Gizlilik şartları ve Telif Hakkı © 1998 Mahmut Selim GÜRSEL adına tüm hakları saklıdır. M.S.G. ÇORUM

Hazırlayan  Mahmut Selim GÜRSEL yazışma adresi  corumlu2000@gmail.com

Aşağıdaki dizinler ile tıklayarak üye olmadan sayfalara girebilir ve inceleyebilirsiniz!

 
 
YAYINLANAN YAZILAR ÇORUM ANADOLU GAZETESİNDE YAYINLANMIŞ KÖŞE YAZILARIDIR. YAZILAR YAZARLARIN KENDİ FİKİRLERİDİR. KENDİLERİNİ BAĞLAR; SİTEMİZİ BAĞLAMAZ.
BU SAYFA Gürsel Yayınevi  İLE Çorum Anadolu Gazetesi arasında yapılan anlaşma gereği sizlerin görüşüne sunulmuştur.
KOPYALANIP ALMAK İÇİN SİTEMİZDEN,ÇORUM ANADOLU GAZETESİNDEN VE YAZARLARIN KENDİLERİNDEN İZİN ALINMASI GEREKMEKTEDİR. KÖŞE YAZILARI SAYFA SIRASINA GÖRE HAZIRLANMIŞTIR.

01/09/2004  20.Sayı
YAZILARIMIZ
DEĞİRMEN Halil GÜLEZ Dün... Bu gün... Yarın...AŞKIN ŞARKISI
SÜZGEÇ İhsan ASLAN GERÇEK KENDİN OLMAK

VURGU Fatma SEVİLMİŞ KEŞKE DİYEREK YAŞAMAMAK İÇİN

ÇORUMLU Mahmut Selim GÜRSEL BEKLETİLMEK (!)

 

 
 
 
 
 

 01

ÇORUM ANADOLU GAZETESİ KÖŞE YAZILARI BÖLÜMÜNE GİTMEK İÇİN TIKLAYINIZ!

KİTAP ismi  Sayfaya dönmek için tıklayınız

BİR SONRA Kİ Sayfaya dönmek için tıklayınız

 
Dün... Bu gün... Yarın...
Herkesin yaşamında bu üç sözcük mutlaka bulunur.
Kimileri, bu üç sözcüğü de doya, doya yaşarken, kimileri de, yaşamın en acımasız yönlerini tüm benliklerinde hissetmiştir.
Yaşamı zorlaştıran şeylerin başında ikili ilişkilerden doğan sorunlar ve ekonomik  sorunlar ilk sırayı alır.
İkili ilişkilerden kastım elbette evlilik.
Geçtiğimiz haftalarda yazdığım bir yazıda, kimi evliliklerin, “El Gördü” evliliği olduğunu belirtmiş, evliliği zorlaştıran nedenleri sıralamaya çalışmıştım.
Bu konuya yeniden dönmek istiyorum. Dönmek istememin amacı, kimi evliliklerin “el gördü”nün de dışına taşarak, çökme noktasına dayanmasıdır.
 
Evliliklere hazırlık bilindiği gibi iki şekilde yapılmaktadır.
Birincisi; Görücü Usulü,
İkincisi de ; Tanışarak.
Görücü Usulü ile evlenmelerde ben bu güne kadar şöyle ağız tadıyla mutluluk yaşayanını görmedim. Beni yanıltacaklara da saygım sonsuz.
Görücü Usulü ile evlenmelerde kararı evlenecek olanlar vermiyor. Onların evlenmelerine kesinlikle aile  bireyleri veriyor. Yani ortada aşktan filan da söz edilemez.
Aile bireylerinin kurduğu evliliklerde, yine aile bireyleri söz hakkı elde etmeyi tasarlıyor. Yani evlenecek olan insanların evlenmelerine nasıl karar veriyorlarsa, o evliliklerin devamında da kendilerini yetkili görebiliyorlar.
Bu durum da, birbirleriyle anlaşamayan çiftler, önce kendi kararlarını değil, aile büyüklerinin verebileceği kararı beklemek zorunda kalabiliyorlar. Aile büyüklerinin vereceği kararlarında bu güne kadar sağlıklı olanına ben tanık olmadım.
 
