ve şahsımız adına çok teşekkür ediyoruz.”
 
 

 

 06

Bu sayının içindekiler bölümüne dönmek için tıklayınız

Bir önceki Sayfaya Gitmek İçin Tıklayınız!

Bir sonraki Sayfaya Gitmek için Tıklayınız!

Üzeyir Lokman ÇAYCI
Üzeyir Lokman ÇAYCI Hayat Hikayesi
 
DÜNYA TEZGÂHINDA OYALANIRKEN GERİYE DÖNÜP BAKMAK GEÇMİYOR İÇİMİZDEN
Ellerin, ayakların ve kalplerin kontrolden çıktığı bir çağda, ne asa, ne Musa, ne de Kızıldeniz fark ediliyor!
Paranın, çıkarın, makamın ve nefsî arzuların insanları ve değerleri savurduğu bir dönemde ALLAH’I (C.C.) ve Peygâmberi (S.A.) sadece mübarek gecelerde veya günlerde anar olduk Gırtlaktan aşağıya inmeyen dini söylemlerin, iman gerçeklerinin, kendimizi aldatmaktan öteye gitmediğini görüyor ve gözlemliyoruz. Karnı tokların açları görmediği, zenginlerin din kisvesi altında gösterişe yeltendiği, adaletin, vicdanın kavrulduğu zamanımızda, hatalarını ve günahlarını hırslarla besleyen aldananlar topluluğunu desteklemek ya da beslemek yadırganmaz oldu.
Vatan, millet, toprak, bayrak, tarih gibi benzer değerler ve din aşağılanırken melekler hâlâ yerlerindeler. Peygamberimiz (S.A.) hâlâ bazı temiz yüreklere sevgisini belirtircesine ayağa kalkarak selam vermeyi sürdürmektedir.
Siyasetin kararttığı kalplere rağmen Kur’an-ı Kerim nurunu saçmaya devam etmektedir.
Kalp gözleri perdelenenler; nerede ve niçin bulunduklarını ya da düşünmesini bilmeyenler mezarlıklara, kendi çehrelerine, kaybettiklerine, tükettiklerine bakmayı da akıllarının uçlarından geçirmiyorlar. Onlar sadece kendilerini tatmin etme yolunda, bir yerlerde görünerek ya da kendilerine ait olamayanları birilerine vererek ALLAH’I aldatamayacaklarını bilmek zorundadırlar.
Haydi bir ömrünüze sığıştırdıklarınız gibi bir kelimeye sığıştırarak anlatın kendinizi!  Siz dinin ve hayatın neresindesiniz?

 

 
 
 
 07

Bu sayının içindekiler bölümüne dönmek için tıklayınız

Bir önceki Sayfaya Gitmek İçin Tıklayınız!

Bir sonraki Sayfaya Gitmek için Tıklayınız!