Evliliklerin daha sağlıklı yürütülebilmesi için, kültürel, sosyal ve ekonomik doyum önemlidir. Bu doyumun yaşanmadığı evliliklerin yürümeme riski oldukça yüksektir.
Evliliklerde kesin olan bir başka yan da, evlenecek olan insanların sosyal çevresi.
Bu günkü evliliklerin tümünün neredeyse, aynı sosyal çevreyi paylaşan insanlar tarafından gerçekleştirildiği görülüyor.
Örneğin, okul çevresi, mahalle çevresi, aynı köyde yaşamak, aynı iş yerinde çalışmak, aynı otobüste yolculuk yapmak, aynı uçakla yurt dışına gitmek, aynı düğün, aynı cenaze... Vs.
Böylesi evliliklerin daha sağlıklı olduğu iddia edilse de, insanların birbirlerini tanımamaları bu sağlıklı durumu sağlıksız ortama çevirebilmekte.
Hemen burada karşımıza çıkan en önemli sorun insanların birbirini tanıma sorunu.
Bu konu üzerine bu güne kadar sayısız yazı ve kitaplar yazıldı ama, bu güne kadar yine de tanıma sorununun önündeki engellerin kaldırıldığı söylenemez.
 
Bir adamın bir oğlu, bir de kızı var.
Adam oğlunu yetiştirirken başka bir insan, kızını yetiştirirken başka bir insan oluyor.
Oğlu için “Benim oğlum kızları peşinden koşturacak” gibi mantıksız laflarla başka bir insan yaratmaya çalışırken, kızı içinde “ benim kızım asla erkeklere bakmaz” gibi yine akıl dışı bir davranış biçimini üstlenebiliyor.
Düşünün ki, böyle iki ayrı kampa bölünmüş insanlar, ileri de  yine kendileri gibi yetiştirilmiş iki ayrı insanla bir ömrü paylaşmaya hazırlanacaklar.
 
Kendi çocukluğumdan biliyorum.
Aile büyükleri bir araya geldiklerinde, yanlarına sürekli erkek çocuklarını alır, onlarla daha yakından ilgilenirlerdi. Hatta bu durumu o kadar abartırlardı ki, erkek çocuklarına ne olmak istediği yolunda soru sorarken, o kız çocuklarının, nasıl da köşede büzülerek oturduklarını bizzat görüyordum.
Çünkü, çocukluğun verdiği bilinçsizlikle, zaman zaman kendi kız kardeşlerimizle bile, adam yerine konmadıkları  için dalga geçerdik.
Bu yalnızca benim yaşadığım çevreye has bir özellikte değil. Bu gün toplumun büyük bölümü bu manzarayı sergilemekten çekinmiyor.
 
Yazımın bir yerinde insanların birbirlerini tanıması gerektiğini söylemiştim.
İsterseniz biraz da bu tanımanın üzerinde duralım.
Evliliklere karar veren aile büyükleri, ileride kendilerinin yaşlılığı durumunda kendilerine hizmet edebilecek bir kadın tipini daha çok benimserler. Bu durumda da o insanların birbirlerini tanıması hiç ciddiye bile alınmaz.
Evlenmek isteyen insanların önce, beyinlerinde bu işi çözmeleri ve hazmetmeleri gerekiyor.
Beyinlerinde evlilik akdine imza koyacak insanlar, karşısındakinin nelerden hoşlandığını, nelerden nefret ettiğinin analizini iyi yapmaları, bunu yaptıktan sonra da o duruma göre kendi tavırlarında bazı düzenlemeler yapmaları gerekiyor.
Ancak bu durumda kurulacak evlilik müessesesinde sağlıklı iletişim ve ilerleme beklenebilir.
Maalesef bu gün özellikle kadınların evlilik hazırlığı yapmasına asla izin verilmiyor. Bu durumda da, özellikle kadınlar beyinlerinde evlilik müessesesine hazırlıksız olarak başlıyorlar.
 