İsa KAYACAN
İsa KAYACAN Hayat Hikayesi
  12 AĞUSTOS 2009 ÇARŞAMBA ÇANAKKALE
Çanakkale adı, geçmişimizin aynası, geleceğimizin garantisi.
Çanakkale, tarihi zenginlikleri ve doğal yapısıyla dünyanın önemli şehirlerinden biri. Gelibolu yarımadası, Gökçeada, tarih kokuyorlar. Bayramiç, Bozcaada, Çanakkale’nin önemli yerleşim yerleri arasında sayılıyor.
Çanakkale’de çoğu dükkan ve kafe olarak kullanılan eski konutlar, daracık sokakların çevresinde yeralıyorlar. Çarşı Caddesi, Yalın han, Truva atı, Aynalı çarşı, Çay, Rum ve Yahudi mahalleleri, zafer meydanı, Fatih, Tıflı ve yalı camii, Havra, Cumhuriyet meydanı, Halk bahçesi, Kordon, saat kulesi, Fetvane sokak, Nedime hanım kız okulu Çanakkale şehir merkezinde önemlilikler olarak karşımıza çıkıyorlar.
Boğaz Komutanlığı Deniz Müzesinde Osmanlı dönemi silah ve askeri malzemeleri, 1. Dünya Savaş ve gereçleri, Nusrat Mayın Gemisinin bir maketi (bu gemi, Tarsus Belediyesince satın alınıp, onarılarak, kentin merkezinde sergileniyor) görülebiliyor, gezilebiliyor.
Çanakkale Savaşlarının, 1. Dünya Savaşı’nda İngiltere, Fransa ve Rusya’nın oluşturduğu itilaf devletlerinin Çanakkale Boğazını geçerek Osmanlı Devletini yenmek ve Rusya’ya destek yolu açmak için büyük bir donanmanın 03 Kasım 1914 tarihinde Çanakkale sahillerini bombardımana tutmasıyla başladığını biliyoruz.
8 ay 14 gün süren bu savaşlarda toplam 500 bin asker öldü. Yaralıların sayısı hiçbir zaman bilinemedi. Çok sayıda kayıp askerden bir daha haber alınamadı. Her savaş gibi, bu savaş da geride telafisi mümkün olmayan acılar bıraktı.
Çanakkale’nin; Ayvacık, Bayramiç, Biga, Bozcaada, Çan, Eceabat, Ezine, Gelibolu, Gökçeada, Lapseki, Yenice ilçeleri var. Buralarda değişik özellik ve güzellikler karşımıza çıkıyor. Çanakkale’deki 18 Mart Üniversitesi eğitim-öğretim alanında binlerce gencimizi yetiştiriyor.
Çanakkale’deki şehitliklerimiz ve bilinmesi, hatırlanması gerekenlerin sıralanışı:
- Çamtekke şehitliği, Büyük ve küçük Anafarta, Yusufçuk tepe anıtı,
- Mehmetçik park anıtı, Conk Bayırı Anıtı, M. Çavuş anıtı,
- 57. Alay şehitliği, Yzb. Mehmet şehitliği, Kemalyeri anıtı,
- Çamburnu şehitliği, Balkan şehitliği, Kilitbahir kalesi,
- Mecidiye şehitliği, Seyit Onbaşı şehitliği, Havuzlar şehitliği,
- Barbaros deniz şehitliği, Hastane bayırı şehitliği,
- Gözetleme tepe şehitliği, Şahindere şehitliği, Soğanlıdere şehitliği,
- Saygıyere anıtı, Alçıtepe garnizon şehitliği, İsimsiz topçu şehitliği,
- Nuri Yamut anıtı, Yahya Çavuş şehitliği, İlk şehitler anıtı, Şehitler abidesi,
- Kumtepe şehitliği, Kumkale Çakaltepe bataryası, Mesudiye şehitliği,
- Hasan Mevsuf şehitliği, Erenköy şehitliği, Yzb. Uçkun ve Tğm. Rıza şehitliği, Truva.
- 64 yıldan beri yolcularını güvenle taşıyan Alınteri feribotları.

 

 
 
  08

Bu sayının içindekiler bölümüne dönmek için tıklayınız

Bir önceki Sayfaya Gitmek İçin Tıklayınız!

Bir sonraki Sayfaya Gitmek için Tıklayınız!