Biliyoruz ki, özellikle son yıllarda boşanmalar çığ gibi artıyor. Bu artışın ana nedenleri üzerinde de çok az insan beyin jimnastiği yapabiliyor.
Boşanmaların yaşanmasının ardından, o evlilik için hiçbir olumlu çalışmanın ve çabanın içinde olmayan insanlar iki ellerinde iki kara hem kadına, hem  de erkeğe çalıp duruyorlar.
Bu kara çalmaların kime ne yararı varsa ?
Evliliklerin daha sağlıklı yürütülebilmesi için önce eş olacak insanların birbirlerini iyi tanımaları, ardından da sınırsız istekler gibi saçma bir yola başvurmaması evliliklerin yürütülmesi için en sağlıklı yöntem gibi görünüyor.
Bir kadının eşinden gücünün üstünde istek istemesi, o evliliğin devamı halinde de sevgiyi ve aşkı ortadan kaldırması kaçınılmazdır.
Unutulmamalı ki, her erkek severek evlendiği insanı gücünü zorlayarak mutlu etmek ister.
Kadının tüm bunları bile bile, erkeğe yaşamı dar etmesi, ilk başta kendisine zarar vereceğini unutmamalı.
 
 
AŞKIN ŞARKISI
 
Her şeyin marşı var.
Tütün ve pamuk işçisinin,
Hatta ilk okul izcisinin.
Yazılmış mıdır, aşkın marşı ?
Olur muydu içinde hüzün ve göz yaşı ?
 
Yazılsaydı neler söylenirdi ?
Çıkarcasına çarpan yüreğe,
 gözlerdeki acı kedere.
O doyumsuz özgürlüğüne,
bedenlerin çarpışmasına,
uçup giden hayallere,
Neler söylenirdi ?
 
Nasıl olurdu ?
Gülerken ağlamak,
 ağlarken sevinebilmek.
Nasıl olurdu ?
Aşkın şarkısını söylemeden ölmek !...
H.G

 

BU ÇALIŞMA TELİF ESERİDİR İZİN ALMADAN KULLANMAYINIZ!

BİR ÖNCEKİ Sayfaya dönmek için tıklayınız

BİR SONRA Kİ Sayfaya dönmek için tıklayınız

 02

ÇORUM ANADOLU GAZETESİ KÖŞE YAZILARI BÖLÜMÜNE GİTMEK İÇİN TIKLAYINIZ!