Mustafa Nevruz SINACI
Mustafa Nevruz SINACI Hayat Hikayesi
ANKARA’DA TOPLU TAŞIM TRAJEDİSİ  VE SÖZDE HUKUK (!) REZALETİ
24 Aralık 2004 tarihinde (2004/35 sayılı) UKOME (Büyükşehir belediye başkanlığı ulaşım koordinasyon merkezi) Ankara içerisindeki dolmuş, otobüs, metro gibi toplu taşıma araçlarının yolcu taşıma ücretlerinin arttırılmasına karar verdi.
UKOME kararı EGO Genel Müdürlüğü İdari Encümeninin 28.12.2004 gün ve 2004/212 sayılı “uygun görmesi” ile toplu taşıma % 33 zam olarak 01 Ocak 2005 tarihinden itibaren yürürlüğe girdi.
Bunun üzerine, Turhan Çakar Başkanlığında faaliyet gösteren “Tüketici Hakları Derneği” belediye'nin toplu taşıma araçlarına, 2005 yılı başından geçerli olmak üzere yapmış olduğu zammın iptali için, Ankara 2. İdare Mahkemesine iptal davası açtı.
Dava beş sene sürdü.
Bu sürede uzun bir hukuk mücadelesi verildi. 2. İdare Mahkemesi, önce toplu taşıma ücretlerinin artış işleminin iptali talebini reddetti. Ardından bu kararın Tüketici Hakları Derneği tarafından temyizi üzerine karar Danıştay tarafından bozuldu. Bozma üzerine davayı yeniden gören mahkeme, 15 Ekim 2009 tarihinde son kararını vererek, 01 Ocak 2005 tarihinde uygulamaya konulan ulaşım zamlarını iptal etti. Tüketicilerden fazladan para alınmasına dur dedi ve Ankara Büyükşehir Belediyesini mahkum etti.''
Bu kararla 5 yıl boyunca, derdest olan davaya rağmen yapılan “haksız ve hukuka aykırı” artışların hukuki dayanağı ortadan kalktı. Toplu taşım ve ulaşımda 2004 yılı fiyatlarına dönüldü. Söz konusu mahkeme kararıyla, ''dünya başkentleri ve İstanbul hariç bütün Türkiye şehirleri arasında ulaşımın en pahalı olduğu Ankara'da yaşayan işsiz, öğrenci, memur-emekli ve yoksul halkın, mağduriyetine son verilmiş ve fiyatlar emsalleri düzeyine inmiş oldu.
06 Mart 2010 günü, konu hakkında bir açıklama yapan THD Başkanı Turhan Çakar, ''yıllardır Ankaralıya ulaşımda reva görülen haksızlık, hukuksuzluk, insafsızlık, derneğimizin tüketicilerle sabırla yürüttüğü, hukuk mücadelesiyle ortadan kaldırılmıştır” dedi. Ayrıca; Ankara 2. İdare Mahkemesinin kararının kesin hüküm teşkil ettiğini ve iptal edilen zamların, vilayet genelini kapsayıcı-düzenleyici bir işlem olduğundan, kararın ortaya çıkan sonuçlarından tüm Ankara halkının yararlanacağını bildirdi.
Yaptıkları hesaplamalara göre, yolcu başına 5 yıl boyunca ortalama olarak fazladan 2 bin lira alındığını iddia eden Çakar, tüm yolculardan 5 yıl boyunca fazladan alınan bedelin, ortalama 5,5 milyar lirayı bulduğunu savunarak; Tüketicilerin biletlerindeki ücret farkının iadesi için, belediyeye müracaat edebileceklerini söyleyen Çakar, ''olumsuz cevap almaları halinde, eski kartlarla birlikte Tüketici Sorunları Hakem Heyetlerine başvurabilirler veya belediye yönetimi aleyhine, İdare Mahkemesine dava açabilirler. Dernek olarak bu konuda her türlü hukuki desteği vermeye hazırız'' dedi.
Devamla; Belediye başkanı Melih’in ise, “söz konusu karar sonrasında belediyenin iflas edeceğini ileri sürerek, hedef saptırmaya çalıştığını iddia ederek, ''bu hukuksuzluğu başka bir kılıf altında biletlerdeki transfer hakkını kaldırmak gibi, başka bir hukuksuzlukla devam ettirmeye kimsenin gücü yetmeyecektir. Ankaralılar buna asla izin vermeyecektir'' diye konuştu. Bu arada basın açıklaması sırasında, Güvenpark'ın içinde yer alan minibüs durağında çalışan bir grup minibüs şoförü, basın açıklamasına tepki gösterdi. Minibüsçüler, ''Biz de ev geçindiriyoruz. Çok mu mutlu oldunuz. Siz 5 yıl önceki maaşınıza çalışır mısınız? Yağa, mazota ve benzine gelen zamları biliyor musunuz?'' sözleriyle karara ilişkin tepkilerini dile getirdiler. Minibüs şoförleri ile dernek üyeleri arasındaki sözlü münakaşanın artması üzerine, araya polisler girerek minibüs şoförlerini uzaklaştırdılar. Şoförler, karar öncesi 1,85 lira olan dolmuş otobüs ücretlerinin, kararın ardından 90 kuruşa indiğini belirtirken, bu fiyata ulaşım hizmetinin verilemeyeceğini savundular.
Kararı uygulama konusunda hukuki mecburiyetle karşı karşıya kalan Melih şöyle bir açıklama yapıyordu:
2. İdare Mahkemesi tarafından verilen bir karar. Davanın özetini okuyorum. “Ankara Büyükşehir Belediye Başkanlığı Ulaşım Kordinasyon Merkezi’nin gündem dışı teklifle görüştüğü Ankara içerisindeki dolmuş, otobüs, metro gibi toplu taşıma araçlarının yolcu taşıma ücretlerinin arttırılmasına ilişkin, 24.12.2004 tarih ve 2004/35 sayılı kararını onayan EGO Genel Müdürlüğü İdari Encümeninin 28.12.2004 gün ve 2004/212 sayılı kararını belirlenen şehir içi toplu taşıma fiyat tarifelerindeki artışın, fahiş olduğu, enflasyon oranlarının dikkate alınmadığı, hukuka ve mevzuata uyarlık bulunmadığı iddialarıyla iptali istenmektedir deniliyor" dedi.
Anılan tarihte, yani 31 Aralık 2004 gününde toplu taşım ücretleri 90 kuruş idi.
2004 yılı TÜFE enflâsyon oranı % 9.32 oldu. Buna rağmen toplu taşım ücretlerine % 33 zam yapıldı!... “Melih devamla: (IHA) Danıştay 2. ve 9. Dairenin verdiği mahkeme kararı ile pazartesi gününden (08 Mart 2010) itibaren Ankara’da toplu taşıma ücretlerinde tam biletin 90 kuruşa, öğrenci biletlerinin 60 kuruşa düşürüleceğini söyledi. Ankara Büyükşehir Belediye binasında basın toplantısı düzenleyen Gökçek, Danıştay’ın aldığı kararı ’kaos’ olarak niteledi. Gökçek, Tüketici Hakları Derneğinin açtığı dava ile toplu taşıma bilet fiyatlarının 6 yıl öncesine döneceğini ve Pazartesi’den itibaren Ankara’da ulaşım konusunda kaos yaşanacağını söyleyen Gökçek, otobüs ve metro hattında gecikmeli seferler düzenleyeceklerini bildirdi. Gökçek, yargı reformu konusunda fikir söylemlerinin erken olacağına işaret ederek idari mahkemelerin belediyeleri yönettiğini ifade etti. Gökçek, "İdari mahkemeler belediyeleri yönetiyor. Biz bir hata yaptıysak halk bize ders versin. Hukuk esnek olduğu için kişiye göre değişiyor" dedi.
İdare Mahkemesine, Tüketici Dernekleri Federasyonu’nun açtığı davayla ulaşım ücretlerine yapılan zamların iptalinin istendiğini ve 2’ye karşı 1 oyla davanın haklı bulunarak 2007 fiyatlarına dönülmesi yönünde karar çıktığını belirten Gökçek, "Ellimize ulaşan 2 mahkeme kararından 1’si bu" diye konuştu.
Bu davayı idari mahkemede kazandıklarını belirten Gökçek, "Tüketici Hakları Derneği bunu Danıştay’da yeniden temyiz etmiş. Danıştay, Tüketici Hakları Derneği’nin lehine davayı bozmuş ve idari mahkemede 15 Ekim 2009 tarihinde yani birinci aldığımız kararın yaklaşık 6 sene sonrasında iptal kararı vererek, bizim 2003 fiyatlarına dönmemiz için karar almış. İki tane mahkeme kararı var. UKOME her iki mahkeme kararının uygulanması için ve tatbik edilmesi için aşağıda karar verdi. Çünkü biliyorsunuz mahkeme kararlarını uygulamakta kanunen suç 3 yıla kadar hapsi gerektiriyor. Dolayısıyla biz de mahkeme kararlarını arzu ederek, benimseyerek, mantığımıza uygun bularak değil mecbur kaldığımız için uygulamak konumunda kaldık" ifadelerini kullandı. Daha sonra yeni bilet fiyatlarını açıklayan Gökçek, pazartesi gününden geçerli olmak üzere tam biletin 90 kuruş, indirimli (öğrenci) biletin ise 60 kuruş olduğunu duyurdu. Minibüslerde ise ulaşım ücretlerinin kısa mesafe için 90 kuruş uzun mesafe için 1 lira olduğunu belirterek, 1 saat içinde 50 kuruşa yapılan aktarmalı seyahatlerinde kaldırıldığını dile getirdi.”
Açıklandığı gibi 08 Mart Pazartesi günü Mahkeme kararının uygulanmasına başlandı.
Aynı gün TŞOF Danıştay’a başvurarak; UKOME kararını iptalini istedi.
Daha önce beş yılda çıkan karara mukabil bu defa üç günde karar çıktı. 11 Mart Perşembe günü dolmuşlar, 12 Mart’ta da otobüsler eski tarifeye döndü. Şimdi sorulur: Adalet bunun neresinde? Uygulanan hukuk orman hukuku mu?
NOT: Bu konu bitmez, dosya kapanmaz!... Yeri geldikçe gereği yapılacaktır.
E.POSTA        : gercek.demokrat@hotmail.com
WEB               : http://mustafanevruzsinaci.blogspot.com,
POSTA           : PK, 118 [ 06 442 ] Yenişehir/ANKARA
NOT               : Kaynak göstermek şartıyla yazılar yayına izinlidir.
 