BİR ÖNCEKİ Sayfaya dönmek için tıklayınız

BİR SONRA Kİ Sayfaya dönmek için tıklayınız

GERÇEK KENDİN OLMAK

 
30 Ağustos Zafer Bayramı’nın 82. yılı kutlama programları çeşitli TV yayınındaydı. Öğrenciliğim ve öğretmenliğim dönemlerinde her yıl konuyu eni konu işlediğimiz halde yine gözlerim doldu. Yine tüylerim diken diken oldu. Sanki hiç eskimemiş, acılarıyla, heyecanlarıyla taptaze idi.
Düşündüm. Bu ülkenin toprakları kanla mı, suyla mı daha çok sulandı? Yurdun yoksul ve yorgunluğunun karşısında dev gibi çağın gerektirdiği teknolojileriyle donanımlı batı devletlerinin orduları. Anadolu bunlar için kolay yutulacak lokmaydı. Hatta aralarında paylaşılmıştı bile yurdumuz.
Ama hesap tutmadı. Atasının önderliğinde, yurt ve bağımsızlık sevdasıyla coşan ulusumuz işgalcileri çöp gibi süpürüp attılar ülkemizden.
Şimdi günün koşullarına göre düşünüyorum. Zafer bayramında çeşitli bombalama girişimleri hangi düşüncenin, hangi ihanetin utanmazlığıdır?
Kurtuluş savaşında; İngiliz himayesi, Amerikan mandası isteyen gaflet duygularının uzantısı mı?
Saltanat sevdalılarının her an beklediği arzularının gerçekleşmesi girişimleri mi? Bağımsız doğup, bağımsız yaşayan, bağımlılığın ne olduğunu bilmeyen mirasyedilerin ihaneti mi? Yurdun parçalanıp, peşkeş çekilmesini isteyen bölücü hainlerin fırsat değerlendirme çabaları mı?
Irak’ı düşünün. ABD, masum Irak halkını zulme mahkum etmek için Saddam’ı kendi yarattı. Kullanım dönemi bitince tedavülden kaldırmak gerekti.
Aynı Bin Ladin’i uluslararası terör yetiştirip, sonra başına bela olunca ortadan kaldırma bahanesiyle sırayla dünyayı işgale başlaması. Önce Taliban’ı yaratıp sonra Afganistan’ı işgal etmesi.
Irak halkının ABD’nin tuzağına düşerek kendine ihanet etmesini düşünüyorum. Sözde Saddam’dan kurtulmayı hesaplarken yurtlarını işgalde yardımcı olmalarını düşünüyorum. Geçmişte Vietnam bataklığına saplanmanın faturasını hala ödemekte olan ABD, şimdi Irak’ta çöl bataklığına saplandığını anlayınca çözümü çözümsüzlükte aramaya başladı. Küçük birader İngiltere ile Irak’ta dört etnik grupta dört Saddam yaratmakta. Sözde Özgürlük getireceği Irak’ta parçalanmayı sağladı. Irak halkını kardeş kavgasının içine soktu.
Ama yine de kurtulamayacak bu sefer yanlış hesap gerçekten Bağdat’tan dönecek. Dünyanın her yerinden tepki almaya başlayan Amerika ve İngiltere, Irak’ı ihale edecek taşeron aramaya başladı. Korkarım bu ihale bizim üstümüzde kalacak.
Irak halkının kendine ihanetinin faturasını çok acı bir şekilde ödediğini görüyoruz. Irak’ın toparlanıp birlik olması uzun yıllar alacağa benziyor. Ancak masum Irak halkı işbirlikcilerin ihanetinin cezasını hep birlikte çekiyorlar.
Hiçbir ihanet ve ihanetçi cezasız kalmaz. Tarih bu örneklerle doludur. Geç olabilir ama mutlaka ödenir ve ödetilir.
Irak halkının yaşamına seyirci kalmamızı da içime sindiremiyorum. İstanbul kadar nüfusu olan Yunanistan’daki protestodan Sam Amcanın dışişleri bakanı Yunanistan’ı ziyaretten vazgeçiyor. Bizim ülkemize günde üç kez gelse sanırım üç kez tören düzenlenir. Bu kadar duyarsızlığın hangi politik düşünceye ait olduğunu anlamadığım gibi, bu felaketi çağrıştıran davranışlara çanak tutan işbirlikçi ve aymazların itibar görmesini de anlamıyorum.
Yoksa felaketin felaket olduğunu ancak başımıza gelince mi anlayacağız. Ülke vatandaşı alma haklarını koruma çabaları unutulup, alt kimlik peşinde koşma, bir siyasi düşünceyi hakim kılma çabasına düşme ulusal felaketimiz olur.
Gerçi bu çabaların boşuna olduğunu defalarca kanıtladık. Buna rağmen maceraperestler, bir halt bilmedikleri halde bildiklerini sanan aymazlar, düştükleri tuzağın farkında oluncaya kadar çok bedel ödemiş ve ödetmişlerdir.
Güzel yurdumun en sade yurttaşından yöneticilerine kadar herkes sorumluluklarını bilmek zorundadır. Aksi halde kendi sonunu da hazırlamış olur. Afganistan ve Irak örneği yetmez mi?
 

 

BU ÇALIŞMA TELİF ESERİDİR İZİN ALMADAN KULLANMAYINIZ!

BİR ÖNCEKİ Sayfaya dönmek için tıklayınız

BİR SONRA Kİ Sayfaya dönmek için tıklayınız

 03

ÇORUM ANADOLU GAZETESİ KÖŞE YAZILARI BÖLÜMÜNE GİTMEK İÇİN TIKLAYINIZ!