 
 
 
 
 09

Bu sayının içindekiler bölümüne dönmek için tıklayınız

Bir önceki Sayfaya Gitmek İçin Tıklayınız!

Bir sonraki Sayfaya Gitmek için Tıklayınız!

Mahmut Selim GÜRSEL
Mahmut Selim GÜRSEL Hayat Hikayesi
 SESSİZLİK VE ZAMAN
            Bende önceki bir zaman diliminin tılsımlı havanın esmesi ile meydana gelen bir tutkunun yazılmasının zamanı gelmiş olduğunu anlamış gibiyim.
Birinci yılını doldurduğum memuriyet hayatımda bizleri bekleyen büyük tehlikelerin neler olduğunun bilinci ile zamanımı geçirmekte ve kendi planımın doğrultusunda hayatımın yönünü vermeye çalışmaktaydım.
            Her hafta gittiğim Çorum’a gelince her zamanki gibi anne ve babamın baskılarının olacağını biliyor, onları bir bahane ile yine atlatacağımın bilinci ile otobüsün Çorum’a girdiği anda saat 22’yi gösteriyordu gayet iyi hatırlıyorum.
            Çorum otobüs garajı o yıllarda Çorum’un dışı sayılacak bir alana yeni yapılmakta idi. Otobüsler garaja girmeyip saat kulesi civarında yolcularını indirme geleneğini halen sürdürmekte idiler. Her ne hikmetse o gün otobüs eski garajların bulunduğu yere gelmiş ve yolcuları burada indirmişti. Durakta bulunan tek taksiye işaret ettim. Geldi ve bindim. Şoför her nedense hareket etmekte acele etmiyordu. Ben alışkanlığım üzerine şoförün yanındaki koltuğa oturmuştum. Aynı otobüste birlikte Ankara’dan geldiğimiz benim yaşımda iki çiftte taksinin arka kısmına binmişlerdi. Taksici hayatından memnun bana dönerek:
            -Birader ne tarafa gideceğiz? Diye sordu. Ben:
            -Arkadaşları bırakalım, ben sonra inerim. Dedim. Fort taksi homurdanarak yerinden kalktı. Taksi şimdiki hükümet konağının bulunduğu bir yere doğru yol aldı ve vilayetin arkasında bir evin önünde durdu. İçindeki çift paralarını verip indiler. Taksinin çok yüksek bir fiyat talep ettiğini görünce inen çiftin erkek olanına:
            -Bir dakika bekler misiniz? Diye seslendim. Adam durdu taksiye geri döndü. Şoföre:
            -Arkadaştan fazla para aldınız. Aldığın o paranın dörtte üçünü geri ver dedim. Şoför de bizimle aynı yaşlarda olduğundan araçtan inenle beni, birbirini tanıyor diye düşünmüş olsa ki aldığı paranın dörtte üçünü geri verdi.  Adamcağız şükran sesleri çıkartırken ben şoföre:
            - Karakeçili Camiinin yanına gideceğim dedim. Albayrak sokağı aralığından taksiyi döndürerek ilk dönemeçte durdu. Levyeyi eline alarak:
            -İn bakalım yakışıklı. Sen benim nafakamı nasıl geri verdirirsin? Ben sizi birlikte sandım diye dayılandı. Ben gayet sakin:
            -Burası yeri değil. Bu saatte uyuyanları rahatsız etmeyelim. İstersen arabanı tenha bir yere çek. Diye tepki verince biraz duraksadı, araca bindi. Tir tir titremesi halen üzerinde idi. Ben istifimi bozmadan. Aşçıların orada ineceğim dedim. Taksi hareket etti yüz metre sonra durdu. Şoförün titremesi geçmiş, benim sakin halim onu korkutmuş ve ürkekleştirmişti. Araçtan indim. Şoför tarafına geçtim ve diğer yolcudan benim ikazım üzerine aldığı para kadar para uzattım.
            -Bak ahbap. Sen evli misin? Diye sordum. Şoför cevap verdi.
            -Evet. Üç çocuğum var. Diyince ben:
            -Haram para ile mi çocuklarını doyuruyorsun. Diye serteldim. Levyeyi kaptığı ile kapıyı açtığı bir oldu. İndiğine pişman olduğunu pantolonunu ıslattığından anlamıştım. Benim beylik tabancam saldırgan şoförüm burnuna dayanmıştı. Şoföre:
            -Hem haram kazanıyorsun, hem de adam mı dövmeye kalkıyorsun. Dedim. Cevap verecek mecali olmayan şoföre:
            -Dua et üç çocuğuna ve eşine. Seni karakola götürür, fahiş para alıyor, birde levye ile adam dövmeye yelteniyor diye içeri attırırdım. Bir daha böyle olmasın dedim. Şoför pelte gibi aracına bindi. Kontağı çevirmeye mecali kalmamıştı. Ben eve girdim.
            Aradan üç ay geçti, tesadüf Samsun arabası ile tekrar Çorum’a geldiğimde durakta bulunan tek araca el kaldırdım. Araç geldi. Yine aynı şofördü. Bana:
            Merhaba birader. Evinize müşteri geldikçe uğradım. Seni sordum. validen O Ankara’da çalışıyor dedi. Bir gün yine taksine biner oğlum dedi. İşte yine karşılaştık. Sana minnet ve teşekkür borcumu sunmak istiyorum. Senle karşılaştığımız güne kadar arabanın hiç eksiği, gediği bitmiyordu. Sen beni uyardın. Evlatlarına haram yedirme dedin. Senden sonra sabaha kadar durakta düşündüm. Sana hak verdim. Bir daha kimseden hak etmediğim ücreti istemedim. O adamla senin verdiğin para bir bereketlendi ki. Arabam o günden bu güne arızalanmadı. Hiçbir masrafta çıkmadı. Daha önce hiç olmadık masraflarla kazancımı bitiriyor bazen eve ekmek bile götüremiyordum. Dedi. Ben cevap veremedim. Beni eve bıraktı. Ücretini verdim.
            -Bereket versin birader. Dedi. Bende:
            -Bereketini bul dedim. Bir gerçek veya hikâye olarak okuyabilirsiniz.
12/04/2009 01,30 Çorum
 

 

 
 
 10

Bu sayının içindekiler bölümüne dönmek için tıklayınız

Bir önceki Sayfaya Gitmek İçin Tıklayınız!

Bir sonraki Sayfaya Gitmek için Tıklayınız!

Selma GÜRSEL
Selma GÜRSEL Hayat Hikayesi

BÖREK SU (SU BÖREĞİ)

MALZEMESİ: Bir orta tepsi için bir kilo un,beş yumurta,bir tutam tuz,bir su bardağı su
Çorum’un özel günlerinde yapılan bir börek çeşididir. Bayramlarda ve bilhassa Berat gecesinde su böreği yapılır.
Hazırlanışı: Bir kilo un,en az beş yumurta,bir tutam tuz,bir su bardağı su ilavesi ile katı olarak yoğrulur. Hamur yumurtadan biraz büyük olarak yumak tutulur. Yumaklar un serpilerek mantılık hamur kalınlığında açılır. Açılan yufkalar temiz bir bez üzerinde dinlendirilir. Bu arada büyük bir kazanda su kaynatılır. Kaynatılan suya yemek ayarında tuz katılır. Su devamlı ocağın üzerinde kaynar olmalıdır. Dinlendirilen yufkalar bu kaynar suda tek tek haşlanırlar. Haşlanan hamurlar ayrı bir kapta bulunan soğuk suya konularak buradan süzgece alınır. Suyu süzülen hamur yağlanmış tepsiye serilir. Her yufkada, yufkaların üzerine yağ sürüler. Beşinci veya altıncı yufkada peynir ve maydanoz yada kavrulmuş kıyma ve maydanozla  serilir ve içerisine bir adet çiğ yumurta kırılarak yufkanın etrafına dağıtılır. Bu karışımın üzerine beş veya altı yufka daha konularak,fırında orta ateşte pişirilir. Kare şeklinde özel börek makasıyla kesilerek servis yapılır. 
 