BİR ÖNCEKİ Sayfaya dönmek için tıklayınız

BİR SONRA Kİ Sayfaya dönmek için tıklayınız

KEŞKE DİYEREK YAŞAMAMAK İÇİN

 
Bu hafta sizlere okulların açılmasına çok az bir zaman kalması nedeniyle, kız çocuklarını okutmayan,okutmak istemeyen ailelerin kızlarının yaşamlarında ve toplumsal yaşamda, nelere mal olabileceğini irdeleyeceğim.
Bu kız çocukları büyüyüp erişkin olduktan sonra, koca evini bir kurtuluş gibi gören yanlış düşüncelerinin sonucunda, çoğu kez çocuk yaşta evlenmeyi isteyip, çocuk anneler ordusunu genişletmektedirler.
Ya sonra, biliyorum ki bir çok kadın hem okuyamamanın ezikliğini hem de, erken evliliğin acısını yüreğinin derinliklerinde keşkelerle yaşıyor.
Bu gün, üretimden sayılmayıp da evde yapılan işlerin kadın için asli görev sayıldığı, ama öğrenmeye açık ve yetenekli bir çok kadın tanıyorum. Bu kadınlar kendilerini okutmayan aileleri konusun da hiç de minnettarlık duyguları beslememekteler. Az da olsa, kendi kabuğunu kırıp özel  çabalarla, kişisel gayretlerle,dışardan sınavlarla,bir yerlere gelmeye çalışmakta olanlarda var.
Erkek okurlarımız, benim ısrarla kadın konusunu işlememin altındaki asıl amacımın kadından yola  çıkarak erkekleri de eğitip büyüten, şekillendiren kadın ve annelere mesajlar vererek kadın ,erkek ve çocuk dünyasına küçük de olsa olumlu bir katkı sunmayı amaçladığımı bilmelerinin yararına inanıyorum.
Kadın, bilinçlendikçe ,güzelleşir güzelleştikçe etrafına güzellik ve sevginin ışıltısıyla ışıtır, aydınlatır. Bilinçli kadın aslında eğer donanımlı ve akıllıysa öncelikle kendi eşi için gurur kaynağıdır.
Akılsız, yeteneksiz,öğrenmeye kapalı,ilkel tavırlı ,eşine ömür törpüsü,mutsuzluk kaynağı olabilen eşler istiyor veya hala bu yapıda kişilerde ısrarlıysanız, kendi düşen ağlar ama samimi destek göremez diyorum.
Kendini gelişmelere kapatan ve bir şeyleri öğrenmeme konusunda ısrarlı olup da aynı zaman da bilen kadınları da hedef görüp, düşmanlık besleyebilen hemcinslerimiz konusundaki yorumu siz okurlara bırakıyorum.
Bu kadınların dünyanın gidişatı, iletişim,eşini doğru anlama ,algılama vb konularında bir gayretleri olmadığı
İçin, kendine sınırsız tüketim araçlarıyla mutlu edebilme yolunu seçmektedir. Son derece abartılı,özentili yaşadığımız gerçeğini kabul etmemiz gerekir diye düşünüyorum. Beyninin içini donatamayan insan doğaldır ki çok daha sıradan şeylerle mutlu olma yollarını deneyecektir.
Televizyon ve magazin haberleri bize ayağımıza uçsuz bucaksız,hayallerin kapısını aralamakta önceliklerimizi akılcı bir şekilde belirliyemezsek,sistemin bu tüketimi körükleme tuzağına kolayca düşebilmekteyiz .Son yıllarda sıkça yaşanılan kredi kartı hüsranları bir çok sorunlara neden olmaya devam etmektedir.
Ne yazık ki.......