 
 
 
 
 11

Bu sayının içindekiler bölümüne dönmek için tıklayınız

Bir önceki Sayfaya Gitmek İçin Tıklayınız!

Bir sonraki Sayfaya Gitmek için Tıklayınız!

Özkan KARACA
Özkan KARACA Hayat Hikayesi

YÜREĞİMİN İSTASYONU
Cesetler geçiyor yüreğimin istasyonundan
Irak' tan, Filistin' den, Afganistan' dan
Ve nice karanlık örtüde kapanan diyarlardan
Kuyularının acı tadı ayırıyor yarlardan

Kanlı kemedle, terli kefenle boğulan
Şafakların remzi karabulutlara sorulan
Ruhunu sarsan acılarla yorulan
Tarih mirası olan arazileri çalınmış
Fasih özgürlüğü kubbelerinden yıkılmış
Hayatın elleri hüzünle nasırlanmış

Her geçen vagonlarda yüreğim titriyerek
Feryat eden gözlerin yağmurunu izliyerek
Uzaklığın kanlı deresine fırlattığım
Taşların derdini kalemime sordum

Göllerin duruluğundan alarak
Bir avuç su verdim
Çöllerin kuruluğundan alarak
Bir damla gözyaşı serdim
Kuyunun kanlı rengini
Alınlara düşen acı tenini
Yüreğimin istasyonuna kapattım

Kan pıhtısı dudaklarımda tek leke
Acı tanımı duygularımda kaba leke
Kafa kafesimde gördüğüm
Mazlum insanların boyunlarına
Kurşundan zincir çekilmiş
Mahkum günleri ile ayaklarına
Esaret prangaları vurulmuş

Toprak kan kokuyor
Bağrına aldığı cesetlerden
Taşlar yas tutuyor
Yarına saldığı avuçlardan

Mazlum insanlık gidenlerin ardında
Ruhunun izini sorguluyor
Günlerin sislerinde kapanmayacak
Zihin odasından çıkmayacak
Kalp adasından adımları batmayacak
Bir değil, bin insan yüzü...

Tankların ayininde kusulan bombalar
Namluların tayininde tükürülen kurşunlar
Adres sormayan, parmakları yormayan
Hain likler...
Duaları olmuş: Kin ve cinayet

 

 
 
 
 12

Bu sayının içindekiler bölümüne dönmek için tıklayınız

Bir önceki Sayfaya Gitmek İçin Tıklayınız!

Bir sonraki Sayfaya Gitmek için Tıklayınız!

Muhsin AKTAŞ
Muhsin AKTAŞ Hayat Hikayesi
DURDURUN ŞU ZALİMİ
Dimağ durdu bu akşam ciğerim kin kusuyor,
Zalim zulüm yapıyor kefereler susuyor,
Nice Mümin Müslüman koltuğunda pusuyor,
Yetti artık durdurun şu zalim Siyonist’i.
Büyük şeytan haince arkasında duruyor,
Katil şerefsiz hain acımadan vuruyor,
Bir milletin tüm soyu bombalarla kuruyor,
Yetti artık durdurun şu zalim Siyonist’i.
Küçücük yavrucaklar kurşunlarla ölüyor,
Arap şeyhi makamdan utanmadan gülüyor,
Vahşet demek bu işe inan hafif geliyor,
Yetti artık durdurun şu zalim Siyonist’i.
Dünya denen âlemde böylesi görülmedi,
Üç buçuk boz ayının defteri dürülmedi,
İnsanlığa bu kara boşuna sürülmedi,
Yetti artık durdurun şu zalim Siyonist’i.
Gece ayazı çöktü yüreğimin üstüne,
Kurt bürünmüş sinsice yavru kuzu postuna,
Bebek kurban gidiyor vicdansızın kastına,
Yetti artık durdurun şu zalim Siyonist’i.
Lokmalar boğazıma kurşun gibi dizildi,
Seyrettiğim her canda kalbim durdu ezildi.
Yirmi yedi aralık katliamla yazıldı,
Yetti artık durdurun şu zalim Siyonist’i.
Kalem kurşun olmaya yemin etti bu gece,
Katile isyan etti tüm kelime ve hece,
Filistin’de tütmüyor birçok hanede baca,
Yetti artık durdurun şu zalim Siyonist’i

 

 
 
 
 13

Bu sayının içindekiler bölümüne dönmek için tıklayınız

Bir önceki Sayfaya Gitmek İçin Tıklayınız!