Konuyu buraya neden taşıdım özellikle kadın bilinçli olursa geleceğin eşlerini yani erkek  çocuklarını yetiştiren
Annelere çok önemli görevler düşmektedir.                                                                 
Kadınların bir bölümü “biz eşyaların hizmetçisiyiz” diye hayıflanırken,bir türlü sade olabilmeyi başaramıyoruz.
Kocaman evlerde kocaman mobilyalarla ve onların temizliği ile başımız dertte.                                                      
Silip temizleyip üstelik, biz kullanmıyoruz misafire hazırlık olarak bırakıyoruz.                
Oysa ki,üzerinde dilediğimiz gibi oturup uzanmadığımız koltuk takımı bizim değildir.
Yine gümüşlük, vitrin dediğimiz camlı aynalı vitrinlere dizdiğimiz kristal bardaklar kadehler, kullanmadığımız                            
İçinden bir şey içmediğimiz için bizim değildir.
Üzerinde yürümediğimiz halı saf ipekten acem halısı olsa ne yazar.
Duvara astığımız tablo bize bir şey ifade etmiyorsa,bizim değildir.
Bu yazıdan sonra hepimiz düşünelim,evlerimizde ne kadar çok anlamsız ve gereksiz şeyler almışız. Tüm bunlar
Ne kadar özentili ve bilinçsiz yaşadığımızın göstergesi değil de nedir?
Tüm bu özentili, gereksiz tüketim ürünlerini abartılı eşyaları daha  çok üretmeyen, kazanmayan,sürekli isteyen üreten insanın, hangi şartlarda ve zorluklarda kazandığını düşünmeyen düşünmeyi aklının ucundan bile geçirmeyen tüketici insan modellerinin acilen düzeltilmesi gereken davranışları diye düşünüyorum.
Her gördüğünü isteyen, üretmeyen kadın modellerinden, bu toplum üreten kendi ürettiği içinde emeğinin değerini bilip gerçek ihtiyaçları doğru tespit edebilen anlamsız istekleri olmayan kadın modellerine ihtiyacımız var. Bunun yolu da  kız çocuklarımızı okutmaktan ve onları hayata karşı bilinçli ve donanımlı bir şekilde yetiştirmekten geçer
Aksi takdirde bugün, yaşadığımız örnekler hiç de iyi örnekler olmamakta.
Yeni eşyalar altın,akçe için eşini sürekli rahatsız edip,strese sokan tüketici modeller öyle çok ki etrafımızda Oysaki, ekmek artık aslanın ağzında değil,midesinden de daha aşağıya inmiş durumda.
Tabi tüm bu yazdıklarım bir avuç paralı insanlar için geçerli olmayabilir,özelliklede kolay para kazanma yolunu bulanlar için hiç de geçerli olmayabilir.
Artık toplumda her birey tüketim konusunu kendine göre irdelemeli kazanmadan sürekli tüketmek bizim toplumuzda adeta bir hastalık şeklinde yayılmış ve yaygınlaşmış ne yazık ki toplum olarak da bu olumsuz alışkanlıklarımızın bedelini de zaman, zaman ağır ödediğimiz halde son ekonomik krizden hemen her birey alması gereken dersi alamamış diye düşünmek çok da yanlış bir yaklaşım değil sanırım.Bütün sorunlar gelip bilinçli  birey bilinçli toplum olma noktasında birleşiyor.
Ne dersiniz.?