Bir sonraki Sayfaya Gitmek için Tıklayınız!

Ayşe PASLANMAZ
Ayşe PASLANMAZ Hayat Hikayesi
ÜRGÜP
Tarihin büyüsü ondan sorulur,
Kapadokya’mızın kalbidir Ürgüp,
Onu bir kez gören candan vurulur,
Kapadokya’mızın kalbidir Ürgüp.
Dünyanın dilinde Ürgüp’ün ünü,
Bir bitmez efsane geçmişi dünü,
Gören mutlulukla kutlar o günü,
Kapadokya’mızın kalbidir Ürgüp.
Periler diyarı öyle şahane,
Göremeyen gözler olur virane,
Sayısız hayranları deli divane,
Kapadokya’mızın kalbidir Ürgüp.
Düşler diyarında gezilen o an,
Yıldızlar uçuşur pembe bir duman,
Rüyamı masal mı akıyor zaman,
Kapadokya’mızın kalbidir Ürgüp.
Peri bacaları saf saf dizilir,
Onlardaki heybet hemen sezilir,
Tarih kokan doğa zevkle gezilir,
Kapadokya’mızın kalbidir Ürgüp.
Dev coğrafyada, tarih yaşıyor,
Sanatsal yapıyı özgün taşıyor,
Ünü dünyaları aştı aşıyor,
Kapadokya’mızın kalbidir Ürgüp.
Peri kızı der ki ozanın dilinde,
Türküler dökülür sazın telinde,
Ummanlar kaybolur sevgi selinde,
Kapadokya’mızın kalbidir Ürgüp.

 

 
 
 
 14

Bu sayının içindekiler bölümüne dönmek için tıklayınız

Bir önceki Sayfaya Gitmek İçin Tıklayınız!

 
Mehmet KARADAĞ
Mehmet KARADAĞ Hayat Hikayesi
SÖMÜRÜYÜ İŞLEYEN YOK
Uyu uyu yat ta uyu
Sömürüyü işleyen yok
Yükselmişiz arpa boyu
Sömürüyü işleyen yok

Boşa çalar güzel sözler
Belli değil bahar,yazlar
Yola yola biter kazlar
Sömürüyü işleyen yok

Haber verir yazar,basın
Ekmek çalmış,heman asın
Derdin,adetin bitmez yaşın
Sömürüyü işleyen yok

Banka batar çala çala
Böyle didar sessiz kala
Fakir muhtaç ata,bala
Sömürüyü işleyen yok
Kimi baylar tohrak satar
Kimi baylar aç,aç yatar
Kimi baylar kanıp çatar
Sömürüyü işleyen yok

Villa kondu oldu dağlar
Sahip oldu ismi çağlar
Murat almış beylar ağlar
Sömürüyü işleyen yok

KARADAĞIM haller böyle
Söylesende doğru söyle
Aram açık bütün köyle
Sömürüyü işleyen yok
11,05,2005

YAZARLARIMIZIN HAYAT HİKAYELERİNE GİTMEK İÇİN TIKLAYARAK GİDİNİZ!

Bu sayının içindekiler bölümüne dönmek için tıklayınız

DİKKAT ; BU BİLGİLER TELİF ESERİ OLUP YAZARI VE YAYINEVİMDEN  İZİN ALINMADAN KULLANMAYINIZ!
YAPTIKLARIM YAPACAKLARIMIN GARANTİSİ ALTINDADIR!

1

Hazırlayan  Mahmut Selim GÜRSEL yazışma adresi  corumlu2000@gmail.com

 Hukuka, Yasalara, Telif  ve Kişilik Haklarına saygılı olmayı amaç edinmiştir.

1

Gizlilik şartları ve Telif Hakkı © 1998 Mahmut Selim GÜRSEL adına tüm hakları saklıdır. M.S.G. ÇORUM

BİLGİ PAYLAŞILDIKÇA KIYMETİ ARTAR!

137 SAYI 25  Temmuz  2010 SAYIYA Gitmek İçin Tıklayınız!