 

BU ÇALIŞMA TELİF ESERİDİR İZİN ALMADAN KULLANMAYINIZ!

BİR ÖNCEKİ Sayfaya dönmek için tıklayınız

BİR SONRA Kİ Sayfaya dönmek için tıklayınız

 04

ÇORUM ANADOLU GAZETESİ KÖŞE YAZILARI BÖLÜMÜNE GİTMEK İÇİN TIKLAYINIZ!

BİR ÖNCEKİ Sayfaya dönmek için tıklayınız

 
BEKLETİLMEK (!)
Her ne hikmetse ülkemize ait pekte hoş olmayan bir adetimiz var.
Bekletmek.
Buluşacağınız arkadaşınız sizi saatlerce bekletir,müdürünüz ve patronunuz saatlerce kapısında bekletir,borçlunuz vereceği üç kuruş için seni günlerce bekletir,konsere gidersin saatlerce sahneye çıkacak sanatçıyı beklersin,toplantıya gidersin konuşmacı gelmez;gelse hazırlığı tamam değildir kürsüde hazırlanıp konuşsun diye beklersin,bilgi verecekler derler bilgi vereni beklersin vb.
Bir zamanlar beklemekle ilgili namelerimizde vardı:
“Bekledim de gelmedin,
Göz yaşımı silmedin,
Hiç mi beni sevmedin…”
Geçen hafta Çarşamba günü için;bir arkadaşımız imimizin çiftçilerini bilgilendirecek bir toplantıya çiftçi olmadığım halde beni de bu toplantıya davet etti. Davete icabet ettim. Toplantının saat 14.000 olacağını tarafıma söylemişti. Ben saat 13.50’de toplantı salonuna gittim. Toplantı salonu saat 14.00 de hemen hemem doldu.  Dolmasına doldu da; konuşmacılardan bir tanesi bile gözükürlerde yoktu. Saat 14.20 den sonra birkaç kişi geldi,konuşma platformu düzenlenmeye başlandı,bilgisayardan slayt gösterisi ve bilgi verilmesi için tepegöz kurulmaya başladı saat 14.40 oldu daha hazırlıklar bitmedi. Yanımda oturan arkadaşa;ben gidiyorum diyerek kalktım ve toplantı salonunu terk ettim.
Şimdi benim gibi acaba hiç salonu sıkılıp da  terk eden oldu mu ? Sanmam ! Peki bu toplantıda bekleyenler umdukları bilgileri buldular mı (?)
Biz çok tepkisiz bir toplumuz. Tenkit etmeyi,itiraz etmeyi,yanlışları söylemeyi, doğruları övmeyi her nedense bilmiyoruz. Biliyoruz da yapmıyoruz derseniz size gülerim.
Bunları bilmesek de,bilsek de şunları ne zaman hep beraber öğreneceğiz ? :
Toplantılara vaktinde gitmeyi,
Toplantıyı  vaktinde yapmayı,
Konuşmalarımızı , randevularımızı takip etmeyi,
Beklememeyi ,
Bekletilmemeyi  NE ZAMAN ÖĞRENECEĞİZ ?
Bu gidişle öğrenemeyeceğiz.
Çünkü  bu bizimde işimize geliyor.
Aynı bu olumsuz işlemleri biz de yapıyoruz.
            Bence;Bekletilme,bekleme ve daha birçok erteleme işleri,geri kalmışlığın en güzel belirtileri.
Artık daha bu konular hakkında daha dikkatli olalım.
Toplantılarımızı zamanında yapalım. Toplantıya gelenlerinde başka işlerinin olduğunu düşünelim.
Nasıl olsa geldiler,bekleyiversinler düşüncemizi artık dağarcığımızdan atalım. Toplantı saatin geldiğinde kapıları kapatalım,toplantıya kim olursa olsun içeriye almayalım. Böyle yaparsak,toplantılar daha ciddi olur ve zamanında yapılır. Bekletilenlerin de tepkilerini ortaya koymaları gerekir. Gecikmeleri tenkit edelim,protesto edelim.
           

 

BU ÇALIŞMA TELİF ESERİDİR İZİN ALMADAN KULLANMAYINIZ!

BİR ÖNCEKİ Sayfaya dönmek için tıklayınız

 

SAYFA BAŞINA GİTMEK İÇİN TIKLAYINIZ

BİLGİ PAYLAŞILDIKÇA KIYMETİ ARTAR!

Hazırlayan  Mahmut Selim GÜRSEL yazışma adresi  corumlu2000@gmail.com

DİKKAT ! BU BİLGİ TELİF ESERİ OLUP YAZARI VE YAYINEVİMİZDEN  İZİN ALINMADAN KULLANILMAMALIDIR
 
Gizlilik şartları ve Telif Hakkı © 1998 Mahmut Selim GÜRSEL adına tüm hakları saklıdır. M.S.G. ÇORUM
 Hukuka, Yasalara, Telif  ve Kişilik Haklarına saygılı olmayı amaç edinmiştir.